Kanmamak İçin

basiret-ve-firaset-nedir-h1555229274-cfea3b-300x150 Kanmamak İçin

Münkir ve münafıkların sözlerine, işlerine kanmamak için “ba­siretli mümin” olmak lazımdır. İman da, basiret de bilgiyle güçlenir. Bilmenin, ilmin önemine dair ayetleri, hadisleri hatırlaya­lım. Bâtıla, şeytana kanmamak için “bilmeye” mecburuz. İmâm-ı Âzam “İlmim olmasaydı şeytan beni kandırmıştı.” buyuruyor.

Bilmek, ama neyi bilmek? “Her şeyin ilmi, cehlinden üstündür.” ölçüsünü unutmayarak “Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini bildir.” duasını, Yüce Peygamberimize uyarak biz de yapmalıyız. Her şeyin hakikatini anlamaya, tanımaya çalışmak mesleğimiz olmalı. İmâm-ı Rabbânî “Küfrün kaynağını tanıyın.” buyuruyor.

Güçlü olmak için “bilmek” zorundayız. Küfürle, bâtılla savaşımız olduğu için onları da bilmeliyiz. Önce kendi hakikatimizi, yani pey­gamberden peygambere geçerek son peygamberde tamamlanan Îlahî Nizamı bilmeye, tanımaya yönelmeliyiz. Ve sonra bütün olay­ları, eşyayı bu idrak, bu bilgiyle yorumlamalıyız, çözümlemeliyiz. îslâm olmanın, insan olmanın icabı budur. Yüce Allah: “Ben insanı, eşya ve hadiseleri zapt ve teshir etsin diye, kendime halife olarak ya­rattım.” buyuruyor kutsal kitabımızda.

Önümüzde sergilenen her sözü, her davranışı, her dünya görüşünü, İslâm’ın getirdiği ölçülerin aydınlığında değerlendirmektir, hükme bağlamaktır görevimiz.

Karşımızda hangi konu ve davranış olursa olsun, onu çözümlemede İslâm’ın bir sözü, tavrı, cevabı yoktur sanmak, insanı küfre götürür.

İnsan zekâsının bile ortaya koyduğu her dünya görüşünde olayları ve eşyayı bir çözümleme farkı ve açısı varken Allah nizamını bundan yoksun görmek akla sığar mı?

Öyle farklı ve yeni bir meseleyle karşılaşırız ki Islâm’ın ona kesin bir çözüm getirmediğini sanırız. Getirmiştir. Çünkü Müslümanın açısı ve tavrı bellidir; kendi dünya görüşünün anlamı, ruhu, geleneği için­de yanaşarak çözer meseleyi…

İslâm’ın bilgisinden mana ve ruhundan haberli olunca insan, aldan­maz. Tanzimat’tan beridir bundan yoksun yetiştiriliyor insanımız. Bu idrakten, bakış açısından yoksun yetiştiği için de bâtılla hakikati, kendine uygun olanı gereği gibi ayıramıyor. Küfrün iyi ambalajlan­mış sözlerini, göz aldatıcı tavır ve yaşantısını, hiç de kendine aykırı görmeden benimseyebilir. Bu durum, politikadan fikre, sanata kadar her alanda böyle…

Bazı siyasal doktrinlerle İslâm arasında bir ayniyet, benzerlik ya da yekdiğerini tamamlayıcılık görmek, bu yanılgı cümlesindendir. Birçok Islâm ülkesi buna örnektir. Anayasalarında “Sosyalist İslâm Devleti” hükmü yazılı devletler bu yanılgıyı devletleştirmişlerdir.

İslâm ayrı bir düzendir, onun dışındakiler ayrı. İnsan da öyle; Müslü­man vardır, küfürde olanlar vardır ve “küfür ehli, bir millettir.” İslâm ve Müslüman ne bir başkasıyla birleşir ne de içinde ayrılık ve aykı­rılık kabul eder.

Küfrü de, İslâm’ı da iyi tanımalıyız.

Yeni Devir, 16 Mart 1977

Mehmet Akif İnan’ın Eserleri,cild:3

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir