İnsan ve Kâinat

Planets_Galaxy_universe_435715_2048x1152 İnsan ve Kâinat

Büyük âlim Şeyhu’l-lslâm Ebü Ya’küb Yusuf b. Eyyub el Hemedânî şöyle dedi:

Hamd ü senâ, mahlükâtını, âciz ve muhtaç olduklarını göstermek için yaratan, hiç bir şeye ihliyâcı olmadığı halde herşeyi birbirine bağlı ve muhtaç kılan Allah Teâlâ’ya mahsustur.

Ayet-i Kerîmede: “O, göklerde ve yerde olan herşeyi, kendi katından (bir lütuf olarak) sizin emrinize verdi”(Casiye,13) buyurulmuştur. Buradaki “sizin” kelimesi ile Ademoğlu kasdedilmekledir. Ayetin mânâsı şudur: “Bütün bunları sizin için yarattım. Çünkü sizin bunlara ve herşeye ihtiyâcınız vardır. Sizi ve sizin dışınızdaki’ mahlukâtı bu şekilde ben yarattım. Siz kâinâtın kralları ve efendilerisiniz. Çünkü kâinât sizin emrinize ve hizmetinize sunulmuştur. Öte yandan siz kâinâtın kölesisiniz. Zîrâ kâinâta muhtaçsınız. Oysa ben hiçbir şeye muhtaç olmadığım için sizden ve sizin için yarattığım tüm varlıklardan üstünüm”.

Kainat,âcizdir, çünkü o sizin hizmetinize verilmiştir. Siz de âciz ve muhtaçsınız. Çünku dünyanın emrinize sunulması gibi yararınıza ve menfaatinize olan şeylere muhtaçsınız. Kâinâtın değeri ve üstünlügu açıkça bellidir. Zîrâ o sizin için faydalıdır. Sizin kâinâta ustünlügünü de açıkça bellidir. Çünkü onun faydalı ve zevkli yönlerini alabilirsiniz. Kâinât bir yönden âcizdir. bir yönden efendi. Siz de bir yönden âciz ve muhtaç, bir yönden de efendilersiniz. Kâinâtın âcizligi, sana muhtaç oluşu sebebiyledir. Üstünlüğü ise senin, kâinât ve onun hizmeti sayesinde varlığını sürdürebilmelidir. Senin âcizligin, kâinâtsız yaşayamamandır. Efendiliğin ise rahatlamak için gözlerinle dünyadan faydalanman, lezzet almak için kulağınla, tad almak için ağzınla, ferahlamak için burnunla, yararlanmak ve hayâtını sürdürmek için ‘tüm uzuvlarınla dünyadan ve kâinâttan faydalanmandır.

Kâinât, göründügü şekliyle (zâhiren) senin emrine âmâdedir. Sen de mânen kâinâtın emrine âmâdesin. Zîrâ kâinât bir yiyecektir. Sen onu alır, yer, sindirirsin. Kâinât bir içecektir. Onu alır, içer ve boşaltırsın. Kâinât giysidir, sen onu giyer eskitirsin. Kâinât evdir orada oturursun. Bazen onu îmâr, bazen tahrîb eder, bazen de yıkarsın. Kainat sıcaklık ve soğukluktur. Sen ihtiyâcın nisbetinde bu ikisinden alıp kullanırsın. Sıcaklık şâyet istedigin miktarda ise onu tümüyle alırsın. Soğukluk da böyle, şayet istenilen miktarda ise onu tümüyle alırsın. Ama eğer bunlar ihtiyacından fazla ve sana faydalı olmayacak bir özellikte iseler, onlardan ihtiyacın, faydalanacağın ve tad alacağın kadarını alırsın, diğer kısmını terkedersin.

Kâinât ışık ve ateştir. Sen ihtiyacın nisbetinde bunları alır kullanırsın. Eğer bunlar ihtiyacın oranında ise kullanırsın, ihtiyacından fazla iseler, ihtiyacın kadarını alır, fazlalığı bırakırsın.

Kâinât, su ve topraktır. Bu ikisi istedigin miktarda ve ihtiyacın nisbetinde olunca sana faydalı ve uygundurlar. Bunlar faydalı olacak miktardan fazla olunca fazlalığı bırakır, ihtiyacın kadarını alırsın.

Kâinât, hava ve rüzgardır. lhtiyacın kadar olunca bu ikisi sana en faydalı şeylerdendir. Ama ihtiyacından fazla oldukları zaman seni yok eder ve öldürürler. Sen onlara hâkim olarak yetkini kullanır, hayatını devam euirmek için ihtiyacın nisbetinde hava ve rüzgarı kullanır. fazlasını terkedersin.

Kâinât, evlenme ve eş edinmedir. Bu, ihtiyaç oranında olunca senin için faydalı ve eğlencelidir. Ama ihtiyaç miktarından fazla olunca bedenine, kalbine ve aklına zarar verir. Sen bu faydayı elde etmeye yelkihsin, ihtiyacın kadarını kullanir, fazlasını bırakırsın.

Kâinât, insanlarla birlikte olmak, halk içine karışmaktır. Faydalı olacak miktarı geçmediği sürece bu iş yararlı ve uygundur. Ama faydalı olan miktarı aştığı zaman bedeni emir, kalbi yakar. Sen, emrine âmâde olanlara hâkim oluşumla, halk içme karışımının ölçüsünü anlayabilecek güçtesin. Faydalıyı alır, zararlıyı terkedersin.

Kâinât. uyku ve uyanıklıktır. Bunlar bedeninin gelişimine ve yaratılışının tazelenmesine uygun miktarda olunca senin için faydalıdırlar. Gelişim ve tazelenme miktarını aşınca, bedenine ve tabiatına zarar verirler. Oysa sen onlara hâkimsin. Senin görevin, gelişim ve güçlenmen için gereken miktarda bunları kullanman, bedenine zararlı ve bünyeni tahrîb edecek olan fazlalığı ise terketmendir.

Kâinât, yeme, içme, işitme, koklama, söz, iş, hareket ve duruşlardir. Bunlar ihtiyaç nisbetinde ve bedenin taşıyabileceği miktarda olunca faydalı ve lezzetlidir. Ama ihtiyaçtan ve bedenin taşıyabileceği miktardan fazla olunca bedene, akla ve idrâke zarar verirler. Oysa onlar senin hizmetinde oldukları için sen bunlara hâkimsin. Bedenine karşı şefkatli olman gerekir. Bunları hayatının devamı ve bedeninin güçlenmesi için ihtiyacın nisbetinde ve yaratılışının gücü oranında kullanmak istiyorsan fazlalıktan ve aşırılıktan kendini uzak tut! Böylece hâlinin ve bünyenin devamını temin etmiş olursun.

Kâinât, bâtınî konularda tefekkür ve zâhirî konularda derin düşünceye dalmaktır. Bu, insanın gücü nisbetinde ve karakterin taşıyabileceği miktarda olunca en faydalı. en yüce ve en dâimî iştir. Ama bu derin düşünce insan yapısının ve karakterinin taşıyabileceği sınırı aşınca aklı ve idrâki yakar, yok eder. Oysa sen, bu emrine âmâde olan şeylerin hâkimisin. lzlemen gereken yol, onların kemiyetini ve miktarını dikkate alman, faydalı miktarını belirleyip kabul etmen, zararlı olan fazlalığı ise atmandır.

Kâinât, irâde ve dilemedir. Yaratılışın ve karakterin taşıyabileceği miktarda olunca bunun faydası sonsuzdur. Ama taşıma sınırını aşınca insanı tamamen yıkar ve yok eder. Halbuki sen bu hizmetindeki şeylerin idârecisisin. Bu işin çaresi ve yolu dengeli olmak, ölçülü davranmak. sınırı aşmamaktır. Bu sayede varlığını devam ettirebilirsin. faydalıyı alıp zararlıyı terkedebilirsin. Neticede, emrine âmâde olan şeyler, Rabb’lerine senden şikâyetçi olmazlar.

Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah‘a mahsustur. Salât ve selâm da peygamberlerin en hayırlısı ve efendisi Hz. Muhammed’e ve onun tertemiz yakınlarına.

Yusuf el-Hemedani – Hayat Nedir?,syf.99,101

——

Yüsuf’ Hemedânî, Risale (fi enne’l-kevne musahharın li’l-insan). (Istanbul) Köprülü Kütuphânesi. E A. Pasa. nr. 853. v: 209n-212b. Arapça.

Câsiye. 45/13.

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir