Felsefe
Din ve Ahlak5 Haziran 2026
Arif
21:14 - 21 Haziran 2015
Dönmelerin karargâhında dünyaya geldi. 1883’de. Yirmi bir yaşında yazılara başladı. Mehmed Emîn, Yunus Nadi ile beraber çalıştı. Yıkıcı ve bölücü fikirlerin kaynaklandığı Selânikte Yahudiliğin kendisinden beklediği hizmeti ifası yolunda ilerleme sağlayabilmesi için önce “Türkçülük” akımına girdi. Bunda başarı sağlaması için ilk önce öz adım gizlemesi ve takma ad kullanması gerekiyordu. Bunu da başardı. Yazılarında […]
Arif
21:10 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
1918’lerde havaîmi şöyle anlatıyordu: ‘Altmış, yetmiş senelik tarihi olan eski bir ev içinde büyüdüm. Orda Hamid Bey’i, Şinasiyi, Ziya Paşâ’yı, Sezai Beyi, Kemal’i, hepsini okurduk. Fakat benim çocuk senelerimde bana memleketimin aşkını ve yüksek, asıl şeylerin sevgisini ve kuvvete, zulme karşı kafa tutmanın zevkini öğreten Kemal Bey oklu. Ruhumun üzerindeki en derin izleri ondan gelmiştir. […]
Arif
21:10 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Öyle bir adam ki hayatı boyunca “Faşist” bir kafa taşır. Tâa İkinci Meşrutiyetten itibaren bu yolu tutar. Aslında dönme bir aileden gelmedir. Fethiye’de, 1880’de doğmuştur, ilk tahsilinden sonra Rodos Adası’nda bulunan “Süleymaniye Medresesi “ne gider. Sonra İstanbul’a gelir. Galatasaray Sultanisi (Lisesi)’ne ve Hukuk Mektebine girer. Buralarda okur. Daha yirmi yaşında “Malûmat” gazetesinde yazı yazmaya başlar, […]
Arif
21:05 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Yıl 1925.33 yaşında genç bir Adliye Vekili.. Hukuk İnkılâbı yapılacak, bunun için de önceki vekil İzmir Mebusu Seyyid Beye sahneden el çektiriliyor. Bu genç hukukçu sahneye çıkıyor. Zaten bu ikinci mecliste hep genç mebuslar ön safları alıyor. Çünkü Nisan 1923 başlarında ilk millî meclis “sine-i millete” dönmek ve “tarihî vazifesini yapmak” gerekçesi ile kendini fesh […]
Arif
20:58 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Genç yaşta ölen ve hayatı boyunca dikkat çekici fikirler ileri süren Filibeli Ahmed Hilmi Bey, 1912’de ” Siyonistlerin Uğursuz Siyasetini Yine Türkler mi Çekecek?” adlı bir makale neşr etmişti. Bu makalede siyonistlerin plânlarından birini şöyle dile getiriyordu: “Türkleri aldatmak, elde tutmak, millî gururlarını okşayıp kendilerini müslüman ve gayr-i müslim sair Osmanlı unsurlara karşı bir kuvvet […]
Arif
20:48 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Son devrin adamlarının kafa yapısı bozuktur. Kafaları içinde bulunan şeyler birer sürpüntüdür. Çünkü yol geçen hanı gibi Batıdan ne gelmişse Doğu’ya, onların kafalarında bir yer bulmuştur. Bundan dolayı da son devirde yazar-çizer adamlarımızın çoğu düşünce, dil ve edebiyat alanında millî hayata cephe almışlardır. Bunlardan biri de tarihçi Hammer’in “Osmanlı Tarihini dilimize çeviren Ata Bey’in oğludur. […]
Harun Selçuk
18:38 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Şahinşâh’ın Saltanatı Bir süre sonra Konya Selçuklu tahtında Şahinşâh’ın oturduğunu görüyoruz (1110). Onun Anadolu’ya dönüşü ile ilgili iki rivayet vardır. Birincisine göre, Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar Anadolu’nun kötüye giden durumunu görerek Şahinşâh’ı ülkesine göndermiş, İkincisine göre ise Şahinşâh kendisi kaçmıştı. Şahinşâh’ın Konya’ya geldikten sonra belki de ilk işi, kendisine rakip gördüğü Haşan Bey’i ortadan […]
Harun Selçuk
18:34 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Kılıç Arslan’ın Saltanata Hâkim Olması: Ebu’l-Kasım’ın ölümünden sonra kardeşi Ebu’l-Gazî İznik’i elinde tutmakta devam etti. Tam bu sıralarda da Sultan Melikşâh’ın vefat etmiş olması onu Emîr Bozan’ın tazyikinden kurtarmış oldu. Zira Bozan bütün kuvvetleri ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti’nde meydana çıkan karışıklıklarda rol oynamak […]
Harun Selçuk
18:23 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda önemli derecede rol oynayan Dendânakan Savaşı’nı (1040) kazandıktan hemen sonra, süratle İran’ı geçerek Doğu Anadolu’ya yapılan Türk akınları bu bölgedeki Bizans mukavemetini kırma yönünden büyük bir önem taşır. Öte taraftan Selçuklu sultanı Alp Arslan’ın Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Malazgirt Savaşı’nda (1071) Bizans’ı mağlup etmesi Türklerin Anadolu’ya yerleşmesine imkân sağlıyordu. […]
Arif
01:09 - 21 Haziran 2015
0 Yorumlar
Tanzimat’tan sonraki Osmanlı devlet teşkilât ve rejimini inceleyen bazı yazarlarımız, Osmanlı Devletinin siyasî yapısına Avrupalı bir yazarın Hristiyanlığa ve bir Avrupa devletine baktığı tarzda bakıp ona göre bir değerlendirme yapmaya çalışıyor. Bu bakışla farklar tespit edilebilir ama değerlendirme yapılamaz. Osmanlı devleti İslâmî esaslara dayanan bir devlet olduğu halde, devlet başkanının padişah sıfatıyla cismanî, halife sıfatıyla […]

0 Yorumlar