İslâm Dünyasının ‘Püsküllü Bela’sı: Neo-Selefîler

Arap Baharı olarak adlandırılan süreç, ‘devrim’ olarak adlandırılmıştı. Şimdi, Selefilik, sadece İslam dünyasında değil, Balkanlar, Türki Cumhuriyetler, Afrika ve Avrupa’da deyim yerindeyse ‘ışık hızıyla’ yayılıyor.

ARAP BAHARI ‘DEVRİM’LERİNDEN, SELEFİ ‘KARŞI-DEVRİM’LERE…

‘Karşı-devrim’ hareketinin önünde, eski ve yeni yerli aktörler, gerisinde ise sömürgeci ülkeler var.

Eski aktörler, diktatörlüklerin artığı, ‘her türlü kullanıma elverişli’ tipler: Özellikle de kaos ortamını fırsat bilerek, ‘Arap baharı’ yaşayan ülkeleri istikrarsızlaştırmak, yönetilemez hale getirmek isteyen ve güçlerini yitirmek istemeyen aktörler bunlar. Daha çok sol-seküler çevreler.

Ülkelerinin geleceğini değil, kendi geleceklerini düşünen, imtiyazlarını kaybetmek istemeyen, o yüzden de kaos ortamından en çok nemalanan sömürgecilerin kapıkulları.

SELEFÎLİK DEĞİL SELEFSİZLİK: YENİ-HÂRİCÎLER

Bir de yeni aktörler var: Selefiler. Selefiler, bütün ‘Arap baharı’ ülkelerinde pıtrak gibi bitmeye başladı ve hızla hortlatıldı bir kaç yıl içinde…

Selefiler, Suudların ihracı. Ama Selefilerin arkasındaki gerçek güç, İngilizler.

Selefiler, ‘Arap baharı’ yaşayan ülkelerde -kelimenin tam anlamıyla- terör havası estiriyorlar. Selefilerin hedef tahtasına yatırdıkları yegâne ‘güç’, Osmanlı kültür varlığı: Osmanlı eserlerini birer birer havaya uçuruyorlar her yerde!

Önce şunu söylemem gerekiyor: İslâm dünyasının, önümüzdeki süreçte başbelası hatta ‘püsküllü belâ’sı, öncelikle, Selefiler olacak.

Sadece ‘Arap baharı’ yaşayan Arap ülkelerinde değil, Balkanlardan Kafkaslara, Türkî cumhuriyetlerden Afrika’ya ve Arap coğrafyasına kadar her yerde Selefiler, tarihte olmadığı ve gözlenmediği kadar hem Müslüman toplumları büyük istikrarsızlıkların eşiğine sürükleyecek hem de sömürgecilerin eski sömürgesi olan ülkelerdeki güçlerini tahkim etmelerine inanılmaz katkılarda bulunacak!

YENİ HAÇLI SALDIRISI DIŞARIDAN DEĞİL ‘İÇERİDEN’

Neo-selefilik, selefsizlik demek. Selef ‘biz’iz. Düz mantıkla bütün İslam medeniyetinin kurucu şahsiyetlerini ve şehirlerini havaya uçuruyorlar!

Bunu ancak Haçlı savaşları sırasında Avrupalılar yapmışlardı sadece. İslam’ın ruhunu yok eden, köklerini kurutan, izlerini silen bir haricî mantığı, İslam tarihinin hiç bir döneminde görülmemiştir. Bu, İslam’ın İslam’la vurulması projesinin sonucu.

Tam da bütün dinlerin, köklerinin kazındığı, fosilleştirildiği ve sadece İslam’ın diriliğini koruyabildiği, insanlığın İslam’a en fazla ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde, Selefilerin önünün açılması, İslam’ın tarih sahnesine çıkışının bu kez içeriden oluşturulan serseri mayınlarla ve mayın tarlalarında vurulması projesinin bir sonucu.

EŞ’ÂRÎLİK VE MÂTURÎDÎLİĞİN BİTİRİLMESİ VE ŞİA’NIN ÖNE SÜRÜLMESİ

İslâm dünyasını bekleyen iki büyük tehlike var: Şia’nın etki ve nüfuz alanının alabildiğine genişle/til/mesi ve Selefilerin önünün açılması.

Burada ana hedef: Sünnî omurganın çökertilmesi ve makro ölçekte İslâm dünyasının, mikro ölçekte ise Müslüman toplumların tam ortadan ikiye yarılması, Müslüman toplumların birbirine düşürülmesi ve böylelikle İslâm’ın yürüyüşünün durdurulması!

Lübnan’da, Irak’ta, Körfez ülkelerinde ‘terör havası estiren’ Şia’nın ve Libya, Tunus, Cezayir gibi ülkelerle, Balkanlar, Kafkaslar, Afrika ve Türkî cumhuriyetlerde Selefilerin önünün açılmasının özel hedefi ise, Türkiye’nin yürüyüşünün durdurulması ve vurulması.

Özetle: İslâm dünyasının omurgasını oluşturan Ehl-i Sünnet omurganın iki ana bileşeni Eş’arilik ile Maturidiliğe büyük darbe indirilmesi…

ŞİA’NIN VE SELEFÎ DALGANIN PANZEHİRİ: TASAVVUFÎ HAREKETLER

Gerek Şia, gerekse Selefilik üzerinden gerçekleştirilen küresel saldırının tek panzehiri, tasavvufî hareketlerdir.

Tasavvufî hareketler, İslâm dünyasında, özellikle de Balkanlarda, Kafkaslarda ve Türkî cumhuriyetlerde Ehl-i Sünnet omurga’nın korunmasının ve yeniden-kurulmasının tek kaynağı, İslâm dünyasının parçalanması önleyecek tek sigortası.

Tasavvufî hareketlerin aynı zamanda, hem fikrî hem sanatsal hem de herkese ruh üfleyici hayat atılımlarının da yegane adresi olduğunu iyi idrak etmemiz ve geleceğimizi kendi ellerimize alacak kalıcı ve uzun vadeli stratejiler geliştirmemiz gerekiyor.

Yusuf Kaplan – Yeni Şafak, 14.9.2014

Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir