Sen Alemde Ne Yapılıyorsa Neyi Görüyorsan Bil Ki Bu Gözle Göremediğin Mânâ Aleminin Maddî Aleme Taşması Ve Tezahürüdür

Sen-Alemde-Ne-Yapılıyorsa-Neyi-Görüyorsan-Bil-Ki-Bu-Gözle-Göremediğin-Mânâ-Aleminin-Maddî-Aleme-Taşması-Ve-Tezahürüdür

Hz. Pîr cevap veriyor: “Gözle görebildiğin sulh de, cenk de, övünülecek şeyler de, hâyâ ve utanmalar da aslında gözle görülemeyen hayâllerden doğmuştur. Bu gerçekleşen hadiseler evvelce hayâl şeklinde bulunmaktaydı.”

Sen ne zannediyorsun! O saltanatı besleyen, bu âlemin maddî sahasında senin gördüğün tüm fiillerin hepsi evvelce hayâldi. Sonra onlar birer birer vücûd buldu. Fezâlara çıkmak, çok zenginleşmek gibi gördüğümüz şeylerin altında başkalanna karşı üstünlük taslamak, bu âlemde ben muktedirim demek, herkesi sömürmek ve benliğini tatmin etmek yatıyorsa, etrafı îmar ediyormuş gibi gördüğün bu fiiller neticede sadece zulmü ve sıkıntıyı arttıracaktır. Efendim, insanların felahını istiyorlar da o yüzden çalışıyorlar. Peki, madem öyle niye milyonlarca insan aç? Niye ellerinde yer altı servetlerini bulunduran, madenlere sahip birçok devlet ve millet inim inim inlemekte? Niçin hastalıklar bu kadar arttı? Niçin tarihte görülmemiş vahşetler yaşandı ve yaşanmakta? İletişim ve ulaşım, insanların birbirini kolayca görmesi, tanışması ve böylece birbirini anlaması, rahat etmesi hayâliyle vücûda getirildiyse niçin insanlar bugün birbirini anlamamak hususunda eşi benzeri görülmemiş bir dönem yaşıyor? Uzaydan bakıp sahrada yürüyen adam görülüyor da, niçin metropollerde, büyük şehirlerde hâlâ insanlar burunlarının dibinde olduğu hâlde açlıktan ölüyor, uyuşturucuyla hayatlarını söndürüyor, nesiller sefil hâlde yaşıyor? Hissiyata önem vermeyin demek bile kendi kurdukları düzenin yıkılmasından korkmanın bir alâmeti olabilir mi acaba? Rûhunu ve rûhunun gıdasını fark eden bir toplum böyle zulümlere el pençe divan durabilir mi?

Baş tâcı edilmesi gereken serlevha bir yazı: “Hak kuvvette değil/ kuvvet haktadır.” Kuvvetli olmakla hakkı da elde ederim düşüncesiyle ortaya çıkan zulmün nasıl başladığına bakılmalı. Altında sefih hayallerin, mânâsız, boş garezlerin (niyetlerin, kasıtların) çöreklendiği hemen görülecek.

Kibir, şirk, hırs, şehvet, gadap (öfke), kizb (yalan), taklit, buğz, heva, heves, makam mevki sevgisi, riya (yani imaj için yaşamak)… Bu ifadelerin hepsi rûhî hastalıkların adıdır. Amma rûh ortada görülmez ki. O hastalıklar bedene taşınır, bedende durmaz ve muhakkak başkasına sirâyet eder. Hiçbir insan tek başına günah etme ve kendisiyle güzel amel işleme kudretine sahip değildir. Gerek hayır gerekse şer, muhakkak başka insana tesir eder. Sadece bedenden mi bulaşılır zannediliyor. Hayır, gözle göremediğimiz rûh başka bir rûhu tesiri altına alır. Aynı ilk bakışta göremediğimiz mikrobun bulaşıcı hastalık olarak bedenlere sirâyeti gibi. Binlerce insan bir mikroptan kırılır. Zâhirde baktığımızda mikrop denilen şey varla yok arasıdır. Habis (kötü, fena) olan böyle küçücük bir şey dahî yüz binlerce insanı etkiliyorsa çok büyük bir cevher olan rûh, nasıl başkalarına tesir etmez yahut bu tesirleri fark etmez.

Evet, insanlar hayâllerinin ve hislerinin peşinden koşarlar. Kimileri bu sefih (aşağılık, çirkin) duygularını örtmek için ilmi kendilerine siper ederler. Kimileri ise kendilerindeki ulvî duyguları ve zuhûr eden vâridâtı (Allah’ın kalpler indirdiği ilhamâtı) dışarıya fark ettirmemek adına ilmi örtü yaparlar. O azgın insanın ilmi ve bildikleri zehir gibi âleme yayılır. Kâmil insanların sahip oldukları ilim ve onlardaki fiiller ise nûr ve ahlâk olarak âlemi tutar.

Bu beyitler bize bu gerçekleri hatırlatır ve şöyle der: Ey sûretperest insan! Sen mânâyı inkâr ediyorsun amma o mânâsız zannettiğin insanların bile yaptıkları, bozulmuş ve içi boşaltılmış hastalıklı mânâsızlıklarmın ve rûhlarının eseri olarak karşında durmakta. Sen âlemde ne yapılıyorsa, neyi görüyorsan bil ki bu, gözle göremediğin mânâ âleminin maddî âleme taşması ve tezahürüdür. Madde, mânânın yoğunlaşmış şekline denir. Bir şeyin maddesini görüyor musun, beş duyu organınla kavrayabildin mi, ne kadar küçük olursa olsun o en küçük dediğin şeyin ardında bir mânâ âlemi bitişiktir ki devâsâ boyutlardadır.«’

Kaynak:

Fatih Çıtlak-Mesnevi Şerhi

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir