Kitap Notları-Hikmetli Sözler-Şiirler-Beyitler -3

indir-300x150 Kitap Notları-Hikmetli Sözler-Şiirler-Beyitler -3
Bana kalırsa yalnız hissetmemek için
bir araya gelme arzusu talihsiz bir hastalık belirtisi.
Her insan çocukluğundan itibaren kendi kendine vakit geçirmeyi öğrenmeli.
Tarkovsky
—————–

Bir sorunu çözmek için, evvela o sorunu ortaya çıkaran aklın çalışma biçimine dikkat kesilmek gerekir. Bugün, insanlık ailesinin şahit olduğu sorunların temelinde modern paradigmanın artık küreselleşen insan-tabiat-evren-zaman-mekân-tarih ve tanrı telakkisi yatıyor. Demek ki bu telakkiyi üreten akıl ve düşünme biçimiyle hesaplaşmadan, yaşadığımız sorunlardan kurtulmak mümkün değil.

Kamil Ergenç

Ümran Dergisinden…

—————

Kadın-erkek arasındaki ilişki aslında bir toplumun dünya görüşünü doğrudan doğruya yansıtan bir mahiyete sahiptir. Bu ilişkiyi değiştirmek aynı zamanda o toplumun dünya görüşünü, yani inanma ve yaşama biçimini değiştirmek demektir.

Ayrıca buna bağlı olarak ev dediğimiz mahremiyetin yaşanarak yeni nesillere aktarıldığı “yer”inde anlamı değişiyor. Evler giderek akşamları toplanma ve uykunun uyunduğu “otel” odalarına dönüşmekte.

Buna karşılık gündelik hayatın büyük bir kısmının artık orada geçirildiği, taşıdığı aldatıcı cazibeden dolayı geçirilmek için özel zaman ayrıldığı, hüküm süren değişimin rahmi olan “kamusal alan” sınırları olmayan bir mabede dönüşerek daha çok önem kazanıyor. İnsanlar giyimlerini olduğu kadar tüketimlerini de dinlerine göre değil kamusal alanda geçerlilik kazanan ve tercih edilen değer ve ölçülere göre düzenlemekte.

Bu değişim süreçlerinde Müslüman erkek kapitalizme Müslüman kadın da feminizme yavaş yavaş teslim oluyor.

Kapitalizm İslâm’ın helal/haram anlayışına, feminizm de kadının evdeki rolüne ve İslâm’ın adalet ilkesinin aksine kadın-erkek ilişkisine eşitlikçi ideolojisiyle meydan okumaktadır.

Abdurrahman Arslan

——————
Modern batı düşüncesi köken itibariyle karşıtlıklar üzerine kuruludur; karşıtlıklar hâsıl ederek sorunları kategorize eder, sonra da bunlar arasındaki çatışmadan bir senteze ulaşılacağını varsayar. Emek-sermaye, burjuva-işçi sınıfı ya da insan-tabiat karşıtlığında olduğu gibi, kadın-erkek karşıtlığı da sahici olmadığı halde bu paradigmanın temel aldığı karşıtlıklardan biri oldu. 20. Asrın muhayyilesi sorunu kadın ile erkek arasındaki eşitsizlik meselesi olarak gördü. Bu yüzden eşitliği temel alan özgürleşme süreçleriyle kadın sorununun çözüme kavuşturulacağını varsaydı. Ne var ki erkek karşıtlığı üzerinden kendi sorununu tanımlayan kadının, erkek karşısındaki eşitlik talebi aynı zamanda onu bedenini reddeden, cinsiyetinden bağımsız bir kimlik arayışına sevk etti.

Abdurrahman Arslan

————————-

Günümüzün Müslüman kadınları için endüstriyel ilişkilerin meta üreten dünyasında tesettürüyle yer almak arzusunu kışkırtan daha çok modern eğitim olmaktadır. Bu eğitim süreçlerinden geçen genç kızların kamusallık talebi, önlerine konan her türlü engeli aşma kararlılıkları düşünüldüğünde daha iyi anlaşılabilmektedir. Ne var ki bu kuvvetli ve oldukça sabırsız talep genç kuşağın katılmak istediği modern kamusallığın nasıl bir dünya olduğunu aynı zamanda tahlil etmelerine de engel olmaktadır.Kamusal alana tesettürlü Müslüman kadının duyduğu kışkırtıcı talep göz önüne alındığında bunun iki eğilime işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bunlardan biri ve muhtemelen en önemlisi Müslümanların özel yaşamlarına nasıl bir anlam verecekleri hakkında daha bir karara varamamış olmalarıdır.

Diğeri de daha iyi ve rahat bir hayat sürme adına sınıf değiştirme isteğiyle yüklü olduklarına işaret etmesidir. Unutmamak lazım ki sınıf değiştirmenin ailede sebep olduğu dönüşümler kadın ve erkek olarak Müslümanları da yeni sorunlarla karşı karşıya getirmektedir. Hatta ailenin yaşadığı sorunların kısmen de olsa sınıf değiştirmenin getirdiği çözülmeyle alakalı olduğunu belirtmemiz lazım.

Abdurrahman Arslan

————————–

Aileyle alakalı yeni sıkıntıların kökeninde, harici sebepler yanında Müslüman kadın ve erkeğin artık dönüşen zihniyet yapısı önemli bir role sahiptir.

Bugün Müslüman erkek evin geçimini bahane ederek kapitalizme, Müslüman kadın da haksızlığa uğradığını bahane ederek feminizme ve bunların yürürlüğe soktuğu değerlere zihniyet ve amel olarak tedricen teslim olmaktadır. Kapitalizm İslâm’ın ısrarla vurgu yaptığı helal rızık anlayışına, feminizm de kadının cinsiyet bağımlı evdeki rolüne meydan okuyor. Unutmamak gerekir ki evde sarf edilen emek endüstriyel toplumun değer verdiği bir meta üretimini içermez. Bu haliyle kapitalizm feminist söylemi destekler; bu ev kadınlığının ve çocuk büyütmenin hor görüldüğü bir iktisadi ilişkiler dünyası demektir.

Abdurrahman Arslan

———————–

Bu dünya kötü değildir: tersine sonsuzluk meydanıdır. Burada ekmiş olduğun orada yeşerecektir. Bu dünya sevilmeğe ve hamd edilmeğe değer, sonsuz mutluluğa ve iyiye giden yoldur. Kötü olan ise, hakikate karşı körleştiğiniz ve arzularınız, şehvetiniz ve dünyaya duyduğunuz ihtiras tarafından tümüyle tüketildiğiniz zaman, dünya ile neler yaptığınızdır.

Bilgeliği kristal gibi berrak, üstadımız Hz. Peygamber’e (Allah’ın selam ve kutsaması onun üzerine olsun),Dünyevilik nedir? diye sormuşlardı. Yanıt verdi. “Sizi düşüncesiz yapan ve Rab’ binizi unutmaya neden olan her şey.” Bu nedenle dünyanın eşyaları kendi içlerinde zararlı değildir. Sadece, onları size cömertçe sunan Rab’binize karşı sizi unutkan, başkaldırıcı ve bilinçsiz yapmalarına izin verdiğiniz zaman zararlı olurlar. Sizi duyarsız kılan ve kutsal hakikat ile bağınızı koparmanıza neden olan, sizin kendi dünya anlayışınız, dünya ile olan sizin kendi ilişkiniz ve dünyayı, onu size vermiş olan Allah’a karşı tercih etmenizdir.(İbn Arabi)

Hakkı Üstün Çavuşoğlu,İnsan Üzerine Düşünceler,syf.99)

———————–

İbn Sina’ya göre duyulardan elde edilen bilgiler, akıl ile ulaşılan bilgiler gibi kalıcı olmaz. Çok kısa zamanda yok olabilecekleri için gerçek bilgi sayılmazlar. Maddeye bağlı oldukları için, madde ile var olup maddenin zevali ile yok olurlar. Görülen, işitilen, dokunulan, tadılan, koklanan şeylerden irtibat kesildiği zaman bütün duyu faaliyetleri durur. Algılanan şeyler de duyulardan hemen silinirler.

İbn Sinaya göre, duyu verileri geçici olup, aklın saf bilgisi gibi kalıcı özellikleri yoktur. Duyu ile algılanan her şeyde etkilenme söz konusudur. Etkilenme ise, bir şeyin husulü anında başka bir şeyin kaybolmasıdır. Duyu ile kavramlan şeylerin hakiki bilgi olmadıklarının bir başka nedeni de, onların hakiki değil sadece görünüşte bilgi olmalarıdır. Duyu verilerinin bir başka özelliği ise yanıltıcı olmalarıdır.(Hakkı Üstün Çavuşoğlu,İnsan Üzerine Düşünceler,syf.91)

———————

Bir milletin geçmişi ile geleceği arasındaki köprü, o milletin tarihî tecrübesidir. Ne geçmişe saplanmak ne de geleceğe takılıp kalmak; ama yol alırken tarihî tecrübeden yararlanmak? Medenî insan, hatıraları olan insandır; uğruna dövüşebileceği, kendini tehlikeye atabileceği hatıraları. Tersi durumda günlük yaşayan bir organizmadan farkı kalmaz insanın.

İhsan Fazlıoğlu

——————–

Meşguliyet! Oluş kendine bundan daha güzel bir isim bulamazdı. İnsanın olduruluşu kâinatın olduruluşundan kopuk değil. Oluş olduruluşa gösterilen rızadan başka bir şey değil. Kâinat çekilip çevriliyor, bu çekilip çevrilişe (itiraz değil de) iltihak etmenin adına insan olmak deniyor. Yerküredeki yaratıklar arasında kâinatın çekilip çevrilişine iltihak etme ehliyeti yalnız insanlara verilmiştir. Diğerleri iltihak ederler; ama bu yaptıkları ehliyetlerine dayanmaz. İnsanın itiraza gücü yettiği için ehliyetli bir iltihak gücünü de elinde bulundurur. İnsan saymayı bilmekle elde ettiği gücü kendini kâinat saymaya vardırıyor.

Nasıl âlem-i kebir isteyerek kendini çekilip çevrilmeye bırakmışsa âlem-i sagir de kendini çekilip çevrilmeye bırakıyor. Bütün şahadet âlemi bir dönüş yaşıyor. İnsan ehliyetini bu dönüşe katılmakta kullanıyor. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı vakitleri bir dönüşün menzilleri, burçları, uğrak yerleri. İnsan kıvamını bu menzillerde yoğrularak buluyor. Bu menzillerde yoğrulmamak demek insan olarak kıvamını kaybetmek demektir. İnsana insanlık kıvamını günde beş vakit namaz verir. İnsan namazda ise kendini kılınmaya bırakmış, kendi kılınmaya bırakıldığı rızasına kavuşmuş olur. Teheccüd namazı insan kılınma bilincinin en arıtılmış durumunu yansıtır.

İsmet Özel

———————
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Necip Fazıl
—————————-

Taş ye­rin­de ağır­dır; ki­şi, ol­gu ve olay da öy­le. Bir ta­ri­hî ki­şi­li­ği ya da ko­nu­yu ye­rin­de ele al­mak, o ki­şi­yi ve ko­nu­yu doğ­ru ye­re oturt­mak de­mek­tir. Gün­lük si­ya­sî pro­je­ler­de meş­rui­yet ara­cı ola­rak kul­la­nı­lan ta­ri­hî ki­şi ve olay­lar çar­pı­tı­lır­lar; bu sü­reç bir sü­re son­ra tah­rif edil­miş bir ta­rih res­mi­nin or­ta­ya çık­ma­sı­na ne­den olur. Bo­zuk bir mik­ros­kop ya da te­les­kop­la in­şa edi­len do­ğal ger­çek­lik ne ka­dar do­ğa­ya uy­gun­sa bo­zuk bir kav­ram­sal çer­çe­vey­le in­ce­le­nen ta­ri­hî bir ger­çek­lik de o ka­dar ta­ri­he uy­gun ola­cak­tır.

Bir mil­le­tin ta­ri­hi­ne iliş­kin res­mi, ta­sav­vu­ru bil­gi­ye de­ğil de yal­nız­ca öv­gü ya da söv­gü içe­rik­li duy­gu­ya da­ya­nır­sa, o mil­let ta­rih­te­ki yö­nü­nü bu­la­maz. Bu ne­den­le, sık sık tek­rar et­ti­ği­miz üze­re, ta­rih an­cak ve an­cak ge­le­ce­ğe iliş­kin pro­je­si olan mil­let­ler için an­lam­lı­dır; sa­de­ce öven­ler için tat­min edi­ci bir nos­tal­ji, sa­de­ce sö­ven­ler için ise kur­tu­lun­ma­sı ge­re­ken bir yük…

Prof.Dr.İhsan Fazlıoğlu

———————–

“Aile hem modern popüler kültürde hem akademik kültürde insan etkileşiminin son derece geri bir anlayışının cilalanması için kullanılan bir kavramdır.

Toplumsal Cinsiyet, cinsiyet, cemaat ve siyaset alanındaki kurumlaştırmalarımızda aileyi unutmamız ve düzenli ödipal (ebeveynlerden) aktarımı sekteye uğratmak için unutmayı strateji olarak saptamamız gerekir.

Çuvallamanın Querr Sanatı, Judith Halberstam

Gizlemiyorlar ki hiç bir şeyi. Biz anlamak istemiyoruz.

Ahmet Hakan Çakıcı

———————-

Bizim medeniyetimizde hanımlara ve büyüklere muhabbet ve hürmet belli günlere tahsis edilmemişti. Her gün anneler günüydü, her fırsatta annelerin eli öpülür, hizmetlerinde kusur edilmezdi.

Yine bizim medeniyetimizde, senede bir gün değil, her gün babalar günüydü, aile büyüklerine tam bir ihtiram gösterilirdi.Senede bir evlilik yıldönümü değil, her gün hanımlara muhabbet ve hürmetle muâmele etme günüydü. Sevgi; pahalı hediyelerle, dünyevî ziynetlerle değil, gönülden gelen iltifat, güzel ahlâk ve hoş muâmele ile gösterilirdi.

Osman Nuri Topbaş Hoca

———————

Ezberlemek” filinin İngilizce’deki karşılıklarından birisi “to learn by heart,” yani “kalp ile öğrenmek”tir. Bu bir hikmettir. Çünkü gerçek öğrenme ancak kalpten olur.

Savaş Ş.Barkçin

————————

Kararmış kalbin ey gâfil nasihat neylesin sana,
Hacerden katıdır kalbi öğüt kâr etmeyen insan.Bu derdin çâresin bul sen elinde var iken fırsat,
Ne ıssı sonra âh u zâr edüp hayfâ diyen insan.Niyâzî bu öğüdü sen ver evvel kendi nefsine,
Değil gayriye andan kim tuta her işiten insân.Gel ey gurbet diyârında esir olup kalan insan,
Gel ey Dünya harâbında yatıp gâfil olan insan.Niyazi Mısri

——————–

”Mademki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor; terke mani olan ne?”

Ataullah İskenderi

———————-
Kuzuların doğması nasıl beklenirse o ülkede
Güllerin açması da öyle beklenir gün doğmadan önce
Bahar yağmurları böyle güllere gebe
İner gökyüzünden bahçelere
Nişanlarda gül şerbeti içilir
Hastalara gül şurubundan ilâç
Gül bir yeni yıl gibi
Yetişir evlere muştu gibi
Hızır fısıltısı say onu
Baharın salavatı güller
Yeryüzüne gelerek sabahları
Yataklara dökülerek
Aşk ezanını okurlar gençlere
Sezai Karakoç,Gül Muştusu’ndan..
———————-

Dikkat edin, Hz. Peygamber “Kadın bana sevdirildi” diyor. Sevdiren kim? Sevdirilmek, sevmenin ilerisinde bir şeydir ve sevmeyi içerir. Sevmek beşeri, sevdirilmek ilahî kaynaklıdır. Hak Teâlâ Peygamberine, onu kendisinden uzaklaştıran şeyi değil, yaklaştıran şeyi sevdirir ve kadın sevgisi erkeği Allah’a yaklaştırır.

Muhyiddin İbn Arabi

——————
“Öfkeyi defetmenin en kuvvetli çaresi, hakikî tevhidi hatıra getirmektir.Bu, Allah’tan başka failin olmadığını, O’nun dışındaki her failin O’nun bir âleti olduğunu bilmektir. Kime bir başkasından hoşuna gitmeyen birşey gelecek olursa, hemen hatırlasa ki eğer Allah dileseydi bu olmazdı, öfkesi dağılır. Çünkü, böyle düşündüğü halde öfkesinin devamı,onun Allah’a öfkelendiğini ifade eder. Bu ise, ubudiyete aykırıdır.
Tufi
—————-
Davalarını mücerred bir iddiaya dönüştürenler tekebbüre(kendini büyük görme) bürünürler; bir derde dönüştürenler ise tevâzuyu rehber edinirler. Tekebbüre bürünenler zafer için ser-hoş olurken; tevâzuyu rehber edinenler yalnızca seferle hem-hâl olmakla yetinirler…
//- Ehl-i irfân
İhsan Fazlıoğlu
———————–

İrade ve teslimiyet. İnsan iradesinin yetersiz kaldığı yerler, durumlar var. Orada kapıları zorlamak daha çok endişe demek. Teslimiyet, hangi kapıların zorlanmayacağını bilmektir. İrade ile büyür, teslimiyetle olgunlaşırız.

Prof.Dr.Kemal Sayar

—————–

Biliniz ki; hoşuna gitmeyen hususlarda Allah’ın kaza ve kaderine rıza göstermeyen kimse, sevdiği hususlarda da tam mânasıyla Allah’a şükrünü eda etmiş sayılmaz.

İmam Ebu Yusuf

————————-
Yüce Allah cemali ve güzelliği ile tecelli ederse..
Bu tecelli kalpde aşk meydana getirir. ..
İmam-ı Gazzalî (k.s.)
—————

İster kadim İlmü’n-Nefs’in tespit ettiği gibi şehev ve gazabı temayülleri arasında, ister modernlerin dillendirdiği gibi haz alma ve elemden kaçma sâikiyle denilsin, bir vâkıadır ki; insanın ameliyeleri daima hissiyatının tasallutundadır.61

İnceleyin:  Amentüyü Yeniden Okumak

Böylesi bir gündeme sahip olan bilinçlerimiz, terbiye edilmediği sürece -elde ettiği her şey gibi- elde ettiği bilgileri de yiyerek şehvet peşinde koşan kendi hazcı gayesi için dönüştürür. Yani bilgi denen şey bir tarafıyla haz peşinde koşan bir bilincin serüvenidir.

Bu süflı temayülleri yüzündendir ki bilinçlerimiz elindeki verilerin gerçekliğe mutabakatından çok, onaylanmayı bekleyen tehassüsât ve temâyülâta mutabakatına dikkat etmektedir.

Hasan Yaşar

—————

Anlamayı  engelleyen  şey  Hakk’a  boyun  eğmeyi engelleyen  kibir,  tartışmaya  sevk eden  üstün  gelme  arzusu,  doğruyu  teslim ve  kabule  engel  olan  hataya  nispet  edilme kaygısıdır.

Haris el-Muhasibi

———————-

Ebu  Hilâl  Askeri:  “Akıl,  kişiyi  kabih  olana  düşmekten  men  eden  ilk  bilgidir. Bu  manada  bunun  zıddı  ahmaklıktır.  (…) Cennet  ehli  akıllılardır.  Zira  onlar  kabih  olana  şehvet  duymazlar”  diyerek91  bilmenin  ve akletmenin  iyi  ve  güzeli  ayırmanın  onun  peşinden gitmek manasına geldiğini işaretler.

İşte bu tarifte ele alındığı üzere kişinin elindeki  verilerle  kendini sınırlaması  cehaletinden değil hamâkatindendir yani anlayamamasındandır. Lehine  olanı  takdir  edemeyecek  bir  hamakat. ‘İlim  kişinin  cehaletini  giderir  ahmaklığını  değil’ sözü  işte  tam  da  bu  manaya  işaret  eder.  Malumat biriktirmek  ilim  ise,  onu anlamak fıkıh/fehmdir.  İlimsize  câhil  denir  ama anlayamayana ahmak. Yani doğrunun  karşıtı yanlış  değil,  ‘anlama’nın karşıtı  olan  körlük  ya  da ahmaklık  olarak  nitelenmelidir.

Hasan Yaşar

-*——————–

Bir  güç  elde  etme  iştiyakıyla  hakikate sahip olmayı arzulamak hakikati aramak değildir.  Bu  ancak  insanın  hevasına,  kendisine tapınma ideolojisidir. Hakikat  hakkında  söz  söyleme  yetkisini herkesin  hatta  Allah’ın  ve  elçilerinin  bile elinden  gasp  eden  kimseler  de  işte  bu  putperestlerdir:  “Putperestlik  [yalnız]  ahlâkı bir  zaaf  değildir;  kusurlu  bir  bilinç  zeminine dayalı  yanlış  bir  ontolojidir.  Daha  düşük  bir gerçekliğin  daha  büyük  bir  gerçekliğin  yerine  ikame  edilmesidir.  (…)  Bilim  bizim  dinimiz  olmuştur;  Dinler  bilincin  sınırlarında inşa  edilir.  Gerçeklik  bilinci  bilimsel  sınırlarda  biten  ve  böylelikle  putperestleşen  bir dünyada  yaşıyoruz.  Zira  putperestlik  hiyerarşik  gerçeklerin  tersine  çevrilmesidir.”82 itirafa  başlamışlardır.  Bunları itiraf  ettikleri  yığınla  değerlendirme,  ilgili  eserlerde  mebzülen bulunmaktadır.

Hasan Yaşar

82  Theodore  Roszak,  Çorak  Ulkenin  Bittiği  Yer;  Post Endüstriyel  Toplumda  Politika  ve  Aşkınlık,  Çev. Naim Öztürk, s. 145, İnsan Yay. 1999.

———————-

Asrımızda  batıda  ahlak-bilgi  alakasını  en üst  seviyelerde  kabul  eden  isimlerden  biri olan  Gadamer,  Sokrat’ın  değil  de  Aristo’nun meseleye  bakış  açısına  daha  yakın  durur  ve uygulamayı  [yani  amel  ve  ahlâki  tavır]  anlamanın  sonradan  ve  arızı  bir  unsuru  değil anlama  fenomenini  tümüyle  belirleyen  bir şey  olarak  görür.75  “Anlam  bilimleri  teorik bilgiden  daha  fazla  ahlâki  bilgiye  yakındır” diyen  Gadamer,76  ahlâkın  bilgiye  ileri  derecede tesirini itiraf eder.

O,  şunları  söyler:  “[Bilinç  fonksiyonları  olan] kognitif  fonksiyonlar  ile  [ahlâkı  değer  ve kabuller  olan]  normatif  fonksiyonları  birbirinden  ayırmak  açıkça  birbirine  ait  olan şeyleri  ayırmaktır.Bu  iki  fonksiyon  arasında  [birbirine sirayet  ettikleri]  bir gedik vardır.”77  “[Kişinin  eşya  ile]  dogmatik  [ahlaki kabuller  ile]  ilgi  [alaka  kurması]  ile  [tarih içinde  herhangi  bir  eşya]  tarihsel  ilgi  [kurması]  arasında  fark  olsa  da  kesin  bir  ayrım gösterilemez.”78

75  Gadamer,  Hakikat ve Yöntem,  c. 2, s. 87.
76  Gadamer,  Hakikat ve Yöntem,  c. 2, s. 73.
77  Gadamer,  Hakikat ve Yöntem,  c. 2, s. 67, 68.
78  Gadamer,  Hakikat ve Yöntem,  c. 2, s. 89.

Hasan Yaşar
Dirayet Dergisi,sayı.2

———————–

Hakikati  arama  erdemine  erememiş  bir kimsenin  anlama  ve  yorumlama  usûlü,  bildiği  bütün  yollarla  kendisini  beğendirme, üstün  gelme  ve  karşı  tarafı  haklı  olduğuna inandırma  usulüdür. O  yüzden  bin  bir  hileyle  işini  yürüten  nefsin  insanın  kendisini  nasıl  sınırlamasına  sebep  olduğunu  daha  çok yekdiğeriyle  muhatab  olduğunda  fark  edersiniz.

Öyle  ki  en  cahili  bile  illa  satacak  bir şeyler bulur.  Bir mecliste tek  bir kelime bile bilmediği  herhangi  bir  hususta  küçük  düşmemek  için  susan  kimseler  (birileri  buna eminim  tevazu  diyecektir)  o  yeni  duyduğu ibtidâı  malumat  ile  başka  meclislerde  meydan  yerine  atlayan  bir  uzman  kesiliverirler.

Hatta  bir  ara  başkasından  duyduğu  bir  bilgiyi  şaşkınlıkla  dinleyen  ama  bir  süre  sonra  ondan  duyduğunu  bile  unutarak  bilgiyi kendisi  keşf  etmiş  bir  meselenin  uzmanı gibi  hem  de  aynı  kişiye  satmaya  kalkışanlara rastlarsınız. Birileri  akıl  diye  kutsamaya  yeltense  de  işte bu  bilincin  adını  da  yaptığı  işi  de  Cenabı Allah  ferman  buyurmaktadır.  “Muhakkak ki  nefs  olanca  şiddetiyle  kötülüğü  emredendir…”  (Yusuf, 53)

İnsanın  kendini  sınırlandırması  ve  elde ettiğini  hakikat  görmekte  ısrar  etmesi derinliği  görmesine  perde  olmakta  ve katilik  iddiası  olarak  tezahür  etmektedir.Bu  bir  eksik  ve  yanlış  anlama,  daha  doğrusu ‘anlamama’  halidir.  Bu  da  şu  manaya  gelir  ki ‘anlamak’,  ahlaksızların  mahrum  olduğu  bir şeydir.

Hasan Yaşar
Dirayet Dergisi,2.sayıdan..

———————

Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâb-ı güzîniyle birlikte oturuyordu.

Onlara:

“Şimdi size beş şey söyleyeceğim. Bu beş şeyi benden kim öğrenip hayatına uygulamak ister (veya onları uygulayacak olanlara öğretmek ister?) diye sordu.”

Orada bulunan sahâbîlerden Ebû Hüreyre radıyallahu anh hemen cevap verdi:

“Yâ Resûlallah! Ben öğrenip uygulamak (uygulayacak olanlara da öğretmek) isterim”dedi.

Peygamber Efendimiz Ebû Hüreyre’nin elini avucunun içine aldı. Parmaklarını bir bir tutarak bu beş şeyi saymaya başladı:

“1-Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzak dur! O zaman Allah’a en çok kulluk eden sen olursun.
2-Allah’ın sana verdiğine kanaat et! O zaman en zengin (Allah’a en çok şükreden) sen olursun.
3-Kendin için istediğin şeyleri diğer insanlar için de iste! O zaman gerçek mü’min olursun.
4-Komşuna iyilik et! O zaman en iyi Müslüman sen olursun.
5-Bir de çok gülme! Çünkü çok gülmek kalbi katılaştırır, öldürür.”

Tirmizî, Zühd 2, nr. 2305; İbni Mâce, Zühd 24, nr. 4217; Ahmed ibni Hanbel,Müsned, II, 310, nr. 8081.

————————-

Görme, öğrenilmesi gereken bir sanattır: Bakmakla göremeyiz.”(Sir William Herschel)

#Asım Cüneyd Köksal

———————-

İnsan bütün zîhayat âlemi içinde nazik, nâzenin, nazdar bir çocuk hükmündedir. Rahmanürrahîm’in dergâhında; ya zaaf ve acziyle ağlamak veya fakr ve ihtiyacıyla dua etmek gerektir. Tâ ki, makasıdı ona müsahhar olsun veya teshirin şükrünü eda etsin.

Yoksa bir sinekten vaveylâ eden ahmak ve haylaz bir çocuk gibi; ben kuvvetimle bu kabil-i teshir olmayan ve bin derece ondan kuvvetli olan acib şeyleri teshir ediyorum ve fikir ve tedbirimle kendime itaat ettiriyorum deyip küfran-ı nimete sapmak, insaniyetin fıtrat-ı asliyesine zıd olduğu gibi, şiddetli bir azaba kendini müstehak eder.(Said Nursi)

——————–

Falanca şu hatayı yapıyor. Filancanın bu ayıbı vardır dersin. Ama sen eline fırsat geçmeyensin. Dibinde lağım bulunan su gibisin. Durgunluğundan dolayı berrak görünürsün. Bir karıştırıldığında her şey ortaya çıkar.

Hz.Mevlana

———————–

“Ala­ad­din ve si­hir­li lam­ba­sı” he­men her­ke­sin bil­di­ği bir ma­sal­dır. Bu ma­sa­lın yi­ne de işa­ret et­ti­ği bir ha­ki­kat var: İn­san’ın is­tek­le­ri son­suz­dur. Bu ne­den­le in­san is­tek­le­ri­ni tat­min için sü­rek­li bir si­hir­li lam­ba arar. İs­tek­le­ri olan­lar dai­ma bir lam­ba arar­lar; hat­ta bu­lur­lar. Hiç şüp­he­siz bu­ra­da dik­kat edil­me­si ge­re­ken bir nok­ta var: Her si­hir­li lam­ba­dan cin çık­maz. An­cak sö­mür­ge­ci ka­pi­ta­liz­min bu­ra­da­ki çö­zü­mü de dâ­hi­ya­ne­dir: Ki­şi’ye si­hir­li lam­ba­dan her an bir cin çı­ka­bi­lir his­si­ni ka­zan­dır­mak: “Si­hir­li lam­ba­nı bul ve bek­le; her an cin çı­ka­bi­lir [Si­ze de çı­ka­bi­lir].” Çağ­daş ha­yat her ya­nın si­hir­li lam­bay­la dol­du­rul­du­ğu ve ba­şın­da on­la­rı ovuş­tu­ran, ovan in­san­la­rın bu­lun­du­ğu bir gü­rül­tü mey­da­nı…

Prof.Dr.İhsan Fazlıoğlu

—————————

Gü­nü­müz­de şu­ur­suz­lu­ğun ida­me­si için dev­re­ye so­ku­lan bü­tün ey­le­me­le­ri bir de­yiş­le özet­le­ye­bi­li­riz: “Ha­ya­tı ço­ğalt­mak.” Ha­ya­tı ço­ğalt­mak için ise ya­pıl­ma­sı ge­re­ken şey: “İn­sa­nın is­te­ği­nin ar­tı­rıl­ma­sı, bes­len­me­si…” İn­sa­nın is­te­ği­nin sü­rek­li­li­ği için ih­ti­yaç­la­rı­nı sü­rek­li kıl­mak ye­ter­li­dir. Sü­rek­li ih­ti­yaç his­se­den in­san sü­rek­li is­te­ye­cek; sü­rek­li is­te­yen in­san ise sü­rek­li ih­ti­yaç du­ya­cak­tır. Sü­rek­li ih­ti­yaç-sü­rek­li is­tek denk­le­mi, ha­ya­tı ço­ğal­ta­cak, in­san tat­min­siz bir is­te­me kü­pü ha­li­ne ge­le­cek­tir. Böy­le bir in­san şim­di’yi mut­lak­laş­tı­rır, dü­nü ve ya­rı­nı şim­di’si­ni teh­dit eden bi­rer un­sur ola­rak gö­rür; geç­miş­ten ka­çar, ge­le­cek­ten ise kor­kar.

Şim­di­si­ni, boş­luk bı­ra­kıp bir an ken­di­siy­le yal­nız, ken­di ba­şı­na kal­ma­mak için ala­bil­di­ği­ne dol­du­rur [za­man dol­dur­ma, ge­çir­me ve öl­dür­me]; bu­nun için el­den gel­di­ğin­ce de­ği­şik meş­gu­li­yet­ler ya­ra­tır; tı­kan­dı­ğı yer­de boş­lu­ğu gü­rül­tüy­le ka­pa­tır. Çağ­daş ha­ya­tın in­sa­nın ken­di bi­rey­sel­li­ği­ni unut­ma­sı­na ne­den olan bir gün­lük di­li­min­de yer alan gü­rül­tü­le­re şöy­le bir bak­mak ye­ter­li­dir.

Prof.Dr.İhsan Fazlıoğlu

—————————-

Kâfirin en büyük hastalığı Allah’ın sabrını sınamaktır. Bir çoğunda mantık şu: “O kadar inkâr ediyorum bir şey olmuyor. Olsaydı bana ceza verirdi.”

Seni inkârınla başbaşa bırakmasından büyük ceza mı olur?

Hem O, cezayı senin istediğin zaman değil Kendi istediğinde verecek!

Doç.Dr.Soner Duman

——————–
——————-
Yazın sıcağı, güzün serinliği,
Kışın da soğuğu seni üzüyor.
İlkbaharın o güzelim dönemi,
Bu sefer de seni engelliyor.
Peki bana söylermisin şimdi:
Senin ilme arzun ne zaman.
Ahmed b.Haris
————————

Dünyâ dertlerine tutulmuş din kardeşini tedbirsizlikle suçlayıp, kınama. Çünkü o, ya mazlumdur; Allahü teâlâ sonunda onu kurtaracaktır veya günah işlemiştir, başına gelen musîbetler günâhına keffârettir. Yâhut daAllahü teâlâ, yüksek derecelere ve makamlara ulaştırmak için onu dünyâ dertlerine mübtelâ kılmıştır.

İbn-i Vefâ (r.h)

——————-
-Bütün dostları gezdim, gördüm. Dili muhafaza etmekten daha iyi dost göremedim.
-Bütün elbiseleri gördüm. İffet ve sakınmaktan daha iyi elbise görmedim.
-Bütün malları gördüm; kanaatten daha iyi mal görmedim.
-Bütün iyilikleri gördüm; nasihatten daha iyisini görmedim.
-Bütün yemekleri görüp tattım; sabırdan lezzetlisini görmedim.
Hz.Ömer(r.a)
————————-
Zaman seni izaz (aziz,şerefli) ederse mütekebbir (kibirli) ve mağrur, (kendini beğenmiş, kibirli)
vakit seni tezlil (hor ve hakir görme) ederse meyus (ümitsiz) olma.
Salih SAİM Efendi
—————————

Basiret nuruyla bakanlar, muhabbet ve ünsiyetin, Mahbubu devamlı olarak hatırlamakla kökleşeceğini, marifetin ise O’nun zâtını, sıfat ve fiillerini daima düşünmekle mümkün olabileceğini bilmişlerdir.” “Marifet, fikrin devamı ile hâsıl olur.”

İmam-ı Gazzâli

——————

Hitap , -konuşanın değil – dinleyenin değerine göre ortaya çıkar !

Muhyiddin Ibn Arabi (k.s.)

————————

Arş, su üstündedir ve su özü gereği canlılığı kabul eder. Allah Teala her şeyi sudan canlı yapmıştır. Yoksa onlar, yeryüzünün yağmurla canlandığına inanmazlar mı? Ağaçların canlılığı, sulamaya bağlıdır. Hatta havada bile su vardır, yoksa tutuşurdu.

İbn-i Arabi

————————

Günah, meşruiyet toprağında büyür. Çevremizdeki hatalara, zulümlere sessiz kalarak farkında olmadan can suyu vermiş oluruz. Hiçbir kötülük kendiliğinden neşet etmez. Önce bir insanı ele geçirir, onun davranışlarında yabani sarmaşıklar gibi gelişir, çoğalır. Fakat asla tek bir insanla yetinmez. Yayılmak, kalpten kalbe, insandan insana sirayet etmek, bütün toplumu ele geçirmek ister. İşte bu yayılma esnasında kötülüğün kadim bir yöntemi vardır.

Sinsi ve çekingen başını çıkarıp insanları seyretmek, sabırla toplumun kendisine alışmasını, onu normalleştirmesini beklemek… İkinci adım olarak zehirli filizlerini insandan insana uzatır. Kötülüğün toplumsal zemin bulması da böyle cereyan eder. Artık o bir yabancı değil, ev sahibidir. Dağdan gelmiş, bağdakini kovmuştur. Bunu yapamamış olsaydı, ele geçirdiği ilk insanın şahsında yalnızlaştırılacak, vicdan değirmeninde öğütülecekti. Öte yandan insanlar basit bir nemelazımcı davranışla felaketle sonuçlanabilecek toplumsal savrulmalara zemin hazırlamıştır.

 

(Sema Bayar)

———————-

Molla Câmî der ki:

Cihan, dostumuzun güzelliğinin aynasıdır.
Onun yüzünü bütün zerrelerde müşâhede et.

————————–

Bir medeniyeti yok eden, doğal felaketler ya da savaşlar değil, mensupları tarafından ‘unutulmaktır’. İnsanlar âdetlerini(davranış hafızası) ve örflerini(bilgi hafızası) unutunca medeniyetlerini de kaybederler. Çünkü medeniyet, geleneklerin(âdetlerin ve örflerin) örgütlü hâlidir.

Prof.Dr.İhsan Fazlıoğlu

——————-
Ney o ney hemdem o hemdem sohbet ol sohbet değil..
Mey o mey âlem o âlem îşret ol îşret değil..
Yenişehirli Avni
———————

Kim Allah’tan başkasına bakarsa, bu bakışı onu Allah’tan uzaklaştırır. Artık, benim düşmanım başkasıdır,dememelidir. Aksine sen kendinin düşmanısın.

İnceleyin:  Kitap Notları-Hikmetli Sözler-Şiirler-Beyitler -7

Muhyiddin İbn Arabi

——————————–

İnsan, alemin ruhu olmasına kanıp, ben ondan şerefliyim, dememelidir. Alem senin kardeşindir. Alem ve insan birbirini bütünler. Anneni ve babanı tanı.

İbn Arabi

——————–
Cûşa gelir dağ ile taş,
Feryâd eder vakt-i seher,
Her nesneyi kaplar telaş,
Feryâd eder vakt-i seher.
Osman Hulusi Efendi
———————–

Ahlâkî yolculuğun her kademede aradığı kemal ve saadet iki yolla; ilim ve amelle olur, onlarla elde edilir. Hem bilmeli hem yapmalı/eylemeli. Yapmak/eylemek de bir bilmektir ancak yapmaktan müstakil olarak bilmek diye tek başına anlamlı ve amele de kaynaklık eden ayrı bir bahis vardır. Anlama/anlayış ahlâkın bir kademesidir; bir rivayete göre anlayış (fehm, fıkıh) ilimle amel arasında, diğer bir rivayete göre ikisinin de üstünde ve fakat onların muhassalasıdır. Türkçe’de anlama değilse de anlayış (anlayışlı olmak) zaten bilmeden ziyade ahlâk sahibi olmaya işaret eder. Topçu şöyle diyor:

“Hayatta esas olan hadise yaşamak, mektepte ise tanımaktır. Birincisi dışsallık, ikincisi içsellik ifade eder.

Öğrenme her şeyden evvel bir çıraklıktır. Mektep çıraklık yeridir, diyebiliriz ki bir tezgâhtır. O tezgâhta usta yapar, çıraklar tekrarlar. Usta verir çırak alır. Alınmamış, benimsenmemiş, benliğe mal edilmemiş ders, iyi bir ders sayılmaz. Mektepte alınan ders ya bir tasavvurdur, hayale mal eder; ya bir hünerdir, ele mal edilir; ya da bir aşktır kalbe doldurulur. Bunlardan biri halinde benliğimize girmeyip sade hafızada, şuurun dışında asılı bir küfe yük halinde duran bilgiler faydasız ve mânasızdır… İyi üstad, dışımızda yaşananı içimizde hayat yapabilen muallimdir.”

Mustafa Kutlu

—————————–

“Ateş gibi değil, ağaç gibi büyümeyi öğrenmemiz gerek.”

Wendell Berry,

——————–
Bir elinde gül bir elde câm geldin sâkiyâ
Hangisin alsam gülü yûhut ki câmı yâ seni
Nedim
————————

Zührî der ki: “Eskiden bir âlime gittiğimizde, ilimden çok ondan edeb öğrenmeyi severdik.”

Ebu Nuaym

———————–
Çekilenler kalır Es’ad bu cihân içre hemân Vakt-i şâdî de gelir mevsim-i mihnet de geçer
Şeyh Gâlib
~~~~~~~~~
Ey Es’ad!(Ey en mutlu!) Bu dünyanın içinde sadece çekilenler kalır.
Mutluluk vakti de gelir geçer, sıkıntı mevsimi de.
———————–
Kaybolan Yusuf döner yine Kenan’a, üzülme
Hüzünler evi, gül bahçesi olur bir gün üzülmeFerahlarsın ey gam çeken gönül, endişelenme
Geçer bu dalgalanışın, huzura erer başın, üzülmeDönmese de felek gönlümüzce iki gün
Hep aynı kalmaz ya devran, üzülmeGelirse ömrün baharı, yine çimenler üstünde
Başına gülden şemsiye açarsın ey bülbül, üzülmeUmudunu kaybetme sakın, bilmezsin gaybın sırrını
Perde ardında gizli oyunlar döner, üzülme

Ka’be aşkıyla çölde yürüyeceksen eğer
Ayağına deve dikeni batsa da üzülme

Söküp götürse de yokluk seli varlık temellerini ey gönül
Kaptanın Nuh oldukça, korkma tufandan, üzülme

Sevgilinin ayrılığında, rakibin sıkıntısında halimizi
Bilir hep halden hale sokan Allah, üzülme

Yoksulluk bucağında, karanlık gecelerin yalnızlığında Hafız
Oldukça virdin, dua ve Kur’an üzülme.

Hâfız-i Şîrâzî

————————
Çarha baş eğme gönül hergiz dahi ac olmadan
Yeğdir ölmek merd olan nâ-merde muhtâc olmadanBâkî
~~~~~~~~~~
Ey gönül! Zamana, devrana asla baş eğme. Onun istediği istikamette davranışlar sergileme.Mert, yiğit bir kişinin namerde muhtaç olmasındansa aç bir şekilde ölüp gitmesi daha iyidir.|Berceste Beyitler
—————————-

Bir çiçeğin açması bir bahar kadar özen ister..

|Alıntı

———————
Hüseyin b. Abdurrahmân’ın naklettiğine göre Ebû Hâzım’a: “Akrabalık nedir?” diye sordular: “Kalpten sevmek” dedi. “Lezzet nedir?” dediklerinde:“Muvafakat (uygunluk)” dedi. “Rahatlık nedir?” diye sorduklarında ise:“Cennet” dedi.
————————-

Ebû Câfer Muhammed b. Ali bildiriyor: Babam bana nasihat ederken şöyle dedi: “Evladım؛ Beş kişiyle dost olma, sohbet etme ve yolculuğa çıkma!”

Kendisine: “Sana feda olayım babacığım! Bu beş kişi kimlerdir?” diye sorduğumda: “Fasık biriyle dost olma ki bir yiyecek veya daha aşağısı için seni satar!” dedi. Kendisine: “Bunun daha aşağısı nedir ki? diye sorduğumda: “O yemeğe tamah etmesi ama elde edememesidir” dedi.

Ona: “Babacığım! ikinci kişi kim?” diye sorduğumda: “Cimri ile dost olma! Zira ona çok ihtiyaç duyduğun zor bir zamanda malını senden esirger!” dedi.

Ona: “Babacığım! üçüncü kişi kim?” diye sorduğumda: “Yalancı ile dost olma! Zira yalancı dost, serap gibidir, sana yakını uzak, uzağı da yakın eder” dedi.

Ona: Babacığım! Dördüncü kişi kim?” diye sorduğumda: “Ahmak ile dost olma! Zira sana iyilik yapmak ister, ama zarar verir” dedi.

Ona: Babacığım! Beşinci kişi kim?” diye sorduğumda ise: Yakınlarıyla bağını kesmiş olan bitiyle dost olma! Zira Allah’ın Kitabı’nda üç yerde böylesi bir kişinin lanetlenmiş olduğunu gördüm” dedi.(Ebu Nuaym,Hilye)

——————————
Yûnus b. Ubeyd der ki:”Kulda iki şey ıslah olduğu zaman diğer tüm işleri de ıslah olur. Bu iki şey de kişinin namazı ile dilidir.”
——————————-

Mâlik b. Dînâr der ki: “Doğruluk kalpte zayıf olarak başlayıp zamanla güçlenir. Hurma fidesinin gelişip serpilmesi gibidir. Hurma fidesi de önce tek bir dalla başlar. Çocuğun biri onu kırsa veya keçinin biri onun yiyecek olsa gövdesi kurumaya başlar. Ancak sulandıkça gelişir, sulandıkça serpilip büyür. Zamanla artık üzerine çıkılacak bir gövdesi, altında oturulacak bir gölgesi ve yenilecek bir melesi olur, işte doğruluk da aynı şekildedir. Kalpte zayıf ve cılız olarak başlar.

Ancak bunu kalbinde taşıyan kişi zayıf da olsa bu doğruluğun üzerine titrerse Allah onu daha da arttırır. Kişi onunla ilgilendiği oranda Allah onu daha da çoğaltır. Bu şekilde Allah bu doğruluğu kişiye bereketli kılar, bu yüzden söylediği sözler de günahkârlara şifa olur.” Sonra Mâlik oradakilere: “Böylesi kişileri hiç görmediniz mi?” diye sorduktan sonra cevabı yine kendi şöyle verdi: “Vallahi böylelerini gördük!Örneğin Haşan, Saîd b. Cübeyr ve benzerleri. Onlardan biri sözleriyle nice insan topluluklarını diriltir.(Ebu Nuaym,Hilye,cild.2)

—————————-

Bekr b. Abdillah el-Müzenî der ki: “Sizler çokça günah işliyorsunuz. Onun için çokça da istiğfarda bulunun. Zira kişi, amel defterinde her iki satır arasında bir istiğfarın bulunmasına (günü gelince) çok sevinecektir.”

Ebu Nuaym,Hilye

————————-

İnsanlar medenileştikçe kadınların itibarı düşmüştür.

Prof.Dr.Teoman Duralı

————————
Firâkınla cihânda rıhletim bir âha kalmışdır
Gel ey rûh-i revân gel kim işim Allâh’a kalmışdır
| Yenişehirli Avnî
——————————
Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman;
Görürler, nasılmış, neymiş kahraman!
Yer ve gök su vermem dediği zaman,
Her tarlayı sular arkımız bizim.
Gideriz, nur yolu izde gideriz,
Taş bağırda, sular dizde, gideriz,
Bir gün akşam olur, biz de gideriz,
Kalır dudaklarda şarkımız bizim…
Necip Fazıl Kısakürek
————————
1. Pre-deizm: “Mezhep yok”, “sünnet yok.”
2. Semi (yarı)-deizm: “Kur’an Allah’ın değil peygamberin sözü.”
3. Deizm: “Allah var, peygamber ve din yok.”
4. Post-deizm (ateizm): “Allah diye bir şey yok.”Bir Kelime-i Tevhid hepsine yeter: “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah.”Soner Duman Hoca
——————————–
Görmek isteyenler için yeterince ışık,
Görmek istemeyenler için yeterince karanlık vardır.”
Blaise Pascal
—————————–

Mal, mülk, para, pul, meslek, beceri, bilgi, zeka bunlar gerçekte güç değildir. Toplum bunlara güç atfetmiştir. Güç, insanın bunlara sahip olmasında değildir. Çünkü bunlar nefsi azgınlığa sevk edecek imtihan sebepleridir.

“Güçlü insan” nefsinin dizginlerini eline almış, nefsini terbiye edebilmiş insandır. Yoksa Allah’ın verdiği nimetlerle şımaran ve bu nimetleri kötüye kullanan değildir.

Güç kişinin duruşundadır. Güç erkeğin erkekçe duruşunda, kadının kadınca duruşundadır. İki tarafın birbirine benzememesindedir.

Sema Maraşlı

——————————
Bir evin güzelliği uyumdur. Bir evin tadı bağlılıktır. Bir evin sevinci sevgidir. Bir evin zenginliği çocuklarıdır. Bir evin yasası hizmettir. Bir evin refahı memnun olan gönüllerdir. “
(Henry Taylor)
——————————-
Bekayı hak tanıyan,say’i bir vazife bilir.
Çalış,çalış ki beka sa’y olursa hak edilir.
Mehmed Akif ERSOY
————————–

Bizler mi vakti hoşça geçirmekteyiz bugün? Şüphem şudur: Vakit mi geçirmektedir bizi?

—Yahya Kemal

————————————

Kapitalizm,

-okutarak cahilliği,
-çalıştırarak fakirliği,
-medeniyet diyerek barbarlığı
-ve barış diyerek ölümü artırmaktır.

Kapitalizm’de yaşama denklemi:

-Bazılarının yaşaması, diğer bazılarının ölmesine bağlıdır.
-Bazılarının daha iyi yaşaması, diğer bazılarının daha kötü yaşamasına bağlıdır.
-Bazılarının daha mutlu olması da, yine diğer bazılarının daha mutsuz olmasına bağlıdır.

Sonuç: Evren’deki gibi, Yaşam’da da bir düzen, başka bir yerdeki bir düzensizlikle sağlanır…

Yeryüzü’nde Kapitalizm ve Emperyalizm ile sorunu olmayan bir kişinin, ‘insan-ca’ yaşıyor olduğuna inanmak için, hiç bir nedenimiz yoktur.

Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu

——————————
Mes’ûdî’nin bildirdiğine göre Avn b. Abdillah günahlarını hatırlayıp ağlarken şöyle derdi:

Yazıklar olsun! Nasıl gücüm kırılmaz ve biçare düşmem? Rabbim merhamet etmezse vah halime! Nasıl bu ateşi söndürmek için gayret etmem.Eğer Rabbim merhamet etmezse vay halime!Yazılar olsun! Nasıl hatamı hatırlamak, tembelliğimi gidermez ve onu yok edecek şeye yönlendirmez. Rabbim rahmet etmezse vay halime!Yazıklar olsun! Nasıl ellerimin yaptığı yaramı deşmez! Rabbim bana merhamet etmezse vay halime, vay halime!Yazıklar olsun! İlk günahım İkincisini işlememe engel olmaz ve işlediğim son hata ilkiyle birlikte günah kazandığımı hatırlatmaz. Rabbim beni bağışlamazsa halim nice olur, halim nice olur?Yazıklar olsun! Dilim, kulağım, kalbim ve gözümle yaptıklarım (beni âhiret işinden) alıkoydu. Rabbim beni bağışlamazsa vay halime!

Ebu Nuaym,Hilye

———————————–

Avn b. Abdillah der ki:

Mümin başkalarıyla anlaşabilen kişidir.
Başkalarıyla anlaşamayan ve başkalarının da kendisiyle anlaşamadığı kişide hayır yok.

—————————-

Avn b. Abdillah b. Utbe der ki:

“Bir kişiyi en güzel halinde görmeyi dilersen, namaz kıldığı bir zamanda ona bak.”

—————————-
Avn (b. Abdillah) der ki: “Kötülükten sonra başka bir kötülük daha yapmak ne çirkin şeydir! Bir kötülükten sonra bir iyilik yapmak ne güzel şeydir. En güzeli de bir iyilikten sonra başka bir iyilik daha yapmaktır.”(Ebu Nuaym)
————————-
Vehb b. Münebbih der ki: “Yalancılıkla tanınan kişinin doğruluğu kabul edilmez. Doğruluğuyla bilinen kişinin ise sözüne güvenilir. Gıybeti ve kini çok olanın vereceği nasihate güven olmaz. Günahlara dalan ve başkasını aldatmasıyla bilinen kişinin sevgisine güvenilmez. Kim de kendini olduğundan daha üstün görürse, kendi değerini inkâr etmiş olur ve başkasında çirkin olarak gördüğü şeyi elbette kendisi için de layık görmeyecektir.”(Ebu Nuaym,Hilye)
———————–

Sadece ifşa ettiğim değil ama belki en çok, ‘kendimi gizlediğim yerim ben’. Mahremiyet kişi olmanın özüdür,ne ki günümüzde, mahrem alan bir hapishane gibi algılanıyor ve Bauman’ın diliyle, ‘günümüzde bizi mahremiyetin ihlali değil daha çok ondan çıkışın kapatılması korkutuyor.’

Prof.Dr.Kemal Sayar

—————————

Kalb-i selim sahibi olan kimse, malına ve çoluk-çocuğuna kalbi ile bakmaz,kalbi onlarla sekinet bulmaz; aksine onları sadece birer hayır, dünyevi bir nimet olarak görür. Onlara sahip oluşu sadece Rabbinin emrine muvafakat içindir. Onun kalbi evlat ve mal afetlerinden selamettedir.

Abdulkadir Geylani (k.s)

———————–

Molla Câmi der ki:

Kıymetli ömrün her demi eşsiz bir hazînedir.
Böyle bir hazîne her an boşa gidiyor, âh, âh.

————————

Ezan sesini gönülle dinleyiniz:Âleme aff-u rahmet serpiyorlar.

Nurettin Topçu

———————————–

Sanki Kur’ân-ı Kerim, enbiyanın kıssa ve hikayeleriyle terakkiyatın esasla­rına, temellerine parmakla işaret ederek: ‘Ey beşer! Şu gördüğün mu’cizeler, bir takım örnek ve nümunelerdir. Telâhuk-u efkârınızla(fikirlerin eklenmesiyle), çalışmalarınızla şu örneklerin emsalini yapacaksınız.’ diye ihtar etmiştir. Evet mazî istikbalin ayinesidir; istik­balde vücuda gelecek icâdlar, mazide kurulan esas ve temeller üzerine bina edi­lir.”(İşaratül İcaz)

“Meselâ, “Rüzgarı da Süleymana boyun eğdirdik ki, sabahtan bir aylık, öğleden sonra da bir aylık yol giderdi.” (Sebe Sûresi, 12) âyeti, ‘Hz. Süleymân, bir günde havada tayeran(uçma) ile iki aylık bir mesafeyi kat’etmiştir’ der. İşte bunda işaret ediyor ki: Beşere yol açıktır. Bu mertebeye yetiş ve yanaş. Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisaniyle manen diyor: ‘Ey insan! Bir abdim, hevâ-i nefsini terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kavânîn-i âdetimden(Allahın kanunlarından) güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz.(Said Nursi,Sözler)

Muhammed Ali

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir