Hakikatin ele geçirilecek bir meta olarak görüldüğü Batı’da ahlâkın bilgiye ve anlama sürecine renk verecek kadar bile tesir etmediğini özellikle vurgulayanların olması iç şaşırtıcı değildir. Onlardan birisi şöyle der: “İnsan olarak bizlerin sürekli ve kaçınılmaz bir şekilde ahlâki seçimlerle ve yargılarla karşı karşıya bulunduğumuz kesinlikle doğru olsa da, bundan bu hususun mutlaka bizim aklı yargılarımızı […]
Anlamanın, derin düşüncenin ve en genelde bilmenin kişinin ahlakıyla ilişkili olduğu kadim zamanlardan beri bütün ulemamızın farkında olduğu bir husustur. İmamı Azam’ın fıkhı “kişinin kendi lehine ve aleyhine olan meseleleri bilmesi” diye tarif ettiği malumdur. Sadru’ş-Şeria , bu tarifin itikadı ve amelı meselelerin yanı sıra zühd, kalp huzuru gibi ahlak/ tasavvuf meselelerini de bilmek manasına […]
Eğer kelimeler eşyanın göstergesi ise bir konuşmada ya da yazılı bir metinde -yani dil ile- kastedileni anlamak eşyayı tabiatı anlamaktan sonra mümkün olabilir. Kelimelerin gösterdiği eşyânın mâhiyetleri/manaları hakkında kati bir veriye sahip değilsek, nihayetinde eşya ve hadiselere delalet eden birer göstergeden ibaret olan dil kelimelerinin manayı gösterdiğini söylemek nasıl mümkün olabilir ki? Bu hususa sâbık […]
0 Yorumlar