<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Sıbai | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/mustafa-sibai/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Apr 2021 07:25:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Mustafa Sıbai | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mustafa Sıbai &#8211; Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2021 21:10:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[akarakter]]></category>
		<category><![CDATA[anne ve baba]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu]]></category>
		<category><![CDATA[Dost]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Haya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[Kusur]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Nankörlük]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kriterlerin değişmesi 1082-Erkeklik ölçütleri değiştiği zaman kadınlar, adamlara hükmeder. Yiğitlik kıstasları değiştiği zaman hırsızlar, çesurlarâ hükmeder. Fazilet ölçütleri değiştiği zaman ayaktakımı, saygınlara hükmeder, &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Kadın meselesi 1015-Kadın, sayı bakımından toplumun yarısını kapsar. Hisler açısından toplumda en güzel şey olduğu gibi, problemler açısından da toplumun en karmaşık tarafıdır. Bundan dolayı çoğu erkek düşünürün bu meseleyi, tamamlayıcı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/">Mustafa Sıbai – Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-25051 alignleft" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-300x300.jpeg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-300x300.jpeg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-100x100.jpeg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-600x600.jpeg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-360x360.jpeg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-768x768.jpeg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb-1024x1024.jpeg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/04/hayatbbbbbbbbbbbbb.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Kriterlerin değişmesi</p>
<p>1082-Erkeklik ölçütleri değiştiği zaman kadınlar, adamlara hükmeder. Yiğitlik kıstasları değiştiği zaman hırsızlar, çesurlarâ hükmeder. Fazilet ölçütleri değiştiği zaman ayaktakımı, saygınlara hükmeder,</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadın meselesi</p>
<p>1015-Kadın, sayı bakımından toplumun yarısını kapsar. Hisler açısından toplumda en güzel şey olduğu gibi, problemler açısından da toplumun en karmaşık tarafıdır. Bundan dolayı çoğu erkek düşünürün bu meseleyi, tamamlayıcı cinsel yahut zevk meselesi olmaktan ziyade, bütün toplumun meselesi olarak bakmalıdırlar.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>On şeyi yapma!</p>
<p>985-On şeyi yapma yoksa on şeyi duyarsın: seni ilgilendirmeyen şeylere girme yoksa hoşuna gitmeyen şeyler duyarsın. Öfkeliyken konuşma yoksa öfkeni artıracak şeyler işitirsin. Ki. birli kimseyi övme yoksa seni küçük düşürecek şeyler duyarsın. Sana değer vermeyen kimseye şikayette bulunma yoksa acını artıracak şeyler duyarsın. Kızgınlığını cahile gösterme yoksa öfkeni artıracak şeyler duyarsın. Seni küçümseyene nasihat verme yoksa seni küçük düşürme hissi veren şeyler duyarsın. Kendi görüşünü beğenene nasihat etme yoksa görüşünü kınayan şeyler duyarsın. İki hasmı kızdıracak şeyler söyleme yoksa o ikisinden üçüncüleri olacağın sözler işitirsin. Hanımın öfkeli iken ona yaptığın iyilikleri hatırlatma yoksa bütün bu iyiliklerin inkarını duyarsın. Bilgisiz, asi çocuğuna babalığını gösterme yoksa ondan dünyaya getirmemeyi temenni ettirecek şeyler duyarsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim (amel edilmediğinde) işlemez bir silahtır</p>
<p>963-Müslümanların elindeki Kur&#8217;an-ı Kerim, cahillerin elindeki ne savunma, ne saldırı, ne yıkmak, ne yapmak, ne almak, ne vermek için kullanılamayan işlemez silah gibidir. Halbuki o, bütün bunlar ve daha fazlası için elverişlidir. Keşke bilselerdi!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kınanmaya karşı akıllı kimselerin duruşu</p>
<p>950-İnsanlar senin kötüleyen şeylerden bahsettiklerinde, tahammülsüzlerin öfkelendiği gibi kızma! Kindarların hasedi gibi kin gütme! Lakin bak; söylenilenlerden gerçeklik varsa kınanma sanadır insanlara değil. O halde neden kızıyorsun? Şayet gerçek değilse bu ancak senin mertliğini denemek yahut gafletinden uyarmak yahut da faziletlerinden gizli olanları açığa çıkarmak içindir. Şuna gerçekten inan; arifler cam ile inciyi asla birbirine karıştırmazlar. Ve Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a hiçbir gerçeğin yüzü asla gizli kalmayacağına da kesin inan!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Övgüye karşı akıllı kimselerin duruşu</p>
<p>949-İnsanlar senden seni mutlu edecek şekilde konuştuklarında buna, kibirlenenler gibi değil şükredenler gibi sevin! Gururlular gibi değil mütevazı olanlar gibi dinle! Bu husustaki bütün faziletin Allah&#8217;tan olduğunu unutan kimse ahmakların en ahmağıdır. Şayet O kendisini yaratmasaydı, ne kendisi olurdu ne de faziletleri.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Zayıf bağ</p>
<p>942-İnsanları birbirlerine bağlayan bağların çoğu çabuk kopan bağlardan oluşur. Birbirlerine engel teşkil eden duvarlar da çabuk yıkılan duvarlardan oluşur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hata edenin özrünü kabul et!</p>
<p>945-Hata ettikten sonra senden özür dileyen kardeşine, komşuna zorluk çıkarma! Çünkü kullarına hiç ihtiyacı olma yan ve onları cezalandırmada güç sahibi olan Allah, hata edenlerin özrünü, günah işleyenlerin tevbesini kabul eder. Sen kendine bir fayda ya da zarar vermeye malik olamayan bil aciz iken özürleri kabul etmeye ne kadar da layıksın!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Üç kişiyle arkadaş olmaya gayret et!</p>
<p>940-Üç kişinin arkadaşlığına gayret et: peygamberlik ahlakıyla ahlaklanmış alim, tecrübeli, geceleri saçlarını ağartmış hikmet sahibi, mertliği, yanına geldiğinde sana hürmet etmeye, ikramda bulunmaya, yanında olmadığında seni savunmaya, kırıldığında gönlünü almaya, kusurlu iş yaptığında seni affetmeye ve hata ettiğinde sana nasihat etmeye zorlayan yiğittir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kocanın mutluluğu</p>
<p>921-Seven, vefakar koca eşinin doğumuna iki kere sevinir: biri kendisine bir çocuk dünyaya getirmesinden dolayı. Diğeri de doğumundan sağ salim çıkabilmesi. Doğum yatağında sevgili kız kardeşimin kaybetmemizi asla unutamam. Allah ona merhamet etsin! İşte o gün hayatımda ilk defa sevdik. lerini kaybetmenin ne demek olduğunu anladım. Allah rahmet eylesin yine ilk defa babamla birlikte babama ağladım. Yaşlı olduğundan dolayı kızına karşı duyduğu üzüntü onu yıkmıştı. Ben ise babalığın ne demek olduğunu anlamadığım gibi, baba olmaya yakın da değildim. Anne olan hanımımın çocuk dünyaya getirmesinde, doğumdan sağ salim kurtulmasında ve henüz kuş yavruları gibi evlatlarının haline bakan babanın sevincine diyecek yoktur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çocuk ve anne</p>
<p>922-Vallahi, bu dünyada çocuğun, annesini mükafatlandırabileceği bir ödül olduğunu bilmiyorum. Çünkü ben annenin çocuğu için yaptığı gibi, hayatını tehlikeye atarak, rahatından, huzurundan fedakarlık yaparak dünyada evladına iyilik yapan hiçbir insan tanımıyorum. Bununla birlikte annesi yaşlanıp ihtiyarlayınca evlat annesinden sıkılır! Ne büyük bir isyan!&#8230; Ne büyük bir nankörlük!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kardeşliğin samimi olmasının belirtisi</p>
<p>316-Bir kardeşinin dostluğunda samimi olup olmadığı denemek istediğinde elini onun cebini uzat. Sonra yüzüne ve gözlerine bak. Bundan sonra başka bir delile ihtiyacın kalmaz</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Azlık ve çokluk</p>
<p>917-Rahat günlerinde etrafında gördüğün sevenlerin ve hayranların çokluğu sakın seni aldatmasın! Zira zor günlerde onlardan yarısını veya çeyreğini bulabilirsin. Bana gelince, ben binlercesinin içinde birkaç kardeşten başkasını bulamadım.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Altı şey musibeti hafifletir</p>
<p>912-Altı şey vardır ki, hatırladığında musibetin hafifler: her şeyin kaza ve kader ile olduğunu, üzüntünün takdir olunanı geri çeviremeyeceğini, içinde bulunduğun halin beterinden daha hafif olduğunu, sana kalanın senden alınandan daha çok olduğunu, her takdir olunanın bir hikmeti olduğunu bilmen halinde bu musibetin kendisinin nimet olduğunu, mümin için her musibetten ecir ve mağfiret olduğunu veya temizlenme ve mertebesinin yükselmesi için olduğunu yahut da daha kötüsünün def edilmesi için olduğunu hatırlamak, musibeti hafifletir. “Allah katındakiler daha hayırlı ve bakidir.”(Kasas 60)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İyilik ne ile güzelleşir?</p>
<p>884-İyilik ancak üç şeyle güzelleşir: İstenmeksizin yapmak, geciktirmeden yapmak, minnet etmeden başa kakmadan yapmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mertlik ne ile tam olur?</p>
<p>885-Mertlik ancak üç şey ile tam olur: küçük hataları görmezden gelmek, kusuru olanlara müsamaha göstermek, zayıflara/biçarelere şefkat göstermek.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Güzellik ne ile süslenir</p>
<p>886-Güzellik ancak üç şey ile süslenir: edepsizlikten korunmak, temizlere muhabbet beslemek, günahkar facirlere karşı iffetli olmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mutluluk nasıl elde edilir?</p>
<p>887-Mutluluk ancak üç şeyle elde edilir: dinin korunması, bedenin korunması, maddi manevi ihtiyaç duyduğun şeylerin bulunması.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıl ne ile gelişir?</p>
<p>-Akıl ancak şu üç şeyle gelişir: devamlı düşünmek, düşünürlerin kitaplarını mütalaa etmek, hayat tecrübelerine karşı uyanık olmak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İlim ne ile kabule şayan olur?</p>
<p>879-İlim ancak üç şey ile kabul görüp faydalı olur: ezberleri unutmamak, bilmediklerini öğrenmek, bildiklerini yaymak.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Faydalı ve zararlı</p>
<p>875-Çok gülmek, çok neşe ve çok şaka sağlıklı için hastalık, hasta için sağlıktır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kararlılık ve yumuşak huylu olmak arasında</p>
<p>876-Hanımına karşı ilerinde kararlı olmazsan, onun İstekleri seni perişan eder. Ona yumuşak huylu olmazsan da sertliğin onu perişan eder. Onu razı olmuş gülen bir yüzle yolculuğunda beraberinde taşıyabilirsen insanların en mutİusu olursun.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çocukluk hatıraları</p>
<p>866-Ey çocukluk hatıraları! Sizin hiçbir zaman bana geri dönmeyeceğinizi biliyorum.Lakin benden hiçbir zaman ayrılmayacağınızı da hissediyorum.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Büyüklük nişaneleri</p>
<p>838-Büyüklük nişanelerini, ölümsüzlük lakaplarını, kim veriyor? Doğru söyleyen tarih mi yoksa yalancı propagandalar mı? Samimi halklar mı yoksa fanatik fertler mi?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Heykellerin etrafındaki çiçekler</p>
<p>839-Büyük bir heykelin etrafına dikilen çiçeklere bir arı konar. Onlardan bal yapar ve onu içen bazı hastalar iyileşir. Bunun üzerine arı der ki: “Keşke her heykelin yerine çiçek dikilse!” Hasta da der ki: “Keşke insanlar büyüklerinin hatırasını yaşatmak için onların anısına her sene çiçekler dikseler.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kibirli</p>
<p>818-Kibirli zeki kişinin haline şaşılır! İnsanlar onu teşvik için el üstünde yükseltirler, o ise kendi elleriyle kendini toprağa gömmekte ısrar eder.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Nankörlük</p>
<p>819-Kendilerinden hayır bekleyerek onları teşvik edip adam olmalarını sağladığın kimselerin, sana nankörlük etmelerinden pişmanlık duyma! Zira içindeki benliğe karşı koyman sana yeter! Gül dikmek için çalışmışsın ancak çorak toprakta diken ve çalı yetişir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Teşvikte mutedil ol!820-Kabiliyetli kimseleri teşvik etmede, gurur kendilerini öldürmesin diye orta yolu tut! Zira gençlerden zeki olanların erken gelen şöhret ve abartılı övgüler için akıllarını geniş çaplı kullanmaları pek nadirdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Aşırılık</p>
<p>812-Kararlılıkta aşırılık zulüm,yumuşak huylulukta ise zayıflıktır.</p>
<p>İbadette aşırılık yükselmek, lezzet duymada ise günahtır.</p>
<p>Gülmede aşırılık küçük düşmek, şakada budalalıktır.</p>
<p>Kadınların keyfine göre gitmede aşırılık basitlik, karşı çıkmada ise kötülüktür.</p>
<p>Yemekte aşırılık açgözlülük, uykuda aşırılık tembelliktir.</p>
<p>Cömertlikte aşırılık savurganlık, tasarrufta ise cimriliktir.</p>
<p>Tedbirde aşırılık vesvese, rahatlıkta aşırılık gaflettir.</p>
<p>Ciddiyette aşırılık katılık, akşına bırakmada ise tembelliktir.</p>
<p>Sağlığa dikkat etmede aşırılık hastalık, sağlığı ihmal etmede ise ölümdür.</p>
<p>Insanları hesaba çekmede aşırılık düşmanlık, onlara müsamaha göstermede ise zayifliktir.</p>
<p>Kiskançlıkta aşirilik delilik, gormezlikten gelmede ise cinayettir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanın değeri</p>
<p>799-İnsanın değeri hedefleriyle, konumu yaşıtlarıyla, zevki tercihleriyle, serveti sahip olduğu gönüllerle, gücü kırabildiği arzu ve istekleriyle, zaferi hezimete uğrattığı rezaletlerle, çokluğu zorluk anında kendisiyle sebat edenlerle ölçülür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dua!</p>
<p>796-Allah&#8217;ım, amelde Senden istikamet istediğimiz gibi sözde de doğruluk istiyoruz! Bizim Senden razı olmamızı talep ettiğini gibi Senden razı olmayı istiyoruz. Bedenimiz hasta da olsa kalp selameti, organlarımız hasta olsa da ruh sağlığı, azalarımız acziyet içinde olsa da gönül dinçliği istiyoruz. Cennet yoluna sokacak dürüstlük, cennetin kapılarını çalacak hidayet ve cennet ahalisi ile beraber olacak başarı istiyoruz. Resulullah aleyhisselam ve diğer peygamberler, sıdıklar, şehidler ve Salihlerle cennetin en üst köşesinde beraber olabileceğimiz ihsanlar bahşetmeni niyaz ederiz. “Onlar en iyi yoldaştırlar.”(Nisa 69)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Ey üzgün olanlar!</p>
<p>789-Ey üzgün olanlar! Allah çiçekleri, bahçeleri ve kainattaki güzellikleri herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey hastalar! Allah güneşi, havayı, suyu ve gıdaları herkesten önce sizin içim yarattı.</p>
<p>Ey mahrum kalanlar! Allah besinlerin en faydalısını ve en ucuzunu herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey ezilenler! Allah bu geniş yeryüzünü herkesten önce si. zin İçin yarattı.</p>
<p>Ey mazlumlar! Allah dualarınızın kabulü için kapıları açık gökleri herkesten önce sizin için yarattı.</p>
<p>Ey acı çekenler! Allah çevrenizde dertlerinizi, hüzünlerinizi ve gözyaşlarınızı unutturacak şeyler yarattı.</p>
<p>Ey şaşkınlar! Allah her gün sizin için kendi varlığına delil ler yaratmaktadır. O halde aklınızı kullanın!</p>
<p>Ey dinsizler! Sıkıntıyı kendinizden gidermede aciz kalmanız, sizi yaratanın varlığına delildir.</p>
<p>Ey araştırmacılar! Kendinizde ve etrafınızda O&#8217;nun delilleri ve kudreti vardır. Gözlerinizi kapatmayın!</p>
<p>Ey müminler! Günden güne varlığın sırlarının açığa çıkmasında inancınızın doğru olduğuna bir delil vardır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Arzular</p>
<p>791-İnsanları saptıran şeylerin çoğu akılları değil arzularıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen daha muhtaçsın</p>
<p>780.Sen, bilmediklerini öğrenmekten ziyade bildiklerinden istifade etmeye daha muhtaçsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Daha yararlı</p>
<p>761-Görüşlerini insanlar arasında bir makalede neşretmek, inatçı hasımlarınla tam bir ay tartışmaktan daha yararlıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Askeri komutanlar için son derece gerekli olan</p>
<p>726-Resulullah aleyhisselamın hayatını derin ve bilinçli bir şekilde incelemek, davetin yardımcıları ve askeri komutanlar için son derece gereklidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Mutluluğun anahtarı</p>
<p>717-İlk olarak ahlak sonra ilim ve liyakat, işte bunlar kişiler, hükümetler ve fertler için mutluluğun anahtarıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Herkes kendini haklı görür</p>
<p>701-Başkasıyla anlaşmazlık içimde olup da hakkın muhakkak kendisinin yanında olduğunu söylemeyen ve hakkı en iyi şekilde temsil iddiasında bulunmayan hiçbir insan görmedim. Yine herhangi bir suiistimalden dolayı itham olup da kendini savunurken, hakkın kurbanı olduğunu, görevini tam olarak yerine getirmesinden dolayı buna maruz kaldığını söylemeyen kimseyi de görmedim. Ama insaflı tarih, ikisinin arasını ayıracaktır. Allah hüküm verenlerin en adaletlisidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Eğilimler&#8230;</p>
<p>671-Güçlünün meyli baskıdır. Şayet adil davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zalimin eğilimi katılıktır. Şayet merhametli davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zorbanın mizacı kibirdir. Şayet tevazu göstermişse bu bir sebepten ötürüdür. , Mülhidin tabiatı fesatlıktır. Şayet doğru dürüst davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Zengini meyli savurganlıktır. Şayet tasarruflu davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Münafığın mizacı yalancılıktır. Şayet doğru söylemişse bu bir sebepten ötürüdür. Hilekarın tabiatı hıyanettir. Şayet dürüst davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Siyasinin mizacı dolambaçlı konuşmaktır. Şayet açık konuşmuşsa bu bir sebepten ötürüdür. Gencin tabiatı tutarsızlıktır. Şayet akıllı davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Güzelin tabiatı fitnedir. Şayet iffetli davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür. Kötü alimin mizacı dünyaya düşkünlüktür. Şayet dünyadan uzak durmuşsa bu bir sebepten ötürüdür. Bedevinin tabiatı kabalıktır. Şayet ince davranmışsa bu bir sebepten ötürüdür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İkisi asla bir kalpte bir araya gelmez</p>
<p>661-Bir alimin kalbinde hem Allah sevgisi hem de zalimlere dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>662-Bir davetçinin kalbinde din sevgisi ve fesatçılara dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>663-İhlaslı kimsenin kalbnide hem hak sevgisi hem de batıl ehline dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p>664-Bir müslümanın kalbinde Resulullah aleyhisselam sevgisi ve O&#8217;nun düşmanlarına dostluk ebediyen bir arada bulunamaz.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın seni aldatmasın! —</p>
<p>659-Sakın bir insanın karmaşadan yakınması seni aldatmasın; zira o, bu durumun en büyük sebeplerinden biri olabilir. Onun bozguncuları kınaması da seni aldatmasın; zira o, onların önde gelenlerinden olabilir. Onun dinin elden gitmesine olan üzüntüsü de seni aldatmasın; zira belki de o, dini zayi edenleri, ilkidir. Onun ıslah edenlere acıması seni aldatmasın; zira onların işlerini bitirecek olanların ilkidir belki de o.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen Kimsin?</p>
<p>629-Sen kimsin ki ey insan, kaderden dem vuruyorsun Allah&#8217;a öfkeleniyorsun, şartlarını O&#8217;na (böyle olacak diye) sunuyorsun?!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İki&#8230; vebir&#8230;</p>
<p>632-Allah her insan için iki göz yaratmıştır fakat insanların çoğu sadece bir gözüyle bakarlar. Allah her insan için bir dil ve iki kulak yaratmıştır ama insanların çoğu iki dille konuşur ve tek kulakla dinlerler. Allah her insan için biriyle kendine diğeriyle başkalarına yardım olsun diye iki el vermiştir ama insanların çoğu yalnızca bir eli kullanırlar. Allah her insan için biriyle dünyada diğeri ile ahirette koşması için iki ayak vermiştir ama insanların çoğu bir ayaklarını kullanırlar. Allah her ir san için kısa hayatının kederlerini taşıması için tek kalp yaratmıştır lakin insan, birçok kalbin taşıyamayacağı dertleri kendine yüklemiştir. Allah her insan için tek bir ömür vermiştir fakat insan yüz ömrü varmış gibi vakitlerini boşa harcar durur. Allah her insan için bir defa ölüm takdir etmiştir fakat insan cahilliği ve bedbahtlığı yüzünden her gün ölmeye razı olmuştur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Beş kitapta doğruyu bulamazsın</p>
<p>597-Beş kitapta katışıksız doğruyu bulamazsın: filozof olmadığı halde yazarının felsefe yapmak istediği kitap, yazarının adeta başkalarının görüşlerini papağan gibi taklit edip düşüncelerinde özgür olanlar gibi görünmeye çalıştığı kitap, yazarının toplumun faydalanacağı değil de hoşlarına gidecek şeyleri yazmak istediği kitap, yazarının kendisinin de payı varmış gibi yaparak bazı tarihi olayları yazmak istediği kitap, yazarının haset ettiği, rakibi olduğu veya hasmı olduğu birinden söz etmek yahut onu tenkit etmek istediği kitap.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Dört yerde dört kişinin şahitliği kabul olmaz</p>
<p>598-Dört yerde dört kişinin şahitliği kabul olmaz: güçlünün zayıf olan hakkında, zalimin mazlum hakkında, şöhret düşkünün kendisine rakip olan hakkında ve öfkeli hanımın kocası hakkında.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Edep hırsızları</p>
<p>551-Seven bir ziyaretçi adı altında evime girip içindeki en değerli eşyaları çalan ile edebiyat adı alında kızımın, hanımımın aklına girip oradaki en değerli şeyleri çalan arasında ne fark var? O halde neden eşya çalanları hapsediyorlar da şeref ve aile saadetini çalanları serbest bırakıyorlar?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Biz dünyayı ne ile fethettik?</p>
<p>545-Biz dünyayı hayasız, yozlaşmış annelerle fethetmedik. Fakat biz iffetli, dindar annelerle dünyayı fethettik. Biz dünyanın halifeliğine açgözlü, doymak bilmeyen, cinsel ahlakla varis olmadık. Fakat biz ağır başlı, terbiyeli bir ahlakla varis olduk.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Konuşmanın şerefi, özgürlüğünden önce gelir</p>
<p>535-Konuşma özgürlüğü adı altında istediklerini söyleme özgürlüğüne sahip olduğunu iddia edenler, konuşma şerefinin özgürlüğünden önce geldiğini unutmaktadırlar. Hiçbir milletin, özgürlük adına hainliğe hoşgörülü yaklaştığını görmedim. Fakat içimizden bazıları, özgürlük adı altında toplumumuzun şerefine ihanet etmek istiyor. Şayet bizde duyarlı bir kamuoyu oluşsaydı davalarda hainlerin hesaba çekildiği gibi bunlar da hesaba çekilirdi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının saygınlığı</p>
<p>529-Kadına değer vermek; insan gibi muamele edip oyuncak gibi kullanmamakla, şehevi arzu ateşlerinin arasına atılmakla değil şüpheli şeylerden uzak tutmakla ve onu dedi. kodularla ağızdan ağza dolaştırmamakla olur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Evlilikte kötü adetlerimizin tehlikeleri</p>
<p>527-Cinselliğin ilgi görmesinin nedenlerinden biri de, gençlerimizin evliliğini zorlaştırmaktır. Bu kötü adetle evlilik yalnızca zenginlerin altından kalkabileceği ağır bir yük haline gelmiştir. Halbuki Allah&#8217;ın şeriatı evliliği hem zenginin hem fakirlerin yapabileceği şekilde kolaylaştırmıştır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Nerede kadın derneklerimiz?</p>
<p>528-Şayet kadın derneklerimiz evlilik adetleri üzere topluma özellikle kadınlara devamlı kampanyalar yapsalardı, milletin durumunu yükseltecek, memleketi bunalarımlardan ve ahlaki çöküşlerden koruyacak olan büyük hizmeti yapmış olurlardı.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Güçlü ve zayıf milletler arasında müstehcen edebiyat</p>
<p>524-Güçsüz, zayıf milletler de müstehcen edebiyat ilgi görür. Bu sayede yazarları zengin olur. Güçlü, kalkınmış milletler de ise manevi/ruhi edebiyat ilgi görür. Bu sayede yazarları ölümsüz olur. Büyüklükle aşağılık olma arasındaki fark ölümsüzlüğün toprağa üstünlüğü gibidir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının şaşırtıcı durumları</p>
<p>517-Kadının erkekten zayıf olduğu halde üzerinde otorite kurabilmesi, ondan daha baskıcı olduğu halde daha çok dert yanması, erkek daha vefasız olduğu halde kadının ona daha çok vefa göstermesi, erkekten çok rahat olduğu halde daha çok şikayetçi olması, çocukların erkeğe nisbet edildikleri halde kadının çocuklara daha düşkün olması, erkeğin imanının ondan zayıf olmasına rağmen kadının daha az ibadet etmesi kadının şaşırtıcı durumlarındandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının özgürlüğü ve hizmetçi görülmesi</p>
<p>512-Kadının özgür olması mutluluğunun aleyhine, köle gibi görülmesi ailenin saygınlığının aleyhine, erkekle eşit görülmesi toplumun mutluluğunun aleyhinedir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Medeniyetlerin çöküşü</p>
<p>513-Bütün medeniyetlerin yıkılışının kadının toplum içinde sergilenip meydana çıkarılması, onun medeniyetin geleceği ile oynaması ve ahlaklarını bozması neticesinde olması şaşılacak bir durum değil midir?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Konuşmada erkeğin ve kadının karakteri</p>
<p>506-Aklı başında erkek, fayda göreceği ya da faydası dokunacağı yerler dışında susmayı seçer. Aklı başında kadın. zarar göreceği veya zarar vereceği yerler dışında konuşmayı seçer.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hanımların hakları</p>
<p>501-Çoğu koca, hanımlarının kendileri üzerindeki haklarından ziyade, kendilerinin hanımları üzerindeki hakları isterler. Oysa Allah şöyle buyurmaktadır: “Erkeklerin meşru surrette kadınlar üzerindeki (hakları) gibi kadınların da onlar üzerinde (hakları) vardır. (Yalnız) erkekler onlar üzerinde (daha üstün) bir dereceye maliktirler.”(</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kadının ve erkeğin yoldan çıkması</p>
<p>502-Cahil toplum, erkeğin yoldan çıkmasını affederken, kadının yoldan çıkmasını affetmeyip cezalandırır. Şeriat ise her ikisinin de doğru düzgün bireyler olmasını istiyor. Yine her ikisinin de yanlış işler yapmasını onaylamıyor. İkisinin bilmeden olmuş hatalarının ise örtülmesi gerektiğini bildiriyor. Suçları sabit olduğunda ikisinin de cezasını uyguluyor. O halde cezalandırma ve affetmede kadın ile erkek arasındaki bu farkı nereden tutup getiriyorlar?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Anne ve çocuklar</p>
<p>496-Annenin aklının azlığı; çocukları vurdumduymaz, dininin azlığı; çocukları günahkar, emaneti az gözetmesi; çocukları hıyanet eden, güzelliğinin az olması çocukları iyi kimseler yapar. Annede dindar olmak, akıllık, emin olmak ve güzellik bir arada olursa işte o zaman ölümsüz önderler yetiştirir. Bu.nun da hurilerden başkasında bulunacağını sanmıyorum.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kavrayışı az olan çocuğuna karşı tutumun</p>
<p>497 -Kendin zeki olduğun halde kavrayışı az bir evlatla imtihan olursan, ona bunu hissettirme. Bundan dolayı sıkıntıya da kapılma. Zira kavrayışı az hayırlı bir evlat, akıllı söz dinlemez çocuktan hayırlıdır. Nice babalarını sıkıntıya sokan zeki evlatlar vardır ki, babaları onların dünyaya gelmemiş olmala: rını arzu eder hale gelirler.</p>
<hr />
<p>Bahtı açık eş</p>
<p>489-Eşinin bazı tavırları seni üzüyor, bazıları da sevindiriyorsa memnun olduğun tavırlarını olmadıklarına say. Bu durumda borçlu olmazsın. Nasipli eş, eşine karşı ne alacaklı ne de borçlu olandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kendini sevindirecek şeyler oluştur</p>
<p>490-Eşin ve çocukların senin mutluluğunu ve huzurunu sağlayamıyorlarsa, kendini sevindirecek şeyler oluştur. Yoksa ömrünü gamla kederle geçirirsin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sinirlenme!</p>
<p>483-Hanımın yahut çocukların ev eşyalarından birini kırdığında sinirlerin alevlenecek şekilde öfkelenme! Şu da var ki hiç öfkelenmemen daha hayırlıdır. Çünkü sinirlerinin bozulmasındaki zararın, malının kırılmasındaki zararından daha fazladır Hiçbir şeyin Allah&#8217;ın takdiri olmadan kırılıp dökülmeyeceğini hatırladığın zaman gönlün razı olur ve sinirlerin yatışır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Öfke alışkanlığı</p>
<p>486-Hoşuna gitmeyen her şeye öfkelenmeyi alışkanlık ha line getirirsen, asla sükunet içinde olamazsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Yanlış eğitimin sonuçları</p>
<p>477-Gördüm ki birçok baba, babalarının kendilerine uyguladıkları katı tutuma tepki olarak çocuklarına nazik davranmada aşırıya kaçmışlardır. İşte böylece eğitimdeki bu tedbirsizlik, iki ya da daha fazla neslin problemli olmasına sebep olmuştur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Faydalı bir şey</p>
<p>475-Olur ki ailenle yapacağın kısa bir gezinti, birçok problemi çözebilir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>451-Çocuk huyları ile beraber doğar. Anne baba bu huyları değiştiremez lakin terbiye edebilirler. Çocuğun ahlakı ise çevrenin ve eğitimin eseridir. İşte burada çocuğun mutlu veya mutsuz olmasında anne babanın büyük rolü olabilir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>452-Erkek çocuk, babasından daha fazla etkilenir. Kız da çocuk da annesinden. Cahil annelerin terbiye yöntemleri; sövmek, ölüm ve kahrolmakla ilgili beddualardır. Cahil babaların terbiye yolları ise; dövmek ve hor görmektir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Babalar ve çocuklar</p>
<p>428-Çocuğunu bulaşıcı hastalıktan uzak tuttuğun gibi kötü arkadaştan uzak tut! Ve buna küçüklüğünden başla! Yoksa hastalık kötüleşir, ilaç fayda vermez.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>429-Çocuk eğitiminde katı olmak, çocuğu asiliğe götürür.Eğitiminde yumuşak davranmak da bozulmaya götürür. İşte suç da bu ikisinin kucağında meydana gelir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>430-Çocuk, tay gibidir. Her istediği verildiği zaman dik kafalı yetişir ve yönlendirmesi zorlaşır. İstediği hiçbir şey verilmezse agresif yetişir ve çevresindeki her şeyden nefret eder. 0 halde sen ona vermede ve alıkoymada sağduyulu ol! Kendisini sevdiğini söyleyerek onu şımartma! Zira bu, senin ve onun mutluluğunu yok eden şeylerin en öldürücüsüdür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>431-Erkek çocukları severler, kız çocuklarını sevmezler. Şu da var ki ben, tanıdıklarımın çoğunun kız çocuklarının erkek çocuklarından daha mutlu olduğunu gördüm.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>432-Zengin de olsan çocuğunu ayakları üzerinde durmâ ya alıştır. İlim talep etmeyip kazanmaya güç yetirmeye başlAdığında, ona sofranda yer vermekten, senin evinde oturma sından, harçlığını sen kendi cebinden vermekten sakın! Yoksa sen hayat yolunda onun mücadele ruhunu öldürmüş olursun. Böylelerini çok gördüm.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>433-Babasının şefkatinden ümidini kesen çocuk, asi olarak büyür. Babasının şefkatine aşırı tamah eden çocuk, tembel olarak büyür. Babaların en iyisi, çocuğunu şefkatinden ümit kestirmeyen ve onu kendi iyiliklerine tamah ettirmeyen babadır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>434-Çocuğuna katılıkta aşırıya gitmen, onu senden koparır. Onu aşırı nazlandırman da sen, ondan koparır. O halde sen sağduyulu/hikmetli ol. Yoksa dizgini elinden kaçırırsın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>435-Çocuğunu hayat mücadelesi içinde zorluklara göğüs gerer halde görmen, sana dayanıp nimetlere boğulmuş olarak görmenden hayırlıdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>436-Çocukların hayırsız ise onlara servet bırakmaktan sakın! Çünkü senin yıllarca topladığını birkaç gün içinde yiyip bitirirler. Sonra itibarını zedelerler, şerefini karalarlar, seni hesapları çok çabuk görene teslim ederler.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>437-Hayırlı evlat sana dua eder, insanlar da seni onun sayesinde her türlü iyilikle anarlar. Bu, seni unutan, hayatta yaptığı kötülüklerle seni de kötülemiş olandan daha kalıcı ve daha hayırlıdır. Evlatların, ciğerparelerindir. Ciğerinin senin hastalıklara ve acılara sebep olmasını görmek ister misin? Yoksa onu sağlıklı ve afiyette mi görmek istersin?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>438-Eğer bütün babalar, günün bir kısmını çocuğunun gözetimine özel olarak ayırmış olsaydı, çocukları için çok fazla yorulmak zorunda kalmazlardı.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>439-Cahil baba, çocuğunun suretinin güzel olmasına sevinir. Ahlakının kötü olmasını umursamaz. Akıllı baba ise insanların en çirkini de olsa çocuğunun ahlakının güzelliğiyle sevinir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>440-Saygın baba, çocuğunun kendisinden daha saygın olması için çalışandır. Akıllı baba, çocuğunun kendisi gibi olması için gayret edendir. Hiçbir babanın çocuğunun kendisinden aşağıda olmasına çalıştığını tasavvur edemem.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sanata yönelmek</p>
<p>377-Sanata yönelmek, oluşumunu tamamlamış milletlerin uğraşı olabilir. Henüz oluşumu tamamlamaya başlamamış veya geç başlayanlara gelecek olursak; ilerlemesini kuvvetlerdirmeye önem vermek yerine resme ve müziğe, keşifler yapmak yerine dansa, hayatı imar etmek yerine hayatı çizmeye yönelmeleri en büyük suçtur.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Hakikat</p>
<p>372.Hakikat; isteyeni çok olan ama aralarinda sevebilecek birini bulamayan guzel bir kadina benzer.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Aldanma!</p>
<p>369-Yararı bilinmedikçe yemeğin lezzetine, dürüstlüğü beli olmadıkça zahidin ağlamasına, ahlakını bilmedikçe yöneticilein sözüne, erbabı şahitlik etmedikçe alimin iddiasına, kocasını dinlemedikçe kadının şikayet edip serzenişte bulunmasına, insanlarla ilişkilerini görmedikçe abidin namazına, meclislerine katilıp sohbetinde bulunmadıkça şeyhin vakarına, güçlüklerde tecrübe etmedikçe gencin coşkusuna, bakan ya da idareci olmadık yurdunu sevdiğini iddia edene, kendisinden satın almaktan vazgeçiyormuş gibi görünmedikçe satıcının yeminine aldanma!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Evlilik</p>
<p>353-Evlilikte düzen olmasaydı evlilik budalalık olurdu. Şefkat olmasaydı çocuk dünyaya getirmek delilik olurdu. Din olmasaydı yuva kurmak boş ve abes bir iş olurdu.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İki yer</p>
<p>343-İki yerde ağla, mahzuru yok: fırsatını bulduğun halde yerine getiremediğin, kaçırdığın ibadetlere ve terk ettikten sonra yeniden işlediğin günahlara.</p>
<p>İki yerde sevin, bir mahzur yok: yaptığın iyiliğe ve yapılması için yol gösterdiğin iyiliğe.</p>
<p>İki yerde çokça ibret al: Allah&#8217;ın güçlü bir zalimin belini kırmasında ve facir bir alimin kusurlarını ortaya çıkarmasında,</p>
<p>İki yerde uzun süre kalma: Allah&#8217;a karşı suç işlenmiş yerde ve geçmişte insanlara iyilik yaptığın yerde.</p>
<p>İki yerde pişmanlık duyma: arkadaşlarına yaptığın iyiliğin takdir edilmemesinde ve affettiğin hizmetçilerinin senin affını takdir edememelerinde.</p>
<p>İki yerde insanları diline dolayarak alay etme: düşmanla”rın ölmesinde ve doğru yolda olanların sapmasında.</p>
<p>İki yerde tevazuyu terk etme: cenazeyi götürürken ve felaketlere şahit olurken.</p>
<p>İki yerde harcamayı kısıtlama: sağlığını korumada ve şahsiyetini korumada.</p>
<p>İki yerde cimrilik yapmaktan utanma: Allah&#8217;a isyan olar yerlere harcama yapmada ve ihtiyaç olmayan yerlere harcamada.</p>
<p>İki yerde kendini unut: Allah&#8217;ın huzurunda ve senden yardım isteyene yardım ederken.</p>
<p>İki yerde büyüklenme: Vazifelerini yaparken ve mütevazı biriyle otururken.</p>
<p>İki yerde tevazu gösterme: düşmanınla karşılaşmada ve kibirlilerle oturmada.</p>
<p>İki yerde yapabildiğin kadar çok yap: ilim talep ederken ve iyilik yaparken.</p>
<p>İki yerde yapabildiğin kadar az yap: yemeği çok yemeyi ve boş işlerle meşgul olanlara eğlenmeyi.</p>
<p>İki yerde zamanın değişebileceğini düşünerek kontrollü harca: sağlığını ve gençliğini.</p>
<p>İki yerde ağlanılmasından rahatsız olma: haksızlığa uğrayan kadının ağlamasında ve suçlu olduğu iddia edilenin yakalanınca ağlamasında.</p>
<p>İki yerde gülmek seni aldatmasın: zalimin sana gülmesi ve dertlinin senin yanında gülmesi.</p>
<p>Bir yerde şu iki şey dışındakiler için gönlünü bağlama: Allah ve Resulünün sevgisinden başka bir sevgi bulunmayan hayatında.</p>
<p>Bir yerde yalnız bir şeyi yap: Ölüm anında, yalnızca Allah&#8217;ın rahmetini ümit et.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Duaların en mükemmel, en yeterli ve en özlü dua</p>
<p>328-En yeterli dua şudur “Rabbimiz bize dünyada da ahirette de iyilik ver.”(Bakara,201)</p>
<p>En özlü dua, Peygamber Efendımiz ın şu duasıdır: “Allah&#8217;ım! Bildiğim ve bilmediğim butün hayırları Senden istiyorum. Bildiği ve bilmediğim butün kotuluklerden Sana sığınıyorum.”</p>
<p>En mükemmel dua Peygamber Efendimiz&#8217;in şu duasıdır. “Allah&#8217;ım! Gayb ilmin ve yaratma kudretin ile hayatın benim için hayırlı olduğunu bildiğin sürece beni yaşat, ölümün benim için daha hayırlı olduğunu bildiğin sürece de beni vefat ettir. Allah&#8217;ım! Gizli ve aşikar hallerimde senden hakkıyla korkmayı dilerim. Senden rıza ve öfke anında hak sözü söylemeyi dilerim. Zenginlik ve fakirlikte senden orta yollu olmayı dilerim. Senden bitmeyen bir göz aydınlığı dilerim. Senden, kazaya rıza göstermeyi ve ölümden sonra rahat bir hayat dilerim. Senden, yüzüne bakmanın lezzetini zarar verici bir hastalık ve saptırıcı bir fitneye uğramaksızın sana kavuşmanın özlemini dilerim. Allah&#8217;ım! Bizi iman zineti ile süsle ve bizi hidayete ermiş, doğru yolun rehberleri kıl.”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İyiliğin ve kötülüğün temeli</p>
<p>319-Dünyada kötülüğün temeli üçtür: şeytan, kadın ve para/mülk. Dünyada iyiliğin temeli de üçtür: akıl, kadın ve para/mülk.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Beş yerde edebini koru!</p>
<p>311-Beş yerde edebini koru: ibadet mekanlarında, ilim meclislerinde, büyüklerin karşılanmasında, liderlere konuşmada, yabancılara karşı davranışlarında.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na bakmak</p>
<p>295-Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;na sürekli tefekkür nazarıyla bakmaktan başka aklı ve ruhu besleyen, bedeni koruyan, mutluluğun garantisini veren bir şey görmedim.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Annenin çocuklar üzerinde etkisi</p>
<p>298-Allah&#8217;ım! Torunlarımıza Saliha, aklı başında anneler hazırla! Çünkü anne çocuğu ya adam ya kötü birisi ya da ahmak birisi yapar.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Çok konuşmak</p>
<p>267-Çok konuşma afetine maruz kalan kimse, konuşmanın uygun olacağı yerde kendini ifade edememe afetine maruz kalır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Üç şey!</p>
<p>268-Üç yerde üç şeyden sakın! Tartışma esnasında ilminle gururlanmaktan, seni tanıyanların yanında yaptıklarınla övünmekten ve fırsat olduğu halde hayır işlemeyi ihmal etmekten.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sağlığına özen göster</p>
<p>248-Hayatta ilgin ne olursa olsun sağlığına özen göstermeyi ihmal etme! Çünkü işçi isen gücünü artırır. Öğrenci isen ders çalışmana, alim isen bilgileri yaymana yardımcı olur. Davetçi isen (daveti) bitirmeni, ara vermeni engeller. Abid isen Mevla ile geceleyin konuşmayı sana sevdirir&#8230; Canın bineğindir. O halde ona iyi davran.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>işinin ahlakını ortaya çıkaran şeyler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>229-Dört şey kişinin karakterini ortaya çıkarır: yolculuk hapishane, hastalık, tartışma.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Şunları yapmadıkça kimseyi hemen övme!</p>
<p>230-Parayla, mülkle denemeden kimseyi takvalı olmakla, zor zamanlara ortak olduğunu görmedikçe cömertlikle, meseleleri nasıl çözdüğünü görmedikçe, ilim ile beraber yaşamadıkça güzel ahlak ile, kızdırmadıkça yumuşak huylu olmakla, tecrübe etmedikçe akıllı olmak ile övme!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sürekli kendini görme!</p>
<p>211-Sürekli kendini görüp (beğenenlerden) olma! Sonra insanlar senden nefret eder, arkadaşların da azalır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sevmeyenlerin sözleri</p>
<p>203-Seni sevmeyenlerin, aleyhinde ağızlarında doladıklari sözlere sabret! Sonra sana dediklerini düşün. Doğru ise kendini düzelt. Yalan ise, bir müddet sonra da olsa Allah&#8217;ın gerçeği ortaya çıkaracağından endişen olmasın! “Muhakkak ki Allah, iman edenleri savunur.” (Hac,38)</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıllı ve ahmak</p>
<p>204-Akıllı kimse aleyhinde söylenenleri uyarı olarak görür. Ahmak ise bunu katışıksız acı olarak görür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Arzular!</p>
<p>188-Şayet arzular/ihtiraslar olmasaydı dünyadaki herkes dosdoğru olurdu. Hepsi dosdoğru olsaydı ölüme maruz kalmazlardı. Hepsi de yaşasaydı dünya onlara dar gelirdi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Okuduğun yazarı seç</p>
<p>178-Okuduğun her eser zihninde izler bırakır. Yalnızca derin düşünen, yorumu dosdoğru olan, kalemi kuvvetli, dürüst vicdanlı kimselerin eserlerini oku!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Herkes değildir&#8230;</p>
<p>177-Her kalem tutan katip, her sayfa karalayan yazar, her karmaşık cümleler kuran filozof, her meseleleri ayrıntılı bir şekilde açıklayan alim, her dudaklarını oynatan zikir sahibi, her yaşantısında az tüketen zahid, her ata binen süvari, her sarığı başına dolayan hoca, her bıyığını kesen delikanlı, her başını eğen mütevazi, her gülerek dişlerini gösteren mutlu değildir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sen bilirsin&#8230; ben de biliyorum&#8230;</p>
<p>175-Allah&#8217;ım! Sen biliyorsun ki, ben sana salih amellerle güzel işlerle yaklaşamadım.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sana şirk koşulmasından başka bütün günahları affedersin Sen.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, yasakladığın kötü davranışlardan uzak kalamadım.</p>
<p>Ve ben de bilıyorum ki, Sen bizi gücümüzün yettiği takvadan sorumlu tuttun.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, adam gibi Yüce Zatına ibadet edemedim,</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, şüphesiz ki Sen, kalbinde zerre kadar iman olan kimseyi cehennemden çıkaracaksın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki. vicdanım Senin esintilerinle karşı karşıya kalmasına rağmen kirinden arınmadı.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen beni çamurdan yarattın, beni topraktan yetiştirdin, yeryüzüne yerleştirdin ve beni şeytanla imtihan ettin.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Senin güven ve selamet sahiline ulaşmak için dalgaları çırpınan bir denizde yüzüyorum.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen aile, evlat, ihtiyaçlar, hastalik, kederler, hüzünler gibi Sana ulaşmamda beni yavaşlatacak şeylerle bu hayatta beni bağladın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Senin sırlar denizlerine dalmaya, nurlarının hazzına karışmaya istekliyim.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen bende akıl nuruyla beraber şehvet karanlığını, meleklerin itaati ile şeytanın isyankârlığını, göğün yüceliği ile beraber yeryüzünün alçaklığını, iyiliğin saflığı ile beraber kötülüğün kirini, sevgi ateşi ile beraber arzu dumanını yarattın.</p>
<p>Sen biliyorsun ki, ben Sana dosdoğru ve gönlü kırık bir şekilde ulaşmak istiyorum.</p>
<p>Ve ben de biliyorum ki, Sen dilediğini, istediğini onların amellerinden dolayı değil fazlınla, hak ettikleri için değil cömertliğinle seçersin.</p>
<p>Allah&#8217;ım! İşte bunlar Senin benim hakkımda bildiklerinin bazıları ve benim Senin hakkında bildiklerimin bazılarıdır. Bildiklerimi Senin bildiklerine arabulucu eyle. Vesilelerin azlığını bilmeme rağmen bilmeye çalıştıklarımdan dolayı beni bildiklerine ulaştır. Hakkımda bildiklerinden dolayı beni Kendine uzak eyleme. Senin hakkında bildiklerimi de Sana ulaşmada bana fitne kılma. Allah&#8217;ım! Muhakkak ki Sen bilirsin, biz bilmeyiz. Sen çok hikmet sahibi ve bağışlayansın.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İnsanların seni sevmeleri için&#8230;</p>
<p>150-İnsanların seni sevmeleri için yollarını geniş tut (kolaylık sağla). Sana insaflı davranmaları için onlara kalbini aç. Sen insaflı davranmak için onlara aklını aç. İnsanların yapacaklarından güvende olmak için bazı haklarından onlar için vazgeç.<strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın!</p>
<p>133-Baskın çıktığı zaman kindardan, hüküm verdiği zaman cahilden, karar verdiği zaman namertten, umutsuzluğa kapıldığı zaman aç kimseden ve dinleyicileri arttığı zaman zahid görünen vaizden sakın!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Din ve eğitim</p>
<p>125-Din; karakterleri ve huyları yok etmez fakat onları eğitir. Eğitim de mizaçları değiştirmez fakat onları terbiye eder.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Her sevgi güzel şeyler miras bırakır</p>
<p>115-Allah&#8217;ı sevmek selamet, insanları sevmek pişmanlık, hanıma aşırı muhabbet delilik getirir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Kalp dolduğu zaman&#8230;</p>
<p>112-Kalp sevgi ile dolduğu zaman yüz aydınlanır. Heybet ile dolduğu zaman azalar itaat eder. Sağduyu ile dolduğu zaman düşünceler dik durur. Arzu-isteklerle dolduğu zaman mide ve tenasül uzvu ayaklanır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sonuç</p>
<p>83-Lezzet duymak, ardından iç huzuru getirdiğinde övgüye layık olur. Peşinden ahlaksızlık getiriyorsa zehirdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Akıllı kadın ve ahmak kadın</p>
<p>73-Akıllı kadın, kanatlarının birinde kocasinı uçuran kanatlı bir melektir. Ahmak kadın ise, boynuzlarından birini kocasına toslayan iki boynuzlu şeytandır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sakın şeytan seni kandırmasın!</p>
<p>28-Sakın şeytan seni takvan hususunda kandırmasın! O seni değersiz, kıymetsiz şeylerde kanaatkar yapar sonra da büyük, önemli işlerde iştahlı olmana çalışır. Yine seni ibadetlerinde de aldatmasın! Zira o nafileleri sana sevdirir sonra farzları terk etmen için sana vesvese verir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Sevgi göstermede de nefret etmede de aşırıya kaçma! Durum şu ki; dost düşman, düşman da dost haline gelebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/">Mustafa Sıbai – Hayat Bana Böyle Öğretti.-Alıntılar</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/mustafa-sibai-hayat-bana-boyle-ogretti-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebu Hanife ve Hadis</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-ve-hadis/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-ve-hadis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:40:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife ve Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müslüman imamların büyüklerinden birini, hem de fıkıh mezhepleri arasında ayrıntılara inebilme ve hüküm istinbad etme konusunda en geniş noktaya ulaşmış, yeryüzünün doğusunda ve batısında on milyonları bul­muş izleyicileri olan bir imamın hadis dağarcığının on küsur, ya da yüz elli hadis aşamamış olduğunu düşünmek gerçekten önemli bir meseledir. Gerçekten, bu ileri sürülen iddialar doğru muydu? 1 [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-ve-hadis/">Ebu Hanife ve Hadis</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman imamların büyüklerinden birini, hem de fıkıh mezhepleri arasında ayrıntılara inebilme ve hüküm istinbad etme konusunda en geniş noktaya ulaşmış, yeryüzünün doğusunda ve batısında on milyonları bul­muş izleyicileri olan bir imamın hadis dağarcığının on küsur, ya da yüz elli hadis aşamamış olduğunu düşünmek gerçekten önemli bir meseledir.</p>
<p>Gerçekten, bu ileri sürülen iddialar doğru muydu?</p>
<p>1 &#8211; İster karşıtı, ister yandaşı kimselerce Ebu Hanife müctehid kabul edilmiştir. Bilindiği gibi müctehid olmanın şartlarından biri, müctehidin ahkam hadislerini bilmiş olmasıdır. Bu hadislerin sayısı da binleri bul­maktadır. Ya da Hanbelilerin benimsediği şekliyle yüzlerce hadisi kapsa­maktadır. Bu durumda Ebu Hanife, ictihad şartlarından birisine haiz ol­mamasına rağmen nasıl oluyor da ictihad edebiliyordu, sorusu gelmekte­dir akla, İmamlar, yaptığı ictihadlan nasıl kabul edip, fıkhını geçerli saya­rak çeşitli biçimlerde nakillerde bulundular. Hem de fetvalarının hadis gi­bi bir temele oturtulmamış olmasına rağmen.</p>
<p>2- İmamların mezhebine bakanlar, O’nun yüzlerce meselede sahih ha­disle muvafakat ettiğini göreceklerdir. Kamusun şarihi Seyyid Murtaza El Zübeydi, Ebu Hanife’nin gösterdiği hadislerle, Kütüb-i Sitte yazarları­nın birleştikleri hadisleri bir araya getirdiği ve: &#8220;Akd EL-Cevahir fi Edilleti Ebi Hanife&#8221; adını koyduğu bir kitapta toplamıştır. Peki, İmamın on küsur, yada elli veya yarısında yanılgıya düştüğü yüzelli hadisi olmasına rağmen nasıl oluyor da ictihadları yüzlerce sahih hadisle uyum sağlayabiliyor­du?</p>
<p>3-îbn-i Ebi Şeybe, ünlü eserinin bir bölümünü Ebu Hanife’nin, sahih hadislerle  uyuşmadığı meselelere ayırmış, bunların da sayısını da yüzyirmi- beş meseleyi aşmadığı görülmüştür. Gerçekten Ebu Şeybe bu ayırımında doğrusa, demek oluyor ki, Ebu Hanife, hakkında hadis bulunan diğer bütün meselelerde sahih hadisle istinbad ettiği meseleler seksenüç bin olarak takdir edilecek olursa -ki bu sayıyı bir milyon iki yüzbine vardıranlar bulunmaktadır. Ibni Ebi Şeybe’nin hadisle muhalefet etmediğini belirttiği bu büyük meseleler hakkında hadis bulunmakta mıdır? Eğer bu meseleler hakkında hadis varsa demek oluyor ki, Ebu Hanife’nin dayandığı yüzlerce, binlerce hadis bulunmaktadır. Yok eğer, bu konularda hadis olmadığı varsayı­lacak olursa,o zaman sünnetin sadece yüzyirmibeş hadisi aşmış olması ge­rekmektedir. Böyle bir iddiayı ise muslüman imamlardan ve hadisle ilgisi olan bilginlerden hiç birisi sahip çıkmamaktadır.</p>
<p>Ebu Hanife, hadis İstılahında görüşleri ilke olarak kabul edilenlerden olmasına rağmen,hadis yetersizliğiyle malul olduğu nasıl ileri sürülebilir? Aynca görüşleri hadis ve ravilerin kabulü konusunda kaide olarak değer­lendirilip, mezhebi, bu konuda güvenilir olanlar arasında sayılmaktadır.</p>
<p>Ebu Hanife, muhaddisler gibi tahdis için oturmamasına ve Malik gibi rivayetleri aynca bir takım sınıflamalara tabi tutmamasına rağmen, öğ­rencileri kendisinden rivayet edilen hadisleri, onu aşkın müsnedde topla­mışlardır. Bu derlemelerin en ünlüleri; Ebu Yusuf un &#8220;Kitab El-Esar&#8221;, Mu- hammed’in ’Kitab El-Esar El-Merfua&#8221; yine aynı yazann &#8220;El-Esar El-Mer- fua ve El-Mevkufe &#8220;Ayrıca Haşan bin Ziyad El-Lülü’nün Müsnedi, Hammad bin El-İmam Ebu Hanife müsnedi. Bunun dışında müsnedlerini tasnif edenler arasında şunlar sayılabilir: Vehbi, El-Haris El-Buhari, İbn-i El Muzaffer, Muhammed bin Cafer El-Adi, Ebu Naim El-İsbahani, Kadi Bekr Muhammed bin Abdülbaki El-Ensari, İbn Ebi El-Sadi ve îbn Hüsrev El- Belhid.</p>
<p>Daha sonra bu müsnedlerin çoğunu Kadı El-Kudat Ebu El-Müeyyid Mu­hammed bin Mahmud El-Huvarzemi (Ölümü H.665) adını &#8220;Camiu El-Mesanid, adını verdiği bir kitapta bir araya getirdi. Aldığı hadisleri de fikhi ko­nulara göre sınıflandırdı. Kitabın önsözünde şunlara yer vermektedir: Şam&#8217;da değerini düşürmek istemeyen bazı cahiller gördüm.Yani -Ebu Hanife’nin değeri- kendisine hadis yetersizliği nisbet edilerek buna da Şa­fii’nin Müsnedi ve Malik’in Muvatta’ıyla delil göstermek Ebu Hanife’nin müsnedi bulunmadığı yolu iddialar ileri sürülmektedir. Ancak birkaç ha­dis rivayet ettiğini ifade etmektedirler. Bütün bunlardan dolayı bana dini bir cesaret gelerek O’nun hakkında hadis bilginlerinin derlediği yaklaşık on beş müsnedi bir araya getirmeye çalıştım.Sözünü ettiğimiz bu kitapda basılmış durumda ve yaklaşık 800 sayfa tutmaktadır.</p>
<p>İşte Ebu Hanife’nin hadis konusundaki yetersizliği sorunu budur. Bu it­hamın geçersizliği ortaya çıktıktan sonra, sadece on küsur hadisi sahihtir, yakıştırması da böylece ortadan kalkacaktır. Bu iddiaya İbn Haldun dışın­da itibar edilebilecek hiçbir kaynakta rastlamıyoruz. Kullanılan ifade de mübhem ve sadece rivayetleri anmış bulunmaktadır. Bu anlamda düşünü­lecek olsa bile yanlıştır. Kaldı ki, daha önce belirttiğimiz gibi kendisinden rivayet edilen hadisleri kapsayan müsnedler de bunu doğrudan doğruya yalanlamaktadır.</p>
<p>Burada ban yazarların  içine düştükleri yanılgı üzerinde durmak is­tiyoruz. Bu yazarlar Ebu Hanife’nin hadis yetersizliğiyle karşı karşıya bu­lunuşunun Kufe’de kalmış olmasıyla ilgisi bulunduğu belirtilerek, Ku-fe’nin hadis konusunda zayıfkaldığı biçiminde mazeret ileri sürmektedir­ler. Böyle bir yanılgı, Kufe’nin, Ebu Hanife döneminde ilim bakımından ta-şıdığı değeri bilmemek ve Ebu Haniie’nin ünlü İslam kentlerine gezilerini hesaba katmamaktan ileri gelmektedir. Oysa Küfe, kurulmuş bulunduğu hicretin 17. yılından itibaren sahabe büyüklerinin uğradığı yer olmuştur. Ömer, Kufelilere Abdullah bin Mes’ud’u -Müslüman olan ilk altının altıncısidir, kendilerine Kur’an’ı öğretip dini anlatmak üzere göndermiş ve Kufe­lilere şunları iletmişti: &#8220;Sizi, Abdullah bin Mes’udla kendime yeğledim,&#8221; Bu ise îbn-i Mes’ud’un ilimdeki üstünlüğü anlamına gelmektedir, öylesine ki, Halife, başkentte bile kendisine ihtiyacı bulunduğunu söylüyordu. Resulullah: &#8220;Kim Kur&#8217;an’ı indirildiği gibi dosdoğru okumak istiyorsa (Abdullah ibni Mes&#8217;ud) gibi okusun&#8221; Yine Ömer, kendisiyle ilgili olarak şunları söylemektedir: &#8220;İlim dolmuş bir çantadır.&#8221;</p>
<p>işte böylesine büyük bir sahabi, Ömer&#8217;in kendisini Kufe’ye atamasından Osman’ın hilafetinin son dönemlerine kadar büyük bir dikkat, özen ve incelikle Kufeliler’in dini anlamaları ve kavramaları için çaba gösterdi. Ger­çekten de Kufe’de onun elinden çıkma büyük fakih ve Kurra yetişti. Ali bin Ebi Talib, Kufe’dekı fakih çokluğu karşısında şaşkınlığını gizlemiyerek kendisine şunları söylemiştir: &#8220;Bu köyü ilim ve fıkıhla doldurdun.&#8221; öte yandan öğrencileri ve öğrencilerinin yetiştirdikleri dört bine kadar ulaşmış oldu ki, bu insanlar bu kentin aydınlığı olmuşlardır. Ali (r.a.) ve Kurra sahabiler Kufe’ye taşındıktan sonra, Kufe bilginlerinin fıkıh konusundaki dikkatleri daha da yoğunlaşarak, kısa bir süre içinde Kufe, muhaddis, fa­kih, Kur’an ilimleri bilginleri ve arap dili bilginleri sayesinde İslam kentle­ri arasında benzersiz noktaya geldi. Özellikle çevre yerleşim merkezlerinin arapçayı en iyi konuşan kabilelerce dolmuş olması ve sahabi ileri gelenleri­nin uğrağı haline gelmesi buna yol açmıştır. Ali ve îbn-i Mes’ud’un öğrenci­lerinin ileri gelenlerinin otobsiyografileri bir araya getirildiğinde büyük bir kitab ortaya çıkabilecektir. El-Icli, Irak’ın diğer yörelerinde bulunanların dışında sadece Kufe’de bulunan Sahabi sayısını binbeşyüze vardırmakta- dır.</p>
<p>Büyük tabiinden Mesriik bin El-Ecda şöyle demektedir: Muhammed (s.a.v) ashabının altı kişide bütünleştiğini gördüm: Ali, Ömer, Yezid, Ebu Derda, Ubey bin Ka&#8217;b, sonra da bu altı kişinin ilminin Ali ve Abdullah’ta bir araya geldiğini gördüm. Yani îbn-i Mes’ud.</p>
<p>Ebu Hanife’nin gezilerine gelince: Basra ve Medine’ye onlarca kez gitti Mekke’de Hicri 130’dan 136 yılına kadar altı yıl kaldı. Bu iki kutsal kentin bilginlerinin çoğunluğuyla tanışmasının yamsıra, başka yörelerin de bilginleriyie, örneğin, Evzaiyle tanıştı. Mekke’de îbn-i Abbas’ın öğrencilerin- den ilmini alırken, Medine’de de Ömer’in öğrencilerinden oldukça yarar­landı. Bütün bunların yamsıra Ehli Beyt imamlarından, örneğin Zeyd bin Ali Zeynelabidin, Muhammed El-Bakır ve Muhammed bin Abdullah bin Hassa&#8217;dan da istifade etti.</p>
<p>Öte yandan Hatib, tarihinde şunlara yer vermektedir, bir gün Ebu Hanife Mansurun yanında İsa Bin Musanın  bir sırada yanına gitti.İsa Bin Musa,Mansura;’’Ey Numan İlmi kimden aldın’’diye sorduğu,Ebu Hanife;Ömerin öğrencileri aracılığıyla Ömer’den,Ali’nin öğrencileri aracılığıyla Ali’den ve yine Abdullah İbn Mesud öğrencileri aracılığıyla İbn Mesuddan aldım.İbn Abbas döneminde de ondan daha bilgili yoktu yeryüzünde.Yani ilmini öğrencilerinden aldım.’’Bunun üzerine Mansur;Sen kendini sağlama bağlamışsın’’ dediği ifade edilmektedir.</p>
<p>Bu bakımdan Ebu Hanife gibi, ünlü sahabelerin ilmini kendinde topla­mış birine, hadisin az bulunduğu belirtilen Kufe’de bulunuşuyla mazeret aramak doğru değildir. Kaldı ki, Kufe, bilginlerinin ve sahabelerinin çoklu­ğuyla tanınmaktadır. İleri gelen sahabelerden ikisi, Ali ve Abdullah orada ikamet etmişlerdir .</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-ve-hadis/">Ebu Hanife ve Hadis</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ebu-hanife-ve-hadis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;ın Sünnetle, Sünnetin de Kur&#8217;an&#8217;la neshi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuranin-sunnetle-sunnetin-de-kuranla-neshi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuranin-sunnetle-sunnetin-de-kuranla-neshi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab ın Sünnetle neshedilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da nesih:]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Sunnet'in Kitapla neshi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;an&#8217;da nesih: Bilginler arasında kitabın kitabı neshettiği konusunda Ebu Müslim El- İsfahani’nin Kur’an’da neshin olmadığını inkarının dışında, herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki, konuyu bu yönüyle tartışmanın yeri değil bu kitap. Yine, sünnetin sünnet tarafından neshedilirliği konusunda herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Mensuh, mütevatir olduğunda neshe- denin de mütevatir olması şartı ileri sürülmektedir. Ahad olursa, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuranin-sunnetle-sunnetin-de-kuranla-neshi/">Kur’an’ın Sünnetle, Sünnetin de Kur’an’la neshi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/kuranin-sunnetle-sunnetin-de-kuranla-neshi/islam-hukukunda-sunnet-250x250/" rel="attachment wp-att-17695"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-17695" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/islam-hukukunda-sunnet-250x250-1.jpg" alt="" width="250" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/islam-hukukunda-sunnet-250x250-1.jpg 250w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/islam-hukukunda-sunnet-250x250-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a></strong></p>
<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;da nesih:</strong></p>
<p>Bilginler arasında kitabın kitabı neshettiği konusunda Ebu Müslim El- İsfahani’nin Kur’an’da neshin olmadığını inkarının dışında, herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki, konuyu bu yönüyle tartışmanın yeri değil bu kitap.</p>
<p>Yine, sünnetin sünnet tarafından neshedilirliği konusunda herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Mensuh, mütevatir olduğunda neshe- denin de mütevatir olması şartı ileri sürülmektedir. Ahad olursa, ahad ya da mütevatir hadisle neshedilebilir. Buna bir çok örnek gösterilmektedir. &#8220;Sizi kabir ziyaretinden sakındırmıştım. Şimdi ziyaret edebilirsiniz&#8221; hadi­si bunlar arasındadır.</p>
<p>Ne var ki, iki konuda anlaşmazlığa düşülmüştür:</p>
<ol>
<li>Sünnetin kitapla neshedilmesi.</li>
<li>Kitabın sünnetle neshedilmesi.</li>
</ol>
<p>Bu sorunu kısaca özetleyerek, konuyla ilgili araştırma ihtiyacı duyanla­rın usul kitaplarına başvurmalarını sağlık veririz</p>
<p><strong>Sünnet&#8217;in Kitapla neshi</strong></p>
<p>a-Bilginlerin çoğunluğu şöyle demektedir: Bu caizdir, hatta fiilen de gerçekleşmiştir. Buna da çeşitli örnekler göstermişlerdir. Beytül-Makdis’e yönelmekten vazgeçip Kabe’nin kıble alınması gibi.</p>
<p>Bilindiği gibi herhangi bir nass bulunmamakla birlikte, Resulullah ve sahabeler Medine’ye hicretlerinin yaklaşık ilk on ayında Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kıldılar.</p>
<p>Daha sonra bu, şu ayetle neshedilmiş oldu: &#8220;Biz senin semaya yüzünü çevirdiğini görürdük. Seni razı olacağın kıbleye döndüreceğiz. Yü­zünü Mescid-i Haram tarafına çevir.&#8221;</p>
<p>Yine Hudeybiye Anlaşmasında, kendilerine müslüman olarak gelenleri Kureyşlılere teslim şartı konusunda görüldüğü gibi Resulullah, bunu ka- dınlar lehine geçerli olmak üzere neshetti. Resulullah, dinlerinden dönebi* lir, ya da kadınlıklarına bir zarar gelebilir gerekçesiyle Kureyşli müşrikle- re teslim etmeyi uygun görmedi. Yapılan nesih, şu ayete dayanarak gerçekleşmiş oluyordu: *Ey iman edenler! Muhacir olarak size gelen mü&#8217;min kadınları imtihan edin. İmanlarını Allah sizden daha iyi bilir. On­ların mü min olduklarını anladığınız zaman kafirlere geri çevir- meyin. Ne o kadınlar kafirlere, ne de kafirler o kadınlara helal değildir&#8221;</p>
<p>Konuyla ilgili çokça örnek bulunmaktadır.</p>
<p>b) Şafii&#8217;nin görüşü ise, sünnetin Kur’an’la neshedilmeyeceği biçiminde­dir. Konuyla ilgili olarak da bazıları şöyle bir gerekçeden hareket edildiğini ileri sürdüler. Sünnetin kitapla neshedilmesi, Allah düşmanlarınca, Al­lah&#8217;ta Resulünün sözlerini beğenmeyip, değiştirdiği anlamında değerlen­dirilmektedir. Böyle bir yaklaşım ise ne kimsenin akima gelir, ne de olmuş bir şeydir.</p>
<p>Gerçek olanı Şafii’nin bu konuda doğrudan doğruya <span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">Er</span>-Risale&#8217;de yaptı­ğı açıklamadır: Bu doğrultuda Resulullah’ın sünnetini, ancak Resulullah’ın sünneti neshedebilir. Eğer Allah, Resul ullah’ın sünnetiyle çelişen herhangi bir durumu yaratsa, o yeni durumla ilgili olarak da Resulullah yeni bir sünnet ortaya koyardı. Yani halka bir önceki sünnetinden vazge­çip, yeni durumla ilgili şu amelin gerekliliğini vurgulayan bir sünneti gös­termese icap etmektedir. Bu durum da Resulullah’ın sünnetinde belirtil­miştir*</p>
<p>Daha sonra da bu görüşüne deliller getirerek şöyle demektedir: &#8220;Resu- lullah herhangi bir konuda sünnet koydu, sonra bu sünnet, Resulullah’tan nasih sünnet olmadan, Kur’an’da neshedildiği gibi bir düşüncenin ileri sü- rülmesi durumunda, Resulullah; &#8220;Allah size alış-verişi helal, faizi ya­sak kıldı&#8221; ayeti indirilmeden önce satışla ilgili her şeyi haram kıldı de­mek mümkün olabilir.Yani  zaninin recminin şu ayetle neshedilme ihtima­li vardır, demek mümkündür: &#8220;Zani erkek ile zani kadının her birine yüz kırbaç vurun.</p>
<p>Aym doğrultuda mesh-i huffeyn’in abdestle ilgili ayetlerle neshedilebileceği gibi.</p>
<p>Öte yandan, hırsızın değerli bir mah çalmasına bakmadan, isterse de ya­rım dnar çalmış olsun, ayete göre uygulamada bulunulmalıdır. &#8216;Erkek ve kadın hırsızın irtikap ettiklerinin cezası ve Allah tarafından ikap olmak  üzere ellerini kesiniz.&#8221;</p>
<p>Çünkü hırsızlık ister az, ister de çok yapılmış olsun, her iki durumda da tahakkuk etmiş ohır. Belirli bir ölçüye kadar hırsızlık yapsın veya yapmasın bu böyledir</p>
<p>Ayrıca Resulullahtan gelme her hadisin,Kuranda benzeri olmadığına göre Resulullah tarafından,söylenmemiştir,gerekçesiyle reddedilebilir.</p>
<p>Yani mücmel elan her ayetle ilgili açıklamada bulunan her hadisin terkedilmesine  ihtimali bulunmaktadır. Hadisteki anlam, Kur&#8217;an&#8217;daki anlamla söz seviyesinde bir ayrılığa düşmüş olsa, ya da hadiste geçen kelimenin, Kur&#8217;an&#8217;daki ifadeden daha geniş bir anlama geçebilmesi durumunda hadisin terkedilmesi gerekmektedir Buysa mümkün değildir. Aksı halde bizim belirttiğimiz şekildedir.&#8221;</p>
<p>Şafii bilginleriyle cumhur, Şafii&#8217;nin bu görüşüne çeşitli cevaplarda bu­lundular.</p>
<p><strong>Kitab ın Sünnetle neshedilmesi:</strong></p>
<p>Konuyla ilgili olarak bilginler arasında iki yönlü tartışma bulunmaktadır.</p>
<p>Hanefiler şöyle söylemektedirler: Kur’an, mütevatir veya meşhur sünnetle neshedelibilir, sadece ahad hadisle neshedilemez.</p>
<p>Bu iddialarına delil olarak şu açıklamayı yapmaktadırlar: Mütevatir sünnet, Kur’an gibi söylendiği kesinlik kazanmıştır.</p>
<p>Meşhur, ise bilginlerin elinde çokça dolaşması bakımından söylenirliliği güçlülük kazanmıştır. Fakihler de, bu hadis türünü, onu mütevatir hadisin bir türeviymiş gibi kabul ederek, amel etmişlerdir. Bunlar ise vahyi gayrı metludur, dolayısıyla bunun kitabı neshetmesi caizdir, demektedirler.</p>
<p>Buna da ayetin, mesh-i huffeynle neshedilmesi olayını örnek gösterdi­ler. Nasıh hadis meşhurdur. Ayrıca ayette belirtilen şu hükmün neshedilmesini de örnek göstermektedirler:</p>
<p>Birinize ölüm geldiği vakit, bir hayır (bir mal) bırakacaksa, babası, anası ve en yakın akrabası için meşru bir surette vasiyet etmek, Allah&#8217;tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kılındı.</p>
<p>Bu ayet &#8220;varise vasiyyet yoktur<sup>’</sup> hadisiyle neshedilmiştir. Hadis de bilginlerce meşkur ve uygulamada bulunan bir hadistir. Hatta Şafii ”El-üm&#8221; ki­tabında hadisin mütevatir olduğunu belirtmektedir. îbn-i Hacer’in &#8220;El- Feth&#8221; kitabında kendisinden naklettiği budur.</p>
<p>Cumhur ise şunları söylemektedir: &#8220;Kitabın sünnetle neshedilmesi caiz değildir. Sünnet ister mütevatir, ister meşhur, ister ahad olsun.&#8221; Şafii, cumhurun bu düşüncesine delil olarak da şu ayeti göstermektedir: &#8220;Daha hayırlısını veyahut onun gibisini getirmedikçe ayetlerden bir aye­ti neshetmeyiz.”</p>
<p>Sünnet ise ne Kur’an gibidir, ne de ondan iyidir. Yine şu ayet: De ki’’Onu kendi tarafından değiştirmek benim hakkım değildir; Ben ancak vahyolnana tabi olurum.&#8221;  Kendisine vahyedilene tabi olup, herhangi bir şeyi değiştirmediğim göstermektedir. Allahu Teala buyuru­yor ki: &#8220;Sana da insanlara kendileri İçin indirilen şeyi açıklayasın diye Kur’an’ı indirdik. Olur ki iyice düşünürler</p>
<p>Burada, Resul ullah’ın indirileni açıklayan olduğu; açıklama yapıldıktan sonra insanların, kendisine indirilip de açıklamada bulunduklarıyla amel edilmesi gerektiği belirtilmektedir.Kitabın Sünnetle  neshedilebilirliğine cevaz vermek ise,nesihle amel etmeyi gerektirir ki,  bu   da indirilenle amel etmek olmayacaktır. Yine Kuran sünnetle neshedilemeyeği dü­şüncesi Resulullahın her türlü kötülükten arınmışlığı ve İslam düşmanlarının kendilerine yapacak ithamlar bakımından daha uygundur.</p>
<p>Şeriat ahkamının en az saldırı gördüğü biçimde takdim edilmesi, ittifak konusu olmuş hususlardandır. Bu bakımdan neshin bu türüne cevaz veril­mesi durumunda, bunun gerekçe yapılarak şöyle bir saldırının yapılabil­mesi mümkündür: ” ilk söyleyen kendisi ve yine İndirilene ilk karşı çıkan da kendisi oluyor, sözüne nasıl güvenilir?Yine, bir şey söyleyip de söylediğiy­le çelişen bir şey okusa o zaman saldırıda bulunmak isteyen şöyle söyleye­bilecektir. &#8220;Allah’ın kendisinin söylediği söz de yalandı, kendisine nasıl inanabiliriz?&#8221;</p>
<p>Allah buna şu ayetiyle işaret etmektedir:<span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">&#8221;Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini pek iyi bilmiş iken kâfirler Peygambere: «Sen, ancak bir iftiracısın» dediler. Hayır öyle değil; onların çoğu bilmezler.&#8221;</span><br />
Bundan anlaşılıyor ki, kitabın kitabla nashedilmesi saldırıyı gerektir­memektedir. Öte yandan kitabın sünnetle neshedilmesi durumu da saldı­rıda bulunanların öngördükleri gibi hücumlara açık bulunmaktadır. Dola­yısıyla her türlü olumsuzluktan arınmışlığı bildiğimiz Resulullah’a bu tür saldırıların yapılabilme imkanını ortadan kaldırmak gerekmektedir.Sonra kendisine yapılan saldırılar şu ayetle giderilmiş oldu: &#8220;De ki, Rabbin tarafından hak olarak Ruhul Kudus indirdi,&#8221;</p>
<p>Hiç kuşkusuz, cumhurun görüşleri gerçeğe daha yakındır. Ayrıca Kur’an’ın sünnetle neshedildiğini teyid edilmiş biçimde gösteren herhangi bir sünnetde görmüş değiliz. Hanefileriıı, mesh-i hufleyn ve varisin vaziye­tiyle ilgili ileri sürdükleri örnek, bu türden değildir. Anlaşmazlık -kanaa­timce- cevazı ve olmazlığı noktasındadır, yoksa vukuu açısından değildir. Hanefilerin, vukubulduğuyla ilgili iddiaları, bunun sünnetle vukubulma-yışa dolayısıyla yanlış olmaktadır. Yine ileri sürülen deliller açısından da bu böyledir.</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuranin-sunnetle-sunnetin-de-kuranla-neshi/">Kur’an’ın Sünnetle, Sünnetin de Kur’an’la neshi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuranin-sunnetle-sunnetin-de-kuranla-neshi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sünnetin Kur&#8217;ân&#8217;a Nisbetle Yeri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kurana-nisbetle-yeri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kurana-nisbetle-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:38:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Kur’an’a nisbetle konumu]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin kurana nisbetle yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Yeri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah, Kur’an-ı Kerimi, takva sahibi olanlara hidayet, müslümanlara kanun ve gönüllere bir şifa, kurtuluşa ermelerini diledikleri için de bir kur­tuluş olsun diye Resulüyle gönderdi. Allah’ın, Resullerini gönderdiği tüm amaçları kapsayıcı bir özellik taşımaktadır. Kur’an’da yasama, ahlak, teş­vik, sakındırma, hikaye ve tevhid bulunmakta ve bu özellikleriyle de genel­de ve ayntıda sağlıklı oluşu kesinlik arzetmiştir. Bir tek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kurana-nisbetle-yeri/">Sünnetin Kur’ân’a Nisbetle Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah, Kur’an-ı Kerimi, takva sahibi olanlara hidayet, müslümanlara kanun ve gönüllere bir şifa, kurtuluşa ermelerini diledikleri için de bir kur­tuluş olsun diye Resulüyle gönderdi. Allah’ın, Resullerini gönderdiği tüm amaçları kapsayıcı bir özellik taşımaktadır. Kur’an’da yasama, ahlak, teş­vik, sakındırma, hikaye ve tevhid bulunmakta ve bu özellikleriyle de genel­de ve ayntıda sağlıklı oluşu kesinlik arzetmiştir. Bir tek ayet kelime veya harfinde kuşkuya düşen müslüman kalmaz. Allah&#8217;ın dininde fakih olan bilgini en çok ilgilendiren husus, Allah&#8217;ın Kur’an’da kullan için öngördüğü ya­sa, üke ve kaideleri bilmiş olmasıdır.</p>
<p>Müslümanlar, Kuranı Rasulullah’tan sözlü olarak almış ve sahabeler çağından sonra da aynı şekilde ve mütevatir olarak iletmişlerdir. Allah’ın kitabını insanlara iletmenin dışında Rasulullah’ın bir önemi bulunmaktadır. O da bu kitabın açıklanması, ayetlerini yorumlaması, ahkamlarından mücmel olanı anlatmak ve Allah’ın kitabında belirttiği genel ve mücmel ahkamları açıklamaktır.</p>
<p>Müslümanlar Allah’ın kitabını bilmelerinin yanısıra Rasulullah’ın açık­lama ve öğretmelerine ihtiyaç içindeydiler. Kuran’ı açıklamak üzere gön­derilmiş olan Rasulullah’ın tefsir ve öğretmelerine ihtiyaç içindeydiler. Kur’an’ı açıklamak üzere gönderilmiş olan Rasulullah’ın açıklama ve yo­rumlarına başvurulmadan Kur’an’ın gerçek hakikatini ve Allah&#8217;ın ahkamlarla ne anlatmak istediğini kavramak mümkün değildir.</p>
<p>Bundan ötürüdür ki, geçmişte veya günümüzde bir takım gruplar dışın­da, müsllimanların tümü, Rasulullah’ın söz,fiil veya ikrar biçimindeki sün­netinin her müteşerinin helal ve haramı belirleme konusunda başvurması gereken yasama kaynaklarından biri olduğunda birliktirler.</p>
<p>Geçtiğimiz bölümlerde, Kur’an ve Rasulullah’ın sözlerinde buna delalet eden naslan göstermiştik. Ne var ki, şimdi üzerinde durmaya çalıştığımız bu değil. Konumuz, sünnetin Kur’an’a nisbetle konumunun ne olduğu­dur .kur’anla aynı mertebede midir, yoksa ondan bir basamak aşağıda mıdır ?</p>
<p>Hiç kuşkuşuz Kur an metin bakımından kesinlikle sabit olmuştur. Öte yandan Kur’an’da kat’i delalet ifade eden, diğer taraftan zanni ifade eden nasslar bulunmaktadır</p>
<p>Sünnete gelince, mütevatir türü kesinlikle sabit olurken, mütevatir ol­mayan ise özelde kat’i olsa bile, genelde zannidir. Dolayısıyla her iki ba­kımdan subutu zannı ifade eden, subutu kati ifade edene oranla ikinci mer­tebede bulunmaktadır. Bu bakımdan sünnet, Kur ana karşı ikinci basa­makta yer almaktadır.</p>
<p>Aynı doğrultuda sünnet ister Kur’an’a bir açıklama, isterse de bir ilave olarak değerlendirilsin, açıklama açıklanana nisbetle bir açıklayıcı olarak ikinci mertebededir. Yani temel nas Kur’an olurken, sünnet tefsir anlamındadır ve bu bakımdan da ikinci derecede rolü vardır. Eğer bir ilave olarak değerlendirilecek olursa bu durumda da kitabta bulunması durumunda geçerliliği bulunmaktadır ve bu yönüyle yine ikinci sırada kalmış olmaktadir.</p>
<p>Bu, mantıki açıdan varılan sonuçtur. Nass ve kaynaklarda bu yaklaşımı pekiştiren deliller bulunmaktadır. Ebu Davud ve Tirmizi’ni rivayet ettikle­ri hadis buna örnek olmaktadır:</p>
<p>’‘Sana bir mesele getirildiği zaman, nasıl hüküm verirsin? Allah’ın ki ta­bıyla,Peki Allah’ın kitabında bulamazsan? Rasulullah&#8217;ın sünnetiyle. Peki anda da bulamazsan? Kendi görüşüme göre yargıda bulunurum.”  Ömer’in, Kadi Şüreyh’e gönderdiği de aynı örnek içinde mütalaa edilebi- linir. &#8220;Sana bir mesele getirildiği zaman, o meseleyle ilgili olarak Allah’ın kitabıyla hükmet, eğer Allah’ın kitabında olmayan bir meseleyle karşıla­ırsan Rasullah’ın sünnetiyle yargı ver.&#8221; Bir başka rivayette de: Herhangi bir meseleyle karşılaştığında Allah&#8217;ın kitabına bak ve başkasına yönelme.</p>
<p>Bununla anlatılmak istenen şey bir başka rivayetle açıklanmıştır.Şöyle ki;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ın kitabında gördüğün şeye bak ve hiç kimseye onunla ilgili bir- şey sorma; Allah’ın kitabında görmediklerinle ilgili olarak Rasulullah’ın sünnetini izle . ’’</p>
<p>İbn-i Mes’ud&#8217;un şöyle dediği rivayet edilmiştir. &#8220;Biriniz herhangi bir me­seleyle karşılaştığında onunla ilgili olarak Allah&#8217;ın kitabıyla hükmetsin, Allah&#8217;ın kitabında olmayan bir meseleyle karşılaştığında ise Rasulullah’ın sünnetiyle hükmetsin.&#8221;</p>
<p>Daha Önce belirttiğimiz gibi Şeyheyn Ebu Bekir ve Ömer, herhangi bir sorunla karşılaştıklarında ilk önce o sorunu, Allah&#8217;ın kitabıyla çözüme ka­vuşturma yoluna giderdi: Aksi durumlarda da Rasulullah’ın sünnetine başvururlardı. Aynı doğrultuda bu husus birçok sahabi, tabiin ve müçtehid imamların sözlerinde ifadesini bulmuştur.</p>
<p>Öte yandan bu anlattıklarımıza karşı çıkan bazı bilginler olmuştur. Amm olan nass mutlak olanı tahsis ve mücmelini açıklaması bakımından Kurana oranla yargıda bulunabileceği belirtilmiştir. Bu durumda sünnete başvurularak, Kur an ahkamının dış görünümünden çıkarılan hüküm den vazgeçilir. Çoğunlukla Kur’an ahkamı görünürdeki özelliğiyle iki hü­küm çıkarırken sünnet bunlardan birisini belirler. Böylece de sünnetle amel edilerek, Kur&#8217;an’ın öngördüklerinden vazgeçilir. Kur&#8217;an’da hırsızlıkla ilgili ayetlerin, her hırsızın elinin kesilmesini gerektirdiği görülmüyor mu? Ne var ki sünnet onu, korunmasını gerektirecek nisap seviyesinde hır­sızlık yapmış olanla sınırlamıştır. Kur’an’ın öngördüğü hüküm elin kesilmesi şeklindedir. El ise, parmak ile dirsek arasım kapsamaktadır. Sünnet ise bunu bileklerden olmak üzere geçerli kılmıştır. Yine aynı doğrultuda ze­katla ilgili ayetler her türlü malı kapsarken, sünnet bazı mallardan zekat alınabileceği şeklinde açıklama getirdi. Allah-u Teala: &#8220;Ve bundan sonra­kileri nikah etmeniz için helal kıldı.&#8221;  Sünnet, bu genellemeyi kadının üzerine hala ve teyzesinin nikahlanamayacağı biçiminde ortaya koydu.</p>
<p>Bu sözüyle sünnetin Kur’an’a oranla ilk sırayı aldığı veya eşit şartlarda olduğu söylenebilir.</p>
<p>Bu durumlarda da sünnetle amel etmek, Allah’ın ayetlerdeki buyruğunu yerine getirmek anlamındadır. Hırsızlıkla ilgili ayette amaç, elin dir­seklere kadar uzanan kısmınının değil, bilekten geçerli olmak üzere olan kısmınin kesilmesidir. Hırsızdan kasıt, korunması gereken nisab seviyesinde hırsızlık yapmış olandır. Sünnet, bu durumda yeni bir hüküm belirtmezken, ihtimal dahilinde olan birşeyi açıklamıştır. Bu da bir kısım bilginlerin görüşünce, sünnetin Kur’an’a oranla öncelikli bir durumda olduğu hususu­dur. Yani daha ön sırada bulunması dolayısıyla, Kur&#8217;an’ı açıklayıcı bir ko­numdadır.</p>
<p>Öte yandan, Muaz’dan rivayet edilen hadisle ilgili değişik görüşler bu­lunmaktadır. Tirmizi bu rivayet hususunda şunları söylemektedir: &#8220;Bu ri­vayeti ancak bu yolla biliyoruz. Senedi de muttasıl değildir. Cevzani bu hadisi uydurulmuş hadisler arasında değerlendirerek şunları söylemekte­dir. &#8220;Bu hadis, şeriatın usullerinden birini belirlemek üzere itimad edilme­yecek bir isnadla gelmesi bakımından batıldır.&#8221;</p>
<p>Ne var ki, Ebu Bekir, Ömer, İbn-i Mes’ud, îbn-i/Abbas ve diğer sahabe büyüklerinin ve onlardan sonra gelen selef bilginlerinin konuya örnek ola­cak uygulamaları düşüncemizin belirlenmesi açısından yeterlidir. Hiç şüp­hesiz sübut yollan bakımından ifade edişim dolayısıyla Kur’an’a nisbetle ikinci derecede bir anlam ifade etmektedirler, öte yandan ietihad ve naslara anlaşılır olması için. Kur’an ahkamını uygulamadan önce sünnete başvurmak kaçınılmazdır. Sünnetin Kur’an anlamını tahsis veya takyid etti­ğinden veya sünnetin yapageldiği açıklama ve yorum ihtimallerinden dolayıdır bu. Bu durumlarda da sünnet Kur’anla eşit şartlarda bulunmaktadır.</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kurana-nisbetle-yeri/">Sünnetin Kur’ân’a Nisbetle Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sunnetin-kurana-nisbetle-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buhari; Sahih Hadisleri Altıyüzbin Hadisin Arasından Seçti İddi­ası Hakkında</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/buhari-sahih-hadisleri-altiyuzbin-hadisin-arasindan-secti-iddi%c2%adasi-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/buhari-sahih-hadisleri-altiyuzbin-hadisin-arasindan-secti-iddi%c2%adasi-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:36:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhari Müdafaa]]></category>
		<category><![CDATA[Buhari]]></category>
		<category><![CDATA[Buhari; sahih hadisleri altıyüzbin hadisin arasından seçti iddi­ası hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4398</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buhari; sahih hadisleri altıyüzbin hadisin arasından seçti iddi­asına iki yönlü yaklaşmak mümkündür: A &#8211; Bilinen hadislerin sayısı&#8230; Buhari’nin çağında halk arasında yaygınlaşan hadislerin sayısının altıyüzbin, hatta daha fazlasına ulaştığında kuşku yoktur. İmam Ahmed’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hadislerin yediyüzbin ve daha çok olduğu doğrudur.Ve bu delikanlı (Ebu Zera’yı kas­tediyor) yediyüzbin hadisi ezberledi.&#8221; Fakat bu korkunç [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buhari-sahih-hadisleri-altiyuzbin-hadisin-arasindan-secti-iddi%c2%adasi-hakkinda/">Buhari; Sahih Hadisleri Altıyüzbin Hadisin Arasından Seçti İddi­ası Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buhari; sahih hadisleri altıyüzbin hadisin arasından seçti iddi­asına iki yönlü yaklaşmak mümkündür:</p>
<p>A &#8211; Bilinen hadislerin sayısı&#8230; Buhari’nin çağında halk arasında yaygınlaşan hadislerin sayısının altıyüzbin, hatta daha fazlasına ulaştığında kuşku yoktur. İmam Ahmed’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hadislerin yediyüzbin ve daha çok olduğu doğrudur.Ve bu delikanlı (Ebu Zera’yı kas­tediyor) yediyüzbin hadisi ezberledi.&#8221; Fakat bu korkunç hadis çokluğunun temelindeki gerçek nedir? Bütün bunlar, konulan bakımından değişik hadisler miydi, yoksa aynı hadislerin varyantı mıydı? Bütün bu hadisleri Resulullah’a, sahabilere ya da tabiine nisbet ediyorlar mıydı?</p>
<p>Bunu cevaplamak için, hadis, haber ve eserin anlamlarında düşülen an­laşmazlığa değinmemiz gerekecektir.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak bir grup diyor ki: Hadis, Resulullah’a izafe olunan­dır. (Yani Resulullah’a doğrudan doğruya dayanan). Çoğunlukla merfu ol­makla ayırdedilir. Bununla da mevkuf olanı kastedilmez; ancak mevkuf ol­duğunu belirleyen bir delil olursa o zaman başka. Haber ise, merfu ve mev­kufa yorumlanmaktan daha genel bir anlamı kapsamaktadır. Yani sahabe ve tabiine izafe olunanları da ihtiva etmektedir. Bundan dolayıdır ki, her hadise haber denilebilinir, ama her haber hadis değildir.</p>
<p>Bir diğer grup ise şunları söylemektedir: Hadis, Resulullah’a merfu olan sahabi ve tabiin mevkuf olandır. Böylece de haberle müteradif olur.</p>
<p>Eser ise,haberle eşanlam olup, merfu ve mevkuf olana daha önceki anlamla ıtlak olunur. Bunun içindir ki, Horasan fakihleri, &#8220;eserle mevkuf&#8217; &#8220;haberle <span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">&#8221;merfu&#8221; </span>deyimini kullanmaktadırlar.</p>
<p>Anlaşılıyorki, onlar hadis, haber ve eserin anlamlarını sınırlamaktadırlar.Böyle olunca da hadislerin altıyüz veya yediyüzbin gibi büyük bir meblağa varmalarını anlamak kolaylaşacaktır. Demek oluyor ki, Resulullah’ın sözlerini kapsadığı gibi sahabi ve tabiinin de sözlerini kapsamaktadır. Ay­nı doğrultuda bir hadisi muhaddis, sahabi veya tabiin; değişik ravileri olması dolayısıyla çok yönlü bir şekilde rivayet edebilmekte ve hadis çokluğu, genellikle bu teamüle de başvurulduğu için böylesine bir meblağa ulaş­maktadır.Muhaddis, kiminde bir tek hadisin değişik on yolunu da geçerli saydığı için, ayrı yollardan gelmiş bir hadisi on hadis olarak kabul edebil­mektedir. Oysa rivayet edilen bir veya iki hadisten başkası değildir.</p>
<p>İbrahim bin Said El-Cevheri diyor ki: &#8220;Her hadisin bana göre yüz ayn vechi olmasa kendimi o hadisle ilgili olarak öksüz sayarım (*). Böylece de, Resulullah’ın söz, davranış ve takrirlerini kapsayan hadislerinin yanısıra sahabe ve tabiinin sözleri ve Resulullah’a nisbet edilen aynı hadisin değişik yollardan rivayet edilen biçimini de bu arada toplarsak, hadis sayısının yüzbinlerle ifade edilen bu meblağa ulaşmasını yadırgamayacağız.</p>
<p>Allame Şeyh Tahir El-Cezairi diyor ki: &#8220;Belirttiğimiz gibi, muhaddislerin bir bölümü hadisi, mevkuf ve merfu olanı da kapsayacak bir anlamda kullanmaları dolayısıyla, halka, filan kişi yediyüzbin sahih ezberledi denil­diğinde ortaya çıkan şaşkınlıkları ortadan kalktı.</p>
<p>Buna ihtimal vermemekle birlikte şöyle diyorlardı: Bize ulaşmadıysa bu hadisler nerede? Hadis hafızlan bunun onda birini bile olsa nakletmişler midir? Resulullah’ın hadislerinin çoğunu nasıl ihmal etmiş olabilirler. Kal­dı ki onlar hadisle ilgili çalışmalanyla ün yapmış kimselerdir, bundan ötü­rü de bir tek hadis kaçırmamış olmalan gerekir.</p>
<p>Şimdi de hadis hafızlarının değeriyle ilgili sözlerini alalım: İmam Ahmed’in şöyle dediği rivayet edilir: Yediyüz bin küsür hadis sabit olmuştur.</p>
<p>Bu dalikanlı, yani Ebu Zer’a yediyüzbini ezberledi. Beyhaki diyor ki: Bu­nunla, hadislerden sahih olanıyla sahabe ve tabiinin sözleri amaçlanmak­tadır. Hafız Ebu Bekr Muhammed bin Ömer El-Razi diyor ki: Ebu Zer’a yediyüzbin hadisi ezberlemenin yanısıra tefsiri hadislerden yüz bin ezberle­mişti. Buhari’den şöyle dediği nakledilmiştir: Sahih hadislerden yüzbin, sahih olmayandan da ikiyüzbinini ezberledim. Müslim’den de şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu sahih müsnedi, üçyüzbin yaygın sahih hadisin için­den derledim.</p>
<p>Burada garipsenecek gibi olan şey, Ebu Zer’a’ın tefsir hadislerinden ıkıyüzbinini ezberlemiş olmasıdır. Allahu Teala’nın ayetinde geçen:</p>
<p>Sonra o gün, Allah’ın nimetlerinden mutlaka sorulacaksınız.</p>
<p>’El-Naim sözcüğüyle ilgili olarak müfeesirler on değişik yorumda bulunmuşlardır. Hadisi genel anlamıyla değerlendirenlere bu on hadis ola­rak ele alınmıştır. Aynı doğrultuda Kur’an’ın: &#8220;Onlar riyakardırlar. Ve ze­katı men’ederler.&#8221; ayetindeki &#8220;El-Maun&#8221; sözcüğüyle ilgili olarak altı değişik yorum yapılmıştır. Bütün bu yorumlar, altıncısının dışında hadis olarak değerlendirmişlerdir.</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet</p>
<p><strong>Muhammed Hamidullah&#8217;ın yorumu ise şöyle:</strong></p>
<p>Buhari&#8217;nin hayatını ve eserini ele almadan önce can sıkan ve hatta müptedi olmayanları bile yanıltan önemli bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekir. Buhari&#8217;ye, Sahih&#8217;i için 7 bin kadar haberi (ki, tekrarlar sayılmazsa bunlardan da geriye sadece 2 bin kadar haber kalır), sahip olduğu altı yüz bin hadis yığını içinden seçmiş olduğuna dair çok meşhur bir söz atfedilir. Bu ne manaya geliyor? O, yarım milyon hadisle diğer pek çoğunun hatalı olduğuna hükmedildiğini mi söylemek istedi? Yahut başka bir şey mi?</p>
<p>Bu soruyu derinleştirmek için iki noktanın gözden kaçırılmaması gerekir:</p>
<p>a) Kitabının başlığı &#8220;es-Sahih el-Muhtasar: Sahih ve Özet&#8230;&#8221;dir. O, sahih olan şeylerin hepsinin eksiksiz bir derlemesini yapmayı değil, bunlardan bir seçki, örnek bir seçme yapmayı istedi. Şu halde, tamamen güvene layık hadislerin arasından bile, sadece en önemli ve en belirtici olduklarına hükmettiği hadisler ile, günlük kullanım için herhangi bir Müslümanın görüp karşılaştığı şeylerde en yararlı olan hadisleri seçmek zorundaydı.</p>
<p>b) Bir hadis, uzmanlar için içeriğe göre değil geliş yerine göre kendi içinde bir bütündür! Hz.Peygamber&#8217;in bir teksözü bile sahabilerinden on kişi, onlardan da 100 tabii, onlardan da 500 tebe-i tabiin tarafından nakledilmiş olabilir. Bir uzman için bu bir hadis değil, beş yüz farklı hadistir. Buhari bunların en iyi ravi zincirlerinden iki veya üç tane seçti. Bu durumdan dolayı altı yüz bin olduğu söylenen hadisler, içerik açısından sayıldıklarında gerçekte belki birkaç on bin hadisten ibarettir. Bu arada hatırlatalım ki, bir hadis uzmanı, bir muhaddis, en iyi yazarın kitabında bile okuduğu bir haberi nakledemez,onu yazarın ağzından veya ondan bu şekilde almış olan bir kimsenin ağzından duymuş olmalıdır. Öylece müstensihlerin bilerek veya bilmeyerek yaptıkları hatalardan korunmak ister.</p>
<p>Şüphesiz atılması gereken bazı haberler vardı. Buhari de bunu yapmaktan geri kalmadı. Ancak bunların sayısı çok fazla olmamalıdır. Çünkü Buhari, kural ve tarz olarak, sadece, döneminin en ünlü hocalarından hadis alırdı. Bu hocaların hepsi de, bir şeyi hadis olarak kabul etmek ve onu rivayet etmek için kendisi kadar &#8220;güç, zor beğenir&#8221; kimseler idi. İnsan boşu boşuna bir şey uydurmaz, tahrifatta bulunmaz. İnsan bunu, ancak,aksi takdirde reddedilen veya savunulamayan bir iddiayı desteklemek için yapar. Oysa Islam ümmeti içinde böyle bir tartışma noktası yoktu.(Prof.Dr.Abdullah Aydınlı,Hadis Yazıları,ifav,syf.152)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/buhari-sahih-hadisleri-altiyuzbin-hadisin-arasindan-secti-iddi%c2%adasi-hakkinda/">Buhari; Sahih Hadisleri Altıyüzbin Hadisin Arasından Seçti İddi­ası Hakkında</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/buhari-sahih-hadisleri-altiyuzbin-hadisin-arasindan-secti-iddi%c2%adasi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadislerin Sabit Olup, Olmaması Durumu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-sabit-olup-olmamasi-durumu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-sabit-olup-olmamasi-durumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Sabit Olup Olmaması Durumu]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Sahih değildir manası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4396</guid>

					<description><![CDATA[<p>El-Luknevi, ”El-Rafi ve El-Tekmil&#8221; adlı kitabda şöyle diyor: Bu hadis, &#8220;sahih değildir&#8221; ya da &#8220;sabit değildir&#8221; denilen birçok hadisler bulunmaktadır ki, bilgisizler onu uydurulmuş ya da zayıf sanırlar. Şüphesiz böyle bir kanaat, ıstılahlarla il­gili bilgisizlikten ve deyimlere olan vukufsuzluktan kaynaklanmaktadır. Ali El-Kari &#8220;Tezkire El-Mevduat’ta şöyle demektedir: Sabit olamamak, uy­durulmuş olmayı gerektirmez. Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-sabit-olup-olmamasi-durumu/">Hadislerin Sabit Olup, Olmaması Durumu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>El-Luknevi, ”El-Rafi ve El-Tekmil&#8221; adlı kitabda şöyle diyor:</p>
<p>Bu hadis, &#8220;sahih değildir&#8221; ya da &#8220;sabit değildir&#8221; denilen birçok hadisler bulunmaktadır ki, bilgisizler onu uydurulmuş ya da zayıf sanırlar. Şüphesiz böyle bir kanaat, ıstılahlarla il­gili bilgisizlikten ve deyimlere olan vukufsuzluktan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Ali El-Kari &#8220;Tezkire El-Mevduat’ta şöyle demektedir: Sabit olamamak, uy­durulmuş olmayı gerektirmez.</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-sabit-olup-olmamasi-durumu/">Hadislerin Sabit Olup, Olmaması Durumu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadislerin-sabit-olup-olmamasi-durumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadis, Müslümanların İlerlemesi Bir Sonucu mudur?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadis-muslumanlarin-ilerlemesi-bir-sonucu-mudur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadis-muslumanlarin-ilerlemesi-bir-sonucu-mudur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Goldziher]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis Müslümanların İlerlemesi Bir Sonucu mudur?]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Goldziher diyor ki: &#8220;Hadisin önemli bir bölümü, ilk iki yüzyılda müslümanların dini, siyasal, sosyal gelişmelerinin sonucundan başka birşey de­ğildir.&#8221; Bu tür iddiaları kaynaklar yalanlamış olmasına rağmen,Resulullah’ın vefatından önce görkemli İslam anıtını temelleriyle yerine oturtmasına, geniş ve ayrıntılı yasaları kapsamına alan sünnetini oluşturmasına, hatta Resul Allah’ın vefatından önce &#8220;Size iki şey bıraktım, onlara sarıldığınız sü­rece sapıtmayacaksınız, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-muslumanlarin-ilerlemesi-bir-sonucu-mudur/">Hadis, Müslümanların İlerlemesi Bir Sonucu mudur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Goldziher diyor ki: &#8220;Hadisin önemli bir bölümü, ilk iki yüzyılda müslümanların dini, siyasal, sosyal gelişmelerinin sonucundan başka birşey de­ğildir.&#8221;</p>
<p>Bu tür iddiaları kaynaklar yalanlamış olmasına rağmen,Resulullah’ın vefatından önce görkemli İslam anıtını temelleriyle yerine oturtmasına, geniş ve ayrıntılı yasaları kapsamına alan sünnetini oluşturmasına, hatta Resul Allah’ın vefatından önce &#8220;Size iki şey bıraktım, onlara sarıldığınız sü­rece sapıtmayacaksınız, Allah&#8217;ın kitabı ve sünnetim&#8221; ayrıca: &#8216;Sizi müsama­halı, gecesi gündüzünü andıran, Haniflik üzere bıraktım&#8221; demesine rağ­men böyle bir iddiayı nasıl ileri sürebiliyor ve cür’et edebiliyorlar bilmiyo­rum.</p>
<p>Bilindiği gibi, Resulullah’a en son şu ayet indirilmiştir:</p>
<p>&#8220;Bugün sizin için dininizi ikmal edip, üzerinize nimetimi ta­mamladım. Ve size din olarak İslam&#8217;ı verip ondan razı oldum&#8221;</p>
<p>Bununla da İslam&#8217;ın olgunlaşıp İslamın tamamlandığı amaçlanmaktadır.</p>
<p>Resulullah vefat ettiği zaman, oryantalistlerin iddia ettiği gibi çocukluk ve ergenlik çağında değil olgunluk ve birlik dönemkideydi. Evet gerçekte futuhat sonucunda müslüman fakihler Kuran ve sünnette nassı olmayan bir takım ter’i meseleler ve olaylarla karşılaşmadı değiller. Bu durumlarda sorunu çölüme kavuşturmak için kıyas ve istinbad yoluyla yargıya varma yolunu seçtiler. Bu yola başvururken de İslam dairesinden çıkmamaya özen gösteriyorlardı.</p>
<p>Bu bakımdan İslam’ın ilk iki yüzyılında olgunluk çağını yaşamış olduğunu bilmek gereklidir. Ömer, Kisra ve Kayzer&#8217;in uygarlıklar içindeki ülkelerini yönetti. Bu Ülkelerin karşı karşıya bulundukları sorunları çok anlamlı biçimde evirip çevirdi. Dahası, o toplumlara, Kisra ve Kayser&#8217;in kendi ülkelerinde beceremedikleri ölçüde söz geçirebildi. Eğer İslam gerçekten çocukluk çağını yaşamış olsaydı, Ömer bu büyük sorunlar ve ülkelerle nasıl baş edebilirdi? Bu ülkelere, daha önceki yöneticilerin sağlayamadıkları dirlik, düzenlik ve disiplini sağlamada beceri sağlayabilir miydi?</p>
<p>İnsaflı bir araştırmacı, müslümanların dünyanın uzanabildikleri çeşitli yerlerinde aynı ibadeti ifa ettiklerini, aynı ahkamla amel ettiklerini, so­runlarını aynı doğrultuda ve kendilerini aynı noktada toplayacak tek esas­larla gerçekleştirdiklerini görecektir. Aynı şekilde ibadetlerde, muamelat­ta, inanç ve geleneklerde bir olmuşlardır. Arap yarımadasını aşmadan ön­ce gelişkin ve hayatlarının her alanını kapsayan bir düzene sahip olmasa­lardı böyle bir sonuç almaları imkansızdı. Eğer hadis ve hadisin büyük ço­ğunluğu ilk iki yüzyılda dini gelişmenin bir sonucu olarak değerlendirile­cekse o zaman kesinlikle Afrika’nın kuzeyindeki müslüman ile Çin’in gü­neyindeki müslümanın ibadetlerinin bir olmaması gerekirdi Çünkü her iki yörede İslami oluşum tümüyle ayrıydı, öyleyse birbirinden alabildiğine uzak olan ülkelerde müslümanlar nasıl oldu da ibadette, yasamada, davra­nış, çevre ve ahlakta aynı karakteri yansıtabildiler?</p>
<p>Mezheplerin birinci yüzyıldan sonra ortaya çıkıp çoğalması ise, hiç kuş­kusuz, kitap ve sünnet ile sahabelerin bunu değişik biçimde kavrayışları­nın bir sonucudur. Oysa sünnet açısından bu böyle olmamıştır. İkinci ve üçüncü yüzyıllarda mezheb imamlarından hiçbirisinin, daha önce sahabi veya tabiinin kanaat belirtmediği hiçbir konulan olmuş değildir ve bu durum -sözü edilen bu şarkiyatçının iddia ettiği gibi- dinin yeterli düzeyde et­kinliğe kavuştuğu dönem öncesidir. Böylece de bu iddia temelden çökertil­miş olmaktadır.</p>
<p>Bunun dışında kendi amacına uygun delilleri öne sürüşüne gelince, bu delillerin yıkılmaya hazır bir temel üzerine kurulmuş bir binayı andırdığı­nı göreceğiz.</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukukunda Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadis-muslumanlarin-ilerlemesi-bir-sonucu-mudur/">Hadis, Müslümanların İlerlemesi Bir Sonucu mudur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadis-muslumanlarin-ilerlemesi-bir-sonucu-mudur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;ân&#8217;da ki Hikmet Kelimesi Neyi İfade Ediyor?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuranda-ki-hikmet-kelimesi-neyi-ifade-ediyor/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuranda-ki-hikmet-kelimesi-neyi-ifade-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:25:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafii]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da Ki Hikmet Kelimesi Neyi İfade Ediyor?]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ın Kuran ile Neshi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Hikmet'ten Kasıt]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Resule İtaat]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah hevasından konuşmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4385</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Allah’u Teala buyuruyor ki: &#8220;Evlerinizde, Allah&#8217;ın ayetlerinden ve hikmetten tilavet olunan şeyleri hatırlayın. Allah latif ve Habirdir.&#8221;Burada evlerinde iki ayrı şeyin okunduğu belirtiliyor.Kur’an’ın okunduğunu anladık, &#8220;Hikmet“ nasıl okunur? (İmam Şafii)-Burada tilavet Kur’an’ın dile getirilmiş olması gibi sünnetin de dile getirilişini ifade etmektedir.Bu, &#8220;Hikmetin Kur&#8217;an’ın dışında bir şey olduğunu daha açık bir şekilde ifade etti.Allah, Resulü’ne [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuranda-ki-hikmet-kelimesi-neyi-ifade-ediyor/">Kur’ân’da ki Hikmet Kelimesi Neyi İfade Ediyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>-Allah’u Teala buyuruyor ki: &#8220;Evlerinizde, Allah&#8217;ın ayetlerinden ve hikmetten tilavet olunan şeyleri hatırlayın. Allah latif ve Habirdir.&#8221;Burada evlerinde iki ayrı şeyin okunduğu belirtiliyor.Kur’an’ın okunduğunu anladık, &#8220;Hikmet“ nasıl okunur?</p>
<p>(İmam Şafii)-Burada tilavet Kur’an’ın dile getirilmiş olması gibi sünnetin de dile getirilişini ifade etmektedir.Bu, &#8220;Hikmetin Kur&#8217;an’ın dışında bir şey olduğunu daha açık bir şekilde ifade etti.Allah, Resulü’ne uymayı farz kıldı bizlere.</p>
<p>-Nerede?</p>
<p>&#8211; Allah (cc.) buyuruyor ki: &#8220;Aralarında cereyan eden vak&#8217;ada seni Hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden yürekleri bir sıkıntı duymadan teslim olmadıkça onlar, Rabbin hakkı için iman etmiş olamazlar.”Diğer bir ayette de:”Kim peygambere itaat ederse muhakkak Allah’a itaat etmiştir.</p>
<p>Ve bir başka ayet: &#8220;Peygamberin emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitne veyahut elemli bir asap isabet etmesinden sakınsınlar</p>
<p>Bu değerlendirmenin ardından İmamı Şafii şöyle bir açıklamada bulundu:</p>
<p>&#8211; Öyleyse bu durumda &#8220;Hikmet‘in Resulullah&#8217;ın sünneti olduğunu kabul etmemizden daha geçerli bir yol bulunmamaktadır. Gerçi bir takım arkadaşlarımız şöyle bir muhakeme yürütmekten geri kalmayacaklardır. Allah,bize Resulunün ve kendisinin indirdiği buyruklara uymamızı emretti ama , Resulullah’ın emirlerini dinlememek, Allah’ın emirlerini dinlemeten daha iyidir.Allah’u Teala Resulünün emrine uymayı zorunlu kaldı.Peygamber&#8217;in size verdiğini alın. Size, kendisinden nehy ettiği şeyden de sakının.&#8221;Allah kitabında, Resul’ün, bize emrettiklerine uymayı, nehyettiklerinden kaçınmayı farz kıldı.</p>
<p>-Farz bize, bizden önce ve sonrakilerini mi kapsıyor yalnızca?</p>
<p>-Evet</p>
<p>-Allah Resulü’nün buyruklarına uymak böylesi bir biçim kazandığına göre, emrettikleri şeyleri kapsayan haberleri almak da farz haline gelmiş olmaz mı?</p>
<p>-Evet.!</p>
<p>-O takdirde Allah&#8217;ın (c.c.) Resul’ün emirlerine uyulması hakkındaki hükmünün yerine getirilmesinde Resulullah’ı (s.a.) görmeyenlerin, peygamber hakkındaki rivayetlere uymalarından başka bir yol biliyor musun?</p>
<p>Şafii bu arada başka örnekler de vermekten geri kalmamaktadır:</p>
<p>-Kur&#8217;an’ın Kuranla neshedildiğini ancak Resulullahla ilgili rivayetler aracılığıyla öğrenebiliyoruz.</p>
<p>Getirdiğin deliller Resulullahla ilgili haberleri kabul etmemizi kaçınılmaz kılıyor. Ben de, hadis rivayetlerinin ve Kur’an’da benzeri bulunan haberlerin her müslüman tarafından kabul edilmesinin zorunlu olduğuna inandım.</p>
<p>İmam Şafii’nin muhatabı bunun üzerine yapılan açıklamaların gerçek olduğu yargısıyla eski düşüncelerinden vazgeçtiğini bildirdi.</p>
<p>Muhatap,daha sonra İmamı Şafii’ye, Kur’an’da belirtilen genel hükümlerin kiminde genel, kiminde özel hüküm olabilmesi durumunu sordu.</p>
<p>-İmamı Şafii verdiği cevapta, arapçanın çok geniş bir dil olduğunu, genel bir durumu ifade eden bir kelimenin çoğunlukla özel amaçlar için de kullanılabildiğini belirtir.Kaldı ki, genel anlam yüklenen bir kelimenin ancak Kur’an ve sünnetle özel bir mana ifade edebileceği ortadadır.</p>
<p>-İmamı Şafii daha sonra Kur’an-ı, Kerim’de sünnetle özel bir anlam yüklenen genel hükümlerden örnekler verdi. Namazın Kur’an’da tüm mükellefleri kapsayan bir farz olduğu ve fakat sünnetle, hayızlı kadınların bunun dışında bırakıldığı; zekatın, malların tümünü içine almasına rağmen, bazı malların bunun dışında tutulduğu; ebeveyne vasiyetin kimi farzlarla yürürlükten kaldırıldığı; baba, anne ve çocukların miras hakkının bulunduğu ve fakat kafirin müslümandan, kölenin özgürden, katilin maktulden miras alamayacağı durumları Kurandaki  genel belirlemelere karşılık sünnetle açığa çıkarıldığını örnekleriyle açıklar.</p>
<p>Muhatap, bütün bu bilgilerin ancak sünnetle edinilebileceğini itiraf eder.Daha sonra şunları söylemek gereğini duyar:</p>
<p>-&#8220;Belirtilen bu görüşlerin dışında herhangi bir düşünceyi benimsemenin yanlış olduğunu anladım, ne var ki, bu yanlışlık iki grup tarafından benimsenmiştir. Bunlardan bir  grup Allah&#8217;ın kitabında açıklama bulunması durumunda sünneti kabul etmemektedirler.Peki onlar hakkında ne düşünüyorsun?</p>
<p>-Şüphesiz bu düşünceyle çok tehlikeli bir noktaya gelmiş bulunmaktadırlar. Onlar görüşlerini şöylece belirtmektedirler: Kim ki namaz ve zekat niteliğini kazanabilecek en küçük bir uygulamada bulunursa, örneğin; birisi bir günde veya birkaç günde bir iki rekat namaz kılarsa yükümlülüğünü yerine getirmiş olur. Allah’ın kitabında anılmamış hiç bir şey, hiç bir kimseye farz değildir.</p>
<p>Diğer grup da görüşlerini şöyle ifade etmektedir. Kur&#8217;an’da anılmış konularda sünnetin varlığı kabul edilir. Böylece de birinci gruba, Kur’an’da var olan konularda sünnetin kabul edilebileceği ileri sürülerek yaklaşılmakta, dolayısıyla birinci grup için öngördüğümüz yargıya yakın bir yargıyı vermemize yol açıyor. Yani sünnet, öncelerde kabul edilirken daha sonra reddediliyor. Tabiatıyla bu düşünce Nasih, Mensuh, Has veya Amm’ma kadar uzanmaktadır. Dolayısıyla bu iki grubun yanılgısı apaçık karşımızda durmaktadır. Birisinden diğerini ayırabilmek mümkün değildir, fakat bununla birlikte; kesinlik kazanmış bir kaynakla ifade edilen bir haramı, zanna dayalı bir kaynakla helal kılabilir miyiz, yani haram oluşu Kurbanla belirlenmiş bir şeyi sünnetle mübah kılabilir miyiz?</p>
<p>-Evet.</p>
<p>-Nasıl?Şimdi ele aldığımız, yanıbaşımızdaki adamların can ve mallarını mübah olarak değerlendirmiyor musun?</p>
<p>-Evet.</p>
<p>-İki şahit bu kişinin bir adam öldürdüğünü ve elindeki malın ona ait olduğuna şahitlik ederse ne yaparsın?</p>
<p>-Kısasla öldürür, öldürüldüğüne şahitlik yapılan yakınlarına veririm,</p>
<p>-Peki bu iki şahidin yanlışlık ve yalancılıkta bulunma ihtimalleri yokmudur?</p>
<p>-Var.</p>
<p>-O halde, kesinlik kazanmış bir kaynakla {Kur&#8217;an) haram kılınmış olan canı,zanna dayalı bir kaynakla nasıl helal kılabiliyorsun?</p>
<p>-Şehadetin kabulüyle emrolundum.</p>
<p>-Kuran’da, öldürme olayıyla ilgili olarak şahadetleri kabulle ilgili bir nas biliyor musun?</p>
<p>&#8211; Hayır. Fakat bir takım işaretlerden çıkarabiliyoruz. Tek bir anlamla bağımlı değil çünkü.Eğer belirlediğin gibi, şahitlerin dış görüntülerine inanmakla emrolundunsa o zaman dış görüntülerini biliyor ve tabiatıyla gayb sadece Allah tarafından biliniyor. Oysa senin şahitte aradığından daha çoğunu arıyoruz biz muhaddiste. Herhangi bir kişinin şehadetini kabullenirken, hadis rivayetini aynı rahatlıkla kabullenemiyor, onun doğruluğunu, yanlışlığını, beraberindeki hafızları gözönünde bulundurarak değerlendiriyor, Kur’an ve sünnetle ilgisini gözönünde bulunduruyoruz. Dolayısıyla muhaddisin rivayetini kabul için öngörülen bir çok şart, şahit için aranmamaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">*******</p>
<p style="text-align: left;">Sonuç olarak, muhatap çok basit sayılabilecek bir muhakemeyle Resullullah’ın buyruklarını kabulün, Allah’ın buyruklarını kabulle özdeş olduğunu itiraf eder.</p>
<p><span style="font-size: 13.3333330154419px; line-height: 20px;">O </span>hevasından söylemez.&#8221; &#8220;O, kendisine (Allah tarafından) vahy olunan bir vahiydir.&#8221;</p>
<p>Bundan da Allah’ın Rasule indirdiği vahyin iki kategoride incelenmesi gerektiği sonucunu çıkarıyoruz. Birincisi: Metluv ve muciz bir şekilde tan­zim edilmiş olanı, o da Kur’andır. İkincisi: Menkul, mervi ve fakat telif edil­memiş, ayrıca da muciz bir düzenlemeye gidilmemiş ve fakat metluv olan vahiydir ki, bu da Rasulullah aracılığıyla gelen ve Allah&#8217;ın buyruklarım açıklamayı üstlenen haberlerdir. Allah’u Teala: &#8220;Sana da (habibim) in­sanlara kendileri için indirilen şeyi açıklayasın diye Kur&#8217;an&#8217;ı indirdik.&#8221;</p>
<p>Birinci kategorideki vahiyde Kur’an’da bildirilenlere itaate emrolunduğu ölçüde, ikinci kategorideki vahye de itaatin gereklilik ve kaçınılmazlığı­nı ve bu bakımdan farksızlığını görüyoruz. Allah’u Teala:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;a ve Resulune itaat edin’’</p>
<p>Sözünü ettiğimiz haberlerin yanısıra, şer&#8217;i bağlılığımızı üç ana öğede belirleyen bir ayet-i kerimede de Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: Biricisi: &#8220;Ey iman edenler Allah’a itaat edin.’’ Bu temel öğedir ve Kur’anla ba­ğımlıdır . Rasul’e itaat edin&#8221;, bu da ikinci ana öğedir ve Rasulullah’tan inti­kal eden haber -sünnetlerdir. &#8220;Ve sizden olan olan ulu-l emre.&#8221; Bu da hükmü, Rasulle bağımlı olan icmadır.</p>
<p>Az sonra düşüncesini şöyle bağlamaktadır: Muvahhid bir kişinin, anlaş­mazlıklarda Kur’an’dan ve Rasulullah’tan gelen haberlerin -sünnetin- dı­şında bir başka yere başvurmasına, belirtilenlere karşı çıkmasına imkan yoktur. Eğer kendisine konuyla ilgili belgeler -kaynak- verilmesine rağ­men bu işi yapıyorsa fasıktır. Yok eğer, bu buyrukların dışına çıkmayı tabü karşılayarak -helal sayarak- bu iki kaynağın dışında herhangi bir şeye göre davranırsa kuşkuya yer kalmamacasına kafirdir(ibn hazm)</p>
<p>Allah, bizlere Rasulullah’a boyun eğmeyi kendi zamanında veya sonrasındakilere genellik arzedecek ölçüde emretmiştir. Bunun ise, özellikle Rasulullah’ı görmeyenler açısından sünnetle yerine getirilip kabul edilme­sinden başka bir yol bulunmamaktadır. Yani bu farzın, ancak onunla yeri­ne getirilebildiği şeyin kendisi de farz kapsamına girmektedir.</p>
<p>Doğrudan doğruya Kur’an’daki ahkamın anlaşılabilmesi sünnetin kabul edilmesiyle bağımlıdır. Kur’an’da bulunan Nasih -Mensuh ancak sünnete başvurulması sonucunda anlaşılabilir.</p>
<p>Topluca üzerlerinde birlik sağlanan -icma- bir takım konular vardır ki, bunlar doğrudan doğruya sünnetle anlaşılmakta ve ancak sünnetin bil­dirdiklerine başvurmakla bilinebilmektedirler.</p>
<p>Şeriat, kat’i olanın zan ifade edilenle tahsis edilebilirliğini getirdi. Ör­neğin, Kur*an ve sünnette can ve mal kesinlikle haram kılınmasına rağmen adam öldürmeyle, malın konusunda iki kişinin şehadetiyle yargıya varıl­ması gibi. Tartışma götürmemecesine zan ifade eden iki kişinin şehadet kabul edilmiştir.</p>
<p>İbni Hazm, bununla ilgili olarak şunlan söylemektedir: Dil ve şeriat bilginlerinin Allah tarafından indirilmiş her vahyin, indirilmiş bir &#8220;zikr&#8221; olduğu konusunda hiçbir anlaşmazlıklan yoktur. Vahyin tümü Allah tarafından kesinlikle korunmaktadır. Allah’ın koruma sorumluluğunu üstlendiği sünnetten hiçbir şeyin kaybolmaması, geçersizliğe yol açacak hiçbir değişiklik ve tahrifin olmayacağının güvencesidir&#8221;</p>
<p>İbn Hazm, daha sonra ayette belirtilen &#8220;zikr&#8221; sözcüğünün salt Kur’an olduğunu ileri süren­lere karşı şunları söylemektedir: &#8220;Bu, delilden yoksun, uydurma bir iddia­dır ki, &#8220;zikr&#8221;in Kur’an’la tahsisini zorunlu kılmaktadır&#8230;&#8221; Oysa &#8220;zikr&#8221; lafzı Allah&#8217;ın Kur’an veya Kur’an’ı açıklayan sünnet biçiminde Resulüne gön­derdiklerini kapsayıcı bir isimdir. Bu doğrultuda Allahu Teala şunları söy­lemektedir:</p>
<p>&#8220;Sana da (habibim) insanlara kendileri için indirilen şeyi açıkla­yın diye Kur&#8217;an&#8217;ı indirdik.&#8221;</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukunda SünnetU</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuranda-ki-hikmet-kelimesi-neyi-ifade-ediyor/">Kur’ân’da ki Hikmet Kelimesi Neyi İfade Ediyor?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuranda-ki-hikmet-kelimesi-neyi-ifade-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayattayken Sünnetten Yazıldığı Olmuş mudur?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayattayken-sunnetten-yazildigi-olmus-mudur/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayattayken-sunnetten-yazildigi-olmus-mudur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:22:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Hukunda Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattayken Sünnetten Yazıldığı Olmuş mudur?]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah zamanında sünnetin yazımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur’a’nın  taş, tahta ve deri üzerinde yazılıp korunduğu, bunun Rasulullahın gözetimi altında gerçekleştirildiği konusunda, sünnet bilginleri, ta­rihçiler ve tüm müslümanların herhangi bir kuşkusu yoktur, öyle ki, Rasulullah vefat ettiklerinde tüm ayetlerin yazılıp belirli bir düzene sokuldu­ğu, ancak sadece kitaplaştırılmadığı bilinen bir gerçektir. Ne var ki, Sünnetin durumu bu bağlamda bir ayrıcalık yansıtır. Rasulullah zamanında sünnetin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayattayken-sunnetten-yazildigi-olmus-mudur/">Hayattayken Sünnetten Yazıldığı Olmuş mudur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’a’nın  taş, tahta ve deri üzerinde yazılıp korunduğu, bunun Rasulullahın gözetimi altında gerçekleştirildiği konusunda, sünnet bilginleri, ta­rihçiler ve tüm müslümanların herhangi bir kuşkusu yoktur, öyle ki, Rasulullah vefat ettiklerinde tüm ayetlerin yazılıp belirli bir düzene sokuldu­ğu, ancak sadece kitaplaştırılmadığı bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Ne var ki, Sünnetin durumu bu bağlamda bir ayrıcalık yansıtır. Rasulullah zamanında sünnetin yasama alanında önemli bir yerinin olmasına rağmen, Kur&#8217;an’ın derlenmesinde olduğu gibi, resmen bir düzenlemeye ta­bi tutulmadığında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bunun da nedenini, Rasulullah’ın sahabeler arasında yirmiüç yıllık bir süre yaşamış olmasına, tüm davranış ve ilişkilerinin sayfalara, deri parçalarına yazılabilmesinin zorluğuna bağlamak gerekmektedir, öylesine ki, sahabelerden hatırı sayılır bir kesiminin bu iş için görevlendirilmesi gerekmekteydi. Oy­sa Rasulullah döneminde, okuma yazma bilen sahabelerin parmakla sayı­labilecek kadar az oldukları unutulmamalıdır. Öte yandan yasama için bi­rinci kaynak Kur’an&#8217;dır. Rasulullah’ın ölümsüz mucizesidir.Yazma, oku­ma bilen sahabelerin, Kur’an’ın bir tek harf eksik olmadan, mazbut ve dü­zenli olarak yazmak için gösterdikleri özen ve çaba, onların aynca Sünne­tin yazılması arzularını engellediği akla getirilmelidir.</p>
<p>Arapların çoğunlukla okuma yazma bilmemeleri, onların ezberledikle­rinin dışında, hafızalarına güvenmeye zorlayacak bir anlam ifade etmekte­dir. Kur’an’ın ilk indiği dönemlerde, kısa ayet ve surelerden oluşmuş olma­sı, ezberlenip akılda tutulabileceği konusunda sahabelere büyük bir şevk verdiği ortadadır. Sünnet, Kur’an’da olduğu gibi, çok çeşitli ve geniş bir alanda Rasulullah&#8217;ın risaletin başlangıcından vefatına kadar, yasama ile ilgili,söz ve davranış ve ilişkilerini kapsaması engeline rağmen, derlenmeye çalışılması, Kur’an’la birlikte sünnetin de ezberlenmesini kaçınılmaz kılacaktı. Bunun da zorluğu ve tehlikesi ortadadır. Rasulullah’ın veciz ve hik­metli birtakım sözlerinin istenmeyerek bile olsa, Kur’an’la karıştırılması mümkündür. Bu da İslam düşmanlarının Kur&#8217;anla ilgili bir takım kuşku­lar uyandırma tehlikesine kapı aralayacaktı. Ayrıca düşmanlarına, müslümanlara ahkamlar arasında, tek bir kaynağa bağlılık açısından bir takim olumsuz imkanlar vereceği muhakkaktır.</p>
<p>Bu ve benzeri engeller -ki bu konu birçok bilgin tarafından ayrıntılarıyla değerlendirilmiştir- sünnetin Rasulullah döneminde derlenmemesinin ne­denleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar.</p>
<p>Müslim’in Sahih&#8217;inde, Ebu Said el-Hudri’den rivayet ettiği bir hadiste, Sünnetin derlenmemesinin sebebini anlamış oluyoruz: &#8220;Benden Kur&#8217;an’ın dışında yazmış olanlar, yazdıklarını ortadan kaldırsınlar.&#8221;</p>
<p>Fakat bütün bunlar, Kur’an’m derlenmesindeki resmiyet ölçüsünde olmasa bile, Sünnetten bir takım şeylerin yazılmasına engel olduğu sanılmasın. Vakıa, sünnetin, bir ölçüde Rasulullah zamanında yazıldığına dair eli­mizde sağlıklı belgeler bulunmaktadır.</p>
<p>Buhari, Sahihinde, Kitap el-İlm bölümünde, Ebu Hureyre’den şunları rivayet etmektedir: &#8220;Hüzaa kabilesi, Mekke fethinde, daha önce kendile­rinden birisini öldürmelerine karşılık, Leys kabilesinden birini öldürdüler. Durum Rasulullah’a iletildiğinde, bineğine binerek, yanlarına gitti ve şöy­le dedi: Allah Mekke&#8217;de savaşmayı -Buhari’nin hadiste geçen &#8220;katl” sözcüğü yerine &#8220;feyl&#8221; kelimesinin olabileceği konusundaki şüpheleri bulunmakta­dır. Bu işi yapanların üzerine Rasulullah ve mü&#8217;minler musallat kılınmış­tır. Mekkeye girmek, ne benden sonra, ne benden önce hiç kimseye helal kı­lınmamıştır. Bana günün bir saatinde helal kılınmıştır. Şimdi içinde bu­lunduğumuz saat bile haramdır. Mekke&#8217;nin ne bir dalı, ne de bir dikeni kı­rılabilir. Yitirilmiş bir mal ancak sahibini bulmak üzere alınabilir. Mek­kede kendilerinden birisinin öldürülmesi karşısında başvurulacak iki yol vardır: Ya katledilir, ya da fidye alınır.&#8221;</p>
<p>Yemenli biri Rasulullah’a gelip: “Ey Resulullah bana yaz.” Rasulullah bu isteğe karşılık olmak üzere: &#8221;Ebu Şah için yazınız.&#8221; dediği belirtilmektedir.</p>
<p>Çağdaş krallara ve emirlere, İslam&#8217;a davet edilmek üzere mektup yazıl­dığı, bunun için de görevli birlik komutanlarının aracılığından -Seriyye başkanları- yararlanıldığı, kendilerine mektupların ancak belirlenmiş yerlerde okunabileceğinin belirtildiği kesinlik kazanmıştır.</p>
<p>Dahası, Rasulullah’tan duyduklarını yazan kimi Sahabelerin bulunduğu ve bunun için bazı sayfalar düzenledikleri de kesinlik kazanmış gerçek­lerdendir. Amr îbni As’ın &#8220;El-Sadaka&#8221; diye adlandırdığı sayfası buna örnek olarak gösterilebilir.</p>
<p>Medhalde ve Beyhaki’nin, Ebu Hureyre’den rivayet ettiklerine göre: &#8220;Resulullah&#8217;ın hadislerini hiç kimse benden daha iyi bilmiyordu.Abdullah bin Amr hariç. Çünkü o yazıyor, bense yazamıyordum’’ denilmektedir.</p>
<p>Abdullah Bin Amr&#8217;ın sayfa düzenlemesinin birçok sahabenin belirginliğine neden olduğu ve sahabelerin: &#8220;Sen Rasulullah’ın yasal bağımlılık belirtmeyen ve öfkelendiği dahil tüm sözlerini yazıyorsun&#8221; uyarılarına muhatap olduğu, buna karşılık kendisinin Rasulullah’a gittiğini,Resulullah’ın;&#8217;Benden -ne işitirsen- yaz. Canımı elinde tutan Allaha yemin ederim ki, ağzından hak olanın dışında birşey çıkmadı, &#8220;diye kendisine izin verildiği belirtilmektedir.</p>
<p>Hazret-i Ali’nin yanında akraba ve komşuların haklarıyla ilgili düzen­lenmiş bir sayfaya sahip olduğu da bilinmektedir. Aynı doğrultuda Resullullahın kimi valilere, koyun ve develerinin zekat miktarlarını belirten mektuplarının bulunduğu da kesinlik kazanmıştır.</p>
<p>Bilginlerin &#8220;yazılsın&#8221; &#8220;yazılmasın&#8221; biçiminde yargı belirten hadisleri  uzlaştırma konusunda anlaşmazlığa düştükleri, çoğunluğunun &#8220;yazılanın’’ emrinin ‘’yazılmasın&#8221; emrini nesh ettiği kanısında oldukları bilinmektedir &#8220;Yazılmasın’’emrinin, Kur’anla sünneti birbirine karıştırma ve yanılma payı bulunanlara, &#8220;yazılsın&#8221; emrinin de bu olumsuzlukları aşabilenlere mahsus olduğu düşüncesi ileri sürülmüştür.</p>
<p>Burada   &#8220;yazılsın&#8221; veya &#8220;yazılmasın&#8221; emirlerini ihtiva eden hadislerin çeliştiğini sanmıyorum. Tabi &#8220;yazılmasın&#8221; diye nehiyde bulunan hadislerin aslında Kur&#8217;an’ın yazılışındaki resmiyet ölçüsündeki yazılışı nehyettiği, yazılsın diyen hadislerin de, sünnetin bazı bölümlerinin yazılabilecek yahut kendileri için yazmak arzusunda bulunan bazı sahabelere özel izin verildiği biçiminde anlıyorsak, bu böyledir.</p>
<p>Tüm sahabelere yönelik olan ve nehiy ifade eden hadisler bu kanaatimizi pekiştirir durumdadır. Yazılmasında bir sakınca olmadığını belirten hadislerin özel durumlar için geçerli olduğu, dolayısıyla nehiy ifade eder. Hadislerin hala yürürlükte bulunduğu düşüncesi geçerli bir kanaat değildir.Böyle bir düşünceye karşılık şunu söyleyebiliriz: Resullullah’ın Abdullah bin Amr&#8217;a hadis yazma konusunda gösterdiği anlayış (izin) ve bu yazım işinin Rasulullah&#8217;ın vefatına kadar sürmüş olması, Kur&#8217;andaki resmi buyruk düzeyinde olmasa bile, yazılabilirliği ifade eder niteliktedir. Öyle ki izin &#8221;yazmakla&#8221; desteklenip, pekiştirilmiştir.</p>
<p>Buhari&#8217;nin, îbni Mes’ud’dan rivayet ettiğine göre: &#8216;Rasullahın hastalığının arttığı bir anda: &#8220;Bana kağıt kalem getirin, benden sonra sapıtmacağınız bir mektup yazayım &#8221; Fakat Ömer r.a , Rasulullah’ın ağnlarının artma olması dolayısıyla yazım işini engelledi.”</p>
<p style="text-align: left;">Hiç kuşkusuz bu olay da yazılmasında bir sakınca görülmeyen hadisleri doğrular yapıdadır. Dolayısıyla bu noktada merhum Reşid Rıza’nın &#8220;‘yazılmasın’’ emrinin, &#8220;yazılmasın&#8221; emrini ihtiva eden hadisle yürürlülükten (nesh)kaldırıldığı düşüncesine itibar etmek mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: left;"> Mustafa Sıbai, İslam Hukunda Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayattayken-sunnetten-yazildigi-olmus-mudur/">Hayattayken Sünnetten Yazıldığı Olmuş mudur?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayattayken-sunnetten-yazildigi-olmus-mudur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadisleri Akla Başvurma Hikayesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-akla-basvurma-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-akla-basvurma-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 16:18:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Reyye]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisleri Akla Başvurma]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisleri Akla Başvurma Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerin Sahih olup olmamasında akıl yeterli midir]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=4381</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bu akla başvurma hikayesi, çok öncelerine dayanan ve kimi Mu’tezile bilginlerinin başvurduğu bir yöntemdir. Aklın hoş karşılamadığı tüm ha­disleri reddetmişlerdir. Şimdilerde ise, müsteşrikler böyle bir yola başvur­makta, kendilerini de Allah rahmet eylesin, Ahmed Emin izlemektedir. Ebu Reyye, daha sonraları kendince akla aykırı gelen bazı Sahih hadis­leri, örnek olarak gösteriyor. Biz bu konuya, verdiği örnekler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-akla-basvurma-hikayesi/">Hadisleri Akla Başvurma Hikayesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bu akla başvurma hikayesi, çok öncelerine dayanan ve kimi Mu’tezile bilginlerinin başvurduğu bir yöntemdir. Aklın hoş karşılamadığı tüm ha­disleri reddetmişlerdir. Şimdilerde ise, müsteşrikler böyle bir yola başvur­makta, kendilerini de Allah rahmet eylesin, Ahmed Emin izlemektedir.</p>
<p>Ebu Reyye, daha sonraları kendince akla aykırı gelen bazı Sahih hadis­leri, örnek olarak gösteriyor. Biz bu konuya, verdiği örnekler üzerinde tar­tışarak kitabımızda bir bölüm ayırdık.</p>
<p>Bugün işte sözünü ettiğimiz böylesine bir iddiayı üstad Ebu Reyye üst­lenmektedir. Hadislerin kabulü ve reddi konusunda önerilerinin, başvuru-biricik yöntemler olduğunu ileri sürmekte, eski bilginler bu ilkeleri bilmiş olsalardı, sünneti bu doğrultuda önemli bir ayıklamaya tabi tutarlardı, demektedir,</p>
<p>Böyle bir gelişim ise, şimdilerde, Ebu Reyye’nin oldukça ilgi gösterdiği “aydınlarca” hoş karşılanmakta, fakat -araştırma sonucunda- bunların şe­riat ilimleriyle yakın uzak, hiçbir ilişkileri bulunmadığı anlaşılmakta­dır.</p>
<p>Ebu Reyye’nin savunmasını yaptığı akıl bu. Fakat sınırları nedir bu ak­tarı, hangi anlamlarda uyum sağlanabilir böylesi bir akılla?</p>
<p>Eğer “aydınlık akıl&#8221;dan amacı, aklın genelde onayladığı şeylerse bu za­ten sünnet tarih inde görülen yaklaşımdır. Hadis bilginlerinden eleştirmen imamlar, uydurma hadisin belirtilerini bu doğrultuda ortaya koymuşlar­dır.Bu ilkelerden biri de, “Hadis metninin aklın, açıklıkla ortaya koydukla­rına dinin, tarihin, tıbbın ve diğer unsurların temel doğrularına aykırı düşmüş olmasıdır” Bu yaklaşım sonucudur ki, binlerce hadis çürüğe çıkarı­larak uydurma oldukları yargısına varılmıştır.</p>
<p>Eğer aklın garipsedikleriyle bunun dışında birşey amaçlanıyorsa, aklın garipsemesi” durumu, kültürle, çevre ve benzeri, hiç kimsenin ölçüye vu- ramıyacağı, bir sınır belirleyemeyeceği şeylerle ortaya çıkan görece bir du­rum olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bazı şeyler birisince garipsenirken, diğer bir insana tabii gelebilmektedir. Ülkelerimizde ilk kez motorlu taşıt­ların varlığını duyanlar, sözü edilen bu araçları görmeden garipsemişlerdi. Çünkü bu taşıtları peşisıra çeken herhangi bir hayvan yoktu ve kendilikle­rinden yürüyorlardı. Oysa aynı taşıt batılılarca sıradan, doğal bir araç ola­rak karşılanıyordu. Çöldeki bedevi, kentlerdeki radyo istasyonlarının yap­tığı yayınlan garipsiyor, bunu kentlilerin yakıştırmalarından herhangi bi­risi olarak değerlendiriyordu. Radyoyu da ilk kez gördüğünde, bir çocuğun, radyonun içinde kurulu bir insan olduğunu sanması gibi, şeytanın dile ge­lip konuştuğu kanaatine varıyordu.</p>
<p>Bilindiği gibi, İslam’da akim reddedeceği ve mümkünsüz yargısına va­racağı, -bütün semavi dinlerde olduğu gibi- aklın tasavvur edemeyip &#8220;ga­ripsediği&#8221; bir takım şeyler bulunmaktadır. &#8220;Nübüvvet, haşr, cennet, cehen­nem&#8221; gibi şeyler.</p>
<p>Müslümanın bu durumda başvuracağı yol, akim reddettiğini reddet­mek, garipsediğini ise, inanıncaya veya reddedinceye kadar teenniyle kar­şılamaktır İslam’da birşeye inanabilmek, üç yolla mümkün olabilmekte­dir.</p>
<p><strong> 1 &#8211;</strong> Haber verenin doğruluğuna inanılan haberler. Allah’ın kitabında ver­diği bilgilerin yanısıra, nebilerin verdikleri haberler gibi.</p>
<p><strong>2-</strong> Deney ve gözlem sonucunda, deney ve gözlemin müsbet sonuçlandığı haberler.</p>
<p><strong>3-</strong> Aklın, hakkında sahih bilgi ve tecrübeyle sabit müşahedesinin bulunduğu konulardaki yargısı.</p>
<p>Kur andaki mucizelerden biri de ilmi edinmek için bu üç yolu birbıriyle ilişik olarak vermiş olmasıdır:’’Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü &#8221;kulak» göz ve kalp bunların hepsi bunlardan mesuldür.&#8221;(Ayet Meali)</p>
<p>Bu ayetlerin, peşpeşe, belli bir düzen içnde şu ilkeleri ihtiva etmesi ayetlerin icazındandır: Doğru haber duyma, sorara deney,görme, sonra da akli muhakeme -akıl- ile gerçekleşmiş olmasıdır. Bütün bunlar, har türlü bilginin üzerine temellendiği üç temel unsur olmaktadır Hayatta bu üç temel öğeye dayandırılmamış hiçbir bilgi bulunmamaktadır.</p>
<p>Kur’an, bu uç temel öğeye dayanmayan bilgileri ilim olarak değerlendirmemekte, olsa olsa bîr şeyin galip ihtimalle alabileceği bir &#8220;zan&#8221; olarak ya da vehim ve hayal olarak karşılamaktadır.</p>
<p>Şeriatın kaynakları arasında olan Akaid usullerinin ilmin sağlanmış olması gereken konulan ihtiva atması gerekmektedir. Vaki olanla, bir delil sonucunda ‘kesinlikle &#8221; mutabakat sağlayan bir inanç&#8221; olması gerek­mektedir. Allah’a ve sıfatlarına iman, nübüvvet, enbiyalar, melekler, cen­net ve cehennem gibi konular&#8230;</p>
<p>Şeriatın kaynaklarından bir diğeri olan şer i ayrıntılarla ameli ah­kam ilgili olarak &#8220;zan&#8221; yeterli olabilmektedir. Çünkü bu konudaki ilmi şart, çoğunluğunda tahakkuk etmiş değildir. Bunlar şeriat ilimleriyle ilgili çalışmalarda bulunanlar tarafından bilinen konulardır.</p>
<p>Bilginlerimizin sahih olarak değerlendirdikleri hadislerde ise, akaid konularıyla ilişkileri bakımından, aklın reddettiği, ya da mümkünsüz karşıladığı birşey bulunmamaktadır. Dolayısıyla bunların Kur&#8217;anla uyuşması gerekmektedir. Bu bağlamda, daha Önce Kur’an’da öngörülenlerin hiç biri­sinin; aklın aykırı gördüğü, geçersiz karşıladığı, ya da mümkünsüz olarak değerlendirdiği hiçbir şeyin bulunmadığını belirtmiştik.</p>
<p>Öte yandan, ibadet, muamelat ve ahlak gibi ahkam-ı şeriyye ile ilişkisi olan konularda, bilginlerimizin sahih dediği hiçbir hadisi akıl reddetme­mekte, onunla ilgili olarak miimkünsüzdür yargısına yanmamaktadır. Da­hası, gözlem altında bulundurulması mümkün olmayan geçmiş ümmetler ve gayb alemiyle; örneğin, haşr, cennet, cehennemle ilgili haberlerde ise, aklın geçersiz gördüğü hiçbir şey yoktur. Olsa olsa, akim kavrayamaması dolayısıyla garip karşıladığı hususlar bulunmaktadır.</p>
<p>Bu konulara ilişkin haberlerin, kesinlik ifade eder bir manayla gelmele­ri durumunda inanılması, zann-ı galiple gelen haberlerin ise hemen redde­dilmesi için telaşa düşülmemesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu bağlamda, çoğu kişinin aklın kabul etmediğiyle, garipsediği şeyler arasında bir ayırımın yapamadığını görmekteyiz. Bu iki kategorideki değer­leri inkar etmek hususunda ister istemez telaşa kapılmaktadırlar. Oysa aklının bir şeyi reddetmesi, o şeyin mümkünsüzlüğüyle bağımlıdır. Aklın ga­ripsediği ise, &#8220;tasavvuruyla ilgili güçsüzlükten&#8221; kaynaklanmaktadır. Gö­rüldüğü gibi aklın mümkünsüz şeyle, kavrayamadığı şey arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır.</p>
<p>Tarihi gelişimden düşünce ve bilim alanındaki aşamalardan sonra bugün anlıyoruz ki,akla gizli olan birçok şey, bugün aydınlığa kavuşmakta; dön gerçekler arasında yeri olan bir şeyin bugün hurafelerden herhangi birisi olduğu imkansız gorülen şeylerinse bugün mümkün olabildiği görül­mektedir</p>
<p>Buna ayrıca örnek vermeye gerek duymuyoruz. Bugün ınsanların aya çıktığı bir çağda yaşıyoruz Hatta başka gezegenlere çıkma hazırlığı içinde bulunmaktadırlar Eğer şimdi bu söylediklerimizi ortaçağda her­hangi birini aklından geçirmiş olsaydı, deli olarak karşılanırdı.</p>
<p>Aklın, hadisin uydurma ve sahihini belirleme konusunda ölçü olması gerektiğini savunanlar ise, aklın imkansız gördüğü şeyle, garipsediği şey­ler arasındaki farkı bilmeyişleri dolayısıyla, aklın garipsediği herşeyi red­detmeye kalkışmışlardır.Bu ise,bir yönüyle akla kanmanın sonucunda or­taya çıkan bir telaştır, bir diğer yönüyle de, aklın kavrayamadığı şeylerin kabullenememesinin sonucudur.</p>
<p>Çoğu bilginlerin sahih dediği şeyleri yalanlamaya yeltenenlerin, genel­likle, geçmiş ümmetlerle ilgili bilgilerin yanısıra, gayb alemiyle ilgili konu­lara takıldıklarını görüyoruz.</p>
<p>Ebu Reyve’nin, kendi iddiasını ispatlamak adına Ebu Hureyre’yi yalan­ladığı, israiliyat uydurmalarından alarak Rasulullah’a nisbet ettiğini id­dia ettiği şu hadisi örnek alarak gösterelim: Müslim, Ebu Hureyre’den riva­yet etmiştir ki: &#8220;Rasulullah şöyle buyurdu: “Cennette binicinin gölgesinde yüz yıl yol katettiği bir ağaç bulunmaktadır. &#8221;</p>
<p>Bu hadisi garipsemekte ve fakat aslında zımnen yalanlamaktadır. Çün­kü Ebu Hureyre&#8217;nin Rasulullah’tan yaptığı bir rivayettir ve aklınca da Ebu Hureyre Kab’dan duyduklarını Rasulullah’a nisbet etmektedir.</p>
<p>Burada Ebu Reyyeye şunu sormak gerekmektedir. Bu hadiste garip karşılanacak ne gibi unsurlar bulunmaktadır? Cennette, binicinin gölge­sinde yüz yıl yürüdüğü bir ağacın bulunduğu söylenmiyor mu? Cennet de umur-u gaybiyeden değil mi? Peki Cennette Allah&#8217;ın bildirdiklerinin dışın­da ne olduğunu bilebilir mi kendisi? Bu evrende ilmin görkemini keşfede­bildiği ve fakat aklın niceliğini kavrayamadığı bir takım şeyler bulunma­makta mıdır? Şimdi bilginler, evrendeki-milyonlarca güneşten biri olan gü­neşimizin yeryüzü yuvarlağından bir milyon defayı aşan hacimde olduğun­dan sösetmıyorlar mı bize? Dahası, aynı bilginlerce, milyonlarca ışık yılına rağmen, henüz, ışığı bize ulaşmamış milyonlarca güneşin bu sonsuz boşluk­ta gezindiğini söylemiyorlar mı? Bilginlerin, günümüzde bu tür açıklama­ları olmasaydı, bu ilmi gerçeklerin hangisini akıl doğrulayabilecekti? Yer­yüzünde hiçbir akıl sahibinin  izleyemeyeceği, kavrayamayacağı bir görkeme sahip olan bu evrenin bilginlerce bilinebileceğini doğrulayan ve fakat Rasulullah’ın -semavi vahiyle bağıntılı olan: ilmi, bu şaşılası evreni yara­tan Allah’ın ilminden kaynaklanan- şu sözünü: &#8220;Cennette binicinin gölgesinde yüz yıl yürüdüğü bir ağaç bulunmaktadır &#8221; doğrulamayan kişinin aklı Ne gariptir.</p>
<p>Oysa bir yüzyılın, milyonlarca ışık yılı karşısında değori ne olabilir ki? Aslında burada Ebu Reyye’nin karşı karşıya bulunduğu sorun, aklın kullanımı, ya da terki konusu, dahası, yaratılmış olan aklın ilahlaştırılması, ya­hut yaratıcıya ubudiyeti, sorunu değildir. Bu &#8220;özgür” ve &#8220;dahi&#8221; kişiler, akıl­larını şeriatla birlikte putlaştırmak, şeriat dışında da yalnız bırakmakta­dırlar.</p>
<p>Ebu Hureyre’yi reddettiği bir başka örnek gösterelim: Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir: Cennet ve Cehennem söyleştiler. Ateş dedi ki: Zorba ve mütekebbirlere öncelik tanındı bana. Cennet de dedi ki: Bana neden insan­ların sadece zayıfları ve sakatları girmektedir? Allah Teala Cennete dedi ki: Sen benim rahmetimsin, kullarımdan dilediğime seninle rahmet ede­rim. Ateşe de dedi ki: Sen de kullarımdan dilediğimi azaplandırdığım bir azapsın. Herbirinizin kendine göre gireni vardır. Ancak Cehennem, Allah ayağını sokuncaya kadar dolmaz da, şöyle der: ’’Yeter, yeter&#8221; işte o zaman dolar, onlan birbiri üzerine yığar.’’</p>
<p>Biz burada hadisin inkar edilmesini gerektiren şeyin ne olduğunu bilmi­yoruz. Eğer inkara götüren şey; Allah’ın &#8220;ayağını&#8221; koymuş olmasıysa, Kur’an’da da elin,yüzün, gözün ve gelişlerin veya benzer başka şeylerin varlığı sabittir.</p>
<p>Bilginlerimizin konuyla ilgili değerlendirmesi ise bellidir. Selef, bu de­yimlerle ilgili yorumlarında, Allah’ı herhangi bir şeyde insana benzetmiş olmaktan tenzih ederek, kavranılan oldukları gibi değerlendirmişlerdir. Sonra gelen bilginler ise, bu deyimleri, örneğin, eli, kudret biçiminde anla­mak doğrultusunda yorumlayarak, çoğunlukça onaylanmış bulunan, Al­lah’ın insana benzetilemeyeceği ilkesini şart koşmuşlardır. Dolayısıyla Kur’an’da söylenene benzer şeyler hadislerde de söylenmiş olmaktadır.</p>
<p>Yok eğer bütün bunların dışında inkara götüren şey, Cennetle Cehennem’in konuşmasıysa, Kur’an’da Allah’ın yer ve göğe şu hitabı söz konusu olmaktadır: &#8220;Sonra göğün yaratılmasına geçti.Gök bir buhar halin­de idi. Ona ve arza: isteyerek ve istemeyerek gelin, dedi. Onlar da: &#8216;İsteyerek geldik.&#8221; dediler.”</p>
<p>Ya da inkara yolaçan unsur, Allah’ın Cehennem’e gitmesiyse, Kur’an kı­yamet gününde gerçekleşecek bu gidişi isbat etmektedir: &#8220;Rabbimin emri gelip melekler saf saf dizildiğinde&#8221;  Yine aynı doğrultuda Kur’an-ı Kerim’de: &#8220;O gün Cehenneme &#8220;doldun .mu?&#8221; diyeceğim. O da &#8220;daha var mı?&#8221; diyecek.&#8221;</p>
<p>Özet olarak, aklın, uluhiyyet ve sıfatlarıyla ilgili konulara yöneltilmesi aklın zayıf düştüğü konulardır. Akıllarına kanmış bulunan bu insani an da çoğunlukla küfre götürmektedir. Dolayısıyla akıl için en hayırlısı, düşüne­bildiği konularda düşünmesini sağlamaktır. Kaldı ki, doğrudan doğruya insandaki hayat sırrını bu evrendeki kılı çöldeki kum tanelerinden birisine nisbetle, kavramaktan acizdir. Peki bu durumda bu evrenin tümünün yaratıcısnı akıl nasıl kavrayabilecektir? Himalayaların eteklerinde yekinen karınca* bu dağın büyüklüğü, yüksekliği ve hacmi hakkında bir fikir sahibi olabilir mi?</p>
<p>Allah, kendisinden duyduğum aşağıya alacağım dizeleri dolayısıyla Şa­ir Ahmed el-Saf» el-Nesefi’den razı olsun.</p>
<p>&#8220;Akıl yaratıcısına karşı çıkmaktadır.</p>
<p>Oysa akıl da yarattıklarındandır.’</p>
<p>Hadi aklın, hadislerin belirlenmesi konusunda selahıyetli olduğunu varsayalım. Burada şu soruyu sormak gerekmektedir o zaman: Ölçü olma­sını istediğiniz akıl ne biçim bir akıldır?</p>
<p>Filozofların aklı mı? Oysa filozoflar anlaşmazlık içinde bulunmaktadır­lar. Bunların hiç biri, kendinden öncekini tenkid etmekten geri kalmamış­tır.</p>
<p>Edebiyatçıların mı aklı? Sorun onlarla ilgili değildir. Onların işi -Allah bağışlasın- ilgi çekici şeylerle ve hikayelerle uğraşmaktır.</p>
<p>Tıp, hendese ya da matematik aklı mı? Ne ilgisi var konuyla?</p>
<p>Yoksa muhaddislerin mi aklı? Ama onlar beğenilmiyor. Hatta onlar tek­düzelikle ve basitlikle itham edilmektedir.</p>
<p>Belki de fakihlerin aklı? Birçok mezhebe ayrılmışlardır bunlar. Ve akıl­ları -kanımızca- muhaddislerin aklıyla uyuşmaktadır.</p>
<p>Mülhidlerin aklı mı? Oysa onlar, Allah’ın varlığına olan inancınızı ya saptırmanızı, ya da tahrif etmenizi isteyeceklerdir.</p>
<p>Yoksa Allah’ın varlığına inanların mı aklı düşünülmektedir?</p>
<p>Şimdi gelin de bunların tanıyalım:</p>
<p>Bazıları, Allah’ın insana hulül ederek, insanın ilahlaştığına inanırlar.</p>
<p>Bazıları, Allah’ın ruhunun bir cesedde canlandığına ve onun ilahlaştığına inanırlar.</p>
<p>Bazılan, Allah’ın bir kişide bütünleşmiş üç ayn kişilik olduğuna inan­maktadırlar.</p>
<p>Bazılan, inek, fare ve maymunlara ibadet için yönelinmesi gerektiğine inanmaktadırlar.</p>
<p>Eğer, Allah’ın dini İslamca geçerli olan aklı burada kastediyoruz diyor­sanız, şunu soruyoruz o zaman size: Bu dinin hangi mezhebinin aklını be­ğenmektesiniz?</p>
<p>Ehli Sünnet ve Cemaat aklı mı? Bu akıl bilindiği gibi Şia ve Mutezile ta­rafından beğenilmemektedir.</p>
<p>Yoksa Şia aklı mı? Bu ise Ehli Sünnet ve Haricilerce beğenilmemekte­dir.</p>
<p>Belki de Mutezile aklı? Bu akıl ise çoğu gruplarca beğenilmemekte­dir.</p>
<p>Peki bu durumda hangi akıldır beğenilen?</p>
<p>Hiç kuşkusuz Ebu Reyye şunu söylecektir aydınlık bir akla sahip oluşları dolayısıyla Mutezile akılcılığını benimsiyorum,şimdi burada Ebu Reyye’nin benimsediği Mutezile aklınca reddedilen bir örnek gösterelim: İbn Kuteybe, Tevlu muhtelif el-Hadis” adlı kitabında Mutezile’nin red-dettiği şu hadisi örnek olarak göstermektedir: Rasulullah, zırhı bir kaç avuç arpa karşılığında bir yahudiye rehin olduğu halde vefat etti.” Bu ha­diste aklın (yani Mutezile düşüncesinin) kabul edemeyeceği bir takım un­surlar bulunduğu ileri sürülmektedir.</p>
<p>İbni Kuteybe, daha sonra Mutezilenin bu yaklaşımlarım, akla daha mantıklı gelebilecek Üslupla açıklayarak reddediyor.</p>
<p>Ebu Reyye ve benzerlerinin, Mutezile’nin reddettiği hadisle ilgili görüş­leri nelerdir?</p>
<p>Öte yandan îbni Kuteybe, Mutezile akimın reddettiği tüm hadisleri or­taya koyarak, çoğunlukça onaylanacak bir üslupla bunlan reddetti. Kendi­sinin gerekli cevapta bulunmadığı konularda da diğer bilginlerin tatmin­kar yaklaşımları bulunmaktadır.</p>
<p>Burada okuyucuya &#8220;Muhaddis&#8221; ibn-i Kuteybe aklıyla, herhangi bir mutezili arasında geçen tartışmayı sergileyelim:</p>
<p>İbni Kuteybe diyor ki:</p>
<p>Dediler ki: (Yani Mutezile) Sonu başmı ifsad eden bir hadisi Rasulullah’tan rivayet ediyorsunuz?: &#8220;Uykudan kalkan biriniz, herhangi bir kaba elini sokmadan üç kez yıkasın. Çünkü hiç biriniz elinin nerede gecelediğini bilmez.&#8221; Dediler ki: &#8220;Bu hadis şu sözler olmasaydı kabul edilebilirdi: ’Hiç biriniz elinin nerede gecelediğini bilmez.” Bizden hiç biri, gövdesi, ayağı, kulağı, burnu ve diğer organları nerede geceliyorsa elinin de orada gecele­miş olduğunu bilmemiş olamaz. Burada en önemli sorun, kişinin uykuday­ken elinin kendi fercine dokunmuş olmasıdır. Kişi uyanıkken eliyle ferdne dokunmuş olması taharetini bozmaz, bilmediği halde fercine dokunmuş ol­ması niçin bozmuş olsun? Kaldı ki, Allah insanları bilmediklerinden hesa­ba çekmez. Kişi uykudayken hezeyanda bulunup, iftira eder, küfre gider, talakta bulunur, fakat dünya ve ahiret ahkamınca bunlardan Ötürü sorgu­ya çekilmez.</p>
<p>İbni Kuteybe bu yaklaşıma şu karşılığı verir:</p>
<p>&#8220;Biz de diyoruz ki: Böyle bir yaklaşım sonucunda bazı şeyler öğrenilmiş, bazı şeylerse gözden kaçırılmış oldu. Biz bu görüşte olmasak bile, fıkıh bil­ginlerinden bir çoğu, sözü edilen hadisin yanısıra, şu hadisle de: &#8220;Fercine dokunan kişi abdest alsın&#8221; ferce dokunmanın abdest tazelenmesini gerek­tirdiğini, dahası, ferce dokunulmasıyla alınması emredilen abdestin elin yıkanması biçiminde olduğunu değerlendirdiklerini görüyoruz. Çünkü fere, pisliklerin ve necesetlerin çıktığı yerdir. Şu söylenebilir: &#8220;Ferce doku­nulması durumunda emredilen abdest, elin yıkanması biçimindeyse, o za­man Rasulullah’m, uykudan uyanan kişinin elinin nerelerde gecelediğini bilmesi dolayısıyla, elini yıkamasını emrettiği anlaşılmaktadır. Çünkü eliyle Ön ve arkasına dokunmuş olabilir. Yani elin bu pisliklere dokunmadı­ğı konusunda herhangi bir güvence bulunmamaktadır. Uyuyan kişinin elinin şuur dışı olarak bu yerlere dokunması ihtimali dolayısıyla; uyuyan ki­şinin durumu burada bir daha hususilik arzetmektedir. Öte yandan uya­nık kişi, bu organlardan herhangi birine dokunması ve eline birşey bulaş­ması durumunda herhangi bir kaba daldırmadan, yemeden, ya da tokalaş­madan önce elini yıkayabilir.&#8221;</p>
<p>İşte bunlar &#8220;aydınlık akıl&#8221; sahibi &#8220;Mutezile’yle&#8221; ’’zayıf&#8217; akıl sahibi &#8220;muhaddis&#8221; arasında geçenlere bir örnek.</p>
<p>Buna bağlı olarak şunu söyleyebiliriz ki, genel sağlık kuralları, dokto­run; Mutezile’nin değil, muhaddisin yaklaşımını desteklemesine yol aç- maktadır.</p>
<p>Sözün kısası, hadis imamları ve fakihler, akıllarını hadisin tashihi ko­nusuyla bağımlı kılmışlardır. Şeriat ahkamı ve akıllarına kanmamış akıllı kişilerin yaklaşımları doğrultusunda hangi noktada durulması gerekiyor­sa orada tutmaktadırlar akıllarını.</p>
<p>Mustafa Sıbai, İslam Hukunda Sünnet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-akla-basvurma-hikayesi/">Hadisleri Akla Başvurma Hikayesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hadisleri-akla-basvurma-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
