İslam
İnsan Kalbinin Özellikleri10 Haziran 2026
Arif
17:07 - 12 Haziran 2015
Şeriatta farklılık bulunan hususlar, çoğu kez sadece mutlak olan ve belirli bir sınır konulmayan, aksine mükellefin değerlendirmesine bırakılan konularda bulunur.[1]Bu durumda her mükellef kendi kavrayış ve değerlendirmesine göre sorumlu olur. Mesela, birisi böyle bir durumda şunu anlar, o onunla sorumlu olur; bir ikincisi onun anlayışından daha ileri gider, o da onunla sorumlu olur. Öbür taraftan […]
Arif
17:03 - 12 Haziran 2015
0 Yorumlar
Mertebeler her ne kadar farklılık gösterseler de, bu farklılıklarından aralarında bir zıdlık ve çelişki meydana gelmez. Şöyle ki mesela: ‘Falanca âlimdir” dediğimiz zaman, mutlak surette belirttiğimiz bu ifâdeden o kişinin ilim sıfatına sahip olduğunu bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde belirtmiş oluruz. “Falanca, ilimde ondan üstündür” dediğimiz zaman ise, bu ifâdeyle ilim alanında ikincinin birinciden daha […]
Arif
16:58 - 12 Haziran 2015
0 Yorumlar
a) Zarurî, hâcî ve tahsînî dikkate alma açısından farklı mertebelerde bulunmaktadırlar. Bunlar içerisinde zarurî olanlar en güçlüsü, sonra da sırasıyla hâcî ve tahsînî olanlar gelmektedir. Ancak bunlar birbirleriyle irtibat halindedirler. (Çünkü birbirlerini tamamlamaktadırlar.) Bu durumda daha aşağı mertebede olan bir hususun iptali, bir üst derecede bulunan bir hususun iptaline bir cüret teşkil edecek ve onun […]
Arif
16:48 - 12 Haziran 2015
0 Yorumlar
Birinci Kısmın âhirinde şeâir-i İslâmiyeden bir nebze bahsedildiğinden, şeâirin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazan-ı Şerife dair olan bu İkinci Kısımda, bir kısım hikmetleri zikredilecektir. Bu İkinci Kısım, Ramazan-ı Şerifin pek çok hikmetlerinden dokuz hikmeti beyan eden Dokuz Nüktedir. Meal-i Şerifi:“O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve […]
Arif
17:54 - 11 Haziran 2015
0 Yorumlar
“İlim bir noktadır, bu noktayı cahiller çoğalttı” diyor Hz. Ali (kv)… İlmin aslının ‘bir’ olduğunu, tek bir nokta olduğunu bilene arif denir zaten. Çokluğun, çoğaltmanın, aslında bir tür kaynaktan uzaklaşma olduğunu bilmeyene cahil denir. Âlim, her şeyin, kesretin; çokluğun, toplandığında tek bir şeyden çıkmış olduğunu görene denir. İrtibat kurabilene âlim denir. İrtibatları bir türlü kuramayana […]
Arif
17:46 - 11 Haziran 2015
0 Yorumlar
Esas muhafaza edeceğimiz anlamdır, ruhtur fakat özü kabuktan ayrı düşünemeyiz. Öncelik ve sonralık da veremeyiz. Bir bütündür. Esas olan özdür, kabuk özü korumak içindir. Kabuk olmazsa öz zayi olur. Bu yüzden, kabuğu temsil için üretilmiş sembolleri de muhafaza etmek gerekir. Diyelim ki siz, Islâm tasavvufunun hilâfet makamlarıyla ilgili bazı rûhânî tecrübeler elde edersiniz. Bunun dıştaki […]
Arif
17:31 - 11 Haziran 2015
0 Yorumlar
Bir de Allah(cc) dostlarının, Rableri ile olan dostlukları vardır. Dost, yakın olmak demektir ve arkadaştan daha ileridir. Dostluk olgusu içerisinde bir tür mahremiyet vardır, dil değişir ve nazlı bir lisan oluşur. Naz yapılır karşılıklı. Allah(cc) ile naz yapan Allah dostları vardır ve bu dostluk muhteşemdir. Bazıları, bu naz makamını ve tasavvufî kavramları bilmedikleri için anlayamamışlardır […]
Arif
00:08 - 11 Haziran 2015
0 Yorumlar
Sûfîler, anlatabildikleri kadarıyla, tecelliyatın kendisinden neş’et ettiği yani Hakk’ın umûr-ı dünyeviyyeye yönelik kısmı olan o Logos’a “Muhammedi Hakikat” demişlerdir. Hakîkat-i Muham- mediyye kavramı bedenlenmiş, Mekke’de doğmuş, Medine de vefat etmiş, Abdullah’ın oğlu, Âmine’den doğma Hazret-i Muhammed dediğimiz o şahs-ı mücessemin hakikatidir. Bu hakikat yaratılmamış olması hasebiyle, zaman zaman Hazret-i Muhammed le hakîkat-i Muhammediyye arasında anlatımda […]
Arif
00:03 - 11 Haziran 2015
1 Yorum
Allah’ın isimlerini zikretmek yani saymak suretiyle o isimlerin ruhaniyeti, manası kişiye gelmeye, aksetmeye ve üzerinde hakimiyet kurmaya başlar. Bir müddet sonra o kişinin artık sırf dili değil, bütün azalan zikretmeye, o ismi söylemeye devam eder. Buna giden yol önce dil ile yani lisanı hareket ettirmek suretiyle olur. Lisanı hareket ettirmek, “Allah, Allah…”, “Lâ ilâhe illâllah, […]
Arif
15:42 - 10 Haziran 2015
0 Yorumlar
Bir gün Cüneyd-i Bağdadî’ye, kabiliyet ve istidatlı bir mürid gelip hizmetinde bulunmakla beraber az vakitte çok kemal tahsil edip diğer müridlere üstün gelmiş. Diğer bir kabiliyetsiz müridi hased ve kininden Cüneyd-i Bağdadî’ye, “Ben yirmi seneden fazla sizin hizmetinizde bulundum, bu yeni müridin birkaç gün zarfında kazandığı mertebeleri tahsil edemedim” deyince; Cüneyd-i Bağdadî, itiraz eden müridi […]

0 Yorumlar