Bu Dünya Zıdlarıyla Karışık Olarak Bulunur

hersey-ziddi-ile-bilinir

Kulun şu gerçekleri bilmesi şartıdır; Al­lah Teala kulunu, fani olmayacak beka için, beraberinde zillet  ve hakaret bulunmayan izzet ve şeref için, içinde korku bulun­mayan emniyet için, yanında acı bulunmayan lezzet için, için­de eksiklik bulunmayan olgunluk için, beraberinde fakirlik bu­lunmayan zenginlik için yaratmıştır. Bekası çok çabuk geçen, izzet ile şerefi hakaret ile zilleti birbirine yakın olan, sonra izzet ile şerefi gidip yerlerini zillet ile hakarete bırakan dünya için yaratmamıştır. Emniyet ile korku beraber bulunup, sonra emniyeti gidip yerini korkuya bırakan bu dünyada imtihana tabi tutmuştur. Bu dünyanın zenginliği, lezzeti, ferahlığı, se­vinci ve nimeti zıdlarıyla karışık olarak bulunur. Sonra sahte zenginliği, lezzeti, ferahlığı, sevinci gider geride sadece fakirlik, acı, keder, üzüntü ve mahrumiyet kalır, insanların pek çoğu bu konuda yanıldilar. Çünkü gerçek nimeti, bekayı, izzet ve şerefi mülk ve saltanatı, mevkii ve makamı gerçek yerleri ol­mayan bu dünyada aradılar. Bunların asıl yerleri olan ahireti unuttular. Pek çokları dünyadan da istediklerini elde edemedi­ler. Bazıları istediklerini elde eder gibi oldularsa da fakat çok çabuk geçici olduğundan çok az istifade edebildiler.

Bütün peygamberler, İnsanları ebedi olan nimet ve cenne­te, devamlı olan mülk ve saltanata davet etmek için geldiler. Onların davetini kabul edenler, dünyada en lezzetli ve en hoş nimetlere nail olan hükümdarların hayatı gibi, hayat’sürdüler. Çünkü dünyada zahidlik (her türlü zevke karşı koyarak kendi­ni ibadet ve taata vermek) hazır bîr mülk ve saltanattır. Şey­tan, mümin kişinin zühdünü çekemeyerek ona ulaşamaması için var gücü ve kuvvetiyle çalışır. Zira şehvetine ve gazabına malik ve sahip olan mü’min, aklı ve dinî kuvvetlerini üstün kıtmış olduğundan gerçek hükümdardır. Çünkü bu mülkün sahibi, tam özgürlüğü elde etmiştir.

Şehvetinin ve gazabının em­ri altına girmiş olan hükümdar ise, gerçekten onların kölesi ol­muştur. O kimse, hükümdar kıyafetinde ama tam manasıyla itaatkar bir uşak olup, sahibi devesini yularından tutup iste­diği yere götürdüğü gibi şehvet ile gazap da onu istedikleri yere çeker. Dış görünüşü hükümdar, iç alemi köle olan kimse­nin elindeki nimetlere ve Öncesi lezzet ama sonu üzuntl ve hüsran olan şehvetlere göz dikenler aklanmışların ta kendile­ridir. Allah’ın tevfikine mazhar olan basiret sahibi ise, her şeyi baştan sonuna kadar inceden inceye düşünür ve hiçbir zaman sahte görünüşlere aldanmaz. Bu, Allah’ın kime dilerse ona ve­receği, bîr fazl-u inayetidir. Allah, büyük fazl-u kerem sahibi­dir.

Kaynak:

İbn Kayyum El Cezviyye-Sabredenler ve Şükredenler,İnsan Yay.

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir