İbnü’l-Arabî evvelemirde orjin problemine dikkat çekerek insanın ilahi surete göre yaratılmış olması ile ahlakın ilahi niteliği arasında bağıntı kurar. O, bununla ahlaki görecelilik fikrinin yol açtığı problemleri bertaraf etmeyi ve ahlaki eylemlerimize, üzerinde uzlaşı sağlanmış bir dayanak noktası tespit etmeyi amaçlamaktadır. insanın ilahi surete göre yaratılmış olması ahlaka doğrudan doğruya ontolojik bir veçhe kazandırmaktadır. Ahlakın kaynağı ve ahlaki eylemlerimizin ölçüsü meselesi ontolojik bir temele dayanmadan çözüme kavuşturulamaz. Ahlak kelimesinin etimolojik tahlili dahi bizi orjin problemi ile karşı karşıya getirmektedir. Çoğulu “huluk” olan ahlak kelimesinin yaratılmışlar anlamındaki “halk” kelimesi ile ilişkisi vardır.[1]
İnsanın ilahi surete göre yaratılması ve bunun ahlakla ilişkisi bizi doğrudan doğruya fıtrat kavramına götürür. İbnülArabî fıtratı, “insanların üzerine yaratıldığı şey” diye tarif eder ki bu ilahi surete göre yaratılmış olmalarıdır.[2] ilahi surete göre yaratılmış olmak insanın bütün ilahi isimleri kendinde toplayan bir varlık olmasıdır. İbnü’l-Arabî Kur’an-ı Kerimde insanın halife olarak adlandırılmasını da bu anlamda yorumlamaktadır.[3] İnsan fıtraten Hakk’ın kemal sıfatlarını taşıyan bir varlıktır.
İbnü’l-Arabî insanın zuhurundan öncesine ait bazı bilgiler taşıdığını, bu bilgilerin onda apriori olarak bulunduğunu düşünür. Bunların başında insanda fıtri olarak bulunan Tanrı inancı yer alır. Sufiler bilgi ve ahlak görüşlerini bu bilginin önceselliği fikrine dayandırmışlardır.[4] Ibnul-Arabi’ye göre insan, fıtratı itibariyle Tanrı’yı bilir.[5] Ancak bazı arızi nedenler bu bilgiyi unutmasına neden olmuştur. İnsanın varoluş gayesi olan kemale ulaşmak Tanrı’yı bilmeye bağlıdır. Tanrı hakkında bilgiye dolayısıyla kemale ulaşmak ahlaklanma ile mümkündür. Tahalluk biahlakillah yani Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak insan için Tanrı hakkında bilgiye ulaşmanın yoludur. İlahi ahlak insanın fıtratında bilkuvve mevcuttur. Ahlaklanma bunun fiilî hâle gelmesidir. İnsan fıtraten sahip olduğu ilahi nitelikleri yerinde kullandığı zaman ilahi ahlakla ahlaklanmış olur ve dolayısıyla kemale ulaşarak Tanrıyı bilir. İnsanın toplayıcı varlık yani kevn-i cami olması Tanrı hakkında bilgi edinmesini sağlarken diğer taraftan bu özelliği bütün varlıklar hakkında bilgi sahibi olmasına imkân sağlar.[6]
İbnü’l-Arabî yaratan, açan, yaran anlamlarına gelen el-Fâtır[7] ismi ile fıtrat kelimesi arasında irtibat kurarak bundan hareketle “Fıtrat Allah’tır.” cümlesine ulaşır. İbnul-Arabi’nin bilgi ve ahlak düşüncesinde temel ilkelerden biri olan bu cümle insanın fıtri olarak ilahi surete göre yaratılmış olmasını açıklayıcıdır.[8] İbnul- Arabî şöyle der; “Fıtrat, insanların üzerinde yaratıldığı şeydir. ‘Her doğan fıtrat üzerinde doğar.’[9] Allah,‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’buyurdu. Onlar da ‘Evet!’[10] dediler. Öyleyse Allah onları ancak‘kendi üzerinde’yarattığı gibi ancak kendisiyle yarattı.”[11] Metinde geçen “Her doğan İslam fıtratı üzerinde doğar.’anlamındaki hadis Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat diye yorumlanmıştır.[12] İbnü’l-Arabi her insanın fıtrat üzere doğmasını insanların Allah’ın Rablığına şahitlik ettikleri Elest âlemindeki misak- la özdeşleştirir: “Halis ahit (din), Allah’ın âdemoğullarından aldığı ahittir. Allah onu zürriyetlerini bellerinden çıkartıp kendilerine şahit tuttuğunda onlardan almıştır. Âdemoğullarından her biri bu fıtrat üzere doğar ki ‘Herkes fıtrat üzere doğar.’hadisinde bu durum belirtilir, kastedilen halis misaktır. ”[13] İnsan şehadet âleminde zuhur edince bu misakı unutmuş, birtakım arızi nedenler asli tabiatından sapmasına neden olmuştur.
Fıtrat gerek insanın bizzat kendisinden kaynaklanan nedenlerle gerekse çevresel faktörler nedeniyle bozulabilir. Nitekim “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar, anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” hadisi bu çerçevede yorumlanmıştır. Hadiste insanın selim fıtrat üzere kalmasını engelleyen dış etkenler dile getirilmiştir. Sufiler bozulmamış fıtratı “selim fıtrat” terimi ile ifade ederken fıtratın bozulması için itidali kaybetme, sapma, inhiraf terimlerini kullanmışlardır.[14] Ibnü’l-Arabî fıtratın bozulması hakkında şunları söyler: “Asıl iman, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrattır. Bu, insanların, misak ahrken Allah’ın birliği hakkındaki tanıklıklarıdır. Doğan herkes, bu misak üzere doğar. Fakat bu cisimle, doğayla sınırlanmış bir hâlde unutma yerine geldiğinde, Rabbi karşısında bulunduğu durumu bilememiş ve (verdiği sözü) unutmuştur.015 Îbnü’l-Arabî’ye göre bu bilgisizlik ve unutma, bir çeşit kirlenme hâlidir. Seyr ü sülük insanın üzerinde yaratıldığı fıtrata, asli tabiatına dönüşü sağlayan bir arınma yöntemidir.[15] îbnü’l-Arabi hadiste de belirtildiği üzere İslam inancını insanın üzerinde yaratıldığı fıtratla özdeş sayarak “Fıtrat Allah’ın insanları üzerinde yarattığı tevhid dinidir.” der.[16] İnsanların Elest âlemindeki şahitlikleri fıtri olarak tevhid inancına sahip olduklarını gösterir.[17]
îbnü’l-Arabi’nin ahlak görüşünü temellendirmek için insanın ilahi surete göre yaratılmasını merkeze alması şeriatın ahlaki eylemlerimiz için ölçü olması gerektiği düşüncesine yol açmak içindir. Zira insan ilahi nitelikte bir varlık olduğu gibi şeriatın menşei de ilahidir. İnsan ve şeriat her ikisi de Allah’tan geldiğine göre şeriatın getirdikleri insanın doğasına uygundur. “İnsan ve Kur’an ikiz kardeştir.”[18] Dolayısıyla insanın fıtratıyla mütenasip ahlaki ilkeler de şeriatta bulunmaktadır.
Ahlak insanda bilkuvve hâlde bulunan kabiliyetlerin açılımı, bilfiil hâle gelmesidir.[19] Ancak gaye ve mizacın etkisi altında bulunan akıl ahlakın bilfiil hâle gelmesinin ölçüsünü tayin edemez. Şeriat bu noktada insan doğasına yardımcı olmak için gelmiştir.[20] Ahlaklanmada ölçü “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak” olmalıdır ki kabiliyetler olması gerektiği surette ortaya çıkabilsin. Şâri’nin, Allah’ın ahlakı hakkındaki haberlerine itimat ederek şeriatın hükmüne göre davranmak gerekmektedir.[21]
îbnü’l-Arabî Hz. Peygamber’in “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” hadisini ahlakı, Allah’a bağlamak çerçevesinde yorumlar. Hadis Hz. Peygamber öncesi devirde de güzel ahlaka dair bir bilgi olduğuna ancak bu bilginin nakışlığına dikkat çekmektedir, insanlar şeriat gelmezden önce de cömertliğin ya da dürüstlüğün faziletine inanıyorlardı. Peygamber’in tamamladığı nakısa şudur; bütün ahlak ilahidir ancak ahlaki niteliklerin kullanım yerlerinin doğru tespit edilmesi gerekir. Peygamber güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiştir. Çünkü güzel ahlak Allah’ın ahlakıdır. Memduh ya da mezmum ahlak denilen durumlar bu ahlakın nerede kullanılacağının bilinmemesinden kaynaklanır. Söz gelimi haset etmek kınanmış bir nitelik iken malını infak eden bir kimseye haset etmek kınanmışlık hükmünü kaldırır.[22] Konevî’ye göre de Hz. Peygamber kullanım yerlerini göstererek kötü sıfatlar için bile kemaller ortaya çıkarmıştır.[23]
İbnü’l-Arabî fetret-i vahiy devrelerinde davetin ulaşmadığı insanların ahlaki durumunu da ele alır. Böyle dönemlerde akıl, güzel ahlakı gaye ve mizacın etkisi altında belirler. Sözgelimi iyilik yapana teşekkür etmek aklen iyi bir davranıştır.[24] Bu tür davranışlar sahiplerine ahiret hayatında yarar da sağlar. Akıl bazı durumlarda şeriatın maksadına uygun yargılara da varabilir. Ancak şeriatın inmesinden önce aklın belirlemesi ile Allah’a yaklaşma amacı gütmeksizin sergilenen tutum ve davranışlar itaat ya da ibadet diye isimlendirilemez. Aklın Allah’a yaklaşmayı sağlayan davranışları belirleme imkânı yoktur. Akıl, örfte de yer alan ve maruf sayılan ahlaki ilkelere ulaşsa da bu ilkelerin Allah’a yaklaştırıcı olmaları hususunda kesin bir hükme varamaz. Bu davranışlar olsa olsa güzel ahlak ya da yapılması güzel şey diye isimlendirilir, ibadet amacı taşısa da taşımasa da güzel ahlak özü gereği istenilen bir şeydir, ibadet amacı taşımazsa sadece fazilet olurken ibadet amacı taşırsa fazilet üstüne fazilet olur, Her ne kadar Allah’a yaklaşma kastı olmaksızın güzel ahlak sahibi olmak yarar sağlasa da Allah’a yaklaşma niyeti ile yapılan ameller efdaldir.[25]
Ahlaki eylemlerimizin nedenleri, İslam ahlak düşüncesinin önemli meselelerinden biridir. Pek çok ahlakçı düşünüre göre ahlaki eylemlerin niteliğini belirleyen şey yapılış nedenidir. Ahlaki eylemin salt erdemi gaye edinmesi gerektiği noktasındaki yaklaşımların yanı sıra[26] ahlakın kutsalla ilişkisini kurmaksızın ortaya konan eylemlerin değersiz olduğunu savunan yaklaşımlar davardır. Konumuzla yakın ilişkisi açısından Guenon’un düşüncesine göz atmakta fayda vardır. Guenon, Ibnul-Arabi’den farklı olarak bazı eylemleri ahlaki bir nedenle yapan bir kimse ile gerçek bir manevi tekâmül için yapan arasındaki farka dikkat çeker. Bu iki kişinin faaliyetleri aynı olsa da niyetleri farklı olduğu için hiçbir zaman aynı kavrayış derecesine tekabül etmezler. Ahlak, kutsalla ilişkisini yitirirse gerçek bir sapmadan söz etmek gerekir.[27] Ibnul-Arabi ise güzel ahlakın özünde istenilen bir şey olmasından hareketle manevi tekâmülü amaçlamasa da güzel ahlaka bir değer atfetmiştir.
Serap Kılıç – Allah’ın Ahlakıyla Ahlaklanmak,syf:23-28
Dipnotlar:
[1] William Chittick, Hayal Alemleri, s. 60, çev. Mehmet Demirkaya, İstanbul, 1999.
[2] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 6. cilt, s, 298, William Chittick, Hayal Âlemleri, İstanbul, 1999, çev. Mehmet Demirkaya, s. 86.
[3] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 6. cilt, s, 294,
[4] Ekrem Demirli, İslam Metafiziğinde Tanrı ve İnsan,, s. 157.
[5] İbnü’l-Arabi, Fütûhât, 6. cilt, s. 295.
[6] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 6. cilt, s. 295.
[7] İbnü’l-Arabî’ye göre el-Fâtır isminin anlamı, mümkünleri yolduktan varlığa çıkararak nuruyla izhar eden, eşyayı birbirinden ayrıştırandır. Ib’ nü’l-Arabî, Fütûhât, 6. cilt, ss. 297-298.
[8] Ekrem Demirli, Îbnüi-Arabî Metafiziği, s. 32,310.
[9] Buharı, “Cenâiz”, 92; Ebu Dâvûd, “Sünne”, 17; Tirmizî, “Kader”, 5.
[10] Araf, 172.
[11] Ibnü’l-Arabî, Fütûhât, 6. cilt, s. 298.
[12] ibnü’l-Arabî, Fütûhât, 6. cilt, ss. 294-295.
[13] ibnü’l-Arabî, Fütuhat, 15. cilt, s. 145, bkz. ibnü’l-Arabî, el-Ukletul-Müs- tevfiz, s. 122, ibnü’l-Arabî, Kitâbut-Tecelliyat, s. 54.
[14] Ekrem Demirli, ibnü’lArabi Metafiziği, s. 327, Sufı Kitap, İstanbul 2013.
- îbnü’l-Arabî, Fütûhât, 10. cilt, s. 131.
[15] “Hâdisliğin temizlenmesi fıtrat, fıtrat ise ilk yaratılışta sayesinde Allah’a şahitlik edilen temizlik hâlidir.” îbnü’l-Arabî, Fütuhat, 17. cilt, s. 282.
[16] îbnü’l-Arabî, Fütuhat, 1. cilt, s. 154,
[17] Ekrem Demirli, İslam Metafiziğinde Tanrt ve İnsan, s. 327.
[18] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 11. cilt, s. 184.
[19] Ekrem Demirli, İbnü’l-Arabî Metafiziği, s. 291.
[20] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 10. cilt, ss. 315-316.
[21] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 7. cilt, s. 391.
[22] İbnü’l-Arabî, Fütühât, 8. cilt, 8,293.
[23] Konevî, Fusûsul-Hikemin Sırlar^ s. 50.
[24] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 10. cilt, s, 134.
[25] İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 6. cilt, s. 168,3. cilt, s. 197,4. cilt, s. 366,10. cilt, s. 318.
[26] Bu yaklaşımlara örnek olarak bkz. Macit Fahri, İslam Ahlak Teorileri, s- 189 vd. çev. Muammer İskenderoğlu, Atilla Arkan, Litera Yay., Istan* bul, 2004.
[27] Rene Guenon, Manevi İlimlere Giriş, ss. 64-65, İnsan Yay., îstanb > 1997.


0 Yorumlar