Kırk Katır Mı Kırk Satır Mı?

Şark mesellerinde ‘kırk katır mı kırk satır mı?’ diye bir ifade vardır. Ölümlerden ölüm beğenmek anlamındadır. Tam biz de ölümlerin dört yolunda ve dört kavşağındayız. Alttan, üstten ve her yerden bela ve felaketler yağıyor. Rehinelerimizi IŞİD’den kurtardığımıza sevinirken irademizi ABD’ye kaptırıyoruz veya rehin veriyoruz. IŞİD ne diye konsolosluk çalışanlarımızı rehin aldı? Salaklığından olmalı. Ne diye koalisyonun çatılması arifesinde bıraktı? Zamanlama da ilginç doğrusu! Kimin eseriyse? İki halde de irademizi ipotek altına aldılar. IŞİD rehinesi olmaktan kurtulurken Amerikan rehinesi durumuna düşüyoruz. En azından bu sürece doğru yuvarlanıyoruz. Ortada akıl almaz bir durum var.Şeytan oltası olan IŞİD bizi sonuç itibarıyla şeytanın kucağına itti.

Hadislerde ‘habailü şeytan’ diye bir tabir vardır. Şeytanın hileleri, tuzakları ve araçları. IŞİD bölge için bir şeytan tuzağı olmuştur. Baş şeytan ABD, tali şeytanları da ayartarak, yanına alarak bölgeye yeniden salınmıştır. Tali şeytanlar kümesinden bölge şeytanlarını da iki eksen veya mihver temsil ediyor. Haydar İbadi, Beşşar Esat ve Ali Hamaney ve tekmili birden yaverleri. Diğer tarafta ise ılımlı Arap bloğu olarak tabir edilen BAE, Suudi Arabistan ve Mısır var. Robert Fısk’ın yerinde tespitiyle fiiliyatta iki blokta Amerikan şemsiyesi altında buluştu, ortak haline geldi. Büyük şeytan rollerine ayar vermiştir. İradelerini başkalarına ipotek edenlerin hali ve meali budur. Şimdi bizi de şeytanların yedeğindeki koalisyona ortak etmek istiyorlar. Kademe görevleri yapmadığımız için de fazla bir seçeneğimiz kalmadı. Şartların kötüler koalisyonu lehine olgunlaşmasına seyirci kaldık. Aktifimiz hiç olmadı. Bu nedenle de fazla bir seçeneğimiz kalmadı.

ABD, Esat’ın zaman kazanması için çalışmıştır. Biz ise zaman kaybettik ve ABD’nin planlarını görmezlikten geldik. İrade ortaya koymak yerine beyhude onu ikna etmeye çabaladık. Şimdi koalisyona katılma karşılığında pansuman tedavilerden medet umuyoruz. ABD sözünde duracak olursa ve bize ek kazık atmayacak olursa! Rogers Planı malum. Edilgen ve zayıf taraf olarak biz sözlerine inanarak Yunanistan’ın NATO’nun güney kanadına dönmesine izin verdik ama onlar sözlerinde durmadılar. Geride sadece bize teselli veya hatıra armağanı babından hararetli bir aferin kaldı. Türkiye kademe görevlerini yapmadığından dolayı kademe kademe Amerikan tuzağına düştü. Türkiye kimseye kulak asmadan ödevlerini yapacaktı. Lakin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımayan bir yapı dostunu ve düşmanını nasıl ayırt edecekti ki? Ve ona göre davranabilecekti? Sorun burada.

Demirel gibi yumuşak davranarak, zamanı savarak, atlatarak ve zamanın her şeyin ilacı olduğunu varsayarak zamanın tuzağına düşmekten kurtulamazsınız. Hür Suriye Ordusu ABD’ye güvenerek kendisini imha etmiştir! Yapısını gevşettikçe gevşetmiştir. Sonunda da kendi planlarına uygun olarak yüzüstü bırakmıştır. Onlara fantastik muhalefet diyen Obama değil midir? Şimdi ise onlardan Esat’ı bekleyen ve kollayan bir Sahve rejimi (korucular sistemi) türetmeye çalışıyor! Her şeye katlanan buna da katlanır! Hür Suriye Ordusuna elek, baraj uygulayanlar ve silah vermeyenler IŞİD’e gelen silahları engelleyebildiler mi? Bu nasıl oldu?

Keza Suriye muhalefetine Boşnaklar gibi silah ambargosu uygulayanlar Rusya ve İran gibi ülkelerin sürekli olarak Suriye rejiminin silah stoklarını yenilediğini, yeni sevkıyat yaptığını görmediler mi? Muhalefeti Cenevre görüşmelerine katılmaya zorlayanlar Esat’ın karakterini, uzlaşmaz yapısını bilmiyorlar mıydı? Bütün bunlar bile bile yapılan hilelerdi. Suriye devrimi bir köşeye çekilmek isteniyordu. Söndürülmek. Türkiye’de sıfır elde var sıfırla bölgede uyanmış yeni düşmanlıklarla karşı karşıya kalacaktı. Ya da süngüsünü indirip PKK ile bile ortak olacaktı. Bedelsiz zafer, boyun bükmeyen de ihmal, kolaycılık yoktur.

ABD’nin yapısı ve karakteri belli. Lakin Türkiye’de bazı Nurcular maalesef ki Bediüzzaman’ın değerlendirmelerinden yola çıkarak Batı’yı (kimi zaman AB, kimi zaman ABD, kimi zaman ikisi de) sırdaş ve külfetsiz dost kabul ediyorlar. Bu da fikri bünyede kırılmalara neden oluyor. Belki Soğuk Savaş döneminde bir mazeretleri vardı. Ama şimdi hiç yok. Erdoğan’ın yerden yere vurduğu BM yapısı Obama tarafından övülmüştür. Obama kalleşçe bir ifadeyle BM’nin yapısını şöyle savunmuştur: Büyükler arasında savaş çıkmasını engelliyor. Demek ki onların derdi vurun abalıya ve küçükleri sürekli ezmek, ellerindeki lokmayı almak.

Rusya güneye Ukrayna’ya sarkarken; Batı camiası Putin saldırısını lafla geçiştiriyor. Buna mukabil, Obama da IŞİD bahanesi üzerinden Ortadoğu’ya daldı. Bölge ülkeleri ve Müslümanlar da karada ABD’nin bilvekale savaşçıları haline geldiler. 1991 yılından da beter bir durum. Coni sağ salim kalırken ölen de, öldürün de Müslümanlar arasından çıkacak. BM Genel Kurul toplantılarında Lavrov ile Kerry’nin IŞİD’i görüşmesinin başka bir anlamı var mı? Al gülüm ver gülüm. Bizim payımıza düşen ise kırk katır mı, kırk satır mı? Suriye olayları patlak vermesinden sonra Türkiye’nin bağımsız bir vizyonu ve onun ötesinde iradesi olsaydı bugün önümüzde bambaşka bir tablo belirecekti. Heyhat!

Bugün ümmet gibi Türkiye de içte ve dışta kuşatılmış durumda. Kime yanmalıyız? Kabahatin büyüğü bizde. Zamana oynayarak; IŞİD rehinesi olmaktan Amerikan rehinesi olmaya doğru yuvarlandık. Kendi düşen ağlamaz. Başkasının parasıyla, gücüyle gerdeğe girilmez. Vizyonu ve misyonu olanlar aldanmaz. Sisi’yi üreten sistemi hırpalamadıktan sonra Sisi ile uğraşsanız ne olur? Ağzınızı yormaktan başka!

Mustafa Özcan, Yeni Akit, 28.9.2014

Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir