Siber Zorbalık

thumbs_b_c_2e1a09e36848040f0871c7f0a12f5ebb-300x169 Siber Zorbalık

Ahmet, lise sınıfındaki kızlar arasında çok popüler. Havalı saçları, kendine güveni ve gülen gözleri ile kız­lardan yoğun ilgi görüyor. Bu durum sınıftaki bazı erkek çocuklarda kıskançlık duygusu uyandırıyor. Özellikle de istediklerini zorbalıkla elde etmeye alış­kın olan Mert’te. Öyle sinir oluyor ki Ahmet’e, o okul­da olmadığı günler okul bile keyifli geliyor. Madem okulda açık açık bir zarar veremiyor ona, sanal âle­min görünmezlik pelerini ile onu korkutmayı neden denemiyor ki? Evet, bu çok iyi bir fikir, öyle yapacak. Mert, kendine hemen sahte bir hesap açıyor. Her ak­şam, gizemli, ürkütücü mesajlar yolluyor Ahmet’e. Saçlarını kestirmesini, kızlardan uzak durmasını, bunları yapmadığı zaman ise başının derde gireceği­ni söyleyen onlarca mesaj atıyor. Ahmet, hayli tedir­gin oluyor ve tehditlerin ardı arkası kesilmiyor. Ta­cizlerin ve tehditlerin sıklığı gitgide artıyor. Ahmet’in ağzının tadı iyice kaçıyor, gülen gözler etrafa artık endişeli ve korku dolu bakmaya başlıyor. Peki bu arada Mert ne yapıyor dersiniz? Sebep olduğu bu değişimin keyfini çıkartıyor. Pişman mı? Eh, pek sayılmaz. Ken­di gücünün etkilerini hissedebildiği için mutlu. Sanal ortam ona gerçek hayatta tadamadığı bir güç bahşet­ti. Bu gücün tadını çıkarmak istiyor.

Siber zorbalık konusunda Amerika’da yaşanmış bir ör­nekle devam edelim. Bu örneğin Türkiye’de de benzer­lerini bulmak mümkün. Çok değil, bundan on yıl önce Amerika’da bir lise öğrencisi olan Jesse, erkek arka­daşının isteği üzerine, ona çıplak fotoğrafını yolladı. Arkadaşlıkları bittikten sonra, erkek arkadaşı fotoğ­rafı okuldaki diğer kızlarla paylaştı ve kızlar, Jesse’ye oldukça sevimsiz ithamlarda bulunmaya başladılar. Jesse’nin annesi okul yönetimi ile sorunu çözememesi sonucu, kızını yerel televizyon kanalına çıkardı. Jesse, yaşadıklarım anlatmak ve bunun başkasının da başına gelmesini engellemek için televizyona çıktığını söyledi, îki ay sonra Jesse katlanmak zorunda olduğu taciz ve utanç nedeniyle yaşamına son verdi, henüz 18’indey- di. Çok üzücü bir hikâye değil mi? Okul, aile, mahke­me süreçleri daha farklı yürütülse belki sonuç farklı olabilirdi. Fakat kesin olan bir şey var ki; gençler bu tarz olaylara karşı çok kırılgan ve özellikle yetişkin­liğe adım attıkları bir dönemde incitilmeye karşı çok hassaslar.

Amerika, İngiltere ve Kanada’da yapılan bir araştır­maya göre son yıllarda siber zorbalık sonucu intihar oranlarındaki artış dikkat çekici. “Siber zorbalık” in­ternet, cep telefonu veya başka bir teknolojik alet kullanarak bir kişiyi tehdit etmek, taciz etmek, utandır­mak, onunla dalga geçmek olarak tanımlanabilir. Bazı uzmanlar siber zorbalığı üç ana kavram üzerinden hanımlar: Güç dengesizliği, tekrarlama ve zarar ver­me amacı. Yapılan değişik çalışmalar gençlerin yüzde 20-40’ının hayatlarının bir noktasında siber zorbalık mağduru olduğunu ortaya çıkarmış. Yakın zamanda, ilköğretim öğrencileri arasında yapılan bir araştırma ülkemizde bu oranın yüzde 20’lerde olduğunu işaret ediyor.

Peki, çocuklar zorbalığa nasıl maruz kalıyor? ‘Küfür, tehdit, özel bilgi, fotoğraf, mesaj ya da sırlarını ifşa etme, alay etme en sık duyduklarımız arasında. Düşünsenize internet yokken, sevdiğinize yolladığınız bir mesaj kaç kişiye yayılabilirdi? Yaymak için nasıl bir emek gerekirdi, değil mi? Oysa şimdi öyle mi? Ayrıldığı sevgilisini rahatsız etmek için sürekli onunla fotoğraf­larını yayınlayan kişiler var. İnsan ilişkilerinde büyük gerilimlere yol açan yeni durumlar bunlar

Zorbalık için interneti suçlamak gerçekçi olmaz, çünkü zorbalık çok uzun zamandır gençler arasında büyük bir problem; belki insanlık tarihi kadar eski… Günümüzde ise akran zorbalığı neredeyse ilköğretim yaşlarına kadar indi. Çocuklarını ahlaktan yoksun ye­tiştiren bencil ve ilgisiz ebeveynler; durumu hakkani­yetle ve adaletle yönetmeyi beceremeyen eğitimciler ve ticarethaneye dönen okullar yüzünden birçok çocuk mağdur oluyor. Çocuklar akranları tarafından sadece psikolojik değil, fiziksel şiddete de maruz bırakılıyor. Ancak internet ortamı, çocukların okuldan eve döndüklerinde, güvende olmaları gereken bir mekânda da zorbalığa maruz kalmalarına yol açabiliyor. İnternet­teki anonimlik özelliği, siber zorbalığın yayılmasının önemli nedenlerden biri. Toplumsal sınırlar içinde zorbalık yapmaktan çekinen biri, anonimliğin koruyu­cu kalkanına sığınarak zorbalığa yeltenebilir. Bazen de gerçek hayatta zorbalık yapacağını hiç tahmin etmeye­ceğimiz ve normalde zorbalığın kurbanı olan gençler, öfkelerini dışa vurmak ve rol değiştirmek için anonim ortamda zorbalığa başvurabilirler.

Siber ortamın gerçek yaşamdan daha güvenli olduğu ve başkaları ile bağlantı kurmak için yüz yüze iletişimden daha az risk taşıdığı fikri bir illüzyondur, çünkü içgüdülerimiz sadece gerçek dünya için eğitimli.

Gerçek dünyadaki etkileşimlerimizde yüz yüze ileti­şim, vücut dili, mekânı kullanma gibi fiziksel ipuçları­nı değerlendirip daha sağlıklı karar veririz. Duygusal ve zihinsel yapımız bu konuda tecrübeli. Oysa karşı­mızdakinin kim olduğunu bile bilemediğimiz bir or­tamda, güvende olup olmadığımızı nasıl anlayacağız?

Üstelik bazı çalışmalar gösteriyor ki, siber zorba­lığa maruz kalan kişiler, sanılanın aksine tanımadığı yabancılar tarafından değil, tanıdıkları kişiler tara­fından mağdur ediliyorlar. Bir dostumun lisedeki kızı, uğradığı siber saldırılar sonucu evde tek başına bile kalamaz duruma gelmişti ki ona bu ürkütücü tehdit mesajlarını yazan kişinin, bir kız arkadaşı olduğu tez zamanda ortaya çıktı. Popülerlik için kıyasıya müca­dele eden bu iki genç kızdan biri, etik dışı yöntemlerle, rakibini diskalifiye etmekte bir sakınca görmemişti. Bu yaptıklarıyla arkadaşına ne denli zarar verdiğinin farkında bile olmaması, olayın vahim tarafıydı.«

Kanadalı kriminoloji (suçbilim) uzmanı Kim Rossmo, büyük beyaz köpekbalıkları ile seri katiller arasında, nasıl avlandıkları konusunda davranışsal bir benzerlik tespit etmiş. Her ikisi de odaklanmış ve stratejisi olan katiller, kurbanlarının genç ve yalnız olmasını tercih ederler ve ışık az olduğunda saldırırlar. Biraz tanıdık gelmiş olabilir mi? Sonuçta siber âlem de biraz karan­lık; gençlerin yalnız ve sayıca çok olduğu bir ortam. Suçla ilgili birçok teori var. En eski teorilerden biri şunu söyler: Suç işleme niyetindekiler, uygun hedefler­le, yetkin koruyucuların olmadığı bir ortamda bir ara­ya gelirse, suçun gerçekleşme olasılığı ve sıklığı artar. Bu tarif de biraz tanıdık değil mi? Sonuçta çocukla­rımız internette kendi başına geziniyor, bizimle değil. İnternetin çok da göz önünde olmayan, karanlık ağ ya da derin ağ olarak bilinen kanunsuz bir tarafı da mev­cut. Bu sitelere ulaşmak kolay değil ama ulaşıldığında hacker kiralamaktan uyuşturucu teminine kadar çok sayıda kanunsuz işe erişilebiliyor. Suç oranının yüksek olduğu bir şehre taşınırsanız, kurban olma olasılığınız da artar. İnternetteki karanlık ağlar da öyle. Siber dün­yanın arka sokakları ve yeraltı, görünenin aksine çok da masum değil. .

Ebeveynler özellikle çocukları konusunda daha tedir­ginler. Birçok ebeveynin ortak korkusu, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalması. Siber zorbalığın psikolojik etkenleri üzerine bazı araştırmalar yapılmış olsa da sosyal ve yapısal etkenleri üzerine çok fazla şey bilmi­yoruz. Almanya’da lise öğrencilerinin gerçek sosyal ağ­larında yapılan bir araştırma siber zorbalığın sosyal ve yapısal yönlerine odaklanmış. Araştırma sonuçlan hayli ilginç. Kızların, erkeklerden daha fazla siber zor­balığa maruz kalması gibi bireysel faktörlerin yanında yapısal faktörler de tespit edilmiş. Zorbalığa uğramış ya da zorbalık yapmış olan çocuklar, hem zorbalığa uğ­rayıp hem de zorbalık yapan çocuklardan daha az po­püler bulunmuş. Yani zorbalık mağduru bir çocuk aynı zamanda zorbalık da yapabiliyor ve okulda popüler bir isim de olabiliyor.Belli bir grup içinde zorbalık yapan çocuk, başka bir grupta kurban olabiliyor. Araştırma­cılara göre bu karmaşık durumun işaret ettiği şey, tüm bu yapısal faktörleri »anlamadan siber zorbalığın psi- kolojisini öğrenemeyecek olmamız.

Aslında tam bu noktada, eğitim sisteminde yapıl­ması gereken reformlar üzerine de düşünmeliyiz. De­ğerler eğitiminden yoksun bir sistem akademik başa­rıyı sağlasa da gelecek nesillerin daha iyi yetişmesini sağlamaz. Eğirim önce ailede başlar fakat ailenin eksik bıraktığını eğitim sistemi tamamlamazsa, çocukluk çağında açılan gedik büyür ve birey ile yaşadığı top­lum arasındaki uçurum derinleşir. Bireyler birbirinin ıstırabına duyarsız, diğerkâmlıktan uzak yetişirler.

Siber zorbalık özelinde düşündüğümüzde ise okul­lardaki farkındalık eğitimlerinin siber zorbalığı önem­li oranda azalttığı tespit edilmiş. Finlandiya ve Avust­ralya gibi bazı ülkelerde gerek çıkartılan yasalarla gerekse okullarda hayata geçirilen bazı uygulamalarla siber zorbalıkla mücadele ediliyor. Örneğin, Finlandi­ya’da yapılan farkındalık eğitimleri sonrasında siber zorbalığın yüzde 30 ile 40 oranında azaldığı görülmüş.

Siber zorbalığa maruz kalmak, kişide hem öfke duy­guları uyandırır hem de üzüntü, özellikle ergenler bu tarz olaylardan çok etkilenirler. Kırılan gururları, in­cinen duygularını tamir etmek oldukça çaba gerekti­rebilir. Bir yazışma grubunda, arkadaşları kendisiy­le acımasızca alay ettiği için depresyona giren yahut okulu bırakmak isteyen gençler biliyorum. Yıllar önce bir ergen kliniğinde, arkadaşları sanal ortamda toplu­ca onun üzerine çullandıkları için intihara teşebbüs etmiş bir genç kız görmüştüm. Ortak hücum kelime­leri, “ezik” hitabıydı. Üstelik, internetin bir de dürtü- sellik boyutu var. Bir anlık dürtü ile erkek arkadaşına fotoğrafım yollayan Jesse’yi hatırlayın. Bir yetişkin, benzer durumlarla daha iyi baş edebilir ama gençler ve çocuklar ne yapacaklar? Siber zorbalık konusunda çocuklarımızı bilinçlendirmek gerek. Birkaç basit ey­lemle başlayabilirsiniz:

Dijital yerlilerin “mahrem” anlayışı ita dijital göç­menlerinki arasında fark var. Mahrem nedir, kişisel nedir, çocuklarımıza örneklerle anlatalım. Ruhunun ve bedeninin mahremiyetini korumasını öğretelim.

Günlerinin nasıl geçtiğini sorarken, siber âlemde neler yaptıklarını da soralım.

Siber âlemin tehlikelerine dikkat çekelim, yaşanmış olaylardan örnekler verelim.

Kimlik bilgilerinin ne olduğunu ve bu bilgileri ne­den muhafaza etmesi gerektiğini anlatalım.

Kendisine verilen değerin ve sevginin farkında olan bir çocuk, kendine zarar vermeye çalışan diğer kişiler için bir savunma mekanizmasını zamanla geliştirecek­tir elbette ama yine de internetin bu denli kuşatıcı ve kışkırtıcı olduğu bir çağda, çocuklarımızı olası tehlike­lere karşı önceden uyarmakta fayda var.

Tabii bu arada, çocuğunuza bunları anlatmak için kendisinden mesajla randevu almanız gerekebilir. Ala­mazsanız da pes etmeyin. Bulduğunuz bir bilgilendi­rici videoyu WhatsApp mesajı ile yollayıp, izlemesini isteyebilirsiniz. Ne de olsa artık her şey internetten öğ­reniliyor. Biz yetişkinlerin de çocuklarımızla iletişim kurmanın en doğru yöntemini keşfetmemiz gerekiyor.:

Kemal Sayar-Berna Yalaz – Ağ:Sanal Dünyada Gerçek Kalmak,syf.91-98

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir