Dünya Kâkimiyetinin Gölgesinde Millî Hâkimiyet

Millî Mücadele’nin nihai zaferinden ve Mustafa Kemal’in “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir” emrinden sonra, ikinci hedefin, İstanbul ve Trakya olması gerekiyordu. Ancak Mustafa Kemal bir süre İzmir’den ayrılmadığı gibi, kuvvetlerinin de İstanbul’a doğru harekette ağır davrandıkları görülmektedir.

Mustafa Kemal, İzmir’e giderek gösterdiği tavrı İstanbul’a karşı göstermedi/gösteremedi. Gerçi İngilizler, İzmit’ten itibaren İstanbul’u savunmayı göze almış görünürler. Asıl sebep yine de bu olmamalıdır. Mustafa Kemal’in ordusuyla İstanbul’a girmesi, İstanbul ile Ankara ara-sındaki ayrılığın hemen çözümlenmesini gerektirecekti. Bunun İngilizlerce de istenmemesi yüzünden Millî kuvvetlerin İstanbul’a girmesine karşı tavır almış olmaları muhtemeldir.

İstanbul’a girmiş bir Mustafa Kemal’in ya işgalcilerle çatışması -bu durumda Padişah ve İstanbul hükümetinin de ortak hareket ettiği bir cephe oluşacaktır- ya da işgalcilerin tarafsız kalması halinde ise İstanbul yönetimiyle meselesini halletmesi gerekiyordu. Bunun kuvvet kullanılarak gerçekleşmesi ise, en azından halk psikolojisi açısından, olumsuz sonuçlar doğurabilirdi. Padişahla karşı karşıya gelecek bir Mustafa Kemal’in ya ona bağlılık arz etmesi, ya da ihanetini ileri sürerek onu tahtından indirmesi yahud da ortadan kaldırması gerekirdi. Fakat o raddede Padişah’ın hain olduğuna geniş kitlelerin inandırılması mümkün değildi. Bu açıdan düşünülürse, en elverişli yol bir şekilde padişahın İngilizler eliyle İstanbul’dan uzaklaştırılmasıydı.

Osmanlı Devleti’nin sona erdirilmesi, yani saltanatın kaldırılması, Lozan görüşmelerinden çok kısa bir süre önce gerçekleştirildi (1 Kasım 1922). Saltanatın kaldırılmasının görünür anlamı dışında, çok önemli sembolik bir anlamı vardı: Ankara hükümeti böylece Osmanlı mirasının davacısı olmayacağını net şekilde açıklamış olmaktadır. Bu durumda Türkiye Misak-ı Millîye dahil olmayan konulardan, müzakereye bile lüzum görmeden, sarfınazar etmektedir.

Mesaj ulaşması gereken yerlere ulaşmış ve Lozan Konferansı bu kabuller üzerine, son Osmanlı Sultanı Vahidetdin İngilizler tarafından İstanbul’dan uzaklaştırıldıktan sonra, 20 Kasım 1922’de toplanmıştır. Türkiye tarafı bu mesajları vererek barış masasına oturmayı kabul ederini İngiltere Osmanlı mirasının paylaşılması fikrinden caymıyordu. Aşırı Türk düşmanı olarak bilinen Başbakan Loyd Corc 19 Ekim 1922’de etti. 15 Kasım seçimlerini muhafazakârlar kazandı. Ama Lord Gürzon’un Dışişleri Bakanlığı devam etti. İngilizleri Lozan’da L. Gürzon temsil etti ve Türk delegasyonuna çok ağır muamelelerde bulundu.

Millî Mücadele’nın İslâm dünyasındaki yankıları, Îngilizlerin “hilafet ve saltanat yok edilmelidir” tezini bir kere daha doğrulamıştır. Sakarya Muharebesi’nin muvaffakiyetle neticelenmesi İslâm dünyasında büyük yankılar uyandırmış, Mustafa Kemal ve Ankara bütün dünya müslümanların ümidi haline gelmiştir.
Türkiye’deki mücadelenin Fas’dan Bengal’e kadar bütün dünya müslümanlannı etkilediğini bazı Fransız yetkilileri de kabul ediyor ve hem İngiliz, hem de Fransız imparatorluklarının sarsılabileceğini teslim ediyorlardı.

Bu durum karşısında nihai İngiliz politikasının ipuçlarını veren şu tutum 25 Aralık 1919’da İngiliz hükümetine sunulan bir raporda yer alı-yordu:
“Milliyetçiler şimdi iki yol kullanıyor: Milliyetçi ol çünkü Islâm ’ı kurtaran yegâne yol odur. İslâm ’a sadık ol çünkü senin millî varlı-ğını kurtaracak yegâne yol odur… Bu fikirlerin (bolşeviklik ve Islâm) her ikisi de İslâm dünyasındaki İngiliz hâkimiyetini mahvedebilir. Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatci bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Pan-islâmizmi ezemeyiz. Bu tıpkı batıdaki milliyetçilik gibidir. Bizim şimdiki gayemiz bölmek, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır. ”136
Anadolu ’da kazanılan kesin zafer bütün İslâm dünyasında geniş yankılar uyandırdı. Afrika ’dan, Asya ’dan müslümanlar sevinçlerini dışa vuran telgraflar gönderiyorlardı. İngiliz yöneticileri ise zaferin İslâm dünyasında uyandırdığı “şiddetli yankıların bertaraf edilmesi gerektiği” üzerinde düşünüyorlardı. “Müslümanların bulunduğu bütün bölgelerde harita değişebilirdi.

Anadolu zaferi bir taraftan Osmanlı hilafetinin tekrar canlanması sonucunu doğurabilir, diğer taraftan da savaş sonrasında tesis edilen statukonun değişmesine yol açabilirdi. Bu yüzden ingilizler için dünya Müslümanlarının ümitlerini boşa çıkaracak bir strateji takip etmek icap ediyordu.

Millî Mücadele sonrası olup bitenleri gözledikten sonra; aşağıda iktibas ettiğimiz yorumu yapan resmî tezin savunucusu araştırmacı yazar hemen hemen yoktur. Resmî tez, umumiyetle kıyaslamalardan; karşı yorumlardan kaçınırken; Sabahattin Selek’in cesaretle bunu yapabilmesi gerçekten takdir edilmesi gereken bir husustur:

“İngiltere, kendisi için hayatî önemi haiz olan Doğu meseleleri içinde hilafetten tamamen kurtulmaya veya bu müesseseyi Türklerin elinden alarak İngiliz politikasına yararlı kılmaya, hepsinden fazla değer vermiştir. Mustafa Kemal Paşa ’nın yapmak istediği iş; bu noktada İngiliz politikasıyla tam uygunluk durumundadır. Fakat, Millî Mücadele süresince, İngiltere, gelecekte Atatürk’ün tasarladığı gelişmeleri gereği ölçüsünde kestiremediğinden Türkiye ye cephe almıştır. Halbuki İngiltere politikası, “İmparatorluğa zarar verebilecek tehlikeleri çok uzaktan sezmek ve ona karşı tedbir almak prensibi üzerine kuruludur. Bu sebeple, gerçek İngiliz menfaatleriyle Türkiye ’ye karşı yürütülen politika çelişme halindedir. ”

Bu tahlilin tıkandığı nokta, “İngilizlerin nasıl olup da menfaatleri doğrultusunda hareket edip Atatürk’ü ve Anadolu hareketini desteklemediği”dir. Bir an için yazarın söylediği gibi, İngilizlerin Mustafa Kemal Paşa’yı ve Anadolu hareketini açıkça desteklediğini düşünelim. Bu hâlde, Anadolu hareketinin nasıl bir konuma düşeceğini ve başarı şansının nasıl sırfıra müncer olacağını, yazarın takdir edememesini imkân harici görüyoruz.

Türk halkı arasında yaygın bir adlandırma olan “İngiliz oyunu” de-yiminin, İngilizlerin çok yönlü siyasetlerini ifade ettiğini hatırdan çıkar-mamak lâzımdır.

İngilizler gerçekte Doğu Trakya ve Anadolu’da Türklerin kendilerine mahsus bir devlet kurmasından korkmuyordu. İngilizler Birinci Dünya Savaşı’nın kazançlarını kaybetmelerine yol açabilecek bir devletten kor-kuyordu. Doğu ve Batı Trakya’yı içine alan, Arapların çoğunlukta olduğu coğrafya ile ilişkilerini bir şekilde sürdüren Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanması, İngilizlerin Irak ve Mısır’daki durumunu tehlikeye sokacaktı. Fransa, İtalya ve Almanya bu devletin kendisine karşı gelenleri kullanmasına yol açabilecek bir yakınlık gösterebilecekti, “İstanbul, bütün İngiliz aleyhdarı propagandanın ve İngiltere’nin Hindistan İmparatorluğu’nu çökertmek amacı güden pan-ıslâmızm hareketinin merkezı olacaktı. Ingiliz Hariciye Nezareti, Türk imparatorluğu’nun pgniden doğmasına hiçbir şekilde izin verilmemesi gerektiğini açıkça belirtiyordu.

Bu yüzden, Türkiye’deki İngiliz kuvvetleri kumandanı General Harrington sık sık Istanbuldan çekilmeleri gerektiğini ifade etmesine rağmen, Hariciye Nâzın Lord Gürzonla Sömürgeler Nâzın W. Çörçil ‘umumî bir sulh yapılmadan İstanbul’dan çekilmenin, İngiltere’nin Irak ve Filistin’deki durumu için tehlikeli olacağı”nı öne sürerek olumsuz karşılıyorlardı.

İsmet Paşa Lozan Anlaşması nın imzalanmasından bir süre sonra -anlaşmayı uygulama garantisi olarak- Başbakanlığa getirilmiş ve bu görevi uzun süre devam ettirmiş, Atatürk’ün ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olarak 1. Dünya Harbi’nden sonra Türkiye’ye biçilen statükoyu korumaya devam etmiştir. İsmet Paşa’nın, Lozan’da Türkiye’ye tayin edilen rolü iyi bilerek dış politika izlediği muhakkaktır. Bu çerçevede, 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin Almanlar safında savaşa girmemesini saglıyarak görevim yapmış, böylece müttefiklerin başlangıçta Türkiye’nin savaş dışı kalması arzusunu gerçekleştirmiştir. Daha sonra müttefikler yanında savaşa girmesi gerektiğinde, ordunun bu güce sahip olmadığı onlar tarafından da kabul edildiğinden savaşa girmesi yönünde fazla ısrar edilmemiştir. İsmet İnönü, savaştan sonra İngiltere’nin fonksiyonlarını üstlenen ABD’nin demokrasiye geçilmesi yönündeki telkinleri doğrultusunda hareket etmesini de bilmiştir.

Millî Mücadele, sonuç itibarıyla Mustafa Kemal’in başarısı ise, bu başarının sebepleri ne olabilir? 1919-1926 arasındaki Türk-Ingiliz ilişkilerini konu edinen tezinde Ömer Kürkçüoğlu, Mustafa Kemal’in gerek Mücadele esnasında, gerekse, sonrasında İngiliz menfaatleriyle çatışmadığım hatta Misak-ı Millî’yi, İngilizlerin tutumunu dikkate alarak tanzim ettiğim, Lozan’da Boğazlar konusunda İngiltere’nin tezine yakın bir görüş benimsediğini, Musul konusunda da 1926’da Ingiltere’den yana bir çözüm kabul ettiğini kaydetmektedir.

Millî Mücadele’den sonra, kitlelerde ciddi hoşnutsuzluk uyandıran devrimler yürüten Mustafa Kemal için de batılılaşma dış güvenlikle  birlikte iç güvenlik gereği hâline gelmiştir.

Mustafa Kemal, dönemi boyunca, Türkiye Cumhuriyeti, İngiliz politikasına aykırı hareketlerden uzak durmuş, 1932’de Milletler Cemiyeti’ne girmiş, 1934 de Balkan Antantı’nın 1937’de Sadabad Paktı’nın kuruluşunda öncülük üstlenerek, İngiliz politikasının Balkanlar’da ve Ortadoğu’daki işleyişi doğrultusunda hareket etmiştir.

D.Mehmed Doğan, Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir