Nefsin Rağbetinin Kötülüğünün Nasıl Bilineceği Hakkında

Nefsin Rağbetinin Kötülüğünün Nasıl Bilineceği Hakkında(Haris el Muhasibi’ye soruluyor)Bana nefsimin bazı ayıplarını nasıl bilebileceğimi söyle ki kalbim onu kontrol etsin ve töhmet altında tutabilsin, dedim.

Dedi:Kafir olsun mümin olsun, bir insan memnuniyet zamanında yu­muşaktır,hilm sahibidir. Oysa kızgın olduğu zaman ondan yumuşaklık beklersen göremezsin, bu durumda haşinlik, kin ve diğer kötü huyları ortaya çıkar.dedi.

Doğru dedim. Şöyle devam etti:

Kim ki ihtiyaç duyulmadığı anda birşeyi önüne serer ve ihtiyaç anında böyle yapmazsa, bu (onun) cömertliğinin aldatıcı olup gerçek olmadığını ortaya çıkarmaz mı? ihtiyaç duymadığın zaman sana verceğini vaad ediyor ama ihtiyaç anında seni yalnız bırakıyor, ona muh­taç olduğun an seni tehlikeyle başbaşa bırakıyor.

(İşte nefsin de) sana, (mesela) kızgınlık anında yumuşak olacağını. böylece cenneti hakedeceğini, cehennem korkusuyla Rabbinin hoşlanmadığı şekilde kızmaktan seni koruyacağını vaad ediyor. Ama ona ihtiyacın olduğu an, seni, azabına sebeb olacak şeylerle karşı karşıya bırakıyor,bunları yapman için sana yardım ve teşvikte bulunu­yor.Bu durumdan kurtulmağı sana zor gösteriyor. Sana bunu yapan­dan daha düşman kim olabilir?! Daha yalancı ve daha facir kim olabilir?!

Aynı (yalancılık ve düşmanlığı) ihlasda da yapar: Bir amele başla­madan önce, bu ameli yaparken, -güya-, kendisine muhtaç olduğun (kıyamet) günü amelinin boşa çıkmasından korktuğu için ihlasla dav­ranacağı hususunda seni te’mineder, bol keseden konuşur. Bu ihlas ise, ihlaslı olmağa niyetinden ibarettir.

Bu ameli yapmaya başladığın zamansa,seni girmeğe davet ettiği şeyden kaçmaya başlar,yapmaya söz verdiği şeyi yapmaktan imtina eder,arzuyla riyaya koşar,ihlaslı olmaktan imtina eder.Amelinin kabulüne sebep olcak şeyleri kabul etmekten imtina ede,ameline muhtaç olduğun(kıyamet günü)avuçlarının boş kalmasına sebep olcak şeyleri yapmaya çağırır.

Amel anında ihlaslı olmayacağını, böyle yapmakla, kendisine muhtaç tolacağın (o kıyamet günü) amelini boşa çıkarmak istediğini baştan söyleseydi, sözünde durmuş olmaz mıydı?!

Verada da böyle yapar Ortada hiçbirşey yokken veraya söz verir -ki bu veraya niyyetten başka birşey değildir-Herhangi bir deneme anında, Allah’ın sana gadabından , senin azabı hakedip sevaptan mahrum kalacağından korkarak Allah’ın hoşlanmadığı şeyi bırakacağını , azabdan kurtulma ve kurtuluş ve sevaba ulaşma umuduyla masiyetten uzak kalacağını sanırsın.

Ama bir imtihanla karşı karşıya olduğu zaman, arzularının doğrultusunda davranmağa başlar : cehennem korkusu ve sevaptan mahrum  kalmak istememesinden dolayı kaçınacağını sandığın şeyin peşine düşüp, azabdan emin olmak, kurtuluş ve sevaba erme umuduyla yapacağını sandığın veradan imtina eder.

Sana en düşman olan kişi, seni hata ve gaflete düşürecek bir şeyden  tamamen emin kılıp sakınmağa gerek duymayacak kadar bir rahatlık duygusu verip, bu durumla karşılaştığın zaman ise, istediği ve arzu ettiği şeye erişmek için, senin helakini ve tökezlemeni isteyen kişiden, de düşman olabilir mi?!

Zühd de de aynı şeyi yapar: Hiçbir mülke sahip değilken, sana zahidmiş gibi görünür, onu zahidlerden sanırsın. Dünyaya veya dünyadan az birşeye sahip olduğu zaman, ona olan rağbet kabarır; rağbete doğru surüklenen ve çekilen, zühdden uzaklaşan, hatta zühde engel olan ve böylece sana verdiği sözünde durmayan o olur. Sana da vadettiğinin aksiyle başbaşa olmak kalır.

Aynı (oyunu) rızada da yapar: Henüz rahat ve sağlıklı iken, bela ile musibetlerden uzak iken, onun (Allah’tan ) razı olanlardan olduğunu sanırsın. Oysa bu hal, mümin olsun facir olsun herkesin rıza hali içinde olabileceği bir haldir. Zira burada, nefslerin sevgisine uygun , muva­fık olan bir haldir. Oysa rıza burada aranmaz ki.. Burada gösterilcek bir rıza da rızaya niyetten başka birşey değildir. Bela ve musibetlerin; gelmesinden sonra gerçek rıza (veya rızasızlık) hali belli olur.

Bedenine bir musibet  veya bela gelince veya geçim sıkıntısı gibi dünyevi bir meşakkate düşünce,(bir de bakarsın), nefsinin rıza hali kaybolmuş ,hatta aceleciliğe ve memnuniyetsizliğe kapılan, rıza haline etmene engel olan, o hale ermek istemeyen, kısaca, va’dine vefa göstermeyen yine bu nefsin olur.

Aynı şekilde, elinde her türlü imkanı varken, dünyası ve geçimi yolundayken, nefsin sana, Allah’a karşı tevekkül ve güven içinde olduğu zannını verir. Ama insanlara vesair esbaba değil de yalnız Allah’a güven duyman gereken bir durumla karşılaştığın zaman, arzularına yapışır, halktan birşeyler beklemeğe ve korkmağa , sebeblere önem vermeğe , halka yaltaklanmaga başlar ve ona muhtaç olduğun an seni yâlnız bırakır. Tevekkülden yüz çeviren ve senin Allah a tevekkülüne engel olan da o (nefsin) olur.

Allah , seni onunla mücadeleye karşı uyaracak, geç de olsa sana olan vadini, ve bu vadini bozması yüzünden başına gelenleri, yapmağa azmettiği şeyden vazgeçmesini hatırlatacak olsa, sana karşı bunları yaptığını inkar eder ve kabulden imtina eder

Ona Allah’ın iyi ve kötü amellere vereceği karşılığı ve cezayı hatır­latmağa , Allah’ın onu görüp gözettiğini, kıyamet günü hesaba çekilece­ğini hatırlatmağa, bu hususta yakin ve marifeti aramağı, basireti gö­zünde büyütmeğe çalışırsan, bu davranışın, boyun eğdiği şeylerin aksi­ne,onun, arzu ve tabiatını bastırır.

Ancak (nefsin) seni, kendisiyle açık ve gizli bütün kötülükler ara­sına girdiğini görünce, gizli ve anlaşılması çok zor kötülüklerin peşi­ne düşer. Riyayla yapmacık harekette bulunmayı, ucbla rahata erme­ği , kibirle büyüklenme ve övünmede bulunmağı sende bir huy haline getirmeğe uğraşır. Ahirette işe yarayacak hiçbirşey istemiyormuşçasına, (çağırdığı kötülüklere) icabet edilmesinden zevk duyar.

Sen onun gayretlerini boşa çıkarmağa çalışsan, bu işine gelmez. Ne olursa olsun zevklerine ulaşmak ister ve bundan dolayı ne olacağı­na aldırmaz bile.

Ona yüklenip seninle cedelleştiği noktaları ve hilelerinin püf noktalarım tesbit etmeğe uğraşırsan, bundan hiç hoşlanmaz. Allah’ın sana yapma imkanını verdiği (amellerini) ve bunları kabul etme ve amellerin boşa çıkması , Allah’ın öfkesine hedef olmak gibi vaidlerini hatırlatırsan, kalbine korku ve sakınma duyguları galib olur, nefsin de istemeye istemeye boyun eğer. Sonra, sen Allah’a kalbinde gerçek korku olanların korkusu ile yalvarıp, mü’minlerin söylediklerini söylemedikçe, Allah önünde boyun eğenlerin tazarrurunu gösterip,gıybet,yalan,riya, kibr,hased ve aldanma gibi dini yaşamada karşılaştığın afetleri anlatmadıkça bu azmi vermesiyle yetinme zira sözünden vazgeçip kötülüğe yardım eder.

Onun verdiği sözlere aldanma; göründüğü gibi olduğunu sanma. Zira o, söylediklerini uygulamağa , iddia ettiği şeyleri tasdik etmeğe, açığa vurduğu şeylerin gerçekten kendisinde mevcut olduğunu ispata ihtiyacın hasıl olduğu bela ve musibetlerle karşı karşıya geldiği zaman, birdenbire değişir ve bunların tersini işler.

Oysa sen,Allah’a olan korkunun, kalbindeki aslı duygu olduğunu sanıyordun. Sıdk, ihlas, zühd, tevekkül, rıza vs. hep kalbimle yerleşmiş duygular sanıyordun. Bu duyguların ve hallerin kalbinde yerleşmiş haller olup olmadığını ortaya çıkaracak olaylarla karşılaşınca, hevan, bu güzel hasletleri yaşamaktan imtina eder, arzuların, bunların tersini ister. Eğer bunlar kalbinde olsaydı, ihtiyaç duyduğun anda zıdları değil kendileri ortaya çıkardı. Zıdları ortaya çıkacak olsa da menederdi. Şimdi artık, bunların boş iddialarla elde edilemeyecek ihsanlar olduğu­nu anlamışsındır umarım.

Bazı insanların sana “başına birşey gelirse, senin yanındayız” deyip başına geldiğinde de seni yalnız bırakıp gitseler, sen onları arayıp bula-masan ve seninle olmadıklarını, seni aldattıklarını anlasan ne yaparsın? Sen onların vefasızlıklarına, senden kaçmalarına şaşırırken, bir de sana karşı düşmanına yardım ettiklerini, onunla birlikte sana saldırdıklarını görecek oban, onlardan daha çok uzaklaşır, vaadlerine artık inanmazsın (değil mi?), ikinci kere sana yardıma söz verseler, (artık inanmak şöyle dursun) kızarsın.

Nefsini de iyi tanı: Senin herhangibir hayrı istediğin her zaman, o seni, bunun tersine sürüklemeğe çalışır; herhangi bir kötülükle karşılaştığın her zaman seni bu kötülüğü yapmağa davet eden de odur. Yapmadığın bir hayrı, yapmamana sebeb de odur; yaptığın kötülüğü yapmana sebeb de o…

Sana düşen onu tanımaktır. Zira o, ne dünya rahatlığından bıkar, ne de ahiret gafletinden… Onu ahiret hakkında gafletinden uyandırmağa çalıştığında, o da sana dünyayı hatırlatmağa ve seni ardı arkası kesilmeyen arzular içine sürüklemeğe çalışır: Seni namazından meşgul (edecek şekilde, dünya işlerini hatırlatır durur. Bunları hatırlamadan iki rekat namaz dahi kılamazsın. Ahireti düşünecek bir saat dahi bulamazsın. Zira nefsin» seni bunlardan almağa, dünyaya çekmeğe uğraşır.

Gafil olursan, dünyaya meyleder, onunla meşgul olursun. Gafletinden uyanıp ahiretinle ilgili birşeyler düşünmeğe çalışsan, seni bundan alıkoyacak meşgalelere çekmeğe uğraşır.Onun arzuları, senin aklını alt etmiştir. Aklın uyur da o uyumaz. Aklını ikaz etmeğe kalksan, bunu yapmaman için uğraşır. Onu öldürmek sana helal olmadığı gibi ondan ayrılman da mümkün değildir. O, bu haliyle, sana düşman mesabesindedir. Onu tanı ve ondan sakın. Zira ondan sakınman, onu tanımanla mümkündür. * Rabbine güven, Ona dayan, O’na inan. Nefsine karşı nefret ve öfke içinde, Rabbine karşı sevgi ve muhabbet içinde ol. Nefsinden ümitsizlik, Rabbinden havf ve reca içinde ol. Rabbinin nimet, ihsan ve yaptıklarınla seni üstün kılmasını itiraf, ikrar ve şükr içinde bil. Nefsinin, Allah’tan uzak olduğunu bil. Zira nefsin şu iki arkadaşın gibidir: Birisi, anne ve baban gibi öldürmesi sana helal olmayan biri… Tek arzusu, zevklerine kavuşmak, bedenini rahatlatmak. Bu hususta onu azarlasan, bir dalgınlık anında kafanı ezmek için bir taş getirir. Diğer arkadaşın seni içinde bulunduğun dalgınlıktan uyandırır ve (bu taş atanın) elini tutar, sen de kalkar elinden taşı alır atarsın.

Aynı şekilde, (birinci arkadaşın) içinde zehir olan bir yemek yapsa, diğeri de seni bu hususta uyarsa ve (yemekte) ne olduğunu bilsen, zehir katan arkadaşına kinin, seni uyarana karşı da sevgi ve muhabbetin artmaz mı?! Birinciye karşı daha dikkatli olurken İkinciye karşı daha çok güven ve emniyet duygulan içinde olursun. Seni aldatmağa çalışandan ümidini keser, uyarandan ise ümit ve beklentilerin artar. Onu anladığın ve şerrinden uzak olduğun için, artık ona karşı ucb içinde olmazsın. Seni tuzağa düşürmek isteyenin hilelerinden kurtulman için uyaran ve ikaz edenin , sana olan ihsanlarını ve senden üstünlüğünü ikrar edersin.

İşte bu misaldeki düşmanın nefsindir. Seni uyaran ve ikaz eden de Rabbin. Nefsin seni nice kötülüklere sürüklemek istedi, sen de yapmak istedin yada yaptın da Allah seni nice defalar uyardı, sen de bu kötülüklerden vazgeçtin ve yapmadın veya yaptın da pişman oldun, tevbe ettin.

Nebini (bu yönleriyle) tanırsan, Allah’a olan sevgin ve muhabbetin, nefsine olan nefret ve kinin ; Allah’a tevekkül ve güvenin, nefsinden ümitsizliğin; Allah’a inancın; nefsine karşı teyakkuz ve korkun artar da yaptığın şeylerle ucba kapılmazsın, bunları nefsinden olmadiğinı kabul edersin. Zira bilirsin ki, onun sevdiği şey, yaptığın iyilikler değil,  bıraktığın kötülüklerdir.

Nefsin arzularına karşı seni uyaran ve bu hususu sana yardım eden gene nefsin olamaz; Allah ur Allah’ı da  iyi tanı onu da (nefsini de) … Zira onu tanırsan, ona dürüst davranırsın, dürüst davranıp onu kandırmadığın zaman,arzularına meyletmezsın, böylece Allah’a da dürüst davranmış,Ondan korktuğunu göstermiş, O’na yönelmiş, O’na güvenmiş olursun. Öyleyse, recadan  ayrılmadan ve böylece ümitsizliğe düşmeden, iyiliklerin az olmasın-dan veya olmamasından onu şuçlu bul, (hatalarını) araştır. Bir kusurunu bulamazsan, Allah’a hamdet, O’nun istemediği birşeyi yapacak,  arzularının galebesi ve onları efendisi olarak görmesi yüzünden O’nu hatırlamayacak diye devamlı korku içinde ol. Allah’ın , yaptıklarını  kabul edeceği ümidini de hiçbirzaman bırakma.

Allah’ın hoşlanmadığı birşey yapmışsan, afvını umar ama afvedilmeme korku ve terddüdünü de bırakmazsın. Bu korkuyla, Allah’ın seni affetmesini ve hoşgörmesi recası içinde, beklentisi içinde olursun. Çünki, kim afvedilmeyeceğinden gerçekten korkarsa, (büyük bir ihtimalle) afvedilir; kim de bundan emin olursa, gaflete düşmüş olur, (büyük bir ihtimalle) afvedilir.

Nefsinden sakın ve onu devamlı araştır. Onunla, zalim, hain ve aldatan, delilinde beliğ ve güzel konuşmasıyla batıl sözü süsleyen düş-man seninle yaptığı muhasama ve mücadeleye benzer bir muhasama  ve mücadele sürdür, öyle ki adil delillerini öne süresin. Deliller onun  aleyhine oluncaya dek araştır veya onu suçüstü yakala ki artık (aksini öne sürecek) delil bulamayıp, suçluluğunu kabul ede, boyun eğe. İtiraf  ettiği veya delillerle isbatlanan bir (suçunu, hatasını) kabulden imtina  ederse, onu hüküm mevkiine iletirsin, (suçlulara verilen) haps, döv-me (gibi) bir ceza verilir. Bunu görünce, ulaştığından daha azının verilmesi ve kaçındığı şeyin de daha fazlasının alınmasının mümkün olmadığını (yani herşeyin bihakkın yapıldığını) anlar ve hakkı teslim, zulmü reddeder.

Aynı şekilde, onunla. Kitap ve Sünnete uygun bir mücadele ve muhasama et, delillerini getir, ayıplarını araştır. Ona yalan ve pisliklerini hatırlat. Hakkı kabule ve itirafa boyuneğerse, mazeretlerinin, aldatma­larının, sahte delillerinin sonu gelir. Yok boyun eğmezse, onun ce­hennemi hatırlat ki bu da( yukarıdaki misaldeki) hapis ve eziyettir. Azabının şiddetini hatırlat, bu azabdan kurtulamayacağını hatırlat Bunu akli gözüyle ve ayne’l-yakin görür ve korkusu ayaklanırsa, boyuneğmezse, pişmanlık ve (bunları bir daha yapmamağa) azmetme hususunda artık kendine malik olamaz. Ulaştığından fazlasını kaybettiğini görünce, hakka boyuneğer.

Bundan sonra sen ondan sakınmağa yine devam et ki seni, vazgeçtiğın (kötülüklerine) döndürüp ahdini bozan durumuna düşürmesin. Seninle muhasamaya girerse . (hatalarını göster) delillerini getir, azabı hatırlat ve (hatalarından) vazgeçtiği zaman alacağı sevab ile ümitlen­dir, yakını müşahede etmesine yardım et. Ona karşı Allah’ın yardımım iste. Allah’a güvenerek tevekkül et. Hakkında hûsn-i zan besle. Allah seni nefsinle başbaşa bırakıp (yardımını kesecek olsa), iyi bir şey yapmasından ümidini kes(men gerektiğini unutma).

Öyleyse Allah’a güven. Nefsinden ümit ve beklentilerini sona er­dir.

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir