Nizamü’l Mülk’ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye

20191202_235117-300x244 Nizamü'l Mülk'ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye

Prof.Dr.Muharrem Kesik

Orta Asya’dan Anadolu’nun batısına uzanan coğrafyada siyasete, eğitime, topluma, din ve mezhep anlayışına yön vermiş büyük Selçuklu vezirinin hayatından nakledilen hatıra ve anekdotlar örnek şahsiyeti ve devlet adamlığı hakkında dikkat çekici ayrıntılar içeriyor.

Büyük Selçuklu Devleti’nin ve Türk tarihinin meşhur devlet adamı Vezir Nizâmü’l-Mülk’ün gerçek adı Hasan b. Ali b. İshâk et-Tûsî’dir. Abbâsî Halifesi el-Kâim bi-emrillah kendisine “Nizâmü’l-Mülk” (devletin düzeni) lâkabını vermiş ve bu lâkap ile meşhur olmuştur. Sel çuklularda önemli bir görev olan “Atabeglik” unvanını ilk kez kullananın da Vezir Nizâmü’l-Mülk olduğu kabul edilmektedir. Sultan Alp Arslan’ın emriyle başta Bağdat olmak üzere çeşitli şehirlerde kurduğu ve Nizâmülmülk lakabından dolayı “Nizâmiye Medreseleri” diye anılan ilk resmî eğitim kurumlarıyla ilmin gelişmesi için çaba harcamış, medreselere kitaplar bağışlamış ve araziler vakfetmiştir. Büyük Selçuklu Devleti’nin vezirlik makamında görev yaptığı dönemde, Türk-İslam unsurlarını birleştirip İktâ’ sistemini geliştirerek daha düzenli bir yapıya kavuşturdu. Tarım topraklarını iktâ bölgelerine ayırarak gelirlerini askerlere tahsis etmesi ülkenin refah düzeyinin artmasını sağlamıştır.

Sultan Alp Arslan ve Melikşah zamanında birçok savaşta önemli rol oynayan Nizâmü’l-Mülk’ün orduya çok önem verdiğini, yaptığı düzenlemeler ve aldığı tedbirlerle Büyük Selçuklu ordusunu Ortaçağ’ın en güçlü ordusu haline getirdiğini biliyoruz. Sâmânî ve Gaznelilerin devlet teşkilatını örnek alarak Büyük Selçuklu Devleti’nin Merkez (Dîvân Teşkilâtı) ve Saray Teşkilâtı’nı oluşturmuş, İslam geleneklerine uygun biçimde mahkemeler kurmuştur. Devlet idaresinde görüşlerini belirten Farsça eseri Siyâsetnâme birçok kere yayımlandığı gibi, Türkçe dışında çeşitli dillere de tercüme edilmiştir. Vezir Nizâmü’l-Mülk adaleti, siyasî-idarî kabiliyeti, cömertliği, güzel ahlâkı ve çok bilgili kişiliği ile tanınırdı. Halkın haksızlığa uğramaması için çaba gösterir, devlet kapısının şikâyet ve isteklerini dile getirmek isteyen halka daima açık ol- masını isterdi. Âlimlere ve sûfilere değer verir, onların sohbet meclislerine katılmaktan keyif alırdı. Selçuklu topraklarında mezhep çatışmalarını önlemek için de bazı tedbirler almıştır. Bâtınîler ile de askerî, siyasî ve ilmî yöntemlerle mücadele etmiş, bu yüzden onların en büyük düşmanı haline gelmiştir. Ekim 1092’de suikast sonucu öldürülen Nizâmü’l-Mülk’ü vefatının 927. yılında rahmetle yâd ederken, hayatını ve hususi vasıflarını anlamak için başından geçen şaşırtıcı olaylara ve ibret dolu hatıralarına müracaat ediyoruz:.

20191202_235258-264x300 Nizamü'l Mülk'ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye
1- Mekke’ye nereye gidiyorsun?

Senin haccın işte buradadır İbnü’l-Adîm, Abdullah es-Sâvecî’den naklen şu olayı anlatmıştır: “Hacca gitmek için Sultan Melikşah’tan izin alan Vezir Nizâmü’l-Mülk, Bağdat’a gelince Dicle ırmağını geçti, yanında bulunanlar da beraberlerindeki kumaş ve aletlerle ırmağı geçtiler; Dicle kıyısında çadırlar kuruldu. Ben (es-Sâvecî) bir gün Nizâmü’l-Mülk’ün huzuruna çıkmak istiyordum. Vezirin çadırının kapısının önünde, yüzünde mensup olduğu milletin simgesi bulunan bir fakir gördüm. Fakir bana: ‘Ey şeyh, bu, vezire ulaştıracağım bir emanettir’ dedi. Ben de: ‘Peki, iyi’ dedim. Bunun üzerine o, bana katlanmış bir kâğıt verdi. Ben bu kâğıdı açıp içine bakmadan muhafaza ederek vezirin huzuruna girdim ve ona takdim ettim. Vezir kâğıdı açıp baktı ve pek çok ağladı. Bu yaptığım işten dolayı pişman olup kendi kendime: ‘Keşke onu açıp baksaydım. Eğer içinde ona dokunacak kötü bir şey olduğunu bilseydim onu vermezdim’ dedim. Sonra Nizâmü’l-Mülk bana:

‘Ey şeyh, bu mektubun sahibini huzuruma getir’ dedi. Derhal huzurdan çıktım fakat o fakiri göremedim, aradımsa da bulamadım; vezire, onu bulamadığımı haber verdim. Vezir bana mektubu uzattı, bir de baktım ki mektupta şunlar yazılıydı: ‘Rüyamda Peygamber’i (sas) gördüm. Bana, Hasan’a git ve ona şunları söyle dedi: Mekke’ye nereye gidiyorsun? Senin haccın işte buradadır. Ben sana bu Türk’ün yanında kal ve ümmetimden muhtaç olanların yardımına koş demedim mi?’ Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk geri dönüp hacca gitmekten vazgeçti. Sâvecî sözlerine devamla: ‘Vezir birçok kez bana, eğer o fakiri görürsen bana haber ver de onunla hayır bulup uğur alalım’ derdi. Bir gün ben, onu Dicle kıyısında, yırtık giysilerini yıkarken gördüm ve ona: ‘Vezir seni istiyor’ dedim. O da bana ‘Vezirin benimle ne işi var? Bende ona verilecek bir emanet vardı, onu verdim (ve işim bitti)’ dedi”.

İnceleyin:  Siyaset ve Mülk

2- Kusurlarını söyleyen âlimleri el üstünde tutardı

Ebû Sa’d es-Sem’ânî, Bağdat’ta sufi Ebu’l-Berekât İsmail b. Ebû Sa’d ile sohbet ederken İsfahanlı Muhammed’in ona Nizâmü’l-Mülk hakkında şunları bildirdiğini söyledi: “Nizâmü’l-Mülk, huzuruna üstad Ebu’l-Kasım el-Kuşeyrî ile imam Ebu’l- Meâlî el-Cüveynî girdiği zaman, onlara saygısı dolayısıyla ayağa kalkar ve yine kürsüsüne otururdu. Fakat huzuruna Ebû Ali el-Fâremedî girince, ona doğru ilerleyip karşılar, onu kendi yerine oturtur,kendisi de onun önüne otururdu. Ebu’l Meâlî el-Cüveynî bana bir gün: “Vezire, benim tarafımdan ‘Şu şu ilimlerde önder olan üstad Ebu’l-Kasım huzuruna girince, şeyh Ebû Ali el-Fâremedî’ye gösterdiğin saygıyı ona göstermiyorsun’ de, dedi.” İsfahanlı Muhammed sözlerine devamla: “Bu sözde, Ebu’l-Meâlî el-Cüveynî’nin kendine de dokunan bir husus vardır. Nizâmü’l-Mülk’ün boş bir vaktini kollayıp ona: ‘Efendimiz, İmamü’l-Haremeyn, bana “şöyle şöyle” söyledi. Ona, bana söylenilenleri söyledim’ dedi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk: ‘Ebu’l- Meâlî el-Cüveynî, Ebu’l-Kasım el-Kuşeyrî ve benzerleri, huzuruma geldikleri zaman, bana “Sen şöyle şöylesin” diyerek bende olmayan sıfatlarla beni övüyorlar; onların bu sözleri bende bir büyüklenme ve kibir yaratıyor. Fakat Ebû Ali el-Fâremedî (Farmezî) huzuruma girdiği zaman, kusurlarımı ve içinde bulunduğum kötülüğü yüzüme karşı söylüyor. Bunun üzerine benim gururum kırılıyor, böylece o kötülükleri yapmaktan kaçınıyorum’ dedi.”

3- Âlimlerin bilgisini, devlet adamlarının liyakatini tetkik ederdi

Çıktığı seferlerin birinde, bilgin kıyafetinde yaya yürüyen birine rastladı; yorgun ve bitkin bir hale gelmişti. Nizâmü’l-Mülk ona: “Ey şeyh, dilinde tutukluk var da mı konuşmuyorsun, yoksa yürümekten mi yoruldun?” dedi. Adam ona: “Efendimiz, yürümekten yoruldum” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk hâcibine yedek atlardan birini hazırlayıp getirmesini emretti ve adamla sohbete başladı. Böylece onun fazilet ve dil bilgisini sınamak istemişti. Zira ayyâ sözü “dildeki tutukluğu” ve a’yâ kelimesi ise “yürümekten meydana gelen yorgunluğu” ifade etmekte idi. Ebû Sa’d sözüne devamla: “Zikredildiğine göre Nizâmü’l-Mülk, Serahs kadılığına atadığı bir adamın bu görevdeki tutumunu beğenmedi. Bu nedenle yerine başkasını atayarak onu görevinden aldı. Azledilen bu adam, büyüklerden birinin araya girip kendisine yardımcı olması için girişimde bulundu. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk, kendisine yazılan tavassut (ara bulma) mektubunun arkasına şunları yazdı: ‘Biz, kıyamet gününü dikkate alarak onu çok önemli bir işle görevlendirdik, fakat o, bu görevi pek umursamadı ve iyi bir biçimde yerine getirmede gevşeklik gösterdi; böylece Allah katında kusur işlemekten çekinmemiş oldu. O, kendisinin bu görevde ebedî olmayıp iğreti ve geçici bulunduğunu bilmiyor muydu?”

4- Fakirle aynı sofrada

Ebû Sa’d, fakîh Ebu’l-Kâsım’dan dinlediklerini, kendisine anlatan babasının -Allah rahmet etsin- şunları söylediğini zikrediyor: Ebu’l-Kâsım demiştir ki: “Bir tarafında ben, öteki tarafında da Amîd Halîfe olduğu halde, bir gece Nizâmü’l-Mülk’ün huzurunda idik. Amîd Halîfe’nin yanında da sağ eli kesik bir fakir vardı. O: ‘Vezir benimle birlikte yemek yemekle bana şeref verdi’ dedi. Amîd Halîfe: ‘Vezir nasıl olur da bir fakirle birlikte yemek yer’ diye göz ucuyla bakıyordu. Ebu’l-Kâsım sözüne devamla: “Amîd Halife, fakirin sol eliyle yemek yediğini görünce, onunla birlikte yemek yemek istemedi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk, Halîfe’ye: ‘Bu yana gel’, fakire de ‘Halîfe gururlu bir adamdır, bu nedenle seninle birlikte yemek yemek istemiyor, bunun için yanıma gel’ dedi ve onunla birlikte yemek yemeye başladı.”

İnceleyin:  Türkiye Selçukluları - Müşterek Saltanat Dönemi

5- Nükteci, güzel söz sahibi

Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed b. Hâmid el-Kâtib’in elyazısıyla yazılmış olan eserinde okuduğum şu kayıtları, ondan izin almak suretiyle, Ebu’l-Hasen b. Ebû Cafer de bana haber verdi: “Nizâmü’l-Mülk Tuslu idi. Tuslulara halk dilinde ‘Tus Bakarı (Tus sığırı)’ denirdi. Hazinenin Hüseyin adlı bir kuyumcusu vardı. Kuyumcu: Nizâmü’l-Mülk bir gün beni çağırdı ve bana: ‘Dökme figür yapmak için kalıpları getir’ dedi, getirdim; eline aldığı ilk kalıpta ‘sığır motifi’ vardı. Ben hiç konuşmaksızın öylece duruyordum. Bunun üzerine o, hemen: ‘Ey usta, sen bizi hiç elinden bırakmayacak mısın?’ dedi. Nizâmü’l-Mülk, yaşının büyüklüğüne ve makamının yüceliğine rağmen nükte yapmaktan ve güzel söz söylemekten vazgeçmezdi.”

6- Evlerinde sürekli yemek pişerdi

Ebu’l-Hasen Ali b. Mürşid b. Ali b. Munkiz’in el yazısıyla yazılmış olan Tarih’inde şunları okudum: “Babam bana Nizâmü’l-Mülk hakkında şunları anlattı: O, hayatı boyunca oruç tutan bir adamdı. İsfahan’da dört karısı vardı, dördünün de evinde kendisine, arkadaşlarına ve çok değer verdiği kimselere yemek yapılırdı. Nizâmü’l-Mülk hangi evde kalmak isterse orada, kendisi için hazırlanmış birçok yemek bulunurdu.” Ali b. Munkiz’in söylediği gibi, Nizâmü’l-Mülk’e hazırlanan yemekler arasında, on baş pişmiş koyun, on türlü yemek ve on kâse helva bulunurdu.

20191202_235405-246x300 Nizamü'l Mülk'ün Hayatından İbret Yüklü 9 Hikaye
7- Rüyada Nizâmü’l-Mülk

Rüyasında Nizâmü’l-Mülk’ü görenlerden biri, bana şunu anlattı: Rüya gören kimse, Nizamü’l-Mülk’e halini sorunca buna karşılık şu cevabı vermiş: “Eğer ben, demirle (bıçak) yaralanıp şehit olmasaydım, yaptığım bütün işlerden (amel) neredeyse sorumlu olacaktım.”

8- İhtiyar kadına hürmet

Güç ve kuvvetten yoksun ihtiyar bir kadın, Nizâmü’l-Mülk ile görüşmek isteğiyle onu ayakta bekliyordu. Bunu gören vezir, derhal kalkıp yanına giderek onunla görüştü.

9- Fakirin “altın dolu sürahi” imtihanından nasıl geçti?

Bir gün bir fakir gelerek kendisiyle görüşmek istedi. Kapısının önünde oturdu, yanında da büyük bir sürahi (su testisi, küp) vardı. Orada bekledikten sonra nihâyet Nizâmü’l-Mülk, Sultan’ın hizmetinden döndü; geldiği vakitte fakir ayağa kalkarak kendisine: “Ben senin fakirleri sevdiğini ve onlara karşı muhabbet ve şefkat iddiasında olduğunu işittim; sen benim sürahimi altın ile doldurmadan ben buna inanmam” dedi. Nizâmü’l-Mülk bunu çok görerek bir kese verip birtakım tatlı sözlerle fakiri yola getirmek istedi; fakat fakir, kese ile yetinmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk hazinedara hazinede ne kadar altın varsa verilmesi için emir verdi; altınları getirdiler, sürahiye koydular. Fakat bunların hepsi yarısını bile dolduramadı.

Bunun üzerine Nizâmü’l-Mülk ehlü ayâline (aile fertlerine), bütün ziynet (değerli mücevher ve takılar) eşyalarını getirip sürahiye koymalarını söyledi. Hepsi olanca ziynet eşyalarını getirdiler; nihayet sürahiye doldurdular; o derecede ki fakir sürahiyi yerinden kaldıramadı. Nizâmü’l-Mülk bunu gördüğü vakitte adamlarına ibriği taşıyıp fakirle beraber gitmelerini emretti. Bunu gören fakir olanca kuvveti ile: “Ey Nizâmü’l-Mülk! Ben seni imtihan etmek istedim; yoksa benim gibi bir fakir bu kadar altını ne yapacak” diye bağırdı ve kaçtı gitti. Nizâmü’l-Mülk onu bulup tekrar getirmeleri için emir verdiyse de hiçbir yerde izini bulamadılar. Sonra Nizâmü’l-Mülk bu altınların hepsini hayır ve hasenata sarf etti.

Derin tarih,ekim 2019,s.80-83

Dipnotlar:

1. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 46.
2. İbnü’l-Cevzî, s. 77; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X,
180; İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 47-48. Krş.,
Özaydın, “Nizâmü’l-Mülk’ün … Hizmetleri”,
s. 26-27.
3. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 49.
4. İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X, 181; İbnü’l-Adîm,
Buğye, trc., s. 50-51.
5. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 51.
6. İbnü’l-Adîm, Buğye, trc., s. 54.
7. İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X, 178; İbnü’l-Adîm,
Buğye, trc., s. 61.
8. Hüseynî, Ahbâr, s. 49.

Muhammed Ali

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir