Doyan Kalp

 

700_FO64098253_563cd26df9b1a73a08a9da636ede6a3d-300x282 Doyan Kalp

Hak murâdun gönlüne göre müyesser eylemiş

Kalbüni öz kendü nûriyle münevver eylemiş

Hayreti

EY SEVGİLİ! Allah senin muradını tam da gönlüne göre vermiş. O kadar ki, kalbini Kendi’nin öz nuruyla aydınlatmış.

Acıkan bir kalbin doyurulması, içine sevgiler ve erdemler koymakla mümkündür, bunu biliyoruz; lâkin her kalbin bir de dolaylı yoldan ihtiyaç duyduğu doygunluk biçimi vardır, zihinlere kelimeler koymak… Nasıl diyeceksiniz? îzah edelim:

Aklımız insan ömrünün süresini takvimlerle ölçüyor. İlahî takdirde ise ömürlerimiz şu kadar yıl, şu kadar ay, şu kadar gün ve saat diye yazılmıyor. Takvimler bizim icadımız ve gö­rece tespitler… Kader kâtipleri ise Allah’ın takdir ettiği ömrü, “şu kadar nefes” yahut “şu kadar kalp atışı” diyerek yazıyor­lar. Biz istesek de istemesek de ömrümüzü takdir edilen ne­fes veya bud-dub kadar yaşıyoruz. Takdirin dışına çıkmak, Allah’ın verdiği ömrü azaltmak veya kısaltmak elimizde de­ğil. Sadakayla hayatımızı uzatmak veya intihar ederek kısalt­mak da Allah’ın takdiri dahilinde.

Bu demektir ki her insana belli sayıda nefes takdir edilmiştir. Herhangi birisi çıkıp gün­leri kalp atışlarıyla çarpıp “Falancanın hayatı boyunca kalbi şu kadar atmıştır!” diye bir hesaplama da yapabilir. Diyelim bu rakam 888.888.888.881 atım olsun. Kişi daha cenin halin­deyken kalbi yaratılır ve insan ete kemiğe bürünmüş olur. Kalbin o ilk atış ânından itibaren zaman denilen ırmağın içine giren insanın sonraki her adımı, her nefesi, her hareketi kalbi­nin kasılıp gevşemeleriyle ilerler ve ömrün sonundaki 881 .nci bud-dub bittiğinde ölüm gelir, ruh bedenden ayrılır, zaman üzerinden alınır.

Belki de insanın kendisine yöneltmesi gereken soru, “Açlık çeken bir kalple mi ölmek isterim, doygun bir kalple mi?” ol­malıdır. Çünkü böyle bir sorunun cevabı hayata anlam katar ve insan bu soruya verdiği cevap ölçeğinde yaşadığını hisseder.

Ölümcül hastaların başucunda duran kardiyografi ekran­larını hatırlayalım. Hasta hayatına devam ettiği müddetçe ekrandaki grafik çizgileri yukarı-aşağı durmadan zikzaklar çi­zer. Hastanın kalp atışları normal ritminde ve rahat sürüyorsa bu çizgiler normal seyrinde, nefes dadanmaları oluyor, kalp düzenli çalışmıyorsa grafik çizgileri daha düşük seviyelerde veya dengesiz ilerler. Hayatı mutlu yaşayan, doygun kalple­rin hayattan aldıkları zevk de tıpkı bu ekrandaki gibi düzenli bir grafik çizer. Kalbin içindeki sevgiler ve erdemler, tıpkı zi­hindeki kelimeler gibi doygunluk derecesinde ise hayat ema­remiz doktorları sevindiren düzlemde, yani normal, normal olduğu için de sağlıklı bir akış içinde olur. Ama eğer kalbimiz­de sevgiler, erdemler, zihnimizde de kelimeler az ise o vakit teklemeler, nefes darlıkları baş gösterecektir.

Bir nevi hayatî tehlike hali yani. İnsanı anlamlandıran şey kalpteki hisler ve zihinlerdeki kelimeler olduğuna göre insan severek, erdem­lerini çoğaltarak veya çok okuyarak ömrünü fiziken değilse de keyfiyet itibariyle uzatabilir. Kalbinde üç erdemle yaşayan insanın otuz erdemle yaşayana oranla, zihninde beş yüz ke­limeyle yaşayanın beş bin kelimeyle yaşayana oranla hayatı anlamlandırma, anlama, lezzet alma, hissetme bakımından daha sığ kalacağı veya tersinden söylersek erdemli olanın, çok okuyanın diğerine nazaran hayatı on kat fazla yaşamış olacağı aşikârdır. însan erdemli veya erdemsiz, az kelimeyle veya çok kelimeyle yaşadığında anne karnında atmaya başlayan kalbi­nin son bud-dubu yine aynı rakama denk gelecektir.

Ne var ki grafi ekranındaki çizgiler gibi birinciler daha sığ ve düz man­tıkla (dar bakış açısıyla, basitlik ve sıradanlık içinde), İkinci­ler ise daha zengin, entelektüellik boyutunda zengin (toplum vicdanı olacak derecede yüce, bir o kadar da toplumsal sana sahibi) olacaktır. Dememiz o ki kalbimizi bir de bu yönden yoklamaya ve hangi grupta yaşamak istediğimizi yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Ekrandaki grafi çizgisi ne kadar düşük seviyede ve az ise hayatın lezzeti bize o kadar uzak, çizgiler ne derece yüksek ve çok ise hayatın anlamı bizim için zengindir. Kalbini doygun tutanlar ile aç bırakanların aynı düzlemde yaşaması imkânsızdır. Bundan daha kötüsü ise kal­bini iflas ettirenlerin halidir ki bu, grafi cihazındaki tek düz çizgidir; ölüm çizgisi…

Hâmiş: Acaba bizim kalp grafimizdeki çizgiler çoktan düz ilerlemeye başladı da biz mi farkında değiliz? Yoksa şair “Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?” derken haklı mıydı? Kalbimiz bud-dub yapıyor, tamam da; gerçekten yaşıyor mu?

İskender Pala – Kalp,syf.73-76

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir