Saadet Cenâb-ı Hakk’ın Vereceği Bir Unsurdur

Kişi çoğu zaman elde edemeyeceği heves peşinde koşar, hiçbir zaman kendisinin elinde olmayan saadeti arar. Saadeti eliyle edindiği nimetlerde zanneder. Mal, mülk, eş, çocuk, ilim, araba, ev, aklınıza gelebilecek her şey Cenâb-ı Hakk’ın vereceği ve Hakk’ın elinde olan saadetin tezahür ettiği birer unsurdur. Yani mal ve mülkün bizzat kendisi saadet değildir. Saadete vesile olabilecek nimetlerden ibârettir. Hak celle ve âlâ bu nimetlere saadetini yüklemişse sahiplerine o saat mutluluk erişir. Amma saadetini bu nimetlerine vermediyse kişinin sadece yükü ve hamallığı kalır. Hatta huzursuzluğu da artabilir. Adam konaklarda oturur, malı mülkü vardır, içi daralır, sıkılır; bir diğeri kıt kanaat geçinir, aç karnına dolaşır fakat mes’uddur. Gönlü rahattır. Kafasını yastığa koyduğunda ipek kumaşlar üzerinde, kuş tüyü yataklarda yatıyormuşçasına derin bir uyku çeker. Çalışırken o kişinin sırtından akan ter, içi sıkıntıdan, kasvetten bunalmış olan kişinin üzerine sürdüğü parfümden çok daha fazla keyif verir.

İnsan devamlı olarak emelleri ve elemleri arasında çalkalanıp durur. Bugün hoşumuza giden şey yarın hiç istemediğimiz bir şey oluverir. İstediğimiz bir şey olsa şartlar değişmiştir ve o istenilen gözümüzden düşmüştür. O ânki hâlimize göre işimize yaramaz. Bu hâliyle insan hakîkaten gülünecek bir durumdadır. Hırsıyla elde edemeyeceği şeylere kapılan ve ben yaparım, ben ederim sevdasında olup da bunıın içir tedbirler alana takdiri gülermiş. Eskilerin tâbiriyle ‘Takdîr tedbire, ecel de emellere gülermiş”

Kaynak:

Fatih Çıtlak-Mesnevi Şerhi

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir