Utanış

indir-1-4 Utanış
İnancın yarısı utanç. Ama nasıl utanç? Kalbden ansızın fırlayarak kızartısını yüze vuran kanın utancından, Peygamber neslinin duvarları önünde kendi duvarını yükseltmeyip yıkmaktan, Peygamber karşısında sesini yükseltmeyip indirmekten, kul olma şuuru içinde,her saniye ” mutlak bir göz” tarafından, her kımıldanışının gözlendigine inanmaya ve ona göre davranmaya kadar ulaşan bir utanç,yani hayâ.

Bu ulu utanç, bu yüce utanç, inanmaktan doğar. Utanma, insanın kendi üstündeki bir kuvvet önünde aldıgı ruh durumlarından biri olduguna göre (insanın kendine karşı utanması da, kendini iki ”ben” e ayırarak bir ”ben” ini öbür ”ben” inin önünde egdirmesi demek degil midir?), inanmayan insanın utanacagı bir üstü ve dolayısıyla utancı yoktur.

Batı, hıristiyanlıktan devraldığı kırık dökük utan­mayı Rönesanstan sonra büsbütün yitirdi. Her şeyi tam olsa da, utanmayı yitirmiş bir medeniyet, sağlıksızdır. Çünkü, diri olmak Allah önünde utanmak demektir. Utançsız insan paslıdır. O zaman da Ona Allahın nuru vurmayacak demektir. Allahın nurunun vurmadığı insan ise diri değildir. Yahudi, bütün inancını kaybetmiş bir eski zaman kalıntısıdır. Peygamberlerin Önünde ulanmayıp seslerini yükselttiklerinden bu yana, her şeye sahip olsalar da bu tarihi ukde yüzünden mutsuzdurlar. Utançsız adam mutsuzdur.

Komünizm, bir inançsızlık ve ona bağlı olarak bir utançsızlık dinidir.

Müslümansa her şeyden önce Allahtan utanır. Ya­ratılmış olmaktan utanır. Daha doğrusu, yaratılmış ol­ma şanının hakkını verememekten korkusu ve utancı vardır. Allahta yok olmak, insanın ruhuna bütünüyle utanma yerleşmesi ve başka her türlü duygunun koğulmasıyla gerçekleşir. ‘O, peygamberlerden, hesap tu­tan meleklerden, kitaptan, sahabeden ve velilerden, dosttan, eşsiz dosttan utanır. Baharda açan çiçekten, çiçekten çiçeğe koşan andan, güzün solup ağaçlardan yere düşen yapraklardan utanır. Onların hesabına de­ğil, kendi hesabına, onların vazife dikkatlerine ayak uyduramamaktan, onların kelimeler üstü bir dille öğdüğü tek var olan Alahın önünde, kısa veya uzun sü­ren bir dalgınlıkta kendini bir varlık saymış olmak­tan utanma.

Utanma inançtan hiç kopmaz. İnançla birlikte var ve inancın yokluğuyla yoktur. Dinin buyurduğu ve ger­çekleştirdiği utanç, inancın gaybla ilgili yanının bir nevi psikolojisi, ümanizmasıdır.

Evet, bizim ümanizmamızın birinci sütunu, haya­dır. İslâm ümanizması, mimarîde, sonsuzluk duygusu­nu veren kubbe yumuşaklığıysa, şiirde na’tsa, insanda da hayadır. İslâm ahlâkına sonsuzluk duygusunu ve­ren, sonsuzluk salıntısını yerleştiren hayadır.
Tövbenin, aşkın ve sevginin başlangıcı utançtır. Sabır, utancın gelecek zamana çevrilmişidir adeta Ağırbaşlılık ve vekar, süreklilik kazanmış, durulmuş,derinleşmiş, aydınlanmış, kalbin huzuruyla kaynaşmış bayadır.

Müslümanlar bir bakıma her şeylerini kaybettiler. Yalnız utangaçlıklarını yitirmediler. Hatta, kendilerine yalnız bu utanma kaldığından mıdır nedir, bunda ken­di içine kapanacak ve meydanı islâmı sabote edenlere bırakacak kadar aşırıya gittiler.

Bu utancın sınırı, utanmanın da yalnız Allahın rı­zasını kazanmak için olmasıdır. Yoksa, Allah düşma­nından utanmak, utanmak değil korkmaktır. Böylesi bir korkuysa, utançtan ayrılmayan inancı da dinamit­lemek demektir. Allah düşmanından utanmak yok, onu en şiddetli bir şekilde utandırmak vardır.

Yeni yetişen müslüman gençlik, bir yandan, utan­manın bu hastalık dercesine varmış olanıyla, bir yan­dan da farkında olmadan, batıdan gelen utançtan mah­rumluk duygusuyla şartlanıyor. Bu birbirine zıt iki psi­kolojiyi birden yaşamanın med ve cezri arasında salla­nıyor. Bu dediğimiz küçük bir otokritiktir. Zaten, utanç sahibi olma, sürekli bir otokritik demektir..

Bize gerekli olan, bir/yanında vekar, bir yanında alçakgönüllülük, bir yanında inanç, bir yanında İslâm, bir utanç dengesi.

Sezai Karakoç – Kıyamet Aşısı

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir