Ahlâkın ve Dilin Ölçülmesi

Eğer eğitim, ahlâk eğitimiyse. Ahlâkın başarıya endeksli bir ölçüm metodu yoktur. Dili ve ahlâkı ölçüm yoluyla değerlendirmek mümkün değildir. Bugün, dili ölçmek için uygulanan sözel yetenek sınavları, sadece belli standartlara indirgenerek formatlanmış bir dili ölçebilmektedirler.

Buna göre: sözcük sayısı, sıfat ve fiiil tamlamaları, cümle tanzimi ve imlâ kurallarıyla, anlam ve ilgi kombinasyonlarının hepsini veya bunlardan sadece bazılarını esas alarak, dili standart bir formata indirgemek mümkündür. Bu formatlanmış dil üzerinden bir sınav sistemi ve başarı ölçme metodu geliştirilebilir. Ama söz konusu sınavı başarıyla geçen birisinden, modern okul okumamış Aşık Veysel benzeri bir cümle kurmasını asla bekleyemezsiniz.

Ahlâk’a geldiğimizde ise, durum daha karmaşıktır. Aydınlanmacı sosyometri biliminin, çeşitli girişimlerine rağmen, standart bir ahlâk ve onun ölçümü mümkün değildir. Kapitalist Batı medeniyeti, protestan ahlâkından yola çıkarak, evrensellik iddiasıyla dünyaya kendi değerlerini dayatadursun, ahlâkın zamana ve toplumlara göre çok çeşitli farklılar gösterdiği, eskiden beri bilinen bir hakikattir. Biz ahlâk konusunda vicdanımızdan başka bir ölçüte sahip değiliz. Ahlâkı, bir sezgi, bir iç ses, bir gönül huzuru dışında ölçüp değerlendirecek bir yöntem yoktur.

KAPİTALİST EĞİTİM

Kapitalizm artık, bir ekonomik yaşantı birlikteliğine verilen isim olmaktan çıkmış, bütün bir Batı medeniyetini belirleyen sistemin adı olmuştur. Dolayısıyla artık, amacı kendi içinde saklı, arı bir eğitimden söz edemiyoruz. Bugün gerek ahlak amaçlı eğitim, gerekse öğrenme amaçlı tedrisat biçimleri, kapitalizmin öngördüğü değerler, standartlar ve hedefler tarafından belirleniyorlar. Hâtta dünya kapitalizminin başını çeken ABD bu konuda, kendine özgü hedefler doğrultusunda Avrupa’yı bile büyük ölçüde etkilemeye başlamıştır.

Kapitalizmin kendi hedefleri doğrultusunda gereksinim duyduğu, çeşitli kademelerde kalifiye iş gücünü yetiştirmekten başka, eğitime ilişkin hiçbir amacı yoktur. Belli bir öğrenim süreci sonunda, mesleki yetenek ve buluş becerileri, kapitalizmin değirmenine su taşımıyorlarsa, değerleri sıfırdır.

Örneğin, anti-meta bir varoluşa sahip olan şiir sanatı bağlamında, dünyanın “en güzel şiiri”ni yazabilme becerisi, kapitalizm tarafından sıfırla ödüllendirilebilir. Tatlı su canlıları hakkında yaptığınız bir zooloji öğrenimi, kıyısından köşesinden artı-değer ve kâr ilişkileri sürecine dahil olamıyorsa, öğrendiğiniz bilgiler sizinle mezara gidecektir. Örnekleri kendi hayatımızdan ve çevremizden çoğaltabiliriz.

Eğitim ve ahlak söz konusu olduğunda durum daha da vahimdir. Kapitalizm, insanın toplumsal bir varlık olma özelliğini tahrip ederek, insanı başkalaştırmakta ve apayrı bir varlığa dönüştürmektedir. Bunun ahlaki gerekçesi ise, son yıllarda bizde de çok moda olan, birey olmak, bireyselleşmek, bireyin özgürleşmesi, bireyin dünyasının dokunulmazlığı gibi kavramlarla ifade ediliyor. Öyle ki, kapitalizmin üretim çarkında, üretimin toplumsallığı sonucu gelişen kolektif bilinç, bu gerekçelerle parçalanmak üzeredir.

Yanındaki üretim bandında veya üst katındaki büroda çalışan arkadaşın, işten atıldığı zaman, onunla hiçbir vicdani dayanışma duygusu hissetmemen gerekiyor. Sen bir bireysin ve senin yeteneklerin çok farklı, hatta moda deyimle “sen özelsin” bırak o, ne hali varsa görsün. Ama aynı şey yarın senin de başına gelebilir, olsun an’ı yaşa, günü kurtar. Artık böyle eğitiliyoruz.

Memlekette Yale mezunu, Stanfort mezunu üst düzey yöneticiler, genel müdürler, managerler var. Bir kaç tanesini ben de tanıyorum. Onlara va yakınlarına sorarsanız, dünyanın en iyi “eğitimini” almışlar. Kibir sonsuz. Fakat başında bulundukları işletmelerden, her sene onlarca işçiyi sokağa atıyorlar. E, peki memleketin holdinglerinden işçi çıkartmak için, memleketin yoktan var ettiği fabrikalara kilit vurmak için, Amerikalarda MBA okumaya ne gerek vardı? Kapitalizm cangılıdında spekülasyon, rehabilitasyon, rasyonalizasyon yapmak, çok uluslu tekellerin kârlarına kâr katmak için Sultanahmet ticaret lisesi bile fazladır. Bu iş için ahlakta kıyıcı olmak; yani eğitimsiz olmak yeterlidir.

Başdan beri söylediklerimizi özetlersek: Vicdan ve ahlak oluşamamışsa insan eğitilmemiş demektir.

Oktay Taftalı – Acının Eşiğinde Yaşama Felsefesi,syf:36,38

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir