İslam’ın Kubbesi Ahlat

IMG_20200201_230053-300x294 İslam'ın Kubbesi AhlatProf.Dr.Muharrem Kesik

Ahlatşahlar 1100 ila 1208 yıllarında Ahlat ve civarında hüküm sürmüş bir Türk İslam beyliğidir. Beyliğin merkezi durumundaki Ahlat’ın isminin Urartulardan geldiği, onların bu şehre “Halads” dedikleri kabul edilir. Ermenilerce Şalent, Süryanîler tarafından Keloth olarak adlandırılan şehir, Arapça İslam kaynaklarında Hılât şeklinde kaydedilmiştir. Türklerin fethinden sonra şehre Ahlat denilmeye başlanmıştır. Van Gölü’nün kuzeybatısında yer alan Ahlat Müslümanlar tarafından ilk defa Hz. Ömer’in (ra) hilafeti (634-644) döneminde ve 640-41 yılında el-Cezîre fâtihi İyaz b. Ganm tarafından Bitlis ve bazı şehirlerle birlikte fethedilmiştir. Burada yapılan anlaşmayla Ahlat ve Bitlis beylerinin İslam devletinin hâkimiyetinde kalması ve yıllık bir miktar vergi ödemeleri kararlaştırılmıştır. Selçukluların bölgeye ilk akınları Çağrı Bey’in (ö. 1059) 1015-21 yılları arasında düzenlediği Doğu Anadolu seferi sırasında gerçekleşmişti.

Büyük Selçuklu Devleti’nin ilk sultanları Tuğrul Bey (1040-63) ve Alp Arslan (1063-72) Anadolu’yu fethetmek ve İslam ülkelerini güvence altına almak gayesiyle Bizans’ın doğu sınırlarına akınlar düzenlemişti. Sultan Tuğrul Bey 1054 yılında çıktığı Anadolu Seferi sırasında Bargiri ve Erciş kalelerini ele geçirmişti. Alp Arslan’ın saltanatı döneminde Selçuklular tarafından fethedilen Ahlat, Anadolu’ya düzenlenen akınların üssü olmuştu. Şehrin Malazgirt zaferinden önceki bir tarihte Türk hâkimiyetine girmiş olduğu tahmin edilir. Ahlat Malazgirt Savaşı’nda da Selçuklular tarafından üs olarak kullanılmış ve Selçuklu ordusu buradan hareketle savaşa girmişti. Şehir Selçuklu sultanlarının tayin ettiği valiler tarafından yönetiliyordu. Malazgirt Savaşı’na katılan Ahlatlılar elde ettikleri ganimetler sayesinde zengin olmuşlardı. Daha sonra Mervanî- lerin kontrolüne geçen şehir, 1100 yılına kadar bu hanedanın idaresinde kaldı. Ahlatşahlar Beyliği’nin kurucusu, Selçuklu emirlerinden Sökmen el-Kutbî (1100-11) adlı bir beydi.

O aynı zamanda Ahlatşahlar hanedanının kurucusu kabul edilir. Selçukluların Azerbaycan Valisi Kutbeddin İsmail b. Alp Sungur Yâkutî’nin kölesi olmasından dolayı kendisine el-Kutbî lâkabı verilmişti. Kutbeddin İsmail, Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra oğulları ve diğer hanedan mensupları arasında başlayan taht kavgaları sırasında öldürülmüştü. Bu nedenle Sökmen el-Kutbî de onun oğlu Mevdûd’un hizmetine girdi. Şehir halkı 1100 yılında adaletiyle meşhur Sökmen el-Kutbî’ye haber göndererek onu şehre davet etti. Sökmen, Ahlatlıların davetini büyük bir memnuniyetle karşılayarak şehre geldi ve halk tarafından büyük sevinç gösteri leriyle karşılandı. Sökmen, Mervanîleri Ahlat’tan uzaklaştırmak suretiyle buradaki hâkimiyetini sağlama aldı. Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’ın saltanatı döneminde onun en sadık emirlerinden olmuş, 1110 yılında Selçuklu Kumandanı Mevdûd’un Haçlılar üzerine düzenlediği birinci Urfa seferine katılmıştı. Selçuklu Ordusu 2-11 Mayıs 1110 tarihleri arasında Urfa’yı kuşattı ise de bir sonuç alamadı. Mevdûd 1111 yılında Muhammed Tapar’ın emriyle Haçlılar üzerine yeni bir sefer düzenledi. Sefere İlgazi’nin oğlu Ayaz, Meraga emîri Ahmedîl, Hemedan emîri Porsukoğlu Porsuk ve Sökmen el- Kutbî de katıldı. Birleşik Selçuklu ordusu Tellbâşir’i kuşattı. Fakat Halep Selçuklu Meliki Rıdvan’ın güven vermeyen tutumu ve Ahmedîl’in Tellbâşir kontu Joscelin ile anlaşıp Mevdûd’u kuşatmayı kaldırmaya ikna etmesi gibi sebepler yüzünden bir sonuç alınamadı.

Gürcü zulmü

Sökmen’den sonra beyliğin başına zayıf bir şahsiyet olan oğlu Zahîreddin İbrahim (1111-27) geçti. İbrahim babasından güçlü bir beylik devralmıştı. Artuklulardan Davud Bey (1108-44) ile birlikte Gürcistan seferine çıktı ise de buradan da eli boş döndü. Ondan sonra tahta II. Sökmen (1128-85) geçti. Türk hükümdarlarının birbirleriyle ve Haçlılarla mücadelesini fırsat bilen Gürcüler bu sıralarda Azerbaycan ve Doğu Anadolu’daki bazı yerleri işgal etmiş, Ani’deki mücadele sırasında Erzurum Meliki İzzeddin Saltuk’u (1132-68) esir almışlardı. İzzeddin Saltuk ancak Ahlatşahı II. Sökmen ile Artuklu hükümdarı Necmeddin Alpı’nın (1154-76) Gürcü Kralı Dimitri’ye 100 bin dinar fidye ödemesiyle kurtarılabilmişti. Bu arada Gürcülerin Ani’yi işgali üzerine II. Sökmen, İzzeddin Saltuk, Bitlis Emîri Togan Arslan’ın oğlu Devletşah ve Artuklulardan Necmeddin Alpı kuvvetlerini birleştirerek 1161 yılında Gürcistan seferine çıktılar. Ancak Necmeddin Alpı’nın kararlaştırılan müddet zarfında ana orduya katılamaması, İzzeddin Saltuk’un da haber vermeden ordudan ayrılması yüzünden II. Sökmen Gürcüler karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Sökmen çok sayıda askerini kaybetti ve yalnızca 400 süvariyle ülkesine dönebildi. Esir olan adamlarını kurtarmak için yüklü miktarda para ödemek zorunda kaldı.

İnceleyin:  4-Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz-Yahudi Medeniyeti ile Sermayeciliğin Tarihteki Konumu

Gürcüler bu zaferden kuvvet ve cesaret alarak 1162 yılında Duvin’i işgal ve yağma etti. Ayrıca şehirde ve civar köylerde yaşayan 10 bin Müslümanı kılıçtan geçirdiler. Kadın-erkek pek çok kişiyi esir aldılar, kadınları çırılçıplak soyup yalınayak yanlarında götürdüler; cami ve mescidleri yakıp yıktılar. Gürcü ordusu tarafından gerçekleştirilen bu zulüm ve işkenceler Müslümanlar arasında büyük bir infiale yol açtı. II. Sökmen, Devletşah, Azerbaycan Atabegi İldeniz ve Irak Selçuklu Sultanı Arslan- şah (1160-77), 1163 yılında 50 bini aşkın bir orduyla sefere çıkarak Gürcistan topraklarına girdi. İslam ordusu Gürcülerin şehirlerini yağma edip kadın ve çocuklarını esir aldı. Yaklaşık bir ay süren savaşlar neticesinde Gürcüler ağır kayıplara uğratıldı.

Türk kuvvetleri Müslüman olan, fakat bunu gizleyen bir Gürcü askerin yardımıyla büyük bir zafer kazandı ve zengin ganimetlerle ülkelerine döndü. Kazanılan başarı nedeniyle II. Sökmen, Ahlat’ta büyük bir sevinç ve muhteşem bir törenle karşılandı. Zafer dolayısıyla Türk şehirlerinde bir bayram sevinci yaşandı ve kutlamalar yapıldı. Gürcüler ertesi yıl (1164) Ani’ye bir kez daha saldırdılarsa da bu defa Atabeg İldeniz vaktinde yetişerek şehri kurtardı. İldeniz, Ani’nin imarıyla meşgulken Gürcüler bu defa onun hâkimiyetindeki Gence’yi işgale kalkıştı. Fakat Ahlatşahlara tâbi olan Surmari Emîri İbrahim şehri onların elinden kurtarmayı başardı. Bu arada saldırı haberini alan İldeniz bölgeye doğru harekete geçmişti. Yolda şehrin kurtarıldığını öğrenince rahat bir nefes aldı. Türklerle Gürcüler arasındaki savaşlar aralıklarla devam etti. 1175’te Aras Ovası’nda Gürcülerle savaşa tutuşan İldeniz mağlup olunca yeni bir sefer için II. Sökmen’den yardım istedi. Onun yardım çağrısına Irak Selçuklu Sultanı Arslanşah, Emîr Pehlivan Muhammed, Emîr Kızıl Arslan Osman ve II. Sökmen olumlu cevap verdi. Böylece müttefik kuvvetler Akhalkelek ve Trialith’i yağma ettikten sonra Duvin’e kadar ilerledi. Gürcü Kralı bu İslam ordusunun karşısı- na çıkmaya cesaret edemeyerek ormanlık bölgeye çekildi. Böylece müttefik Türk ordusu etrafı yağma ve tahrip ederek geri döndü. II. Sökmen bu seferden dönü- şünde de ülkesinde parlak bir merasimle karşılandı (28 Eylül 1175).

İlim ve Kültür Merkezi

Ahlat ilim, kültür ve din adamlarıyla; zâhid, mutasavvıf ve sanatkârlarıyla meşhur bir şehirdi. Bundan dolayı şehre “Kubbetü’l-İslam” (İslamın Kubbesi) denilirdi. O dönemde Anadolu’da inşa edilen pek çok eserin Ahlatlı mimarlar tarafından yapılmış olması da buranın nasıl bir medeniyet merkezi olduğunu gösterir. Ahlatşahlar ilim, din ve sanat adamlarını himaye ederek bilim ve kültürün gelişmesine hizmet etmişti. Ahlatlı meşhur sanatkâr ve âlimlerden bazıları şunlardır: Hacı el-Ahlatî, Mufaddal el-Ahlatî, Hurremşah el-Ahlatî (mimar), Fahreddin el-Ahlatî (astronom), Ebu Ali el-Ahlatî (filozof), İbrahim b. Abdullah, Hüseyin el-Ahlatî (kimyager), Safiyüddin Ebu’l Berekât, Ebdüssamed b. Abdurrahman, Ali b. Muhammed, Şeyh Mü’min ed-Darîr, Yahya b. Ahmed, Muhammed b. Melikdâd, Muhammed b. Ali, Ali b. Ömer (alim).

Bir medeniyet ve ticaret şehri

İnceleyin:  Osmanlıca mı? Türkçe mi?

Ahlat Şahı II. Sökmen oğlu olmadığı ve hanedan mensuplarından da bu görevi üstlenecek kimse bulunmadığı için halkın ve devlet erkânının arzusu üzerine Memlûklerden Bektimur (1185-93) beyliğin idaresini ele aldı. Zira Sökmen ölü- münden sonra hanedanın başına onun geçmesini vasiyet etmişti. Bektimur devri diğer beyliklerin Ahlatşah Devleti üzerinde egemenlik kurma gayretlerine karşı mücadele ile geçti. Hezar Dinarî döneminde (1193-98) Ahlatşahlar Selçuklulardan Erzurum Meliki Tuğrulşah ile birleşerek Gürcü kuvvetlerini mağlup etti ve pek çok ganimet ele geçirdi. Bektimur’un oğlu Muhammed, 1198 yılında “el-Melikü’l-Mansur” unvanıyla tek başına tahta çıkmayı başardı. Ancak yaşının küçük olması ve tecrübesizliği nedeniyle Gürcüler yeniden saldırıya geçerek birçok şehri işgal etti. 1204’te Erciş’e kadar gelerek şehri yağmaladılar ve çok sayıda Müslümanı esir aldılar. Sonra Erzurum yakınlarındaki Samankale’ye kadar geldilerse de burada Ahlat ve Erzurum askerleri tarafından yenilgiye uğratıldılar. Pek çok Gürcü askeri esir alındı.

Gürcüler 1205 yılında bir kez daha Ahlat’a saldırdı. Muhammed henüz çok genç yaşta olduğundan asker ve halk üzerinde tam anlamıyla bir otorite kuramamıştı. Bu nedenle Gürcüler ciddi bir dirençle karşılaşmadan Müslüman topraklarında ilerlemeye devam ettiler. Bu tehlikeli durum üzerine âlimler, sûfîler ve gönüllülerin etrafında toplanan halk, Erzurum Selçuklu Meliki Tuğrulşah’ın da (ö. 1225) desteğiyle Gürcüleri bozguna uğrattı. Van Gölü havzasının merkezinde yer alan Ahlat, ilim, kültür, medeniyet ve ticaret bakımından Ortaçağ’ın önde gelen şehirlerinden biriydi. Ahlatşahlar şehrin imarı için çok çaba harcadı. Örneğin 1164 yılında Ahlat’ta meydana gelen bir yangın sırasında pek çok ev ve dükkân kül olmuştu. II. Sökmen’in karısı Şahbânu bu zararı telafi etmek için seferber olmuş, çok sayıda köprü ve yolu yeniden yaptırmış, Bitlis Kapısı önünde güzel hanlar inşa ettirmişti. Ayrıca kale ve surları onartmıştı. Tarım ve ticaret alanındaki gelişmelerle Ahlat, şehri çevreleyen surların dışına çıkmış, halk çok zengin olmuştu. Ahlatlı tüccarların denizaşırı ülkelerle de ticaret yaptıkları bilinir. Ayrıca Ahlat’ta demir-çelik işleri ve çilingirlik çok ilerlemişti.

Ne var ki Ahlatşahların medeniyet ve kültür merkezi olan başkentleri Ahlat, Hârezmşah Celâleddin’in muhasara ve yağması, Moğol istilası ve Moğol-Memlûk savaşları sırasında büyük çapta tahrip edilecek, iktisadî ve ticarî hayat gerileyecek ve halk bölgeyi terk etmeye başlayacaktır. Bazı tarihçiler esnaf ve sanatkâr birliklerinin (fityan) de ilk defa Ahlat’ta göründüğünü söylerler. Bu teşkilat mensupları Ahlat’ın siyasî hayatında önemli rol oynuyor ve şehir kuşatılınca savunmaya destek veriyordu. Ahlatşahlardan kalma cami, medrese, zaviye, kervansaray gibi eserlerin gü- nümüze kadar gelmemiş olması dikkat çeker. Bunun, başta zelzeleler olmak üzere tabii afetler ve istilacı orduların yaptıkları tahribatla yakından ilgisi vardır. Ahlatşahlar devrinden günü- müze sadece, bazıları kitabeli mezar taşları intikal etmiştir. Ahlatşahlar zamanında Ahlat halkı Türkçe ve Farsça konuşuyordu. Çok canlı bir ticaret şehri olan Ahlat aynı zamanda, Abbasîlerin başkenti Bağdat’ı aratmayacak derecede bir eğlence merkeziydi. Sık sık yapılan şenliklere bütün halk katılırdı. Halkın yabancılardan hoşlanmadığı da kaynaklarda ifade edilmektedir. Esnaf ve sanatkârının çokluğundan şehirde içtimaî ve siyasî hayatta tesirini kuvvetle hissettiren bir Ahî teşkilatı meydana gelmişti. Şeref Ebu’l-Mutahhar’ın Tarihü’l-Ahlat adlı eserinin günümüze gelemeyişine ne kadar üzülsek azdır.

Derin Tarih Dergisi ,Şubat 2020,syf.16-19

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir