İlahî Hikmet Gâh Zafer, Gâh Mağlubiyet İster

images-4 İlahî Hikmet Gâh Zafer, Gâh Mağlubiyet İster

“Eğer siz bir yara almış iseniz, o kavim de o kadar yara almış idi. Biz, o günleri insanların arasında döndürür dururuz. Bu, Allah’ın iman edenleri bilmesi (ortaya çıkarması) ve içinizden şehidler edinmesi, mü’minleri tertemiz yapıp kâfirleri de helak etmesi içindir. Allah zalimleri sevmez”(Âl-i imran, 140-141)

….

Cenâb-ı Hak sonra, “Biz o günleri insanların arasında döndürür dururuz”(Al-i İmran,140) buyurmuştur.

Bil ki bu elden ele dolaşmadan maksad, Allahu Teâlâ’nın bazan mü’minlere, bazan da kâfirlere yardım etmesi değildir. Bu böyledir, çünkü Allah’ın yardımı şerefli bir makam ve büyük bir izzettir. Binaenaleyh, bu kâfire lâyık değildir. Bilâkis bu elden ele dolaştırmadan maksad, Cenâb-ı Hakk’ın, sıkıntı ve meşakkatleri bazan kâfirlere, bazan da mü’minlere çok vermesidir.

Bunun faydası şunlardır:

a) Cenâb-ı Hak, şayet, her zaman kâfirlerin sıkıntısını arttırıp, mü’minlerin de sıkıntısını gidermiş olsaydı, iman etmenin hak, etmemenin ise bâtıl olduğuna dair zarurî bir ilim meydana gelmiş olurdu. Eğer bu böyle olsaydı, o zaman da teklifin, mükâfaat ve cezânın anlamı kalmazdı. İşte bu sebepten dolayı, şüpheler bulunmaya devam etsin ve mükellef de, İslâm dininin gerçek olduğuna delâlet eden delilleri inceleyerek bu şüpheleri gidersin, böylece de Allah katındaki mükâfaatı büyüsün ve çoğalsın diye, mihnet ve sıkıntıyı bazan iman edenlere, bazan da kâfirlere musallat eder.

b) Mü’min, bazan isyan etmeye yeltenir. Böylece de, Allah’ın o kimseye dünyada şiddetli bir meşakkat ve mihnet vermiş olması, onun için Allah Tââlâ katında bir terbiye etme olmuş olur. Ama kâfirin sıkıntısını arttırması, Allah Teâlâ’nın ona olan gazabındandır.

c) Dünyanın lezzet ve elemleri devamlı değil, onun muhtelif halleri sonlu ve sona ericidir. Devamlı olan saâdetler, ancak Ahiret yurdunda tahakkuk eder. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, dirilttikten sonra canlıları öldürür; sıhhat verdikten sonra da hasta eder. Cenâb-ı Hakk’ın bu fiilleri güzel ve uygun olunca, O’nun sevinci sıkıntıya; kudreti âcizliğe dönüştürmesi niçin güzel olmasın?

Rivâyet edildiğine göre Ebû Süfyan Uhud gününde hem dağa tırmanıyor, hem de “Nerede İbn Ebî Kebşe (Hz. Peygamber); nerede İbn Ebî Kuhâfe (Hz. Ebu Bekir) ve nerede İbnu’l-Hattâb (Hz. Ömer)?” diyordu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Şu, Allah’ın Resûlü, şu Ebû Bekir; ben Ömer de işte!” dedi. Buna karşılık Ebû Süfyan, “Gün, güne mukabildir. Günler, insanlar arasında dönüp dolaşır. Harb (de muzafferiyet), nöbetleşedir” dedi. Buna mukabil, Hz. Ömer, “Hayır, bunlar birbirine denk değildir. Bizim ölülerimiz cennette, sizinkiler ise cehennemdedir” dedi. Ebû Süfyan da, “Eğer durum sizin iddiâ ettiğiniz gibiyse, biz muhakkak ki umduğumuzu bulamadık ve hüsrana uğradık demektir..” dedi.

Fahruddin er-Râzi – Tefsir-i Kebir,cild.7,syf.83,84

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir