Kitap Notları-Hikmetli Sözler-Şiirler-Beyitler -1

indir-300x150 Kitap Notları-Hikmetli Sözler-Şiirler-Beyitler -1
Sorun Tapduk’lu Yûnus’a bu dünyadan ne anladı
Bu dünyanın kararı yok sen neyimiş ben neyimişYûnus Emre
———————
Sen içine dön, yalnız dışınla meşgul olma. Çünkü sen cisminle değil ruhunla insansın. (İbn Arabi)
——————

Her sohbette müstemî (dinleyici) ol. Dâimâ, “Öğrenmeye, yetişmeye muhtacım” diye dinle.

Zübeyir Gündüzalp

————————–

Tahkîk bil ki Hak Te‘âlâ cânibinden bendeye [kula] ârız olan mesâib [zorluklar, sıkıntılar], gadab yüzünden değildir. Belki, te’dîb [edeplendirme] yüzündendir.

Ahmed Rif’at Efendi, Bergüzâr

———————-

Ben hayatım boyunca hep bir şeyler bekleyip durdum. Bütün hayatım boyunca sanki tren istasyonunda bekler gibiydim. Bütün bu zaman boyunca sanki yaşadığım hayat gerçek değildi de bir tür bekleyişti.”

-Andrei Tarkovsky / Offret (1986)

—————–

İnsan, ait olduğu yeri bulana dek gurbettedir. Bunca hicran, bunca tasa, hep evimizden uzak olduğumuz için. Şayet şu gurbette küçücük bir mutluluk tatmış isek, o da, ait olduğumuz yeri hatırlattığı içindir.

Cihan Çetinkaya

———————————–

Görüntünün gücü bizi ayartıyor.

Platon

————————-
Olimpos Dağının çocukları Hira Dağının evlatlarını asla kabullenmeyecekler.

Cemil Meriç

—————————–
Herkes diyarında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara yazmışlar..
Aşık Sümmani.
———————
Bir zaman biz dahi hem sohbet-i canane idik/
Gülüne bülbül idik, şem’ine pervane idik.
Nâbî
————————-

Başka biri konuşurken onun ne söylediğini mi dinliyoruz, yoksa onu ne söylediğiyle ilgili kendi kanaatimizi mi? Çoğu zaman ikincisi: Ona katılıyor muyuz, görüşlerine değer veriyor muyuz ? Ama mesele tam da burada düğümleniyor: ‘Sen’i hakkıyla duymam için, ‘ben’i susturmam gerek.

Kemal Sayar

—————————
Anne, kızını alt komşuya gönderir,
“Biraz tuz iste, der.
Kızı şaşırır,
“anne evde tuz çok…”
Anne şöyle der :
“Kızım durumları sıkışık. Sık sık kapımızı çalıp bir şey istiyorlar. Biz de isteyelim ki, onların istemeye yüzü olsun.”Sadık Yalsızuçanlar
—————————-

Kadı Sa’id’e göre vakit;

Şunu bil ki vakit, içinde bulunduğun bilgisizlik veya bilgililik, kötülük veya iyilik gibi bir halden ibarettir.

———————
Dünyaya alışmak fıtrattan uzaklaştırır. Fıtrattan uzaklaşmakla da insan hayret duygusunu yitirir. Çünkü alışkanlık varlığı ve eşyayı sıradanlaştırır.
Hayret ise, eşyanın üzerindeki perdeyi kaldırır ve insanı onun hakikati ile yüzleştirir. Bu da hayranlığa götürür.Saadettin Acar
————————-

Bu dünyada vücudu gurbette olan kimse, garip sayılmaz; aksine kalbi teninde garip ve sırrı kalbinde garip olan kimse gariptir.”

Hz. Harakanî

———————-
“…Ah istemek ihtirası !.. Ah tokluk içinde açlık !…” (Nietzche)
————————

Sana verilmeyen bir şeyden dolayı elem duyman ve üzülmen, bunun Allah’tan olduğunu bilmemenden ileri gelir.”

Ataullah İskenderi (k.s.)

—————————

Vara yoğa incitme kalbini; mutlu olmaya bak. Çünkü her olgunluğun sonunda nasıl olsa yokluk vardır.”

Hafız-ı Şirazi

————————————-

Bazı şeyler vardır ki onların zikredilmeyişleri, zikredilişlerinden daha zarif ve beliğdir.

Keşşâf

————————–
Allah herkese layık olduğu cevheri verdi.
Eğer kedinin kanadı olsaydı serçenin nesli tükenirdi.Sadi Şirazi
—————————

Bela ile sınanmayan bir kişinin kalbi, belaya uğrayan kimselere karşı yumuşaklık, incelik göstermez. İşte zelleler konusunda nebîlerde ismet bulunmamasının hikmeti budur.”

Atâ b. Ali el-Cüzcanî, Şerhu Fıkhi’l-Ekber

—————————
Yarabbi Razıyım Senden
Sen de razı ol benden
Hayırlar yaz başımıza
İyileri çıkar karşımızaGönenli Mehmed Efendi hz.
———————–

Gerçek ile hakikat aynı şey değildir. Gerçek daha çok maddeyi bilmekle-tanımakla alakalıdır. Hakikat ise maddeyi yöneten yasalarla… Kavranabilir olan hakikattir. Bu nedenle sanatın amacına hizmet edebilecek de odur.”

P. J. Proudhon.

———————-
Bence şu dâr-ı dünyâda en kıymettar şey,
sıddık bir dosttur.”Bediüzzaman
———————–
Kâinat mektebinde her mevcud bir kitap her hâdise bir derstir… Okuyup ibret seyredip hikmet devşirmek, hayreti ve gayreti olan ile görecek göz ve
anlayacak akıl sahibi kişiler için mümkündür… Nedir ki, ibret almayan hikmet tahsil edemez…Ehl-i irfân
———————–

“…Meseldir, gülşen-i âlemde bir gül ile bahar olmaz.”

Keçecizade İzzet Molla

——————–

En kötü ölüm, insanı şekavete sevk eden bir vaziyet esnasındaki ölümdür. Allah’ın gazabını da şekavet halindeki böylesi bir ölüm celbeder.”

İbn Arabî.

——————-
Aslından ayrılıp çıkan gariptir. Gurbetin acısı da şiddetlidir.
Bedbaht insan ahirette gariptir , mutlu insan da dünya da gariptir.
Ne mutlu gariplere…İbn Arabi
——————–

Mevc urup deryâ yı dil hadden geçip cüş etmeden

Hey yetiş ömrüm ecel peymânesin nüş etmeden Selimi

(Yavuz Sultân Selim)

Ey sevgili! Gönül denizi dalgalanarak haddi aşıp coşup taşmadan,
ömrüm ecel kadehini içmeden gel yetiş.

|Berceste Beyitler

————-
—————————
Buna kim âlem-i imkân derler
Olmaz olmaz deme olmaz olmaz
| Lâedrî
Buna,her şeyin mümkün olduğu imkan alemi derler;
Olmaz,olmaz deme;olmaz,olmaz.
———————

“Bu yaşlı felek garip bir mihmandardır. Nasıl doyurduysa; bazan da aç bırakır. İçinde geçici olarak kaldığımız saray da böyledir; (içinde) bazan memleket sahibi, bazan dilenci olursun. (Onunla) oynama, (peşinden) koşma, gururlanma ve (kimseyi) incitme. Sıkıntıya koşsan ne, hazineye gururlansan ne?

İbn Kemal

——————-
“Mutsuzların mutsuzluğunu kendilerinden bilme. Zira üzüm, üzüme
baka baka kararır. “
İbn Kemal
———————–

Bizler de azim ve sebat, irade ve fedakarlık gibi çok lüzumlu ahlaki hasletlerden mahrum bulunmamız sebebiyle, hiç bir zaman, ciddi başarılar kazanamıyor, fakat daima ilim ve sanat elde etmek ihtirası ile dolu bulunuyoruz.”

Said Halim Paşa

————————

İnsan bilincini uyaran şey yaşadığı an ile bir önceki an arasında olan farklardır. Sürekli olan veya düzenli tekrar eden uyarımlara kıyasla ani bir görüntü değişikliği, bakışlarımıza dahil olmuş olan bir şeyin farklılaşması veya beklenmedik izlenimler kendilerini bilincimize dayatırlar. Büyük şehirde sokağa her çıktığımızda sosyal ve ekonomik hayat icabı bu yoğunluk yaşanır. Bilincimizin sürekli dış uyarımlara açık olması ve yoğun bir biçimde bunları alıp yorumlaması gerekir. Küçük şehirlerin yavaş akıp giden temposuyla tam bir tezat oluşturur.

George Simmel

——————–
ALLAH his ve hayal idraklerinin gücüyle aranacak olursa bâtın; istidlâl tarikini elde eden akıl ve mantık gücüyle aranacak olursa zâhirdir .
Tarih yazılıp bir kültür ve şuur kaynağı olmadıkça, toprak altında kalan kıymetli madenler gibi hıçbir mana ifade etmez.
Osman Turan
—————-
Bir aşk bulsam, yağmurunda ıslansam
Bir dost bulsam, irfanında beslensem
Bir dağ bulsam, sinesine yaslansam
Yalnızlığım bitermola, bilmem ki?Abdurrahim Karakoç
——————
Endülüs’lü müfessir Kurtubi:
“Allah selefimizden razı olsun.Onlar şöyle derdi:
Bir şeye karşı (illa) lakayd olacaksan (onunla oynayacaksan) bu asla Din’iniz olmasın”Din-İslam’ın temel kaynaklarına dair lakaydlık, usülsüzlük ve üslupsuzluğun kol gezdiği günümüzde bu söz anlamlı.
(Özcan Hıdır)
————

Her kuş kendi cinsiyle uçtuğu gibi her insan da kendi benzerine ısınır. Ortak noktaları olmayan kişiler bir süre birliktelik gösterseler bile sonunda ayrılmak zorunda kalırlar.

Gazali

—————–

Başlangıçlar, nihâyetlerin tecelli ettiği yerlerdir. Kimin bidâyeti Allah ile olursa nihâyeti de Onunla Ona doğru olur.

İbn Atâullah

Soru da ilimden gelir, cevap da. Nitekim diken ve gül toprak ve sudandır, yani çamurdan. Dalâlette ilimden gelir hidâyette. Nitekim acı ve tatlı yağmurdandır.

Mevlânâ

———————–
Frantz Fanon:
“Sizi sömürgeleştiren yabancıların sizde yarattığı en büyük yıkım, zamanla
sizin kendinize onların gözüyle bakmanızı sağlamalarıdır.”
——————–
Her şey Allah’tandır ve yine Allah’a döner.
——————–
“Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilür
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat.-
Sâbit
———————

“Kişinin yaşadığı topraklarda yerli mi yabancı mı olduğu, mensup olduğu anlam-değer dünyasının o topraklardaki işaretlerine aidiyeti kadardır”

İhsan Fazlıoğlu

———————–

“Her şeyi hesaba vuran, nisebi kaybeder; varolanlar arasındaki münâsebeti göremez; varlıktaki tenâsübü idrâk edemez; yalnızca ölçer ve biçer.”

İhsan Fazlıoğlu

———————–
‘Hür olmak’ demek, kişinin arzu ve isteğinden kaynaklanan hiç bir şeye kul-köle olmaması demektir.Bu da ancak sabır ile mümkündür.Sabır yani insan aklının kötü, yanlış ve çirkin şeylerin verdiği lezzete karşı, heva ve heveslerine direnmesi.
İbn Miskeveyh, Tehzîb el-ahlâk
————————-
‘Yolculuk’ anlamına gelen ‘sefer’, ‘açıklamak’, ‘açığa çıkarmak’ [: tefsîr] demektir.Çünkü sefer, yolcuların ahlakını açığa çıkartır.
Gazâlî
—————–
Cehlimi bilmeyecek mertebe câhil değilim
Bilirim rütbe-i noksânımı kâmil değilim
Yenişehirli Avnî
————-
Sevdim seni hep vârım yağmadır alan alsın,
Gördüm seni efkârım yağmadır alan alsın.
Hz. Mısrî
——————
Ne ilmim var ne tâatim,
Ne gücüm var ne tâkatim,
Meğer Sen’in inâyetin,
Ede yüzüm ak Çalab’ım
Yunus Emre hz.
——————

Rahmet-i ilâhî, dâimâ fakîru’l-meşreb, mütevâzı kimselerin (kırık) gönüllerine nüzûl eder. Görmüyor musunuz ki, yağmur suları bile dâimâ (yüksek ve sivri yerlerde değil) çukurlarda ve ovalarda toplanıyor, derelerde akıyor.”

İmam Şarani

————-

“Ağyâr ve bîgânelerle beraber olmak, kalbe bezginlik, rûha dağınıklık ve gönle perişanlık verir.”

Hâce Ubeydullah Ahrâr Hz.

——————

Her kim ki Allah sevgisi taşımıyor; bilinmeli ki o,kendisini de Rabbini de tanımıyor: Çünkü sevgi marifetin meyvesidir: Işığın varlığı güneşin varlığına bağlı olduğu gibi bütünüyle mevcudatın varlığı da Allah’ın varlığına bağlıdır.

Ebû Hâmid el-Gazzâlî

——————-

“Zannetmeyesin ki, güzel suretlere duyulan ilgi ve sevginin sebebi, biyolojik haz arayışını tatmin etmektir. Çünkü böyle bir haz arayışından duyulan lezzet başka bir şeydir: Güzel süretlere duyulan sevginin sebebi ise, güzelliğin kendisidir.

Ebû Hâmid el-Gazzâlî

——————
Çalışmakta insanı temiz tutan bir şeyler var.
İşinde gücünde insanlardan oluşan bir toplumda dürüstlük, çalışkanlık, başkasının kusurlarını araştırmama gibi bazı temel ahlâkî değerlerin tezahürü daha kolay olur.
..
Bekâyı hak tanıyan say’i bir vazife bilir
Çalış, çalış ki bekâ sa’y olursa hak edilir
Asım Cüneyd Köksal
———————-
————————

Düşman, bir fikrin tesirini kırmak istiyorsa onu itibarsızlaştırmaya çalışır, onun adına kendi kendine zarar verir ve onlar yaptı der. Kimliksiz, faili meçhul sanal kişilikler ve gruplar oluşturur, onlar adına konuşmaya başlar, iftiralar atar. Olmayan bir yapıyı varmış gösterir ve bunun üzerinden kitleleri yönlendirmeye, zihinleri bulandırmaya çalışır.

Ercan Çifci

—————-
Yüksel ki yerin bu yer değildir;
dünyaya gelmek hüner değildir.”
Namık Kemal
————–

Âşık olunca hazinelere kavuşacağımı sanmıştım, bu denizin bu kadar dalgalı olduğunu hiç bilmiyordum.”

Hâfız

——————

İmam Mâturîdî’nin yaşlılık döneminde Abbasî halifesi el-Muttakî, fetva istemek üzere görevlendiği bir kimseyi imama gönderir. Adam, İmam Mâturîdî’nin bahçesine ulaştığında orada vasat giyimli bir adam görür. Onun fetva almak üzere gönderildiği kişi olduğuna ihtimal vermeyerek: “Mevlamız (Efendimiz) nerede?” diye sorar. “Mevlamız Allah’tır” cevabını alır. Sorusunu “Hoca nerede?” diye yenileyen adam bu defa da “Hoca Muhammed Mustafa’dır” cevabını alır. Son olarak “Ebû Mansur Mâturîdî nerededir?” diye sorunca İmam Mâturîdî’den “Bu dilencidir” cevabını almıştır.

(Melikşah Sezen, Maturidiyye 1, s. 82)

—————

İlim,adamların ( alimlerin ) sadırlarındaydı sonra kitaplara intikal etti ama anahtarları hala o alimlerin elindedir.

Şatibi / el muvafakat / 1 – 180

—————

Hz. Muaviye radiyallahuanh buyurdu ki:

“Akıl bir ölçektir. Aklın üçte biri meselelere nüfuz etme kabiliyeti, üçte ikisi ise hataları görmezden gelmektir. Akıllılığın ölçüsü de; sonunda çıkılmak istenecek bir işe girmemek, yani ‘nereden bulaştım şu işe’ dememektir.”

(İbn Abdirabbih, Kitabu’l-Ikdi’l-Ferid, c. II, s. 105)

——————

İnsan kalbi, başkalarının duygularına ancak kendi tecrübeleri nisbetinde açıktır …’

Ahmet Hamdi Tanpinar

——————-
Yapabilme özgürlüğü”, emir ve yasaklar getiren “yapmalısın”dan daha fazla zorlama üretir. Yapmalısın dendiği zaman insana bir sınır tanımlanır. yapabilirsin dendiğinde ortada bir sınır yoktur. BU yüzden de yapabilmeden kaynaklanan zorlamanın sınırı yoktur.
Byung Chul HAn, Psikopolitika, s:12)
————-
İş tuttuğun,
desteklediğin,
mekânı paylaştığın,
zamanı üleştiğin,
hatıralarını bölüştüğün,
kısaca birlikte yürüdüğün insanın kalitesi
senin de kaliteni gösterir;
çünkü hiçbir aslan, bir fareyle iş tutmaz.
İhsan Fazlıoğlu
——————

İlmin bir sureti yapılsaydı kesinlikle güneş ve aydan daha güzel olurdu.”

(İbnu’l-Kayyim)

————-

Rahmet, insanın kalbinden sökülünce, güzellik ebedi olarak merhumdur.

– Muhyiddin İbn Arabî

————-
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem
Nesimi
——————
Ah gözlerinden insanların çok korkuyorum
Koca koca dağlara hayretsiz bakıyorlar
Bahçeleri var uçsuz bucaksız
Ve sıra sıra koca evleri
Gökyüzüne dayanmış
Kendilerini Tanrı’ya komşu mu sanıyorlar!
Rilke- Çeviri-Yorum: Zeliha Eliaçık
—————–

İlim fayda veren şeydir, ezberlenen değil.”

İmam Şâfii

————-
İbn Arabiye göre zaman “Hâsılını öğrenirsen kuşkusuz zaman gerçektir. O vehimlerle bilinir. Doğa gibi tesirdedir onun
gücü. Zamanın ve doğanın dış varlığı ise yoktur. Şeyler onunla belirlenir. Onun ise kendisinde hükümranlığı olacak bir dış varlığı yoktur. Akıl suretini idrak etmekten acizdir. Bu nedenle şöyle der: ‘Dehr mevhumdur’.. Tıpkı boşluk gibi. Ucu olmayan bir uzam. Cisim olmayan bir şeyde. Kendisinde cisimleşme bulunma vehmiyle”
(Fütûhât-ı Mekiyye, Hz. İbn Arabî, Cilt II, sf.
380)
——————-
Aşık oldum şol ay yüze, nisar oldum bal ağıza
Nazar kıldım kara göze, siyah olup kaşa geldim
Yunus Emre
————

İnsan bir yıl boyunca yalnızlığa çekilirse gevezeliği unutur, konuşmayı öğrenir. Kalabalıklar sözleri de kalabalıklaştırıyor… –

Nietszche

————-

Eğlence sürü-vâri bir duygudur; teşhîri gerektirir; ancak gerçek bir yiğit tek başına eğlenir, eğlenebilir yani çalışır… –

Baudelaire

————–
İlim sahibi olmak insanı mütekebbir (kibirli) kılmaz. Tersine entelektüel kibrin nedeni malumat şehvetinin kişide yarattığı biriciklik, yani “ki, sadece
ben biliyorum!” hissidir.
İhsan Fazlioglu
————-

Hadiste “ihtilâf/teâruz, nesh” dediğimiz olgular var. Bu durumlar söz konusu olduğunda daha güçlü delille yahut nâsih olan rivayetle amel edilir. Bir müctehid başka bir hadis veya delili gerekçe göstererek bir rivayetle amel etmiyorsa bu, sünneti terketmek şeklinde anlaşılamaz.

Mehmet Fatih Kaya

———————

Kadın

Bir ufuk ki ne Mecnun varabildi ne Ferhat
Bir ufuk ki ilahi sırrı bekleyen serhad!

Necip Fazıl

———–
Ebû Hanîfe(ra)’ye “Sen hangi gruptansın?” diye soruldu, şöyle cevap verdi: “Selefe sövmeyen, kadere iman eden ve bir günah sebebiyle kıble ehlinden hiçbir kimseyi tekfir etmeyenlerdenim.” (İbn Kesîr, el-Bidâye, IX, 336)
(Alinti)
—————
Muhabbetin kadehinden içen dîvâneler
Kıyâmet günü ağızından âteş saçar dostlar.
Kudretle yaratılmış yedi cehennem
Âşıkların nârâsından kaçar dostlar.
Cehennem yalvaracak Allah’ına:
Tâkâtim yok âşıkların bir âhına.
Kaçıp varayım Hakk’ın penâhına
Âşıkların yaşıyla söner dostlar.”
Hoca Ahmet Yesevî
————–

İmaj üzerinden fikir inşa edenler zulüm, fitne ve çöküş doğurur; fikir üzerinden imaj inşa edenler adalet, hlkmet ve yükseliş doğurur. Gösteri çağındayız. Akıllar gözlerde. Bir adım ilerlenmiyor. Çünkü seçilen rol modeller ruhsuz, sahte ve gösteri çağının ürünü, şöhret budalaları. Bilhassa mücerred istidatlı gençler bu ahmak terennüm arasında yitiriliyor, itiliyor, ademe mahkum ediliyor.

Ercan Çifci

————–
Göz nesnelerin dış tarafını, en üstte bulunan yönünü görür, Hakikat’inden ziyade kalıplarını ve
suretini idrak eder. Akıl ise nesnelerin derinliklerine, sırlarına nüfuz eder. …Akıl bunların
sebebini, gayesini, hikmetini ortaya çıkarır. “…Çünkü akıl Allah’ın nurunun bir misalidir. Misaller de ayniyet zirvesine tırmanamasalar bile benzememekten tamamen uzak değildirler.
Bu belki senin “Allah Âdem’i kendi sureti üzere yarattı” hadisini anlamanı kolaylaştırır…”İmam Gazzâli
—————

Sebepler dünyasında sebeplere başvurmamak tembellik, sebeplere başvurduktan sonra sonucu kabul etmek tevekkül, bütün sebeplere başvurduktan sonra kısmetine düşeni benimsemek ise kanaattir.

Üstad Bediüzzaman

—————
Çalab’un dünyâsında yüz bin dürlü sevgü var
Kabûl it kendözüne gör kangısı lâyıkdur
Yunus Emre(k.s)
——–

“Dünyalık için Allah’tan başkası seni kul edinmesin. Çünkü sen, ancak seni kul olarak kabul eden Allah’ın kulusun.”

Hz. Şeyh-i Ekber

—————
Keder göğsümü sıkıştırıp ezdiğinde;
Derim ki: Belki dağılırlar günün birinde;
Yoldaşım bir kedi,
sadık dostum Kitaplar,
lambaysa sevgilimdir
(Ahmed Ibn Fâris, ö. 932)
————-

Kişi kalbine düşen, aklına gelen ve nefsinin kendisine fısıldadıkları ile sorumlu değildir.

Bilakis azim ve itikat ettiği ile sorumludur.

İmam Maturidi – Tevîlât, Bakara 284 tefsiri

————
Dil sadece şahide hitap eder,
oysa kalem şâhid ve gâibin (ufuklarında) konuşur.
İbn Vehb el Kâtibî
—————

Çürümeyen, umudu, yaşamayı, yaşamanın anlamını yitirmeyen, dokunduklarından, seslendiklerinden ötürü bereketi beraberinde getiren inanmış yürekler var olduğunu bilmek umudun kendisidir..

Akif Emre

————–

Mekânlar latif kalpleri etkiler… Nasıl ki ruhânî meskenler fazilet bakımından farklı iseler cismânî meskenler de fazilet bakımından farklıdırlar.”

Muhyiddin İbn Arabi hz.

—–

Nihâyet anladım ki, bir yolun hakîkatını tam anlamadan onu red etmek, karanlığa taş atmak gibidir.”

Gazâlî, El-Münkız

——

Her şey, bir ‘aahh!’ demekten ibarettir.”

Tatlıcı Âli Efendi

Derviş, iç âlemindeki ateşini ve vuslat isteğini “âh” ifadesi ile dile getirir. Allah kelimesindeki ilk ve son harfin bir araya gelmesi ile oluşan “âh” kelimesi, dervişin lisanınca Allah demektir. Dervişin âh demesi Allah’a sığınması ve O’nun rahmetine olan özlemini ifade etmesidir.(Serdar Kocabaş)

—————–

Ya hatalarınla yüzleşir Ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. Cahil olmak ayrı, Pislik olmak ayrıdır.”

– Dostoyevski

——————

Özgürlük adına yukarıdan gelen anlam ve değer imkanını terk edeliberi insanlık, çıplak varoluşun değer, anlam ve amaç fikrine kayıtsız nihilistik çölünü büyütüp, genişletmekte ne yazık ki!

Kasım Küçükalp

—————–

Hayatında birkez dahi olsa dinle yolları kesişmiş olan insanların, dinden koptuktan sonra, dine yönelik radikal denebilecek bir saldırganlık içerisinde olmaları, ruhlarının derinliklerinde duydukları hakikat çığlığını, gürültüyle bastırma çabalarıdır aslında.

Kasım Küçükalp

—————-
“Önce tabaklarımız ayrıldı, sonra odalarımız ve sonra her şey.”
| Lewis Mumford
atıfla İnsanlık önce Tanrı’dan sonra da Tabiat’tan koptu. Şimdi de hem diğer insanlardan hem de kendinden kopuyor. İçinde kalacağı boşluğun ağırlığına hiçbir insan ruhu dayanamaz…
Ahmet Dağ
———————-
İddia edildiği gibi İslam’da felsefe ile din arasında bir kavga yok; yeter ki o felsefe haddini bilsin. Haddini bilmeyen felsefe sadece islam’a aykırı düş­mez, insanın tabiatına da aykırı düşer. Çünkü islam insanın tabiatı demektir ve belli bir millete, kavme gelmiş bir tebliğ de değildir, o bütün insanlık içindir.
Prof.Dr.Teoman Duralı
———–

İmam Gazali, bir çocuğun akletmeye başlamasının işaretini ‘konuşması’, ‘sayı sayması’ vs. değil, ‘utanma duygusu’ olarak görür: “Çocuk çekindiği ve utandığı zaman… aklın nuru onun üzerine doğmuştur ki, bir kısım şeyleri çirkin görür ve bir kısmına muhalefet eder.”

2) Akılla utanmak arasında hiç bir ilişki görmeyen epistemoloji den, eğitimden her türlü yalanı, talanı, istismarı bekleyebiliriz. Bekliyoruz da zaten.

Mücahit Gültekin

—————–

YÜRÜYÜŞE DEVAM

Hayat yolunda ilerledikçe, etrafta moral bozucu şeyler gördükçe, gördüklerine şaşırdıkça ve üzüldükçe… İnsana moral aşılayan ve yürüyüşüne ısrarla devam etmesini öğütleyen bir âyet:

“Herkesin yöneldiği bir istikamet vardır. Siz, hayırlarda yarışın / hayırlara koşuşun. Nerde olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Ve Allah, her şeye kâdirdir” (Bakara.148)

Taha Kılınç

——————-

Ezerek, zorlayarak ve boğuşarak elde edilen her artık; günahla, utançla, yüzsuyu dökmekle, hayâsızlıkla, haysiyet düşüklüğüyle ve ırz lekesiyle kazanılan her kâr, miktarı büyük olsa da önemsizdir, çok olsa da değersizdir, yararlı görülse de yararsızdır.”

İbn-i Sînâ

—————–

Bir kültürün, bir dinin, bir medeniyetin hakikati yoksa, zaten mecazının ve kinayesinin de bir anlamı yoktur; olamaz çünkü. Bir kelimeniz vardır, bunun bir hakikati vardır, bir mutabakatı vardır; o ad size bir kinaye ve mecaz imkânı verir. O elden gittiyse zaten
ona ilişkin mecaz ve kinayenin de bir anlamı yoktur…
İhsan Fazlıoğlu
————

Hz. Ali için anlatılır. Bir kaleyi kuşatmışlar, düştü düşecek; ama akşam namazı vakti girmiş. Hz. Ali demiş ki:

– “Yarınız saldırmaya devam etsin, yarınız da namazını kılsın; vakti kaçırmayın.”

Komutan mukâbele etmiş:
– “Efendim! Düştü düşecek… Bekleyelim biraz daha; ondan sonra kılarız.” Hz Ali’nin verdiği cevap çok ilginçtir:

– “Uğruna savaştığımız değerleri ihmal ederek zafer kazanmanın hiçbir anlamı yoktur.”

Yani bir şey için savaşıyoruz; ancak başarı, zafer için uğruna savaştığımız şeyden vazgeçersek, o zafer hiledir. Zafer kazanmak zorunda değiliz ki…; sefere çıkmakla;başka bir deyişle vazifemizi yapmakla mükellefiz. Nereden çıktı bilmiyorum ama Müslümanların çağdaş dünyadaki en önemli sorunlarından biri zafere, sonuca odaklanmak; onun için bu vurgu, yoğunlaşma, hedefimizi bir an evvel tahsil etme hırsı bizi ahlaksız kılıyor.

İhsan Fazlıoğlu

——————–

Teklif sahibi olmak kolay bir iş değildir, arkadaşlar. Teklifin nazarî bir idrakine ihtiyacımız var. Müslümanların tarihteki en büyük başarısı, kanaatimce, Tevhîd merkezli akidevî inançlarını, metafizik bir düşünceye, dolayısıyla bir teklife dönüştürmeleridir6

Akidevî inanç olarak Tevhîd -en azından inancımız açısından- daha önce var. Ancak“aklın, düşüncenin ilkesi hâline getirilmesi”, İslâm iledir.

İhsan Fazlıoğlu

—————–
Gazâlî’nin ifadesiyle, “ancak ahmaklar lafızlarla düşünürler.” Lâfzî olarak ha Allah dediniz, ha şeytan dediniz; hiç fark etmez. Çünkü biz, Allah’ı da şeytana dönüştürmesini becerecek yapıda donatılmışız. Lâfzen “Allah” diyebiliriz; ama mefhum açısından şeytan olabilir o…; ‘bi’den sonra “para” da koyabilirsiniz; kısaca ‘bi-‘ değil, Âmentu’dur çok önemli olan… Oradaki bilinç düzeyi, teyakkuz; yakaza hali, idrak seviyesi; neyi üstleneceğini, neyi sahipleneceğini, neden vazgeçeceğini idrak etme, ondan sonrakileri kabul etmeyi son derece kolaylaştırır. Bunun üzerine düşünmek, ciddi bir biçimde düşünmek gerekiyor. Denebilir ki, itikadı yani aslı, kökü sağlam olmayanın furûatında, dallarında da bir sürü sorun ortaya çıkar5İhsan Fazlıoğlu
—————
Hiç bir şey bilmeyen, hiç bir şeyi sevemez.
Hiç bir şey yapamayan, hiç bir şey anlamaz.
Hiç bir şey anlamayan, değersizdir.
Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür…
Bir şeyin aslında ne kadar bilgi varsa, daha fazla sevgi vardır…
Tüm yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşleyen kişi, üzümlere ilişkin bir şey bilmiyor demektir.
PARACELSUS
——————

Başkasının derinlikleriyle oynama!

(Wittgenstein)

—————

Modern insan gözleriyle düşünür, kulaklarıyla değil. Göz dışarıyı görür, içeriyi değil. Tefekkürse, mütefekkirin içeriye dönme hamlesidir. Hâlbuki modern uygarlık insanı hedonizme mahkûm etmiştir. Carl Schmitt eğlence kültürünün ‘homo politikusmus’u/politik insanı öldürdüğünü iddia eder.

Hüsamettin Arslan

—————-

Yahyâ b. Muâz’ın yanında “Ona yumuşak söz söyleyin” [Tâhâ, 44] âyeti okununca şöyle dedi:

“Ya Rab! Bu, “ben sizin en yüce rabbinizim” [Nâziât, 24] diyen Firavun’a olan merhametinse, “Sen bizim Mevlâmızsın” [Bakara, 286] diyen mü’mine merhametin nicedir?”

[Beğavî, c.1, s.274]

Ömer Çınar

—————-

İnsan, ahlâkı sûretiyle hürdür. Kendine dost(luk) olarak ahlâkın esası, asl(ın)a sadâkattir. Asl(ın)a sadâkat, ‘aşkın’ın, kendine mahsus aslı, yani hakikat(in)i bizâtihi kendi (aşkın) olarak idrâkidir.

Yalçin Koç – Ethica ve Nazariyat

——————-

“Bütün bakışların kendisine döndüğü Zatı tesbih ederim.”

Ubeydullah Ahrâr (ks)

—————–

Biraz gez, dünyanın hiç kimsenin olmadığını anlarsın. O zaman anlarsın Âdem’den bu yana bu yer’li olmadığını. Toprak üzerinde kimsenin kimseye öncelik hakkı bulunmadığını, sadece bazılarının biraz erken geldiğini bazılarınınsa biraz geç kaldığını.

Nazan Bekiroğlu

———-

Annemin okuma yazması yoktu fakat kullandığı dilin revnakını, imkânlarını, genişliğini farkettiğim zaman 40’a yaklaşıyordum. Biraz dikkat edince anladım ki annem bazı bakımlrdan benden, eğitmli insanlrdan daha evsaflı bir konuşma lisanına sahipti”.

İsmail Kara

————–
Nedir mânâsı mabud olmadıktan sonra, mihrabın,
Rükūun, haşyetin, vecdin, bütün bîçare esbabın?Mehmet Akif
——————-

Kişi kendi sahası dışında, iyi bilmediği bir ilimde konuşmaya kalkarsa saçmalar.

İbn Hacer Askalanî
————–
Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere.
Anne gitti ve sular buruştu testilerde.
Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir.
Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir.

Sezai Karakoç
————-
Kaygı nedir? Ertesi gündür.”

— Kierkegaard


Kişinin aidiyeti, ne söylediği ile değil, karşılaştığı olaylara karşı gösterdiği mukabele ve mukavemette açığa çıkar. Zira tıpkı varlık gibi, hakikat de, epistemolojik yollarla kazanılmaz, bilâkis kendisini varolma kararlılığı ve ısrarıyla olmaya bırakmış insanlara açar.

Kasım Küçükalp

——————

Ne hikmet-i sübhâniyedir ki envâr-ı saʻâdet, gündüzlerin nâsiye-i tâbnâkinden ziyâde gecelerin sîmâ-yı hazîninden doğar. Çok gülenler ağlamaya namzed olurken, ağlayanlar, hele hak yolunda ağlayanlar gülmeye istihkak kazanırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır


Bilmiyorum, neden
“At soylu hayvandır, güvercin güzeldir.” derler?
Ve neden hiç kimse yarasayı kafese koymuyor.
Yoncanın ne eksiği var kırmızı laleden.
Gözleri yıkamalı, başka türlü görmeli.
Kelimeleri yıkamalı.
Kelime rüzgâr olmalı, yağmur olmalı…

Sohrab Sepehri


Yani insan eğer aklını ibadetle terbiye etmiyorsa, aklını sınırda tutamaz ve yıkıcı bir hal alır. Bizim ulema ‘din aklın terbiyesidir’ derken, aslında kastettikleri şey bu. Yani terbiyeyi biz basit anlamıyla oturup, kalkma konuşma değil, sınırında durma, tutma anlamında görmeliyiz. Bir Müslüman’ın yaşamı da helal ve haram noktasında sınırda tutma üzerinedir. Öbür türlü düzeni ve nizamı sağlayamayız.”

İhsan Fazlioğlu

—————

Araya menfaatlerimiz girmeyince hadiseleri elbette başka türlü, daha realist bir gözle görmeye, hakikaten daha uygun şekilde anlamaya ve yorumlamaya başlarız.

Ahmet Hamdi Tanpınar

———————-

Herkesin derdine dermanı yine derdindedir
Derdinin içindeki dermanı bulmazsa ne güç’

Niyazi Mısri

—————–

Biz sarhoş iken henüz üzüm yaratılmamıştı.”

İbn Fârıd

————–

Bir dirhem ilim, bin okka edebe muhtaçtır.”

Ebubekir er-Razi (ö. 313/925)


 

Niçin eser yazılır?

1. Daha önce hiç söylenmemişi söylemek için

2. Eksik söyleneni tamamlamak için

3. Muğlak söyleneni şerh etmek için

4. Ayrıntılı söyleneni kısaltmak için

5. Dağınık söyleneni bir araya getirmek için

6. Karmaşık söyleneni düzenlemek için

7. Hatalı söyleneni düzeltmek için.

Bir eser şu beş faydadan birine sahip olmalı:

1. Çetrefil bir meseleyi çıkarım yoluyla ortaya koymak

2. Dağınık bir meseleyi toparlamak

3. Kapalı bir meseleyi açıklamak

4. Güzel bir üslup ve düzene/plana sahip olmak

5. Gereksiz ayrıntıları bertaraf etmek.

Katip Çelebi, K. Zunûn)

M. Cüneyt Kaya

————————–

Allah’ım, aklımı koru!
onu açık seçik bilgiye ulaştır,
az ama doğru ve seçik bilgiye!”Cahit Koytak
—————

Görünmenin şehveti: “Mercek önündeki ben, aynı anda olduğumu sandığım, başkalarının olduğumu sanmalarını istediğim, fotoğrafçının olduğumu sandığı ve fotoğrafçının sanatını göstermek için kullandığıyımdır.”

Roland Barthes.

—————-

Kur’an bize yeter diyenlere(Sünneti inkar edenlere), Divan şiirinden efsanevi kuş örneği.

Degran: Yırtıcı ve hilekâr bir kuşun ismıdir. Bu kuş tatlı bir sesle Kur’an okurmuş. Bu suretle saf ve inançlı görünürmüş. Etrafına masum kuşlar toplanırmış. Sonra birden bire degrân ağzında Kur’an nağmeleri oldugu halde, mâsum kuşların üzerine hücum ederek onları parçala, yermiş.

Mustafa U.Karadeniz

————-
İnsanın en genel tanımı teleolojik olmaktadır.
Varoluşumuzun kendisine yöneldiği gaye, temelde insanın
mükemmelleşmesi, insanın tam insânîleşmesi ve sonlu kişisel hayatın her yönüyle gerçekleşmesidir. Dolayısıyla, eğer biz kişiyi kemale erdiren bir kozmik gayenin koruması altında varoluyorsak, bu gayenin, bu dünya hayatının ötesinde de bizi koruması gerekir.John Hick
—————-
“Tefsir-i Kebir” sahibi Fahruddin er-Razi:
“Hayatım boyunca şunu tecrübe ettim:
Ne vakit bir işte bir Müslüman Allah’tan başkasına güvense bu güveni onun bela-mihnet-zorluk çekmesine yol açar. Ama sadece Allah’a güvense işleri kolay, sıkıntıları izale olur”“Allah var, gam yok”Prof.Dr.Özcan Hıdır
—————

Bir fennin veya bir sanatın medar-ı münakaşa olmuş bir meselesinde, o fennin ve o sanatın haricindeki adamlar ne kadar büyük âlim ve sanatkâr da olsalar, sözleri onda geçmez, hükümleri hüccet olmaz; o fennin icma-ı ulemasına dahil sayılmazlar.
Meselâ; büyük bir mühendisin, bir hastalığın keşfinde ve tedavisinde bir küçük tabib kadar hükmü geçmez.

Üstad Bediüzzaman


Ülkeyi partiler, programlar, reçeteler düzeltemez. Ahlakımız düzelmedikçe, ahlak siyasete egemen olmadıkça memleket de düzelmez asla!..”

Ömer Lütfi Mete


Allah’ın katında değer ve kıymetini öğrenmek istiyorsan, hangi işte seni ikâme ettiğine bak!

Ataullah İskenderi

——————

Türklüğü Müslümanlıktan ayırmak, insanı ruhundan ayırmaktan başka bir şey değildir.

Nurettin Topçu

—————–

Gel ey gurbet diyârında esir olup kalan insan,
Gel ey Dünya harâbında yatıp gâfil olan insan.

Gözün aç perdeyi kaldır duracak yer mi gör Dünya,
Kati mecnun durur buna gönül verip duran insan.

Niyazi Mısri


Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Fuzûlî

(Bana gönlümdeki ateşten başka hiç kimse yanmaz;
bahar rüzgârından başka kimse kapımı açmaz.)


 

Felek bana musibet okları ata ata kalbim oklardan örtüler içerisinde kaldı. Artık öyle bir hâle vardım ki musibet okları bana isabet ettiği vakit (kalbimde yer kalmadığı için) birbirlerine değerek kırılır oldular.”

*Taftâzânî.


 

Ayrılığa ulaşabilseydik, ona kendi acısını tattırırdık.”

Hz. Muhyiddîn Arabî

—————
Kim bize taş atar ise, güller nisar olsun ona
Çerağıma kastedenin Hak yandırsın çerağını…”Yunus Emre

 


Söz başka gönül başka olmasın; işbu sözün manasın tâlib olan anlasın…

Ahmed Yesevî

—————-
İnsanların geçmişleriyle / tarihleriyle bağlantıları koparılabilirse kolayca
ikna edilebilirler…
-Karl Marx (ö. 1883)
——————-
Bilmek istiyorsan dikkatle bak; gözle; anlamak istiyorsan rikkatle duy;
sohbet et… Göz, uzaklaştırır; çünkü bir yerde görmek ister; kulak ise
yakınlaştırır çünkü daha derinden duymak ister… Görmenin sonu ayrılmak;
sohbetin sonu sarılmaktır… //
Ehl-i irfânİhsan Fazlioglu
——————
Yalnızca doğruyu değil, istikâmeti de önemsiyorsan,
sâdece söze değil, söyleyene de dikkat et; zîrâ İblisin doğrusu olur,
istikâmeti olmaz. Sûfilerin dediği gibi: “İblis, yaranı kaşır ama acımaz;
derdine güler ama çare bulmaz…”
İhsan Fazlioglu
——————-
Kulluk, bilincin eşlik ettiği bir eylemdir. Bu nedenle bilincin eşlik etmediği
eyleme ibâdet/kulluk değil, âdet/alışkanlık denir… Nitekim kadim
geleneğimizde Abdulkâdir Geylânî’ye nispet edilen bir kelâm-i kibâr’da
“kulluk, âdetleri terk etmektir” denmiştir…
İhsan Fazlioğlu
——

Paradoksa ve zulme kayıtsız kalmaktan kaynaklanan bulantı ve suçluluk duygusu çağdaş toplum bilincinin temel karakteristiğidir.

//-: Ayhan Çitil

—————

Grek-Latin Kilise diyarındaki ‘fikriyat’a mahsus kavramlar yoluyla, Anadolu Mayası açılamaz, çünkü bu diyara mahsus ‘fikriyat’ vasıtasıyla insanın idrak edilmesi mümkün değildir. Bu diyara mahsus fikriyat yoluyla, insan kavramını tesis etmek imkanı bulunamaz. İnsan kavramının bulunmadığı diyarda, mayadan ve özden söz edilemez. Benzer hususlar, Hind ve Çin diyarı için de geçerlidir. Dışsal benzerlik, özsel ayniyet değildir.”

Yalçın Koç


Allah’ın seninle açtığı ilk kapının senin nefsinin kapısı olduğunu bilir misin? Sen, kevnsin. Allah ise, seni var edendir. Varlığı seninle açmıştır. Sen varlığın anahtarısın. Bu yüzden sen O’nun yanındasın, Allah’tan başka kimse seni bilemez…’

İbn Arabi

—————-

Maya, Anadolu’ya Türkistan’dan gelen kelâmdır

(Prof.Dr. Yalçın Koç)

—————-

Grek-Latin-Kilise diyarının “düşünür”leri, Russel’ın, Frege’ye karşı ileri sürdüğü, “ucu” matematiğin esasına da dokunan, “mevcut fikrî mevzuat cihetinden analitik” ancak “mevcudun tesisi cihetinden abes” olan itirazından hareketle “boş” işlerle uğraşıp durmuşlardır.

| Prof.Dr.Yalçın Koç

———————-

Hz. Peygamber “sizlerden şahit olanlar olmayanlara benim sözlerimi/fiillerimi ulaştırsın” derken esasında tüm sahabileri adil (hadisleri aktarmada güvenilir) insanlar olarak kabul etmiş oluyordu.

Muhammed Avvame.

————-
Kendi bakışını ve değerlendirmeni,
Allah’ın yaratıkları hakkındaki bilgisine tercih etme ve üstün tutma ! “
Muhyiddin Ibn Arabi
———————–

İçtihad sahibi mezhep imamlarının görüşlerinden bahsedilirken: “İmam-ı Azam’a göre şöyledir, İmam Şâfiye göre böyledir… tarzında konuşmak bile hatâdır. Doğru konuşma tarzı şöyledir. ‘’Allah’ın şu âyeti, Resûlü’nün şu hadisine göre” dendikten sonra “İmam-ı Azam şöyle yorumlamış, İmam Şâfi böyle yorumlamış.” denmelidir. Çünkü İslâm ne ‘Bana göre’ ne ‘İmam-ı Azam’a göre ne ‘falanca profesöre göre’ değil ancak ve ancak ‘Allah ve Resûlüne göre”dir.

Rasim Özdenören

————-

“Ben, senin ben olabilmen için sen oldum.”.

Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabi

—————-

Hz. Nebinin çocuklarla yaşadıklarını kategorize ettim. En büyük kısmı, kucağındayken çiş yapan bebekler oluşturuyor. Hiçbirinde kızmıyor, müdahale ettirmiyor, çişini bitirmesini bekliyor, sonra su isteyip çişli elbisesinin ve bacaklarının üzerine döküyor. Selam sana ya Rasul. Sen ne güzel insansın öyle. SAV.

YORUMU: 1.Peygamberimizin derin çocuk sevgisi. 2.Çocuk sevmeyi karakter zafiyeti olarak gören Araplara ders vermek. 3.Çocuğunu sevdiği ebeveynle gönül bağını kuvvetlendirmek.

Enbiya Yîldirım

—————

Fusûs ve şerhleri, Misbâhu’l uns, Ahlâk ı Âlaî, Şerhu’l tecrîd, Mevâkıf ve şerhleri, Burhân ve Şerhleri gibi eserler okumadan…. Ahkâm kesmek sadece cehaletle açıklanamaz…

Bilgi, kendine kayıtsız kalan kişileri ve toplumları affetmez.

İhsan Fazlioğlu

——————–

“Kendisini tanıyan ve öldükten sonraki hayatı için hazırlık yapabilen, bunun mukayesesini yapabilen ve şu üç sorunun cevabını bilen kişiye Cenab-ı Hak rahmeti ile muamele etsin:

“Nereden?”, “Nerede?”, “Nereye?”.

Yani nereden geliyorum? Şu anda neredeyim? Nereye gideceğim? Bu üç soruya verdiği cevap insanın hayatındaki ölçüyü belirler.”

Hz.Ali(r.a)

———————–

Neye inandığımız nasıl yaşadığımızı değil; nasıl yaşadığımızı neye inandığımızı belirler.

Hz.Ali(r.a)
Nehcü’l Belaga

————————-

Bir ilme bütünüyle vakıf olmayanlar, o ilmin kusurlarını göremezler”.

Gazzalî


Gazzâlî’nin de belirttiği üzere akıl, dinin âletidir ve aptal insanlar dine zarar verirler. Bu sebeple kişinin, dinî ilimler veya âlet ilimlerinde zekâsının geliştirecek şekilde incelikli çalışmalar
yapması müstehap yahut farz-ı kifâyedir

Saçaklızade


Gazali’nin akli ilimlerin gelişimiyle ilgili olumsuz bir etkiye sahip olduğu fikri modern ve oryantalist etkiye bağlı bir fikirdir. İslam düşüncesinin klasik metinlerinde hiçbir yazar Gazali’yi böyle konumlandırmaz.

Ömer Türker


Bütünü bilinmeyen bir şey hepten terk edilmez
zira cüz’i bilgi külli cehaletten evladır.

Ebu’l Fidâ


Ruhumuzda da hayal, yok gibidir. Sen bütün bir cihanı hayal üzere yürür gör!
Onların başları da, savaşları da hayale müstenittir. Öğünmeleri de, utanmaları da bir hayalden ötürüdür.
Mesnevi
—————
İnsanın”, diyor Bediüzzaman, “en lezzetli ve en tatlı ve kıymetli hissi olan muhabbet, eğer sırr-ı tevhid yardım etse, bu küçücük insanı, kâinat kadar bü­yütür ve genişlik verir ve mahlukata nâzenin bir sultan yapar.(Şualar)

Kişinin, mensubiyet duyduğu değerleri, aynı değerleri paylaştığını iddia eden başkalarının yanlış temsillerini bahane ederek tahkir etmesi, hatta terk etmesi, gerekçesi ne olursa olsun, ‘değerlerinin-münafık’ı olduğunu gösterir; haklı olduğunu değil.

İhsan Fazlıoğlu

———————-
Kalbi sürekli hevasının elinde esir olan kimse, mana cevherlerini (ilahi aşkı, irfanı ve edebi) ne
zaman nasıl bulacak?
İçinde varlıkların sûretleri (şekil ve sevgileri) yerleşmiş bir kalp, nasıl parlayıp ışık verir?
Şehvetlerine bağlanıp kalmış biri, yüce Allah’a nasıl gidebilir?
Gaflet kirlerinden arınmayan kimse, Allah’ın huzuruna girmeyi nasıl umabilir?
Günah ve kusurlarından tövbe etmeyen kimse, ince sırları anlamayı nasıl bekler?
Ömrünü fuzuli şeylerin peşinde geçiren kimse, ruhânî âleme ulaşamaz.
(İbn Acibe, 2010: 288).
————–

“Özünde bir hakikatten, doğruluktan, vefadan, samimiyetten bahsetmeyip, kötü ve yalanı yücelten içeriklerin daha fazla yayıldığını görürüz. Bugün dünya üzerinde sırf dezenformasyonları düzeltmek adına yüzlerce ‘doğrulama platformu’ bulunuyor.”

—İbrahım Sığın

 —————–

Her ilimden hakikate giden yol/lar vardır.

Bu sebepledir ki, kendi mensup olduğu veya iştigal ettiği disiplin dışındakileri küçümseyenler bir nevi hikmet noksanlığı ile malüldürler.

Bir ilmî disiplin içerisinde yetişmemiş, zihni bir metodla terbiye edilmemiş, hiçbir insanla hoca-talebe ilişkisi kurmamış kimselerin zeminsizlikleri, herhangi bir yere ait olamayışları, devamlı oradan oraya savruluşları, istikametsizlikleri, megalomanileri gayet tabiidir.

Asım Cüneyd Köksal

——————

Çok dertliyim” dedi çırak.
‘Usta’ bir kaşık tuzu bir bardak suya koydu, karıştırdı ve içmesi için verdi çırağa.
“Nasıl” dedi.
“Tuzlu” diye cevap verdi çırak.
Bir gölün kenarına götürdü çırağı. Yine bir kaşık tuzu göle koydu; “iç” dedi.
Ve “nasıl” diye sordu.
“Tatlı” dedi çırak.
Cümlesini kurdu ‘Usta’:
“Bir kaşık tuzu, bir bardak suya koyup içersen tuzlu; bir göle koyup içersen tuzsuzdur.
Dertler de böyledir; bardak olursun acı çekersin; göl olursan rahat edersin.”

İhsan Fazlioğlu
—————–

Entelektüel hilelerinin en bayağılarından biri, başka toplumlardaki bozukluklar hakkında ahkam keserken kendi toplumundaki aynı uygulamalara mazeretler bulmaktır.”

Edward Said
—————

İnsan biraz da, Allah’ın emaneti olan evlatlarını kendi mülkü sanıp, ferdiyetlerini yok sayan ve onları ahlaklı kılmak yerine, rızık korkusuyla onlara mesleki idealler biçerek, asıl malikin Allah olduğunu unutan cüretkar bir varlıktır aslında.

Kasim Küçükalp

—————–

Basiret sahibi bir insan, himmetini teemmül ve tefekküre sarfetse, kalbini ve düşüncesini araştırmayla meşgul etse, doğru bir inayetle nazar etse ve nazarın şartlarını tam olarak yerine getirse, bu meşakkati yüklense, Allah ve rızası için bu sıkıntıya katlansa, sevaba erişir ve imanının faydasına ulaşır. Himmetini hazır lezzetlere sarfetse ve kendini acil (dünyevi) şeylerden faydalanmayla başbaşa bıraksa, sonra da meşakkatsiz, hiçbir engel ve külfetle karşılaşmaksızın iman etse o imanın sevabı yoktur, tıpkı azabı gördüğü anda kalbinde istidlal olmadan iman edenin erişemediği gibi, bu da imanın faydasına erişemez.”

Nesefı, Tabsıra, s.39-40.

Nesefı’de İman-Bilgi ilişkisi
Muhit MERT

——————
Uçtu kuş yuvasına ,
sonra döndü kafesine .
Aynulkûdat Hemedânî
—————

Hâlbuki çirkin ancak kerih görülen, güzel ise ancak sevilen şeydir… İnsanın da böylece iki sureti vardır. Şu halde âlemde her şeyden ancak tek bir mizaç bulunmaz. Belki zevk ile bir şeyin güzel veya zevksizlik ile çirkin olduğunu bilmekle beraber çirkinden güzeli seçebilen bir mizaç bulunur. İş böyle olunca bunlardan güzelin idraki çirkini duymaktan alıkoyar.

ibn Arabi

——————-

Hikmet, eşyayı, layığı ne ise o surette bilmektir.Efali, layığı ne ise öyle eylemektir. Hikmet, nefsi insanide ilim ve amelin husulü, nefsi insaninin iki cihetten kemale vusulüdür”

Kınalızade Ali Çelebi

——–

“Kötü durumdaki kişi dünya dirlik ve düzen içinde bulunsa bile ne refahtan tat ne istikrardan pay alır; çünkü insan nefsine düşkündür
(dünyâ nefsihi) ve şahsına fayda sağlamayan salâhı salâhtan saymadığı gibi, kendine zararı dokunmadıkça bozukluğun da farkına varmaz. Zira nefsi ayrıcalıklı, durumu önceliklidir; gözü çıkarının üzerindedir ve kafası ihtiyaçlarına takılıdır.”

İmam Maverdi

Hürriyetin gaye değil, vasıta ve ancak hakikatin kölelerine mahsus bir hak olduğunu ne gün anlayabileceğiz.

Necip Fazıl

————–

Her şeyden önce,sağlam temeller üzerine oturtulmuş milli bir mesaja, yani bir milli umuda muhtacız..

Sezai Karakoç

——————

Dini taklit, dünyası taklit, adetleri taklit, kıyafeti taklit, selamı taklit, kelamı taklit, kısacası her şeyi taklit olan bir milletin fertleri de insan taklidi demektir ki, mümkün değil, hakiki bir sosyal toplum meydana getiremez; ondan dolayı yaşayamaz.

Mehmet Akif Ersoy

—————

Kudema, yazı yazmaya başlamadan önce kalemin iyi yazıp yazmadığını kontrol etmek için bu ibareyi yazarmış.

“تجربة قلم “لا افلح من ظلم
“تجربة المداد “لا أفلح من ظلم العباد

”Kalemin/midadın (yazıp yazmadığının) tecrübesi, ”insanlara zulmeden iflah olmaz”

Alinti

—————

Sizin iyi biri olmanız başkalarının size iyi davranmasına bağlıysa eğer bu da bir bağımlılıktır.

Engin Geçtan

———-

İlim erbabını bilgi çokluğuyla imtihan etme,
Kötülük ve yanlıştan kaçınması nasıldır, onunla dene.

Kınalızade
————–
Adalet, ilahi sıfatlardandır. Yer ve gök adaletle ayakta durmaktadır. Adalet, aklın suretidir. Adaletle kalplere sahip olunur ve kalpler dizginlenir.

Kınalızâde, Ahlâk-ı Alâî
—————–
Adalet ahlakın temelidir.

İbn Miskeveyh


Dedim: Gamını çekiyorum. Dedi: Gamın geçer.
Dedim: Ay ol, doğ bana. Dedi: Dur bakalım.
Dedim: Şefkatlilerden vefa nedir, öğren.
Dedi: Güzellerde vefa olur nadiren.
Dedim: Gözlerimi hayaline kapadım.
Dedi: Hırsızdır, başka yoldan gelir.
Dedim: Zülüflerin kokusu etti beni derbeder
Dedi: Bir bilsen, o sana rehber olur gelir.
Dedim: Seher yelinin havası ne hoş!
Dedi: Sevgiliden gelen meltem ne hoş!
Dedim: Tatlı dudağının arzusu öldürdü beni.
Dedi: Sen kul ol hele, o kulunu gözetir gelir.
Dedim: Merhametli gönlünde barış niyeti ne zaman?
Dedi: Kimseye söyleme sen; nasıl olsa vakti gelir.
Dedim: Gördün mü, eğlence vakti geçti gitti?
Dedi: Sus Hafız, üzüntünün de sonu gelir.

Hafız-ı Şirazi hz.


Ben sonbaharı ilkbahara daha çok tercih ediyorum, çünkü sonbaharda göğe bakarız – ilkbaharda ise yere.”
— Kierkegaard


Hüsnün gözü kendi cemâline kapalıdır; öyle ki âşığın aşk aynası olmadıkça kendi güzelliğinin mükemmelliğini temâşâ edemez. İşte bu yüzden, cemâl için bir âşık gerekir, tâ ki mâşuk, aşk aynasında kendini görebilsin ve âşığın talebinden nasibini alabilsin.

Ahmed Gazzâlî

“Bir sözü onların büyük tanıdığı bir adama isnat etsen, batıl dahi olsa hemen kabul ededer. Fena, değersiz bildikleri bir kimseye isnat etsen doğru da olsa reddederler. Daima hakkı adamla ölçerler; adamı haktan tanımazlar. Bu çok büyük bir dalalettir.

İmam el-Gazzali,el-Munkız

——–

Arzun sahih olsaydı, sana çareler gösterilirdi.

İbn Arabî

——

Modern insan kendisini hakikat seviyesine yükseltmeye çalışacağı yerde, hakikati kendi seviyesine indirmek istemektedir.

Rene Guenon

—–
Bulaşma çirk-i dünyâya vücûdun pâk ü tâhirken
Güvenme mâl ü mülk ü mansıbın efnâsı zâhirken

Nedir bu sendeki etvâr-ı derd gönlün misâfirken
Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme
Günâhkâr olma fahr-i âlem-i zî-şânı incitme|
Alvarlı Muhammed Lutfî
——————

Tam burada kadın ve erkek ayrımı bir engel olarak karşılarına çıkıyor. Bazı işleri kadınların bazı işleri de erkeklerin yapabileceği düşüncesini değiştirmek için, “kadınlık ve erkeklik”in tabii değil “toplumsal” olduğu gibi bir söylem geliştirerek, her beşerin her işi yapabileceği; bu anlamda kadın ve erkek ayrımının anlamsız olduğuna dair bir söylem farklı kanallardan sürekli enjekte ediliyor. Bunun adına da “toplumsal cinsiyet” denildi ki, isimlendirmenin kendisi hakikatin inkarını içinde taşıyan bir ideoloji yüklü.

Tahsin Görgün, Nihayet Dergi

—————–

Sen sanmadığın yerde, Nâgâh açıla perde.
Derman erişe derde, Mevla görelim n’ eyler”

Yunus Emre Hz
———————

Ayna birdir cancağızım
bende gördüğün ne varsa senden ibaret;
sır da sensin cam da!

Hz.Mevlana


İbn Arabi:
“Üç adım yan yana yürüyenin birbirine hakkı geçer”

Modern hayattaki hak-hukuk, emniyet, ünsiyet ve kardeşlik konusuna, bir de İbn Arabi’nin bu sözü penceresinden bakmak ne güzel olur!

Prof.Dr Özcan Hıdır


 

Nerede arayıp,
Nerede bulacaksınız ki güzelliği,
Güzellik yolunuz ve rehberiniz değilse …

| Halil Cibran


 

Susmanın kalesine sığınıyorum.
Önümde karanlıktan duvarlar.
Sırtımda insan yüklü gök var.

Erdem Beyazıt


 

Üniversite hocalarının, öğrencilerini şekilperestlikten, bilim adına yapılan katı ve tâvizsiz dogmatizmden, ezbercilikten, gözü kapalı reddiyecilikten uzak bir şekilde ve içinde yaşadığı toplumun millî, ahlâkî, insânî, manevî ve kültürel değerlerini; örf, âdet ve inançlarını fehm, idrâk ve tahkim etmeye mâtûf bir takım motifler üzerinde kafa yormalarını mümkün kılacak imkânlarla techiz etmelerinin gerekli olduğuna samimiyetle inanıyorum.

Ahmet Yüksel Özemre – Teorik Fizik Dersleri Cild 8, Kozmolojiye Giriş


 

İmam Gazali, bir çocuğun akletmeye başlamasının işaretini ‘konuşması’, ‘sayı sayması’ vs. değil, ‘utanma duygusu’ olarak görür: “Çocuk çekindiği ve utandığı zaman… aklın nuru onun üzerine doğmuştur ki, bir kısım şeyleri çirkin görür ve bir kısmına muhalefet eder.”

Akılla utanmak arasında hiç bir ilişki görmeyen epistemoloji den, eğitimden her türlü yalanı, talanı, istismarı bekleyebiliriz. Bekliyoruz da zaten.

Mücahit Gültekin


 

İncecik bir perdedir mutluluk, yanar gider.
Bilmez misin ki umut bir kuştur, konar gider.

(Nurullah Genç)
———————–

Akıllı insan, nihilizmi, bütün düşünsel imkanlarını radikalleştirerek, ukbaya açılan son kapı olarak bir kere tecrübe eder, aptal insan için ise nihilizm, gerçeklik, değer ve anlamın yokluğunda, kendisi gibi ölümle birlikte hiçe karışacak olan deneyim imkanlarının çokluğudur.

Kasım Küçükalp
——————–

İbn Arabî’den namazdaki secdenin bâtınî yorumuna dair:
İnsan ayaklarıyla yeri çiğneyip de yer kırılınca, Allah insana yüzünü yere bulamasını emretmek suretiyle yerin kırgınlığını gidermiştir. Çünkü Allah kalbi kırıklarla beraberdir.

Fütûhât.(Alinti)


 

Ne bir gemi tek demire bağlanır, ne de hayat tek bir ümide.

Epiktetos

————-

Umut etmeyi bıraktığın zaman, sana istemeyi öğreteceğim.”

— Seneca

———

Eğer Allah’ın kahredici isminden çok az bir şey halkın üzerine musallat olsa, onları tuz buz eder. Oysa Allah’ın muradı bekadır. Beka da rahmete aittir. Nitekim bazı insanlar azapta bile olsalar onları ebedi kılan rahmettir.

İbn Arabi

———–

Adldir mucib-i salah-ı cihan / cihan bir bağdır divarı devlet / devletin nazımı şeriattır / şeriata olamaz hiç haris illâ mülk / mülk zapt eylemez illâ leşker / leşkeri cem edemez illâ mal / malı kesb eyleyen raiyyettir / raiyyeti kul eder padişah-ı âleme adl”

Kinalizade Ali Efendi

————-

Cennete girecek bir takım insanlar var ki; onların kalpleri tevekkül ve Allah’a güvenmede kuşların kalpleri gibidir.”

Hadis-i Şerif;Müslim, Cennet 27

—————–

Türkiye’de müslüman olmaktan en çok korkanlar, politize olmuş müslümanlardır. Kapitalist bir yaşam pratiği içerisinde politize olan müslümanlar, girdiği kabın şeklini alan akışkan bir varlığa dönüştükçe, varlıklarının anlamına dair politik bilinçlerini de kaybettiler ne yazık ki!

Kasım Küçükalp

———
Bir mevsim baharına geldik ki âlemin
Bülbül hamuş, havz tehî, gülistan da harabİzzet MollaDünyanın öyle bir mevsimine denk geldik ki, adına bahar diyorlar ama ne hikmetse bülbül susmuş, havuzda su çekilmiş ve gül bahçesi de çiğnenmiş.(İskender Pala)
————-

Bu memlekette ecdadımız güzbaharda hicret edemeyen leylekler için vakıflar yapmışlardı. Onlar yardımlaşmayı, onlar hediyeleşmeyi, onlar muaveneti ve tenasüdü biliyorlardı. Kurdun kuşun bile görülüp gözetildiği bir cemiyette insanlar geleceklerinden emin idiler.

Fethi Gemuhluoğlu

———

“Bir insan bütün dünyayı kazanmış ama kendi ruhuna zarar vermişse bu neye yarar?”

– Soren Kierkegaard (Ya / Ya Da)

————
Her şeyden de iki çift yarattık.(Zariyat,49)

Beydâvî yalnız bu mânâyı göstererek “Her cinsten iki çeşit” diye tefsir etmiştir. Bu mânâ öncekileri de içine alması açısından daha kapsamlıdır. Ancak bu takdirde “Herşey”den maksat, sadece cins olmuş oluyor. İfadenin zahiri ise her ferdi içine almaktadır. Onun için biz bundan herşeyin dış alemde ve iç dünyada veya haricî ve zihnî olmak üzere iki özelliğini ifade eden ve dış dünya ile iç alemi arasında çift bir uyum ile tecelli eden idrak meselesine de bir işaret anlıyoruz. Gerçi herşey bize iç alem dışındaki biçimini hikaye eden bir izlenim ile tecelli eder ve hakikat bu iki şeklin bir diğerine uyumu ile bilinir ki bunun birine “asîl” birine “zıllî” dahi denilir. Herhangi bir şeyden hasıl olan her şuur yani algılama olayında bu ikilik kaçınılmazdır. Bu ikilik içinde birleştirilmeden hiçbir şeyin varlığına inanılamaz ve tefekkür edilip düşünülemez.Elmalılı Hamdi Yazir,ilgili ayet tefsiri
————-

Gittikçe hüznün eyle ziyade nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptela beni

Fuzulî
———-

Yalnızca içteki yakındır; başka her şey uzak.”

Rainer Maria Rilke

———-

“Her zerrenin gönlünden bir niyaz yükselir, der ki:

“Ey gören, bana bak, beni gör. Bir bakışının feyzi ile beni var et. Bir şeyin zatının kemâli, var olmaktır, bir gören tarafından görülmektir”

İkbal-i Lâhorî, Yeni Gülşen-i Raz (Sır güllerinin açtığı bahçe), çev. Ali Nihad Tarlan, B. Kervan Matbaası, 1959 (?), s. 14).

———–

İnsan, insanlığın kendisi için bir meseleye dönüştüğü varlıktır.

| Ebû Hayyân et-Tevhîdî

——

Bizi inandığımız değerler değil, eylediğimiz değerler farklılaştırır.
Bu nedenle inancımız, yapmış olduğumuz işlere ve eserlere de yansımalı ve dahi bizi yansıtmalı.
Kısaca kişinin yaşamı, mensubiyet duyduğu anlam-değer dünyasına ilişkin mes’uliyetinin somut bir ifadesi olmalı.

İhsan Fazlioglu
————–

İnsan biraz da, şeyleri gerçek ismiyle bilmenin zorluğundan ve hakikatin ağırlığından kaçarak, kendi epistemik evrenine hapsettiği hakikatin lafazanlığını yapan, hakikat konformisti bir varlıktır aslında.

Kasım Küçükalp
—————-

Batı fikri varlığı dışarı atan indirgemeci düşünüş biçimidir.

A.Ayhan Çitil


 

İnsan biraz da, kendi humanistik-epistemik evreni içerisinde filozofluğa soyunarak, bizatihi vahye muhatap olan Peygamber’e dinini öğretmeye kalkacak kadar cüretkar bir varlıktır aslında.

Kasim Küçükalp


 

Kusuru kendimizde aramalıyız
Kimseye kolay kolay kızmamalıyız
İmtihan
İmtihan dünyası
Mihnet tabiatında var

Rabbimin sevdiği ne güzel kulları var şu dünyada

Onlar yanlışa düştüğümüzde ne de güzel tutarlar elimizden.
Dünya onlarla güzel
Secde ile güzel
Zikirle güzel

Hay hak hu

Asım Gültekin (


 

Dünyada, önemli sayıldıği için üzerinde boşa zaman harcanan o kadar çok saçma şey var ki..

Tolstoy


Bir kişi, millet, kültür kendi anlam-değer dünyasını, bundan dolayı da anlamlandırma yeteneğini kaybetmeye başlarsa, kendi vicdanı önünde küçük düşer; aşağılık kompleksine kapılır. Bu kompleksin en önemli göstergesi, öz güvenini kaybetmek; sahip olduğu dinî, ilmî, siyasî, ahlakî, estetik, tarihî, her ne ise, bütün değerlerden önce şüpheye düşmek, sonra uzaklaşmak, en nihayetinde terk etmektir. Ancak terk edişe eşlik eden, hatta onu önceleyen; kendi değerlerini, maneviyatını, vicdanını, anlam-değer dünyasını aşağılamaktır. Aşağılamak, terk edişi kolaylaştıran bir tatmindir, bir geçiştir. Tam bu noktada kişinin mensup olduğu kültürü eleştirmesi ile aşağılaması arasında ciddi bir ayırım yapılmalıdır. Eleştiri mensubiyeti ve aidiyeti güçlendirir, zayıflatmaz; çünkü eleştiriden amaç eleştirilen şeyin daha güçlü hale getirilmesidir, zayıflatılması değil; varoluşunu daha pekiştirmektir, yok etmek değil.

Mensup olduğu kültürü her şeyiyle el-den geçiren, el-e-ş-tir-en, el-e-y-en bir kişinin aidiyeti güçleniyor; o kültürün geleceği adına bir ufuk ortaya koyuyorsa o eleştiri yapıcıdır; kırıp dökme değildir.

İhsan Fazlioğlu


“..birisine iyilik ettiğin zaman, ‘Ben efendiyim, beyim; o bana muhtaçtır!’ diye büyüklenme. Zaman, o muhtaç kimseyi vurmuş deme. Zîrâ vuran kılıç henüz kınına girmemiştir; mümkündür ki o kılıç bir gün seni de biçer..”

Sâdî- Bostan


Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Necip Fazil


Her kavram, geldiği medeniyetin ruhunu taşir.

Akif Emre


Her şey gönülde cereyan ediyor. Ve insanlar, biz zannediyoruz ki, hâl-i cimâ’dan doğuruyorlar. İnsanlar hâl-i cimâ’dan doğmuyorlar. İnsanları gönül döllüyor. Gönül çocukları onun için ayrı oluyor. Ve gönül çocuklarının çoğu onun için “yol evlâdı” oluyor, “bel evlâdı” olmuyor. Tasavvufta, yol oğlu olmak, bel oğlu olmaktan; yol evlâdı olmak, bel evlâdı olmaktan onun için mukaddemdir.

Fethi Gemuhluoğlu


Serahsî kuyu hapsine mahkum edildi, 30 ciltlik Mebsût’u yazdı.
İbnu’l-Esîr felç oldu, 30 ciltlik Câmiu’l-Usûl’ü yazdı.
İbn Teymiyye hapsedildi, 30 ciltlik Fetâvâ’yı ortaya koydu.
Bu insanlara ve benzerlerine “bilimsel eleştiri” dışında kaba yaklaşılmasına tahammül edemiyorum.

Enbiya Yildirim


Sonsuzlukla ve el-Latif ile bir bağ. Bütün bağların ötesinde bir bağ. Güzellik içimizde kıpırdayıp durmakta olan sonsuzluk özlemine bir pencere açar ve oradan en derin varlığımızla dış âlem arasında bir bağ kurar. Güzelliği gören, görünmeyen âlemin işaretlerini çözmeye başlar. “Her güzellik, içinde sonsuzluğun işaretlerini taşır.”

Kemal Sayar


“Bize gerçek adına bir şey getirenler bir yana, onların atalarına da teşekkür etmeliyiz. Çünkü onlar bunların varlık sebebi, bunlar da bizim gerçeğe ulaşmamızın sebebidirler.”

Aristo


Otuz kırk yıl önce yazılmış olan ve Türk dilinin en iyi örnekleri olan romanlar otuz kırk yıl sonra “SADELEŞTİRILEREK” okuyucuya sunulmak zorunda ise, orada edebiyattan sözedilemez. Böyle bir yerde aklın varlığı bile şüphelidir.

Erol Güngör-Sosyal Meseleler Ve Aydınlar


Geçen bir ateistle yazışıyorum. Bana dedi ki: “Hiç kutsal kitabında atlar üzerine yemin eden bir tanrı olabilir mi?” Ben de dedim ki: “Yaratmaya değer bulduğu şeyi üzerine yemin edilmeye değer bulmasa bu kendisiyle çeliştiği anlamına gelmez mi?” Adam ‘error’ verdi resmen.

Ahmet Ay


Maddi hayata tapanlar, deniz suyu içenlere benzerler, içtikçe susuzlukları artar.

Muhyiddin İbn Arabi


Kanaatimizce insanların varoluşsal bakımdan eşit oldukları fikri ancak Yüce Yaratıcı karşısında tüm insanların eşit olduğu fikrine dayandırılabilir. Bu anlayışı insanlara öğreten peygamberlerdir,
dolayısıyla bunun kaynağı dindir.

Asım Cüneyd Köksal


İki büyük âlem beni kendine hayran bırakıyor; Üstümdeki yıldızlı kâinat ve içimdeki vicdan.

Nurettin Topçu


Yaratılana şefkat, Yaratan adına korumacılıktan daha öncelikli bir görevdir.”

* İbn Arabî

Yani İbn Arabî “kimi kimden kıskanıp korumaya kalkıyorsunuz, Yaratan’la yaratılan arasında ayrılık-gayrılık mı var?!” diyor.(T.Hakan Alp)


Demek olur ki Hakk’ı tanımayan ve hakperest olmayanların hayrı bihakkın tanımak ve hayrı hakikaten hayr olduğu için yapmak ihtimalleri yoktur. Ve hubb-i hayrın başı hubb-i haktır ve samimiyet ve ihlâsın şart-ı evveli hakperestliktir.

Elmalili Hamdi Yazir r.h


Dinin semeresi bizzat hayrolan amellerdir. Yani sahibinin kendi zannına ve kendi noktainazarına göre değil nefsel’emirde ve mizanı hakta hayır ve nafi olan işlerdir. Binaenaleyh asıl dindarlık hayrı nazarı hakta hayrolduğu için ihtiyar edip yapmaktır. Hayır ise hakikatte umumî olsun, hususî olsun ahara halen veya istikbalen nafi olandır. Hayrı hakikaten hayr olduğu için yapmak demek, onu Allahtealâ namına yapmak demek olduğu aşıkârdır. Çünkü şu iş hakikaten bir hayırdır demek, sade sana, bana nisbetle değil, zatında ve Haktealâ nazarında hayırdır demenin tabiri aharidir ve Haktealâ indinde hayrolan her işin de bir ecri, bir sevabı, bir mükâfatı muhakkaktır. Ve bunun en büyüğü onun rızasıdır. Zira Cenabıhak her hayrın, her mükâfatın, her nimetin menbaı ve zâmanıdır.

Elmalılı Hamdi Yazir (r.h)


Fikriyatta zemin eksikliği muhakeme hatasından daha vahimdir.

Yalçın Koç


Eski Türkçe’de merhamet etmek manasında “yarlığamak” kelimesi vardı. “Rabbim rahmetiyle yarlığasın” denirdi. Kelime “yarlamak”, “yarlayıcı” şeklinde de kullanılmış ve esasen “yâr muamelesi yapmak” anlamıyla irtibatlı imiş.

Asım Cüneyd Köksal


Çünki değmez goncası fânî cihânın hârına
Dil verip aldanma anın bî-vefâ gülzârına

Kuddüsi

Bu fani cihanda bir gonca elde edebilmek için onun dikenine katlanmaya değmez. Sakın bu dünyanın vefası olmayan gülbahçesine gönül verip de aldanma!

|Berceste Beyitler


“Teknik ilerlemenin devasa yükselişi, bütün ahlaki, politik, sosyal ve ekonomik durumları etkiledi. Bunaltıcı derecede baskın etkisi ona “bütün diğer problemlerin teknolojik ilerlemeyle çözüleceğini vaat eden bir teknik ilerleme dini” statüsünü verdi. Teknik mucizelerin, insanlığın başarılarının ve doğaya hükmetmenin dini hâline geldi. Geleneksel din çağında merkezi alanı ahlaki terbiye, ahlaki eğitim ve alemşumül ahlaki talepler kaplarken, “teknik çağ”da gelişmişlik ve gerçek başarı olarak sayılan şeyler, yani “ekonomik ve teknik ilerleme” merkezi alanı teşkil ediyordu.”

(Wael B.Hallaq – İmkânsız Devlet, s. 32)


Felsefe metinlerini adeta vahiy alıyormuş gibi okuyan self-oryantalist modern müslüman, Kur’an söz konusu olunca, tuhaf bir biçimde, sanki bir metne muhatapmış gibi, tam bir eleştirmen kesiliyor. Tabiat boşluk kabul etmiyor, vahye inanmayanlar, hümanistik söylemlere inanıyor.

Kasim Küçükalp


Fikir ölmez. Sen öldürmeye çalıştıkça o büyür. Fikirler zayıf doğabilir ama ölü doğmaz. İlim sahibi olmak için samimiyet ve ihlasla sadece çalışmak lazım. Lütuf ve kerem sahibi Allahtır. Nihayetinde toprağına göre yağmurda büyütür onu güneşte.
Her varlık fıtratının gereğini yapar. Ne kadar saklarsa saklasın, kalbi marazlı olan kişi gün gelir iş ve veriminde gösterir bunu. Bu yüzden Allah Resulü’nü her daim şaşmaz ölçü bilip edeple hareket etmek lazım.

Allah Resulü buyurdu: “Kişinin savumuna ve selatına, yani orucuna ve namazına bakmayınız. Dinarlar ve dirhemlerle, yani para ile muamelesine bakınız. ”

Ercan Çifci


Bahr isen de katre-i nâçiz göster kendini
Gönlüne gir ey gönül ol goncenin şeb-nem gibi.

Şeyhülislam Yahya

[Deniz gibi büyük ve haşmetli olsan da, bir damla görünmelisin. Çünkü gülün kalbine girebilen o küçücük çiy damlasıdır; okyanus oraya sığmaz ki…]


Eşyayı dahi incitme” diyen bir medeniyetin mensuplarıyız.
Su içtikleri bardağı öpen Mevlevileri düşünün.
Ormana girerken, genç ağaçları korkutmamak için baltanın sapını bezle saran Tahtacıları.
Şimdi ise birbirlerinin küçük bir hatasını bekleyen ne çok insan var.
Dolayısıyla, ne çok acı.

İbrahim Tenekeci
———-
Osmanlı, cihad ve “Nizâm-ı âlem” dâvâsını anlayamayan ve taassuptan kurtulamayanlara, hâlâ bu cihanşumul devleti ve nizâmını barbarlık sayanlara rastlanmaktadır. Fakat asıl garibi bu iftiraların Türk aydın ve siyasileri arasında revaç bulmasıdır. Gerçekten kültür ve mefküre kaynaklarının kurutulması neticesinde milli ruh ve şuurdan mahrum cüceler, yücelere saldırmaya yeltenmiş, en muhteşem tarihe ve ecdada karşı nankörlük ve terbiyesizlikler mubah sayılmıştır.

Prof.Dr. Osman TURAN


Düşüncenin başlangıcı duymak, uyanmak ve zikretmekle olur. Bunu ilim takip eder. Çünkü işiten uyanır, uyanık kişi zikreder, zikreden tefekkür eder, tefekkür eden de ilim sahibi olur.”

İmam-ı Gazzâlî


Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.

Sezai Karakoç


Onurlu bir hayat fıtrata uygun yaşanan, doğru bilginin (hak) ve iyi eylemin (hayr) peşinde, kendindeki beşerî zaafları terbiye edip insanlığını yetkinliğe (kemâl) erdirme ve başkalarına faydalı olma çabasıyla, cümle yaratılmışa bir göz ile bakma şuuruyla geçirilen bir hayattır.

Asım Cüneyd Köksal


Terbiyenin merkezi, eğitimin başı ailedir. Ailenin dağılması onun için en büyük felâkettir.

#TeomanDuralı


İnsani aşkın şu tarifini çok seviyorum “Birbirinin gözlerinin içine kendinden geçmişçesine bakmak yerine, aynı omuz hizasında durarak ufka birlikte bakmak” Bu Saint Exupery’nin bir sözü. Neden ufka birlikte bakmak? Çünkü birbirimizin gözünün içine bakarak birbirimizi yücelttiğimiz anlar sayılı. Aşkın ömrü var. Karşımızdaki insanı yüceltiyoruz, çünkü kendi nefsimizi de biraz yüceltmek istiyoruz. Biz ne kadar sevilebilir olduğumuzu, bu dünya içinde yalnız ve terk edilmiş olmadığımızı, sahip olduğumuz hususiyetlerle sevilebilir bir varlık olduğumuzu kendi kendimize bir şekilde göstermiş oluyoruz. Aynı güzelliği gördüğü zaman heyecanlanmak, iki tarafın da mesela kuvvetli bir adalet duygusuna sahip olması, hayatla ilgili paylaşacak müşterekleri olması, dünyayı daha güzel bir yer olarak bırakmak istemeleri, birbirlerine duydukları yoğun sevginin dışarıdaki insanlara da güzellik olarak yansıması.

Kemal Sayar


Bir dili biliyorum diyebilmek için o dilde basılı bir gazeteyi rahatça okuyabilmek gerekir. İkincisi söz. İnsanın evrim sonucu olmadığına en büyük kanıt sözdür. Aklını kaçıran kişinin ilk kaybı sözdür. Dilini kaybeden insanlıktan çıkmıştır. Türkçede dillenmemiş çocuğa bala denir. Onun için kelimelerle gelişigüzel oynamak, onları dilden çıkarmak en büyük cinayettir. Bunamanın giriş kapısı ise adları ve tarihleri unutmaktır.

TeomanDuralı
————
Evlenmek meselesinde karı-koca meselesinin künhüne vakıf olamadım. Eş en nefret edilecek anlamsız bir kelimedir. Eşitlik sadece matematikte olur. Bir de ben ölünce sakın arkamdan ışıklar içinde uyusun denilmesin. Bizde ilerici çağdaş (!) kesim aslında dinsiz değil, Müslümanlığa karşıdır.

————–

TeomanDuralı
————–
Yâr için ağyâra minnet etdiğim ayb eylemen
Bâğbân bir gül için bin hâra hizmetkâr olur

| Fuzûlî

Sevgiliye kavuşabilmek için ağyara minnet etmemi sakın ayıplamayın, kınamayın. Bahçıvan bir tane gül elde edebilmek için bin tane dikene hizmetkâr olur.

Berceste Beyitler

———
Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın,
Âdem görünen harları âdem mi sanırsın?

Ziya Paşa
—————
Kendi adını söylemeden önce O’nun adını zikret; o zaman hakkı amaç edinen ve hakkın da kendileriyle ilgilendiği kimselerin divanına yazılırsın.

Muhyiddin İbn Arabi

————-

Uyuyan göllere ay ışığında, Sevginin resmini çizsem kim anlar? Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında, Yağmurun saçını çözsem, kim anlar?

-Abdurrahim Karakoç
———–
N’oldu bu gönlüm n’oldu bu gönlüm
Derd-u gam ile doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm
..

Haci Bayram Veli


Arzularımızın hemen tatmin bulduğu, sabır ve kanaatin unutulduğu bir iklimde büyüyemeyiz. Ruhsal olgunluk için bir tutam acı, emek ve gözyaşı gerekir. Nefsinden feragat etmeyi bilmeyen kişi, kemâlât dairesinden içeri adım atamaz.”

Kemâl Sayar
————–
Bana! Önce bana! Sadece bana! Hep bana!” diyen ve dünyanın sadece kendi çevrelerinde döndüğünü düşünen, büyümemiş, ızdırapla sınanmamış, ağrıyı ve acıyı gördüğü yerde hayalet görmüş gibi kaçan bir insan kuşağı dünyayı istila ediyor.

Kemal Sayar
————-
Biz genellikle sonucu tartışırız ama öncüller sonucu belirler. Hatta sonuçları öylesine uzun öylesine usulsüz tartışırız ki, öncüller çok gerilerde/derinlerde kalır hatırlanmaz olur.

Mucahit Gültekin
—————–
..
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar? –

Necip Fazıl Kısakürek.
—————
Hayat bütün güzel kitaplari okumak için çok kısadır. Onun için en güzellerini seçmelidir.

| Leo Strauss
—————-
Kendi bağımsız iradeleri ile yetişenleri saymazsak Türkiye üniversiteleri neden bir mütefekkir yahut kuram ortaya koyan akademisyen yetiştiremez/üretemez.Çünkü çoğu intihalci ve tercümecidir. Araştırmada kolaycılık ve ucuzluk peşindedir. Yetişenleri çekemez, tüketir ve ademe mahkum eder, toprağa gömer.

Ercan Çifci


Kur’ân’da geçen bazı kelimelere, cümlelere, cümle kalıplarına keyfemâyeşâ anlam vermek demek, kelimeyi/cümleyi kendi istediği gibi kurmak demektir.
Oysa Allah Teâlâ(c.c.)’nın kelâmı, biz onu yeniden anlamlandıralım, kendi anlayışlarımızı ona söyletelim diye değil, sabit anlamlarının ihtivâ ettiği hakîkatleri benliğimize yerleştirerek teslim olalım diye indirilmiştir.

Ebubekir Sifil Hoca


Her insan gibi İslam âlimi de yaşadığı çağın insanıdır. O hâlde devrindeki temel tartışmaları bilmeyen, insanlık tecrübesinin kendi zamanına kadar geldiği noktayı merak etmeyen, kendi disiplini dışındaki bilgi dallarına kendini kapatan, kısacası yaşadığı çağın hakkını veremeyen, mesela günümüzde yaşadığı hâlde 16. asır âliminin yetiştiği listeyle iktifa eden bir âlim, hakkıyla İslam âlimi olamaz. Devrimizin İslam âliminin işi bu itibarla kolay değildir.

Asım Cüneyd Köksal
———————
Âlim, Cenâb-ı Hakk’ın “ilim” sıfatının mazharı olma cehdini ömrü boyunca sürdüren, merak ve öğrenme arzusunu hiç kaybetmeyen, ilmi hiçbir menfaatin aracı, hiçbir makamın merdiveni kılmayan insandır. “Rabbim, ilmimi artır!” ile “Rabbim! Bana eşyanın hakikatini göster!” dualarını vird-i zebânı yapmıştır.

Asım Cüneyd Köksal


Hegel 15 yaşındayken, okuldaki dersleri hakkında demiş ki:
“Yalnızca sözcük ve ifadelere dikkat ediliyor, bunların ruh ve doğasına bakılmıyor. Konular üzerine ise hiç konuşulmuyor.”
1785’te demiş bunu…

.
[Haering: Hegel – Sein Wollen und sein Werk, Scientia Verlag, 1963: 25]

Kaan H.Ökten


Mutsuzluğun tek nedeni, insanın tek başına odasında nasıl oturacağını bilememesidir.

Pascal
—————-
Duamın kabul edilmemesinden değil, kalbimin duaya ihtiyaç duymamasından korkarım.

Hz.Omer
—————
Umudum her zaman bâkidir ama
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Abdurrahim Karakoç
—————-
Tecellâyı cemalinden Habibim nevbahar âteş,
Gül ateş, bülbül âteş, sümbül âteş, Hak ü hâr âteş.

Ne mümkün bunca âteşle, şehid-i aşkı gasl etmek,
Cesed âteş, kefen âteş, hem âb-ı hoşgüvar âteş.

(Esad Erbilî)
————–

Ruh, bu dünyaya ait olanla huzur bulmuyor. Ruh öte âlemlere ait ve ancak öte âlemlerin kokusunu bize taşıyan şeylerle itminan buluyor. Yani bir çocuğun gözlerinin içine baktığımız, bir güzelliği temaşa ettiğimiz, bir iyilikte bulunduğumuz zaman.İnsan fani ama ebediyeti özlüyor.

Kemal Sayar


Metropoller artık “mekan” değildir; çünkü boyutları, içinde yaşayanların algılama kapasitesini aşmıştır…. Kent vizyon alanının dışına taşmış, görünürlüğü yok olmuştur. Artık kimliğimizi bize yansıtamaz olmuştur. Mazzoleni bunu gömülü kalma deneyimi, benliğin kaybedilmesi olarak tanımlar… Kent artık coğrafi bir kendilik değildir: bugünün telekomünikasyonu ile kent artık her yerdedir. Yerel bütünlüğü parçalanmıştır. Olmayan yer haline gelmiştir. (Kevin Robins, Imaj s:222)

Modern insanın arık memleketim diyebileceği bir yer yoktur. Yabancılaşma kendini bir yere ait hissedememe problemi vardır o nedenle ondan vefa, sadakat, aidiyet, sabır, tahammül gibi duyguları beklemek çok zordur, diyor olabilir.

Ahmet Hakan Cakici

——-

Gündelik şeyler beni boğuyor. Halbuki içimde başka susuzluklar var.

Ahmet Hamdi Tanpınar

————-
Şehirdeki en yüksek binayı yapmak için iki yol vardır. Birincisi, o binayı yapmak için çabalamak ve başarmaktır. İkincisi, sizinki dışındaki tüm binaları yıkmaktır.” (Jim Rohn)
————–

İlim, aklın ibadetidir; belirli bir ibadeti yapan her bir organın bir tahareti vardır; öyleyse aklın tahareti ahlaktır.

Taşköprülü-zade

————

Sanat Nedir?

Sanat kâinatın âhengine katılmaktır.

İşte ben de onlarca sanat tarifine bir tarif ilave etmiş oldum. Sürç-i lisan eder isem affola.

Kâinatın âhengi malumdur. Gün doğuyor, batıyor; kuşlar uçuyor, rüzgâr esiyor, dünya dönüyor, mevsimler birbiri peşisıra gelip gidiyor. Gören gözler, duyan kulaklar, hisseden kalpler çiçeklerin renginde, suların sesinde, dağların heybetinde, kelebeğin kısacık ömründe, örümceğin ağında, Cenab-ı Hakk”ın yarattığı her şeyde bu âhengi bulabilir.

Mustafa Kutlu

——————-

Kişi, iki hâlet üzeredir. Uhdesinde tevdî olunan vazifeyi, ya muhabbetle veya korku ile yapar. Hiç şüphe yoktur ki, muhabbetle yapılan herhangi bir iş, korku ile yapılardan daha üstün ve yücedir. Seven, sevdiğini hem sever, hem sayar, hem de itaat eder. Bunun için de, sevdiğini kırmaktan, incitmekten ve darıltmaktan çekinir. Kişi, sevdiğinin emrini seve seve, memnuniyet ve muhabbetle yerine getirir ve böylelikle ona olan aşk ve muhabbetini izhar etmiş olur. Kişi, sevdiğinin, sevmediği ve men ettiği şeyleri de, sevdiğini incitip kıracağı mülâhazasıyla yapmaz ve bu gibi şeylerden kaçınır. Ya kişinin sevdiği Hak olursa? Düşünen kimseler için bu muhabbet ve korkunun ne demek olduğu aşikârdır.”

{ Muzaffer Ozak (ks) } (Kalplerin Zîneti)

———

Ölmek, dirilmek, eskimek, yenilenmek kıyametin bir türlüsüdür. Onun için gözleri gönüllerine açık olanlar ‘halk-ı cedîd ’i her an görür ve yaratılış âleminin her lahza bir başka libasa bürünüp bir gûnâ boy gösterişini seyrederler. Kendimize kendimizde mahfuz olan hayat ve bekâ iksirine yeni baştan dudak değdirelim. Öyle ki yokluğun bağrından varlık baş kaldırsın ve gebe olan zaman, hâmil olduğu ‘haIk-ı cedid’i bir kere daha doğurup beşiğinde sallasın.”

(Sâmiha Ayverdi, Boğaziçi’nde Tarih, “’Halk-ı Cedîd” başlıklı yazıdan.)

———

Hem sözün hem de eylemin sıhhati yanında, istikâmeti, yani muhâtablarını nereye taşıdığı da önemlidir; yolsuz ve yönsüz deyişler ile eyleyişler cehâleti artırır…

Bu nedenle bir sözün ya da eylemin yalnızca doğru olması yetmez; doğruların istikâmetine de dikkat kesilmeli…Çünkü, istikâmeti olmayan öyle doğrular vardır ki, insanı yanlışa
sürüklerler..

Kısaca yalnızca doğruyu değil, istikâmeti de önemsiyorsan, sâdece söze ve eyleme değil söyleyene de eyleyene de dikkat et; zîrâ İblisin doğrusu olur ama istikâmeti olmaz.

Ve dahi muhkem bir insandan hâsıl olacak en büyük kerâmet, istikâmettir…

İhsan Fazlioğlu

—————-

Okuduğunu anlamayan bir okur kitlesinin olduğu yerde Batı hayranı budalalar yetişmekle kalmaz kendi kültürüne ve insanına yabancı, onlara herhangi bir şeyi yakıştırmayıcı farelerde doğurur. Belki de bu yüzden mütefekkir “Nerde o dağ gibi insanlar / Nasıl doğdu bu fareler.” demiştir.

Ercan Çifci

———–

Eğer insan yüzünü Allah’a döndürmemişse, tâât ve ibâdet etmiyorsa, kalbi neye yarar. Böyle insanın kalbi şeytanın yeridir. Şeytanın tasarruf sahasıdır. Ahlâkı güzel kâfirler de vardır. Hiç güzel ahlâkları onları kurtarır mı?”

Seyyid Abdülhakîm El-Hüseynî (k.s.)

—————

Kendisinden kopması mümkün olmayandan kaçan ve onunla kalıcı olmayanın peşinde koşanın durumu ne ilginçtir?

Ataullah İskenderi

————

Kendisinden kopması mümkün olmayandan kaçan ve onunla kalıcı olmayanın peşinde koşanın durumu ne ilginçtir?

Ataullah İskenderi

—————-
Hâfız-ı Şirâzî “Dostum, feleğin on günlük sevgisi masaldan, hikâyeden ibarettir. Dostlara iyilik etmek için şu on günlük fırsatı ganimet bil!… Ey kerem ve ihsan sahibi, selâmettesin, sağ, esensin. Buna şükret de yoksul biçareyi bir günceğiz olsun, sor, soruştur! İki cihanın da istirahati şu iki sözün tefsirinden ibarettir: Dostlara mürüvvet, düş­manlarla geçim!” diyor Divan’ında.
—————-

Bir şeyi istemek, kainatın bütün başka varlıklarından fedakarlık etmektir.

Nurettin Topçu

—————–

Politika ve aksiyon adamlarının en zayıf yanı, düşünce adamını küçümseyişleridir. Beyinle kol ,nazariye ile aksiyon el ele vermedikçe , toplum sıhhate kavuşamaz.

Cemil Meriç

———————

Hayatın şamatası dindiğinde, sana anlam verecek olan şey nedir? Öncelik saydığın şeyler gerçekten önemli miymiş? Madem şimdi makam ve para peşinde koşmak anlamsız, o halde hayatına değer veren ne kaldı?

Kemal Sayar

————-
Şu çöl gibi dünyada, ey Gül, aşkından yana,
Dîvâne olamadık, yalnız gıpta eyledik!Emrine; «lebbeyk» diyen sahâbeydi, biz Sana,
Pervâne olamadık, yalnız gıpta eyledik!(Seyrî)
————

“İdrâk sahipleri için ağaçlardaki her bir yaprak, mârifetullâh (yani Cenâb-ı Hakk’ı kalben tanıyabilme) hususunda bir dîvandır, mufassal bir kitaptır. Gâfiller için ise bütün ağaçlar, tek bir yaprak bile değildir.”

Şeyh Sâdî-i Şîrâzî

——–

Önemli olan ‘yalnız kalmak’ değil; ‘yalnızlığı tecrübe etmek’tir. Bu tecrübe, yalnızlığa bilincin eşlik etmesidir ki, yalnızlığı basit bir durumdan ‘hâl’e dönüştürür; kişi de bu halle hâllenirse, hem-hâl olursa yalınlaşır, derinleşir; varlığa nüfuzu pekişir…

İhsan Fazlioğlu
——————
Taşa ”konuş! konuş!” demişler, bir susmuş, iki susmuş,
Sonunda “ben, demiş,ben..” ve dağdan yuvarlanıvermiş.
Suya ”konuş! konuş!” demişler,bir susmuş,iki susmuş,
Sonunda ”ben, demiş ben..” ve çölde kuruyup gitmiş…

Cahit Koytak

———–

Modern bilimin önce bir şey ancak ölçülebiliyorsa bilginin konusu olabilir noktasından Kuantum ile birlikte bir şey ancak ölçüldüğünde var olur noktasına evrilmesi gerçekten akıl sağlığımızı tehlikeye atan bir durum! Kim bilir daha neler göreceğiz!

Abuzer Diskaya
———-

İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenab-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. O çekirdek de ancak ve ancak bütün ehl-i kemâlin ve belki nev-i beşerin nısfının ittifakıyla efdalü’l-halk, seyyidü’l-enâm Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır.

Said Nursi r.a
—————-

yurdunu terk etmişti mecnun, çölü de terk etsin
söyleyin, görme hevesinde ise Leyla’yı da terk etsin

ey derviş, burada, olgunluğa erişince elde edilir erek
sen dünyayı terk etmişsin bir tek, öte dünyayı da terk et

öykünmekten daha iyidir kendini yok etmek
kendin ara yolunu, Hızır’ı beklemeyi terk et

sanki kalemsin dilin ellerin sözleriyle dolu
elin sözüyle gereksiz övünmeyi terk et..

Muhammed İkbal

————-

Allah’ı bilmeyen dünyaya sarılır, dünyayı bilmeyen hülyaya sarılır, hülyaya sarılan hakikate darılır.

Elmalılı M. Hamdi Yazır

———-
Çeşm-i insâf gibi kâmile mîzân olmaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmazTâlib(Yaratılışa ve olaylara) ölçü ile adaletle bakmaktan daha büyük olgunluk olamaz; kişinin başkasının noksanını görmek yerine, kendi noksanını görmesinden daha ileri biliş, anlayış ve medenileşme olamaz.
——–

“Din, hergün değiştirilebilecek bir vaka değildir. Buna rağmen, bazı heveskârların arzularına uyarak, çeşitli vesilelerle dinin şiarlarını, îtikâdî ve amelî hükümlerini değiştirmeye çalışan kişiler ortaya çıkacak olursa, Allah’ın gazabı ve Müslümanların öfkesi onlardan geri kalmayacaktır.”

[İmam Zâhid el-Kevserî, Nazratün Abîra, s. 15]


Elimizi attığımız her şey çürüyor.Belki de biz çürüyoruz.Gördüklerimiz kirleniyor. Baktıklarımız bizi kirletiyor. İşittiklerimizden,bildiklerimizden dolayı acı çekmeye başlıyoruz.Bu denli yozlaşmaya,çürümeye mahkum olmak duygusu bizatihi insanın içini kemiren bir şey”
Akif Emre


“Günde dört beş kez, halk, kendi belleğinin, vicdanının ve tahayyülünün sesine kulak tıkaması yolunda televizyondan dersler alıyor” der John Berger. “Görebiliyorduk ama gördüklerimize karşı sağırdık. Gerçek dünyayla, savaşı dinlemenin, hissetmenin ve tepki vermenin gerçekliği ile bağlarımız kopmuştu. İmaja çok fazla gömüldüğümüz için ahlaki olarak kilitlenmiş ve nötrlenmiştik. (Kevin Robins, Imaj)

Ekranlar kitleleri büyülüyor: Onları ahlaki olarak kilitlenmiş tepki veremez, hissedemeyen, duyamayan yığınlara dönüştürüyor, diyor sanırım.

Seyreden büyüleniyor. Bende şahidim.

Ahmet Hakan Cakici


Şurası bir gerçek ki modern bilim/bilgi olduğu kadar bunların kavram ve kalıpları da Müslümanların ve onların sorunlarına yeteri kadar nüfuz etme kapasitesine sahip değillerdir. Farklı bir paradigmaya aidiyetin getirdiği yetersizlikten dolayı bu bilginin aracılığıyla kendi sorunlarını anlamaya çalışan Müslüman zihnini de bu bilgi biçimi yanlışa yönlendirmektedir. Ne şekilde ve nasıl bir model olursa olsun, aileyle alakalı tahlil ve değerlendirmeler dinden/İslâm’dan bağımsız şekilde ele alınamaz ve değerlendirilemez.

Abdurrahman Arslan


Eşek anırtısı da vardır elbet yeryüzünde.
Ama bu anırtı bülbül sesini yok edemez.

Sezai Karakoç


Rahmetini, acımanı, şefkatini bütün canlı varlıklara ve bütün yaratılmışlara genelleştir.
Bu bitkidir canım ne olacak, bu cansızdır bunlardan hayır yoktur deme!
Bunların hiçbir şeyden haberi yoktur deme!
Evet onlarda nice hayırlar, nice haberler vardır ki
sende onlara dair bir haber yoktur.

Muhyiddin ibn Arabi. (r.a.)


Arif Nihat Asya diyor ki:

“Ey okunmamış kitap, bir gün gelecek, okunacaksın. Üzerine belki mavi, belki elâ, belki yeşil gözler eğilecek. Ve seni okurken ağlayanlar olacak, gülenler olacak.Gösterişsiz kapağının altında saflığını sakla ey kitap, güzel yüzler, güzel sözler, güzel kirpikler göreceksin. O gün, beklenmeye değer.Bu mevsim üşütmesin seni. Çiçekler gibi, baharı beklemeyi bil!

Yaprakların bono değil, çek değil, fatura değil, banknot değildir. Yazık ki okunsan da anlaşılmayacağın çağlar, nöbetler geçirmekteyiz.


Bir insan hayatı anlamsız, amaçsız, gayesiz yaşıyorsa o cehalet içredir ve delalet yani hayat çölünde gömülüp gidecektir. Hz. Ali’nin bir sözü var, “Eğer bir kişi ölümü yokluk olarak kabul ediyorsa, onun yokluğu doğumu ile başlamıştır.” Senin sonun yokluk değil mi, yokluk zaten, o yokluk senin delaletin ve cehaletin. Bütün insanlar bunu doldurmaya çalışıyorlar, bütün büyük felsefi sistemler, dini öğretiler, mistik bilgelikler hep bunu öğretmeye çalışıyor; Doğum ile ölüm arasını nasıl anlamlı hale getirebiliriz; oraya bir moral zemin inşa etmeye çalışıyorlar, bunu kanıksayan benimseyen kişiler de ona göre yaşıyor, budisti de şamanı da müslümanı da, hristiyanı da. Önemli olan bu moral zeminin müstakim, istikamet sahibi olması yani sırat-ı müstakim olmasıdır.

İhsan Fazlıoğlu


Mebde – meaş – mead. Kınalızade’nin dediği, hem Ali Kuşçu hem Fahreddin Razi bunu çok güzel anlatır, yani bu anlayışa göre insan, sadece meaşın bilgisi ile (aranın bilgisi, yaşam esnasının bilgisi) yetinirse mebdenin, meadın ve Allah’ın bilgisinden ari ise, Razi’ye göre herkesin birbirini öldürdüğü bir vasat oluşur diyor. Seven sevdiğinden emin olamaz. Sadece bunu hukuk (yani insanların kendi aralarında ürettikleri hukuk) ile sağlamaya çalışırlar diyor, çok gerçekçi, ama bu hukuku güçlü olan her zaman ilga eder. Onun için insana, ahlaka ve hukuka riayet etmeyi sağlayan dışarıdaki gücün yanında içerdeki güç olursa o zaman eman ortaya çıkar yani iman olmadan eman olmaz demek istiyorlar, ikisi aynı kökten biliyorsunuz. Mead bilgisi insanın anlamını veren bilgidir. Ölümle irtibat kurmamış bir insanın meaşa ilişkin anlam üretmesi mümkün değil. Meadı dikkate almazsam evrende bana anlamlı bir yaşam sunabilecek hiç bir felsefi ve dini öğreti olamaz.

İhsan Fazlıoğlu


Ne kahrı dest-i a’dâdan, ne lütfu âşinâdan bil
Umûrun hakka tefvîz et, Cenâb-ı Kibriyâ ‘dan bil”

“Ne kötülüğü düşman elinden, ne de iyiliği dostdan bil. İşlerini Allah’a havale et, hepsini Cenab-ı Hakk’dan bil”

Şeyh Hamid-i Veli
(Somuncu Baba)


Nasıl ki gübre böceği de gül kokusundan hoşlanmaz. Oysa gül kokusu güzeldir. Bu yapı farklılığa göre gül kokusu, gübre böceğinin katında güzel koku degildır. Suret ve anlamda böyle aykırı bir mizaca sahip olan kimse de Hak sozü dinlediğinde sürekli tiksinir ve sürekli batıldan hoşlanır.

Muhyiddin ibn arabi,Fususu’l Hikem


Allah’a,Zat’ında Allah olarak ibadet edenlerin sayısı çok azdır.Herkes nefsinde kurduğu kadarıyla O’na ibadet eder.Bu sırrı iyi anla!

Muhyiddin ibn Arabi

———-

İnsan doğduğunda ilk rüyası başlar. sonra; her gün, her gece rüya içinde rüya görür.

Muhyiddin İbn Arabi(k.s)

————–
“Vicdanlı ve dürüst olmak ‘hesaplı’ olmaktan iyidir. ‘Hesap’ insanı makam sahibi yapar da, vicdan daha önemli bir işe yarar; insanı insan yapar…” (Nietzsche)
———–
İnsan, kendi varlığını başkasının yokluğuna bağlamadığı sürece, her türlü konu müzakere edilmeye açıktır.
[O kadar ki, …]
İnsanı yok eden, insanı tırnak içine alan, insana zarar veren ve insanı rencide eden hiçbir çözüm, çözüm olarak anlamlandırılamaz.Prof.Dr.İhsan Fazlioğlu
—————-
Demiştik ki:
Kur’ân’da akıl isim (akıl) değil, fiil (ye’kılûn) olarak geçer. Bu, aklın tek başına değil, ancak vahiyle işlediğini, yol bulduğunu, aksi takdirde otonom kılavuz haline getirildiğinde aklın kendi kendini yok edecek hevaya, hurafeye dönüşeceğini gösterir.Prof.Dr.Bedri Gencer
——–

Ferhat olmak, varlık dağını delmektir.

Niyâzî-i Mısrî

——-

Tolstoy, “İnsanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra, bu duyguyu başkalarının da aynen duyabilmesi için hareket, çizgi, renk, ses ya da sözcükler aracılığı ile onlara aktarması – sanat eylemi budur işte” der. Nasıl ki insan, insanın aynası ise bir insan üretimi olan sanat dahi insanın aynasıdır. Sanat ürünlerinden yansıyan insanın kendisidir, daha genel bakarsak insanın dünyadaki serüvenidir. Her ne kadar sanat eseri bir değişmeyi ve değiştirmeyi barındırsa da gerçekliği yansıtma özelliğini kaybetmez. Ayrıca sanat ürünleri ideale bir atıftır. Olması gereken fikri üzerinde neşvü nema bulur. O halde her sanat eseri bir dile geliştir. Sanatçının ruhunda kopan fırtınaları görünür kılmasıdır ki bu başlıbaşına bir iletişimdir.

Sulhi Ceylan

————–

İnsan neyi bilebilir, İbn Arabî hazretlerinin deyimiyle kendi zihniyle perdelenmişken? Bilse bilse sadece kendini bilebilir, başka da hiçbir şeyi bilemez ki bu bile sınırlıdır. Heidegger’in de bu görüşü destekleyen bir cümlesi var: “Her şey sahiden anlaşılmış, kavranılmış ve konuşulmuş gibi görünse de aslında öyle değildir.” Yani günün sonunda insanın elinde tamamlanmamışlık, yarım kalmışlıktan başka bir şey kalmaz. Bir de gözünde ulaşamadığı arzular… Eğer kendini kandırmıyor, gerçeklerle yüzleşmekten çekinmiyorsa. Değilse tabiî ki insan “mış” gibi yapmasını çok iyi bilir ve bu bilmesi bir zaman sonra inanca dönüşür. Neden olmasın! Madem dört bir yanı çaresizlikle sarılmış, elini attığı her nesne acizliğini haykırıyor ve her bakış yarım… O halde tek çare insanın kendini kandırması ve buna da inanması değil mi? Belki de bu kadar pesimist olmaya gerek yok. Bilinmek istenen ile bilmek isteyenin birliğinin olduğu bir yer vardır. Neden olmasın! Tüm mistik akımlar zaten bunu savunuyor

Sulhi Ceylan

Edebifikir.,com

————-
Parmağına yüzük takacağım bir kadın ona “alyans” dediği gün benden ayrı düşebilirdi. “Nişan yüzüğü” hatta “nikâh” yüzüğü kelimelerinin “şan”lı veya mukaddes güzelliğini bu kadar çiy bir firenkçe ile değiştiren kadına elbette bağlanamazdım.
[Nihad Sâmi Banarlı]
——–

Yavuz Sultan Selim, Kahire’ye girdiğinde “Dedem Hz.Yusuf’un ülkesini yönetmeye geldim” demişti. Süreklilik: Geriye doğru çünkü “ancak kadim olan takaddüm eder; ona da cedid denir”.

[İhsan Fazlıoğlu]

————

“Rahmet kapısı elle açılmaz; o kalp ile zorlanır. Kalbini hiç incitmeden o kapıyı açayım dersen boşuna yorulursun. Bırak, bin defa kalbin kırılsın.”

Nurettin Topçu

———-

“Kitabına eğilmiş çocuk, aşını pişiren kadın, tarlasını süren çiftçi ve tezgâhtaki sanatkâr fenalık düşünmeye vakit bulamaz.”

Ahmed Yesevi Hz.

————–

İnsan kendisine acı veren duyguya kulak vermek yerine, onu susturmak istiyor. Sanki bir şey hissetmezsek sorun çözülecek. Oysa susturulan o duygu bize bir şey söylüyordu, neyin canımızı yaktığını anlatmaya çalışıyordu.

Dinlersen anlarsın.

Kemal Sayar

———

Günümüz toplumun bunalımı Agamben’in iddia ettiği gibi, egemenliğin ölçüsüzce yaygınlaşmasından ve hukuk ile şiddet arasındaki ayrımın ortadan kalkmasından yani olağanüstü halin normalleşmesinden kaynaklanmaz. Artık olağanüstü halin mümkün olmayışından, her şeyin topluma içkin bir aynılık tarafından mas edilmesinden kaynaklanır. “Aynılık Cehennemi” olumsuzluğun şiddetine benzemeyen özel şiddet biçimleri ortaya çıkarmaktadır. (Byung Chul HAn, Şiddetin Topolojisi, s:69)

Aynılık Cehennemi her şeyi dinleri, dilleri, davranışları, şehirleri, evleri, zevkler, sloganlarıi hatta kadını erkeği bile aynı tipe aynı şekle sokuyor. Gayleştiriyor, diye anladım.

—————-

İnsanın, kusurlarını sayan düşmanlarından edeceği istifade, kendisini öven dostlarından edeceği istifadeden daha fazladır.

İmam Gazali

—–

Bedbaht insan ahirette gariptir, mutlu insan da dünyada gariptir. Ne mutlu gariplere. Aslından ayrılıp çıkan gariptir.

Muhyiddin İbn-i Arabi (r.a)

——-
Rüzgar nereden eserse essin güzeldir
Alevler ayrı bir alemdir
Dirlik sevinçtir, göç içimizedir…Cahit Zarifoğlu
——

Her ne kadar söz, ağızda dönüp dolaşıyor ve biz dilimizin, dudaklarımızın hatta dişlerimizin yardımı ile konuşabiliyorsak da, şaşılacak bir halde, sözün, sözümüzün etrafında dönüp dolaşmasıdır. Söz bize demek istiyor ki: “Benim, kendi çevremde dolaştığıma ve söz söylediğime şaşkın şaşkın bakma! Benim çevremde dönüp dolaşanı, bana bu sözleri söyleteni düşün, bul!

Hz Mevlana

—————–

Önemli olan ‘yalnız kalmak’ değil; ‘yalnızlığı tecrübe etmek’tir. Bu tecrübe, yalnızlığa bilincin eşlik etmesidir ki, yalnızlığı basit bir durumdan ‘hâl’e dönüştürür; kişi de bu halle hâllenirse, hem-hâl olursa yalınlaşır, derinleşir; varlığa nüfuzu pekişir…

İhsan Fazlıoğlu

——–

Mademki, insanların benden çekip alamadıkları tek şey ruhum, öyleyse kendimi onunla konuşmanın zevkine adamalıyım.” (s.11)

-Jean Jacques Rousseau, Yalnız Gezerin Düşleri
———-

Muhammed Ali

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir