Yalan Göstergeleri

yalanin-antropolojisi-seyma-gulsum-onder-dusunce-ketebe-seyma-gulsum-onder-1674-11-B-as-300x210 Yalan Göstergeleri

 

Yalan» kullandığı göstergelerin sınırsızlığı ile pratik açıdan analizi yapılmadan teorik olarak incelenmesinin mümkün olmadığı kompleks bir kavramdır. Bu bağlamda Freud’un (1856-1939) yalanın» sayısız gösterge üretme potansiyeline sahip bir kavram olduğunu ifade ettiği sözleri dikkate değer­dir. “Görmek için gözleri, duymak için kulakları olan herkes bilmelidir ki, hiçbir ölümlü sır saklayamaz. Dudakları sussa parmak uçlarıyla konuşur ve ihanet her bir gözeneğinden sızar.”[75] Her şey, bir söz eylem olan yalan için araç olarak kulla­nılabilir. Bunun nedeni, yalanın kullanım alanının genişliği ve delâletinin bağlamsal değişkenliği ile açıklanabilir. Bu durum beraberinde yalanın nispet alanının büyüklüğünü de zorunlu olarak getirir. Zira bir kavramın çok fazla alanda kullanılması, çok fazla olguya nispet edilmesi anlamına gelir.

Yalan, bir kavram olması itibariyle gösterge işlevi görür. Do­layısıyla bir gösterge olarak ele alındığında, bulunduğu zemi­ne göre belirlenen nesne ve yorumlayanları ile açık bir delâlet kazanır. Bir kavramın işaret ettiği yorumlayanlara ise o kav­ramın göstergelerinin analizi ile ulaşılır. Nitekim yalan, çok farklı zeminlerde kullanılan bir kavram olması nedeniyle çok yönlü ve çeşitli bir delâlet alanına sahiptir. Dolayısıyla farklı zeminler, zorunlu olarak farklı göstergeleri ve farklı yorumla­yanları beraberinde getirir. Bu göstergeler, anlaşılmadan veya yorumlanmadan belirlenen anlam, söz konusu kavramın ma­hiyetini taşımada yetersiz kalacaktır.

Göstergebilimde işaret etme bakımından aynı amaca hizmet eden dilsel olmayan bir göstergeden de dilsel olanlar gibi yararlanılabilir. Aralarındaki tek fark, dilsel göstergenin işa­retini, dil zemininde sesleri ve dilbilimsel kuralları kullanarak gerçekleştirmesi iken dilsel olmayan göstergenin işlevini fark­lı malzeme ve kurallara göre yerine getirmesi olarak formel bir yapı arz eder. Göstergebilim için önemli olan, gösterge­lerin söz konusu nesne ve anlama işaret etme işlevini yerine getirmede gösterdikleri kabiliyettir. Bu bağlamda yalanın dil içi ve dil dışı göstergeleri aynı değer ve önemde incelenebilir.

Dil îçi Göstergeler

Göstergeleri açısından geniş bir işaret alanına sahip olan yalan kavramının dilsel göstergeleri verilmeden önce bir olgu ola­rak yalanın dil ile ilişkisi üzerinde durulması gerekir. Zira dil, kendi iç dinamikleri ile özel yapısı olan bir varlıktır. Dolayı­sıyla dilsel göstergelerinden önce, yalanın bir olgu olarak dile konu olup olamayacağı meselesine değinmekte fayda vardır.

Dili yalanın bir aracı olarak gören Harald Weinrich (1927- 2022), belagatın yani mecaz, istiare, mübalağa, tevriye, istihzâ gibi farklı edebî üslupların yalan kapsamına alınıp alınmaya­cağı sorusuna cevap vermeye çalışırken aynı zamanda genel olarak yalan-dil ilişkisini inceler. Ardından yalanın gerçekleş­tiği dilsel kategoriyi bulmak için birtakım sorulara cevap arar. Buna müfret kelimelerle mi, cümlelerle mi yoksa metin gibi daha büyük formlarla mı yalan söyleriz, sorusu örnek verile­bilir.[76] Dolayısıyla yalnızca dil içi dinamikler dikkate alındı­ğında yalan bu dinamiklerin neresinde durur?

Weinrich, bu serüvene öncelikle delâlet (bedeutung) ve mak­sat (meinung) terimlerini açıklayarak başlar. Ona göre, an- lambilimi sadece delâlet ile ilgilendiği için dilin dinamikle­rini vermede yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle maksadı esas alan pragmatik bir okuma yapmak gerekmektedir. Delâlet,Platoncu bakış açısıyla zihinsel bir tasavvur oluşturma süre­cine benzer şekilde işleyen dört özelliğe sahip bir yapıdadır. Bunlar sırayla genişlik, kapalılık, toplumsallık ve soyutluktur. öncelikle, her delâlet geniştir. Nitekim konuşmacı söylediği bir kelime ile muhatabın zihninde çok geniş bir anlam aralığı canlandırabilir, örneğin, ateş kelimesini duyan birinin zih­ninde silah atışı, yangın veya aşk ateşi şeklinde birbirlerinden uzak delâletler belirebilir. Delâletin geniş olması, onun ikinci özelliği olan kapalılığa neden olur. Zira her kelime veya söz grubu kapalı bir delâlete sahiptir ve açıklık kazanması için bir makama veya bağlama muhtaçtır.[77] Ancak bu durum, delâle­tin toplumsal olmasına engel teşkil etmez. Nitekim bir top­lumda yaşayan insanlar, kullandıkları dildeki söz gruplarının delâletleri konusunda ortak bir paydada buluşur. Ancak bu ortak payda aynı zamanda delâletin zihinde soyut bir tasavvur olarak kalmasına sebep olur.[78]

Pragmatik okuma ile delâletin yukarıda zikredilen olumsuz yanlarını (genişlik, kapalılık, toplumsallık, soyutluk) gidere­cek bir bakış açısı getirilebilir. Bunun için Weinrich, delâletin karşısına maksat terimini koyar. Buna ateş kelimesinin çoklu delâlete sahip olmasında, konuşmacının şahit olduğu yangını muhatabına anlatırken ateş lafzını belli bir bağlamda zikret­mesi ile taşıdığı maksat örnek verilebilir. Dolayısıyla ateşin delâletinin genişliği, yerini belirli bir anlama bıraktığından ar­tık belirli hale gelir. Ateş lafzı, sözlük anlamında kullanıldığı için kapalı anlam artık açık anlama dönüşür. Aynı şekilde ateş lafzı, uzlaşıya dayalı anlamdan müstakil anlama geçerek soyut bir tasavvur iken belli bir bağlamda kullanılması sonucu somut ve bireysel hale gelir. Bu örnekten hareketle maksadın yani bir sözü pragmatik bakış açısı ile okumanın delâletin aksine belir­lilik, açıklık, bireysellik ve somutluk özellikleri ortaya çıkar.[79]

Karşıtı olan sıdk kavramı gibi yalan da dilsel boyutu olan bir meseledir. Bu nedenle yalnızca düşünsel veya psikolojik bir olgu olarak değerlendirilmesi, kavramın mahiyetine eksik bir bakış açısı getirilmesine sebep olur. Yalan, bu açıdan kelime­lerin birbirleriyle sentaktik, semantik ve pragmatik ilişkiler kurduğu cümle ve metin düzeyinde açıklık kazanan bir olgu­dur. Yalanın göstergesi, düşüncede değil aksine söylemde çifte standartlıktır. Yani kişinin telaffuz ettiği cümlenin aksini zih­ninde bir düşünce olarak gizlemesidir. Düşünceler, zihinde dil olmadan kurulamaz. Kişi “Elmayı sevmiyorum” dediğinde bu bir yalan ise doğru cümle “Elmayı seviyorum” şeklinde gizli bir düşünce olarak zihinde yer alır. Bu durum dil, delâlet ve mak­sat kutupları arasındaki bir belirleme oyununa benzetilebilir. Düşünce bu anlamda dile tabidir. Onun kurallarına uymak zo­rundadır.[80] Weinrich m dile bir söz eylem olarak bakmasının yalana olan bakışını etkilediği açıkça görülmektedir.

Weinrich sıradan kelimelerin delâleti için getirdiği şartların is­tiareler için de geçerli olduğu fikrindedir. Nasıl ki bir kelimenin tek başma delâleti gerçek değilse ve yalan olma özelliği taşımı­yorsa istiareler de tek başlarına yani bağlamdan kopuk bir halde iken yalan ya da doğru olmazlar. Yalanın istiarelerle doğrudan ilişkisi yoktur.[81] Dilde yalan, cümle veya metin düzeyinde ger­çekleşir. Yani yalan-dil ilişkisi delâlet ve maksadın birleştiği; an­lamda makamın gözetildiği noktada ortaya çıkar. Bu nedenle ne yalan dilden ne de dil yalandan ayrılır. İstiareler ise delâlet ile maksat arasındaki sınırın gerginliği ile oluşur. Yani maksat delâ­letle dolaylı olarak yakınlık ilişkisi içindedir. Normal cümlelerde ise bu ilişki doğrudan ve daha kolay yolla olur.[82] Dilin yalandan yalanın dilden ayrılmaması, yalanın doğruya konu olan her şeye konu olması ile açıklanabilir. Nitekim doğru için kullanılan her şey onun zıddı olarak gelen yalanın da aracı olabilir.

Birtakım düşünürler» dilin fikirleri gizlemesi ve yalana sebep olması görüşünden hareketle dili yalancılıkla suçlar. Ancak Weinrich dilin bu suçlamalardan berî olduğunu, onun yalan için sadece bir araç olduğunu savunur.83 Ona göre yalanın göstergelerinin açıkça verilmesi önemlidir. Örneğin bir edebî eserde yazar, yazdığı roman veya hikâyenin hayal ürünü oldu­ğunu yani eserde gerçeklik payı bulunmadığını açıkça ortaya koyuyorsa o eser yalan değil, sadece bir hayal ürünüdür. An­cak yazar gerçekmiş gibi gösterip olmayan şeyleri yazıyorsa yazdıklarında yalan vardır. Örneğin, kullandığı karakterin is­mini ve ona dair bilgileri tarihî bir şahsiyetten ödünç alarak vermesine rağmen hayalî birinden bahsediyorsa bu okuyucu­da kafa karışıklığına sebep olur. Yazarın eserinde yazdıkları­nın gerçek olmadığını yine dilsel göstergeler kullanarak çok açık bir şekilde belirtmesi gerekir.84 Sonuç olarak Weinrich’in dil ile yalanı birbirinden ayrılamaz iki olgu olarak gördüğü söylenebilir.

Yalanın dille ilişkisi bağlamında zikredilen bilgilerden hare­ketle dilin de yalan için yalnızca bir araç olduğu anlaşılmak­tadır. Dolayısıyla yalan, göstergelerinin bir kısmını dilin veri­lerinden alır. Söz konusu dilsel göstergeler, dilin yukarıda be­lirtilen yapısal kategorilerinin her birinde mülahaza edilebilir. Bu nedenle yalanın dilsel göstergeleri fonetik, morfolojik, sen­taktik ve semantik göstergeler tasnifine göre ele alınacaktır.

Fonetik Göstergeler

Dildeki fonetik göstergelere, kişilerin yalan esnasında yaka­lanma korkusu, gerginlik ve heyecandan dolayı ses tonlarında meydana gelen iniş, çıkışlar örnek verilebilir.85 Bunlara konuşurken yaşanan tereddütler, konuşma hataları, konuşma oranı, duraksama sıklığı göstergeleri de eklenebilir.[86] Aynı şekilde vurgulamanın özellikle yalanı pekiştirecek kelimeler­de yapılması da fonetik bir yalan göstergesidir. Yine bu bağ­lamda, vurgulanmak istenen kelime veya kelime gruplarında birtakım uzatmalar yapılması, fonetik yalan göstergesinden- dir. Buna, bir annenin;  “Dolaptaki çikolatayı sen mi yedin?” sorusuna, çocuğun  “Hayır, anne; onu ben yemedim” şek­linde verdiği cevap göz önüne alındığında cümlenin sonun­da vurgu için failin ûı yani ben zamirinin kullanımı ile tekrar edilmesi örnek verilebilir. Zamirle yapılan bu vurgu bir yalan göstergesidir. Örnek aynı zamanda cümlenin gramatik yapısı ile ilgili olduğundan sentaktik göstergeye de dahil edilebilir.

Fonetik göstergelere aynı şekilde kişinin yalan söylerken se­sinin titremesi ve gerginliğinin anlaşılmaması için hızlıca ko­nuşup konuyu kapatma isteği örnek verilebilir.[87] Yalana dair fonetik olarak gelen en dikkat çekici örnek, yalan söyleyenle­rin zaman kazanmak ve düşünebilmek için sözlerinin başmda ya da ortasında kullandıkları “hımm, m, yaa” gibi birtakım anlamsız seslerdir.

Morfolojik Göstergeler

Dildeki kelimelerin yapılarındaki değişiklikler de cümle veya söylem içinde değerlendirildiğinde yalanın göstergeleri olabilir. Buna fiil yapısındaki değişiklikler örnek verilebilir. Nitekim, yalan söyleyenler genellikle malum fiil kullanmaktan kaçınırlar.[88] Bunun nedeni ise faili belirtmemek suretiyle sorumluluk almaktan kaçınmaktır. Zira meçhul fiillerde failden ziyade yapılan eylem ön plana çıkar. Buna, bardakların kırıldığını haber veren birinin *  yerine * ifadesini kullanması ile bardakları kıranın bilinmediği izlenimini yaratması örneği verilebilir.

Sentaktik Göstergeler

Cümle seviyesinde oluşan değişiklikleri konu edinen sen­taktik göstergeler de yalan için bir araç olarak kullanılır. Bu göstergelere, cümlede zamir kullanımı veya zamirin hiç kul­lanılmaması örnekleri verilebilir. Nitekim, cümlede muttasıl zamirin zikredilmemesi, bağlama göre fiilin sorumluluğunun üstlenilmemesi anlamına gelir. Bu nedenle, zamir kullanı­mında görülen değişiklikler yalan göstergesidir.[89] Buna, tra­fik kazasmda ifade veren birinin   “Arabaya çarptım” yerine «“Araba bana çarptı” deme­si örnek verilebilir. Burada kişi, birinci cümlede birinci tekil şahıs zamiri kullanarak yani faili zikrederek çarpanın kendisi olduğunu bildirir ve böylece fiilin sorumluluğunu üstlenir. Ancak diğer örnekte muttasıl zamir kullanmak suretiyle ken­disinin fail olmadığını belirterek bu sorumluluktan kaçmak­tadır. Yukarıda verilen örnek fiilin geçirdiği dönüşüm ve bâb değişikliği dikkate alındığında aynı şekilde morfolojik göster­geye de girmektedir.

İnceleyin:  İmam Azam'ın Hadis İlmindeki Yeri

Cümle terkibinde görülen bazı hatalar yalana gösterge ola­bilir. Yalan söyleyen kişilerde bilinç düzeyinde bir gerileme olur. Çünkü gerçeği gizlemek ve bunu konuşmalarında ve hareketlerinde mantıklı bir şekilde yürütebilmek için kişi­nin zihinsel çaba sarf etmesi gerekir.[90] Sarf edilen bu çaba­nın yarattığı zorluk ve yalan söyleme esnasında kişide oluşan gerginlik, diline yansır ve özellikle cümle terkibinde belirgin hatalar ortaya çıkar. Buna fail, meful ve fiilin yerleri mantıksız bir şekilde değiştiği ya da fiilin zamanının cümlenin anlamı ile uyumlu olmadığı durumlar örnek verilebilir. Bunun yanı sıra cümlede sürekli inkar üslubunu kullanmak, yalanın sen­taktik göstergeleri arasındadır.[91] Nitekim yalan söyleyen kişi­lerin üslubunda gibi olumsuzluk edatları ile başla­yan cümlelere sıklıkla rastlanmaktadır.

Yalan ifadeleri bir iddia içeren haber cümleleri olabildiği gibi şart cümlesi şeklinde de gelebilir. Buna, muhatabını ha­bercilerden korumak istediği için yanlış yönlendiren birinin “O toprak yoldan iki mil aşağı sürersen evinin ön bahçesin­de olacaksın.” cümlesi örnek verilebilir. Bu cümlede geçen şart gerçekleşmediğinde; muhatap iki mil aşağı gittiğinde aradığı kişinin evine varsa da varmasa da bir başka ifadey­le şart cümlesinin realite ile mutabakatı sağlansa da ifade yalana girer. Mütekellimin muhatabını, mevcut olanın veya inandığının aksi şekilde yönlendirmesi durumu söz konusu olduğunda örneğin bağlamına göre vâkıaya mutabakat dik­kate alınmaz. Nitekim yalan realiteye aykırılık ile sınırlan­dırılamaz.[92]

Dilsel bir göstergenin yalan ile nitelenmesi için yalnızca bir iddia içeren haber cümlesi olması gerekmez. Nitekim soru, emir, nehiy gibi inşâî cümleler ile de yalan söylenir. Kişi mu­hatabına bilgi edinmek için değil vakit kazanmak ve bulundu­ğu olumsuz durumdan kurtulmak için soru soruyor olabilir. Bu durumda aldatıcı bir yalan ortaya çıkar.[93] Dolayısıyla soru veya emir gibi ifadeler de yalan göstergeleri olabilir.

Semantik Göstergeler

Dilbilimin diğer dallarında olduğu gibi, anlam ve anlama dair olguları inceleyen semantik alanında yalan gösterge­leri bulmak mümkündür. Bunlar kelime, cümle veya met­nin anlam bütünlüğü düzleminde ele alınabilir. Kelime bağlamında düşünüldüğünde, yalan söyleyen kişiler ör­neğin karşı tarafı ikna etmek veya yalanlarına inandırmak için “Allah’a yemin olsun ki! Vallahi!” gibi yeminlere veya dinî referanslara çok fazla başvururlar. Aynı şekilde soruları cevaplarken sert ve gerçekçi cevaplar­dan kaçınarak, rica ve nezaket ifadelerini çok kullanırlar.[94] Buna, “Lütfen efendim! İnanın ki ben masumum.” ifadesi örnek verilebilir.

Aynı şekilde, bir olay nakledilirken kullanılan ifadeler ile gerçeklik arasındaki mantıksal örgüye dikkat edilmemesi se­mantik göstergeler arasındadır.[95] Bu bağlamda her detay, olay örgüsünde işlenmeli ve bu örgüdeki mantıksal dizilime dik­kat edilmelidir.[96] Nitekim yalan söyleyen kişi, cümleler arası mantık hataları yapabilir. Örneğin, bir cinayet olayında ta­nıklık yapan kişi, ilk olarak A şahsını olay mahallinde siyah bir arabanın içinde gördüğünü söyler. Daha sonra olaya dair bilgiler verir ve A şahsı için “Arabanın yanında ayakta duru­yordu” der. Ancak bu bilgi, aynı kişinin önceden verdiği bilgi ile çelişmektedir. Zira tanık, olayı anlatırken çok fazla şey an­lattığında ilk verdiği bilgileri aklında tutamaz.

Yukarıda verilen örnek olaylar, semantik gösterge olarak iş­lev görmelerinin yanı sıra pragmatik[97] göstergelere de dahil olmaktadır, Nitekim olaylarda yalnızca kelime ve cümlelerin işaret ettikleri anlamlar dikkate alınmamakta, aynı zamanda konuşan, dinleyici ve sözün kullanıldığı yer ve zamana bir başka ifadeyle bağlama ilişkin unsurlar da yoruma dahil edil­mektedir.

Kullanılan ifadelerin kapalı ve belirsiz olması, kişinin kendisi­ne yöneltilen soruları cevaplamak yerine başka konularla ilgili uzun konuşmaları ya da kendisine inanılmadığına dair sitem- kâr ifadeleri yalanın semantik göstergelerine örnek olarak ve­rilebilir.98 İfadelerin kapalılığına, “Saat kaçta olay yerindeydin?” sorusuna “öğleden sonra” şeklinde verilen cevap örnek verilebilir. Zira cevap­ta net bir saat belirtilmemiştir. Ya da “Gece saat onda olay yerinde ne yapı­yordun?” sorusuna cevaben  “Orada bir işim vardı.” gibi yuvarlak cevaplar verilmesi bir diğer örnek­tir. Çünkü bu, yalan söyleyene zaman kazandırır. Diğer yalan göstergesi olan sitemkâr cevaplara ise yalan söyleyen birinin muhatabı kendisinden şüphelenmese dahi sorduğu soruya “Bana inanmıyor mu­sun? Yoksa sana yalan söylediğimi mi düşünüyorsun?” şek­linde cevap vererek sitem etmesi örnek verilebilir.

Sorulara konu olan olayla ilgili kişinin net cevaplar vermek yerine gereksiz bilgilerden bahsetmesi, konu dışına çıkması, cevabı geciktirmesi, soruyu başka ifadelerle tekrarlaması gibi yollar da yalan söylemek için kullanılan semantik gösterge­lerdendir.99 Aynı şekilde yer, saat bildirmede kullanılan be­lirsizlik ya da genel olarak cümlelerin “muhtemelen, belki” gibi bağlaçlarla anlamda kesinliğe engel olan kelimeler tercih edilmesi örnek verilebilir.[100] Yalan söyleyenlerin ifadelerinde­ki genellemeler ise bir başka göstergedir. Bunun için cümleye “her zaman, herkes, hiç kimse, asla” gibi genellik anlamı katan unsurlar ilave edilir. Ayrıca çok fazla duygusal ifadeler kulla­nılarak muhataplar manipüle edilir.[101]

Cümleye belirsizlik, genellik, manipüle anlamı katacak ifa­delerin kullanımı gösteren-gösterilen ilişkisini etkileyen un­surlar olduğundan yalanın semantik göstergelerine dahil edilmektedir. Ancak bunlar aynı zamanda belli bir zaman, mekân ve kişilerin olduğu bağlamda kullanıldıklarında farklı yorumlara açık olduklarından pragmatik göstergeye girer. Bu bağlamda “asla” bağlacı tek başına mutlak bir yalan gösterge­si olamaz. Çünkü bu, Peirce’ün gösterge anlayışına aykırıdır. Bu bağlaç ancak yalan eyleminin temel gerçekleşme şartlarını taşıdığı varsayılan belli bir yer ve zamanda gerçekleşen olayda gösterge kullanıp üretebilen bir akıl tarafından söylendiğinde yalan göstergesi olabilir. Dolayısıyla bütün dil içi ve dil dışı göstergeler için geçerli olan bu durum dikkate alındığında pragmatik göstergenin semantik, sentaktik, morfolojik ve fo­netik göstergeleri ayrıca bağlama ilişkin diğer dil dışı göster­geleri de ihtiva ettiği söylenebilir.

Dil Dışı Göstergeler

Yalanın dilsel olduğu gibi dilsel olmayan göstergeleri de var­dır. Bazı uzmanlara göre bir kişinin yalan söyleyip söyleme­diğinin anlaşılmasında, dilsel olmayan yalan göstergeleri, dil­sel olanlara göre daha etkilidir. Yalan söylemek temelde bir iletişim türüdür. Hatta yalan söylemek ile doğru söylemek arasında iletişime konu olmak bakımından hiçbir fark yok­tur, denüebilir. Zira doğru söylerken kişinin kurduğu ileti­şimin keyfiyetine dair her şey (alıcı, verici, ileti, göstergeler, iletişimin kuralları) yalan söylerken de geçerlidir. Dolayısıyla dilsel olmayan göstergelerin yalan için önemini belirtirken genel olarak iletişim için öneminden bahsedilebilir. Bu konu­da Albert Mehrabian’ın (1939-) iletişimin yüzde elli beşinin beden dili ile» yüzde otuz beşinin sözsel ifade ve yüzde yedisi­nin ise yalnızca sesler yoluyla olduğuna dair tespiti ilgi çeki­cidir.[102] Aynı şekilde sadece sözlü ifadeleri dikkate alıp dilsel olmayan göstergeleri ihmal eden hakimlerin, yalancı şahitleri ortaya çıkarma konusunda başarılı olamadıkları gerçeği, dil dışı unsurun önemine dair çarpıcı bir örnektir.[103] Uzmanla­rın da belirttiği gibi iletişimde bu denli öneme sahip olan dil dışı göstergelerin yalan kavramının mahiyetini anlamak için önemi kaçınılmazdır.

Yalanın mahiyetini ortaya koymada dilsel olmayan göster­gelerin önemi, dilsel olanlar kadar büyüktür. Nitekim Pe- irce’ün gösterge anlayışı açıklanırken de görüldüğü gibi, semboller yalan hakkındaki bilgimizi artırmaz; matematik­sel formüller gibi yalnızca bilgiyi sistematize eder ve anla­ma ulaşmada aracı rolü görürler. Çünkü yalan yalnızca sözle gerçekleşen bir eylem değildir. Örneğin, kişi “evet” demek yerine muhatabına kafa sallayarak cevap verebilir ve bu şe­kilde yalan söylemiş olur.

Dil dışı göstergeler, yalnızca sağlıklı kişiler değil, -sonradan beyne hasar alma gibi sebeplerden oluşan- afazi gibi rahatsız­lıkları olan kişiler için de toplumsal hayatın bir gereği olarak kaçınılmaz bir öneme sahiptir. Bunun önemini gösteren bir çalışmada, sağlıklı kişiler ile afazi hastalarından yalan söyle­yenleri tespit etmeleri istenerek yapılan bir deneyde birtakım göstergeler gözlemlenmiştir. Sağlıklı kişiler kendilerine söyle­nenleri; vurgular, ses tonu, beden hareketleri gibi dilsel ve dilsel olmayan göstergelerle birlikte dinlerken afazi hastaları ise yal­nızca ses tonu, sözsel olmayan davranışlar ve bazı hareketleri esas almışlardır. Sonuçta afazi hastalarının bu konuda sağlıklı insanlara göre daha fazla başarı kaydettikleri görülmüştür.104 Yalanın tespiti konusunda dilsel olmayan göstergelere veri­len önem eski zamanlara kadar dayanır. Çinlilere ait olan bir uygulamaya göre, yargılanan kişinin ağzına sorgudan önce bir avuç pirinç verilirdi. Sanığa sorular yöneltildiği esnada ağzında pirinçler varken cevap vermesi zorunluydu. Sorgu sonunda ağzındaki pirinçleri çıkaran sanığın yalan söyleyip söylemediği pirinçlerin ıslak veya kuru olmasına göre değer­lendirilirdi. Pirinçler ıslak ise doğru; kuru ise yalan söyledi­ğine hükmedilirdi. Her ne kadar tuhaf görünse de yapılan araştırmalar sonucu yalan söylerken kişide oluşan heyecanın fizyolojik etkisi olarak tükürük salgılamasını durdurduğu tespit edilmiştir.[104] Bazı Arap kabileleri hâlâ buna benzer bir metot kullanmaktadır. Kişiye kızgın demirden bir kap diliyle yalatılır. Tükürük bezlerinin tükürük salgılamayı durdurması sonucu kişinin dili yanarsa bu, onun suçlu olduğunun deli­lidir. Bu örneğe ek olarak Aristoteles’in nabız hareketlerinin bir yalan göstergesi olduğu ve bu hareketlerdeki iniş çıkışların yalanı ortaya çıkaracağı düşüncesine değinilmiştir.[105]

İnceleyin:  Yoldan Savrulmuşlara

Modern dönemde Askerî, siyasî ve hukukî alanlarda kullanı­lan yalan göstergelerini bulmaya yarayan yalan makineleri ge­liştirilmiştir. Bu makineler, kişilerde yalan söyleme esnasında oluşabilecek korku ve heyecan kaynaklı fizyolojik ve bedensel değişiklikleri ortaya koyarak yalanın tespitini kolaylaştırır. İlk makine denemeleri arasında, 1915 yılında psikolog William Moulton Marston’ın (1893-1947) kan basıncını ölçen yalan makinesi gelir. Makinenin denenmesi ile kan basıncının ya­lanı ortaya çıkarmada önemli bir katkısı olduğu anlaşılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı nın çıkmasıyla casusların bulunması hususunda bu makinelerin geliştirilmesi gerekliliği öne sü­rülmüştür. Amerika Milli Araştırma Şurası bu konuya önem vererek psikologları teşvik etmiştir. Daha sonra 1921 yılında John A. Larson (1892-1965), kan basıncını ve solunumu aynı anda kaydedebilen bir alet icat etmiş ve Stanford Üniversi­tesi psikologlarından Leonarde Keeler (1903-1949) bu aleti geliştirmiştir.[106]

Yukarıda zikredilen makinelere ek olarak sonraları farklı özellikte yeni makineler geliştirilmiştir. Buna, 2000 yılında sesi algılayarak stres ve gerginlik derecesini ölçmek üzere J.H.L Hansen (1959-) tarafından icat edilen cihaz örnek ve­rilebilir. Aynı şekilde P300 isimli elektronik beyin-ölçer aleti beynin bazı bölgelerindeki hareketlenmeyi ortaya koyduğu için yalanın tespitinde kullanılmıştır. Daha sonra bunun gibi birçok makine veya yöntem geliştirilmiştir.[107] Bu gelişmelerin hepsi, dilsel olmayan göstergelerin, yalanm ortaya çıkarılması konusunda ne kadar önemli araçlar olduğunun ispatıdır.

Yalan söylenmesi esnasında yakalanma korkusu veya ger­ginliği nedeniyle kişide birtakım irade dışı hareketler mey­dana gelir.[108] Bu hareketler yalnızca yalan söyleme esnasında yalan söyleyen kişide bulunması nedeniyle yalanla ilişkilen- dirilir. Zira aslmda bunların yalanla ilişkisi zatî değil arazî­dir. Çünkü gözlemlenen hareketler yalanm sebep olduğu psikolojik durumlara işaret eder. Bunlar gerginlik, korku, telaş, can sıkıntısı gibi duygulardır. Kişide görülen fiziksel hareketler bu duyguların göstergeleri olarak ortaya çıkar. Yalanın sebep olduğu bu psikolojik duygular, onun doğrudan göstergeleri olduğu için irade dışı gelişen bedensel hareketler dolaylı göstergeleri olur. Bu durum semiyotiğin temel kaide­lerinden sayılan göstergelerin yeni göstergelere ve yeni an­lamlara yol açması ile açıklanabilir.

Yalanın dil dışı göstergeleri arasında yer alan ve beden dilini ilgilendiren göstergeler; solunum ve nabız değişiklikleri, vü­cutta hareketlenme, kan basıncının yükselmesi, elektriklenme gibi deride oluşan tepkimeler, kalp atışında hızlanma, ses to­nunda değişiklik, el-kol veya ayakların gayri iradi hareketleri, sembolik gösterge veya işaretler, hızlı göz hareketleri, jest ve mimikler,[109] yarım ağız konuşma, cevap verirken gülme veya diğer hafif hareketler,[110] fark edilme ihtimaline karşı uzun görsel temas kurma,[111] parmakları yeme, çok hızlı konuşma, el titremesi ya da elleri bir yerlere koyma veya saklama isteği[112] olarak sıralanabilir.

Söz-Eyleme İlişkin Göstergeler

Söylemenin aynı zamanda bir eylem olduğu söz edimlerine[113] ilişkin yalan göstergeleri de bulunmaktadır. Bunlara konuşma amnda meydana gelen ihmal, kaçma, inkâr gibi davranışlar; cevabı geciktirme, ses tonunda değişme, hızlanma, özür beyanı gibi göstergeler örnek verilebilir.[114] Söz edimleri göstergele­rinin dil içi göstergelerden ayrılan yönü söylendikleri zaman bir eyleme neden olmalarıdır. Dolayısıyla her dilsel gösterge bir söz edimi değildir.[115]

Dil içi veya dil dışı yalan göstergeleri, bağlamdan koparılıp tek başlarına alındığında bir anlam ifade etmezler. Buna, muha­tabın yalanını tespit etmek için hareketlerinin gözlemlendiği sırada verdiği tepkiler örnek verilebilir. Nitekim gözlem sıra­sında kişinin konuşurken gözlerini kaçırdığı fark edilir. Do­layısıyla bu bir yalan göstergesidir. O halde kişi, muhatabının yalan söylediği kanısına varabilir. Böylesi bir çıkarım adil bir yargılama olmayacaktır. Zira bakışları kaçırma, bir gösterge olarak farklı zeminlerde farklı yorumlayanlar yani anlamlar ka­zanabilir. Örneğin, kişi çok değer verdiği ya da çekindiği, kork­tuğu biri ile konuşunca utandığı için de gözlerini kaçırabilir ve doğrudan göz teması kurmamaya çalışır. Dolayısıyla göz kaçır­ma göstergesi tek başına psikolojik, fizyolojik veya toplumsal olarak çok çeşitli anlamlara işaret eden bir göstergedir.

Bir göstergenin zatı itibariyle yalana özgü olmadığına, yala­nın dil içi göstergesi olan meçhul fiil kullanımının, zemini ve yorumlayanları dikkate alınmaksızın, birçok anlamlara gelebilen bir gösterge olarak işlev görmesi örnek verilebilir. Nite­kim kişi, bilgisi dâhilinde olmayan bir eylemi haber verirken meçhul fiil kullanabilir. Aynı şekilde bu fiil türü, bilimsel ifa­delerde bir yazı üslubu olarak geldiği gibi yine edebî eserlerde vurgu amaçlı da kullanılabilir. Dolayısıyla çok farklı zemin­lerde çok farklı yorumlayanlara işaret edebilen bir gösterge olan meçhul fiilin, yalanın göstergesi olup olmadığına karar verilmesi için semiyotik inceleme gereği kullanıldığı zemin ve işaret ettiği yorumlayanlar dikkate alınmalıdır.

Her gösterge her insanda aynı şekilde ortaya çıkmaz. Ör­neğin, yalan söyleme esnasında oluşan gerginlik ve heye­candan kaynaklı elleri başa koyma veya bir yere koyamama göstergesi ele alındığında, daha ziyade dışa dönük, duygu­sal tepkiler verebilen insanlarla içe dönük ve duygularını belli edemeyen insanlarda bu göstergelerin farklı tezahürle­rine rastlanır. Öyle ki kimi insanlar yalan söylemeye alışkın oldukları için birçok göstergeye karşı kendilerini kontrol edebilme özelliğine sahiptir. Bazen de kişinin göstergelerin ortaya çıkmaması için kendini kontrol ederken sergilediği çabaya işaret eden göstergeler, birer yalan göstergesi olmak­tadır. Dolayısıyla bir göstergenin yalana konu olup olmadı­ğının anlaşılması için göstergebilim zemininde analiz edil­mesi şarttır. Bu, aynı zamanda gösterge olabilen her şeyin yalana konu olabileceği anlamına da gelmektedir. Sonuç olarak yalnızca yalana işaret eden mutlak göstergeler ortaya koymak imkânsızdır.

 

Şeyma Gülsüm Önder – Yalanın Antropolojisi(Yalan Üzerine Göstergebilimsel Bir İnceleme) , syf:109-125

Dipnotlar:

[75] Emrah Akçay, “Yalan Söyleme Kabiliyeti ve Hafıza: Cinsiyetler Arası Karşılaştırma”, Selçuk iletişim 7/3 (2012), 235.

[76] Harald Weinrich, el-Lüga ve’l-kizb, çev. Abdürrezzak Bennûr (Amman: Künûzü’l-Marife, 2015), 12.

[77] Weinrich, a.g.e., 57-58.

[78] Weinrich, a.g.e., 59-60.

[79] Weinrich, a.g.e,> 64.

[80] Weinrich, a.g.e., 92-93.

[81] Weinrich, a.g.e., 96-97.

[82] Weinrich, a.g.e., 97-98.

83 Weinrich, a.g.e., 11.

84 Weinrich, a.g.e., 20.

[86] Jörg Meibauer, “The Linguistics of Lying”, Annual Review of Linguistics 4 (2018), 359.

[87] David Craig, Keşfü’l-kizb, çev. Beşşar Şeyha (Beyrut: Dârü’l-‘Arabiyye liT ‘Ulûm, 2012), 48-49.

[88] Lilit Tovmasyan, Linguistic Features of Lying (Yerevan: Yerevan State Üniversitesi, Avrupa Dilleri ve İletişim Fakültesi, Yüksek Lisans Tezi, 2020), 16.

[89] Tovmasyan, a.g.e., 16.

[90] Tovmasyan, a.g.e., 18.

[91] Mizanı, a.g.m., 179; Melda Şimşek, “Yanıltıcı İletişim (Yalan) ve Medya Etiği”, Marmara İletişim Dergisi 11/11 (2001), 314.

[92] Meibauer, a.g.m., 360.

[93] Meibauer, a.g.m., 360.

[94] Şimşek, a.g.m., 314-315.

[95] Craig, a.g.e., 48.

[96] Tovmasyan, a.g.e., 20-22.

97.“Pragmatik, dilsel göstergelerin birleşimlerini, salt onların birbirleriyle olan ilişkilerini konu akın sentaks veya sözdiziminden, ve dilsel göstergelerin gösterilenle olan ilişkilerini araştıran semantik veya anlam bilgisinden farklı olarak sadece göstergelerle, yani sözcükler, deyim ya da ifadelerle onların kullanılma tarzları arasındaki ilişkileri araştırır, sembolleri konuşmacı ve dinleyicilerle olan ilişkileri içinde ele alır.” Bu konu hakkında bk. Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü (İstanbul: Paradigma Yayınlan, 1999), 709.

98 Tovmasyan, a.g.e.t 21 -24.

99 Mizanı, a.g.m., 179.

[100] Meibauer, a.g.m., 361.

[101] Meibauer, a.g.m., 362.

[102] Craig, a.g.e.t 35.

[103] Craig, a.g.e.f 37.

104 Craig, a.g.e., 36. Deney hakkında bilgi için bk. Paul Ekman vd„ “A Few Can Catch A Liar”, Psychological Science 10/3 (1999), 263-266.

[104] ?tZte^nSun ^‘Gürelli, “Heyecan Göstergesi ve Ceza Hukuku”, İstanbul üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası 30/3-4 (1964), 500.

[105] Mizanî, a.g.m., 180.

[106] Tosun-Gürelli, a.g.m., 501-502.

[107] Mizanî, a.g.m., 183-184.

[108] Seçil Üretmen, Cinsiyet, Yalan Söyleme ve Çıkar Elde Etmenin Yalana İlişkin Yüklemelere Etkisi (Ankara: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2008), 10.

[109] Üretmen, a.g.e., 10; Tosun-Gürelli, a.g.m., 503.

[110] Şimşek, a.g.y., 315.

[111] Craig, a.g.e., 57.

[112] Craig, a.g.e., 48.

[113] Austin beş tür söz ediminden bahseder. Bunlardan ilki verilen kararr larla ilgilidir. Bir hakemin veya bir yargıcın yaptığı bu türden bir söz edimdir. İkincisi belli bir makamda bulunanların güçlerini kullanmala­rı sonucu atamalar yapmaları veya emirler vermeleridir. Üçüncüsü söz vererek belli sorumluluklar almadır. Dördüncüsü dili kullanarak birtakım davranışlarda bulunuruz. Buna saygı gösterisi, beddua veya dua etmek, özür dilemek örnek verilebilir. Beşincisi ise karşılıklı iletişim esnasmda muhatabı cevaplama veya açıklamalar yapma gibi eylemlerdir. Kısaca edimsöz konuşma esnasında aynı zamanda bir fiilde bulunmak demek­tir. bk. J. L. Austin, Söylemek ve Yapmak, çev. R. Levent Aysever (İstan­bul: Metis, 2017), 20.

[114] Mizanî, a.g.m., 179.

[115] Austin’e göre bir sözü söylerken aynı zamanda bir eylemde bulunmanın belli şartları vardır. Bir başka ifadeyle belli bir etki ve sonuç istenerek söylenen sözlerin eyleme dönüşmesinin kuralları vardır. Bu kurallardan bir veya birkaçını içermeyen sözlere edimsöz denemez. Austin bunu sözün yerinde söylenmesi olarak ifade eder. Bu kurallar altı tanedir. 1) Sözün belli bir vazî etkisi ve anlamı olmalıdır. Bir başka ifadeyle söz söylendiği esnada vaz, delâlet ve maksat dolayısıyla bağlam belli bir uyum ve mantık içerisinde bulunmalıdır. 2) Sözün söylendiği esnada mevcut şartlar ve kişiler yani bağlamsal unsurlar birinci maddede verilen işlemle mutabık olmalıdır. 3) Söz eylemde bulunan taraflar, yaptıkları işi bilerek ve doğru yapmalıdır. 4) İşlemde herhangi bir eksik olmamalıdır. 5) Eylemin yarattığı duygu ve düşünceler eylemde bulunan tarafların sahip olduklarıyla mutabık olmalıdır. 6) Sözün sebep olduğu veya yarattığı duygu, düşünce, iş, oluş her ne ise söz söylendikten sonra gerçekleşmelidir. Bk. Austin, Söylemek ve Yapmak, 22.

Muhammed Ali

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir