Kur’an’ın Sünnetle, Sünnetin de Kur’an’la neshi

Kur’an’da nesih:

Bilginler arasında kitabın kitabı neshettiği konusunda Ebu Müslim El- İsfahani’nin Kur’an’da neshin olmadığını inkarının dışında, herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki, konuyu bu yönüyle tartışmanın yeri değil bu kitap.

Yine, sünnetin sünnet tarafından neshedilirliği konusunda herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Mensuh, mütevatir olduğunda neshe- denin de mütevatir olması şartı ileri sürülmektedir. Ahad olursa, ahad ya da mütevatir hadisle neshedilebilir. Buna bir çok örnek gösterilmektedir. “Sizi kabir ziyaretinden sakındırmıştım. Şimdi ziyaret edebilirsiniz” hadi­si bunlar arasındadır.

Ne var ki, iki konuda anlaşmazlığa düşülmüştür:

  1. Sünnetin kitapla neshedilmesi.
  2. Kitabın sünnetle neshedilmesi.

Bu sorunu kısaca özetleyerek, konuyla ilgili araştırma ihtiyacı duyanla­rın usul kitaplarına başvurmalarını sağlık veririz

Sünnet’in Kitapla neshi

a-Bilginlerin çoğunluğu şöyle demektedir: Bu caizdir, hatta fiilen de gerçekleşmiştir. Buna da çeşitli örnekler göstermişlerdir. Beytül-Makdis’e yönelmekten vazgeçip Kabe’nin kıble alınması gibi.

Bilindiği gibi herhangi bir nass bulunmamakla birlikte, Resulullah ve sahabeler Medine’ye hicretlerinin yaklaşık ilk on ayında Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kıldılar.

Daha sonra bu, şu ayetle neshedilmiş oldu: “Biz senin semaya yüzünü çevirdiğini görürdük. Seni razı olacağın kıbleye döndüreceğiz. Yü­zünü Mescid-i Haram tarafına çevir.”

Yine Hudeybiye Anlaşmasında, kendilerine müslüman olarak gelenleri Kureyşlılere teslim şartı konusunda görüldüğü gibi Resulullah, bunu ka- dınlar lehine geçerli olmak üzere neshetti. Resulullah, dinlerinden dönebi* lir, ya da kadınlıklarına bir zarar gelebilir gerekçesiyle Kureyşli müşrikle- re teslim etmeyi uygun görmedi. Yapılan nesih, şu ayete dayanarak gerçekleşmiş oluyordu: *Ey iman edenler! Muhacir olarak size gelen mü’min kadınları imtihan edin. İmanlarını Allah sizden daha iyi bilir. On­ların mü min olduklarını anladığınız zaman kafirlere geri çevir- meyin. Ne o kadınlar kafirlere, ne de kafirler o kadınlara helal değildir”

Konuyla ilgili çokça örnek bulunmaktadır.

b) Şafii’nin görüşü ise, sünnetin Kur’an’la neshedilmeyeceği biçiminde­dir. Konuyla ilgili olarak da bazıları şöyle bir gerekçeden hareket edildiğini ileri sürdüler. Sünnetin kitapla neshedilmesi, Allah düşmanlarınca, Al­lah’ta Resulünün sözlerini beğenmeyip, değiştirdiği anlamında değerlen­dirilmektedir. Böyle bir yaklaşım ise ne kimsenin akima gelir, ne de olmuş bir şeydir.

Gerçek olanı Şafii’nin bu konuda doğrudan doğruya Er-Risale’de yaptı­ğı açıklamadır: Bu doğrultuda Resulullah’ın sünnetini, ancak Resulullah’ın sünneti neshedebilir. Eğer Allah, Resul ullah’ın sünnetiyle çelişen herhangi bir durumu yaratsa, o yeni durumla ilgili olarak da Resulullah yeni bir sünnet ortaya koyardı. Yani halka bir önceki sünnetinden vazge­çip, yeni durumla ilgili şu amelin gerekliliğini vurgulayan bir sünneti gös­termese icap etmektedir. Bu durum da Resulullah’ın sünnetinde belirtil­miştir*

Daha sonra da bu görüşüne deliller getirerek şöyle demektedir: “Resu- lullah herhangi bir konuda sünnet koydu, sonra bu sünnet, Resulullah’tan nasih sünnet olmadan, Kur’an’da neshedildiği gibi bir düşüncenin ileri sü- rülmesi durumunda, Resulullah; “Allah size alış-verişi helal, faizi ya­sak kıldı” ayeti indirilmeden önce satışla ilgili her şeyi haram kıldı de­mek mümkün olabilir.Yani  zaninin recminin şu ayetle neshedilme ihtima­li vardır, demek mümkündür: “Zani erkek ile zani kadının her birine yüz kırbaç vurun.

Aym doğrultuda mesh-i huffeyn’in abdestle ilgili ayetlerle neshedilebileceği gibi.

Öte yandan, hırsızın değerli bir mah çalmasına bakmadan, isterse de ya­rım dnar çalmış olsun, ayete göre uygulamada bulunulmalıdır. ‘Erkek ve kadın hırsızın irtikap ettiklerinin cezası ve Allah tarafından ikap olmak  üzere ellerini kesiniz.”

Çünkü hırsızlık ister az, ister de çok yapılmış olsun, her iki durumda da tahakkuk etmiş ohır. Belirli bir ölçüye kadar hırsızlık yapsın veya yapmasın bu böyledir

Ayrıca Resulullahtan gelme her hadisin,Kuranda benzeri olmadığına göre Resulullah tarafından,söylenmemiştir,gerekçesiyle reddedilebilir.

Yani mücmel elan her ayetle ilgili açıklamada bulunan her hadisin terkedilmesine  ihtimali bulunmaktadır. Hadisteki anlam, Kur’an’daki anlamla söz seviyesinde bir ayrılığa düşmüş olsa, ya da hadiste geçen kelimenin, Kur’an’daki ifadeden daha geniş bir anlama geçebilmesi durumunda hadisin terkedilmesi gerekmektedir Buysa mümkün değildir. Aksı halde bizim belirttiğimiz şekildedir.”

Şafii bilginleriyle cumhur, Şafii’nin bu görüşüne çeşitli cevaplarda bu­lundular.

Kitab ın Sünnetle neshedilmesi:

Konuyla ilgili olarak bilginler arasında iki yönlü tartışma bulunmaktadır.

Hanefiler şöyle söylemektedirler: Kur’an, mütevatir veya meşhur sünnetle neshedelibilir, sadece ahad hadisle neshedilemez.

Bu iddialarına delil olarak şu açıklamayı yapmaktadırlar: Mütevatir sünnet, Kur’an gibi söylendiği kesinlik kazanmıştır.

Meşhur, ise bilginlerin elinde çokça dolaşması bakımından söylenirliliği güçlülük kazanmıştır. Fakihler de, bu hadis türünü, onu mütevatir hadisin bir türeviymiş gibi kabul ederek, amel etmişlerdir. Bunlar ise vahyi gayrı metludur, dolayısıyla bunun kitabı neshetmesi caizdir, demektedirler.

Buna da ayetin, mesh-i huffeynle neshedilmesi olayını örnek gösterdi­ler. Nasıh hadis meşhurdur. Ayrıca ayette belirtilen şu hükmün neshedilmesini de örnek göstermektedirler:

Birinize ölüm geldiği vakit, bir hayır (bir mal) bırakacaksa, babası, anası ve en yakın akrabası için meşru bir surette vasiyet etmek, Allah’tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kılındı.

Bu ayet “varise vasiyyet yoktur hadisiyle neshedilmiştir. Hadis de bilginlerce meşkur ve uygulamada bulunan bir hadistir. Hatta Şafii ”El-üm” ki­tabında hadisin mütevatir olduğunu belirtmektedir. îbn-i Hacer’in “El- Feth” kitabında kendisinden naklettiği budur.

Cumhur ise şunları söylemektedir: “Kitabın sünnetle neshedilmesi caiz değildir. Sünnet ister mütevatir, ister meşhur, ister ahad olsun.” Şafii, cumhurun bu düşüncesine delil olarak da şu ayeti göstermektedir: “Daha hayırlısını veyahut onun gibisini getirmedikçe ayetlerden bir aye­ti neshetmeyiz.”

Sünnet ise ne Kur’an gibidir, ne de ondan iyidir. Yine şu ayet: De ki’’Onu kendi tarafından değiştirmek benim hakkım değildir; Ben ancak vahyolnana tabi olurum.”  Kendisine vahyedilene tabi olup, herhangi bir şeyi değiştirmediğim göstermektedir. Allahu Teala buyuru­yor ki: “Sana da insanlara kendileri İçin indirilen şeyi açıklayasın diye Kur’an’ı indirdik. Olur ki iyice düşünürler

Burada, Resul ullah’ın indirileni açıklayan olduğu; açıklama yapıldıktan sonra insanların, kendisine indirilip de açıklamada bulunduklarıyla amel edilmesi gerektiği belirtilmektedir.Kitabın Sünnetle  neshedilebilirliğine cevaz vermek ise,nesihle amel etmeyi gerektirir ki,  bu   da indirilenle amel etmek olmayacaktır. Yine Kuran sünnetle neshedilemeyeği dü­şüncesi Resulullahın her türlü kötülükten arınmışlığı ve İslam düşmanlarının kendilerine yapacak ithamlar bakımından daha uygundur.

Şeriat ahkamının en az saldırı gördüğü biçimde takdim edilmesi, ittifak konusu olmuş hususlardandır. Bu bakımdan neshin bu türüne cevaz veril­mesi durumunda, bunun gerekçe yapılarak şöyle bir saldırının yapılabil­mesi mümkündür: ” ilk söyleyen kendisi ve yine İndirilene ilk karşı çıkan da kendisi oluyor, sözüne nasıl güvenilir?Yine, bir şey söyleyip de söylediğiy­le çelişen bir şey okusa o zaman saldırıda bulunmak isteyen şöyle söyleye­bilecektir. “Allah’ın kendisinin söylediği söz de yalandı, kendisine nasıl inanabiliriz?”

Allah buna şu ayetiyle işaret etmektedir:”Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini pek iyi bilmiş iken kâfirler Peygambere: «Sen, ancak bir iftiracısın» dediler. Hayır öyle değil; onların çoğu bilmezler.”
Bundan anlaşılıyor ki, kitabın kitabla nashedilmesi saldırıyı gerektir­memektedir. Öte yandan kitabın sünnetle neshedilmesi durumu da saldı­rıda bulunanların öngördükleri gibi hücumlara açık bulunmaktadır. Dola­yısıyla her türlü olumsuzluktan arınmışlığı bildiğimiz Resulullah’a bu tür saldırıların yapılabilme imkanını ortadan kaldırmak gerekmektedir.Sonra kendisine yapılan saldırılar şu ayetle giderilmiş oldu: “De ki, Rabbin tarafından hak olarak Ruhul Kudus indirdi,”

Hiç kuşkusuz, cumhurun görüşleri gerçeğe daha yakındır. Ayrıca Kur’an’ın sünnetle neshedildiğini teyid edilmiş biçimde gösteren herhangi bir sünnetde görmüş değiliz. Hanefileriıı, mesh-i hufleyn ve varisin vaziye­tiyle ilgili ileri sürdükleri örnek, bu türden değildir. Anlaşmazlık -kanaa­timce- cevazı ve olmazlığı noktasındadır, yoksa vukuu açısından değildir. Hanefilerin, vukubulduğuyla ilgili iddiaları, bunun sünnetle vukubulma-yışa dolayısıyla yanlış olmaktadır. Yine ileri sürülen deliller açısından da bu böyledir.

Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir