İnsan Nefsini Büyütür Ancak Yaratanın Hikmeti Onu Hayrete Düşürmez

Allah’ın lütûf ve keremine, sonra kudret ve hikmetine dikkatle bak ki rabbanî huzurun acaiplikleri seni hayrete ve dehşete düşürsün!O kimsenin durumuna hayret etmek gerekir ki güzel bir hattı (yazıyı) veya güzel bir nakışı bir duvar üzerinde gördüğünde, onu güzel kabul eder. Bütün himmetini nakkaş (nakışçı) ve hattat hakkında düşünmeye sarf eder: ‘Acaba bunu nasıl nakşetmiş, nasıl […]

Daha fazla oku
Fatiha Suresi 2.Ayeti Olan ”Er Rahmanir Rahim” Üzerine

Er-Rahmân ismi de, er-Rahîm ismi de Allah’ı rahmetiyle tarif eder ve sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olarak tanı­tır. Bakılsa, er-Rahmân da Allah’ı ‘sonsuz rahmet ve merha­met sahibi’ olarak bildirir, er-Rahîm de. Ama alemlerin Rabbi’ olan Allah’ı sonsuz rahmetiyle tanıtan bu iki isim arasında bir nüans vardır. O nüans nedir peki? Bir açıdan bakılırsa, ikisi de […]

Daha fazla oku
Sen Alemde Ne Yapılıyorsa Neyi Görüyorsan Bil Ki Bu Gözle Göremediğin Mânâ Aleminin Maddî Aleme Taşması Ve Tezahürüdür

Hz. Pîr cevap veriyor: “Gözle görebildiğin sulh de, cenk de, övünülecek şeyler de, hâyâ ve utanmalar da aslında gözle görülemeyen hayâllerden doğmuştur. Bu gerçekleşen hadiseler evvelce hayâl şeklinde bulunmaktaydı.” Sen ne zannediyorsun! O saltanatı besleyen, bu âlemin maddî sahasında senin gördüğün tüm fiillerin hepsi evvelce hayâldi. Sonra onlar birer birer vücûd buldu. Fezâlara çıkmak, çok […]

Daha fazla oku
Saadet Cenâb-ı Hakk’ın Vereceği Bir Unsurdur

Kişi çoğu zaman elde edemeyeceği heves peşinde koşar, hiçbir zaman kendisinin elinde olmayan saadeti arar. Saadeti eliyle edindiği nimetlerde zanneder. Mal, mülk, eş, çocuk, ilim, araba, ev, aklınıza gelebilecek her şey Cenâb-ı Hakk’ın vereceği ve Hakk’ın elinde olan saadetin tezahür ettiği birer unsurdur. Yani mal ve mülkün bizzat kendisi saadet değildir. Saadete vesile olabilecek nimetlerden […]

Daha fazla oku
Kalp Ne Hissederse Akıl Onu Uygular

İnsanlar hislerinin, duygu olarak meylettikleri şeylerin esiridir. Akıl bu hislerin hayata yansımasını ve nasıl tatbik  edileceğini organize etmekle kalbe yahut hislere tâbidir. Şayet kalp nifak,fesat, heva ve heves, gazap, hırs, yani bir şer odağı haline gelmiş ise onun hizmetinde olan akıl da yalan, riya, hırsızlık,aldatma ve benzeri nice kabahatleri işlemek için kolları sıvar; böylesi bir […]

Daha fazla oku
Efendimiz Teşrif Etmeseydi Ne Kur’ân’ın Ne Esmâ-i İlahînin Ne İnsanın Kadrinin Bilmek Mümkün Olmayacaktı

Kıyameti sonuç yahut ferdî mesûliyetimizin uzandığı en ‘son uç’ olarak düşünürsek, mademki kıyâmette cümle peygamberler ve ümmetleri dahi Hz. Muhammed ümmetinde cem olup hepsi orada buluşacaklar, o halde bu âlemin başlangıç sebebi olarak Efendimiz’in nurunu kabul etmekte ne gibi bir tuhaflık var? Rahman, en önce Kur’ân’ı öğretti. Kime öğretti? İşte o tâlim ilk yaratılıştaki, taayyündeki […]

Daha fazla oku
Bilmeyi Menzil Kabul Etmeden Bulmaya Yönelmek

İnsanı insan yapan derdidir azizim, insanın derecesini,derdinin derecesi belirler. Derdi ve tasası süflî emelleri ve umdukları alçak ve adi olanların aziz insan olması,kamil sıfatlara bürünmesi hayallerden bile öte hayaldir.Biz derdimizi ne zaman kaybettik? Ne zaman bu kadar alçakça dertlere,basit fikirlere gömülü kaldık? Bir kaç kuruşa sattığımız hayatımız ne zaman bu kadar daralıp küçüldü de artık […]

Daha fazla oku
İnşâallah Demek

Gaflet insanı Allah’ı zikretmekten alıkoyar. İnşâallah bu gafletten gerçekten kurtuluş niyetiyle zikredilmelidir. Gaflet hâlinde inşâallah demenin hiçbir faydası olmadığı gibi, Allah Teâlâ ile istihza hükmüne geleceğinden kişiye zararı olur. “Benim kalbim hiçbir zaman Allah’tan gâfil değildir, inşâallah demesem de olur.” sözüne binâen de, hiç Allah’tan gâfil olmadığı halde Resûlullah(sas)’a dahî inşâallah demesi emrolunduysa senin de […]

Daha fazla oku
Tekbiçimleştirme

Şunu ısrarla belirtmeliyiz ki, niceliksel karakterli olan her şey, gerek Allah-insan münasebetlerinde, gerekse insanlar arası ilişkilerde, da­ima ayırır, parçalar; birleştirmez! Çünkü maddeden kaynaklanan her şey, değişik formlar altında bile görünse, Mutlak olanla sürekli bir zıtlaşma doğurur. Sadece dünya boyutluluktan beslenen Niceliğin hakimiyet araç­ları olan tekbiçime indirgeme ile, fertleri, aralarında ru­ha dönük münasebetler bulunmayan basit birimlere […]

Daha fazla oku
Bediüzzaman ve Risâle-i Nur’u anlamak-2

1923 yılında Van’a giden Bediüzzaman, burada, Erek Dağı’nda has talebeleriyle inziva ve uzlete çekilir. 1924’te yeni Ankara hükümetinin Hilâfeti kaldırmakla başlattığı reformlar, Tevhid-i Tedrisat kanunu ile medreselerin kapatılması, Tekke ve Zaviye kanunu ile dergâhların kapatılması ile devam eder. 1925’teki Şeyh Said Hadisesi üzerine çıkarılan Takrir-i Sükun kanunu, ülkenin üzerine kara bulutlar gibi çöker. 1926 başında […]

Daha fazla oku