Svend Brinkmann – Olan Biteni Kaçırma Keyfi ”Notlarım”

1186265_1681683375_SxohW-198x300 Svend Brinkmann - Olan Biteni Kaçırma Keyfi  ''Notlarım''Hayatın, zincirlerimizi kırıp bireysel tercihlerimizi gerçekleştirmekten ibaret olduğu fikrine giderek alıştık. Ne var ki mutluluk kimseye bağlı olmamak değil doğru bağları kurmaktır.

——————————-

Hiçbir şey kaçırmamamızı öğütleyen sınır tanımaz daha fazla, daha fazla, daha fazla düşüncesi çizgisel bir bakışa aittir. Ömür boyu süren bir öğrenme sürecinin parçası olarak, yaşamımız boyunca büyümeye devam etmeye teşvik ediliriz. Bunun sonucu, ebedi optimizasyon gerekliliği, yani önümüzdeki yıl, bu yılkinden daha çok şey yapma ihtiyacıdır. Pek çoğumuz hem hemstır çarkına hem de hedonik koşu bandına mahküm vaziyetteyiz ve bunun sonuçlarını stres, depresyon ve kaygı istatistiklerinde görüyoruz daha az
Sayfa 106

——————————-

Kararlarımızın sonuçlarına ilişkin beklentilerimizi düşük tutarsak daha iyi oluruz. Kaderimizi değiştirmekte uzmanlaştıkça, isteklerimizi gerçekleştirmekle ilgili beklentimiz artar. Bu bir kısırdöngüdür. Çoğu zaman hayatımız üzerindeki kontrolümüz, düşündüğümüzden çok daha azdır.
Sayfa 87

——————————-

En iyisi yerine “yeterince iyi” olanı hedeflersek daha iyi oluruz. Her zaman en iyisini istersek asla tatmin olamayız. Schwartz, ancak en iyisi ile tatmin olanlardan (maximisers) olmaktansa, yeterince iyisiyle yetinenlerden (satisficers) olmaya çalışmayı tavsiye eder. Hep en iyisini arayanların depresyona daha yatkın olduğunu öne sürer.  Sayfa 87

 

——————————-

Stoacılığın temel ilkeleri, bilindik Hıristiyan huzur duasında açıkça özetlenir: “Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sükünet, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için sağduyu ver.” Stoacılığın ana fikri, hayatta gerçekten de değiştiremeyeceğimiz şeyler olduğu, bu nedenle de benliği optimize etmek için bitmez tükenmez bir uğraşa soyunmaktansa, değiştiremeyeceklerimizi kabul etmeyi öğrenmenin gerekliliğidir.
Sayfa 81

——————————-

Robert Goodin, önceki bölümde sözünü ettiğimiz On Settling adlı kitabında Sıkı Dostlar filminden bir sahneye atıfta bulunuyor. Sahnede anne oğluna “Neden kendine hoş bir kız bulmuyorsun?” diye soruyor. Oğluysa “Buluyorum. Neredeyse her gece,” diye yanıt veriyor. Bunun üzerine anne 1srarla “Yuva kuracağın bir kızdan bahsediyorum,” diyor. Oğluysa tekrar “Buluyorum. Neredeyse her gece,” diyor.” Bu nükteli bir konuşma, fakat sürekli daha fazlasım, daha farklısını, daha yenisini istemekteki ahlâki mecburiyet yoksunluğunu —burada aşk ve cinsellik bağlamında– örnekliyor. Bu, hayata karşı devamlı bir tutum haline geldiğinde, hızla Kierkegaardcı bir estetik umutsuzluğa kapılıyor, her köşe başında bizi daha iyisinin beklediğini düşündüğümüz için de sonsuza dek memnuniyetsiz kalmaya mahküm oluyoruz.

İnceleyin:  İyi ve Kötünün Temeli: Akıl mı, İrade mi?

Bu yalnız umutsuzluk haline (bkz. önceki bölümdeki varoİuşsal tartışma) yol açmakla kalmıyor, mecburiyetlere dayanan ve dolayısıyla az çok sadakat, güven, fedakârlık ve benzer erdemler gerektiren ahlâklı bir hayatı yaşamamızı da zorlaştırıyor. Tüm bu değerler, itidalle ve yüzeyde çok heyecan verici duran şeyleri kaçırmaya razı olmamızla bağlantılı.
Sayfa 68

——————————-

Yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızla da tanımlanırız. Karakter, başka şeylerin yanı sıra, direnme, mahrum kalma, hayır deme becerisidir. Karakter kavramı karmaşık olsa da, ahlâki açıdan önemli en az iki unsur içerir. Bunlardan biri Clor ve (Aristoteles’e kadar uzanan) diğerlerinin ele aldığı, dürtüleri kontrol etme becerisiyle ilgilidir. Bu beceri olmadan haysiyetten yoksun kalır ve güvenilir ahlâki failler olamayız. Her anlık dürtümüze yanıt verecek olsak, bir anlamda hiç eylemde bulunmaz, edilgen bir biçimde güdulenir ve belirleniriz. Dürtülerimizle aramıza mesafe koyabildiğimiz, onları değerlerimizin ve diğer etmenlerin ışığında değerlendirip karar alabildiğimiz ölçüde özgur iradeye sahip oluruz.
Sayfa 65

——————————-

Senin yokken var hale gelmiş olman, halen var olman, insan haline gelebilmiş olman; görebiliyor olman, düşün bir, görebiliyor, duyabiliyor, koku, tat alabiliyor, hissedebiliyor olman; güneşin senin için parlıyor olması – senin rızan için; o yorulunca, ayın parlamaya başlaması ve ardı sıra yıldızların yanması.” Sözlerine varlığına sevinmemiz gereken pek çok olguyu sayarak devam ettikten sonra şöyle diyor: “Bütün bunlar sevinç duyulacak şey değilse, o vakit sevinç duyulacak hiçbir şey yok demektir”.”8
Sayfa 61

——————————-

Bu metinlerde Kierkegaard, insanların zambaklardan ve kuşlardan neler öğrenebileceğini irdeliyor. Verdiği yanıt, okkalı ve eski moda gelebilir; ancak kendine has bir şiiri de var: “Suskunluk, itaat ve sevinç!” Zambak ve kuşu öğretmen kabul eden Kierkegaard, insanlığın her şeyden önce suskunluğu, konuşmaktan sakınmayı öğrenmesini diliyor. Bunu öğrenmek zorundayız, çünkü ifade gücüne zaten sahibiz — aksi takdirde, sessizlik sanatını öğrenmeye gerek olmazdı. Zambak ve kuş ifade gücüne sahip olmadığından, sessizlikleri sanat değil; ama insanlık bunu öğrenmek zorunda. Neden diye soracak olursanız, dinlemeyi öğrenebilmek için!
Sayfa 59

——————————-

Frankfurt için bir şeye değer vermek, onu arzulamaktan veya şehvetle istemekten farklı bir şeydir. Bir şeyi bir an canınız çekip sonra hemen unutabilirsiniz. Fakat bir şeye bir an için değer veremezsiniz. Değer vermek, zamanla olan, hayatınızı yaşama biçiminizin ve kimliğinizin… daha fazla
Sayfa 44

İnceleyin:  Esas,Usûl ve Üslûb Üzerine

——————————-

Segal’a göre, anlamsızlık üzerine düşünebilmek için de boş zaman elzemdir. Boş zamanı, özel disiplin gerektiren, öğrenebileceğimiz bir sanat biçimi olarak görür. Boş zaman ille de amaçsız değildir; başkalarıyla birlikte ritüelleşmiş alışkanlık ve pratikler sürdürmeyi içerir.
Sayfa 34

——————————-

Daha basit bir yaşam için belli bazı önerilerde bulunan Segal’a göre, tüketim toplumunu geride bırakmanın yolu, emeğin asli değerini ekonominin odak noktası haline getirmekten geçer. Anlamlı bir şeyle uğraştığımız zaman çalışmanın adeta ödül olduğu söylenir. Buna göre… daha fazla
Sayfa 33

——————————-

Günümüzde iyi vatandaş, her şeyi tüketen, sınır tanımayan ve ilerleme hevesini hiç kaybetmeyen kişi. Tatmin olursanız, daha fazlasını elde etmek için sebebiniz kalmaz; dolayısıyla, tüketim toplumunda ve sürekli daha fazlasını istememize dayanan bir ekonomide, tatmin, erdemden… daha fazla
Sayfa 25

——————————-

İnsanlığın vakit kaybetmeden sürdürülebilirliği tartışma| ya başlaması ve tüketim toplumunun pek çok alanında degişiklikler yapması gerektiği aşikâr; fakat pek çok kişi sürdürülebilirlik kavramından bıktı bile. Onları anlıyorum. Bir keresinde ben de kendimi “Sürdürülebilirlik,… daha fazla
Sayfa 19

——————————-

Hepimiz odaklanmayı, bir şeylerin dışında kalmayı, önemsiz şeylerin daha azına tamah etmeyi öğrenebilir ve belki de böylece önemli olan şeylere daha fazla zaman ayırabiliriz. Antropolog Harry Wolcott, doktora öğrencilerine “Daha az şeyi daha iyi yapmayı” salık veriyordu. Belki… daha fazla
Sayfa 16

——————————-

“Her şeyi birden istersek” etik dahil herhangi bir şeyde iyi olma olasılığını ıskalamış oluruz. Bu düşünme biçimine göre dört başı mamur bir hayat sürmek, bir dereceye kadar kendine hâkim olmayı ve özdenetimi gerektirir. Mazoşist bir kendini cezalandırma biçimi ya da hayır…

——————————-

Elbette hayat ezelden beri belirsiz ve riskliydi ve insanlık kolektif olarak depremlere, sellere, kuraklıklara vs. karşılık vermek zorundaydı. Ancak modernlik ve beraberinde getirdikleriyle -endüstrileşme, teknoloji, kentleşme ve ussallaştırma-., birincil riskler (çevre kirliliği, nüfus artışı, iklim değişikliği, vs.) toplumun kendi davranışlarından doğar oldu. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı temel tehditler eskiden doğadan kaynaklanırken, artık bunlar kendi kendimize yaptığımız şeyler. Sorunlarımızın sebebi biziz ve bunları ancak onları yaratan toplum seviyesinde çözebiliriz.
Sayfa 28

——————————-

Muhammed Ali

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir