Ebu Hanife ve Hadis

Müslüman imamların büyüklerinden birini, hem de fıkıh mezhepleri arasında ayrıntılara inebilme ve hüküm istinbad etme konusunda en geniş noktaya ulaşmış, yeryüzünün doğusunda ve batısında on milyonları bul­muş izleyicileri olan bir imamın hadis dağarcığının on küsur, ya da yüz elli hadis aşamamış olduğunu düşünmek gerçekten önemli bir meseledir.

Gerçekten, bu ileri sürülen iddialar doğru muydu?

1 – İster karşıtı, ister yandaşı kimselerce Ebu Hanife müctehid kabul edilmiştir. Bilindiği gibi müctehid olmanın şartlarından biri, müctehidin ahkam hadislerini bilmiş olmasıdır. Bu hadislerin sayısı da binleri bul­maktadır. Ya da Hanbelilerin benimsediği şekliyle yüzlerce hadisi kapsa­maktadır. Bu durumda Ebu Hanife, ictihad şartlarından birisine haiz ol­mamasına rağmen nasıl oluyor da ictihad edebiliyordu, sorusu gelmekte­dir akla, İmamlar, yaptığı ictihadlan nasıl kabul edip, fıkhını geçerli saya­rak çeşitli biçimlerde nakillerde bulundular. Hem de fetvalarının hadis gi­bi bir temele oturtulmamış olmasına rağmen.

2- İmamların mezhebine bakanlar, O’nun yüzlerce meselede sahih ha­disle muvafakat ettiğini göreceklerdir. Kamusun şarihi Seyyid Murtaza El Zübeydi, Ebu Hanife’nin gösterdiği hadislerle, Kütüb-i Sitte yazarları­nın birleştikleri hadisleri bir araya getirdiği ve: “Akd EL-Cevahir fi Edilleti Ebi Hanife” adını koyduğu bir kitapta toplamıştır. Peki, İmamın on küsur, yada elli veya yarısında yanılgıya düştüğü yüzelli hadisi olmasına rağmen nasıl oluyor da ictihadları yüzlerce sahih hadisle uyum sağlayabiliyor­du?

3-îbn-i Ebi Şeybe, ünlü eserinin bir bölümünü Ebu Hanife’nin, sahih hadislerle  uyuşmadığı meselelere ayırmış, bunların da sayısını da yüzyirmi- beş meseleyi aşmadığı görülmüştür. Gerçekten Ebu Şeybe bu ayırımında doğrusa, demek oluyor ki, Ebu Hanife, hakkında hadis bulunan diğer bütün meselelerde sahih hadisle istinbad ettiği meseleler seksenüç bin olarak takdir edilecek olursa -ki bu sayıyı bir milyon iki yüzbine vardıranlar bulunmaktadır. Ibni Ebi Şeybe’nin hadisle muhalefet etmediğini belirttiği bu büyük meseleler hakkında hadis bulunmakta mıdır? Eğer bu meseleler hakkında hadis varsa demek oluyor ki, Ebu Hanife’nin dayandığı yüzlerce, binlerce hadis bulunmaktadır. Yok eğer, bu konularda hadis olmadığı varsayı­lacak olursa,o zaman sünnetin sadece yüzyirmibeş hadisi aşmış olması ge­rekmektedir. Böyle bir iddiayı ise muslüman imamlardan ve hadisle ilgisi olan bilginlerden hiç birisi sahip çıkmamaktadır.

Ebu Hanife, hadis İstılahında görüşleri ilke olarak kabul edilenlerden olmasına rağmen,hadis yetersizliğiyle malul olduğu nasıl ileri sürülebilir? Aynca görüşleri hadis ve ravilerin kabulü konusunda kaide olarak değer­lendirilip, mezhebi, bu konuda güvenilir olanlar arasında sayılmaktadır.

