Fırsat Sakal Altından Geçer

images Fırsat Sakal Altından Geçer

Nasreddin Hoca’ya, bir gece rüyasında dokuz akçe verirler. Fakat hoca, dokuz değil on akçe versinler diye ısrar eder. Bu esnada uykusundan uyanan hoca hemen eline bakar ama elinde hiç akçe yoktur. Bu durum karşısında uyumak için gözlerini kapatıp elini uzatan hoca, “Tamam on değil, dokuz akçe olsun” der.

1

“Fırsat sakal altından geçer” diye bir deyimimiz vardır. Fırsatın her zaman ele geçmediğini, teyakkuz halinde olmamızı ve fırsatların yolunu kollamamız gerektiğini anlatır. İnsan genelde gafildir. Burada gafili, insanın kendini kaptırdığı birtakım olay ve vesileler sebebiyle yıllardır yolunu beklediğini kaçırması anlamında kullanıyorum. Gaflet, etrafında vuku bulan olayları farkedememe, dalgınlık, dikkatsizlik ve basiretsizlik anlamlarına geliyor. Öyleyse bu da umut demektir.

2.

Kanaat, itidalli olmakla, denge sahibi olmakla ilgili bir erdemdir. Kişinin elinde olanla yetinmesi, başkasının elindekine tamah etmemesi, kendisine düşene, kısmetine razı olma halidir. Nefsinin isteklerini itidal dairesi içinde karşılamak ve ihtiyaçları ihtiyacın şiddeti oranında değer vermek de diyebiliriz. Her ne kadar kanaatin en büyük hazine olduğunu bilsek de nedense hırs yapmadan da duramayız. Hırs, arzularımıza ulaşmak için duyduğumuz delice istek, amacımıza ulaşmak için gözümüzü kör eden şehvet… sorun şu ki hırsın sonu yoktur. Hatta yıllarımızı verip ulaşmaya çalıştığımız şeye ulaşır ulaşmaz gözümüzü daha yüksek değerde bir şeye dikeriz ve bu durum biteviye böyle devam eder. Çünkü hırsın sermayesi insanın ömrüdür ve o ömrü bitirinceye kadar saldırılarına devam eder. Halbuki hayat bir rüya gibidir, sessizce geçer ve geçtiğini bize hissettirmez. Bir rüya hükmünde olan dünyadan uyanmak ise Azrâil’in eliyle olur ama o geldiğinde dünyadaki nefeslerimizin dolduğunu ve artık ölümün kollarına kendimizi bırakmamız gerektiğini anlarız. İşte bu an, en büyük pişmanlık anıdır. Artık fırsatlar bitmiştir. Sonra yaparım diye erteleyebilecegimiz bir sonramız kalmamıştır. Yarınlar tükenmiş ve dünyada yaptığımız işlerle yüzleşme vaktimiz gelmiştir.

İnceleyin:  Ne Eylemişler?

3.

Nasreddin Hoca, bu fıkrada bize kanaati, fırsatları degerlendirmeyi ve eğer bunları hayatımıza uygulamazsak büyük bir pişmanlık içine düşebileceğimizi anlatıyor. Fıkrada rüya, bize bahşedilen ömre denk geliyor. Rüya görülme süresinin çok kısa olduğu, hatta saatlerce rüya gören kişinin gerçekte rüyada geçirdiği sürenin saniyelerle ifade edildiği herkesin malumudur. Nasıl ki uyanan bir insan tekrar uyuyup rüyaya kaldığı yerden devam edemezse insan da öldü mü artık dünyaya geri gelip yarım bıraktığı ve ötelediği işleri halledemez. Nasreddin Hoca da bunun derdini anlatıyor zaten. Dokuz akçe, dünya nimetlerini simgeler. Mal ve mülkü… Hocanın on akçe istemesi ise hırs ve tamalhumızı anlatır. Bir başka ifadeyle açgözlülüğümüzü. Elimizdekini az görüp daha fazlasını istemeyi. Açgözlülüğün sonu ise eldeki nimeti de kaybetmektir. Zaten rüya da böyle bitiyor. Elindeki fırsatı kaçıran hocanın aklı başına geliyor ama iş işten geçiyor. Sonuç pişmanlık… Artık dokuz akçe de yoktur.

4.

Şeyh Sa’di-i Şirâzi, “Zengin olmak istersen, kanaatten başka bir şey isteme. Kanaat, hoş ve tatlı bir devlettir” der. Evet, kanaat devlettir, onun sayesinde insan başkasına muhtaç olmaktan kurtulur ve özgürleşir. Başkalarına olan bağımlılığımız ve beklentilerimiz bizim özgürlüğümüzün derecesini belirler. Bir diğer mesele ise her beklentinin bir hayal kırıklığına dönme ihtimalidir. Zira ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür, gibi bir irfan bilgisi önümüzde durmaktadır. İnsan, genelde sebepsiz beklentiler içine kendini atmayı çok iyi bilir. Kendi gayreti ile başaramadığı ve emek verip çözmediği sorunları birinin gelip bir şekilde halledeceğini ve rahatlayacağını sanır ama ne yazık ki bu zan ile ölüverir. Hırs mahrumiyetin sebebi olduğu gibi kanaatsizlik de pişmanlığın sebebidir. Bir de bütün bu kanaat tanımları üzerinde bir tanım var ki o da hakikat ehline, velilere ait: “Kanaat, kendisine alışılan, yakınlık kesbedilen şeylerin bulunmaması halinde bile huzur ve sükünet içinde olmaktır.” Elde bir şeyin olup olmaması önemli değil, önemli olan kalbin bu yokluklar karşısında göstereceği tavır.

İnceleyin:  Sulhi Ceylan - İnsanı Okumak "Alıntılar"

Sulhi Ceylan – Kendini Mayalamak,syf.19-22

 

 

Muhammed Ali

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir