Alemlerin Rabbinin Varlığı ve Birliği Üzerine

0e37ecfe11a138863d54d379ee54475a_ft_xl-1-1 Alemlerin Rabbinin Varlığı ve Birliği Üzerine

Dünyayı yok iken var eden bu kudret, ne muhteşem bir kudrettir, Allah Allah! O Allah ki Hamîd’dir, Hâmid’dir, Hayy ve Ebededir. Vahîd’dir, Vâhid dir, Ferd ve Samed dir.(1)İki cihan ve güneş Allah’ın cemaline peçedir, onun güzelliğini örter. Nitekim güneşe bakalım, onun da ışığı zatına perde değil midir? Ama Allah’ın cemali sıfatlarına, özelliklerine yansımıştır; sıfatlan zatının ışığını yansıtır. Allah’ın sıfatı sonsuz zevklerin yansıdığı bir aynadır ki akıl ve anlayış sa­hipleri o aynada bizzat Allah’ı görür. Ama her göz bakamaz o aynaya! O aynaya bakabilmek için saf ve temiz gözler gerek­lidir. Kirli gözler perde altında kalıp kör olmuştur, demek ki bu aynayı seyretmek de gözü açıklara kalmıştır!

Allah’ın nuru yağ olup güzellerin güzellik kandilini yak­mıştır.[2] Cisme can, donuk ve cansız bedenlere hayat vermiş­tir. Yaya benzer bu gökler ve ok misali bu kayar yıldızlar, me­teorlar Allah’ın varlığına ve birliğine işarettir.

İster hayvan olsun, ister insan, isterse de cin; hakikati bil­me konusunda hepsi sersem ve sarhoş gibidir. Çünkü varlık sahnesine yeni çıkan bu mahluklar, kendilerinden öncesini ne bilsin? O yüzden akıl rüzgârı hakikat bahçesine varamaz, öyleyse sen yürü var, Allah’ı bilmekte üstat ol; daha Bir’i bilmiyorsan, diğer sayıları nereden bileceksin? Dünyanın sahibini bilen dünyayı biliyor demektir, diyerek ancak ifade edebiliriz; bu ilmi daha fazla açıklamak çok zordur.

O Allah ki halka rahmet olarak Kadir gecesini[3] vermiştir. O Kadir gecesi ki Allah dostları için, bir sevgili olan hikmetin yanağındaki bendir.[4]

Diller Allah’ın emriyle konuşur, gökler onun zikriyle dö­ner. iki cihanı iki delil bilenin, Allah’ın birliğinden şüphesi olmaz.

Yeşil papağana benzeyen bitki yaprakları, dillerini titre­terek Allah’a yakanr.

Ahireti düşünmeyi alışkanlık hâline getirenler, gökyüzü dolabının dönerken çıkardığı sesleri duymaya başlar. Diğer yandan günahtan gözleri kör olanlar ne görürler ne işitirler, her şeyden habersizdirler. Göz yüceliklere açılmadıkça fanı dünya ehli yüksekleri göremez.

Duanı Allah’a et, böylece yüce âlemlere yüksel. Bu var­lık denizinin müşkülü hallolmaz, geri kalmış bir akıl ucuna bucağına erişemez bu denizin. Ama Allah’ın kulları Hak yo­lunda Hakk’ı gaye edinirlerse onlara bizzat mabutları Allah, yol gösterir.

Tek mutlak varlık olan Allah tasavvur edilemez; hakikat­le hakkı da ancak o bilir. Onun hâkim olduğu varlıklar âle­minde dünya, miktarca bir noktadan bile azdır. Az olsun, çok olsun dünya malının Allah katında bir zerre kadar kıymeti yoktur. Allah’ın cemali emsalsiz ve yeganedir, celaliyse tü- kenmemiş ve tükenmeyecektir. Baki olan sadece Allah Tea- la’dır, beka onun zatmdadır, dünya fanidir, işte o kadar!

Çayırlardaki sümbülleri, kara topraktaki kızıl gülleri ya­ratan odur. İnce bakışlı gözlerin rehberi, kendi içine yönelen gönüllerin kılavuzu odur. Gerçek maksut ve tapınılacak ma­kam odur. Var olan her şey onun lütfuyla var olmuştur. Bir avuç toprağa can verip yürütür, denizlerde türlü türlü inciler yaratır. Ne sırdır bu ki basit bir topraktan yaratılan insanı dilerse irfan denizine hâkim kılar. Nasıl ki bir katrede bütün umman, bir zerrede koca güneş tezahür ediyorsa[5] Allah’ın hikmetini lütfettiği insanoğlunda da onun has kudreti gö­rünmektedir.

Varlık vücuda gelip tamama erdiğinde Allah insanoğlunu bismillah[6] lafzına temsil etti.[7] İnsanın endamını “elif’ harfin­de de görürüz, kaşıysa ters dönmüş bir “nun”a benzer. Yine ağzı “mim”e, tekbire kalkan elleri “cim”e benzer. Ağzını süs­leyen iki sıra dişinin bir sırası “sin”, diğer sırası “şın” harfini andırır. Hasılı insanoğlu Allah’ın kudret elinden çıkmış bir mektup gibidir, gönlü Allah’ın hikmet kaleminin yazı yazdığı bembeyaz bir kâğıda benzer. Öyle ki insan rükûa vardığında bedeni “kaf’ harfini, uzandığında ayakları “kef’ harfini oluş­turur. İnsan rükûa vardığında beliren ve kudret kelimesine ait olan “kaf’ harfi, ne hikmettir ki kul secdeye vardığında vahdet, yani birlik kelimesinin “dal” harfine dönüşür. Rükûa varıp da “kaf’ olan insanın iki gözü, “kaf’ harfinin iki nok­tasıdır.[8] Böylece insan rükû sayesinde iki cihanın sırlarını görür. İnsanın kaşı Kaf Suresi’nin meddine de benzer.[9] Pes doğrusu, Allah’ın kudretindeki kemale bakın! Ihlas kelimesi­nin “sad” harfindeki beyazlık, insanın alnıdır sanki[10]; Allah’ın bahşettiği ne büyük bir ikram, ne büyük bir lütuftur bu! İn­san bedeni denen şu tılsım ne acayip, içinde binlerce gizli hazine var. Özellikle de esma ilminin sırları[11] insan bedenin­de tezahür eder. Zaten insan “insan” olduğunda melekler bile ona muhtaç olurmuş. İnsanın dışında bile Allah’ın bunca tezahürü tecellisi varsa sen bir de içinde neler vardır, onu düşün! Müminler ibadete sarıldıklarında kalpleri birer Kâbe olur. Dünyanın nakşı[12] işte böyle mümin insanların umman gibi gönlünün aynasında resmedilmiş hâlde durur.[13] Böyle insanlar cihanı kendinde temaşa eder, eşyanın sırrı gözüne zahir olur. Endamı hilal şekilli bir kılıca döner,[14] düşmanını parçalayıp zeval kuyusuna atar. Böyle insanlar dostlarına himmet eli uzatsa, onları da evliyalık makamına sultan eder. Velhasıl insan bir defa insan-ı kâmil oldu mu bütün zorluk­lar onun için kolaylaşır. Yüce Allah’taki bu kudret ne kadar da büyük, kuluna bunca iktidar veriyor! O Allah ki peygam­berler bile onun vasfından aciz kalmış. Biz kimiz ki ona dair söz edebilelim.

İnceleyin:  Cedelu'l-Kur'an

Tanrinin, peygamberler sultanı Hazret-i Muhammed’in tertemiz nuruyla can gözümü aç da seni gören kullarından olayım!

Dukaginzade Taşlıcalı Yahya Bey – Yusuf İle Züleyha,syf:18,22

Dipnotlar:

[1]      övgüye layıktır, ebediyen yaşam sahibidir, sonsuzluğun ta kendisidir. Birdir, tektir, biriciktir, kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

[2]      Eskiden yağ, aydınlatma aracı olan kandillerde yakıt olarak da kullanı­lırdı.

3.Ve dolayısıyla Kadir gecesi inmeye başlayan Kur’an’ı ve İslam’ı da

4.Taşlıcalı gecenin karanllğl ve klasik edebiyatunızda geleneksel olarak çok güzel bulunan benlerin siyahlığı arasında benzerlik kurmuş.

[5]      Zerre, güneş ışığında görülen en ufak toz parçası demektir.

[6]      Allah’ın adıyla anlamına gelir.

[7]      Müteakip pasajda Taşlıcalı, insan vücudunun kısımlarıyla Arap alfa­besindeki harfler arasında benzerlik kurarak insan vücudunu manen Allah’ın yazdığı bir mektuba benzetiyor.

[8]     Kaf harfinin yuvarlak başının üstünde iki nokta vardır, o noktalan göze benzetiyor.

[9]     Kaf Suresi, “kâf’ şeklinde uzun okunan bir kaf harfiyle başlamaktadır. Normal kaf harfinin üstünde Taşlıcalı’nın rükûa varmış bir insanın göz­lerinin üstündeki kaşlara benzettiği, çizgi şeklinde bir med, yani uzatma işareti vardır.

[10]  Sad harfinin ortasında yuvarlak bir açıklık vardır ki harf kâğıt üzerine yazıldığında doğal olarak beyaz gözükür.

[11]  Allah’ın isimlerini ve hikmetlerini, tezahürlerini vesaire inceleyen ilim dalı.

12.Yani resmedilmiş minyatür bir izdüşümü yahut dünyevi güzellikler.

13.Burada âyîne-i Sikender (İskender’in aynası) denen efsanevi bir nesneye atıf var. Rivayete göre Büyük İskender’in dünyanın her tarafını gösteren bir aynası varmış. İnsan gönlü işte bu aynaya benzetiliyor. Diğer yandan bu imgenin felsefede insanın mikrokozmos/âlem-i sagîr olması düşün­cesiyle de bağlantısı vardır; bütün kâinatın her insanda mevcut olduğu düşünülür.

14.Taşlıcalı sözü tekrar rükû eden insana getirdi, müminin rükûdaki duru- şunu hilale benzetiyor.

 

ŞAHİD-İ LEVLÂKE HAZRETLERİNE NAAT[1]

 Peygamberimiz li meallah’ın(2)  İslam yolunun mürşidi ve o yolun yolcularının kılavuzu­dur. Peygamber saflarının önderi, evliya sınıflarının reisidir o. Peygamberlik kasrının yüce sultanı, evliyalık şehrinin ayı­dır o. Kanaat hâzinesinin başında tarikat piri, ibadet hâzine­sinin başında şeriat efendisidir. Dertliler ve gariplere şefkat eder, kimsesizlerle nasipsizlerin yoldaşıdır. Âdem in nesli onun sayesinde mükemmel, âlemin aslı onun yaratılışında gizli. Daha Âdem’in adı bile anılmamışken bütün yaratıla­cakların en hayırlısı oydu. O öyle bir sultan ki İmran oğlu Musa onun faziletinin kapısında bekçi olmuş, elinde âsâ- sıyla muhafızlık etmektedir. Mesih’in yüksek konumunun sebebi, dünya devletinin varisi odur.[3] Dili şefaat kapılarının anahtarı, yüzü kıyamet karanlığını dağıtacak meşaledir. Di­linden Kur’an’ın nurları doğar, iman güneşi parıldar. Yetim ve güçsüzlerin gönlünü alır, zayıf ve çaresizlere çare olur. Allah katındaki kıymeti tâ-hâ ve hâ-mîm’den belli ki ne bü­yük bir mutluluk, ne büyük bir tazim, ne büyük bir ikramdır bu![4] Padişahlar ve köleler onun lütfunun esiri, güneşle ay onun nuruna muhtaç. Hidayet mumu onun hamd sancağıdır, bayrağı şefaat ışığıdır. Allah’ın iki cihanda sevgilisidir, öyle ki âlemlere göz nuru olmuştur. Adı iman ve İslam’ın anahta­rıdır, benzersiz kişiliği dinin kılıcıdır. Onun ilminin güneşi açmasa insanlık cehalet karanlığı içinde kalırdı. Ne hikmet­tir ki bütün ilim ve hikmet, insanlığa Ebu’l Kasım[5] sayesinde kısmet oldu. Dünyanın bütün ilimlerini bilen bir allameydi, adı ümmiydi ama aslında ümmü’l maarifti o.[6]

Allah’ın emriyle peygamberimiz şarabı aklı perdeledi­ği için yasaklamıştır. İpek pazarlarında işler kesattır artık, çünkü efendimiz riya ve gösteriş metaı olduğu için bizleri ipekten de men etmiştir. Şeriatının billur pınarı can suyu oldu da ölmüş dünyayı ihya etti o. Her günü mucizelerle do­luydu, uyuyan kâinatı o uyandırdı. Kâbe’nin örtüsünü açıp dünyanın karanlığını gideren de yine odur. Onun güneşinin ışığından Ebu Leheb in[7] ateşi söndü gitti. Ateşperestleri tıp­kı ateşin etrafında dönüp sonunda kanadını yakarak ölen pervane gibi yok etti. Yani evvelden el üstünde tutulanları ayağının altına aldı. İslam’ın kılıcını asilerin boynuna çaldı, peygamberliği sayesinde nice ülkeler fethedildi. Kılıcı gün gibi doğuda doğar, batıda kafirleri bir bir kırardı. Zaten bazı peygamberlerin elinde mana gerçekten de kılıca dönüşür­müş. Onun adalet güneşinin nizamı sayesinde Şam[8] şirkten temizlendi. Kılıcının suyu[9] hücum ederek Rum’un[10] yüz kara­sını yıkayıp temizledi. Mucizelerinin yayı okunu atarak bü­tün Çağatay ülkesini[11] ele geçirdi. Ne gönlünde ne dilinde bir zerre dünya sevgisi yoktu, işte o yüzden Kabe’de tek bir put bile bırakmadı.[12] Yolunun tozu İslam dininden ibaret bir sür­me oldu da o sürmeyi gözlerine süren Araplarla Acemlerin gözleri açıldı. O bir avuç toprak atınca düşmanlarının gözü savaş esnasında kör oldu.[13] Ney gibi parmağıyla ayı yaraladı ve onu nakkare gibi iki parça etti. Parmaklarından her biri güneşin parıl parıl ışınlarına benzeyen çeşmeler akıttı.[14] Za­ten peygamber efendimiz gibi miraca çıkmış, Allah’la görüş­müş birinin bütün dünyayı gösteren bir aynaya dönüşmesi doğaldır.

İnceleyin:  Allah'ın Varlığı ve Birliği

Şahsiyetinin güneşi baştan aşağı gözdü sanki, bütün kâi­natı aynı anda görebilirdi. Eline aldığı bir taş mihenk taşına dönüştü, kafirlerin bütün pisliklerini söyleyip ifşa etti. Sö­zünü dinleyenler mutlu oldu, bütün varlıkları onun bildirdi­ği ilkeler üzerinde devam etmeye başladı.

Dünya o güneşin âşığıdır ki o güneş de Kâbe diyarından doğmuştur. Sonraları batacağı yer olan Medine ye göçmüş; batısını doğusuna, yani Medine’yi Mekke’ye tercih etmiştir. Birinde doğdu, birinde battı, bir an parlayıp gözden kaybol­du o güneş. Hırkası sabah aydınlığına benzer, âsâsı kulluk sarayının sütunudur. Saçının iki kâkülü ve’l leyi lafzının iki lamıdır, yüzüyse leyi içinde İslam güneşidir.[15] Sayesi Al­lah’ın sayesinden uzak değildir, zaten o sayede sayesi nur olmuştur.[16] Görünüşte şimdi toprağın altındadır ama aslında manen makamı göklerin üstündedir. Yere gölgesi düşmeyen peygamberimizin yeri şimdi gökyüzünden daha yücelerde­dir. Sahabeler ona yar ve yardımcı olmuştur. Ebu Derda[17] fazi­letinin kapısında bekçidir. Miraç gecesi âşıklarının övüncü­dür, ne kadar yüce bir peygamber olduğuna işarettir.

Dukaginzade Taşlıcalı Yahya Bey – Yusuf İle Züleyha,syf:23-26

Dipnotlar:

[1] Allah’ın Hazret-i Muhammed’e hitaben “Levlâke, levlâke, lemâ halaktü’l eflâk” (Sen olmasaydın, sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) dediği ak­tarılan bir hadis-i kudsi vardır. Taşlıcalı Şahid-i Levlâke diyerek “Uğru­na kainat yaratılan Hazret-i Muhammed” demek istiyor.

2.”Li meallah” şeklinde başlayan ve “Benim Allah’la öyle bir vaktim vardır ki o vakitte yanıma ne büyük melekler ne de peygamberler yaklaşamaz,” anlamına gelen bir hadis-i şerif vardır.

3.Yüksek konum olarak aktardığım kelime ”rifat” ki hem manevi hem maddi yüksekliği ifade eder.Taşlıcalı Hazreti İsa’nın hem manen yüce olmasına hem de İslam inancına göre çarmıha gerilmeyip göğe çıkarıl­masına işaret ediyor. “Dünya devleti”ndeki devletse aynı zamanda mut­luluk demektir. Taşlıcalı Hazreti Muhammed’in hem bu dünya saade­tinin varisi olduğunu hem de Hristiyanların Hazreti İsa’yı dünya kralı olarak görmesine rağmen asıl sultanın Hazreti Muhammed olduğunu ifade ediyor.

[4]   Tâ-hâ ve hâ-mîm Kur’an’ın müteşabih ayetlerinde geçen anlamı kapalı harflerdir.

[5]   Kasım’m babası, Hazreti Muhammed.

[6]   Ümmi okuma-yazma bilmeyen demektir, Hazreti Muhammed’in oku- ma-yazma bilmediği rivayet edilir. Ümmü’l maarif ise “ilimlerin anası” demek olup Hazreti Muhammed’in bütün ilimi ara vakıf olduğu anla­mında kullanılıyor. Ses oyununu verebilmek için çevirmeden aktardım.

[7]   Hazreti Muhammed’in ona çok eziyet ve zulmeden kafir amcası. Tebbet Suresinde beddua ile anılmış ve ağır bir hastalıkla helak olarak ölmüştür.

[8]   Şam ham akşam, hem de bütün Suriye’yi içine alacak şekilde Şam bölge­si demektir.

[9]   Klasik edebiyatta kılıç hem şekli itibariyle hem de demirinin dövülmesi esnasında su da kullanıldığı için bazen suya benzetilir.

[10]   Anadolu’nun yahut daha geniş anlamıyla Doğu Roma İmparatorluğu topraklarının.

11.Maveraünnehir (Orta Asya).

12.Siyer kitaplarında Mekkeli müşriklerin pek çok defa Hazreti Muham- med’e barış, uzlaşma ve orta yolu bulmayı teklif ettiği bildirilir. Taşlı- calı “Ama peygamber efendimiz uzlaşmaya yanaşmadı, davasında ayak diredi ve en sonunda Kabe’den putları temizledi.” diyor.

13.Bedir Savaşı’nda gerçekleştiği rivayet edilen mucize.

14.Bir rivayete göre Hudeybiye Antlaşması’nın yapılacağı gün, bir başka rivayete göre Buvat Gazasi esnasında, bir diğer rivayete göre ise Zevra isimli bir yerde gerçekleşen bir mucize.

[15]  Leyl gece demek olup Kur’andaki surelerden birinin adıdır. Aynı zaman­da biri başında, diğeri sonunda iki lam ile yazılır. Taşlıcalı, peygambe­rimizin kâküllerini renk açısından leyle, yani geceye; şekil açısındansa leyi kelimesinin yazıldığı “lam” harflerine benzetiyor.

[16]   Saye aslında gölge demektir. Hazreti Muhammed’in gölgesinin olmadı­ğına dair rivayetler mevcuttur. Cümlede, laf oyunu bir kenara, peygam­berimizin takvası ve Allah’a yakınlığı dolayısıyla gölgesi olmayacak ka­dar manen yükseldiği ve bedenden/dünyadan kurtulduğu ifade ediliyor.

[17]   Peygamberimizin sahabelerinden. Taşlıcalı “Hazreti Muhammed’in fazi­letinin kapısında bekçi” diyerek Ebu Derda’nm daha peygamber hayat­tayken Kur’an’m tamamını ezberlemiş olmasını kastediyor olabilir.

 

Muhammed Ali

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir