Topraktan Olanın Kibr’i Neyine

Topraktan Olanın Kibr'i NeyineLokman(a.s.)’ın oğluna söylediği gibi:” Oğulcuğum, topraktan olanın kibr neyine”.

Allah rahmet etsin doğru söylemiş. Aslı, ayaklarla çiğnenen, üstelik tıynetimle kokmuş siyah çamur olan kimse, bu aslının insanlar arasında aşağı ve değersiz bir madde iken nasıl kibirlenir?! Zira başkasının değerini küçük göreceği zaman der ki:” sen, ayağımın altında çiğnediğim topraktan daha değersiz, daha kokmuşsun”.

Ademoğlunun aslı, ayaklarla çiğnenen topraktır, kokmuş balçıktır, bu asıldan sonra da pis bir nutfe olmuştur. Faslı (babası) da bundandır (bir kimse bir kimseyi küçümseyeceği zaman:”aslın ne faslın ne ’’der Araplarda asıl ata, fasıl babadır). Böylece aslı toprak, faslı nutfe olmuş olur. Aslı ayaklarla çiğnenen bir toprak, (faslı olan babasının) nutfesi ise vücut ve elbiseye sürüldüğü zaman yıkanan bir pislik. Öyleyse. bu, aşağılık, bu zayıflık ve bu pislikten yaratılmıştır. Allah’ın şu ayetini işitmiyor musun:

“Canı çıksın o insanın, o ne nankördür! Allah onu hangi şeyden yaratmış? Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş” ve bayağı bir suyun özünden “

Nebi (as) da: Allah :* Beni, ademoğlu mu aciz bırakacak?! Seni Resulullah (as)avucuna tükürerek) şunun mislinden yarattım’’buyurur, demiştir

İnanın yaratılışı bu pisliktendir Pislikler içinde kalmış, pislikten çıkmıştır; erkeğin bel kemiğinden sonra, bevlin aktığı yer vasıtasıyla kadının rahmine itilmiş,,sonra da kadının pislik çıkan yerinden dışarı atılmıştır.Enes b. Malikin dediği gibi; Ebu Bekr bize hitab eder; Hepiniz bevlin aktığı yerden iki kere ( bir erkeğinkinden, bir de kadınınkinden) çıktınız derdi .Bu sözleri işitince , hepimiz kendimizi pis görürdük,”

Ademoğlunun evveli topraktandır, sonra ölü nutfeden, sonra ölü bir kân pıhtısından, sonra et, parçasından, sonra , küçük ve değersiz , duymaz görmez, konuşmaz, düşünmez, hareket etmez bir ölü cisimden yaratılmıştır. Sonra ona ruh üflenmiş, bu hallerden geçtikten sonra dünyaya gelmiş, sonra da canlı ama yine zayıf, küçük, değersiz bir bebek olmuştur Sonra yine pisliklere terkedilir: Karnında ters, mesanesinde idrar burnunda sümük ağzında tükürük, kulağında kir, sonra diğer pis kokular ve kirlere sara onu… Gusul ve temizlikte hele bir gevşeklik göstersin ; hayvanlardan daha çok kokar, hastalıklara duçar olur.Ayrıca açlık, balgam,yel,kan gibi muhtelif rahatsız edici maddeler taşır vücudu.

Bütün bunlarla birlikte,o hakir işlerinde başkalarına muhtaç bir kuldur.Acıkıp acıkmaması,yaşayıp yaşamaması,uyuyup uyumaması elinde değildir.Bu hususlarda bir şey yapamaz,acıkmamak ister ama acıkır,susamamak ister ama susanır,hastalanmamak ister ama hastalanır,unutmamak ister ama unutur,unutmak ister unutmaz vs.

Bunlarla birlikte , ölümünün, istediği şeylerde olmadığından da emin değildir: ölümü, belki tokluğunda, belki uykusunda olacak, uyuyup uyanamayacak. Sahibi olan hakir bir kul, onu evirip çeviren başkası. Gece veya gündüzün herhangi bir bölümünde kulağının, gözünün, bütün organlarının, aklının veya bunların bazılarının gidip gitmeyeceğinden , geri alınmayacağından , başlangıçtaki görmez, işitmez, dilsiz, cahil hallerine emin değildir. Allah ın , kullarının birçoğuna bunu yap- tığını görüyor.

İçinde saklı olanı, organlarından herhangi birinin hareketini, kazandığını, harcadığını, yediğini, içtiğini gören sayan, hesaba çeken, bakan biri (Allah) vardır.

Malının mülkünün elinden alınmayacağından emin değildir; zira, mülkünde kendisinden başka bir malik (Allah) vardır. Kendisi, nefsine bile kendisine bile malik değildir.istediği şeyleri (yapmağa) kadir  degildir.

Bütün bunlara rağmen, Malikine, Mevlasına muhalefet eder, şükretmez, onu hatırlamağı unutur: O nun nehyettiği birçok şeyi yapar, emrettiği bir çok şeyi terkeder. Bu sebeble öyle azaplar hakeder ki, affetmedigi takdirde, köpekler, hınzırlar bile ondan daha hayırlı, daha üstün, daha temiz, daha üstün durumda olmuş olur. Zira hınzır ve köpekler, toprak olur ; o ise ebediyen azab görür. Yaratıklar yelinin pis kokusunu duysalar, o pis kokudan ölürler Onun vahşi görünüşünü görseler, korkudan bayılırlar. Susuzluğunu gidermek için içtiği sudan ter damla, dünyanın dağlarının üzerine damlasa , dağı eritir. Zilletin, alçaklığın, fakr-ü zaruretin, rezalet ve azabın içinde kalır.

 

Haris el Muhasibi,er Riaye

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir