Manevi Gıda ”Akıl”

İnsan maddî gıdasının iyisine, kötüsüne nasıl dikkat ederse, ma­nevi gıdası demek olan fikir bilgilerinin sağlam ve bozuk olanına da öylece dikkat etmelidir. Aldıklarını, bulduklarını midelerine dolduran oburlar sonunda oburluk hastalığıyla hasta, ve bunun da neticesi olarak nasıl dayanılmaz acılara duçar olurlarsa, her gör­düklerini ve her işittiklerini, kıtık yastık doldurur gibi kafalarına dolduranlar da sonunda o […]

Daha fazla oku
Lika ve Ru’yetin Hakikati

Evet, biz ruhun varlığını ve onun bir cevher olduğunu hususî ve takribi delillerle ispat etmiştik. Bu husustaki hususî delili şöyle açıklayabiliriz: Malumdur ki ruhun zâtı zâtından ayrılmaz. Allah’ın yarattığı bir varlık bu özelliğe sahip olduğuna göre, herşeyin kendi­siyle varlığa kavuştuğu Allah’ın zâtınınzâtından ayrılması düşünü­lebilir mi? Muhakkak ki zâtı hakikat cihetiyle her sabit mtttefiktir, birdir ve […]

Daha fazla oku
İnsan ve Marifet

Marifetler farklı olup, derece derecedir. Herkes Allah’ı aynı de­recede ve aynı kuvvette bilemez. O halde tecelli de farklı farklıdır. . Marifete nisbetle tecellînin farkı; tohuma nisbetle bitkinin farklı oluşuna benzer. Şüphesiz tohumun az veya çok oluşuna, kuvvetlililiğine zayıflığına, iyi veya kötü oluşuna göre mahsul de az veya çok, kuvvetli veya zayıf, iyi ya da kötü […]

Daha fazla oku
Ruhun Bedenden Ayrıldıktan Sonrası

Ruh bedenden ayrıldıktan son­ra: Eğer dünyada bir hak veya bir bâtıl kesbetmemiş ise kurtu­lanlardandır. O, ne azap görür, ne de nimetlere garkolur. Sâbîler ve deliler bu gruptandır. Eğer vehmi, fasit ve hakka zıt olan inançlara saplanmış, ay­rıca şeriate muhalif ameller işlemiş ise o, elem verici bir azabın içindedir. Eğer yakinî delillere istinad etmemekle birlikte hak […]

Daha fazla oku
Hakiki Saadet

Hakikî saadet, ancak ruhun amelî yö­nünün ıslahı ile mümkündür. Nitekim: “Kelime-i tayyîbe ancak O’na yükselir, âmel-i salih onu ref eder” buyurulmuştur. Şimdi bir açıklama yapmak istiyor ve diyoruz ki: Ahlâk öyle bir melekedir ki, onunla ruhtan, endişe ve düşüncesiz bir şekilde fiiller kolaylıkla sadır olur. Mahmud olan ahlâk, mezmum olan iki taraf (ifrat ve tefrit) […]

Daha fazla oku
Kalbin Bedendeki Durumunun Misallerle İzahı

Birinci Misal: İnsan ruhunun bedendeki misâli valinin şehirdeki misâline ben­zer. Çünkü beden ruhun hem memleketi, hem âlemi, hem ka­rargâhı, hem de şehridir. Bedenin kuvvetleri ve azalan ise sa­natkârlar ve işçiler mesabesindedir. Kuvve-i akliyye-i müfekkire ruh için nasihat eden bir müşteşâr, akıllı bir vezir gibidir. Şehvet, şehre yemek taşıyan kötü bir köleye benzer. Gazab ve hamiyet […]

Daha fazla oku
Nefsin Allaha Yakınlığı Ne ile Olur ?

Nefs fıtraten ilimlere istidadlı olarak yaratılmış­tır. Onda ilimler tedricen hasıl olur. O halde, nefsin, fikir ve hayal güçlerini kullanarak o kuvvetlerden faydalanması gerekir. İbadetlerin nefsi tenvir etmesi, masiyetlerin de karartması hu­susuna gelince; nefsin, saadeti ve cevherinin kemâli, yüzünü hakka yöneltip, hislerinden yüz çevirmesine ve Allah’ın mukaddes yolun­da dâim olmasına bağlıdır. Onu bu yoldan men eden […]

Daha fazla oku
Şecaat,İffet ve Adalet

Şecaat Şecâat itidal üzere olursa atılganlık ve çekingenlik yerli yerinde meydana gelir. İşte Övülen ve güzel ahlâk budur. “Kafirlere karşı şiddetli, birbirine karşı merhametlidirler.’’âyetiyle anlatılmak is­tenilen bu hakikattir. Şiddet ve merhamet her yerde ve her zaman iyi değildir. Bilakis iyi ve güzel olan, aklın ve şeriatın ölçülerine uygun olandır. Bir kişi kendini kritik ettiğinde kendisinin […]

Daha fazla oku
Tahayyul Kuvveti ve Şehvet Kuvveti

Tahayyul Kuvveti ….Enbiyanın hayali mahsusattan makulata ait mânâları görür. Meselâ Peygamberimizin (s.a.v.), Allah yolunda cihad ederken elle­ri kesilmiş bir şahsın yanlarında iki kanat oluştuğunu, o kimsenin bu kanatlarla cennete uçtuğunu görmesi; yine Allah yolunda öldü­rülmüş bir şahsın diri ve ayakta olduğunu, rahat ve huzur içinde Allah-u Tealâ’nın fazlıyla verdiklerinden rızıklanmakta olduğunu görmesi bu şekildedir. Aynı şekilde […]

Daha fazla oku
İslam’ın En Büyük Düşmanı:Pozitivizm

Pozitivist felsefeye göre; bir laboratuvar tecrübesinde duyu organları tarafından müşâhede edilemeyen hiçbir şeyin hakîkati yoktur. Dolayısıyla hakîkat, sadece laboratuvar tecrübesiyle ispatlanabilen ve beş duyu ile kontrol edilebilen keyfiyetlere mahsustur. İslâm ise beş duyunun idrakten âciz kaldığı “gayb”a da îmânı emrettiğinden, onun en büyük hasmı pozitivist felsefelerdir. Dînin mücerred hakîkatlerini reddeden bütün materyalist felsefelerin görüşleri “pozitivizm”e […]

Daha fazla oku