Ebu Hanife, muhaddisler gibi tahdis için oturmamasına ve Malik gibi rivayetleri aynca bir takım sınıflamalara tabi tutmamasına rağmen, öğ­rencileri kendisinden rivayet edilen hadisleri, onu aşkın müsnedde topla­mışlardır. Bu derlemelerin en ünlüleri; Ebu Yusuf un “Kitab El-Esar”, Mu- hammed’in ’Kitab El-Esar El-Merfua” yine aynı yazann “El-Esar El-Mer- fua ve El-Mevkufe “Ayrıca Haşan bin Ziyad El-Lülü’nün Müsnedi, Hammad bin El-İmam Ebu Hanife müsnedi. Bunun dışında müsnedlerini tasnif edenler arasında şunlar sayılabilir: Vehbi, El-Haris El-Buhari, İbn-i El Muzaffer, Muhammed bin Cafer El-Adi, Ebu Naim El-İsbahani, Kadi Bekr Muhammed bin Abdülbaki El-Ensari, İbn Ebi El-Sadi ve îbn Hüsrev El- Belhid.

Daha sonra bu müsnedlerin çoğunu Kadı El-Kudat Ebu El-Müeyyid Mu­hammed bin Mahmud El-Huvarzemi (Ölümü H.665) adını “Camiu El-Mesanid, adını verdiği bir kitapta bir araya getirdi. Aldığı hadisleri de fikhi ko­nulara göre sınıflandırdı. Kitabın önsözünde şunlara yer vermektedir: Şam’da değerini düşürmek istemeyen bazı cahiller gördüm.Yani -Ebu Hanife’nin değeri- kendisine hadis yetersizliği nisbet edilerek buna da Şa­fii’nin Müsnedi ve Malik’in Muvatta’ıyla delil göstermek Ebu Hanife’nin müsnedi bulunmadığı yolu iddialar ileri sürülmektedir. Ancak birkaç ha­dis rivayet ettiğini ifade etmektedirler. Bütün bunlardan dolayı bana dini bir cesaret gelerek O’nun hakkında hadis bilginlerinin derlediği yaklaşık on beş müsnedi bir araya getirmeye çalıştım.Sözünü ettiğimiz bu kitapda basılmış durumda ve yaklaşık 800 sayfa tutmaktadır.

İşte Ebu Hanife’nin hadis konusundaki yetersizliği sorunu budur. Bu it­hamın geçersizliği ortaya çıktıktan sonra, sadece on küsur hadisi sahihtir, yakıştırması da böylece ortadan kalkacaktır. Bu iddiaya İbn Haldun dışın­da itibar edilebilecek hiçbir kaynakta rastlamıyoruz. Kullanılan ifade de mübhem ve sadece rivayetleri anmış bulunmaktadır. Bu anlamda düşünü­lecek olsa bile yanlıştır. Kaldı ki, daha önce belirttiğimiz gibi kendisinden rivayet edilen hadisleri kapsayan müsnedler de bunu doğrudan doğruya yalanlamaktadır.

Burada ban yazarların  içine düştükleri yanılgı üzerinde durmak is­tiyoruz. Bu yazarlar Ebu Hanife’nin hadis yetersizliğiyle karşı karşıya bu­lunuşunun Kufe’de kalmış olmasıyla ilgisi bulunduğu belirtilerek, Ku-fe’nin hadis konusunda zayıfkaldığı biçiminde mazeret ileri sürmektedir­ler. Böyle bir yanılgı, Kufe’nin, Ebu Hanife döneminde ilim bakımından ta-şıdığı değeri bilmemek ve Ebu Haniie’nin ünlü İslam kentlerine gezilerini hesaba katmamaktan ileri gelmektedir. Oysa Küfe, kurulmuş bulunduğu hicretin 17. yılından itibaren sahabe büyüklerinin uğradığı yer olmuştur. Ömer, Kufelilere Abdullah bin Mes’ud’u -Müslüman olan ilk altının altıncısidir, kendilerine Kur’an’ı öğretip dini anlatmak üzere göndermiş ve Kufe­lilere şunları iletmişti: “Sizi, Abdullah bin Mes’udla kendime yeğledim,” Bu ise îbn-i Mes’ud’un ilimdeki üstünlüğü anlamına gelmektedir, öylesine ki, Halife, başkentte bile kendisine ihtiyacı bulunduğunu söylüyordu. Resulullah: “Kim Kur’an’ı indirildiği gibi dosdoğru okumak istiyorsa (Abdullah ibni Mes’ud) gibi okusun” Yine Ömer, kendisiyle ilgili olarak şunları söylemektedir: “İlim dolmuş bir çantadır.”

işte böylesine büyük bir sahabi, Ömer’in kendisini Kufe’ye atamasından Osman’ın hilafetinin son dönemlerine kadar büyük bir dikkat, özen ve incelikle Kufeliler’in dini anlamaları ve kavramaları için çaba gösterdi. Ger­çekten de Kufe’de onun elinden çıkma büyük fakih ve Kurra yetişti. Ali bin Ebi Talib, Kufe’dekı fakih çokluğu karşısında şaşkınlığını gizlemiyerek kendisine şunları söylemiştir: “Bu köyü ilim ve fıkıhla doldurdun.” öte yandan öğrencileri ve öğrencilerinin yetiştirdikleri dört bine kadar ulaşmış oldu ki, bu insanlar bu kentin aydınlığı olmuşlardır. Ali (r.a.) ve Kurra sahabiler Kufe’ye taşındıktan sonra, Kufe bilginlerinin fıkıh konusundaki dikkatleri daha da yoğunlaşarak, kısa bir süre içinde Kufe, muhaddis, fa­kih, Kur’an ilimleri bilginleri ve arap dili bilginleri sayesinde İslam kentle­ri arasında benzersiz noktaya geldi. Özellikle çevre yerleşim merkezlerinin arapçayı en iyi konuşan kabilelerce dolmuş olması ve sahabi ileri gelenleri­nin uğrağı haline gelmesi buna yol açmıştır. Ali ve îbn-i Mes’ud’un öğrenci­lerinin ileri gelenlerinin otobsiyografileri bir araya getirildiğinde büyük bir kitab ortaya çıkabilecektir. El-Icli, Irak’ın diğer yörelerinde bulunanların dışında sadece Kufe’de bulunan Sahabi sayısını binbeşyüze vardırmakta- dır.

Büyük tabiinden Mesriik bin El-Ecda şöyle demektedir: Muhammed (s.a.v) ashabının altı kişide bütünleştiğini gördüm: Ali, Ömer, Yezid, Ebu Derda, Ubey bin Ka’b, sonra da bu altı kişinin ilminin Ali ve Abdullah’ta bir araya geldiğini gördüm. Yani îbn-i Mes’ud.

Ebu Hanife’nin gezilerine gelince: Basra ve Medine’ye onlarca kez gitti Mekke’de Hicri 130’dan 136 yılına kadar altı yıl kaldı. Bu iki kutsal kentin bilginlerinin çoğunluğuyla tanışmasının yamsıra, başka yörelerin de bilginleriyie, örneğin, Evzaiyle tanıştı. Mekke’de îbn-i Abbas’ın öğrencilerin- den ilmini alırken, Medine’de de Ömer’in öğrencilerinden oldukça yarar­landı. Bütün bunların yamsıra Ehli Beyt imamlarından, örneğin Zeyd bin Ali Zeynelabidin, Muhammed El-Bakır ve Muhammed bin Abdullah bin Hassa’dan da istifade etti.

Öte yandan Hatib, tarihinde şunlara yer vermektedir, bir gün Ebu Hanife Mansurun yanında İsa Bin Musanın  bir sırada yanına gitti.İsa Bin Musa,Mansura;’’Ey Numan İlmi kimden aldın’’diye sorduğu,Ebu Hanife;Ömerin öğrencileri aracılığıyla Ömer’den,Ali’nin öğrencileri aracılığıyla Ali’den ve yine Abdullah İbn Mesud öğrencileri aracılığıyla İbn Mesuddan aldım.İbn Abbas döneminde de ondan daha bilgili yoktu yeryüzünde.Yani ilmini öğrencilerinden aldım.’’Bunun üzerine Mansur;Sen kendini sağlama bağlamışsın’’ dediği ifade edilmektedir.

Bu bakımdan Ebu Hanife gibi, ünlü sahabelerin ilmini kendinde topla­mış birine, hadisin az bulunduğu belirtilen Kufe’de bulunuşuyla mazeret aramak doğru değildir. Kaldı ki, Kufe, bilginlerinin ve sahabelerinin çoklu­ğuyla tanınmaktadır. İleri gelen sahabelerden ikisi, Ali ve Abdullah orada ikamet etmişlerdir .

Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir