Cami Merkezli Şehir

0822fb5b7cc7699b2628e0d5c17876f3-300x243 Cami Merkezli Şehir

Sadettin Ökten*

 

Eski şehirlerimizden birini ya da eski şehirlerimizde var olan tarihi merkez bölgeyi ziyaret edip belli hassasiyetlerle bir gözlem yaptığımızı var sayıyoruz. Burada önemli olan zihnin ve duyguların belli hassasiyetler sahibi olması, diğer bir deyişle ne aradığını ve nereye bakması gerektiğini bilmesidir. Gözlemlediğimiz eski şehirde yenilenme adına ciddi bir değişim yaşanmışsa, ki çoğu kez bu tür bir değişim yaşanmış bir mazinin maddesel izlerinin silinmesiyle sonuçlanmaktadır. Burada aradığımızı bulmak mümkün olmuyor. Şehir merkezi harabe halinde kalmış ise aradığımızın en azından izlerini bulabiliyoruz. Şimdi gelin hep beraber eski bir şehrimizde ya da eski şehrin tarihi bölgesinde merkezin korunduğunu ve bir şekilde bugüne intikal ettiğini var sayalım. Zihnî ve duygusal yeteneklerimizi bu merkezin mekânsal kurgusu üzerinde bir çözümleme yapmak üzere yöneltip yoğunlaştıralım.

Eski bir şehrimizin merkezinde ya da eski şehrimizin tarihi bölgesinin merkezin­de cami yer almaktadır. Bu fiziksel, diğer bir deyişle mekansal bir gerçekliktir. Şehri planda kabaca dairesel ya da çokgen bir formda var saysak, cami bu dairenin ya da çokgenin merkezinde bulunuyor. Bu caminin genelde bir adı var ama buna bir de unvan eklenmiş. Halk arasında merkez camii deniyor. Bu mahal şehirde yaşayan in­sanlar için adeta bir nirengi noktası niteliğinde, bir buluşma mahalli, bir görüşme yeri veya bir başka adresi tarif ederken yardımına başvurulan bir yer. Eski şehirlerimizde şehir merkezi ile, merkez de cami ile tanımlanmaktadır. Bu tanım içinde cami yalnız değildir; hemen yanında yönetim binası, çarşı ve medrese yapıları yer alıyor. Böylece oluşan merkez su öğesi ve genellikle asırdîde bir ağaç olan çınar ile tamamlanıyor. Şe­hir merkezi bu binalarla donandıktan sonra bir çekim merkezi niteliğini kazanmıştır. Çekime uğrayan bölgeler ise bu merkezin etrafında yer alan dalga dalga merkezden çevreye doğru yayılan yerleşim alanlarıdır.

Eski yerleşimlerimizi genel olarak köy, kasaba ve şehir tasnifine tabi tutarsak, bu mahallerde merkezde yer alan yapı; mescit, cami, ulu cami ve külliye olarak karşımıza çıkar. Şehir büyük bir yerleşim alanı ise burada birçok merkez söz konusudur. Büyük- şehir aynı zamanda zengin bir şehir olduğu için bunun merkezlerinde de külliyeler yer almaktadır. Bununla beraber büyük şehrin de bir ana merkezi vardır. O merkez­deki külliye ulu cami külliyesidir. Bu yazı kapsamında örnek vermeye gidilmeyecek ise de önemine binaen zikretmekte fayda vardır: İstanbul’da ulu cami Ayasofya’dır. Ulu cami küllıyesi de Ayasofya külliyesidir. Eski şehrin merkezi de Roma’dan beri bu bölgededir.

Şehrin merkezini cami ve yukarıda zikredilen diğer yapılar olarak tariflemiştik.

İnceleyin:  Ebû Zeyd el-Belhî'nin Beden ve Ruh Sağlığı İsimli Eserininin -Ruh Sağlığı- Bölümü

Bu merkezin etrafında ise dalga dalga ikamet bölgeleri yer alıyor. Burada eski şehrin çok önemli bir özelliğini vurgulamak gerekir. Bu şehirde yerleşim yerlerinden bakıl­dığında merkezdeki cami kolayca görülebilmektedir. Evlerin yoğunluğu ve büyük­lükleri bu görsel imkânı asla kısıtlamamaktadır. Şehrin dokusu ve sokak düzeni de merkezdeki camiye kolayca ulaşma imkanını sağlıyor. Bunun ötesinde camiden gelen ve insanları ibadete davet eden ezan sesi, mübarek zamanlarda okunan salalar, sadece insan sesi gücünde olmak kaydıyla yerleşim yerlerinden rahatça duyulabilmekteydi. Şehrin sükuneti ve vakarı bu imkânı insanlara sunuyordu. Yerlerini yerindeki yapısal özelliklerle caminin yapısal özellikleri arasında ciddi anlamda bir nitelik ve nicelik farkı vardır. Bu farkı yapılarda kullanılan malzemede, inşa üslubunda ve seçilen dü­zenlemede rahatlıkla görmek kabildir. Caminin temsil ettiği düşünsel ve duygusal birikime aşina bir göz ve gönül, cami yapısı ile görsel manada temasa geldiğinde cid­diyet, vakar, huşu ve saygı duyguları ile sarılıyor. Bunların peşinden tefekkür geliyor ve sonra da tecrit duygusu. Cami sadece fiziksel görünüşü ile kendisine aşina olan ruha şunu söyler; “Akıp gitmekte olan hayata bir vakfe ile dur de! Ve kendini hatırla.” Eski şehrimizin camisi ile karşılaşan insan onun temsil ettiği dünyaya aşina ise mekândan bu izlenimi ediniyor ancak cami sadece mekândan ibaret değildir.

Eski toplumumuzda caminin toplumsal ve manevi boyutu maddi boyutunun çok önünde idi. Bu manevi boyutun ilk merhalesi şu şekilde tanımlanabilir. Cami bireysel ve toplumsal olarak belli zamanlarda gidilen ve ibadet edilen, daha seyrek olarak va’zü nasihat dinlenen bir mahaldir. Bugünkü hayatımızda genel olarak cami bu merhale ile sınırlanmış bir vaziyettedir. Bana karşılık eski şehrin özgün toplumsal yapısı içe­risinde cami İslam Medeniyet Tasavvurunun mekâna yansıyan mücessem bir remzi idi İslam Medeniyet Tasavvuru bireysel ve toplumsal hayatın tüm safhaları için emir ve nehiy dediğimiz beyanlarda bulunur ve bu beyanları gerekçeleri ile açıklar. Ancak bu safhada da kalmaz. Bu beyanların eylem ile olan ilişkisini de düzenler. Kendisine mensup olan bireyin ve toplumun sözü edilen beyanlar doğrultusunda eylem yap­masını zorunlu kılar, dahası bu eylemin yapılıp yapılmadığını da denetler. Bu kısa açıklamalardan sonra şunu net olarak söyleyebiliriz: Eski şehrin özgün toplumunda cami ilahi beyanın topluma tebliğ edildiği yerdir ve aynı zamanda bu beyana uygun eylemlerin yapılması hususunda bireyin ve toplumun eğitildiği mahaldir. Bugünkü dille söylersek; cami hem bir bilgilendirme hem de bir eylem, öğrenme yeridir. Bu bilginin sadece akla hitap etmediğini, akılla beraber duygu alanını da kapsadığını, eylemin de İslam Medeniyet Tasavvurunun emir ve nehiylerine göre biçimlendiğini söylememiz lazımdır.

İnceleyin:  Doğruluk, Güzellik,İyilik

Caminin bu hitabı ve eylem tanımlaması ve bu eylemleri denetlemesi önce he- men yakınında bulunan yönetim binasına çarşıya ve medreseyedir. İdare, iktisat ve ^™>t0Plumun olmazsa olmaz bu üç işlevini üstlenen bu yapılar, toplumla olan tüm ilişkilerini aldıkları beyanı ve ona göre oluşturdukları eylemi insanlara aksettirirler.Diğer bir deyiş ile beyanı duyduk ve ona itaat ettik derler.Bu duyuş ve itaat camiden neşet ettikten sonra yönetim binası, çarşı ve medresede yankılanıp genişleyerek dalga dalga yerleşim bölgelerine yayılıyor.

Ayrıntıya girmeksizin caminin ne dediğine ilkeler cihetinden bakalım. Cami bireye ve topluma hitabında önce ahlak, sonra bilgi demektedir. Buradaki ahlak İslam I Medeniyet Tasavvuru’nun tanımladığı ahlak sistemidir. Ahlakın öncelenmesinin sebebi ise şudur: Bilginin insan ile ilişkisinin tanımlanması hususunda ahlak belirleyicidir. Kısaca söylersek: Neyi bileceğiz? Nasıl bileceğiz? Ve bu bildiğimizi nasıl kul­lanacağız? Bu konuda söz ahlakındır. Camide vücut bulan, medresede talim edilen,  yönetim binasında idareciye rehber olan, çarşıda ise iktisadi hayatı düzenleyen İslam Medeniyet Tasavvuru, ahlakta zaafı asla kabul etmez. Kedisine mensup olanların ah­laki mükemmeliyeti için teşvikler, mükafatlar sunar. Bilgi hususunda ise her zihnin bilgi edinmek konusunda belli bir kapasitesi olduğunu ileri sürüyor. Bilgide eksikler olabilir ama ahlakta eksik olmamalıdır.

Cami merkezli şehir, fiziksel ve mekânsal olarak cami yapısını merkeze alan şehir­dir. Bu merkezi konumda cami; yönetim binası, çarşı ve medrese ile desteklenmiştir. Fakat cami merkezli şehir, bu fiziksel yapılanma ile asla sınırlı değildir. O şehirde yaşayan özgün toplum caminin tebliğ ettiği beyan ve ön gördüğü eylemler ile de donatılmıştır. Bu beyan ve eylemler camiden zuhur ediyor; yönetim binasından, çar­şıdan ve medreseden yankılanarak bütün topluma yayılıyor. Söz konusu beyanın ve eylemlerin önce ahlaki olduğunu vurgulamamız lazım. İslam Medeniyet Tasavvuru, bireyi ve toplumu ahlaki kemale doğru yönlendirmekte ve teşvik etmektedir. Bilgi ahlakın öngördüğü sınırlar içerisinde ve bireyin yetenek ve imkanlarına göre ona su­nuluyor. İslam Medeniyet Tasavvuru’nun ahlak sisteminde, iyi ve doğrunun yanında güzel de yer almaktadır. Kısaca söylersek birey İslam Medeniyet Tasavvuruna göre tasvip edilen bir eylemde bulunmuşsa bu eylem iyidir, doğrudur ve aynı zaman­da güzeldir. Böyle insanların yaşadığı şehir ise eylemler iyi ve doğru olduğu için emin bir şehirdir. Ayrıca söz konusu eylemler güzel de olduğu için tayyip bir şehir niteliğini de taşıyor.

Hece Dergisi,Sanat Özel Sayısı,c.1,syf:590-592

Muhammed Ali

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir