İslam
İnsan Kalbinin Özellikleri10 Haziran 2026
Arif
17:51 - 13 Haziran 2015
Hakîkat-i Muhammediyye anlayışının Hıristiyan mistisizminden alındığını iddia etmek ise doğrusu çok zorlama bir yaklaşımdır… Hakikatle bağdaşmayan bir tutumdur. Çünkü Hıristiyan mistisizmi Hz. Mesih üzerine yoğunlaşır. İslam’da ise tasavvufun etrafında döndüğü merkez ve mihver, Allah Gelle ve A’lâ’ya teveccühtür. Evet Rasûlullâh (s.a.v)’in büyük, şerefli ve kâmil bir makamı vardır ancak 0 (s.a.v), merkez ya da mihver değildir. […]
Arif
00:08 - 11 Haziran 2015
0 Yorumlar
Sûfîler, anlatabildikleri kadarıyla, tecelliyatın kendisinden neş’et ettiği yani Hakk’ın umûr-ı dünyeviyyeye yönelik kısmı olan o Logos’a “Muhammedi Hakikat” demişlerdir. Hakîkat-i Muham- mediyye kavramı bedenlenmiş, Mekke’de doğmuş, Medine de vefat etmiş, Abdullah’ın oğlu, Âmine’den doğma Hazret-i Muhammed dediğimiz o şahs-ı mücessemin hakikatidir. Bu hakikat yaratılmamış olması hasebiyle, zaman zaman Hazret-i Muhammed le hakîkat-i Muhammediyye arasında anlatımda […]
Arif
00:03 - 11 Haziran 2015
1 Yorum
Allah’ın isimlerini zikretmek yani saymak suretiyle o isimlerin ruhaniyeti, manası kişiye gelmeye, aksetmeye ve üzerinde hakimiyet kurmaya başlar. Bir müddet sonra o kişinin artık sırf dili değil, bütün azalan zikretmeye, o ismi söylemeye devam eder. Buna giden yol önce dil ile yani lisanı hareket ettirmek suretiyle olur. Lisanı hareket ettirmek, “Allah, Allah…”, “Lâ ilâhe illâllah, […]
Arif
15:36 - 10 Haziran 2015
0 Yorumlar
Bir hadis-i kudsîde “Kullarımdan bazısına fakirlik layık olur, eğer ona zenginlik versem hâli bozulur; bazı kullarıma da zenginlik layık olur, eğer onu fakır kılsam hâli bozulur” buyrulmuştur. Bu hadis yukarıda adı geçenlerin hepsini içine alır. Herkesin istidat ve kabiliyetine gerektirirse ona göre muamele olunur. Mesela Zeyd’in tavır ve fiilleri Amr’ın tavır ve fillerinden iyi ve […]
Arif
15:31 - 10 Haziran 2015
0 Yorumlar
Ey arif! Hakikatta malûmun olsun ki, Âdemoğullarından pek çok kimseler farazi ve sahte (mevhum ve masnu’) bir İlaha taparlar ve daima da tapmaktadırlar. Çünkü her şahıs kendi fikir ve hayalinde bir şey tasavvur eder. O tasavvur ettiği şeye İlah diye inanıp ona tapar. Herkesin tasavvur ettiği şey onun farazi ve sahte İlahı olur. Bütün insanlar […]
Arif
15:28 - 10 Haziran 2015
0 Yorumlar
Nebiler ve velîlerden yardım ve şefaat istemek (istimdâd ve istisfâ) Hakk’ın iradesiyle olabilir. Allah’ın iradesiyle ilgili olmadıkça bir kimseye yardım ve şefaat edemezler. Zamanımızda böcekler gibi olan insanlar o ılâhî emir ile amel etmeyip yasaklardan kaçınmayarak çeşitli haram ve münkerleri işlerken falan makamı ziyaret, filan makamın mevlidi için masraflar ve falan yerde zikr edilir diye […]
Arif
15:15 - 10 Haziran 2015
0 Yorumlar
Ey arif! Allah’ın hükmü, kazası ve kaderi vardır. Bunların her biri başka başkadır, yani zıt isimlerdir, eşanlamlı isimler değildir. Hakk’ın ezelî ilmi O’nun hükmüdür. Bildiği şeyleri ortaya çıkarmak O’nun kazasıdır. Ve o şeyleri var ettikten sonra birden yaratıp zahire çıkarması O’nun kudret ve kaderidir. Her şey O’nun kaza ve kaderiyledir. Bu âlemde ne olursa O’nun […]
Arif
14:46 - 10 Haziran 2015
0 Yorumlar
Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz TASAVVUFUN GENELİYLE İLGİLİ SORULAR – Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır? – Bu sorunun tasavvuf konusundaki belirsizlikleri gidermek amacıyla sorulduğu anlaşılmaktadır. Bugün tasavvuf konusunda sapla saman birbirine karıştığı, şeyhlerin sahtesi ile gerçeği yaygın bir biçimde her yanda bulunduğu için bunları birbirinden tefrik etmek zordur. Bunların doğrularını tanımak için […]
Arif
14:31 - 10 Haziran 2015
0 Yorumlar
Tasavvuf bütünüyle cehd ve emekten ibarettir. Ona vurdumduymazlık ve tembellik karıştırmayın. Ruzbârî İnsan ile “İslam” arasına giren engellerin kaldırılarak, fertlerin fıtrî yapı ve yaratılışlarına en uygun nizama kavuşturulması cihad; insan ile “ihsan” arasındaki maniaların bertaraf edilerek, müminlerin kâmil bir iman ile şuurlu bir hayat yaşamalarını temin etmek de “tasavvuf”tur. Bunlar Cenab-ı Hakk’ın cihad emr-i celilinin […]
Arif
16:29 - 4 Haziran 2015
0 Yorumlar
Gerçek zühd ahiret ve uhrevi amel ve değerlerin maddi ve dünyevi menfaat, haz ve işlerden daha önemli ve değerli tutulması esasına dayanır. Kısaca zühd daima ahireti dünyaya, maneviyatı maddiyata tercih etmektir. Bu anlamda zühd dünyanın ve maddiyatın tamamen ve kökten red ve terk edilmesi mânâsına gelmez. Bu şekilde tanımlanan zühd (ascetism) bütün dinlerde, ahlâk sistemlerinde […]

0 Yorumlar