Dostluğun Metafiziği

timthumb-300x150 Dostluğun Metafiziği

Hem kavram hem de hâl olarak arıza geçiren bir şeydir dost­luk. .. Modern zamanların tasallutuna uğrayan… Şüphesiz dilde durmaya devam ediyor, ama içerik ve hâl olarak gelenekteki karşılığından çok uzak.

Bir kavramın içeriğini boşaltmak, ona başka türlü anlamlar vermek, onu öldürmek anlamına gelir. Dolayısıyla dostluğu la- yıkıyla tanımlamak gerekiyor. Öyle, çünkü toplum denen şey ancak dostlukla mümkündür.

Her meselede olduğu gibi dostluk konusunda da kökene git­mek lazım… Bir şeyi layıkıyla değerlendirebilmek için bir kıstasın olması gerekiyor. Hz. Mevlâna’nın pergel metaforunda olduğu gibi merkeze ayak basarak çevrede dolaşmak… Zira sabite olmadan dolaşılamaz, dolaşılsa da anarşiden çıkılmaz. Dolayısıyla dostluğu bir sistem içinde kurmak durumundayız.

Dostluğun bir metafiziği var. Başta biz Allah’tan geldik; Allah’ın yarattığı varlıklar olarak yine O’na döneceğiz. Kur’an-ı Kerim’in bize söylediği budur; kaynağımız, aslımız, vatanımız Allah’tır. Bu sebeple edebiyatımızda; Allah’a yabancılaşma, dosttan uzak kalma şeklinde okunur. Yarenlik, sağdıçlık, musahiplik kültürü bu yaklaşımla vücut bulmuş.

Malum, Hz. Peygamber ve arkadaştan Mekke’de yaşayamaz hâle geldiklerinde Medine’ye hicret eder. Her şevlerini Mekke’de bırakmış olarak… Medine’ye, hiçbir şeyleri olmayan insanlar ola­rak gelirler. Hz. Peygamber bir eşleşmeye gider; her Mekkeliyi bir Medineliyle kardeş yapar. Medineli kendine düşen Mekkeliden sorumlu olur; evini, sahipliklerini paylaşır. Mekkeli, Medineli kardeşinin imkânları içinde hayata gider. Güven, kardeşlik, ihtiyaçlarının karşılanmasında yardım bulur. Bu eşleşme geçiş süreci için kaçınılmazdır. Muhacir kendine yuva, ayak basacağı zemin bulmalı ki oraya yerleşebilsin ve sonrasında kendine yetebilir olsun.

Hz. Peygamber’in, Medine’de yaptığı eşleşme ve bu eşleşmede nelerin nasıl yaşandığı meselesi siyer kitaplarında etraflıca anlatı­lır. Muhteşem bir kardeşlik destanı ortaya konmuştur. Kardeşlik nedir, dostluk nedir bu örnek üzerinden görülebilir. Tasavvuf geleneğimizde de, bu kardeşlikten hareketle bir eşleşme duru­mu olmuş. Tarikata/dergâha gelen, birine emanet yazılmıştır. Maksat, kardeşliğin / dostluğun inşası… Bu manadaki kardeşlik/ dostluk için, Efendimiz(sav) ile Hz. Ali(kv) arasındaki dostluk ve yakınlığa bakmak lazım. Hz. İbrahım(as), “Halilullah”tır mesela. Hz. Mevlâna ile Şems’in münasebetini biliyoruz. Bir de ariflerin Allah ile dostlukları…

Dostlar birbirlerine yakın ve mahrem olur. Allah ile dost olan ariflerin hâlleri bu açıdan dikkate değerdir; mesela nazlı dille­ri… Ebu’l-Hasan Harakanî Hazretleri’yle ilgili şöyle bir rivayet vardır. Gündüzleri oruçta, geceleri ise ibadet ve zikirde oldu­ğundan herkes onu Allah dostu, yemez içmez görüyor. Bir gün gece namazında Allah kendisine şöyle sesleniyor: “Ebu’l-Hasan” diyor, “herkes seni bir insan-ı kâmil ve Allah dostu gördüğünden sana hürmet ediyor. Ama günahlarını bilmiyorlar, ben biliyorum. İster misin, halka günahlarını anlatayım.” Ebu’l-Hasan cevaben şöyle diyor: Sen benim sahibimsin. Günahlarımı biliyorsun, ama aynı zamanda onları örtensin de. Yine de Sen bilirsin! İster ört ister söyle… Peki, ben kalkıp Sen’in sırlarını halka açıklarsam…”

İnceleyin:  Ahlâkın Kaynağı Nedir?

Harakani’nin cevabında görünen yakınlık, dostluk ve naz çok şey anlatır. Naz makamı dikkate alınmadığından Allah dostla­rının kimi ifadeleri yanlış anlaşılmış ve okunmuştur. Harakanî Hazretleri’nin nazına benzer ifadeler, “Allah’a kafa tutmak” şek­linde yorumlanmış.  Hâlbuki bu ifadelerde naz var, kafa tutma yok! Nazlarda dostluk, yakınlık, mahremlik bulunur. Modern zihin ve okumalar bu incelikten yoksun olduğundan yanlış sonuçlara varılmış. Mevlâna ile Şems arasındaki münasebetin bir biçimde yorumlanması gibi…

Dostluğun tanımı ve muhtevasını bu ananeden devşirmek durumundayız. Erenlerin yurdu olmuş Anadolu’daki yaren­lik, sağdıçlık ve musahiplik pratiğine yeniden bakmak lüzumu var. Dostluk eğitiminin alındığı ocak ve dergâhlarda şu denilir: “Dikkat, her şey fânidir. Doğan her şey ölür. Bir şey doğumlu, dolayısıyla ölümlü ve sınırlı ise, ona yüklenecek mana da sınırlı olmalıdır. Bu sebeple sınırda kalmak değil, sınırı geçmek lazım. Sınırdan sınırsıza, sonludan sonsuza yüz çevirmek…” Bu “aşk”a çağrıdır; hakiki olana… Ölümsüz, sınırsız ve sonsuz bir kaynağa yönlendirilme… Yani Allah’a… “İki ölümlünün birbirlerine sevgisi ne kadar güçlü olursa olsun aşk makamına çıkamaz!” denmiştir. İnsanların birbirlerini sevemeyeceği anlamına gelmez bu. Birbir­lerini sevebilirler tabii ki, ama bu aşk olmamalı, çünkü aşka değer bir şey var, o da Allah’tır. Leyla ile Mecnun’un aşkı hakiki olana ön çalışma olabilir sadece. Edebiyatımızdaki benzer anlatılar da bunun altını çizer. Mecnun, Leyla’dan Mevlâ’ya geçer. Dostlukta da bu böyle olmalı, abartıya gidilmemelidir.

Hakiki dost Allah’tır. Dost olarak bilinen insan düşman mer­tebesine çıkabilir, düşman da bir süre sonra dost görülebilir. Bu sebeple insan karşısındakine hissedeceği duyguda ifrat veya tefrite gitmemeli. Büsbütün dost veya büsbütün düşman… Zira insan ve hâlleri baki değil, değişim geçirir. İrfan eğitimi bu anlamda önemli, çünkü irfan her hâlin bir tecelli olduğu inancını verir. Sekülerizm, milliyetçilik gibi modern kalıpların tersine irfan ayrıştırmaz, “bir”leştirir. Aynılaştırma anlamında “bir”leşme değil, farklılıklardaki “bir”e işaret ederek toparlama…

İrfandan kök alan dostluğa ne kadar ihtiyaç var. Şimdi sanal ortamda ete ve kemiğe bürünmeyen bir dostluğun peşinde ko­şuluyor. Birisi bir kişiyi çok över. Peygamber Efendimiz, “Siz hiç bu kişiyle üç gün üç gece bir yolculuk yaptınız mı?” der. “Yap­madım” der kişi. Efendimiz sorar: “Siz o kişiyle ticaret yaptınız mı? Borcuna sadık mı, değil mi, gördünüz mü?” Adam, “Hayır, ticaret yapmadım ve sadık biri mi değil mi, bilmiyorum” der. “O zaman” der Efendimiz, “siz bu insanı daha tanımamışsınız.”

İnceleyin:  Müslüman Biblicalistler

Büsbütün sanallaşmış bugünün gerçekliğinde insanı bu ya­kınlıkta tanıma şansı az bulunuyor. Görmeden, dokunmadan, bir hukuk geliştirmeden insanlar yakınlaşıyor veya yakınlaştıkları hissi içine giriyorlar. Hayır, bu ortam ve bağlam dostluğu müm­kün kılmaz; imtihandan, testten geçmeyen buluşmalar dostluğa inkılap etmez.

“Dost” kelimesi Farsçadan geliyor, “arkadaş” ise köken ola­rak Türkçedir. Savaşta okçu okunu atmaya hazırlanırken sırtını sağlam bir yere, bir taşa dayar. Bu sağlam yer, bu taş, okçu için “arka”yı güvenli kılar. Arkadaş, okçunun arka sini dayadığı “taş” anlamına gelir; arka-taş… Bu sebeple arka-taş önemlidir, kişiyi güvende tuttuğu gibi, gücünün ortaya çıkmasını sağlar. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim deriz. İnsan arkadaşını seçerken kendisini seçmiş olur; arkadaşına doğru giderken kendine gitmiş olur. Arada bir çekim var yani; herkes dengini arar. Burçlar konusunu, erkek ve kadının birbirlerine yönelimini buradan okuyabiliriz. Her cüz, “arka”sim yaslaya­cağı bir “taş” bulmak suretiyle bütünlüğe ermek, kendisi olmak istiyor. Bir araya gelen, ama ruhları buluşmadığı/uyuşmadığı için ayrılanlar var.

Dosttuk, arkadaşlığın ötesinde bir şey! İnsanın dostu, mahremi sayılır. Böyle olduğundan insan, dostu yanında çıplak kalmaktan çekinmez, kaygısızca soyunur yanında. Dost ağır söylese de insa­nın zoruna gitmez. Bu yüzden sultanların musahipleri olmuştur. Herkesin korkup sustuğu yerde musahip sultana hatasını söyle­miş, açığını göstermiştir.

Daha çok yalnız kalmayı, bireyselleşmeyi öngören modern zamanlara rağmen arkadaşlık ve dostluk eğitimi verilebilir, buna işaret edilebilir. Yakın zamanlara kadar izcilik diye bir uygulama vardı. Geleneğin modern formu gibi bir şeydi izcilik. Buna benzer formlar güncellenebilir. Bu formlar eğitim sürecine dâhil edilebilir, böylelikle arkadaşlık ve dostluk kurulabilir. Bir maksat etrafında toplanmanın ve bir arada yaşamanın getireceği sahici tanışıklık, hakikatli bir arkadaşlık ve dostluğa dönüşebilir. Hz. Mevlâna’nın şu sözünü hatırlayalım:

“Herkesin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu, ama hiçbir şeye ihtiyacı bulunmayan eksiklikten münezzeh Allah’a yemin ederim ki kötü yılan bile kötü arkadaştan iyidir. Çünkü kötü yı­lan insanın yalnız canını alır; kötü arkadaş ise insanı cehenneme sürükler. Gönül gizlice arkadaşının huyunu kapar.”

Mahmut Erol Kılıç – Hayatın Satır Araları,syf:60,65

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir