İslam Can-Ejder Ulutaş- Teşhir Toplumu (Bir Duyu Sosyolojisi Denemesi)

41OErWnnDlS._SR600315_PIWhiteStripBottomLeft035_SCLZZZZZZZ_FMpng_BG255255255-300x175 İslam Can-Ejder Ulutaş-  Teşhir Toplumu (Bir Duyu Sosyolojisi Denemesi)

Kendini teşhir etme, zarafetin yok olmasına neden olur.(Han,2017:39)

—————————————————————
Teşhir unutturur. Hatırlanması gerekeni, hatırlanmaya deger olanı imajlar yığınıyla gözlere sokarak esasen unutturur, Teşhir, aşırı imaj pompalayarak, yüksek voltajlı ışıklar altında varlığı silik hale getirir. Özel olanı sıradanlaştırır. Herkesin ulaşabileceği bir şey haline getirir. Teşhir ayrıca aşikâr edilmesi gerekeni vülgarize ederek sunmakta, insanları, toplumu duyarsızlaştırmaktadır. Örtük olanı, örtük kalması gerekeni aşikâr etmektedir. Teşhir, kendisinden olmayanı, farklı olanı, özel olana hoyratça saldırarak savunmasız bırakmaktadır. Bu saldırı tazyiki altındaki dikizlenen de bir süre sonra dikizlemeye başlamaktadır.

Sayfa 48
—————————————————————
Yeni beden algısında güzellik, genç olma şartına bağlanmıştır. Kadim kültürde bilgeliğin, arifliğin, hikmetin, edebin, tecrübenin, hürmetin ve daha birçok olumlu hasletlerin göstergesi olarak kabul edilen yaşlılık ve alametleri, bu çağda zayıflığın, tükenmişliğin, acizliğin, hastalığın, muhtaçlığın, sona yaklaşmanın, oyun dışına çıkarılmanın göstergeleri olarak kabul edilmektedir (Can, 2019: 193). Bundan dolayı bu alametler ortadan kaldırılmaya, gizlenmeye, örtülmeye, üzeri kapatılmaya, görmezden gelinmeye, yokmuş gibi davranılmaya tabi tutulmaktadır. Böylece aklaşan saçlar boyatılmaya, kırışan ciltler gerdirilmeye, alınan ilaçlar gizlenmeye, kıyafetler gençleştirilmeye, sonbaharlar yerine ikinci baharlar yaşanmaya başlanır. Öyle ki yaşlılık, lanetli bir söz gibi gündelik konuşmalardan uzaklaştırılmakta, mezarlıkların şehir dışına itilmesi gibi, gündelik yaşamın yani sahnenin dışına itilerek huzurevlerine veya çocuksuz evlere hapsedilmektedir.

Sayfa 94
—————————————————————
Yaşadığımız çağda meşhur olmak veya şöhret sahibi olmak, başka bir deyişle görünerek bilinme arzusu, çocukluktan itibaren hayali kurulan bir gelecek tasavvuruna dönüştü. Şöhret sahibi olmak o denli ayartıcı ve şehvetli bir hal aldı ki, hukuk ve ahlak dışı yollarla meşhur olmak bile makbul bir tercih haline geldi. Rojek’e (2003: 155) göre insanlardaki önemli kişi olma arzusu, normal süreçlerle gerçekleşmediğinde dahi, bazı kişiler kötü şöhret yoluyla meşhur olmak için şiddet kullanma yönünde zorlayıcı bir eğilime sahip oldu. Futbolcular, şarkıcılar, aktörler, mankenler, siyasetçiler gibi normal şöhretlerin yanında seri katiller, mafya babaları ve üyeleri, soyguncular, intihara teşebbüs edenler veya toplumda ses getirecek suç eylemlerinde bulunanlar gibi kötü şöhretle anılanlar da meşhur olmanın mutluluğunu yaşamaktadırlar.

Sayfa 127
—————————————————————
Teşhir kültüründe güzellik ve cinsellik daha çok kadının cinsel kimliği temelinde inşa edilmektedir. Güzellik, göreceli bir kavram olmaktan çıkarılıp moda ve güzellik endüstrisi ve bunların aktörleri tarafından belirlenen bir dogma olarak kabullenilir. Böylelikle modern kadın hem kendi bedeninin rahibesi hem de yöneticisi olurken, bedenini de güzel ve rekabet edecek şekilde tutmaya özen göstermektedir (Baudrillard, 2004: 180). Zira güzellik endüstrisinin para kazanma hırsı, periyodik olarak güzelin tanımını değiştirmekte ve özellikle kadının bu yeni güzellik anlayışına kendini uydurması beklenmektedir. Ayrıca güzel olmak hali, kadının kendisine saygı duyması olarak takdim edilir ki, bu kadar putlaştırılmış beden anlayışı sonrasında ifadesiz bir sürü güzel yüz ve vücut arz-ı endam etmeye başlamaktadır (Barbarosoğlu, 2002: 186).

Sayfa 92
—————————————————————
Tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, daha kıymetli, daha eşsiz-tüm diğer nesneleri özetlemesine rağmen otomobilden bile daha fazla yan anlamlarla yüklü-bir nesne vardır: Bu nesne BEDEN dir. Bin yıllık bir püritanizm çağından sonra fiziksel ve cinsel özgürleşme biçiminde bedenin “yeniden keşfi” ve reklamda, modada, kitle kültüründeki (özellikle de dişil bedenin…) mutlak-varlığı-bedenin etrafını kuşatan sağlık, perhiz, tedavi kültü, gençlik, zariflik, erillik/dişillik saplantısı, bedenle ilgili bakımlar, rejimler, fedakârca uygulamalar, bedeni kuşatan Arzu söylenibunların hepsi bedenin günümüzdeki kurtuluş (salut) nesnesine dönüştüğünün tanığıdır. Beden bu ahlaki ve ideolojik işlevde tam anlamıyla ruhun yerini almıştır (Baudrillard, 2004: 163).

Beden, sermaye ve fetişleştirme kavramları temelinde inşa edilmektedir (Baudrillard, 2004: 164; Tekin, 2018: 138). Bedenin bir sermaye olarak yüceltilmesi, onu teşhir etmeyi ve elde tutabilmeyi öğütlemektedir. Bu durum beden üzerinde iki tür tasarrufu önceler: İlki, kültür endüstrisinin bedeni görece daha güzel ve çekici gösterebilmek için insanları güzellik, sağlık, kozmetik, spor, moda gibi sektörel alanlara kışkırtarak ve kitleselleştirerek yönlendirmesi. İkincisi ise mevcut beden temelinde görüntünün düşünceye, anı yaşamanın geçmişe ve genç olmanın/kalmanın tecrübeye ve yaşlı olmaya galebe çalması için (Atay, 2017: 104), genç kalmaya özendirmesi, yaşlanmayı olabildiğince ötelemesidir.

Sayfa 89
—————————————————————

Tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, daha kıymetli, daha eşsiz-tüm diğer nesneleri özetlemesine rağmen otomobilden bile daha fazla yan anlamlarla yüklü-bir nesne vardır: Bu nesne BEDEN dir. Bin yıllık bir püritanizm çağından sonra fiziksel ve cinsel özgürleşme biçiminde bedenin “yeniden keşfi” ve reklamda, modada, kitle kültüründeki (özellikle de dişil bedenin…) mutlak-varlığı-bedenin etrafını kuşatan sağlık, perhiz, tedavi kültü, gençlik, zariflik, erillik/dişillik saplantısı, bedenle ilgili bakımlar, rejimler, fedakârca uygulamalar, bedeni kuşatan Arzu söylenibunların hepsi bedenin günümüzdeki kurtuluş (salut) nesnesine dönüştüğünün tanığıdır. Beden bu ahlaki ve ideolojik işlevde tam anlamıyla ruhun yerini almıştır (Baudrillard, 2004: 163).

Beden, sermaye ve fetişleştirme kavramları temelinde inşa edilmektedir (Baudrillard, 2004: 164; Tekin, 2018: 138). Bedenin bir sermaye olarak yüceltilmesi, onu teşhir etmeyi ve elde tutabilmeyi öğütlemektedir. Bu durum beden üzerinde iki tür tasarrufu önceler: İlki, kültür endüstrisinin bedeni görece daha güzel ve çekici gösterebilmek için insanları güzellik, sağlık, kozmetik, spor, moda gibi sektörel alanlara kışkırtarak ve kitleselleştirerek yönlendirmesi. İkincisi ise mevcut beden temelinde görüntünün düşünceye, anı yaşamanın geçmişe ve genç olmanın/kalmanın tecrübeye ve yaşlı olmaya galebe çalması için (Atay, 2017: 104), genç kalmaya özendirmesi, yaşlanmayı olabildiğince ötelemesidir.

Sayfa 89

—————————————————————
Baudrillard’a göre çağımızın temel hastalığı, gerçeğin üretimi ve yeniden üretimi denilen şeydir (2011: 44). “Göstergenin en yüce işlevinin gerçekliği oradan kaldırmak ve aynı zamanda bu kayboluşu perdelemek olduğu bir dünyada” (1998: 16) yaşadığımızı belirten Baudrillard, insanların esasında kendi görünümünü (look) aradığını ifade eder. Bu arayış, tarihsel ve kültürel geleneğin temel anlayışlarından birini oluşturan beden-ruh dengesini olabildiğince tersine çevirmiştir. Baudri Jard’a göre geçmiş dönemlerde ruh, bedeni sarmalamaktaydı. Günümüzde ise beden, ruhu sarmalamaktadır. Fakat ruhun bu şekilde sarmalanması sadece çıplaklığın ve arzunun patlamasi olarak ten değil, prestij giysisi, gösterge ve moda göndergesi olarak sunulan tendir.(2004:165)

Sayfa 68
—————————————————————
İmajı her şeye bedel olarak yaşayan bugünün insanları, moda uğruna sağlığının tehlikeye atılmasını dahi göze alabilmektedirler. Özellikle kadınlar arasında yaygın olan bu alışkanlık, korsenin modalaşmasıyla açık bir biçimde kendini göstermektedir. Çünkü on dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sında korsenin moda olmasından sonra doktorlar, korsenin kadın bedeni için sağlıksız olduğunu bildirerek büyük tepkiler göstermişti. Kadını dik ve ince göstermek adına modalaşan korse, modern giyim ve güzellik anlayışı üzerinde oluşmuş bir tahakküm aracı olarak durmaktaydı (Barbarosoğlu, 2006: 101; Veblen, 1995: 115). Ancak korsenin sağlıksız olduğu bulgusu, her ne kadar bilimsel olarak doğrulansa da, imaj Tanrısı’na yenik düşmüştür. Ne var ki bugünün teşhir toplumunda imajların iktidarı, epey yol alarak, on dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sını gerilerde bırakmıştır. Zira “kış şartlarında bile devam eden göbek açma modasının mahkâmu olan 13-14 yaşındaki kızlara ve aklı başında olması beklenen 40 yaşındaki kadınlara; moda uğruna sağlıklarından ne kadar vazgeçtiklerini izah edecek ‘gönüllü’ bir doktor”a (Barbarosoğlu, 2006: 102) da maalesef rastlanılmamaktadır. Öyle ki modanın oluşturduğu bu iktidar, seküler ilerlemeciliğin (moda) pozitivist ilerlemeciliğe (tıp) karşı kazandığı zaferin de bir göstergesidir.

Sayfa 102
—————————————————————
Gösterişçi tüketim davranışı, mülkiyetin üretimiyle daha fazla yaygınlık kazanmıştır. İnsanın doğal ihtiyaçları, bir vitrin ya da gösteriş seremonisiyle sergilenmektedir. Teşhir edilmeye endeksli giyim, yiyecek, ev ve diğer tüketim eşyaları, statü hiyerarşisinin muzaffer hâkimiyetine dönüşmektedir. Veblen’in de kitabında geniş bir yer ayırdığı kadınlar, bu gösterişçi tüketimin gönüllü kulları olmayı üstlenmiştir. Çünkü Veblen’e (1995) göre kadınların gösterişli giysilere sahip olmasının nedeni sadece güzel görünmesini sağlamak değil, bu ihtişamlı giysiler aracılığıyla efendisinin/erkeğinin sahip olduğu toplumsal iktidarı, statüyü ya da ayrıcalığı da sergilemesidir.

Sayfa 70
—————————————————————
Teşhir toplumu düşüncesinin ortaya çıkışında, çalışmada önemli görülmesi hasebiyle sıkça bahsedilen, Jacgues Ellul ve onun sözün düşüşü ve imajların yükselişi söylemleri de önemli bir yere sahiptir. Modern dönem hakikati gerçekliğe indirgeyerek hakikat ile gerçekliği birbirine eşitlemiştir (Sözen, 1997: 78). Jacgues Ellul, Sözün Düşüşü adlı kitabında gerçeklik ile hakikati farklı ontolojik zeminlerde ele alır. Gerçekliği, göze ve görme duyusuna; hakikati ise kulağa ve işitme duyusuna bağlayan Ellul, göze gelen şeyin imaj, kulağa gelen şeyin ise söz olduğunu belirtir. Öyleyse çağımız göz ile gerçekliği inşa etme telaşında olan bir imaj çağıdır (Ellul, 2004: 55). Esasında Ellul’ün görme ve işitme üzerinden kurguladığı bu diyalojik ilişki, aynı zamanda modern veya postmodern düşüncenin gerçeklik ve hakikat eksenli giriştiği epistemolojik tartışmalardan da beslenmektedir. Zira bu kadim tartışmada teşhir toplumu, kökenini hakikatte değil gerçeklikte bulur.

Sayfa 73

—————————————————————

Modern kent yaşamının gözün kulağa üstünlüğü üzerine yükseleceği öngörüsü ile Simmel esasen yeni bir toplum tipinin nasıl olacağına dair ciddi sosyolojik veriler sunmuştur. Toplumsal ilişkilerde gözün bu denli etkin hale gelmesi, akabinde başka talepleri açığa çıkartmıştır. Bunlar: görme istenciyle mücessem kontrol toplumu ve akabinde görünmenin cazibesiyle malul teşhir toplumudur. Öztürk’ün ifade ettiği üzere imgenin imajinasyonu yani tahayyülün görüngüselleşmesi, insanın gelecekteki özgün geliştirimlerini mekanik bir sisteme hapsetmektedir. Böylece imaj, herhangi bir duyguyu kendince hayal eden bireyin hayal ettiği o şeyi sürekli bir şekilde yansıtarak, sözü geçen hayali departmanın sınırlarını ve yönünü belirlemektedir (2008: 229). Böylelikle Baudrillardcı manada simüle edilmiş bir dünyada bireyler, gözetim ve kontrol altında yaşamaktadır. Panoptik dünyanın muharrik yapısı gözetlenene karşı bir gard almayı teşvik ederken; sinoptik ve omniptik dünya, panoptisizmin dayatmacı doğasının aksine gönüllü bir teşhirciliği talep etmektedir.

İnceleyin:  Entelektüel ve Akademisyenle Nereye Kadar?

Sayfa 29
—————————————————————
Köktürk’e (2017: 227-234) göre halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan şeklinde tanımlanan popülerlik, kültürün yaşantı boyutunun sürekli değişen ve rağbette olan kısmını ifade etmektedir. Süreksiz, derinlikli temele sahip olmayan; daha çok basit-yüzeysel, hazza dayalı eylem, davranış, tercih ve yaşama biçimleri; moda olan, tarihsel/köklü değerlerle bağlantılı olmayan, herkese hitap eden şeyler, hep popüler olarak adlandırılmaktadır. Sürekli değişen ve bu bakımdan köksüz olan değerlerden oluştuğu için bu yaşantı formu, tercihlerin son bulmasıyla kolayca ortadan kalkmaktadır. Magazin ise çoğunluğu ilgilendiren çeşitli konulardan söz eden bol resimli yayın diye tanımlanmaktadır. Sözlük tanımında bile, dikkati çeken iki unsur öne çıkmaktadır. Bunlar: Görsellik ve basit duygusallıktır. Aslında esas problem magazinin kendisi değil, onun hedef kitlesi ve bilinçler üzerindeki etki derecesi olmaktadır. Magazinleşen bilincin kahramanı hafifmeşrep, ilkesiz ve tutkulu bir kişiliktir. Yetişkin bireylerin değerlerini bile aşındıran magazinleşme, yetişen nesillerin gözünde, kültürün ideal tipini anlamsız hale getirmektedir. İdoller, değer, anlam ve belirleyicilik bakımından her şeyin üstüne çıkartılmaktadır.

Sayfa 122
—————————————————————
Televole Türk toplumuna sadece bir kültürü değil, aynı zamanda Acun Ilıcalı’yı da hediye etmiştir. Televole programı içerisinde küçük bir bölüm sunarak görünür olmaya başlayan Ilıcalı, bu programın çokça rağbet görmesiyle 2002 yılından itibaren Acun Firarda isminde bağımsız bir televizyon programı hazırlamaya başlamıştır. Acun Ilıcalı meşhuriyet çağının idolü olarak tanımlanırken, aynı zamanda medya tapınağının başrahibi ve bir şöhret vaftizcisi (Atay, 2017: 26) olarak tasvir edilmektedir. Çünkü Ilıcalı, televizyonların boş zamanı değerlendirme kurumunun bir aracı olarak radikal biçimde toplumun hayatına girmesiyle, bu rüzgârı arkasına alan ve insanları televizyon başına kilitleyen programların sunucusu ve yapımcısı olmayı başarmıştır. Böylelikle toplumun bir kesimi teşhire, ifşaya, gösterişçiliğe, sergilemeye başlarken, diğer kesimi ise televizyon karşısında voyöristliği, dikizciliği ya da röntgenciliği bir ahlak veya kültür olarak içselleştirmeye başlamıştır. Elbette bu sosyal ilişki biçimi, sadece Televole programıyla gerçekleşmemiştir.

Sayfa 142
—————————————————————
Şöhret sahibi olmanın temel ilkelerinden biri, meşhur kalabilmektir. Şöhretler çoğu zaman meşhur kalma adına yaşamlarını sergilenebilir olarak inşa etme çabasındadırlar. Bireysel yaşanması gereken hayatlarını, kamusala açarak herkesle birlikte yaşayan şöhret sahipleri, yeni özel hayatlarını ise teşhire uyumlu, ısmarlama bir hayat olarak kurgulamaktadırlar (Üçkarışoğlu, 2008). Evlilikler, förtler, kaçamaklar, aldatmalar, çocuk sahibi olmalar, boşanmalar, kavgalar, küsmeler, kırgınlıklar, dedikodular ve daha birçok olay, magazin ya da paparazzi programlarıyla dikizcilik kültürüne önemli bir katkı yaparak, doyasıya teşhir edilmektedir. Zira Barbarosoğlu’nun da belirttiği üzere, meşhur olanların zaafları, günahları, kültüre ya da dine aykırı davranışları gözler önüne serilince, bu kişiler kaybetmiyor aksine daha çok kazanıyorlar (2002: 215). Öyle ki toplumun ahlaki değerlerine aykırı da olsa icra edilen davranışlara, şöhretlinin yapıyor olmasından kaynaklı olarak, kendince bir meşruiyet atfediliyor ya da bu davranışlar görmezden geliniyor.

Sayfa 132
—————————————————————
Dikizleme kültürü içerisinde artık her şeyin seyirlik bir malzemeye dönüştüğü görülmektedir. Eğlence programlarının ekseriyeti dikizleme kültürünü perçinleyici birer ajan görünümündedirler. Yetenek yarışmaları, kabiliyetlerin usturuplu bir tarzda sunulmasından ziyade rakipleri yok etmek ve seyirciyi tahrik etmek üzerine kurgulanmıştır. Yemek programlarında lezzet ve sağlıklı beslenme tüyolarının ne olduğundan ziyade yarışmacılar birbirlerini yemekle meşguldürler. Sitcomlar, toplumsal değerleri pespaye esprilerle iğdiş etmektedir. İzdivaç programları üzerinden yerleşik değerler talan edilmekte, normların içeriği yapıbozumuna uğratılmaktadır. Örnekleri arttırmak mümkündür.

Sayfa 60
—————————————————————
İnsanların tüketmek için yaşadığı değil yaşamak için tükettiği zamanlarda reklama ihtiyaç duyulmazdı. Reklam, insanı tüketen hayvana dönüştürme gereksinimiyle birlikte peyda oldu. Daha çok üretip daha çok tüketmeyi kışkırtan bu hal, sistemin görece sağlıklı işlemesi için insanların görmesini beklemeden göstermeyi zorunlu hale getirdi. Bu pazarlama tekniğiyle sadece ekonomik bir işlem hacmi sağlanmadı, aynı zamanda süreç içerisinde sınırlı düzeyde ve belirli bir grubun/ sınıfın/statünün düşüncesinin, alışkanlıklarının, gündelik yaşam pratiklerinin, kültürünün, inancının, değer yargılarının ve hayata bakışının çeşitli araçlarla toplumun geneline yayılmasını da beraberinde getirdi.

Sayfa 85

—————————————————————

Şeffaflık insanı camlaştırır. Görsel teknoloji, bu camlaştırma faaliyetinin değirmenine sürekli su taşımaktadır. İnsanlar kendini ne kadar çok camda veya ekranda gösterirse, kontrol ve denetime de bir o kadar açık hale gelmektedir. Örneğin bu yönüyle sosyal medya, giderek toplumu disiplin altına alan ve sömüren dijital panoptikonlara dönüşmüştür (Han, 2017: 12). Aslında bu gözetleme tarzı, yukarıda ifade edildiği gibi, panoptikondan, Bauman ‘ın dikkat çektiği, sinoptikon ve omniptikon tarzı bir gözetlemeye doğru evrilmiştir. Bauman’a (2017: 135) göre azınlığın çoğunluğu gözetlediği panoptikon tarzı bir gözetlemeden, rollerin değişmesiyle, çoğunluğun azınlığı gözetlediği sinoptikon tarzı bir gözetlemeye geçiş yaşanmıştır.

Sayfa 75
—————————————————————
Sermaye, üretim ve tüketim gibi toplumu istila eden ekonomik terimlerle telkin edilen sahip olma dürtüsü, yerini gibi görünmek şeklinde ifade edilecek yeni bir teşhir alanını üretmiştir. Zira sahip olmaklar, gibi görünmeklerden referans almadıkça gerçekliklerini ispatlayamamaktadır. (Debord, 2006: 40). Sınıfın altında, ortasında ya da üstünde olanlar, ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olduğunu ispat etmek için gibi görünmek senaryosunu tatbik ederler. Veblen’in evcil hayvan yetiştirme pratiği üzerinden yaptığı tespit, esasında gibi görünmek kaygısının tüketim üzerinden nasıl tesis edildiğini de gösterir. Zira gösterişçi tüketim sadece nesnelerle ve cansız eşyalarla değil hayvanlar üzerinden de dolaşıma girdirilmektedir. Kümes hayvanları, sığırlar, keçiler, koyunlar, yük atları gibi hayvanlar, üretken mal niteliği taşır ve faydalı, çoğunlukla da kârlı amaçlara hizmet etmektedir. Dolayısıyla bu hayvanlara güzellik atfetmek imkân dışıdır. Ancak güvercin, papağan, kanarya gibi kümes ya da kafes kuşları, kediler, köpekler, yarış atları ve bu gibi üretken hizmetten muaf tutulan evcil hayvanların durumu kuşkusuz farklıdır. Bu hayvanlar genel olarak gösterişçi tüketim öğeleri olarak yorumlanarak şerefli bir nitelik taşır ve güzel olarak algılanır (Veblen, 1995; 110).

Sayfa 81
—————————————————————
Sözden ziyade gözün kamusal dünyada temel belirleyen olduğu dünyada teşhir kaçınılmazdır. Teşhir malzemesi olan imgenin, aşırılığın dışında düşünülmesi söz konusu değildir. Toplumsal mutabakatı olanaklı kılan imgelerin teşhir ürünü olarak sergiye açılmaları, mezkür imgelerin sergilenerek ifade-öncesi (Han, 2017: 40) bir biçim almasını beraberinde getirmektedir. “İmgeler ne zaman pornografikleşir ya da ne zaman teşhircileşir?” diye soran Sayın’a (2015: 12) göre pornografik bir imgede kendi çerçevesinin dışına taşan, kendiyle beraber ona bakan gözü canlandıran bir kışkırtıcılık söz konusu değildir. Duyuların diriliği yerine zaman içinde duyuların gitgide körelmesini getiren imgelerdir bunlar. Yarım istekli bir uygulama fantezisine kapı aralasa da aslında kaçışı olmayan bir denetleme mekanizması kuran, teşhirci ve köreltici bir uyarıdır söz konusu olan. Bakışı her ne olursa olsun tatmin etme yönündeki bu gayret, aslında bir yönlendirme ve denetleme isteğinden başka bir şey olmamaktadır.

Sayfa 20
—————————————————————
Barbarosoğlu’na (2006: 162) göre kamusal alanın mübarek insanları(!) olan bu modacılar, geleneksel dönemin din adamlarınca doldurulan ve bugün büyük bir boşluğu kaplayan alanı doldurmaktadırlar. Zira dini veya ahlaki bağlayıcıların yerini kuşkusuz modanın öncülüğünde tüketimin ve gösterinin kanunları almaktadır.

Tesettür defileleri, kimliğin ötekilik üzerinden teşhir edilerek dönüştürülmesine önemli katkılar sunmuştur (Barbarosoğlu, 2006: 125). Esasında asıl soru şudur: Müslüman kadın, kendi kimliğini neden öteki üzerinden ve teşhir ile inşa etme telaşına düştü?

Sayfa 108
—————————————————————
Enformasyonun bilişsel bir obezlik ürettiğini ifade eden Ören’e (2011) göre kaynağı ve niteliği belirsiz, gelişigüzel, paketlenmiş, doğruluğu araştırılmadan, yararlılığı test edilmeden kabul edilen bilgi ve diğer girdiler, sistemi hantallaştırıp kirleterek bedensel ve bilişsel obezliği yaratmaktadır (Ören, 2011). Dolayısıyla yaşadığımız çağ, geçmiş dönemlerden bugüne insanın geçirdiği en büyük mutasyonu sahnelemektedir. Öyle ki görme ile işitmenin, söz ile jest ve mimiklerin arasındaki hassas dengenin, işaretler ve görme lehine değiştiği bir çağa tanıklık edilmektedir. İnsanlar işitme üzerinden hakikati inşa etmek yerine, görme duyusuyla gerçekliğin sırrına nail olma arzusundadır. Hemen her şey görme tarafından kuşatma altına alınmış durumdadır. Zira insanlar artık konuşmuyorlar, sergiliyor, sahneliyor, ifşa ediyor ve gösteriyorlar (Ellul, 2004: 259).

Sayfa 39

—————————————————————

İmajlar bir zamanlar metnin resimlemeleri pozisyonundaydılar. Bugün metin, imajların açıklamasına dönüşmüştür diyen Ellul (2004: 158), anlamın görüntü lehine dönüşümünü bir bakıma açıklamaktadır. Günümüzde bir teşhir toplumunda yaşandığını söylemek abartı olmayacaktır. Han (2017: 27-8) teşhircilik toplumunda her şeyin sergi değeriyle ölçüldüğünü dile getirirken bu toplumun pornografik bir toplum olduğu tespitinde bulunmaktadır.

Sayfa 21
—————————————————————
Her duyu toplumsal varoluşun inşasına, kendi bireysel doğasına özgü katkılarda bulunmakta; toplumsal ilişkinin nevi şahsına münhasır özellikleri bu izlenimler arasındaki nüanslara tekabül etmektedir. Bireyler arasındaki temasta şu ya da bu duyunun hâkim durumda olması, genellikle söz konusu temasa başka türlü üretilemeyecek sosyolojik bir nitelik katmaktadır. İnsanları duyularımız yoluyla algılıyor oluşumuz iki yönde gelişmekte ve bu gelişmeler arasındaki iş birliği sosyolojik bakımdan hayati bir önem taşımaktadır. Bir kişinin bakışı ya da ses tonuyla, sırf fiziksel olarak bizimle aynı odada bulunuyor olmakla verdiği duyu izlenimi, bizde hoşlanma ya da hoşlanmama, yüceltilme ya da aşağılanma, heyecan ya da sükünet hisleri uyandırmaktadır (Simmel, 2009: 221-229).

Sayfa 15
—————————————————————
İslam inancında önemli bir yere ve söyleme sahip olan örtünme veya tesettür, modanın cazibesiyle büyülenmiş birçok Müslümanın kıyafetlerinde farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Söz konusu bu Müslümanlar, İslam’ı kapitalizmle eklemlemiş, örtünmeyi dünya ölçeğinde takvaya veya mahremiyete endeksli görmeyerek dünya zevklerine (masivaya) ve teşhire açık biçimde işlevselleştirmiş, giydiği kıyafetlerle tesettürü, örtmeyi, gizlemeyi bırakıp bizatihi kendisini bir gösterene dönüştürmüş (Atay, 2017: 194), nihayetinde bu Müslümanlarda giyinme veya kıyafet, zenginliğin, sosyal tabakalaşmanın ve bedenin teşhire açılmasını beraberinde getirmiştir. Esasında bu teşhir pratikleri ise özünde İslam akidesiyle uyuşmayan rezervler taşımaktadır.

İnceleyin:  Teşhir Toplumunu Sosyolojinin Vitrinine Çıkarmak

Defile, kıyafet balosu, kreasyon gibi modanın anahtar kavramları, bugünün dünyasında sadece Batı toplumlarına has kavramlar değildir artık. Tesettür defileleri, pahalı tesettür markaları, İslami olduğu iddia edilen moda dergileri, muhafazakâr kuaförler, muhafazakâr oteller, helal olan/olmayan kozmetikler vd., tesettürlü ve bakımlı kadın tipinin teşhir piyasasına hızlı bir şekilde girişini sağlamıştır.

Sayfa 107
—————————————————————
Çekici olmak ve arzu yaratabilmek, pazarda aranan özellikler haline gelmektedir. Beden yalnızca arzunun meydana geldiği yer olmaktan çıkmakta, farklılığı ve cazibeyi gösteren bir görünüm haline gelmektedir. Bu böyle olduğu ölçüde de, beden bir meta haline gelir. Başka bir deyişle, beden kişisel bir mülk değil, başkalarında arzu uyandırmak ve kamu üzerinde etki yapmak amacıyla tasarlanıp paketlenmiş bir tüketim nesnesidir” (Rojek, 2003: 112).

Sayfa 90
—————————————————————
İmajlar imgenin resimli ve görünür halidir. Bakmanın ve görmenin, diger duyulara nazaran ayrıcalık kazandığı okülersentrik modern zamanlarda, imgenin imajlar dünyası tarafından kuşatılması olağandır. İmajlar, yarattıkları görünürlüğe ek olarak sakladıkları ve üzerini kapattıklarıyla hem bir apaçıklık hem de belirsizlik ve kuşku yaratmaktadır. Her şeyin görünür olduğu yerde muhtemel bir tehlikenin varlığı yahut şüpheli bir durumla ilgili sezgiler ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla imaj, içerisinde herhangi bir boşluğa yer bırakmayacak kadar şeffaf bir nitelik taşımaktadır. Sayın’dan iktibasla Taburoğlu (2013), imgeye haysiyet kazandıran şeyin boşluk olduğunu ifade etmektedir.

Sayfa 22
—————————————————————
Kimi toplumlarda ve dönemlerde duyular farklı şekillerde önem kazanmaktadır. Örneğin modern öncesi ve dışı toplumsallıklarda, ilişkiler söz etrafında sürdürülürken, modern dönemle beraber göz ön plandadır. Yani bir yandan sözün düşüşüne şahitlik edilirken öte yandan göz kendi iktidarını perçinlemektedir. Sürecin göz lehine değişmesi, sözün diyalojik süreci devam ettirmede eldeki desteği kaybetmesi neticesindedir. Modern dönem öncesi zamanlarda söz alıp vermek, toplumsal onaylanmayla eşit sayılırken; moderniteyle beraber toplumsal mutabakatın mihengi göz olmuştur. Yeni dönemde ilişkileri kuran yahut yıkan temel kanon, söz değil gözdür. Dolayısıyla gözun iktidarını ilan ettiği modern dönemde sözün yaslandığı imgenin yerini imajlar almıştır.

Sayfa 18
—————————————————————
Bedenin bir kimlik olarak kurgulanışında başka bir örneği cinsel teşhiri önceleyen “femen” grubu oluşturmaktadır. Kadınların oluşturduğu bu grup 2008 yılında Ukrayna’daki siyasi olayları protesto etmek amacıyla kurulmuş ve bir yöntem olarak da soyunarak bedenin cinsel teşhirini öncelemiştir. Yaklaşık 300 üyesi olan ve 20 ülkede gösteriler yapan bu grup, her ne kadar kadınlar tarafından oluşturulmuşsa da, feminist akımlar bu gruba destek vermemektedir. Çoğunlukla popülist söylemleri benimseyen, sol ideolojinin eleştirdiği veya protesto ettiği meselelere paralel protesto eylemlerinde bulunan bu grup, vücudum benim silahımdır sloganıyla çıplak bedenlerini teşhir ederek ilgi görmeye çalışmaktadırlar. Siyasi bir muhalif duruş için bedenin cinsel teşhiri, femenlerle birlikte esasında beden-siyaset ilişkisine yeni bir boyut kazandırmıştır. Bedeni çıplak göstererek, gündeme getirilmeye çalışan meseleleri protesto yoluyla göstermeyi denemek, şüphesiz bedenin cinsel imajından başka bir anlamı ifade etmemektedir.
—————————————————————

Görsel kültürün mahremiyeti olabildiğine ifşa ettiği dönem, bedenin çıplaklaştırılmasını, örtünün transparanlaştırılmasını, kıyafetlerin modanın buyruklarına uygun olarak daraltılmasını ve kısaltılmasını makbul görmektedir. Cinselliği çağrıştıran tüm edimler, bağlamı uygun olsa da olmasa da karşılık bulmaktadır. Özellikle kapitalist ekonomi, cinsellik-beden-pazarlama üçgeniyle, bedeni tümüyle bir nesne ve bir pazarlama aracı olarak yeniden üretmiştir. “Ticari alana sunulacak madde ister bir lastik markası, isterse bir tabut modeli olsun, olası müşteri her zaman aynı yerden vurulmaya çalışılır: Belden aşağısı. Seçkinler için erotizm, kitle için pornografi” (akt. Baudrillard, 2004: 183-184), Beden toplumsal ve kültürel bağlamlarından arındırılarak et ve kemikten oluşan bir form halini alır. Her ne kadar bu beden kutsallaştırılıyor olsa da, et haline getirilen bu beden yüce değil, esasında müstehcendir (Han, 2017; 39).

Sayfa 93
—————————————————————
John Berger, 1839 yılında kamera icat edildiği sıralarda August Comte’un Pozitif Felsefeye Giriş kitabını tamamlamak üzere olduğundan bahseder. Öyle ki pozitivizm ile kameranın birlikte büyümesi, bilim adamları ve uzmanlar tarafından kaydedilen, gözlemlenebilir ve sayılabilir gerçekliklerin epistemik iktidarını başlatmıştır. Ayrıca doğayı ve toplumu denetleme düşüncesi ve inancı da, pozitivizm ve kamera işbirliğiyle beraber giderek güçlenmiştir (Robins, 2013: 251252). Kaldı ki “pozitivistlere göre dünyayla, dünyanın doğası ve içeriğiyle ilgili “doğruları anlamada fotoğraf ayrıcalıklı bir amaç demekti. Dünyayla ilgili görsel bilgiler hiç kuşkusuz, uygulamada dünyayı kullanma ve dünyadan yararlanma projesiyle de yakından bağlantılıydı. Bu açıdan kamera, iktidar ve denetim aracıydı” (Robins, 2013: 252).

Sayfa 66
—————————————————————
Muhafaza etmek, saklamak, sakınmak gibi terimler, günümüz dünyasındaki hayatın olağan akışına olabildiğince uzak düşmektedir. Her şeyi görmek isteyen göze vicdan muhasebesi yaptıracak değerler ya anlamını yitirmekte ya da her gün yeniden bozuma uğratılmaktadır. Gözün iktidarı, gündelik ilişkilerin her noktasında kendisini göstermekte ve en sıradan rutinlerden en kompleks meselelere kadar kendisini dayatmaktadır.

Sayfa 37
—————————————————————
Uluslararası Estetik Plastik Cerrahlar Birliği’nin (ISAPS) 2014 yılında yayımladığı raporda, sadece 2014 yılında dünya genelinde yapılan estetik cerrahi operasyonların sayısı yirmi milyondan fazla. Estetik operasyonları tercih edenlerin yüzde 86’sını kadınlar oluştururken, yüzde 14’ünü erkekler oluşturmaktadır. Türkiye ise estetik cerrahi operasyonlarının yapıldığı ülkeler içerisinde dünyada 9. sırada yer almaktadır (Medikal Akademi, 2018).

Sayfa 91

—————————————————————

Survivor’daki aktörlerin, simüle edilmiş bir doğada, seyirlik bedenler eşliğinde kr kurgu olduğu gerçeğinin, dil, mekân, göstergeler, simgeler üzerinden gerçeğe yakın imitasyonlar üzerinden perdelenmesi süz konusudur. Ada hayatındaki iktidarın kurulma ve sürdürülme sürevi, cinsellik, bedenin sunumu, erkek ve kadın ilişkileri, hegemonik erkeklik dilinin bolca karılarak servis edilmesi, takılar, totemler ve daha birçok gösterge ile izleyicide gerçeklik hissi diri tutulmak istenmektedir.

Özellikle yarışmacıların söylemleri, sözcük seçimleri, kurdukları cümleler, imalar, vurgulamalar, öne çıkan ifadeler, saklı ya da örtük kalan ifadeler ve anlamsal inşalar, toplumsal cinsiyet ve özellikle hegemonik erkeklik değerlerinin yapısal kodlarını deşifre edici niteliktedirler. Adam olma, güç gösterisinin boyutları, Kadınlık durumu, koruyuculuk, kahramanlık, delikanlılık söylemi (Karaduman ve Aydın, 2017: 30-31) gibi kategorik duygu ve eylem durumları, kurgusal ada yaşamının temel göstergeleri olmaktadır. Bunlar sergilenirken her eylemin aşırı olarak teşhir edilmesine azami dikkat gösterilmektedir.

Sayfa 146
—————————————————————
Batı’da bilimler, okülersentrik (göz merkezci) düşünme geleneğinin rahminde şekillenmiştir. Okülersentrizm, duyular arasında bir hiyerarşi kurmakta ve duyular hiyerarşisinde gözü ve görme duyusunu zirveye yerleştirmektedir. Göz, evreni kavrayıştaki en merkezi organ; görme, evreni kavrayıştaki en merkezi yetidir. Göz, eylem organıdır. Görünmeyen şeye dokunulamaz, dokunulamayan şey manipüle edilerek teknolojiye dönüştürülemez. Tekno-bilim, okülersentrik gelenekle irtibatlıdır. Modern toplum, gözün ve görmenin egemen olduğu toplumdur. Ortaçağ’dan moderniteye geçiş, gözün ve görmenin egemenliğine geçiştir. Seküler toplum ve sekülerizm, okülersentrik geleneğin ürünüdür (Arslan, 1999: 56-57). Kişiyi öte dünya ile ilgili bağlılıklardan kurtararak, yalnızca bu dünyaya ait varlıklara dönüştüren şeydir. Görmenin moderm toplumdaki hegomonyasıdır.

Sayfa 24
—————————————————————
Kendini tartışılmaz ve erişilmez bir olumluluk paradigması üzerine kuran gösterinin temel mottosu şudur: “görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür” (Debord, 2006: 39). Görünmeyi, kendinden menkul bir ahlaka bürüyen gösterinin totolojik karakteri, araçları amaç haline getiren basit bir olgu üzerine kuruludur (Debord, 2006: 39). Böylelikle gösteri, sadece bir imajlar toplamı olarak değil kişiler arasında kurulu ve imajların kurgusallığıyla gelişen bir toplumsal ilişki biçimi (Debord, 2006: 36) olarak tesis edilir.

Sayfa 71
—————————————————————
Düşüncenin, söylemin ya da eylemin yerine görünmenin önemli olduğu bu imaj çağında, görünür olmanın ya da teşhire teşne olmanın 3G formülünü Atay şu şekilde kodlamaktadır: Giyim, gençlik ve güzellik (2017: 102). Bu üç unsur, esasında teşhirin ya da teşhir toplumunun yapı taşlarından bazılarını oluşturmaktadır. Giyim, geçmişten bugüne daha çok kılık kıyafet üzerinden şekillenen modanın sergileme veya ifşa etme dürtülerinin bütünselliğini; gençlik, bedenin fetişleştirilerek teşhir edebilmenin yaşlılık karşıtı bir tutumla gerçekleştirilebileceği varsayımını; güzellik ise gerek bir teşhir sermayesi olarak bedenin gerekse de sahip olunan gösterişçi tüketime endeksli nesnelerin sunum şeklini ifade etmektedir. Teşhir toplumu çoğunlukla bu üç unsurun bileşenlerinden ve bu bileşenlerin çeşitli değişkenlerle birlikte oluşturduğu sosyal diyagramlardan oluşmaktadır. Din, ekonomi, siyaset, moda, medya, internet, beden, tüketim bu diyagramın parçalarıdır aynı zamanda.

Sayfa 52
—————————————————————
Gözün görebilme ve gösterebilme kabilıyeti, dilin kudretine dayanmalıdır. Böylesi bir toplumsallaşmada, toplumsallaştırma aracı olarak sözün referansları, çoğu zaman gözün gördüğü ve gösterdiklerine nazaran daha muteberdir. Ancak günümüzde ilişkiler, muhayyileler, muhakemelerin ölçüsü göz kararıdır. Dolayısıyla günümüz yoğun görsel uyarıcılar dünyasında toplumdaki gündemleri belirleyen şey fotoğraf olmakta, olağan ve olağandışı ne varsa görselleştirilerek gündelik ilişkilere servis edilmektedir. Hatırlamaların, unutmaların, hatırlatma ve unutturmaların ölçütü, bahse konu görselliklerin etkileyicilikleriyle paralel bir şekilde yürümektedir (Ulutaş, 2017: 139).

Sayfa 38
—————————————————————
Ellul’a (2004) göre alışkanlık icabı her şeyi görselleştirmekteyiz. Manzaraya yönelimli olan toplum her şeyi manzaraya dönüştürerek ve bu yolla her şeyi kaskatı hale getirerek yahut felç ederek kendisine bir anlam vermektedir. Bu tür bir toplum isteksiz ve bilinçsiz aktörü seyirci rolü oynamaya zorlamakta ve teknik olmayan her şeyi görselleştirerek dondurmaktadır. Her şey görselleştirmeye tabi tutulmakta ve onun dışında hiçbir şeyin anlam üretmesine izin verilmemektedir. Bu noktada işitme, sözle mimik ve jest arasındaki hassas denge, işaretler ve görme lehine bozulmuştur. Batılı insanlar artık işitmemektedir. Her şey görme tarafından kuşatma altına alınmıştır. İnsanlar artık konuşmaktan ziyade göstermektedirler. (Ellul, 2004: 259).

Sayfa 36

Muhammed Ali

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir