Hadislere Akılcı Yaklaşım

hadis-tenkidi Hadislere Akılcı Yaklaşım

Mu’tezile’nin akılcı olduğu biliniyor. Günümüzde Ehl-i Sünnet olduğu gözüken insanlarda hadîslere akılcı yaklaşımın bariz bir şekilde ortaya çıktığı bir vakıadır. Hadîslere akılcı yaklaşma ve akabinde reddetmenin sebepleri nelerdir? Hadîslere akılcı yaklaşanlarda göze çarpan özellikler nelerdir? Hadîsleri böyle ele alanların temel yaklaşımları nelerdir?

Hadîslere akılcı yaklaşmanın elbette farklı farklı sebepleri vardır. Hadîslere akılcı yaklaşanlarda dikkat çeken ortak özellikler de söz konusudur. Hadîslere karşı reddedici tavır almanın sebeplerini ve bunu besleyen temel yaklaşımları toplu olarak şöyle belirlemek mümkündür:

a. Oryantalistlerin etkilemesi: Oryantalistlerden etkilenerek hadîslere eleştirel yaklaşanlar vardır. Buna oryantalistlerin büyüsüne, cazibesine kapılmak da diyebiliriz. Oryantalistlerden etkilenme iki türlüdür. Biri oryantalistlerin vardığı sonuçları alıp kullanma veya pazarlama; diğeri -bana göre daha tehlikeli olanı- ise oryantalist zihniyetle, üslupla, yaklaşımla ve metotla meselelere bakmadır. Bu, tam bir eksen kaymasıdır. Birincisinin tedavisi mümkündür, ama İkincisinin tedavisi ise -olmakla birlikte- oldukça güçtür.

b. Batılılarla siyasî ve ekonomik işbirliği içinde olup sadece hadîslere değil, İslâm’ın temel meselelerine şaşı bakan insanlar vardır. Bu daha ziyade sömürgecilik dönemlerinde görülen bir durumdur. Şimdi var mı, doğrusu bilmiyorum. Batıliların finanse ettiği, onların vakıflarında, derneklerinde araştırma yapanlar var mı, bilemiyorum.

c. Modernizmin etkisi: Hadîsleri modern toplumlarda kendisi İçin ayak bağı görenler de vardır. Zira hadîsler Kur’ân’ın anlaşılmasında birincil görevi görür. Hadîsler olmasa Kur’ân’ın modern topluma daha rahat uydurulabileceği düşünülmektedir.

d. Psikolojik sebepler: Kişi okuduğu hadîs kitaplarında bazı ilginç, acaib hadîslerle karşılaşmıştır. Buradan yola çıkarak “Böyle şey olmaz, bu hadîslerin hiçbirine güvenilmez!” diyerek feveran etmiştir. Şöhret, reyting gibi unsurları da buna dâhil edebiliriz. Hadîsleri reddetmek prim yapıyorsa, diğer bir ifadeyle hadîsleri reddetmek bir reyting unsuruysa insanlar bunun cazibesine daha fazla kapılabiliyor. Bazen de insanlar küçük yaşta eğitimleri sırasında veya okudukları medreselerde bazı katı kural, yaklaşım, anlama veya yorumlama ile karşılaşabiliyor. Yetişkin durumunda başka saikların da etkisiyle çocukluk çağlarında edinilen bu durum hadîslere karşı olumsuz bir yaklaşım olarak dışa vurabiliyor.

e. Davete engel görme: Bazıları da ilginçtir, bazı hadîsleri davete engel gördüğü için reddetmiştir. Mısırlı ilim adamı M. Gazzâlî’nin tavrı boyledir. Öyle anlaşılıyor ki, kişi çeşitli kesimlere İslâm’ı anlatmaktadır. Bu arada hadîslerden kaynaklanan sorulara muhatap olmaktadır. Bu sorular biraz da zordur. Hemen aklı ikna edecek cevaplar vermek kolay değildir. Bu sorulara cevap arayıp vakit kaybetmektense zaten zannî olan haber-i vâhidleri reddetmenin daha ekonomik olacağı düşünülmektedir.

f. Mahalle baskısı: Kişi çeşitli kesimlerle (meselâ laik kesimlerle…) iç içedir veya hadîslere karşı kitap, makale ve medya yoluyla yaygın bir söylem vardır. Toplumun hadîslerden kaynaklanan soruları olmaktadır. Bu sorular biraz kafa karıştırmaktadır. Araştırılıp cevaplar aransa çok da bu kesimi tatmin etmeyecektir. Bu kesimle teması koparmamak için hadîsleri reddetmenin kestirme bir yol olduğu düşünülmektedir. Bunun üstteki maddeyle bir farkı vardır. Üstteki maddede kişi gerçekten davet işiyle uğraşmaktadır. Burada ise davetçi olmak zorunda değildir. Entelektüel bir tatminkârlık içinde böyle davranışlar sergilenebilir.

g. Bazı ideolojilerin etkisi: Yukarıda modernizm demiştik. Burada daha spesifik ideolojilerden bahsetmek mümkündür. Meselâ feminizm. .. Bu anlayışın ağır bastığı insanlar özellikle kadınla ilgili hadîsleri rahatça, reddedebiliyor. Bu noktada bazen ateistlerin yazdığı kitaplar bile hadîslere olumsuz yaklaşmaya sebep olabiliyor. Meselâ eşitlik… Hadîslerde -hatta Kur’ân’da- buna aykırı durumlar varsa hemen eleştirebiliyor. Meselâ şiddet kültürü… Hadîslerde zahiren bunu ifade eden durumlar varsa kolayca uydurma denilebiliyor.

h. Hadîsi savunanların aşırılıkları: Bazen Öyle oluyor ki, hadîsi savunduğu iddiasında olanlar sahîh mi zayıf mı bakmadan Ehl-i Sünnet bir kitapta geçen bir hadîsin delil olduğunu, asla reddedilemeyeceğini söylüyorlar. Yeri geldiğinde akıl almaz bir şekilde zayıf ve uydurma hadîslerle görüşlerini takviye ediyorlar. Bu ta tabii olarak bir antipati oluşturuyor. “Hadîsler böyle bir şey ise demek ki, hadîsler hep böyle karmakarışık, akıl almaz” gibi bir algı ortaya çıkıyor. Bu da hadîslere olumsuz yaklaşmaya sebebiyet veriyor.

İnceleyin:  Ebu Talip Meselesi

i. Kur’ân’la hadîslerin çelişik olduğu iddiası: Bu da hadîsleri reddetmenin kolay bir yolu olarak tercih ediliyor. Zaten kesin aykırılık tespit edildiğinde kimsenin bu tür hadîsleri kabul edeceği yoktur. Ama aykırılığı biraz keyfimize biraz modern ideolojilerin baskısına göre belirliyoruz. Biraz da kendimizi aykırılık var diye zorluyoruz. Şefâatle ilgili, gaybla, kıyamet alâmetleriyle ilgili hadîsleri reddedenlerin tavrı böyledir: İllâ da şefâat Kur’ân’a aykırıdır; Kur’ân’a göre kıyamet ansızın kopacaktır; ansızın gelecek olanın alâmeti mi olurmuş… vs.

k. “Kur’ân’da yok” modası: Hadîsleri inkârın modern ifade tarzıdır. Aslında çok da modern sayılmaz, ama öyle diyelim. Kadere iman esastır; hayır, çünkü Kur’ân’da yoktur. Kabir azabı haktır; hayır, Kur’ân’da yoktur. Hz. îsâ’nın nüzûlü söz konusudur; hayır Kur’ân’da böyle bir şey yoktur. Mi’râc haktır; hayır Kur’ân’da yoktur. Bu yaklaşımda din varlarla değil, yoklarla kaimdir, nasıl oluyorsa!l.

l.“Âhâddır, mütevâtir değil” modası: Hadîsleri reddetmenin bir başka şeklidir. Mütevâtir ile ilgili düşüncelerimizi bir başka soruda ifade ettik. Mütevâtir değil, diyerek hadîsleri reddetmek eskiden beri olsa bile günümüzde ayrı bir renk kazanmış ve moda olmuştur. Aslında böyle diyenlerin mütevâtirden ne kastettiği de belli değildir. Bize göre âhâd-mütevâtir hadîsin sabit olduğuna dair bilgi kalpte hâsıl olduktan sonra böyle diretmenin anlamı yoktur.

m. Tarikatların yanlış uygulamaları: Tarikatların bazı yanlış uygulamaları, özellikle müridler arasında görülen uygulama ve söylemler de hadîslerin reddine sebep olmaktadır. Zira bu söylemlerde aşırılık vardır. Uygulamalarda işi özünden saptırmak vardır. Tabii iyi bir araştırmacıya düşen papaza kızıp oruç bozmak değildir.

n. Avamın yanlış algıları: Yukarıdaki maddeyle aynıdır. Ancak bu daha genel, müridler daha özeldir.

o. Müslümanları Kur’ân’dan soğutmama: İlginç bir karşı çıkış örneğidir. Meselâ hayızlı kadının Kur’ân okumaması… Daha genel olarak “özürlü hallerinde namaz kılıp oruç tutmamaları… İllâ da okumaları gerekir. Neden? Kur’ân’dan uzak durmasınlar. Ayrıca tabii bu yasak Kur’ân’da yoktur. İllâ namaz kılsınlar. Neden? Allah’tan uzak kalmasınlar. Saf ve masum bir gerekçe, ama Allah Resûlü’nün murâdı hilâfına… Bunu anlamak mümkün değildir. Bu yasağa uyulurken kişi ibadet yapmaktadır. Zira bir yasağa uymaktadır. İllâ Kur’ân okusunlar diye diretmenin ne anlamı vardır. Kur’ân kurslarında veya bazı eğitim yuvalarında özel hallerde Kur’ân okuyup okumama ise başka bir şeydir.

ö. Hadîste ıztırab görme: Bazı reddiyeciler ise hadîsler arasında manayla rivâyetten kaynaklanan lâfız farklılıkları gördüğünde hemen “bu metinler muztaribdir, amel edilmez” söylemine başvuruyorlar. Bunlar bazen zayıf ve sahîh hadîsleri beraber değerlendirip metinde ıztırab iddiasını dillendirebiliyor. Bu durum hadîsleri reddetmeye ayarlı bir Önyargıya sahip olunduğunu gösterir. Hz. Isa’nın nüzulü veya mi‘râc hadîslerini reddetmek bu tavra örnektir. Oysa konuyla ilgili çok rivâyet var. Sahîh de zayıf da var. Manadan kaynaklanan bazı problemler de söz konusu. Ama bütün bunlar bizi tercih imkânından mahrum bırakmıyor. Sahihleri esas almak mümkündür.

p. Bilime aykırı görme: Özellikle sineğin yemeğe düşmesiyle ilgili hadîs böyledir. Deve bevliyle tedavi, tıpla ilgili hadîsler buna dâhildir. Belki başka hadîsler de vardır. Burada bilimsel gelişmeler esastır. Ancak hangi bilimin bunu dediğine dair sarahat yoktur.

r.Günümüzün sosyal şartlarına aykırı olma: 1400 sene önceki Arap toplumunun örfleriyle bugünün toplumlarının örf ve alışkanlıkları aynı değildir. Bu da tabiidir. Ancak bu uyumsuzluğu hadîsleri reddetmeye gerekçe kılanlar da vardır. Özellikle yeme, içme, oturma, kalkma, evlilik, talâk vs. böyledir. Bunlar içinde örfle alâkalı olanlar vardır. Ama insanoğlu kendi şartlarını evrenselleştirmek ister. Her yerde onu arar. Yemeği parmakla yemek, parmakları yalamak, yere düşen ekmeği alıp yemek böyledir.

s. Hadîslerde İsrâiliyyât izi var: Bu da hadîsleri kolayca reddetmenin bir yolu olarak denenmektedir. Buna daha önceki sorularımız içinde detaylı cevap verdik. Belki bazı rivayetlere bunu uygulamak mümkündür. Ancak neye İsrâiliyyât denilecek neye denmeyecek konusunda ciddi bir metot ortaya konulamadığı için en ufak bir benzerliğe dayanarak hadîslere İsrâiliyyât damgası vurulmaktadır.

İnceleyin:  Herkesin Sevabı ve Günahı Kendine mi ?

ş. Alaycı yaklaşım: Bazı hadîsler alay konusu olabilmektedir. Reddedenler reddetmekle kalmayıp o hadîsi kabul edenleri alay konusu yapabilmektedir. Hz. Mûsâ’nın ölüm meleğini tokatlaması, yine Hz. Mûsâ’nın bir ayıbının taşa örttürülmesi, deve bevliyle tedavi, Kur’ân sahifelerini bir hayvanın yemesi… vs. Belki bazı hadîsler tenkide konu olabilir, ama bunları “İşte hadîsçiler bunları rivâyet ediyor!” diye alaycı bir tavır takınmak kişinin meselenin ne. kadar uzağında olduğunu göstermesinin yanında İlmî olmaktan da çok uzak bir durumdur. İlmî meselelerde, âlimlerin ictihâdlarıyla, güvenilir râvilerin rivâyetleriyle dalga geçmek olmaz. Bu ciddiyetsiz bir yaklaşım olur.

t. Çifte standart: Bu da hadîsleri reddedenlerde göze çarpan ilginç durumlardan biridir. Meselâ bunlar hadîsleri reddederler, ama Hz. Peygamber’in “Benden Kur’ân’dan başka bir şey yazmayın!” hadîsini delil olarak kullanırlar. Yine bunlar hadîslere karşı çekinceli davranırlar, ama siyaset mitinglerinde hadîs kullanarak liderlerini savunmaktan da geri durmazlar. Bunlar içinde hukukî hadîslere karşı çıkıp sadece ahlâka dair hadîsleri kabul etmek isteyenler de vardır. Ayrıca ilginçtir, hadîslere eleştirel yaklaşanlar, bunu savunmak için “Benden size nakledilen bir şey duyduğunuzda Kur’ân’a arzediniz…” şeklindeki mevzû’ hadîsi de delil olarak kullanabiliyorlar!

u. Sahâbenin adaletine ta’n: Hadîs reddedenlerin yıkmaya çalıştıkları bir engel de sahâbenin adaleti konusudur. Sahâbenin adaletine yaklaşımları hiç de adil değil. Duygusal ve oldukça agresif. Bazen alaycı tavırlara kaçtıklarını söylemek mümkün. Ayrıca sahâbenin adaletini niye tenkid konusu yaptıkları da belli değil. Bundan ellerine ne geçecektir? Hadîsler tenkid edilecekse sahabe bu işe bulaştırılmadan yapılabilir. O halde neden sahâbeye bulaşılıyor?!

ü. Hadîsleri yanlış anlama: Hadîsleri reddedenlerin bir özelliği de hadîsleri önce yanlış anlamaları, sonra ona uydurma demeleridir. Kadının fitne oluşuyla ilgili hadîs böyledir. Önce fitneye yanlış anlam veriyorlar, sonra böyle hadîs olmaz diyorlar. Bunun örnekleri oldukça fazladır.

v. “Hz. Peygamber böyle şey demez” söylemi: İstismara çok açık bir söylem olduğu açıktır. Hz. Peygamber söyleyeceklerini bize mi danışacaktı ki, böyle söylüyoruz? Ancak ciddi olarak kullanılırsa güzel bir metin tenkidi kriteridir. Onun için Hz. Peygamber’in hayatını, siretini, sünnetini ve Kur’ân’ı çok iyi bilmek gerekiyor. İnsan hadîslerle yoğrulmalı, sünnet kişinin eti- kanına dönüşmelidir. Böyle olunduğunda elbette bazı hadîsleri tenkid etmek mümkündür. Ama üç beş kitap okumakla, falan İzm ve ideolojiden etkilenerek “Hz. Peygamber böyle şey demez” demek ciddi bir sathiliktir.

y. Emevî uydurması: Bu hadîsleri reddetmek için geliştirilen güncel bir tepki söylemidir. Bir hadîsi beğenmiyorsanız veya o hadîs biraz geçmişle, tarihle, siyasetle alâkalı ise “bunlar hep Emevî uydurması” ifadesi bulunmaz bir söylemdir! Bazıları bunu tepe tepe kullanmakta mahir! Bunun bîr yansıması da falan hadîs için “sonraki gelişmelerin ürünüdür” diyerek onu reddetmektir. Özellikle siyaset ve hilâfet ile ilgili hadîsler böyledir. Bunları siyasetçiler veya onların yandaşları uydurmuştur. Böyle olunca zühd ve fakirlikle ilgili hadîsleri tasavvufçuların, meselâ sünnetin dindeki yerini vurgulayan hadîsleri aslında sünneti dinde delil kabul edenlerin uydurduğunu söylemeye bir mani kalmamaktadır.

z. Anlamaya yatkın olmayıp aceleci davranmaları: Bu da hadîs reddedenlerde görülen bariz bir özelliktir. Anlamaya çalışmaktan ziyade hemen reddediyorlar. Sanki yetişecekleri bir yer var. Bu ne acele! Bu kadar aceleye gerek var mı? İşte neden bu kadar acele ediliyor sorusunun cevabı da yukarıda ifade ettiğimiz unsurlarda saklıdır. Önce anlamak ve yorumlamak esas olmalıdır. Ama takdir edilir ki, anlamak zor iştir. Aynen bina yıkmanın artık çok kolay yapmanın zor olduğu gibi…

Görüldüğü gibi hadîsleri şu veya bu şekilde reddedenlerde göze çarpan temel Özellikler ve temel yaklaşımlar genel olarak bunlardır. Bunlar elbette sorunlu yaklaşımlardır. Hiçbir İlmî özellikleri yoktur. Sathî ve de çoğu duygusaldır. Bunlara çalışmamızda yer yer temas ettiğimiz için ayrıca üzerinde detaylı durmayı gerekli görmüyoruz.

Yavuz Köktaş – Günümüz Hadis Problemleri,syf.412-418

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir