Kendinin Körü Olmak

31420 Kendinin Körü Olmak

1.

Ferîdüddin Attâr hazretleri Mantıku’t-Tayr adlı kitabında, Hz. Musa aleyhisselâm ile ilgili bir hikâye aktarır. Hz. Musa zamanında gece gündüz ibadetle meşgul olan bir âbid vardır. Sabahlara kadar Allah’a ibadet etmesine rağmen, bu âbid bir türlü yaptığı ibadetten zevk alamamakta ve kalbinde bir ferahlık oluşmamaktadır. Bu âbidin aynı zamanda çok güzel ve uzun bir sakalı vardır ve bu sakalını sürekli taramaktadır. Bir gün âbid, Hz. Musa’yı görüp hemen yanına gider ve, ”Ey Tûr dağının kumandanı! Allah rızası için Hak Teâlâ’ya sor bakalım, ibadetimden zevk almayışımın ve bir hale eremeyişimin sebebi nedir, bir öğren” der. Hz. Musa, Tür dağına çıkınca bu meseleyi de Allah’a sorar ve şu cevabı alır: “Uzak dur! Bizim vuslatımıza eremeyen kimse, daima kendi sakalıyla uğraşıp durur.” Hz. Musa, Tür dağından inip aldığı cevabı âbide iletince, âbid ağlamaya ve sakallarını yolmaya başlar. Bu durum karşısında Cebrâil gelip Hz. Musa’ya şöyle der: “Şimdi de yine sakalıyla meşgul.”

2.

İnsan en çok kendinin körüdür. Bu cümleyi şimdilik heybemize koyalım ve hikâyeyi anlamaya çalışalım. Mâlumunuz, âbid sürekli ibadet eden kişiye verilen sıfattır. Nasıl sürekli zikir çekene Zâkir deniyorsa sürekli ibadet edene de âbid deniyor. Hikâyenin ana karakteri bir âbid. Ama Önemli olan şurasıdır: Bu kişi, âbid olarak ikamet ettiği şehirde ün yapmış dolayısıyla herkes tarafından çok ibadet ediciliği ile biliniyor. Öyle ki ismiyle değil sıfatıyla insanlar arasında yer etmiş. Bu yüzden hikâyede de gerçek adı geçmeyip âbid diye anılıyor. Sanıyorum nereye varmaya çalıştığım anlaşıldı. Meşhur olmaktan bahsediyorum. Şöhretin âfet olması haline atıf yapıyorum. Şöhretin, insana kendini göstermeyen bir ayna olması halinden dem vuruyorum. İsterseniz içimdeki cümleyi ortaya koyayım: “Şöhret, en büyük körlük sebeplerinden biridir.” Peki, nasıl bir körlük diyeceksiniz. Hemen cevap veriyorum: Kendilik körlüğü!

3.

Hikâyede âbidin sakalını sevmesi ve sürekli ilgilenmesinin yanlışlığı vurgulanıyor. Halbuki altı üstü bir sakal diyebilirsiniz. Ama durum hiç de göründüğü gibi değil. Zira sakal burada bir metafor. Kişiyi asıl amacından uzaklaştıran her türlü sevgi bu metafora dahildir. Düşünsenize, kendini Allah’a adamış birine, sürekli ibadet eden ama ettiği ibadetin üzerinde etkisini görmeyen birine sorunun sakalına gösterdiği aşırı ilgi olduğu söyleniyor. O halde kalplerin kimin evi olduğu ve o eve ağyarı almanın sonuçları üzerine düşünmeliyiz.

4.

Put… Sakın, “Bizim putlarla işimiz yok, biz tüm putlarımızı kırdık” demeyin. Zira bu söylem de başlı başına başka bir put. Hikâyedeki sakal mevzuu bir türlü yenemediğimiz zayıflıklarımıza, tövbe edemediğimiz veya tövbe edip yine bozduğumuz günahlarımıza denk geliyor. İşin kötüsü ise insanın kendi eliyle dikilen bu putların her geçen gün büyümesi ve kişiyi ele geçirmesidir. Hikâyedeki âbid; beğenilmek, uzun ve güzel sakalı olduğunun bilinmesini istemesi ve bu sayede insanlar arasında öne çıkmaya yeltenmesi sebebiyle azara duçar oluyor.

5.

Abid, ibadetlerinden feyiz alamama halini Hz. Musa’ya anlatıyor çünkü çözüm arıyor. Burada hazreti Musa elçi görevindedir. Yani ayna… İnsan kendine bir ayna bulmadan kendi hakikatine dair bir bilgiye ulaşamaz. Çünkü insan kendi kendine ayna olamaz. Kendinden âleme yansıyan etkiyi tartmadıkça kişinin kendine karşı körlüğü devam eder. Ya insan kendisine ayna olan kişiyi yanlış anlarsa!

6.

Cebrâil aleyhisselâmın gelip Hz. Musa’ya, ”Şimdi de yine sakalı ile meşgul” demesi ise âbidin hâlâ durumun farkında olamadığını gösterir. Zira âbide sakalını kesmesi veya yolması söylenmiyor. Ona sakalı ile çok meşgul olduğu söyleniyor. Çünkü sakalı kesmekle kişi içindeki bâtıl sevgileri yok edemez. Abid, Hz. Musa’nın cevabı üzerine bu yanlış durumdan nasıl kurtulacağı üzerine düşünmeli ve Hz. Musa’dan yardım talep etmeliydi. Tez hareket edip yanlış karar vermemeli ve sorunuyla yüzleşmeye dair bir çaba içine girmesi gerekirdi. Kişi sorunlarıyla veyahut günahları ile yüzleşmedikçe bunların üstesinden bir türlü gelemez. Sakal yolmak gibi geçici çözümler sadece sorunu büyütür. Kaldı ki sakal bırakmak güzel bir ameldir’ ama insan güzel amelleriyle de mağrur olabilir. Sonuç olarak sakalın hiçbir suçu yok, sorun sakala yüklenen algıdadır.

7.

Evet, insan en çok kendinin körüdür ve bu körlüğü ile bir Ömür renkli bir hayat yaşadığını sanır.

Sulhi Ceylan – Özgür ama Tutsak,syf.57,60

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir