Carl Gustav Jung – Kırmızı Kitap (Alıntılar)

kc4b1rmc4b1zc4b1kitap-240x300 Carl Gustav Jung - Kırmızı Kitap  (Alıntılar)

 

Bir gece ve bir gün geçti ve yine gece olunca çevreme bakındım ve ruhumun duraksadığını, beklediğini gördüm. O zaman ona seslendim:70 “Nasıl, hala burada mısın? Bulamadın mı bana ait olan sözleri ya da yolları? İnsanoğlunu, yeryüzündeki ruhunu nasıl onurlandırıyorsun? Senin için neyi taşıdığımı ve çektiğim eziyeti, kendimi nasıl harcadığımı, nasıl önüne serilip kıvrandığımı, sana kanımı verdiğimi anımsa! Sana bir yükümlülük vereceğim:

İnsanoğlunu onurlandırmayı öğren çünkü insana vaat edilen, süt ve balın aktığı ülkeyi gördüm.71

“Vaat edilen sevginin ülkesini gördüm.
“O ülkedeki güneşin görkemini gördüm.
“Yeşil ormanları, altın bağları ve insanların köylerini gördüm.
“Sonsuz karlı asma tarlaları olan yükselen dağları gördüm.
“Yeryüzünün bolluğunu ve zenginliğini gördüm. “Gördüğüm insanın zenginliğinden başkası değildi.

“Sen, ruhum, insanları kurtuluşun için çalışmaya ve eziyet çekmeye zorluyorsun. Bense senin aynı şeyi insanoğlunun yeryüzündeki zen ginliği için yapmanı istiyorum. Kulak ver! Hem kendi adıma hem de insanlık adına konuşuyorum çünkü bizim gücümüz ve zaferimiz senin, krallık ve vaat edilmiş ülkemiz senin.


“insafsızlık yapmayacağım ama bana ait olanı bana ver” dedim, “ve ondan gereksinim duyduğun için dilen. Nedir o? Söyle!”

“Eyvah, onu ne saklayabilirim ne de gizleyebilirim! O sevgidir, sıcak insan sevgisi, kan, sıcak kırmızı kan, yaşamın kutsal kaynağı, ayrılmış ve özlem duyulan her şeyin birleşmesi.”


Sabır ve suskunluk postunu geçir başına, otur ve bırak işini görsün. Bir şeyler ortaya çıkarırsa harikalar yaratır. O zaman meyve veren ağaçların altında oturursun.


Henüz günlerin akşamı olmadı.
En kötü en son gelir.
İlk vuran yelkovan en iyi vurur.
En derin kuyulardan anlamsızlık boşanır, Nil gibi bereketli.
Çiçekler solana dek kokar.
Olgunluk baharın en son deminde gelmeli, yoksa hedefini ıskalar:’


R: “Hissediyorum. Yeryüzünün ağırlığı içime işliyor, ıslak soğuk kefen gibi sarıyor beni, geçmiş acıların kasvetli üzüntüsüyle eziliyorum:’

B: “Yeryüzünün dumanlarına, karanlığına inme. Üzerinde çalışmaya devam ediyorum ve güneş gibi kalmanı isterim. Yoksa aşağıda, yeryüzünün karanlığında yaşama yürekliliğini yitiririm. Sesini işiteyim yeter. Seni bir daha ete kemiğe bürünmüş görmek istemiyorum. Bir şey söyle! Derinliklerden, belki de korkunun içime aktığı yerden:·


Anlaşılmak mı istiyorsun? Bize de tek bu gerek zaten! Kendini anla, o zaman yeterince anlaşılmış olursun. O iş seni yeterince oyalar. Anasının kuzusu olan anlaşılmak ister. Sen kendini anla.


Yeryüzünün kralı olmak mı istiyorsun? Gururlu özgür erkekleri sürgün etmek, güzel kadınlara büyü yapmak, kaleleri parçalamak, eski katedrallerin karnını mı deşmek istiyorsun? Sersem şey, kafa sına su otu geçirmiş miskin, böcek gözlü kurbağa! Bir de benim oğlum olduğunu mu söylüyorsun? Sen benim oğlum değil, şeytanın dölüsün. Şeytanın babası ruhumun rahmine girdi ve sende ete kemiğe büründü.


Her şeyin başlangıcı sevgidir ama şeylerin varlığı yaşamdır.” Ne müthiş bir ayrım.


İnsan sevgiyi güzel sözlerle anlatabilir. Ya yaşamı? Yaşam sevginin üzerinde duruyor. Sevgiyse yaşamın kaçınılmaz anası. Sevgi yaşama dayatılmalı, asla yaşam sevgiye değil. Sevgi ızdıraba konu olsun, yaşam değil. Sevgi yaşama gebe olduğu sürece, ona saygı duyulmalı ama yaşamı kendi içinden doğurduysa, boş bir kılıfa dönmüştür ve geçicilikte tükenir.


Göksel sevgi bütünüyle güzel olacaktır. Oysa biz insanız ve işte insan olduğumuz için tam da bütün ve bütünüyle olgunlaşmış bir insan olmayı koydum ben de aklıma,”

Ku: “Sen bir ideologsun:’

B: “Ahmak kuzgun, çekil git!”


“Sevgi asla bitmez:’


Kalk öyleyse, karanlığın ve kokuşmuşluğun oğlu! Döküntülere ve sonrasız lağım çukuruna nasıl da sıkı tutunuyorsun! Senden korkmuyorum ama senden nefret ediyorum. Sen içimde suçlanacak her şeyin kardeşisin. Bugün ağır çekiçler seni dövecek ki tanrıların altınları bedelinden fışkırsın. Zamanın doldu, yılların sayılı ve bugün kıyamet günün tuzla buz oldu. Kabuğun paramparça olsun, ey Altın, tohumunu elleri mizle tutmak istiyoruz ve onu kaygan çamurdan kurtarmak istiyoruz.


Gün ancak en karanlık geceden sonra gelecek. O zaman ışıkları kapayın ve sessizliğini koruyun ki gece karanlık ve sessiz olsun. Güneş bizim yardımımız olmadan doğar. Ancak en karanlık hatayı bilen ışığın ne olduğunu bilir.


Veren kendini güçlü sanıyor. Vermenin erdemi zorbanın gök mavisi yeleği. Sen bilgesin, Ey Lahmonn sen vermiyorsun. Sen bahçenin çiçek açmasını ve her şeyin kendi içinden büyümesini istiyorsun.

İnceleyin:  Sabrın Mahiyeti ve Önemi

Senin bir seven olduğunu göremedim. Şimdi gözlerim açıldı ve ruhunun sevgilisi olduğunu, hazinesini kaygıyla ve kıskançlıkla koruduğunu görebiliyorum.


R: Bekle, gözlerini ve kulaklarını açık tut.”
B: “Ürperiyorum ama nedenini bilmiyorum.”
R: “Bazen insanın ürpermesi gerekir önce, en büyüğü beklerken.”


Çekingen ol sözlere, onlara değer ver, güvenli sözleri, aldatmacasız sözleri al, onları birbirine dolandırma ki ağ olmasın çünkü tuzağına düşen ilk sen olursun.’97 Sözlerin anlamı vardır çünkü. Sözlerle alt-dünyayı yukarı çekersin. Söz, en değersiz ve en görkemli. Sözlerde boşluk ve doluluk birlikte akar.


Ham güç bir kez peşine düştü mü hiçbir şeyin yardımı olmaz. Kötülük bir kez seni acımasızca ele geçirdi mi hiçbir baba, hiçbir ana, hiçbir hak, hiçbir duvar ve kule, hiçbir zırh ve koruyucu güç yardımına gelmez. Güçsüz ve perişan olur, kötülüğün üstün gücünün eline düşersin.


Seviyoruz ve sevileni yaşıyoruz yasana sadık kalarak. Bize gel, biz ki kendi istemimizle istiyoruz. Bize gel, biz ki seni kendi tinimizden anlıyoruz. Bize gel, biz ki seni kendi ateşimizle ısıtacağız. Bize gel, biz ki seni kendi sanatımızla iyileştireceğiz.


Yalnızca keyfime bakarsam, bu başkalarına hak edilmemiş sıkıntı verir. Yalnızca yaşarsam insanlardan çok uzaklaşırım. Beni artık göremezler ve gördüklerinde de şaşırır, donakalırlar. Oysa ben kendim aslında sadece yaşıyorum, yeşilleniyorum, çiçek açıyorum, soluyorum, hep aynı noktada duruyorum bir ağaç gibi ve bırakıyorum üzerimden sakince geçip gitsin insanların acıları ve neşeleri. Yine de kendini insan yüreğindeki uyuşmazlığın dışında tutamayacak bir insanım ben.


Denge aynı anda yaşam ve ölümdür. Yaşamın tamamlanması için ölümle denge uygundur. Ölümü kabul edersem ağacım yeşillenir çünkü ölen yaşamı arttırır. Dünyayı saran ölüme dalar sam tomurcukların açılır. Yaşam ne çok ölüme gerek duyuyor!


Yalnızca keyfime bakarsam, bu başkalarına hak edilmemiş sıkıntı verir. Yalnızca yaşarsam insanlardan çok uzaklaşırım. Beni artık göremezler ve gördüklerinde de şaşırır, donakalırlar. Oysa ben kendim aslında sadece yaşıyorum, yeşilleniyorum, çiçek açıyorum, soluyorum, hep aynı noktada duruyorum bir ağaç gibi ve bırakıyorum üzerimden sakince geçip gitsin insanların acıları ve neşeleri. Yine de kendini insan yüreğindeki uyuşmazlığın dışında tutamayacak bir insanım ben.


Denge aynı anda yaşam ve ölümdür. Yaşamın tamamlanması için ölümle denge uygundur. Ölümü kabul edersem ağacım yeşillenir çünkü ölen yaşamı arttırır. Dünyayı saran ölüme dalar sam tomurcukların açılır. Yaşam ne çok ölüme gerek duyuyor!


Susamış çöl bizi çevreliyor olsa da senin yaşayan suyla akan görünmez deren var burada.”


Bir ağacın altında oturup duran için akıp giden zaman nedir ki?


O: “Yanılıyorsun. Ben çok sıradanım.”
B: “Buna inanamam. Ruhunun gözündeki ifadesi ne kadar güzel ve hayran olunası. Seni özgür bırakacak adama ne mutlu, kıskanılacak biri o.”


Düşünmeye gidiyorsan yüreğini de yanına al. Sevgiye gidiyorsan başını da yanında götür.


Bir insan olarak insanlığın bir parçasısın ve dolayısıyla, insanlığın bütünüymüşsün gibi bütün insanlıkta payın var. Sana karşıt olan insa nı alt edip öldürdüğünde içindeki o insanı da öldürürsün ve yaşamının bir parçasını katledersin. Bu ölünün tini peşini bırakmaz ve yaşamının neşe bulmasına izin vermez. Yaşamaya devam etmek için bütünlüğüne gereksinimin var.


Geçmişi bir anahtarla kilitliyorum ve bir diğeriyle geleceği açıyorum. Bu da dönüşmem yoluyla gerçekleşiyor.


İnsanın özlemini kabullenmesi küçük bir şey değil. Bunun için birçoklarının dürüst olmaya özel bir çaba harcaması gerekir. Bir çokları özlemlerinin nerede olduğunu bilmek istemez çünkü bu onlara olanaksız ya da çok sıkıntılı görünür. Yine de özlem yaşama giden yoldur. Özleminizi kabul etmezseniz kendinizi izleyemez, başkalarının size gösterdiği yabancı yollara girersiniz. O zaman da kendi hayatınızı değil, yabancı bir hayatı yaşarsınız. Oysa sizin hayatınızı sizden başka kim yaşayabilir?


Yetersizliği ile yaşamayı öğrenen çok şey öğrenmiştir. Bu bizi daha büyük yükseklerin dilediği en küçük şeylere ve bilge eksikliğe değer vermeye yöneltecek. Bütün kahramanlık silinirse insanlığın sefaletine, hatta daha beterine düşeriz.

İnceleyin:  Belalara Karşı Sabır

Olan olaylar hep aynıdır. Oysa insanın yaratıcı derinlikleri her zaman aynı değildir. Olaylar hiçbir şey göstermez, yalnızca bizi gösterir. Olayların anlamını biz yaratırız.


İsteğin yaratıcı gücü neredeyse orada toprağın kendi tohumu filiz verir ama beklemeyi unutma. Yaratıcı gücün dünyaya döndüğünde ölü şeylerin altında ve içinde nasıl hareketlendiğini, nasıl büyüyüp serpildiklerini ve düşüncelerinin zengin ırmaklara aktığını görmedin mi? Yaratıcı gücün şimdi ruhun yerine dönerse ruhunun nasıl yeşerdiğini ve tarlasının harika meyveyi verdiğini göreceksin.


İnsanın kendiyle olması yalnızlık mı? Yalnızlık ancak benlik bir çöl olduğunda gerçek. Çölü bir bahçe çevirmem de mi gerekiyor? Terk edilmiş topraklarda mı oturmalıyım? Vahanın esintili büyülü bahçesini mi açmalıyım? Beni çöle yönelten ne ve orada ne orada ne yapmam gerekiyor? Ruhum benimle konuştu ve şöyle dedi: “Bekle:’ Acımasız sözü duydum. Azap çöle ait.


Seni sevmeyi öğrenmeliyim.


İçimde yükselen telaşı affet. Yine de benden bunu yapmamı istiyorsun. Ne tuhaf şeyler oluyor bana? Sallanan köprülere gittiğimi yadsıyamayacak kadar çok şey biliyorum. Beni nereye götürüyorsun? Bilgiyle tepeleme dolmuş aşırı endişemi bağışla. Ayağım seni izlemekten çekiniyor. Yolun hangi pusa ve karanlığa çıkıyor?


Şu ana dek yaşanmamış kalanı yaşamak zorunda olmamak için kendinden kaçar gibisin.56 Oysa kendinden kaçamazsın. O hep seninle ve tamamlanmak istiyor. Bu isteğe karşı kör ve sağır taklidi yaparsan kendi kendine kör ve sağırmış gibi yapmış olursun. Bu şekilde yüreğin bilgisine hiçbir zaman ulaşamayacaksın.

Yüreğinin bilgisi yüreğinin nasıl olduğudur. Kurnaz bir yürekten kurnazlığı bilirsin.
İyi bir yürekten iyiliği bilirsin.


Kalbin bilgisi kitaplarda değildir ve hiçbir öğretmenin ağzında bulunmaz, karanlık topraktan biten yeşil tohum insanın içinden büyür. Bilginlik bu çağın tinine aittir ama bu tin düşü hiçbir açıdan kavrayamaz çünkü ruh bilginliğin olmadığı her yerdedir.


Dostlarım, ruhu beslemek bilgeliktir, yoksa yüreğinizde ejderler ve şeytanlar beslersiniz.


Elini ver bana, benim neredeyse unutulmuş ruhum. Hayat beni sana geri getirdi. Yaşadığım tum mutlu ve tüm üzgün saatler için, her neşe ve her keder için hayata teşekkür edelim. Ruhum, yolculuğum seninle devam edecek. Seninle dolaşacağım ve ıssızlığıma yükseleceğim.”


Konuşmam kusurlu. Sözlerle ışıldamak istediğimden değil, o sözleri bulmak olanaksız olduğu için imgelerle konuşuyorum. Derinlerden gelen sözleri başka hiçbir şeyle ifade edemem.


Sevgiye sadık kalmak zor çünkü sevgi bütün günahların üzerinde duruyor. Sevgiye sadık kalmak isteyen günahı da alt etmek zorunda. İnsan günah işlediğini o kadar kolay gözden kaçırır ki … Sevgiye sadık kalmak için günahı alt etmek zordur, o kadar zor ki ayaklarım çekiniyor harekete geçmekten.


Sevgiye sadık kalmak zor çünkü sevgi bütün günahların üzerinde duruyor. Sevgiye sadık kalmak isteyen günahı da alt etmek zorunda. İnsan günah işlediğini o kadar kolay gözden kaçırır ki … Sevgiye sadık kalmak için günahı alt etmek zordur, o kadar zor ki ayaklarım çekiniyor harekete geçmekten.


B: “Sevgin için sana minnettarım. Sevgiden söz ettiğini duymak ne güzel. Bir müzik ve eski, uzak bir sıla. Bak güzel sözlerin gözlerimi ya şarttı. Önünde diz çökmek ve ellerini yüzlerce kez öpmek istiyorum çünkü bana sevgi vermek istiyorlar. Aşktan ne güzel bahsediyorsun. Sevgi üzerine ne kadar konuşulsa insan daha fazlasını duymak istiyor.”

S: “Neden sadece sözler? Ben senin olmak istiyorum, bütünüyle, tamamen senin.”


R: “Hoşnut ol ve bahçeni alçakgönüllülükle işle.”

B: “Öyle yapacağım. Ölçülemez olanın büyük değil, küçük bir parçasını fethetmeye değdiğini görüyorum. Bakımlı küçük bir bahçe bakımsız büyük bir bahçeden yeğdir. Ölçülemezle karşılaştırıldığında iki bahçe de eşit derecede küçüklük, ama bakımları eşit değil.”

R: “Makasını al ve ağaçlarını buda.”


Yardım et bana ki kendi bilgimle boğulmayayım. Bilgimin doluluğu beni üzerime çökmekle tehdit ediyor.


B: “Söylediklerinden sonra sessiz kalmam gerekiyor sanırım ama yapamam; benden gittiğini görmek yüreğimi kanatıyor.”

O: “Bırak gideyim. Sana yenilenmiş bir biçimde döneceğim. Güneşi görüyor musun, nasıl da batıyor dağların ardında kıpkızıl. Bugünün işi yapıldı ve yeni bir güneş dönüyor. Neden bugünün güneşine ağıt yakıyorsun?”

B: “Gece çökmek zorunda mı?”

O: “Günün anası o değil mi?”

Muhammed Ali

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir