Tasavvuf
“İşi Kolay Kılmak”12 Ekim 2026
Arif
16:58 - 24 Aralık 2018
Buruc/14:O, çok bağışlayan ve çok sevendir. “O” inkârına tevbe edeni ve îman edeni “çok bağışlayan” ayrıca küfür günahından başka diğer günahlarına tevbe edeni ve dilerse tevbe etmeyeni de çok bağışlayan “ve” kendisine itâat etmeyi seveni veya tevbe edeni “çok sevendir.” Nitekim aynı mânâ bir başka âyet-i kerimede şu şekilde ifâde olunuyor: “Şunu iyi bilinki, Allah […]
Arif
15:51 - 22 Aralık 2018
0 Yorumlar
Yrd.Doç.Dr.Recep Orhan Özel* / Amasya Üniversitesi,İlahiyat Fakültesi * Öz Kur’ân-ı Kerim iman, ibadet ve ahlak gibi konuların yanında kamu hayatını düzenleyici hükümler içeren bir kitaptır. Modern düşünce ile beraber muamelata ilişkin hükümlerin bağlayıcılığı tartışma konusu yapılmıştır. Bu noktada söz konusu hükümlerin kendi tarihi şartları içinde geçerli olduğunu öne süren tarihselci düşünce ortaya çıkmıştır. Geleneksel fakat […]
Arif
12:43 - 22 Aralık 2018
0 Yorumlar
Allah Rasûlü (s.a.) Mi’râc gecesi semâya yükseltildiği zaman semâvâtın melekûtunu ve oradaki meleklerin ibâdetlerini bütün incelikleriyle müşâhede etti. Onların değişik ibâdetlerini görüp beğenerek imrendi. Bu ibâdetlerin benzerlerinin ümmeti için de olmasını diledi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, beş vakit namazda bütün meleklerin ibâdetlerini cem etti. Çünkü bu meleklerden bâzısı kıyâmda, bâzısı rükûda, bâzısı secdede idi. Bâzısı […]
Arif
12:38 - 22 Aralık 2018
0 Yorumlar
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir” (Şürâ, 42/11). Hak Teâlâ en vurgulu bir şekilde kendisinin benzeri bulunmadığını bildirmiştir. Çünkü benzerinin benzeri bile bulunmadığını ifâde etmektedir (âyetteki “ke-mislihî” O’nun benzerinin benzeri demektir). Bununla benzerinin bulunmadığını (vurgulu olarak) belirtmeyi kastetmiştir. Yani mademki O’nun “benzerinin benzeri” yoktur, 0 hâlde “benzerinin” olması hiç mümkün değildir. Bu durumda […]
Arif
12:34 - 22 Aralık 2018
0 Yorumlar
Kudret ve irade, Allah’ın zâtına zâid sıfatlardandır. Kudret, âlemin yaratılmanın ve bu yaratıma işinin terk edilmesinin sahih olmasından ibârettir (Allah yaratmaya da yaratmamaya da gücü yetendir). O hâlde yaratmak ve yaratmamaktan hiç birisi Allah’ın zâtı için lâzım değildir. Bütün mezheplerin mensupları bu konuda hemfikirdirler. Ancak filozoflar diyorlar ki, mevcut nizâm gereğince Allah’ın âlemi yaratması zân […]
Arif
12:32 - 22 Aralık 2018
0 Yorumlar
Hak Teâlâ’nın fiil ve sıfatı da zâtı gibi tektir ve asla çok olmaz. Yani, Allah’ın zâtı birbirinden ayrı bir çok iş ile irtibat kurduğu gibi, O’nun Fıil ve sıfatı da irtibat kurar. Çünkü bunlar hâriçte zâtın aynısıdır. O hâlde, tıpkı zâtın birçok şey ile irtibât kurması sebebiyle bir çok zâtın görünmesi gibi, Allah’ın sıfat ve […]
Arif
12:14 - 22 Aralık 2018
0 Yorumlar
Cenâb-ı Hak ezelden ebede kadar tek kelâm ile konuşandır. O kelâm bölünmez ve parçalanmaz. Süküt ve konuşmama durumu, Hak Teâlâ hakkında imkânsızdır. Hak Teâlâ üzerine zaman geçmeyeceğine göre, mademki ezelden ebede kadar olan süre tek bir ândır, o bir ânda tek ve kapsamlı bir söz (konuşma) meydana gelmiştir. Ve o söz, bağlı bulunduğu şeylerin sayısınca […]
Arif
12:11 - 22 Aralık 2018
0 Yorumlar
Allah Teâlâ zâtı ile mevcuttur, vücüd (var olma sıfatı) ile değil. Diğer varlıklar ise böyle değildir, onlar vücüd ile mevcutturlar. Binaenaleyh, Hak Teâlâ var olma konusunda Vücüda muhtaç değildir ki, gayrıya ihtiyacı olmasın diye “Onun vücüdu zâtının aynısıdır, zâid değildir” desinler. Böyle olursa vücüdun zât ile aynı olduğunu ispat konusunda birçok delillere ihtiyacımız olur ve […]
Arif
17:33 - 19 Aralık 2018
0 Yorumlar
Besmele, hamd ve salat u selamdan sonra.. Olacağı buydu.. Evvela olanca kifayetsizliklerine, cahilliklerine, idraksizliklerine, şaşkınlıklarına ve sapkınlıklarına rağmen yeni ortaya çıkan meseleler için içtihat etme davasıyla meydana atıldılar. Ancak, zamanla hemen hiçbir alakası bulunmayan ve devrinde hakiki erbabı tarafından yapılıp biten ve yerleşen içtihatları alt üst ettiler.. Kimselere satılmayan ve satılık olmayan Rabbani İslam âlimlerinin […]
Arif
17:24 - 19 Aralık 2018
2 Yorumlar
Anlatıldığına göre Emevî halîfesi Süleymân b. Abdülmelik, Mekke’ye giderken Medîne’ye uğradı. Burada birkaç gün kaldı. Yanındakilere ashâbdan birini görmüş olan bir kimsenin bulunup bulunmadığını sordu. “Evet, Ebû Hâzım ashâb-ı kirâm’a yetişmiştir” denildi. Bunun üzerine birini gönderip onu huzûruna çağırttı. Ebû Hâzım,yanına gelince aralarında şu sohbet cereyan etti. Süleymân b. Abdülmelik dedi ki: – “Yâ Ebâ […]

1 Yorum