Düşünce Yazıları
Ali Sait Sadıkoğlu – Düşüncenin Kıyameti 2...25 Mart 2026
Arif
14:32 - 29 Ekim 2015
Burada Heidegger’in romantik bir teknoloji karşıtlığı yaptığını düşünenler olabilir. Teknolojinin yarattığı sanal mutlulukları eleştirmek bir kolaycılık gibi görünebilir. Fakat Heidegger’in yapmak istediği başka bir şey. Bunu iki başlık altında ele alabiliriz. Birincisi, teknolojinin artık kontrol edilemez bir olgu haline geldiği ve hayatımızın her alanına girdiği gerçeğidir. Bunu kabul ve itiraf etmek, teknolojinin tabiatı hakkında sağlıklı […]
Arif
14:29 - 29 Ekim 2015
0 Yorumlar
Bir başka şekilde söyleyelim: “Düşünüyorum, o halde varım” dediğimizde aslında bir totoloji yapmış oluyoruz. Çünkü “düşünüyorum” dediğimiz anda, zaten düşünen, yani düşünebilmek için önce varolmak zorunda olan bir özneden bahsediyoruz. Descartes’ın ‘cogito’sunun hatası, kendini varolmaktan çok düşünen bir varlık olarak görmesiydi. Daha doğrusu, kendini önce düşünen, sonra varolan bir özne olarak algılamasıydı. Bu tavır, düşünen […]
Arif
14:26 - 29 Ekim 2015
0 Yorumlar
Mevlana akla karşı mıydı? Bunu cevaplandırmadan önce, sorunun ihtiva ettiği çelişkiye işaret etmek gerekir. Bir insanın akla karşı olması ne demektir? Aklını ve dilini kullanan bir insanın akla külliyen karşı olması mümkün müdür? Mevlana aklı aşk vadisinde çamura saplanmış bir merkebe benzetirken de şüphesiz aklını kullanmaktadır. Ama bu sonuca, daha büyük bir atıf çerçevesinden hareketle […]
Arif
14:22 - 29 Ekim 2015
0 Yorumlar
*’ Türkiye’nin anlamlı bir kültür stratejisi geliştirebilmesi için iki saplantıdan kurtulması gerekiyor. Bunlardan birincisi Türkiye’nin kendini “modem dünyanın hasta adamı” olarak görmesi. Bu yaygın anlayışa göre Anadolu insanının birey, toplum ve evren anlayışı, adalete dayalı, özgürlükçü ve medeni bir yaşam biçiminin inşasına imkan vermiyor. Türkiye insanı ne yaparsa yapsın Tarihin gerisinde kalmak zorunda. Oysa tarihsel gecikmişlik […]
Arif
14:17 - 29 Ekim 2015
0 Yorumlar
Türkiye’nin kültürel daralması sadece modern mimariye, şehirciliğe yahut müziğe geçtiği (ya da geçmeye çalıştığı) için değil, öncelikle kültür üretebilen bir millet olma vasfını yitirdiği için sancılı bir süreç olmaya devam ediyor. Bireysel özgünlük ve otonomiyle kolektif norm ve kabiliyetlerin buluştuğu yer olan kültür, bir geleneğe bağlı kalarak yaratıcı olma imkanını sunar bize. Kültür üretebilen bir […]
Arif
14:13 - 29 Ekim 2015
0 Yorumlar
Bu durum, bize çoğulculuk tartışmalarının siyasi bağlamı hakkında önemli ipuçları veriyor. Çoğulculuğun sınırları sadece “uzaktaki öteki”ler üzerinden çizilmiyor. Ulus-devletin yaptığı birey, vatandaş, kültür, kimlik tanımları en az diğer unsurlar kadar belirleyici bir niteliğe sahip. Bu tanımların hiçbiri tarihin boşluğunda ve siyasetin uzağında ortaya çıkmıyor. Çağdaş çoğulculuk söylemleri, ulus-devletin kendini koruma altına alma güdüsünün bir sonucu […]
Arif
16:38 - 24 Ekim 2015
0 Yorumlar
Fakat aynı hassasiyet neden İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda gösterilmiyor? Avrupa’da yükselişe geçen İslamofobi bu tehlikeli gidişin somut tezahürlerinden biri. Ve sorun kültürel hassasiyet ve empati eksikliğinden ibaret değil. Daha derinlerde yaşanan bir kırılma ve çatışma var. Aslında Batı dünyası, İslam’ın tarih sahnesine çıktığı 7. yüzyıldan bu yana İslamiyette ve Müslüman kültüründe kendisinde olmayan […]
Arif
16:34 - 24 Ekim 2015
0 Yorumlar
…Bu noktaların ışığında, “meşru savaş” olarak cihatla “kutsal savaş” olarak cihat arasında bir ayırım yapmak zorundayız.Bu da bizi üçüncü noktaya getirir. Meşru savaş bir toplumun saldırı ve zorbalığa karşı kendini savunma hakkını gösterir ve tabiatı gereği savunmaya yöneliktir. Buna karşılık “kutsal savaş” diğer herkesi ya zor kullanarak, ya silahlı mücadeleyle ya toprağını genişleterek ya da […]
Arif
16:23 - 24 Ekim 2015
0 Yorumlar
Üstelik, barış söylemini sosyal çatışmaya ve onun önlenmesine tevdi etmek, müşterek ve toplumsal barışın olmazsa olmazı olan bireyi ihmal etme riskini taşır. İslam’da sosyal müşterekçiliğe karşı “manevi bireyciliğin” sahneye girdiği yer burasıdır: Bireyin, barış halini sadece kamusal alanda değil aynı zamanda kendi şahsi (private) alanında da sürekli hale getiren niteliklerle donanması gerekir. Hem kendisi ile […]
Arif
16:17 - 24 Ekim 2015
0 Yorumlar
Bir tanıma göre medeniyet, insanın tabiat üzerinde hakimiyet kurma ameliyesidir. Toynbee medeniyeti çevre şartlarının insanları değil, “insanların çevrelerini kendi arzularına göre düzenleme süreci” olarak tanımlar. Böylece insan-tabiat ilişkisinde tabiatın “mekanik kuralları” değil, giderek insan iradesi temel belirleyici faktör haline gelir. Barınma, korunma ve çoğalma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak isteyen insan, bunun için birtakım araçlar geliştirir. […]

0 Yorumlar