Teslimiyete Ulaşan Özgürlük

86704 Teslimiyete Ulaşan Özgürlük

“Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin, orada olan­dan istediğiniz şeyi bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yak­laşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” dedik. (Kur’an, 2/35).

İnsanı başka canlılardan ayıran özelliklerden biri de, kendisinin ne olduğunu merak etmesidir. İnsan, kendi­sinin ne olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini merak ediyor. Böylece kendisini çeşitli görüngülere göre çeşit­li biçimlerde sınıflıyor, kendini bir yerlere yerleştiriyor ve kendisine bir de o yerden bakmayı deniyor. Ama her seferinde, insan, kendini, son tahlilde eyleyen bir varlık olarak belirliyor. Kuşkusuz başka canlılar da hareket edi­yor, hayvan kısmı da, uçsuz bucaksız bozkırların ortasında bir o yana, bir bu yana koşup durur; otobur türünden olanlar otlanır, etobur olanlar avlanır ve böylece hayat­larını sürdürürler. Ama bir hayvan için yiyeceğini bilinçli biçimde seçmesi diye bir olay söz konusu değildir. Hayvan, fıtartının gerektirdiği şey her ne ise onu yemekten başka bir seçeneği kullanma yetisiyle donatılmış değildir. Kendisine zarar verecek bir yiyeceğe o kendiliğinden yaklaşmaz. Ama insan, yalnızca kendisine yaraya olanla değil, her şeyle ilgilenir, her şeyi merak eder.

Bir rivayete göre, Âdem aleyhisselam, Cennette bir uy­kudan sonra uyandığında Hz. Havva’yı görünce: “Sen kimsin? Niçin geldin?” diye sordu. Hz. Havva: “Ben sana zevce olarak yaratıldım.” dedi. Âdem aleyhisselam, Hak Teala’ya: “Bu ne cinstir ki, onu sevdim ve ona bağ­landım?” diye sordu. Hak Teala şöyle buyurdu: “Sen be­nim kulumsun, seni topraktan yarattım. Adım Âdem koy­dum. O da benim kulumdur. Admı Havva koydum.” Âdem aleyhisselam: “Ya Rabbim, kalbim ona meyletti, sanki ciğerimden bir parçadır.” dedi. Hak Teala da: “Onu senin için yarattım. Benden onun için bir şey iste.” dedi. Âdem aleyhisselam: “Ya Rabbi, ne isteyeyim?” dedi. Hak Teala: ‘Takva ve salih amel iste.” buyurdu. Hak Teala hazretleri, Adem aleyhisselam ile Hazreti Havva’nın nikâhlarını kıydı ve onlara: “Ey Âdem ve Havva! Cen­netimde oturun, meyvelerimden yiyin. Şu ağaca yak­laşmayın. İkinize de selam ve rahmetim olsun.” dedi.

Allah’ın, insana yönelik “şu ağaca yaklaşmayın” tembihi, insanı tam da onun varlık yapısından kavrayan bir uyarıdır. İnsan, aslında, özgür olarak yaratılmıştır. Yak­laşılmaması istenen ağaç kendiliğinden kötü değildir. 0 ağacın buğday olduğu söyleniyor. Buğday, insanın bu dünyadaki başlıca gıdasıdır. O ağaca yaklaşılmamasıdaki hikmeti, insanın bazı şeylerden yasaklanabilmesi’nin sembolü olarak açıklamak gerekiyor. İnsanın özgür bir varlık yapısıyla donatılmış olması keyfiyeti de ancak bu suretle ortaya çıkıyor. O ağaca yaklaşılmaması hu­susundaki tembih, insanın, bilkuvve o ağaca yaklaşabi­lecek bir eğilim içinde bulunmasıyla anlam taşımaktadır. Yani insanın fıtratında zaten o ağaca yaklaşma hususunda bir eğilim bulunmasaydı, ona, o ağaca yaklaşmaması ge­rektiği yolundaki tembihin de anlamı kalmazdı.

Konu, aslında, insanın özgürlüğüyle, onun özgür ya­ratılmış fıtratıyla ilgilidir. İnsan, o ağaca yaklaşmaktan men edilmiş olmasaydı, kendisinin özgür olduğunu an­laması da mümkün bulunmayacaktı. Nitekim melekler ve hayvanlar, her ne yapacaklarsa onu ve yalnızca onu yapabilirler. İnsansa, başka şeyleri ve mesela o yasak ağa­ca yaklaşma imkânı ile de donatılmışken onu yapmak­tan men edilmektedir. Çünkü o özgür yaradılıştadır. Ger­çi hayvana da yemesi ve yememesi gereken şeyler vah- yedilmiştir: o da ancak yemesi gereken şeyleri yer. An­cak hayvan yememesi gereken yiyeceğe yönelme yeti­sinden mahrumdur. Hayvan yememesi gereken şeye za­ten meyletmez. İnsansa, yapması ve yapmaması gereken şeylerin tümüne meyillidir. Onu, bu meylinden alıkoyansa iradesidir. Yani bir şeyi isteme ve istememe hususundaki karar verme yetisi.

Bu durum, insanın maceracı tavrının da kökenini oluş­turuyor. Nitekim Kuran’dan insanın şu özelliğini de öğ­reniyoruz: “Bundan evvel biz, Âdem ile ahd etmiştik. O bunu unuttu. Biz onda bir azim bulamadık./Meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dediğimizde hepsi secde etti. Ancak İblis secdeden çekindi./Biz de: ‘Ey Âdem! Bu, sana da, zevcene de düşmandır. Sakın sizi Cennetten çıkarmasın, sonra meşakkate düşersiniz’ demiştik./Çünkü sana ora­da ne acıkma ne de çıplaklık vardır. /Ve sen orada susamazsın ve güneş sıcaklığı da çekmezsin./Şeytan ona vesvese verdi ve: ‘Ey Âdem! Seni ebedîlik ağacına ve son bul­mayacak bir devlete delalet edeyim mi?’ dedi./Bunun üzerine ikisi de ondan yediler…” (XX/115-121).

İnsanda bir azim bulunmaması, onun özgür varlık ya­pısıyla doğrudan ilişkilidir. Hayvan ve melek taifesi, ya­ratılmış oldukları günden bu yana, kendi varlık yapıla­rı üzerinde sabit biçimde duruyorlar. Çünkü onların bu yapılarının dışına çıkabilecek özellikleri yoktur. Onların yaptıkları amelin dışında başka bir ameli seçme imkân­ları da yoktur. Onlar her ne iseler öyle kalmaya ve her ne yapıyorlarsa onu yapmaya zorunludurlar. Böyle olduğu için onların sorgulanması da söz konusu değil. Sorgu­landıklarında ise (faraza) diyecekleri, onların, yaptıkla­rından başka bir şeyi yapmaya muktedir olmadıkları bi­çimindeki cevaplan olacaktır. Oysa insan için yaptığın­dan başka yapabileceği daha çok sayıda bir imkânlar spektrumu bulunmaktadır. İnsanın, şeytana karşı uya­rılmasının sebebi de, onun, bu husustaki eğiliminden baş­ka ne olabilir? Hayvan veya melek taifesinin varlık ya­pısında şeytana uymalarını sağlayacak bir yetileri ve ye­tenekleri mevcut değildir.

Hayvan ve melek için “her şey” mubahtır. Çünkü on­lar yalnızca kendilerine mubah olanları yapabilirler. Yapabileceklerinden başkasını yapmaya muktedir ol­madıkları için yaptıkları şeylerin tümü onlara mubahtır. Oysa insan, potansiyel olarak her şeyi yapabilir; her şeyi yapmaya muktedir olduğu için de, ona “yapmaması ge­rekenler” hususunda sınırlar belirlenmiştir. İnsanın insan olarak tecelli edebilmesi de, onun bu sınırlara uymasıyla ortaya çıkar, çıkıyor. Nitekim örtünmek de insana mah­sus bir eyleme türüdür ve şeytana uymakla çirkin yer’ leri kendilerine açıldı ve onlar yeniden örtünmeleri ge­rektiği hissini duydular. Fakat bir imkân olarak düşü­nüldüğünde insan için örtünmemek de mümkün kılınmıştır. Fakat bütün bu kısıtlamalar, insanın özgür yara­tılmış olan varlık yapısının sonuçları olarak ortaya çık­maktadır. İnsanın, Cennette, Cennetin tanımı gereği, kaideten her şeyi yapabilme ve her zevki tadabilme imkâ­nı varken, onun şeytana ve yasak ağaca karşı uyarılmış olması (bunlarla sınırlanmış olması) anlam taşıyor. Dos- toyevski’nin Tanrı yoksa her şey mubahtır” sözü, bu bağ­lamda, aslında bir bakıma insanın varoluşsal (ontik) ya­pısıyla ilişkilidir. Tanrı demek, bu bağlamda, sınır koyucu demek olur. Sınır koyucu, insana, temel olarak iki belir­lemede bulunuyor: biri şeytan, öteki yasak ağaç.

Yasak ağaç sınırı, insanın bizzat nefsanî eğilimleriy­le ilintilidir. Şeytansa ruhanî sferdeki eğilimleri hususunda bir işarettir, insanın yasak ağaca doğru eğilimi bulunmasaydı şeytanın iğvası da saçma kalırdı. Öte yandan, in­sanın, şeytanın iğvasına kapılması, onun aynı zamanda ebedî kalmak, çökmez bir mülk ve saltanat sahibi olmak kabilinden ruhi eğilimlerinin de bir sonucu olarak orta­ya çıkıyor. Bunu böyle de söylememiz mümkündür: in­sanın özgürlük alam içinde yapabileceklerinin sınırı hem şeytanın, hem de kendi nefsinin taleplerini içine alı­yor. Öyleyse, insanın, insan olarak tecelli etmesini bu iki sınırla kısıtlamak ve bu kısıtlama içinde onun insan ola­rak tecelli edebileceğini söylemek de mümkün hale ge­liyor. Özgürlük de, bu çerçeve içinde kendi tanımını bu­labilir. Şöyle ki, özgürlüğü, yalnızca bir şeyi ifa etmekle mukayyet kılmayıp, onu aynı zamanda bir şeyi yap­maktan vazgeçme olarak da tanımlayabilmeliyiz. Bu du­rumda, özgürlük, insanın, bir imkân olarak yapmaya muktedir olduğuyla değil, bunu da içine alarak bir şeyi yapabilecekken ondan içtinap etmeyi de tanımına dâhil eder. Bu da, sınırlara riayeti, yasa (veya sınır) koyucunun getirdiği sınırlara insanın özgür iradesiyle teslim olabi­leceği hususundaki bir özelliğini belirler. Bu özellik, in­sandan başka mahlûkta bulunmuyor: teslimiyete öz­gürlükle ulaşmak veya teslimiyeti özgürlüğünü kulla­narak elde etmek yalnızca insana mahsus bir haslet ola­rak görünüyor.

Rasim Özdenören-Eşikte Duran İnsan

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir