İslam
İhsanın Ahlâkî Motivasyonu: Fahreddin er-Râzî Açısından Bir...3 Haziran 2026
Arif
13:06 - 2 Ocak 2015
‘Doğa bir makinedir ve bilim de bu makineyi kullanmak ve yeni makineler üretme sanatıdır.” (Bumin, 1996:24) Beden sahibi canlılar da bir makinedir. İnsanın bir bedeninin olması, bir makinesinin olmasıdır. Bu fikir, La Mettrie’de ‘‘makine insana dönüşecektir. Hayvan Özgürleşmesi adlı eserinde Peter Singer, bu fikrini yol açtığı sorunlara şöyle işaret ediyor: “Descartes maddeden oluşan her varlığın […]
Arif
12:30 - 3 Aralık 2014
0 Yorumlar
Onyedinci yüzyıl bilimsel devrimi yalnızca dünya anlayışını değil, insanın kendisini içinde yabancı bulduğu bir dünya meydana getirerek, insan anlayışını da mekanikleştirdi. Ayrıca, bu yüzyılın bir ürünü olan bilimselcilik ve bugüne kadar model alınmış olan demode Newtoncu fiziğin fiziğin görünen başarısı bugün artık demode olmuş olan tüm bir insan bilimleri denilen serinin kuruluşuna yol açtı. Modern […]
Yusuf Aslan
22:29 - 12 Ekim 2014
0 Yorumlar
Descartes, “Selim akıl bütün insanlara müsavi surette paylaştırılmıştır” der. Bunun mânası, isterlerse, bütün insanlar hakikati bulabilirler, demektir. İnsan olmanın esası da budur. Nasıl bütün insanlar, el, kol, burun, ağız ve göz sahibi iseler, tıpkı bunlar gibi bir de düşünmesini bilen bir akla sahiptirler. Hayvan düşünme iktidarını haiz değildir. İnsanda düşünme iktidarını inkâr etmek, onu hayvanla […]
Yusuf Aslan
22:27 - 12 Ekim 2014
0 Yorumlar
Türkiye’nin en mühim kültür davası, hiç şüphesiz, dil davasıdır. O, bütün davaların başında gelir. Onu halletmedikçe, kültürle alakalı diğer meseleleri halletmeye imkân yoktur. Çünkü düşünce ve duyguları nesilden nesile, insandan insana nakletme vasıtası olan dil, her türlü kültür faaliyetinin temelini teşkil eder, İnsanoğlu, dil vasıtasıyla, dile dayanarak düşünür; dil vasıtasile bilgi edinir; millî ve içtimai […]
Yusuf Aslan
22:23 - 12 Ekim 2014
0 Yorumlar
İnsanlık, çok uzaklarda, çok yükseklerde görür gibi olduğu idealler ülkesine doğru yavaş yavaş ilerler. Bulunduğu yer ile ulaşacağı yere bakar; arasındaki alınması imkânsız mesafeler onu korkutur, ümitsizliğe düşürür; o zamâna kadar ele geçirdiği şeylerin bir değeri olmadığı zehabına kapılır. Ve bu beyhudelik ve boşluk duygusu onu çökertir. Bizi âtıl yapan şey, belki de ideallerimizin çok […]
Yusuf Aslan
22:06 - 11 Ekim 2014
0 Yorumlar
Batıl itikat nedir? Tabiat, insan ve cemiyet hakkında beslenilen yanlış fikirdir. Yanlış fikirlerle mücadelenin müspet şekli, onların yerlerine doğrularım koymaktır. Bir insanı inandığı fikirlerin yanlışlığına ikna etmek için, onu tehdit etmenin hiçbir faydası yoktur. Namık Kemal “Hürriyet-i efkâr” makalesinde bu noktayı çok iyi anlatmıştır. Bir adamın velev taşlarla beyni ezilsin, fikirince kanaat ettiği tasdikatı tağyir […]
Yusuf Aslan
21:59 - 11 Ekim 2014
0 Yorumlar
Marx, hakikatin yarısını söylemiştir: Gerçekten insanların hiç olmazsa yan yarıya maddi şartlara tabi olduğunu kimse inkâr edemez. Varlığımızdan ayrılmasına imkân olmayan vücudumuz beslenmek ister. Kimse midesine karşı gelemez. En büyük velî bile günde birkaç kere bir şeyler yemek mecburiyetindedir. Bu yeryüzünde mücerret ruh olarak yaşamak imkânsızdır. Herkes hastalık karşısında âciz kalır. Fizik tabiat bizi her […]
Yusuf Aslan
22:14 - 27 Eylül 2014
0 Yorumlar
Beşyüz yıl önce bana kılıcımın hediyesi olan bu ülkenin semâlarında, bugün nail olduğum “ba’sü ba’de’l-mevt” sırriyle etrafıma bakıyorum. İstanbul, asırların değiştirdiği bir şehir. Evladım taşra mülkünün varını ona harcamışlar. Onun şimdiki binalarının ihtişamı yanında Topkapı Sarayı’mız eski bir medrese halinde kalmış. Bizden sonrakiler nefislerine hizmet etmişler. Biz cami, medrese, çeşme, imaret yaptırdık. Onlar köşkler, apartmanlar, […]
Arif
16:52 - 22 Eylül 2014
0 Yorumlar
İbn Haldun konuya şöyle değinmişti: «Günlerin geçmesi ve asırların değişmesiyle kuşak ve ümmetlerin durum değiştirdiğine dikkat edilmemesi tarih konusundaki gizli yanlışlardandır. Son derece gizli bir hastalıktır bu. Çünkü ancak uzun çağlar süresince meydana gelir. Yaratılışta ayrıcalıklı bazı kimseler dışında hemen hemen hiç kimse bunun farkına varamaz. Zira dünyanın halleri, toplumların adetleri ve itikadları tek bir […]
Arif
09:27 - 13 Eylül 2014
0 Yorumlar
1595 miladi yılında, yani 17. yüzyılı girerken Osmanlı Devletinin yüzölçümü 20 küsur milyon kilometrekare ve nüfusu yaklaşık olarak 100 milyondu. Yeryüzünün en güçlü devletiydi. Kendisinden sonra gelen devletlerle, arasında büyük bir mesafe farkı vardı. Osmanlının dünyada birinci sırayı koruması, 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eder. 19 uncu yüzyılın başlarında, dördüncü sıraya düştüğümüzü görüyoruz. Artık […]

0 Yorumlar