Hace Abdullah el-Ensari-el Herevi – Ey Derviş!

wi_500-191x300 Hace Abdullah el-Ensari-el Herevi - Ey Derviş!

 

Notlarım:

.. Ey yokluğumun varlığıyla yeksan olduğu İlâhi, beni kederden sevince ulaştır. Müflislik ve kimsesizlikte karar kıldım, Ey her şeyden müstesnâ ve yegâne olan Allahım, son nefesinde yetişsen bir müflisin imdadına yetiş n’olur…)


Sıradan insanlar, “…üd’uni estecib lekum… “…Bana dua edin ki ben de kabul edeyim…”’ kerimesinin latif mânâsına bakarak duânın gerçekleşmesini Hüdâ’nın icâbetine bağlı sanırlar. Halk içindeki havas ehli ise “…men yeşâ’u ve yehdi..« (Allah) dilediğini doğru yola iletir” latifesinin gönlü süsleyen asıl mânâsına itibar ederek duânın sadır olması için gereken icâbetin husule gelmesinin, Allah’ın kulunun fiilini rızâsına ve muhabbetine en uygun hâle getirdikten sonra gerçekleşeceğini bilir. Mahlükatın amellerinin tamamı ve gidişatının geneli |99| “Yallâhu halakakum ve mâ ta’melün * Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.” hükmünde bulurlar.


…Sâhibi olduğun tüm güzel isimlerin hürmetine ve feryadımızı duymaya muktedir olduğun sıfatının hürmetine (sen beni duy) Ya Rabbi… Ben haykırsam sanki dâvâcıymışım gibi olur, susup otursam mânâsız bir hâl hâsıl olur. Gülsem sanki şakrakmışım gibi olur, ağlasam riyâkârlık olur…)


(…Ey Derviş! Sabahleyin uyandığında aynaya bak! Güzelse yüzün, çirkin iş yapma; çirkinse yüzün, iki çirkin işi bir arada yapma.)


(Ya Rabbi insanların kalbine merhamet eyle! *# Herkesin derdine sabrınla devâ eyle * Ben kulun ne isteyeceğimi bilmem * Âlim olan sen en iyi olanı ihsan eyle)


(… Olabilecek şeyi iste O’ndan. O da ister O’ndan istemeni, Olmayacak bir şeyi isteme O’ndan ve kork O’ndan istememekten! Sen yürümemişsin bu yolda. Bu yüzden gösterilmedi hiçbir şey sana. Kim onun kapısını çaldı da kapısı açılmadı? Eğer âşinâ olsaydın Hâlik’a (fâni olana) itibar etmezdin halka…)

Ey Fakir! Varlık ve lütuf kazanma arzusundaysan eğer; evvelâ sonsuz hazineler bahşeden Allah’tan iste. Çünkü her nevi hazinelerin mâliki ve tüm mevcüdatın sâhibi olan Yüce Allah, arzu ve talep sâhiplerinin niyazından hoşnut olur. İlk olarak ihtiyaç sâhibi yoksul zavallılardan isteme. Zira onun perişan hâli senden beterdir. Onun için kendisine sığınır da yardım talebinde bulunup ricâcı olursun diye korkar.


Kulluk eden her bendenin azat olması gerekir. İnsanın kemali kulluktadır; izzeti tevâzu ve bağlılığındadır. İyi dost iyi işten daha iyi; kötü dost kötü yılandan daha kötüdür. İyi dost seni affa götürür, kötü dost seni şüpheye götürür. Kötü yük de seni imandan eder Allah korusun. Eğer iyi bir dostun varsa neşelen, yoksa iste.


Allah, bu dünyayı hicap mahalli kılıp birkaç hicabın nakşını yazmıştır. Muhakkikler demişlerdir ki: “Kendi varlığıyla kâim olmayan hiçbir şey, dâim olamaz; kendi vücuduyla sâbit olmayan hiçbir şey de hayat bulmaz. Dalgıç, kuru nehirde aramaz bir şey;çiftci toprağa ekmez tohum. Dünyanın nakışları, boyar gözü.Göz renge boyanınca gönül taş gibi katılaşır. Şüphesiz gönül arzularını riyâzetle uzaklaştırıp nefsi mücâhedeyle ortadan kaldıranlar, perdelerin arasında aradıklarını buldular, Ancak dalalet ve cehâlet ehli olanlar olmadıkları gibi göründüler. Hamamın nakşına âşık olup aldandılar, her şadırvan başına bir kement attılar. Baktığında onlardan ne tarikatten bir iz ne cefâdan bir pişmanlık ne de vefâ yolunda bir adım görürsün.


|YA Rab, senden kulluğu istiyorum * Pâdişahlığın bin kat artsın istiyorum* Herkes senin kapından bir muradını diliyor* Ben ise bu cihanda senden seni istiyorum)


İlâhi, sen öyle güçlü, kudretli bir yaradan öyle bilerek hükmeden ve her şeyi yerli yerine koyan hikmet sâhibi bir Cenâb-ı Haksın ki hilkat ve zuhurdan evvel izâfi yokluk hazinende bir sır olarak bulunan eşyâyı yoktan var edip gözle görülür şekilde varoluş aynasında (69) aksettirir ve “Leyse ke-mislihi şey’un * … O’nun benzeri hiçbir şey yoktur… ‘ ardi ve-lâ fi’s-semâi…* yeryüzünde ve gökyüzünde” hükmünce benzerlik kusurundan münezzeh ve benzeyişten berisin. Sorgulanamaz zâr-ı ilâhine teşbihde bulunan cehâlet puchânesindeki gafletin basiretsizliğine tutulmuş kör gafiller yine senin yarattığın, “…Ve mâ min dâbbetin fi’l-ardi illâ “alâllâhi rızkuhâ … *

İnceleyin:  Dünya ve Ahiret Hakkında

Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’ın üzerine olmasın!.” naatınca yine senin rızıklandırdığındır. Ya İlâhe’l-âlemin “…ve-hulika’l insânu da’ifâ(n) * …insan zayıf yaratılmıştır.” vukufunca fit rarım gereği ortaya çıkan ve hilkatimin dayanağı olan aslımın zayıflığıyla bana hitap ettin. Öyleyse zayıf olan kişinin amellerinin onun zayıflık mertebesince olmaması güçtür ve bu âcizliğin yaradılıştan tahakkuk etmesi, lütuf meclisinde mâzeret bildirirken kolayca izâhat vermeye imkân verir.


İlâhi, bizim gönül hazinemizin toprağına senin muhabbecinden hâsıl olan tohumluktan (50) gayrısını ekme. Bizim topraktan yaratılmış bedenimizin kabzına mübtelâ olan güçsüz kudretsiz ruhlarımıza lütuf ve merhametinle muâmele etmekten gayrısını revâ görme, Ve bizim kurak ekin tarlamıza rahmet yağmurlarını bahşedip belâ dolusunu yağdırma. Ey mârifet hâmisi olan yüce padişâh! Ehadiyetinin gerektirdiği itâat yöresinde kötü işlerin ifâsına kanaat ederek günah işleyip dâr’ül-emân ikliminin selâmet ve saâdetinden dehşet fermanının korkusuyla firar etmiştik. İnâyetinin befteresiyle! dâvet ettin.

Yaptıklarımız yüzünden havf ü haşyet içinde ve yarın Arasat Meydanı’nda husule gelecek bu taş ve sütundan dehşet ü vahşetin pençesindeydik. Umuma gani olan *… lâ taknetü min rahmetillâh (rahmetillâhi) … *… Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin…” sofrasının kenarına oturtup “…(A)llâhe yağfiru-zzunübe cemi’â(an)… *… Allah dilerse bütün günahları bağışlar…”? ile nimetini esirgemeyerek bu keder ve mahrümiyet çölünün açlarına yüce ziyâfetini bahşettin. İlâhi Ya Rabbi başlarımızda utancın tozu, gönlümüzde hasret derdi ve yüzümüzde utanç ve mahcübiyetimizden solgunluk vardır. Sana dostluk etmedikse, düşmanlık da etmedik Ya Rabbi! Türlü türlü cürüm ve hatâ ile kabahader işleyerek nefsimizi helâk kuyusuna arıp ne ettiysek kendimize ettik.


|… O’nun sevgisiyle yükselmeyen her dağ çöldür. O’nun deryâsından olmayan her (bir katre) su, topyekün kandır. Ebü Maşşer Belhi (r.a.) şöyle der: Bana altı şey vâciptir; bunlardan ikisi dile, ikisi kalbe, ikisi bedenedir. Allah’ı zikretmek ve hoş konuşmak dile vâciptir. Allah’ın emrini yüceltmek ve halka şefkat göstermek kalbe vâciptir. Allah’a tâat ve halkı incitmemek bedene vâciptir…|


Tövbe dilde, tespih elde gönülse günahın şevkiyle dolu. Günahlar dahi istiğfarımızdan sebep bize gülerler)


Duyulmamış ve görülmemişi konuşma, İnsanları övmede de yermede de aşırıya kaçma, Kulağınla duyduğun şeye karşı şuurlu ol; doğruyu söyle ve ayıp arama, Yalan gibi gözüken doğruyu söyleme, Her ne kadar sana zararı dokunacak olsa da cevap vermede aceleci davranma; sözü doğruluktan saptırma, Sormadılarsa konuşma; çağırmadılarsa gitme. Alınmayacak şeyi satma, Bağışla ki bağışlasınlar. Kendinden bahsetme, Musibetin hevesin sonunda olduğunu bil. Koydugun şeyi geri alma. Yapılmamışı yapılmış sayma. Gönlü, şeytanın oyuncağı yapma. Kendine revâ görmediğini başkalarına da reva görme!


(…İlâhi! Ebâ Bekir ve Ömer’in bağışlanması nasıl iştir? Rahmetin her şeyi kapsamazsa bana ne miktardadır? Su üzerinde bir ot parçası da olsan havadaki bir sineğin kanadı da olsan; insan olmak için gönül kazan. Zâhirde Ka’be, su ve kilden inşâ edildi; batında Ka’be, can ve gönülden inşâ edildi. O (Ka’be) tuğladan (yapılmış) Ka’bedir; bu Ka’be sırların Ka’besidir. O Ka’be insanların tavafı için (yapılmış), bu Ka’be ise Hâlik’ın nazarının tavaf mahalidir. O Ka’be’nin mimarı İbrahim Hâlil’dir, bu Kabe’nin mimarı Rabb-i Celil’dir. Onda Merve ve Safâ vardır, bunda mürüvvet ve vefâ vardır.Orası sıfatın yeri, burası zât-i tecelli yeridir…

İnceleyin:  Camiye Gitmek İçin Atılan İlk Adım

Her alçağa esen rüzgâr gibi hevesli olma; her çalı çırpıya sıçrayan ateş gibi yanıp tutuşma. Her soysuza temas eden su gibi her yöne akıp durma. Toprak ol ki liyâkat sâhibiyle bir arada bulunup kaynaşasın.


|…Dünyayı görmüş geçirmiş bir sohbet arkadaşıyla laf dalaşına girme. Cebreden, üstün ve ezici sultandan çekin ve onun azıcık iltifatını dahi çok gör. Affedilmeye lâyık olan kimseden affını esirgeme. Kötülerle ağız birliği etme. Eğer mecaİin varsa sadakayla defet belâyı. Akıllı kişilerle gör işini. Güngörmüş yaşlılara hürmet et. İlim ve meslek öğrenmeyi ayıp görme. Yaptığını göründüğün gibi yap. Kimseye iftira arma. Sözü iyice düşünmeden söyleme ki gücenmesinler sana. Her iki dünyanın faydasını, bilenlerin sohbetinde bil. Ayıplananı uğursuz bil, Malın tümünü ikbal, verilmemiş harcı da talihsizlik ve vebal bil. Kendini bütün âlemden aşağı gör. Boş konuşmayı bütün fitnelerin başı bil. Dost gibi görünen düşmanı, dost bilme. Mutlak zenginliği kanaatte bil, Fesada rızâ göstermeyi cümle günahların başı bil.


Derdini derman olabilecek kimselere söyle. Derdini seni teselli edebilecek ilâcı elinde olan kimseye aç. Sırrını kadınlara söyleme. Hastaya, ahmağa, sarhoşa nasihat eyleme. İş ne kadar ehemmiyetsiz olursa olsun, işin erbabı olmayanlara buyurma. Dürüstlüğün gerektirdiği bir ameldir düşüncesiyle dostlarının ayıplarını etrafa duyurma. Bir kimsenin hânesine vardığında, nefsinin dizginlerini eline alarak gözbebeklerine seyretme küstahlığının ruhsatını verme. İçinde bulunduğun zamanın insanlarını iyice ölçüp biçerek sınamadıkça dostluk bağlarıyla bağlanma; “Min cerrabe’İ-mucarrebü hüllet bihi’n-nedâmetü * Kim denenmişi denediyse pişman olacak.” ? damgasıyla pişman olarak dağlanma.


|…Görmekle tanınmaz. Tanıdığın miktarca görürsün aslında. Bekâyı arıyorsan, bulursun fenâda. Bâki olanı arıyorsan, Yüce Allah’tır. Kurtulursan kendi benliğinden, ulaşırsın Allah’a. Fazlaca özür dilemek mürüvvetsizlik, özrü kabul etmemek fütüvvetsizliktir… |


|… Eğer girmek istersen, kapı açıktır sana, Girmezsen de yoktur Hakk’ın ihtiyacı sana. Muhabbet çaldı kapıyı, mihnet seslendi içerden. Aşka daldırdım elimi, ne olacaksa olsun, Yokluk âlemi güzel şeydir. Nerede durursan dur, kimsin diyecek yoktur…)


|…Beklemek tâkat gerektirir, yok ki tâkatimiz. Sabır ferâgat gerektirir, yok ki ferâgatimiz. Haramdır kulluk etmek Allah’tan başkasına. Kul ol sen O’na, köle olsun bütün âlem sana. Zamanın cevrinden ölmüş birini görürsen, ben oyum işte. Deryâların arasında bir susuz görürsen, ben oyum işte…|


Bulunduğun yerde haddini bilmezlik ve edepsizlik yapma. Her halde Müteâli Allah’ın hazır ve bilcümle ahvaline nazır oldugunu bil “Er-ricâlu kavvâmüne ala’n-nisâi … * Erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler…”hükmünü bozup işi gücü kervan yolu kesmek olan kadınları erkekler üzerine üstün ve hâkimiyeti altında kendisine tâbi olunan olmasını talep etme. Çağın tıyneti kötü alçak, aşağılık tabiatlı fırsatçı âdetleriyle huylanıp utanılacak âdi hareketlere alışmaktan sakın. Ahde vefâ göster. Fırsatı ganimet bil.

Muhammed Ali

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir