İki İyi Şey Arasında Ayrım Yapmaya İlişkin Bilgi Üzerine Ve Nefsin İnsanı Buna Nasıl Çağırdığına Dâir

İki İyi Şey Arasında Ayrım Yapmaya İlişkin Bilgi Üzerine Ve Nefsin İnsanı Buna Nasıl Çağırdığına Dâir

Bazan insan büyük bir faziletle karşılaşır. Nefsi ve düşmanı ise,onu bundan daha düşük bir fazilete davet ederler. Mesela, namaz kılan bir insanı, nefsi ve düşmanı daha çok dersin faziletli olması nedenini  öne sürerek, namazda hızlı hızlı okumaya çağırırlar. Nedeni şudur: Nefs ve düşman, namazdaki kıraatin yavaş yavaş icrama karşıdırlar.

Çünkü, okunan âyetlerin anlaşılmasının nefse ağır gelmesi bu âyetlerdeki vaad ve vaidin geçmesi ve nihayet dünyevî şeyleri düşünmenin verdiği rahatlık yüzünden, âyetleri hızla okur geçer. Oysa anlamak, kal­bin incelmesi ve korkusunun coşması, en evla olan yoldur.

Benzer şekilde kişi, dinç ve sağlıklı olmasına rağmen namaz kılar­ken nefsi, uykuya çağırır ve ona şöyle der: “Yarın daha güçlü olursun.” “Böylece, namaz kılabilecek durumda olmasına rağmen, kılmaz. Zaafı­nın nefsinden geldiğini kestiremez. Eğer bir güçsüzlük içinde olduğunu düşünürse, durup bir düşünsün. Eğer bu zaaf,namazdan daha efdal olan şeyden alıkoyuyorsa, bu zaafın gündüzün kendini güçsüz bırakmayacak kadarına tahammül ederek namazını kılar. Eğer namazdan daha alt düzeyde bir şeyden alıkoyuyorsa, namazı tamamlar, yarıda bırakmaz. İçerisinde yararlanılacak bir şeyler bulunan toplantı da böyledir.O zaman nefs, o toplantıdan gelen iyiliği hatırlar. Kul da o faydaya doğru yönelerek, meşgul olduğu şeyi bir kenara bırakır.

Kişinin oruçlu olması da aynı şekildedir. Onun yüzünden yemek külfetine girmeksizin iftar etmezse üzülmez düşüncesiyle herhangi bir kardeşinin memnun olması için iftar eder. Eğer yemek külfetini onun için sırtlanıyor ya da, bunun, kardeşliğe layık bir kardeş olarak kırılacağını biliyorsa, sevinmesini sağlar ve orucunu bozar. Sadece böyle bir kardeş yüzünden tüm bu külfetlere girmesi dışında, başkası için oruçunu bozmaz Ya da Hz. Peygamberin, yeminlerle ilgili hadisini gözönune alarak, orucunu açması için yemin verildiği durumlarda yine orucuna bozar.

Berâ b. Azib şöyle dedi: “Hz. Peygamber (s.a.v) yemine sâdık olma­mızı emretti.”

Aynı şekilde oruç, namaz ve benzeri amelleri bırakır. Riya ve yap­macıklıktan uzak duramam korkusuyla başladığı ameli yanda keser. Oysa Allah Tealâ, başlanan amelin bitirilmesini irade ve emretmiştir Kişinin bu yaptığı hiç de doğru değildir. Riya ve başka hallerin başına musallat olması hariç tutulacak olursa, amelinin geriye kalan büyük bölümünde bu konuda nefsine itaat etse bile, hoşnutsuzluk ve diretme, halleriyle mücadele etmesi gerekir. Halbuki insanlar, (riya korkusuyla) ameli bırakmakla emrolunmamışlardır. Ya da şöyle bir şey yapar: Açık­tan açığa yapmaya başladığı ameli, gizli yapmak üzere yarıda bırakır. Oysa, amelin gizli yapıldığı sırada onu terkettiği ve tembellik gösterdiği zaman, işte tam da bu sırada nefsinin hilesini önceden tecrübe de etmiştir.

 

Haris el Muhasibi-Er-Riaye(İnsan yay.)

 

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir