<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hayati Inanç | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/hayati-inanc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Sep 2021 15:47:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Hayati Inanç | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Allah Dostları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allah-dostlari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allah-dostlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2021 07:23:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Dostları]]></category>
		<category><![CDATA[Behlûl-i Dânâ’]]></category>
		<category><![CDATA[Harun Reşid]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25173</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Derler ki davranışları itibarıyla Allah dostları dört çeşittir: Biri var, âlem de bilir kendi de bilir ki Allah dostudur; biri var, âlem bilir kendi bilmez; biri var, kendi bilir kimse bilmez; biri var, kendi de bilmez kimse de bilmez. Hikâye odur ki, bir Anadolu köylüsü, “Yeni Cami’de vakit namazı kılan mutlaka bir Velî’yi tanır, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-dostlari/">Allah Dostları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-25235 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/07/unnamed-1-1-500x264-1-300x158.jpg" alt="" width="363" height="191" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/07/unnamed-1-1-500x264-1-300x158.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2021/07/unnamed-1-1-500x264-1.jpg 500w" sizes="(max-width: 363px) 100vw, 363px" /></p>
<p>Derler ki davranışları itibarıyla Allah dostları dört çeşittir: Biri var, âlem de bilir kendi de bilir ki Allah dostudur; biri var, âlem bilir kendi bilmez; biri var, kendi bilir kimse bilmez; biri var, kendi de bilmez kimse de bilmez.</p>
<p>Hikâye odur ki, bir Anadolu köylüsü, “Yeni Cami’de vakit namazı kılan mutlaka bir Velî’yi tanır, görür,” diye duyar ve bunun üzerine gider camiye. Namazını kıldıktan sonra da bir kenara çekilip bir taraftan tespih çekerken bir taraftan da için için düşünür: “Bir daha gelmek ya kısmet olur ya olmaz. Bir Allah dostuyla tanışmadan dönmesem. Şimdi, burada acaba bir veli var mıdır?” O böyle efkârlıyken birisi kulağına eğilir ve der ki ona: “Oturduğun safta sen dâhil yedi kişi var.” Kendinden de haberi yoktur yani.</p>
<p>Allah dostlarının bir kısmı böyle ilk bakışta anlaşılamayan, hatta sıradan görünen kişilerdir. Meczup tavırları içinde olanları, hatta deli denilenleri de vardır. Tabii hatırlamalıyız, Hz. Peygamber “Bir kimseye deli denmedikçe imanı kâmil olmaz,” diye haber vermişti. Behlûl-i Dânâ bunlardandır. Eğer bakmasını bilmez, onu anlayamazsanız Behlûl-i Dâna hazretlerine deli demeniz işten bile değildir. Hâlbuki o bir Allah dostudur, velidir.</p>
<p>Behlûl-i Dânâ ile Harun Reşid arasında yaşanan hadiseler; Behlûl-i Dânâ hazretlerinin Harun Reşid’i yer yer iğneleyen, sarsan, korkutan cevapları ve onu uyanık tutmaya yönelik verdiği örnekler, yüzlerce yıldan bu yana eğitim hayatımızda çok özel bir yer tutmuştur. Ben de bu yazıda birkaçını anlatmak istiyorum.</p>
<p>Harun Reşid bir gün, Behlûl-i Dânâ’yı evinin önünde, elinde ince bir dalla yere resim çizerken görür. Olacak şey değildir. “Ne yapıyorsun?” diye sorduğunda Behlûl-i Dânâ “Ev yapıyorum,” cevabını verir. Bu cevap karşısında şaşıran Harun Reşid “Yere çizilen resme kim ev der?” diye onunla âdeta alay eder. Bunun üzerine o da “öyle demeyin halife hazretleri, inşaat bitsin bakarsın müşteri çıkar,” der. “Düştüğümüz vaziyete bak; danışmanlık görevi verdiğimiz, aklına güvendiğimiz adam, yere resim çiziyor; çocuk gibi oyun oynuyor. Sorunca da, ev yapıyorum, diyor,” diye hayıflanan Harun onu kenardan seyretmeye devam eder. Bu esnada, pencereden konuşmaları dinleyen Harun Reşid’in hanımı, meseleye farklı bir açıdan yaklaşır. “Bu işi Behlûl yapıyorsa boş değildir, vardır bir bildiği,” diye düşünür ve “Behlûl, o ev satılık mı?” diye sorar. Evet cevabını alınca da fiyatını öğrenmek ister. “Bir kuruş,” der Hazreti Behlûl. Harun Reşid’in hanımı pencereden bir kuruşu atar. Behlûl de onu alıp cebine koyar; “Hayırlı olsun abla, güle güle otur, ev senin,” der ve yerdeki resmi siler, öyle ya projeden satış tamamlanmıştır, artık resme ne hacet. Sakız alınamayacak paraya güya bir ev satılmıştır. Harun kenardan buna da şaşar, “Hanımım da ona uydu, o da aklını kaybetti,” diye içinden geçirir. Fakat o gece rüyasında kendisine öyle bir ders verilir ki pişman olur bu düşüncesinden.</p>
<p>Harun Reşid rüyasında eşsiz güzellikte bir köşk görüp hayretler içinde kalır ve süslü eve imrenir. “Bu nedir?” diye sorar ilgililere. Onlar da “Bu cennet köşküdür,” diye cevap verir. Harun Reşid yeniden atılarak “Kim, nasıl kazandı?” diye sual eder.Senin hanımın Behlûl’den aldı,” cevabını alınca da irkilerek uyanır. “Eyvah, kaybettim; alay ettiğim hanım akıllı çıktı. Şimdi ben bu rüyamı kimselere söylemeyeyim, hiç olmazsa dile düşmeyeyim, rezil olmayayım,” der. Sırrını saklar ama bir taraftan da “Acaba bu evden ben de alabilir miyim?” diye Behlûl’ü takibe başlar.</p>
<p>Ertesi gün Behlûl’ün yine ev yapmakta olduğunu görünce benzer şekilde, “Bunu da bana satar mısın ey Behlûl?” diye sorar. “Tabii, satarız; fiyatta anlaşalım yeter,” cevabını alınca Harun Reşid, evin ne kadar olduğunu sual eder. Karşılık olarak “Elli bin altın,” der Behlûl. Hâzineyi sarsacak derecede yüklü bir miktardır bu, ödenmesi mümkün değildir. Harun Reşid “Dün bir kuruştu, bugün niye elli bin altın Behlûl?” diye celallenince Hazreti Behlûl ona etkileyici bir cevap verir: “Dünkü müşteri, malı görmeden aldı.”</p>
<p>İşte bu cevabın arkasında iki gizli mesaj vardır. İlk mesele Harun Reşid’in sakladığı rüyadan Behlûl-i Dânâ’nın haberdar oluşu, küçücük bir sırrın bile açığa çıkmasıyla kişinin mahcup oluşudur. Unutma, diye ikaz edilir Harun Reşid, bütün sırlarını bilene hesap vereceksin. Birinci ders budur.</p>
<p>İkinci ders ise imanla ilgilidir. Harun, dün alay ettiğine bugün müşteri olmuştur fakat zannettiği ile gerçekte olan arasındaki farkı gördükten sonra yapmıştır bunu. Oysa mümin söze inanır, münafık göze; iman gayba imandır. Eğer gördüğü zaman teslim olanın teslimiyetine iman denseydi, Kızıldeniz’de boğulurken feryat eden Firavun da iman etmiş sayılırdı çünkü o da son anda “Musa&#8217;nın Rabb’ine iman ettim,” demişti. Ama Firavunun aldığı cevap da şu olmuştu: “Hayır, sen Musa’nın sözüne inanmadın; gördüğüne inandın. Bu iman deĞildir.” Ve Firavun felakete yuvarlanmıştı.</p>
<p>Tâbii Behlûl-i Dananın cevabı ve verilen mesajlar sarsıcıdır. Harun’un, iki gözü iki çeşmedir. Behlûl-i Dânâ hazretleri, her durumda kendisine danışan Halife Harun Reşidi pohpohlayacak, onun hoşuna gidecek şeyler söyleme yolunu tercih etmemiş; onu kırma, incitme, ağlatma pahasına da olsa yer yer acı cevaplar vermekten geri durmamıştır.</p>
<p>Bir defasında Harun Reşid, Behlûl-i Dânâ’yı çağırır ve der ki: “Gel seni vezir yapayım.” Vezirlik, bugünün bakanlığına denk gelir; durum çok ciddidir. Behlûlun teşekkür ederek, memnuniyetle vazifeyi kabul etmesi beklenirken o, enteresan bir cevap verir: “Bir danışayım halife hazretleri!” Halife celallenir ve “Devlet başkanıyım; sana açıktan atama, vezirlik teklif ediyorum ve diyorsun ki danışayım. Kime danışacaksın? Yeryüzünde, üstümüzde kim var Allah’ın izniyle? Benim sözümü muaheze edecek, teraziye koyup tartacak kim var?” der. Behlûl ise “öyle demeyin halife hazretleri. Çabuk gelirim, vaktinizi fazla almam. Danışmadan iş yapmayalım, sizi de üzmeyelim,” diye karşılık verir. Harun Reşid de “Peki,” der, “çabuk git, sor da gel.” Behlûl huzurundan ayrılınca da merak eder; acaba kimden akıl alıyor, kime ne danışıyor diye peşine bir adam takar. Adamı onu gizlice takip edecektir, görevi budur, kimlerle görüştüğünü ve neler konuştuğunu rapor edecektir. Behlûl-i Dânâ, Harun Reşid’in yanından ayrılıp -çok affedersiniz- helaya girer ve kısa sürede dışarı çıkar. Peşindeki takipçi de gözden herhangi bir şey kaçırmamak için, acaba içeride biri mi vardı diye onun ardından helayı bir yoklar. Fakat bakar ki kimse yoktur. Sonra vakit kaybetmeden yeniden peşine düşer hazretin. Takibi bitince de hızlı bir biçimde, Behlûl’den önce huzura çıkıp bilgi verir halifeye: “Sadece helaya gitti efendim. Ne giderken, ne gelirken ne de orada kimseyle görüşmedi. Dolayısıyla istişare etmedi, haberiniz olsun,” der. Ardından Behlûl-i Dana gelir. “Halife hazretleri, vazifeyi kabul edemeyeceğim,” diyerek kararım bildirir. Tekrar hiddetlenen Harun Reşit hazretleri, “Kimseyle görüşmediğini öğrendim. Sen ne yapıyorsun böyle? Görüşüp danışacağım diyorsun ama helaya gidiyor geliyorsun; kimseyle görüşmediğin halde görüştüm diyorsun ve vazifeyi reddediyorsun. Ne demek istiyorsun?” der. Hazreti Behlûl’ün cevabı yine çarpıcı olur:</p>
<p>“Görüştüm, işte orayla görüştüm! Sordum, vezirlik teklif ediliyor ne yapayım, diye. Oradakiler bana, ‘Behlül biliyorsun; herkesin gözdesi olan, çok kıymetli gıdalar idik biz. Daha düne kadar çok sevilirdik, insanlar bizim için kavga ederdi, bizim uğrumuza mahkemelerde davalık olurdu kardeşler, bunları biliyorsun. Ama insan içine girdik ve işte bir gecede bu hale geldik. Akim varsa insan içine girme sen!’ dedi.</p>
<p>Tabii Harun Reşid, bu cevap karşısında ne diyeceğini bilemez, âdeta sarsıcı bir tokat yemiştir. Zira verdiği göreve böyle bir değer biçen o zat, kendisi hakkında ne düşündüğünü de örtülü bir biçimde ifade etmiştir.</p>
<p>Eskilerin nasihati böyleydi; bir hikâye formatında, latife biçiminde, belki iğneleme tarzında ama hakikatten asla sapmadan ve ona tabasbus yapmadan&#8230; Tabasbus, bugünlerde kullanmadığımız bir kelime, “yaltaklanma, yağcılık, dalkavukluk” manasındadır. İşte bu eylemi yapmadan, mertçe yüzüne karşı söylüyor Behlûl-i Dânâ ve Harun Reşid merhum da ne kadar mert biriymiş ki o da bu acı sözlere tahammül ediyor.</p>
<p>Bir keresinde de; Harun Reşid makamını boş bıraktığı bir vakit, Behlûl-i Dânâ, halife hazretlerinin boş koltuğuna gidip oturur. Tabii orayı gözeten özel güvenlik görevlileri var. Devlet başkanmın makam koltuğuna destursuz oturan birisine ne yapılırsa onu yaparlar Behlûl-i Dânâ’ya ve sille tokat dışarı atarlar onu. Bir kenara çekilen Behlûl, “Ah Harun, ah Harun!” diye feryat figan ağlar. Harun Reşid gelir ve durumu öğrenir. “Bak hata etmişsin, kabahat sende. Görevleri gereği seni uzaklaştırmışlar. Belki dayak acı geldi, ağlıyorsun, buna da karışmam ama ‘Ah Harun!’ deyip de beni işin içine katma, ben sana bir şey yapmadım, kabahatinin cezasını çekiyorsun sen,” der. Hazret “Harun, sen yanlış anladın; ben dayağa ağlamıyorum, iki tokat acısı geçer, yarına hiçbir şeyim kalmaz,” diye cevap verir. “Peki, niye ağlıyorsun?” diye sorar Harun Reşid. Hazreti Behlûl “Bir kez oturdum, yediğim dayağa bak; sen orada ömrünü geçiriyorsun Harun, ben senin için ağlıyorum,” der cevaben. Verilen derse bakar mısınız?</p>
<p>Fuzûlî bir beytinde demiştir ki:</p>
<p>Kıyâs it şemden vehm eyle çerhün inkılâbından</p>
<p>Kim ol baş almağa kasd itmeyince tâc-ı zer virmez.</p>
<p>Dikkat et muma, bak ve kork, diyor şair: Ey başkan, ey yetkili, ey makam sahibi, ey servet sahibi dikkat et ve kork! Başında bir altın taç gibi duran alevi takan yani mumu yakan kişi, vakti gelince de bir makasla başını keser ve mumu söndürür. Eskiler, mumu üfleyerek söndürmezdi; mumun yanında bir makas bulundurur, hem israfı hem de kokuyu önlemek için düzgünce keserlerdi fitilini. Peki, “Ben bundan ne ders alayım?” diye soracak olursanız Fuzûlî size diyor ki: Bu hadiseye bak da ibret al, felek kesmeyeceği başa taç giydirmiyor.</p>
<p>Makam ve yetki sahibi kişilere her zaman bu tarz ikazlarda bulunulmuştur. Harun Reşid devlet başkanı olduğu zaman, kendisine tebrik mesajı gönderen Yahyâ bin Muâz hazretleri şöyle söylemiştir: “Ey Harun, cennetten dünyâya sürgün gelen Âdem aleyhisselâmın evladısın; bir sürgünün oğlu makam iddiasında bulunamaz, ben diyemez, büyüklenemez.”</p>
<p>Başka bir hadise de şudur: Bir gün Harun Reşid’in sarayının bahçesinde, yatılmaması gereken bir yerde yatıp pervasızca uyuduğu için kaldırırlar Hazreti Behlûl’ü. Uyanır uyanmaz feryat eder, kendisini kaldıranlara sitem edip bağırır çağırır. “Eyvah,” der, “beni saltanatımdan ettiniz, ben devlet başkanıydım.” Rüyada devlet başkanıymış, sultanlığı varmış, uyanınca bunu kaybetmiş; bu durum dikkat çeker tabii. Halife Harun Reşid’in huzuruna çıkarırlar onu. Harun Reşid sorar neden feryat ettiğini. “Ordularım mahvoldu, devletim mahvoldu, uyandırdı senin adamların beni,” deyince “Yahu Behlûl, rüyadaki saltanata itibar olur mu, buna değer verilir mi? Sende akıl yok mu?” der. “Değer verilmez mi?” diye sorar Behlûl hazretleri. “Evet,” der Harun Reşid, “rüyadaki saltanat nedir ki?” Behlûl-i Dânâ ise şöyle karşılık verir: “Ben gözümü açtım, saltanatımdan oldum ama sen gözünü kapatınca kaybedersin ve hesaba çekilirsin. Senin saltanatın da rüya hükmünde.”</p>
<p>Her zaman etrafındakilerden bu dersleri aldı Harun Reşid. Bir defasında Fudayl bin İyâz hazretlerini ziyarete gitti. Kapıyı çaldılar; içeriden, kim o, diyen bir ses geldi. Vezir Fudayl -adaşıydı- “Halifeyle geldim,” diye karşılık verdi. Fudayl bin İyâz gayet celalli bir biçimde “Benim halifeyle bir işim yok,” dedi. “Zorla mı girelim yoksa kapıyı açacak mısın?” diye sordu vezir. “Halifeyle işim yok, sizinle bir işim yok,” diye tekrar etti içerideki ses. “Rızam yok ama girerseniz de ne yapayım.”</p>
<p>Bunun üzerine kapıyı açtılar. İçeri girdikleri an Fudayl bin İyâz çerağın yani mumun ateşini söndürdü. Bu mesaj çok net ve acıydı. Cehennemlik yüzünü görmeyeyim, demek istiyordu devlet başkanma. Karanlıkta eli eline değdi, Harun’un elini tuttu. “Ne yumuşak eller,” dedi, “keşke cehennem görmese!” Harun ağlamaya başladı. Fudayl bin İyâz onu karşısına aldı; gayet net ve sert bir biçimde ikazlarda ve nasihatlerde bulundu. “Oturduğun yeri biliyor musun? Hazreti Ömer’in makamındasın!” dedi. (Hazreti Ömer de Harun Reşid’in dedelerindendir, çünkü Farukî’dir, Ömer Faruk hazretlerinin soyundandır.) “Nasıl bir makamı işgal ettiğinin farkında mısın? Tebaanın yaşlılarını baban, akranını kardeşin, senden küçük olanları da çocuğun yerine koymazsan hesap veremezsin!” diye devam etti. Hıçkıra hıç- kıra ağlıyordu Harun Reşid. Bastırdıkça bastırdı&#8230; Bastırdıkça bastırdı&#8230; Artık yerde çırpınmaya başladı, feryat ediyordu. “Yeter!” dedi vezir, “Ey Fudayl yeter! Öldüreceksin Halifeyi!” Ona da şu şekilde cevap verdi: “Sus ey Hâman! Onu bu hale ben değil siz getirdiniz!” Yerde çırpınırken Harun Reşid dedi ki: “Sana Hâman demesi, bana Firavun demek için. Çünkü Firavunun vezirinin adı Hâman idi.”</p>
<p>Bu acı sözler bittikten sonra Harun Reşid, Fudayl bin îyâz’a, “Hâzineden değil annemden miras kalan helal paradır. Lütfen şunu kabul et,” diyerek yanında getirdiği bir miktar parayı vermeyi teklif eder. Almaz Fudayl bin İyâz hazretleri. Sehpanın üzerine bırakıp geri çekilir Harun Reşid. Hazret, halifeyi ve parayı orada bırakarak kapıyı sertçe kapatıp çıkar. Çıkarken şöyle söyler: “Bu kadar nasihatin sana hiçbir faydası olmadı!”</p>
<p>Harun Reşid ömrü boyunca Fudayl bin İyâz hazretlerinin ismi anıldığında, ne mert kimsedir o, diye onu yâd etti.Onun asla hatır gözetmeyen, sadece Allah rızası ve ahiret endişesi ile söylenmiş sözlerini baş tacı etmesini bilmiştir.</p>
<p>O dönemin büyük âlimlerinden olan, Mâliki mezhebinin reisi imam Mâlik bin Enes’in de Harun Reşide verdiği mühim bir ders vardır. Harun Reşid iki oğluna ders vermesi için kendisinden bizzat ricada bulunur: “Bizim çocuklar,” der, “ders alsınlar sizden. Zaman zaman sarayı teşrif etseniz, onlara ders verseniz&#8230;” Buna karşılık Mâlik bin Enes “îlim azizdir, ayağa gitmez; bizim dershaneye gelecek bir zahmet çocuklar,” diye cevap verir. Halifenin çocukları İmam Mâlik hazretlerinin verdiği derse gider, çoğu zaman oturacak yer bulamaz ve ayakta ders alırlar.</p>
<p>Son bir hadiseyi daha aktarıp bahsi kapatalım. Harun Reşid ciddi bir savaş için sefere çıkmadan önce ganimetten yüklü bir miktarda tasaddukta bulunacağına dair adakta bulunur. Zafere kavuştuktan sonra hesabını yaptığında ise adak için belirttiği miktarın hakikaten çok büyük olduğunu görür. Tereddüt eder; acaba aynıyle yerine getirmesem mi, bir çıkış yolu bulabilir miyim, diye. Danıştığı Allah dostunun verdiği cevap şudur: “Bir daha Allaha işin düşmeyecekse verme Harun!” Çaresiz nezrini yerine getirir tabii. Burada gözetilecek tek şey Allah’ın rızasıdır, eğer siz samimi olursanız, ihlasla hareket ederseniz, Allah ile arayı iyi tutarsanız başarabilirsiniz.</p>
<p>İşte Harun Reşid’in etrafındaki seçkin âlim ve velîlerden bazıları; İmam Ebû Yûsuf, İmam Mâlik, Yahyâ bin Muâz, Behlûl-i Dânâ, Fudayl bin İyâz, Süfyân bin Uyeyne, burada andığımız veya yer veremediğimiz nice isim hep onun istikamet üzere kalması için ellerinden geleni yapmıştır.</p>
<p>Hayati İnanç &#8211; Sevgi Yukarıdan Gelir,syf:45-55</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allah-dostlari/">Allah Dostları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allah-dostlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varalım sevgilinin yanına hû diyerek</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/varalim-sevgilinin-yanina-hu-diyerek/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/varalim-sevgilinin-yanina-hu-diyerek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2021 07:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Sebkatî]]></category>
		<category><![CDATA[Varalım sevgilinin yanına hû diyerek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25192</guid>

					<description><![CDATA[<p>I. Mahmud şair sultanlarımızdandır; “Sebkatî” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Sebkatî “önde giden, ön alan” anlamında, müsabakayla aynı kökten gelen bir kelimedir. Şair I. Mahmud veyahut mahlasıyla Sebkatî, Nâbî merhumun talebesi ve şiirde onun takipçisidir. Onun şiirlerine yaptığı nazireler gerçekten dikkat çekicidir. Ne dâniş itdi tahsil Sebkatî tab’-ı sihir-pîşen bir nazm-ı neşât-efzâyı sen şâhâne söylersin Nâbî’ye nazire [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/varalim-sevgilinin-yanina-hu-diyerek/">Varalım sevgilinin yanına hû diyerek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-23051 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/a-300x202.jpg" alt="" width="358" height="241" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/a-300x202.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/a-600x403.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/a-575x388.jpg 575w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/a-613x414.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/a-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/07/a.jpg 640w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>I. Mahmud şair sultanlarımızdandır; “Sebkatî” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Sebkatî “önde giden, ön alan” anlamında, müsabakayla aynı kökten gelen bir kelimedir. Şair I. Mahmud veyahut mahlasıyla Sebkatî, Nâbî merhumun talebesi ve şiirde onun takipçisidir. Onun şiirlerine yaptığı nazireler gerçekten dikkat çekicidir.</p>
<p>Ne dâniş itdi tahsil Sebkatî tab’-ı sihir-pîşen<br />
bir nazm-ı neşât-efzâyı sen şâhâne söylersin</p>
<p>Nâbî’ye nazire olarak yazdığı beş beyitlik gazelin son beytidir bu. O kadar güzel söylemiş ki üstat! “Nereden tahsil ettin bu kabiliyeti; nereden ilim öğrendin; nerede yetiştin ey Sebkatî? Sen neşe verici, sevinç arttıran bir gazeli şâhâne söylersin.” Yani iki manada; hem çok güzel söylersin hem de şahçasına, şah gibi, bir şahın ağzından çıkacak, kaleminden ^dökülecek şekilde söylersin anlamında. Kendisi de şah olduğundan mana yerine oturmuştur. Ülkenin sultanı I. Mahmud ise şiir ülkesinin sultanı, şüphe götürmez ki Nâbî’dir. Sebkatî’nin ona talelifc, olmasında şaşılacak bir şey yoktur.</p>
<p>Sebkatî’nin, bu esaslı şairin, bir dörtlüğü vardır ki Münir Nurettin Selçuk’un Hüseyni makamından bir bestesine konu olmuştur. Söz konusu mısralarda onun şairlik kudretini, neşesini fark etmemek mümkün değildir:</p>
<p>Varalım kûy-ı dil-ârâya gönül hû diyerek<br />
Kokalım güllerini gonca-i hoş-bû diyerek<br />
Şerbet-i la’li hayâli bizi öldürdü meded<br />
Gidelim kûyuna yârin bir içim sû diyerek</p>
<p>Yukarıdaki dörtlükte, edebiyatımızda hayli kabul görmüş ve Türkçe şiirlerde çok beğenilmiş bir vezin kullanılmıştır: Fe’ilâtün / Fe’ilâtün / Fe’ilâtün / Fe’ilün. Söze coşku katan bir vezindir bu. Bundan dolayı marş tarzındaki birçok eserde kullanılmıştır, nitekim İstiklal Marşı’nın da veznidir.</p>
<p>Muhtevâsına geçelim. Şair gönlüne seslenerek başlıyor şiirine: Varalım kûy-ı dil-ârâya gönül hû diyerek. Gidip varalım diyor kûy-ı dil-ârâ yani “yârin muhiti’ne. Kûy, Farsça bir kelimedir; “mekân, yer” anlamına gelir. Türkçemize “köy” olarak geçmiştir. Dil-ârâ ise “gönlü-süsleyen” demektir. Gönül süsü, gönle süs olan&#8230; Yani dilârâ diyerek dolaylı olarak “sevgili” denilmektedir. Ey gönül, gidelim sevgilinin köyüne, evine, bulunduğu yere “hû” diyerek.</p>
<p>Peki neden “hû” diyerek? iki mana var burada, birincisi: Bir eve geldiniz, kapıyı çaldınız; içeriden ses bekliyorsanız, geldiğinizi onlara duyurmak istiyorsanız “Hû!” diye seslenirsiniz. Bu seslenişle “Komşu evde misin? Neredesin? Bak bana,” demiş olursunuz. Ancak ünlem olarak kullanılmasının dışında bu kelime “Allah” demektir. Hû, “hüve”nin okunuş biçimidir ve “O” demektir, zımnen ise Allah demektir,ehl-i tarik arasında çokça kullanılır. Arif Nihat Asya Na- at’ında “hû hû”lar diyor ya, aynı oradaki gibi:</p>
<p>&#8220;Hû hû”lara karışsın<br />
Âminler&#8230;<br />
Mübarek akşamdır;<br />
Gelin ey Fatiha’lar, Yasinler!</p>
<p>Diğer mısralarda da “hû” örneğindeki iki anlamlılık görülüyor. &#8220;Kokalım güllerini gonca-i hoş-bû diyerek” mısrasına baktığımızda burada da çok anlamlılığın “bu ’ kelimesiyle elde edildiğini görüyoruz. Türkçeye Farsçadan gelmiş bir kelime olan bû, “koku” demektir. Dolayısıyla hoş-bû, “hoş koku” anlamına geliyor. Bu bağlamda ikinci mısra “(Oraya gidelim ve oranın) güllerini ‘Hoş kokulu gonca bu,’ diyerek (hürmetle) koklayalım,” diye anlaşılabilir. Fakat aynı kelimeyi Türkçedeki “bu” zamiri olarak düşündüğümüzde söz konusu mısrayı ‘“Hoş, güzel olan gonca, gönlümüzü kaptırdığımız sevgili, işte budur,’ diyerek koklayalım,” manasında okuruz.</p>
<p>&#8220;Şerbet-i la’li hayâli bizi öldürdü meded” mısrasında sevgiliye kavuşma arzusundan bahsediyor. Şair burada şerbet-i la’li hayâli yani “dudağının şerbetinin hayali” diyor ama bununla onun sözlerini duyma, onunla buluşup sohbet etme hayalini kastediyor ve işte bu hayal bizi öldürdü diyor. Çok büyük hasret ifadesi&#8230;</p>
<p>&#8220;Gidelim kûyuna yârin bir içim sû diyerek.” Dörtlüğün son mısrasının başı (gidelim kûyuna yârin) gayet açık: “Sevgilinin mahallesine gidelim.” Bir içim sû diyerek kısmı ise çift manalı. Yani hem sürüne sürüne ilerleyen, çok susamış birinin “Bir içim su!” diye yalvararak gidişini resmediyor hem de güzelliğini ifade etmek için sevgilinin “bir içim su” olduğu söyleniyor: Bir içim su güzelliğindeki o sevgiliye gidelim.</p>
<p>Bu dörtlükte gayet örtülü bir şekilde, isim zikredilmeden Medine-i Münevvere’ye bir yolculuk resmedilmektedir. Gonca-i hoş-bû, Resûl-i Zîşândır (aleyhissalatü vesselam).</p>
<p>Hoş koku deyince hatırıma gelen bir anekdotu paylaşayım: Necip Fazıl merhum O ve Ben isimli kitabında Hattat Safîden bahseder. Sempatiyle, sevgiyle anar onu satırlarında. Her ikisi de Abdülhakim Arvâsî hazretlerinin sohbetlerine gelip gidenler (ki onlara habib kelimesinin çoğulu olan ehibbâ derlerdi, “dostlar” manasında) arasındadır. Safî yetenekli, iyi bir hattat. Kısa boylu, garip, çelimsiz bir kimse. Garip nasıl olursa işte öyle yani&#8230; Eshâb-ı kiramın içinde de böyle bir garip vardı: Abdullah bin Mes’ûd (radıyallahu anh). Çok sayıda hadis rivayet eden bir sahabiydi. Bedir Harbi sonrası Peygamber Efendimiz, “Ebû Cehil’i (Amr bin Hişam) gören var mı?” diye yanındakilere sorduğu zaman, onun harp meydanında aranıp bulunması gerektiği anlaşılıyor. Abdullah bin Mes’ûd bu işi yapmayı talep ediyor, Peygamberimize “Bir işe yaramıyorum ya Resûlullah! Ben cenk edemiyorum, kılıç sallayamıyorum. Bu işi bana ver,” diyor. Çünkü çelimsiz ve zayıf biri kendisi. Efendimiz de kırmıyor onu, tevcih ediyorlar. Abdullah bin Mes’ûd gidiyor ve buluyor Ebû Cehil’i. Aralarında bir konuşma cereyan ediyor son anlarında Ebu Cehil’in.</p>
<p>İşte Hattat Safi de çelimsiz fakat çok başarılı, güzel bir hattat; ince ruhlu, sanat ehli. Bir gün ehibbâ toplanmış, Abdülhakim Efendi sohbete bekleniyor, yeri hazır, rahlesi konulmuş. Hattat Safı Abdülhakim Efendiyi beklerken bir nükte yapıyor. Çok sevilen, yakın görülen biri olduğu için hafif de şımarıklık yapabiliyor; sahibinin yatağına, yastığına yatabilen kedi gibi yani. İki mısra yazıyor ve kâğıdı rahleye bırakıyor. Abdülhakim Efendi geliyor, kâğıdı çevirip okuyor ve gülmeye başlıyor. Sessiz sessiz, için için, gözlerinden yaş gelecek kadar gülüyor. Sonra da kâğıdı bırakıp yan odaya geçiyor. Diğerleri kendileri bakıp görsün, meraklarını gidersinler diye, bilhassa yapıyor bunu. Kâğıtta şu beyit yazıyor:</p>
<p>Bûy-i nebi gelir şeyhim özünden<br />
Boyum yetişmiyor ki öpem yüzünden</p>
<p>Bûy ve boy kelimelerinin Arap alfabesiyle yazılışı aynıdır. Bûy -Sebkatî’nin dörtlüğünden bahsederken zikrettiğimiz gibi- Farsçadan gelmedir ve “koku” manasındadır. ilk mısrada “Efendimin (aleyhissalatü vesselam) kokusu gelir, şeyhimden,” deniyor. Neden? Hem bilindiği gibi seyyid, Peygamberimizin doğrudan torunu olduğundan hem de ilimde vâris olmak cihetinden Abdülhakim Efendi Peygamberimizin mirasçısıdır. “Kokusu geliyor Efendimin (aleyhissalatü vesselam) ama boyum yetişmiyor ki öpem yüzünden,” diyor. Kısa boylu olduğunu da acındırıcı bir biçimde şiire koymuş.</p>
<p>Bu küçücük nüktelerin, küçücük ayrıntıların hepsi muhabbet tezahürleri&#8230; Sevgiyi gösteriyorlar. Şairimiz Sebkatî merhum da “o sevgili’ye (aleyhissalatü vesselam) sevgisini; bir içim sû diyerek gidelim, gonca-i hoş-bû diyerek koklayalım, hû diyerek varalım kûy-ı dil-ârâya sözleriyle ifade ediyor.</p>
<p>Hayati İnanç &#8211; Sevgi Yukarıdan Gelir,syf:13-19</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/varalim-sevgilinin-yanina-hu-diyerek/">Varalım sevgilinin yanına hû diyerek</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/varalim-sevgilinin-yanina-hu-diyerek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgi Yukarıdan Gelir</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-yukaridan-gelir/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-yukaridan-gelir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2021 07:19:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi Yukarıdan Gelir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şair Nedim’in çok parlak ve iddialı, sekiz beyitlik bir gazeli vardır. Klasik edebiyata merakı olanlar, mutlaka duy- muştur bunu. Çok enteresan bir beyitle başlar: Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana Daha ilk mısralardan ustalık, sanat görülüyor. Şair sevgiliyi överken “haddeden geçmiş bir nezâket”ten bahsediyor. Gazelin konusu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sevgi-yukaridan-gelir/">Sevgi Yukarıdan Gelir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-22440 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/3-Sevgide-Şirk.jpg" alt="" width="657" height="263" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/3-Sevgide-Şirk.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/3-Sevgide-Şirk-600x240.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/3-Sevgide-Şirk-300x120.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/3-Sevgide-Şirk-768x307.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/3-Sevgide-Şirk-1024x410.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/3-Sevgide-Şirk-1536x614.jpg 1536w" sizes="(max-width: 657px) 100vw, 657px" /></p>
<p>Şair Nedim’in çok parlak ve iddialı, sekiz beyitlik bir gazeli vardır. Klasik edebiyata merakı olanlar, mutlaka duy- muştur bunu. Çok enteresan bir beyitle başlar:</p>
<p>Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana</p>
<p>Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana</p>
<p>Daha ilk mısralardan ustalık, sanat görülüyor. Şair sevgiliyi överken “haddeden geçmiş bir nezâket”ten bahsediyor. Gazelin konusu zaten güzeli övmektir fakat burada öyle bir güzel övülmektedir ki nezaket haddeden geçirilerek ona kol kanat olmuştur.</p>
<p>Yâl “boyun, gerdan”, bâl ise “kanat” demektir; bu iki kelime terkip halinde, yâl ü bâl olarak kullanıldığında “boy bos, endam” manasına gelir, ikisi de Farsça kökenlidir, birlikte nefis bir anlatım biçimi oluştururlar. Eskiler “Arapça, ilim dili; Farsça, sohbet dili; Türkçe, devlet dilidir,” der. Yani şiire son derece yatkın bir Usandır Fârisî. O yüzden de Farsçadan Türkçeye giren -bilhassa güzellik tasvirlerine dair- kelimeler biter tükenir gibi değildir; şiirimizde çok esaslı yer tutarlar, yâl ü bâl de bunlardandır.</p>
<p>Mısraya göre, güzelin kolu kanadı olan şey, haddeden geçirilmiş nezakettir. İnsana yok artık dedirten bir anlatım bu&#8230; Hadde, sıcak haldeki çeşitli madenleri inceltmek için kullanılan bir araçtır; çok sayıda makara ve silindirden oluşan bir düzeneğe sahiptir. Ateşte kıpkırmızı olmuş, çubuk şeklindeki bir madeni ezerek tele çevirir. Peki haddeden geçen nezaket, çıktığında ne olur? Gel de merak etme yani. Tecerrüdün âdeta zirvesi yoklanmaktadır. Tecerrüt yani “soyutlama, soyut düşünme, soyut ifade etme”. Hani rûh-i mücerred denir, burada ruh anlatılırken mücerret sıfatı kullanılmıştır ki o da tecerrütle aynı kökten gelen bir kelime olup “soyut” anlamındadır.</p>
<p>İşte, günümüzde kelimelerle böyle epey meşgul olmak gerekiyor. Dönüp dönüp anlatmak gerekiyor. Çünkü kelime gidince, onun yerine koyulan şey, izahtan uzak kalıyor. Şimdi mücerredi anlatırken “soyut” desem bu mevzu tam anlaşılmayacak. Nedim’i büyük bir şair yapan tecerrüt kâbiliyetinin üzerinde biraz duralım. Ayhan Songar merhum, Şair Necip Fazıl Kısakürek için “Şüphesiz dâhi idi,” der “ancak problem, kendisi de bunu biliyordu” Böyle bir nükte yapabilecek kadar yakın dostuydu Necip Fazılın, aynı zamanda onun danışmanı, hekimi mevkiindeydi âdeta. Ayhan Bey m Necip Fazıl m dehâsına delil olarak söylediği şey şudur: tecrit kabiliyeti. Buna da “Çile” isimli şiirinden şu iki mısrayı örnek gösterir:</p>
<p>Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.</p>
<p>Kendini aşan bir soyutlama, yoklukla karşı karşıya gelme, “kafatasını öz ağzından kusma” gibi hakikaten tecerrüdün zirvesi olan ifadeler Necip Fazılın dehâsına delil olarak gösteriliyor. Bu tecrit kabiliyeti Nedim merhumda bir başka şekilde kendini gösteriyor. İşte büyük şairler böyle&#8230; «</p>
<p>Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana</p>
<p>Yâl ü bâl olmuş sana, yani sana kol kanat olmuş, sende endam olarak belirmiş&#8230; Endam olarak tezahür eden neydi? Haddeden geçmiş nezâket. Bu ifade mana açısından değil ama fonetik cihetten “haddini aşan, haddinden fazla olan nezaket” vurgusu yapıldığı hissini veriyor. Manasına ilave olarak haddinden fazla bir güzelliği de hatırlatıyor.</p>
<p>Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana</p>
<p>Mey, malum “şarap” kelimesinin Farsçasıdır. Kadehteki meyin rengi şairleri çok söyletir. Göz alıcı bir kırmızı renkten bahsederler. Bu mısrada ise şair şişeden süzülmüş meyin sevgilinin yanağında allık olduğunu söylüyor. Ancak sevgilinin yanağındaki kırmızılığa şarabı örnek göstermekle yetinmiyor şair. O güzellik o haliyle değil şişeden süzülerek yani hakikaten kendi halinde bile güzelliğiyle dikkat çeken bir şey, oradan da süzülerek sevgiliye güzellik diye, makyaj malzemesi diye sunuluyor. Şairin bu incelikli söyleyi,şine ne demeli -ki bunu çok daha ileriye götürüyor sonraki beyitlerde.</p>
<p>Bûy-ı gül taktir olunmuş nâzın işlenmiş ucu<br />
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana</p>
<p>Şair ilk mısrada, bûy-ı gül yani “gül kokusu” taktır olunmuş, diyor. Sevgili okurlar, kelimelerin üzerinde fazlaca durmamı lütfen yadırgamayın, hakikaten bütün mesele orada. Dikkat edelim, kelime taktir; övgü, beğeni belirtme ifadesi olan takdir değil&#8230; Takdir dal (-t) harfiyle yazılırken, taktir tı (la.) harfiyle yazılır. Katre “damla” demektir ya hani, taktir kelimesi de katr “damlamak, sızmak” kökünden gelir ve “damıtmak” manasındadır. Peki neyi damıtıyoruz? Bûy-ı gül taktir olunmuş yani gül kokusu damıtılmış. Aman Yarabbi! Gül kokusu zaten bir mücerret; gözün görmediği, elin tutmadığı ama insana letafet hissi veren, herkesi mest eden, bir güzellik olarak yeterince narin ve nahif bir unsur fakat şair onu da damıtarak sevgiliye parfüm haline getiriyor.<br />
Bu inceliğin de ötesine geçerek mısrasına devam ediyor: nâzın işlenmiş ucu. Şimdi, naz nedir ki ucu işlensin? Yine soyut bir ifade var, bir mücerretten bahsediyoruz. Şair mendilin ucuna dantelle işleme yapılmasından yola çıkarak nazm ucunun işlendiğini söyler. Böylelikle damıtılmış gül kokusu sevgiliye parfüm, ter kokusu olmuş; naz ise onun elinde oyalı bir mendil olmuştur. Bu kadar methedilen güzeli okur merak ederken şair son beyitte imzayı atıyor:</p>
<p>Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim</p>
<p>Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana</p>
<p>Yahu Nedim sen bir güzelden bahsediyorsun ama senin vasfettiğin o güzel yok bu şehirde, diyor. Beytin özellikle ikinci mısrası, başta söylediğimiz gibi şairin tamamen bir mücerredi anlattığını, yani aslında güzelliğin kendisini anlattığını, bir şahsın söz konusu olmadığını ortaya koyuyor. (Bazı yorumcular, burada şair kendinden bahsediyor, aslında kendini övüyor, demiştir ki pek de haksız değillerdir. Öyle bir kişiliğe sahiptir Nedim üstadımız, kendini över.) Şimdi bu noktada başka kapılar aralanıyor, başka tefekkür malzemelerine gidiyor iş. Çünkü öyle bir şey ki, siz böyle güzelliklerin peşine takıldığınız, mutlak güzellik kavramını takip ettiğiniz zaman maddeden sıyrılıp Neşâtî merhumun dediği yerde bulursunuz kendinizi:</p>
<p>Ettik o kadar ref&#8217;-i taayyün ki Neşâtî</p>
<p>Ayîne-i pür-tâb-t tnücellâda nihântz</p>
<p>Diyor ki; Biz mücerrede doğru yani maddeden manaya, bedenden ruha doğru yolculuk ederken öyle süzüldük, öyle inceldik ki cilalanmış aynalarda görünmez bir hale geldik; bizimle tanışmak, bizi görmek ve idrak etmek için baş gözü yeterli değil kalp gözü ile görmek lazım. Şair, ruh olduk, demeye getirir; Maddeden sıyrıldık ruh olduk. Yahya Kemal bir kompartımanda, Neşâtî merhumun bu beytini, bir Fransız aydınına dört saat boyunca anlatmış ve onun bir hatadan dönmesini, kendini toparlamasını sağlamıştır. Türk edebiyatını hafife alma hatasından&#8230;</p>
<p>“Bir dakika ömrüm kalsa onu Çamlıca’dan İstanbul’u seyretmeye harcardım,” diyesiymiş Lamartine. Bilmiyorum ne kadar doğru ama dediyse doğru demiş; hakikaten İstanbul’un panoramik biçimde en güzel görüldüğü yerdir Çamlıca. Ancak âşığı ne Lamartine’den ne Yahya Kemal’den ibarettir, her gören âşık olur ona. Nitekim Nedim üstadımız da belki de bugüne kadar en meşhur olmuş İstanbul şiirinin şairidir:</p>
<p>Bu şehr-i Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır</p>
<p>Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır</p>
<p>Altında mı üstünde midir Cennet-i a&#8217;lâ</p>
<p>El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u havâdır</p>
<p>Bir gevher-i yektâdır iki bahr arasında</p>
<p>Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır</p>
<p>Hep halkının etvârı pesendîde vü makbûl</p>
<p>Derler ki biraz dil-beri bî-mihr ü vefadır</p>
<p>Yukarıdaki beyitleri ihtiva eden, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa övgüsünde yazılmış bu kasidede aslında döne döne, İstanbul anlatılmaktadır. Şair burada hakikaten benzeri zor yazılır ifadeler kullanır: İstanbul’u Cennet’e benzetir; bir taşına İran’ı feda eder; İstanbul teraziye konacak olsa öbür kefeye güneş konsa yeridir, der. Halkının tavırları çok görgülüdür, bunu herkes bilir ama dilberi biraz vefasızdır diye nükte de yapar. Mücerret bir güzeli anlattığı gazeliyle birlikte bu şiirini düşündüğümüzde üslubu hakkında yeterince fikrimiz olur. İşte o adam bakın ne diyor:</p>
<p>Şu’le-i aşk-ı hevâ-yı dildir efzûn eyleyen</p>
<p>Bâd-zen bâl-i semenderdir bu âteşhâneye</p>
<p>Nedim’in bu beyti, bugüne kadar edebiyatımızdan okuduklarım arasında en beğendiğim on beyit içine girer. Bâl kelimesinin “kanat” olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla bâl-i semender “semenderin kanadı” anlamına geliyor. Semenderin ne olduğunu söylemeden önce üzülerek şurasını belirtmeden geçemeyeceğim: Yıllar önce bir başka vesileyle, Şeyhülislâm Yahya’nın bir beytinde karşılaştığım semender kelimesini daha iyi anlayabilmek için, araştırma yapmış ve ancak îngilizler tarafından hazırlanmış Türkçe bir lügatten gerekli bilgiyi öğrenebilmiştim de buna çok üzülmüştüm. Neyse, sonradan bizim de çok esaslı lügatlerimiz oldu. Daha önce de hiç yok değildi ama sayısı azdı. Semender, ateşte yaşadığı düşünülen, kertenkeleye benzeyen, kanatlı efsanevi bir hayvandır. O; kanat çırptıkça alev harlanır, harlanan alevde daha çok yanar ve yandıkça daha çok kanat çırpar. .. Pervane gibidir hikâyesi. Bu âteşhânede yani bu aşk yurdunda, dergâhta yanmaktayız ve yakan da bizzat biziz, der. Nef’î merhum da öyle söylememiş miydi?</p>
<p>Hem kadeh hem bade hem bir şûh sâkîdir gönül</p>
<p>Muazzam bir üslup&#8230; Yakan da, yandıran da, yanan da biziz, diyor. Aşkı anlatma noktasında ustalarımızın hangisine müracaat edersek edelim hepsinde baş döndürücü, ruh açıcı işaretler görüyoruz ama onların bize anlattıklarının özetinin özeti şu olabilir: Seviyorsan bil ki sevildiğin- dendir çünkü sevgi yukarıdan gelir.</p>
<p>Aşk odu evvel düşer ma’şûka andan âşıka<br />
Şemi gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi</p>
<p>Seven bilsin ki sevildiğindendir ve onu korumasını, layıkıyla hareket etmesini de bilsin; aksi hıyanet olur.</p>
<p>Hayati İnanç &#8211; Sevgi Yukarıdan Gelir,syf:119-127</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sevgi-yukaridan-gelir/">Sevgi Yukarıdan Gelir</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sevgi-yukaridan-gelir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayati İnanç ile Sohbet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-sohbet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-sohbet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 13:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Develi]]></category>
		<category><![CDATA[gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23944</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Mümin mümine gayret eder; mümin Allah’a gayret eder;Allah da mümin kuluna gayret eder. ” Bekir Develi:&#124; Efendimiz aleyhisselam, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim,” buyuruyor. Tamamlamak üzere dediğine göre hocam, demek ki bir asgari ahlak var. Hani Cenâb-ı Allah, “Ahsen-i takvim” * buyuruyor âyet-i kerîmede, demek ki bir ahlak mevcut, Efendimiz (s.a.v.) bu ahlakı tamamlamak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-sohbet/">Hayati İnanç ile Sohbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-23976 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-300x190.jpg" alt="" width="300" height="190" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-300x190.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-600x380.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-768x486.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-1024x648.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-1536x972.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11.jpg 1600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p dir="ltr">&#8220;<em>Mümin mümine gayret eder; mümin Allah’a gayret eder;Allah da mümin kuluna gayret eder. ”</em></p>
<p dir="ltr"><strong>Bekir Develi:|</strong> <strong>Efendimiz aleyhisselam, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim,” buyuruyor. Tamamlamak üzere dediğine göre hocam, demek ki bir asgari ahlak var. Hani Cenâb-ı Allah, “Ahsen-i takvim” * buyuruyor âyet-i kerîmede, demek ki bir ahlak mevcut, Efendimiz (s.a.v.) bu ahlakı tamamlamak üzere gönderiliyor. Ve o zamanın Cahiliye Mekke’sinde, hatta peygamberliğini ilan ettikten sonra da ona en çok düşmanlık eden adamlar tarafından bile &#8220;Muhammed’ül Emin’ ’ olarak anılıyor, öyle biliniyor. Dârünnedve’de toplantı yapılıyor, “Ya bu millet bizim atalarımızın dinini fevç fevç terk ediyor, Muhammed’in (s.a.v.) arkasından gidiyor, nasıl yaparız da insanları geri kazanırız ya da onu itibarsızlaştırırız?” diyorlar. </strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Biri bir şey söylüyor, biri başka bir şey söylüyor, Dârünnedve’deki müşriklerden biri d</strong><strong>e diyor ki, “Ona (sav.) emanet ettiğimiz altınları -ki inanmayanların altınları bile hâlâ onda emanet- değerli eşyalara ihanet ettiğini, onları harcadığını, iç ettiğini söyleyelim, böylece itibarsızlaştırırız..” Bunun üzerine dünyada ondan en çok nefret eden adam, Ebü Cehil diyor ki, “Buna kimse inanmaz, çünkü Muhammed (s.a.v.) öyle bir şey yapmaz&#8230;” Hasım dahi onun (s.a.v.) ahlakına şahitlik ediyor. Müşrikler dahi onun (s.a.v.) ahlakından son derece eminler. Oysaki bizim ahlakımızdan -bırakın hasmımızı- komşumuz, akrabalarımız, belki kendi ailemiz bile emin değil. Ve din aslında ahlaktır. Biraz bundan bahsedelim mi hocam?</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>Hayati İnanç:</strong>Ahlak; hı, lam, kaf; hulk, halk; yaratılışla doğrudan ilgilidir. Yani ahlak, olması gereken, fıtratta mevcut olandır ve bugün Batı dillerinden iltibasla onu etik kelimesiyle karşılıyorsak da aslında bu hiç uygun değildir. Çünkü etik dediğimiz şey göstermelik bir disiplindir. Gözümün içine baka baka beni kazıklama da ne yaparsan yap, demenin adıdır. Hâlbuki ahlak, doğrudan doğruya öze dairdir; ortada kimse yokken, sizi tenkit etmesi muhtemel bir insan mevcut değilken bile sizi çekip çeviren, sizi bağlayan bir hâli vardır. Yani kendi başınıza ve yalnızken de bir ahlak ve bir edep söz konusudur. Bu, aslında Allah ile münasebetimizin tam karşılığıdır; Halik ile mahlukun münasebetinin adıdır ahlak. Allah ile arayı iyi tutmanın adıdır. Çünkü imanla müşerref birisi kalbinin, bütün duygu ve düşüncelerinin Allah tarafından bilindiğini bilir, mesele odur. İnsanı ahlaklı kılan da zaten budur. Kişi, başıboş olmadığını bilir; bu hem muazzam bir güven teşkil eder hem de insanı hizada tutar.</p>
<p>Ahlak her an huzurda, O’nunla iletişim hâlindeymiş gibi yaşamaktır. Bugünlerde bundan uzak olduğumuz; materyalist, maddeci bir tutum benimsediğimiz; her şeyi elimizle dokunup gözümüzle görebildiğimiz şeylere göre dizayn etiiğimiz ve görülmeyi, tanınmayı, bilinmeyi, insanlar tarafından müşahede edilmeyi çok önemsediğimiz için bu noktada epey kayba uğradık, örselendik. Yani yediğimiz yemeği bile resimlerle sağa sola servis etmek gibi; ibadetimizî selfielerle diğer insanlarla paylaşmak gibi; her hâlimizi birilerine göstermezsek geçerli olmayacakmış gibi bir yapaylığı ve suniliği benimser hâle geldik. Bütün bunlar tasannu eseridir, gösteriştir. . . İşte bu bizi değersizleştiriyor, tenzîl-i rütbeye mahküm ediyor, aşağı çekiyor.</p>
<p>Hâlbuki Şeyh Galip ne demişti:</p>
<p>Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın Keder-âlûde-i ümmîd u recâ olmayasın Vâdî-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın Yanılıp reh-rev-i sahrâ-yı belâ olmayasın Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın Secdeler eyle ki merdûd-ı Hüdâ olmayasın.</p>
<p>Hayftır şah iken âlemde gedâ olmayasın: Yani senin altyapın, senin yaratılışın şah olmaya göre, sende o istidat var, peşin peşin var. Bunu zayi eder de geda olursan çok büyük ziyana uğramış olursun. Padişah olmaya layıkken köle olmak, zirvede olmak varken en dipte olmak gibi bir akıbete düşersin. Buna nasıl düşülür, diğer mısralarda tek tek izah ediyor.</p>
<p>Keder-âlâde-i ümmîd ü reca olmayasın: İnsanlardan bir şey beklemek veya onlardan ümit beslemek, onların kapısını aşındırmak gibi bir zaafa düşmeyesin. İnsanlardan bir şey bekleme derdine düşersen, ahlaken süküt etmiş olursun, İşini insanlara göre ayarlamaya başlarsın; bu da riya demek. tir, gösteriş demektir, samimiyetsizlik demektir.</p>
<p>Vâdî-ı&#8217; yeîse düşüp hiç ü hebâ olmayasın: “Vâdî-i ye’se” yani keder vadisine, ümitsizliğe düşüp kendine yazık etmeyesin. “Rehrev-i sahrâ-yı belâ” olursun. Yani eğer bu hataya düşersen belâ çölünde yolcu haline gelirsin. Düşme. Ümidvar ol.</p>
<p>Yanılıp rehrev-ı&#8217; sahrâ-yı belâ olmayasın: Yolu şaşırıp da bela çöllerine düşüp kaybolmayasın. Dünya insanı ahlaklı olmaktan uzaklaştıran çeşitli sebeplerle, tuzaklarla dolu. Cilveli, kandırıkçı, kendini çok önemli zannettiriyor. İçinde bulunduğumuz için de yüzeysel idrak, derin düşünemeyen idrak buna kapılabiliyor. Burada bir mevki elde etmek için, madde elde etmek için, bir duruma kavuşmak için ahlaktan uzaklaşarak kolaycılığa ve kısa yoldan hilelere başvurarak sonuç almaya yöneltiyor. Sakın böyle olmayasın.</p>
<p>Ademe muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın: Çok güzel bir örnek veriyor. İnsanoğlu hata eder ama baban Adem’e (a.s) bak, hatadan sonra nasıl davrandığına bak. Evet, hatası oldu ama boynunu büktü, hatasını itiraf etti, özür diledi, af istedi. Ne oldu? Adem safiyullah; ilk peygamber; altı büyük peygamberden biri; ülü’l azm. Öte yandan bir hata daha var; iblisin itaatsizliği. . .</p>
<p>Secdeler eyle ki merdüd-i Hüdâ olmayasın: Karşısına da bunu koyuyor şair. Burada da hata var ama ne oldu? Şeytan bâtılı savundu, hatasını müdafaa etti, diklendi, nedamet duymadı ve Azâzîl iken iblis-i lain oldu. Bu ikisi toprak kültürüyle ateş kültürünün mukayesesi; toprak kültürüne tevazu hâkim, her türlü kahrı çekiyor, seni taşıyor ama kibirlenen ateş de sonunda toprağa karışıyor. Toprak onu da içine alıyor. Toprak kültürünün başında model olarak Hz. Adem’i görüyoruz. Ateş kültürünün kumandanı ise iblis. Bütün davranışlarımızı buna göre ayarlamamız, bunu hatırımızda tutarak yola devam etmemiz gerekiyor.</p>
<p dir="ltr">İnsan tabii zaafa düşebilir. Kayserili Beliğ merhum şöyle diyor:</p>
<p dir="ltr">Bilmeyen sırr-ı kazâyi der-i pâşâya düşer Kısmen kânî olan dergeh-i Mevlâya düşer</p>
<p dir="ltr">Kaza sırrını bilmezsen, makam sahibinin veya servet sahibinin, yani paşanın kapısına düşersin; insanlardan bir şey beklemeye başlarsın, ümit edersin. Hâlbuki salim bir akıl buna asla tenezzül etmez. Neden? Bilir ki o da ölümlüdür; bugün makamı varsa yarın yoktur, bugün canı varsa yarın yoktur, nefesi bile emanettir. “Ben bundan ne isteyeyim, ne bekleyeyim, buna ne hacet?” der, haysiyetini muhafaza eder, vakur durur, ağırbaşlı olur, izzetini korur. Dememişler mi ki, “İmandan isteme; verirse minnet, vermezse zillet. Allah’tan iste; verirse nimet, vermezse hikmet.” İşte Allah ile ilişkiyi bu çerçevede düşünmeli. Ben ondan istiyorum, verirse nimet vermiş olur, vermezse bir hikmeti var<br />
dır, o da faydalıdır.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Sadece isterken de değil. Mesela günümüzde yaşanan kırgınlıkları, insanların birbirlerinden şekvacı olmasına baktığımızda biri diyor ki, “Benim falancayı bu k</strong><strong>adar iyiliğim dokundu, ona şöyle güzellikler yaptım, böyle para verdim, sonra bana bunu yaptı&#8230;” Aslında bu kırgınlığın temeline baktığımızda şunu görüyoruz: Yapılan şey Allah rızası için yapılmış olsa, kulun zaten hata yapması, yarın sırtını dönmesi ihtimali düşünülse, bu kırgınlık hiç yaşanmayabilir. “Ben zaten Allah rızası için yapmıştım ve karşılığını Allah’tan bekliyorum,” der insan, kırılmaz ve kızmaz. Değil mi?</strong></p>
<p dir="ltr">İnsanoğlu bir iyilik yaptığı zaman ikisi birden imtihana giriyor işte: Eğer iyiliği yapan kimse Allah rızasını gözetmeyip biraz böyle aferin ve karşılık beklediyse, imtihan gereği karşı taraf bir yanlış yaptığında tuzağa düşer. “Gördün mü bak, yaptığımız iyiliğe ne cevap verdi!” der. Araya soğukluk girer, ikisi de kaybeder. Hâlbuki aksi hâlde imtihan yine gerçekleşir ama kişi, sizin dediğiniz gibi, “Ben zaten Allah rızası için yapmıştım, insanlardan bir şey beklemiyordum,” der, müsterih olur. Bu, karşı tarafı utandım; o da tövbe eder, o da kazanır.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Ne kadar güzel,iki tarafli kazanç yada iki taraflı kayıp söz konusu</strong>.</p>
<p dir="ltr">Tabii tabii, ikimiz birden imtihandayız. Yani sadece âşık değil imtihanda olan, maşuk da imtihanda; sadece iyilik yapan değil, iyilik gören de imtihanda. Çünkü Cenâb-ı Hak gayret sahibidir. Şimdi efendim, temel ahlak meselesini bir güzel anlayabilmek için bu “gayret” noktasına biraz temas etmeli.</p>
<p dir="ltr"><strong>Nedir “gayret” hocam? Günümüzde kullandığım anlamı dışında başka bir manası daha var sanırım.</strong></p>
<p dir="ltr">Günümüzde “gayret” kelimesini çok çalışma, yorulma manasında anlıyorsak ve bu mana doğru ise de, haddizatında gayret ile haset kelimesini birlikte düşünüp bir kavramı kalplerimize ve zihnimize iyice yerleştirmemiz lazım. Gayret, kıskançlık demek; haset de kıskançlık demek. Bugün Türkçemizde biz ikisini de aynı kelimeyle, kıskançlık-kıskanma ile karşılıyoruz. Hâlbuki bunun biri pozitif, biri negatif. Negatif manadaki kıskançlık şu; karşınızdakinin bir iyiliğe sahip olmasını; ilim, servet, makam, ibadet, sevilirlik, itibar, her ne olursa bir nimete kavuşmasını çekemezsiniz, arzu etmezsiniz, onda olmasın bende olsun dersiniz; bu hasettir. Evet, Türkçede bunun karşılığı kıskançlık ama öbürü gibi değil, gayret daha farklı. Gayret, üzerinde hakkı bulunan mukaddes gördüğün kişi veya şeye başkasının el uzatmasına razı olmamak demektir. Yani mesela bir adamın hanımını kıskanması, dinini kıskanması, din kardeşini kıskanması&#8230; Şimdi burada bir hadîs-i kudsî zikredilir: “Mümin mümine gayret eder. Mümin Allah’a gayret eder. Allah da mümin kuluna gayret eder.” Üçünün de ayrı ayrı anlaşılması lazım.</p>
<p dir="ltr">Mümin mümine gayret eder. Bu ne demektir? Kıskanır. Sen beni kötü bir hâlde görsen, yakışmayan bir çirkinliğin içinde görsen, kıskanırsın. Beni o çamurun içinden çıkarmayı arzu edersin. Koluma girer ve, “Ya abi sana yakışmıyor,” dersin. Biraz cefası olsa da buna katlanır, beni oradan kurtarırsın, beni kıskanırsın yani. Gençliğinde, yirmi yaşındayken bize gelip giden ve soru soran bir delikanlıya, “Günah işlemeye gideceksen de yalnız gitme,” demişim, yirmis ene sonra şimdi, bunu teşekkürle andı. “O gün anlamamıştım ama şimdi anlıyorum,” dedi. Şöyle bir faydası var: Yanınızda bir kardeşiniz varsa Fazla ileri gidemiyorsunuz, koruyor sizi, kıskanıyor, gayret ediyor. Sizi bir fısk ficur, bir çirkinlik içinde görünce dayanamıyor, o hareketin sana yakışmadığını söylüyor.</p>
<p dir="ltr">Mümin Allah’a gayret eder. Bu ne demektir? Kıskanır. Rabbinin emirleri çiğneniyor, emrine hürmet gösterilmiyor, itibar edilmiyor diye kanına dokunur, acı çeker. “Rabbimin emrine nasıl uyulmaz?” der. Bir tanıdığım, merhum, fazilet ehli bir zat idi, şöyle demişti: Bazı arkadaşlarımızın, çocuklarını sabah namazına kaldırmakta gevşek davrandıklarını işitiyorum. Buna asla inanmıyorum, yapmaz arkadaşlarım diyorum ama Allah göstermesin, böyle bir şey varsa kim olduklarını unutup yakalarına sarılmak geliyor içimden&#8230; Dudakları kupkuru, yüzü bembeyaz oldu&#8230; Yani kıskanmak nedir, ben orada ayan beyan gördüm. Rabbimin emri çiğneniyor, bu nasıl olur diye çılgına dönen bir âşık hâli vardı. İşte sevmek böyle bir şey. Yoksa başkasının günahının ona zararı olacağından değil&#8230; Ama Rabbimin ve emirlerinin itibarını ayaklar altına alamazsın diyor. Dokunuyor, kanına dokunuyor.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Allah kuluna nasıl gayret ediyor hocam?</strong></p>
<p dir="ltr">İşte o da şu şekilde: Hadîs-i kudsî’de Hak Teâlâ buyurmuş ki, “Ey kulum! Seni kendim için yarattım. Her şeyi senin için yarattım. Senin için yarattığım şeyler, seni benden alıkoymasın. Seni meşgul, seni benden gafil etmesin.” Yani Allah sana cenneti hazırlamış, sen dünyada çer çöpe aldandın..Olur mu bu? Ahde uyar mı?</p>
<p dir="ltr">| <strong>Buna mı tav oldun</strong>?</p>
<p dir="ltr">Buna mı tav oldun! Evet, buna mı tav oldun, güzel söyledin. Ahideşmedik mi? “Elestu bi-rabbi/kum, ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediğimde “Belâ, evet,” demedin mi? Sen bana söz vermedin mi? Ben bir şeye muhtaç olduğumdan mı sana emirler, yasaklar koydum? Haşa! Ama sen benim hatırımı gözetmedin.</p>
<p dir="ltr">Kulunun tövbe etmesi hâlinde Allah seviniyor. Hem de nasıl seviniyor. Neye? Senin tövbe etmene. Niye peki? Bu, sana olan sevgisinin şiddetini, gayretini ve seni kıskandığını gösteriyor. Bu hususta bir örnek daha arz edeceğim. Sahabilerden Muâz b. Cebel bir soru soruyor Resulullah Efendimiz’e (s.a.v.): “Ya Resulullah, hanımımı suç hâlinde görsem, cezalandırmak için bir şey yapamaz mıyım? İnisiyatif alamaz mıyım? İhkak-ı hakta bulunamaz mıyım?” Efendimiz (s.a.v.), “Hayır!” buyuruyor. “Dayanamam ya Resulullah,” diyor, “dayanamam.” Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, “Kavminizin reisinin gayretini gördünüz, o çok gayret sahibidir, yani kıskanır. Ben ondan daha gayretliyim, Allah benden gayretlidir.” Buradan anla ki sen hududa tecavüz edersen, Allah indindeki durumun ne olur? Yani Allah’ın fuhşu men etmesi, Allah tarafından fuhşun yasaklanan, kuluna olan gayretindendir. Kıskanıyor bizi.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Nesle gayret ediyor, doğacak temiz evlatlara gayret ediyor.</strong></p>
<p dir="ltr">Gayret kavramı işte bu. Bu anlayış yerleştiğinde ve bu kavram güzelce anlaşıldığında, insan bütün davranışlarını O’nu gücendirmeme esası üzerine inşa eder. İnsan, Rabbimin üzerimdeki hakkına bir saldırı olmasın, O’nu gücendirecek bir şey yapmış olmayayım diye düşünür. Yerken, içerken, gezerken, tozaı&#8217;ken, evlenirken; ticari, siyasi her türlü ilişkilerini yürütürken bunu nazara alır, O’nun rızasını gözetir. Bilir ki bu kalp O’na aittir, bu kalbin sahibi O’dur ve buraya başka bir şeyin girmesi uygun değildir. Başka bir tutkuya yer vermek cinayettir. Şeyhülislâm Yahyâ bir beytinde, kalbinde başka bir tutkuya yer verirsen Kâbe’ye put sokmuş gibi olursun, aklını başına al diyor.</p>
<p>| <strong>Çünkü orası Allah’ın</strong> evi&#8230;</p>
<p>Allah’ın evi&#8230;</p>
<p>Hayati İnanç&amp;Bekir Develi &#8211; Fabrika Ayarı,syf.83-92</p>
<p dir="ltr">* ‘Ahsen-i takvim” ifadesi Andolsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık” (et-Tin 95/14) meâlindeki âyette geçmektedir.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-sohbet/">Hayati İnanç ile Sohbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-sohbet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayati İnanç ile Bir Sohbet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 13:23:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[Fabrika Ayarı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati İnanç ile Bir Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23942</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İnsanın; yaratılış gayesine uygun, dünyaya uğrama maksadına uygun o şeyi gecikmeden bulması icap ediyor.Ona harcanan mesai ne kadar olsa değer. ” Bekir Develi: Bismillahirrahmanirrahim. Allah’a hamd, Resül-i Ekrem’e (s.a.v.), âlîne ve ashabına salât ve selam olsun. Rabbim, bu kitabı oluşturma adına sarf ettiğimiz zamanın hakkını verenlerden eylesin bizi inşallah. Okuyan kardeşlerimizden, bu kitabı okurken sarf [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/">Hayati İnanç ile Bir Sohbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23976 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-300x190.jpg" alt="" width="352" height="223" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-300x190.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-600x380.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-768x486.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-1024x648.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11-1536x972.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/e272604f11.jpg 1600w" sizes="(max-width: 352px) 100vw, 352px" /></p>
<p>“<em>İnsanın; yaratılış gayesine uygun, dünyaya uğrama maksadına uygun o şeyi gecikmeden bulması icap ediyor.Ona harcanan mesai ne kadar olsa değer. ”</em></p>
<p><strong>Bekir Develi: Bismillahirrahmanirrahim. Allah’a hamd, Resül-i Ekrem’e (s.a.v.), âlîne ve ashabına salât ve selam olsun. Rabbim, bu kitabı oluşturma adına sarf ettiğimiz zamanın hakkını verenlerden eylesin bizi inşallah. Okuyan kardeşlerimizden, bu kitabı </strong><strong>okurken sarf ettikleri zamandan şimdiden helallik isteyelim, Allah razı olsun. Rabbimden bu çabamızı amel-i salih olarak kabul buyurmasını niyaz ederiz. Klasik bir başlangıç olmasın istiyorum: Öncelikle nasılsınız hocam?</strong></p>
<p>Hayati İnanç: Elhamdülillah, şükürler olsun. Allah’ın kulu, Rasulü’nün (s.a.v.) ümmeti, kabahatine kusuruna rağmen hâlen nefes alan, seven sevilen biri olarak yaşıyoruz. Biz şükretmeyeceğiz de kim edecek? İyiyiz yani elhamdülillah hiç hak etmediğimiz kadar. İhsan edildi, merhamete kavuştuk ve hayırlı bir hizmet nasip oluyor. Bu arada da niyetimizi sık sık kontrol ediyoruz; hataya düşmeyelim, havaya girmeyelim, kendimizden bilmeyelim diye. Çünkü hayrı ve kemali kendinden bilen hain olur. Ve afîedilmeyen tek suç hıyanettir. Bir iyilik ve güzellik varsa bu Allah’tandır. Kusur, noksan bizdendir. Seferle emrolunduk zaferle değil, Cenâb-ı Hak’tan hayırlı muvaffakiyet niyaz ederiz. Tüm arzumuz kısacık ömrümüzde insanlara bir şekilde faydalı olmak, onları iyi insan olma yolunda bir adım daha teşvik edebilmektir.</p>
<p><strong>Hocam, her şeyin hoyratça, hızlıca tüketildiği ve bu arzular beslenmediği zaman hesap sorulduğunuz, üretken olmamakla itham edildiğiniz hakikaten çok acımasız bir tüketim çağının ortasındayız. Evlilikler de böyle tüketiliyor, aşklar da; gerçek anlamda aşksa tabii&#8230; Yemeklerin bile isimleri fastfood olmuş yani hızlıca tüketiliyor. Siz bir emek harcıyorsunuz, yıllarınızı veriyorsunuz, bir kitap yazıyorsunuz, onun sonunu getirmeden, hatta kitaba dahi başlamadan, yenisi ne zaman çıkacak diye soruyor insanlar. Tabii bu tüketim kültürünü beslemek için artık 3D fılmler çekiliyor, sinemalar doluyor, taşıyor. YouTube’tu, Netflix&#8217;ti, iletişim araçlarıydı derken kitap sanki bunların içinde biraz yalnız kaldı&#8230;</strong></p>
<p>Mütevazı, garip. . .</p>
<p><strong>Boynu bükük kaldı. Yani 8D sinemalar var mesela. Filmi izliyorsunuz; rüzgâr adamın kulağının arkasından geçiyor, bunu hissettiriyorlar, yağmur yağıyorsa insanları ıslatıyorlar. Her şeyin böylesine tüketildiği, üretilen işlerle görsel duyulara bu kadar hücum edildiği şu zamanda, kitap bir anlamda garip kaldı ve biz şua</strong><strong>n derdimizi bir kitapla anlatma muradıyla buluştuk, sohbet ediyoruz hocam. Siz hakikaten müktesebatı sağlam, kitaplardan daha çok beslenmiş biri olarak, kitabı bütün bu garipliğine rağmen daim kılan, değerli kılan şeyin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Neden kitaptan vazgeçmemeliyiz ve neden kitabımız hep başucumuzda durmalı?</strong></p>
<p dir="ltr">Estağfurullah. . . Her duygu yanıltıcı olabilir derler; mesela göz yanıltıcıdır ama dokunduğunuz zaman, tanımadığınız, yeni tanıştığınız biriyle tokalaşıp musafaha ettiğiniz zaman güven hasıl olur. Yani suyun içine bir kurşun kalem sokarsınız kırık görünür, göz yanıltır sizi, elinizle doğru olduğunu anlarsınız. Koku ve dokunma yanıltmaz pek, pek yanıltmaz. Dokunduğunuz şey sizindir; yani ekranda okuduğunuz şeyle fazla özdeşleşemezsiniz moda deyişle, o size mal olmaz pek, aranızda bir mesafe vardır, bir sevimsizlik vardır. Ama kitapla dostluk kurarsınız, kokusu size siner, o kitabı elinize aldığınızda eski bir dostunuzla karşılaşmış gibi olursunuz. Otuz yıl, kırk yıl önce okuduğum kitabı elime aldığım zaman heyecanlanırım hâlen. Klasiktir, onun bir değeri vardır; arada dostluk, yakınlık peyda olur. Kitabın değeri hiçbir zaman bitmemeli, gözden düşmemeli, modernite bizi o konuda aldatmamalı. Okuduğun şeye dokunacaksın.</p>
<p dir="ltr">&#8216; <strong>Eyvallah hocam. Yani çağımızın bize sunduğu bu görsel çılgınlık, bu efektler aslında yanıltıcı. Kalbe dokunabilir değil, daha çok bir sihir, bir illüzyon. Öyle mi?</strong></p>
<p dir="ltr">Tabii, tabii&#8230; İllüzyon&#8230; Aldatıcı&#8230; Zaten dünyanın kendisi aldangaç, bir de burada gönüllü bir aldanma hâli var. İnsanlar aslında yapmacık, yapay, sevimsiz, çok da insana hitap etmeyen bir alanda tatsız tatsız avunduklarını ve oyalandıklarını biliyorlar; yani aslında bu, neşeyi kaybedenin eğlenceye sarılması hâlidir. Biz neşeyi kaybettik. En doğru, daha güzel söyleniş biçimiyle neşveyi&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Ne fark var ikisi arasında hocam?</strong></p>
<p dir="ltr">Neşve ruha dair, eğlence bedene. Neşve sizi besler, olgunlaştırır, bazen güldürür bazen ağlatır, pişirir. Eğlence ise oyalar, vaktinizi işgal eder, elinizde hiçbir şey kalmaz, ondan buruk bir lezzet, bir hatıra dahi bulunmaz, anlamsız bir biçimde irtifa kaybetmiş olarak ortamdan çıkarsınız.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Bir nevi uyuşturucu gibi bir şey&#8230;</strong></p>
<p dir="ltr">Uyuşturucu, tamı tamına, ağzına sağlık, tamı tamına uyuşma hâlidir. Gönüllü olduğu, bilerek yapıldığı için de tehlikelidir.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Uyuşma hâli dedik ya hocam, şunu merak ediyorum: Kimisi gerçekten mesuliyetinden, sorumluluğundan bihaber, o zaten böyle bir uyuşukluğun içinde, akıntıya kapılmış gidiyor. Kimisi mesuliyetinin de farkında ama uyuşmak istiyor, aklımın bir eşi olsa da çeksem diyor. Çünkü kendisi, Allah’ın yüklediği sorumlulukları, gerçek, kâmil manada yerine getiremediğinin farkında. Bir film açıp izleyeyim, beni birazcık bu sorumluluktan kurtarsın, uzaklaştırma</strong><strong>d iye düşünüyor. Belki de eziliyor. Ehl-i vicdan ama sorumluluğunu yerine getiremiyor. . .</strong></p>
<p dir="ltr">Ben gafleti arıyorum deme durumu&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Değil mi hocam?</strong></p>
<p dir="ltr">Fakat ondan önceki vaziyeti, yani neşeyle eğlencenin farkını çok fena hâlde hayranı olduğum Nâilî isimli şairimiz belki üç asır sonra birileri kurcalar diye not düşmüş. Muhteşem bir beyti var. Nâilî merhumun vefatı 1666, Halvetî ve hakikaten sersemleticî etkiye sahip bir üstat. Bu yüzden anlaşılması da zor, hayli zor. İzah etmeye kalktığınızda âciz kalıyorsunuz çoğu kere, bir daha bir daha okuyorsunuz.</p>
<p dir="ltr">Hiç anlamadan gözlerinizin buğulandığı da oluyor. Enteresan bir üstat.</p>
<p dir="ltr">Neşvedâr-ı hayretiz biz<br />
Cür&#8217;adan-ı feyzden<br />
Ne sıfâl-i mek ne câm-ı âfîtâbin mestiyiz</p>
<p dir="ltr">Sifâl-i meh: Gece kadehi. Câm-ı âfıtâb: Gündüz kadehi. Yani meh ay, afitab güneş. Gecenin bahşettiği zevklerle de sarhoş değiliz, gündüzün bahşettikleriyle de. Zımnen ifade edilen geceye dair olan zevklerin behîmiyet; gündüze dair olanların kâr, ticaret, başarı vs. olduğudur. Sarhoşuz ama sebebi ikisi de değil, bizim sarhoşluğumuz başka, diyor şair. Bir de birinci mısrada neşvedâr-ı hayretiz biz diyor; yani hayret ile neşvedâr olduk, sarhoşuz ama bu neşvenin, bu sarhoşluğun kaynağı hayret. Nereden? Cür’adan-ı feyz’den, feyz cür’adanından; hani biraz argo söyleyeyim burayı, feyz cür’adanmdan bulduk kafayı. Cür’adan kelimesine bir bakalım. Türkçemizde yağdanlık ve çaydanlık kelimelerinde kullandığımız “-dan” ve “-lık” eki fazla aslında, cür’adan, yani içine cür’a konulan kap. Cür’a nedir? Sarhoş olmak için kullandığınız madde katıysa, iki parmağınızla tutabildiğiniz miktara cür’a denir; sıvıysa kadehin dibindeki son yuduma cür’a denir. Onlarla sarhoş değiliz, yani afyonla veya şarapla değil, feyz cür’adan. Feyz diye bir şey var, o kavrama odaklanacağız şimdi, şair zaten dikkati oraya çekiyor. Onun cür’adanından bulduk kafayı, müsaadeyle burada argo kullanıyoruz ya. Peki feyz adı verilen şey nedir?</p>
<p dir="ltr">Hakkında çok şey söylenen, çok şey yazılan feyz en kısa tanımıyla Allah sevgisi demektir ve bunun tahsil edileceği cür’adan, üstadının iki dudağının arasıdır. Yani ben üstadımm sözleriyle, kalbe nakşolunan, irşat edici sözleriyle sarhoşum; beni sarhoş eden, dünyanın ne maddi ne de behîmî, karşı cinse dâhil olan zevkleri değildir. Bu dünyada beni oyalayacak, beni eğleyecek, eğlendirecek başka bir şey yok. Ben ezel bezmindeki sarhoşluğun dünyadaki devamı, tesellisi, avuntusu olan doğrudan söyleyelim şunuşeyhimin iki dudağının arasındaki sözlerden sarhoş olmuşum, sen bana neyden bahsediyorsun, bu dünyanın nesiyle beni kandıracaksın? Tamamına bir kıymet verdiğim yok ki sen içinden bir parçayla beni aldatmayı düşünüyorsun.</p>
<p dir="ltr">Şimdi bu beyitten ve emsalinden, insanın böyle bir sarhoş olma ihtiyacı, dedin ya bani Eşini çekme, şöyle bir gafleti arama durumu var. İnsan zevk almadığı şeyi yapmaz azizim, velev namaz. Namazı da devamlı şekilde zevk alırsa kılar insan, yani zevk diye bir şey var, zevk zevk&#8230; Zorla,metazorı&#8217;, ite kaka, yasak savmak kabilinden üç gün, beş gün gider. Zevkine varmaktır mesele; sahibiyle irtibat kurmak, O’nunla sohbet ettiğinin bilincine varmak, O’nun muhatabı olmanın tadını az çok almak, koklamaktır mesele. İşte o zevki aldığınız zaman dünyada niye bulunduğunuzu anlar; gelen her şeyden ayrı zevk duyar; acı da olsa lezzet alır; bahtiyar, mutlu mesut yaşarsınız. Hayatınız anlam bulur. Fe eyne tezhebân (81 :26). Nereye gidiyorsun sualinin cevabı sizde hazırdır, hayatınız onun cevabını teşkil eder. Bundan mahrum olduğunuzdaysa avunmak için bazen gürültüyle, bazen servetle, bazen devletle, bazen şehvetle, bazen oyuncaklarla, yani gündüz veya gece kadchinin sarhoşluğuyla kendinizi aldatırsınız. O esnada da bal gibi bilirsiniz ki bir aldanma içindesiniz.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Yani dışarıda, sokakta ya da çevremizde gördüğümüz; aldandığı hissine kapıldığımız insanlar da aslında aldandıklarının farkındalar mı hocam?</strong></p>
<p dir="ltr">Farkındalar, farkındalar. Görmemeye çalışıyorlar, yani bir an için pas geçmeye, üzerinde durmamaya gayret ediyorlar. Küçücük otomobilin içinde kulak zarını patlatacak bîr gürültüyle sözde müzik dinleyen birisi bir şeyi bastırmak için yapar bunu ancak, normal değil çünkü, belli bir desibelden yukarısı insan kulağını rahatsız&#8217; eder. O çocuk rahatsız şüphesiz. Metroda seyahat ediyorum, yanımdaki çocuğun kulaklığından bana sızan ses, beni orada durdurmuyor; aklım başımdan çıkacak! 0 sesin tamamı onun kulağının içinde&#8230; Bu ancak içerideki bir huzursuzluğu bastırmaya çalışan berbat bir avunma biçimi olabilir.</p>
<p dir="ltr">| <strong>O zaman sohbetin başına döndüğümüzde parçalar şimdi yerine oturuyor. Sadece medya dilinde kullanılan görseller, animasyonlar, Dolby dijital sesler değil; yapılan büyük binalar, büyük AVM’ler, büyük arabalar&#8230; Külli bir illüzyon var.</strong></p>
<p dir="ltr">Aynen öyle! O çok paralar da bir illüzyon. Adam çok para kazanıyor, doymuyor daha da kazanıyor, daha da daha da&#8230; Mutlu mu oluyor? Hayır. Ben hiç mutlu zengin görmedim, biraz fazla genel bir şey söyledim belki ama görmedim, yok, olmuyor. Çünkü “yeteri kadar” diye bir prensip var. İhtiyacı aşan her şey zehir; adamın canına okur.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Bu konuda da ihtiyacın ne olduğunu doğru tanımlamak lazım.</strong></p>
<p dir="ltr">İhtiyaçla isteği karıştırmamak lazım. Yani zaten sınır budur. Nefsinin isteğini verme, ihtiyacını ver. İhtiyaç ne kadardır? Üremeye yetecek, yaşamaya yetecek, sıhhatinin devamını sağlayacak miktar&#8230; Elbette böyle bir kesin çizgiden söz etmek mümkün değil ama insan da şuurlu bir mahluk canım, şuurlu bir yaratık, artık o kadarını herkes düşünsün. Zaten düşünceden mahrum olduğu zaman insan, acayip bir şey oluyor. Kendini zehirliyor, bu bir hastalık hâline geliyor. İşin kötü yam bu hastalık bir de bulaşıcı; etrafa sirayet ediyor, insan etrafa da mutsuzluk saçan bir şey hâline geliyor. O yüzden insanın; yaratılış gayesine uygun, dünyaya uğrama maksadına uygun o şeyi gecikmeden bulması icap ediyor. Ona harcanan mesai ne kadar olsa değer.</p>
<p dir="ltr"><strong>Bir büyüğün sözüydü bu, okumuştum, diyordu kiz: “Cehennem azabını intac edecek bir günahı gizlice işleyen bir adam, başkasının ıttılâından çok hicap duyduğu zaman, kalbinde küçük bir emare ile meleküt âlemini inkâr etmek arzu eder.” Çünkü biliyor ki meleküt âlemi onu izliyor. Bu yüzden her günahta küfre gidecek bir yol vardır, diyor. Vicdan sahibidir ve keşke onlar olmasaydı, keşke onlar bu yaptığıma şahitlik etmeseydi der, kendine ufak bir helak kapısı aralar, sineğin ısırmasından kaçar ama yılanın sokmasına razı olur, helak olur gider. Dolayısıyla kendisini bu illüzyona inandırmak isteyen insanlar, aslında sadece zararda olan değil, bir anlamda da belki fevç fevç küfre yürüyen insanlar. Perdeyi hakikat telakki eden insanlar, doğru mudur?</strong></p>
<p dir="ltr">Evet, tabii. Bakın burada İmâm-ı Rabbânî’den bir tespiti de sanki dercetmenin yeri gelmiştir: “Günaha azap yapılmasının sebebi küfür kokusu bulunması, küfür bulaşıklığı bulunmasıdır.” Neden? Hatâen yaptığına bir şey yok zaten; yani kazâen ayağın kaydı, Sürçtü, bunda bir şey yok. Niye azap var? Bilerek, isteyerek yapıyorsan var.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Azm ü cezm ü kastedersen yani&#8230;</strong></p>
<p dir="ltr">Azm ü cezm ü kastedersen var. Bu da nedir? Doğrudan küfür değildir elbette ama o kadar yakındır ki, kokusu vardır. Vardır çünkü insan inatla, bu kadar ısrarla günah işleyemez; bir yerde durur, bir yerde durur ve durmalıdır. Tıpkı dediğiniz gibi bu iç huzursuzluk onu “keşke olmasaydı” noktasına getirip inkâra sevk eder. Her günahtan küfre bir yol var, tam da bu demek.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Öyleyse aslında güzel dinimizin, din-i mübin İslam’ın senin olmayan bir elmayı tüketmenle, o elmayla ilgili bir sorunu yok. Allah onu yeme dediği hâlde bu cesareti nereden buldun? Bununla bir sorunu var. Metayla değil&#8230; Sendeki o yanlış yapma hissiyle, o pervasızlıkla ilgili bir sorunu var.</strong></p>
<p dir="ltr">Evet. Bunu nasıl yaptın? Emri ayaklar altına aldın&#8230; Şimdi şurada iki noktadan söz edilir. İki şey birden geldi aklıma ama kaçırmam inşallah. Biri şu: Allah kuluna gayret eder, kul Allah’a gayret eder, mümin mümine gayret eder. Ahlak âlimi Konyalı Hâdimî merhum şöyle bir tespit lütfediyor: Kulun Allah’a gayret etmesi, kulun Allah’ım kıskanmasıdır. İfadeye bak! Kıskanır diyor, nasıl kıskanır? Rabbimin emri çiğneniyor diye ıstırap duyar, bu olmaz der, Rabbimin emri nasıl ayaklar altına alınıyor diye acı duyar. Sevdiğinizin hükmü çiğneniyor bir anlamda. . .</p>
<p dir="ltr">Abdülhakim Arvâsî hazretleri mahpusken, hanımını Eyüp Sultan’daki dergâhtan sürükleyerek götürüyorlardı. Talebeleri bu durumu gördüler, ağlaya ağlaya cezaevinde arz ettiler. Efendim, hanım annemize bunu bunu yaptılar, saçı da açıldı filan diye anlattılar. Yürekleri dayanmıyor, söylemek çok ıstırap verici ama gizlemeye izin yok. Hazretin kelamı şu: “Allah Teâlâ’nın namusu bugün ayaklar altına alınmaktadır, bizim namusumuz kaç para eder?” Ya. . . Allah rahmet eylesin. Bakış açısı&#8230; Nedir bu? Namus-ı ilahi, yani din-i islam ayaklar altına alınırken biz namusumuzu nasıl görelim, bunun üzerinde nasıl duralım&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Buna iffeti koy, buna Kudüs’ü koy, buna Mekke-i Miikerreme’yi koy, buna ticaret ahlakını koy, aile saadetini koy, ne koyarsan koy bunun içine.</strong></p>
<p dir="ltr">Değer meselesi yani, değerlerinin farkında&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>İkinciyi de arz edecektiniz hocam, kaçmazsa dediniz.</strong></p>
<p dir="ltr">Yani biraz kaçar gibi oldu da. . . Onun yeri gelecek yine şimdi. .. Zihni kontrol etmek çok zor. Böyle haylazlıklar yapıyor bazen. Allahümme salli alâ Muhammed.</p>
<p dir="ltr">Galib merhumun kırk sekiz mısralık şaheserini okuyordum, en çok üzerinde durduğum manzume odur. Bütün okullarda ders olarak okutsak şunu, şu kırk sekiz mısra ile her mesele hallolacak falan gibi hülyalarım, ham hayallerim vardır. Ben bu hayali muhafaza ediyorum da tatbik mevkisine gelmediği için ham hayal diyorum. Bir gün o şiire, mecliste de ehl-i ilim birkaç kişi var, inşallah hafızam beni yarı yolda bırakmaz diyerek başladım. Üçüncü bentte bir mısrada takıldım, dört defa geri giderek patinajla zor çıkardım, çok şükür dedim. Yerime oturduğum zaman o ehl-i ilim dosrum, ismini zikretmeyeyim şimdi, kulağıma eğildi. “Bir daha hafizam deme, ihtarı aldın,” dedi ve devam etti: “Çünkü sen hafızadan değil levhten okuyorsun. Araya kendin girdin, ikazı yedin!”</p>
<p dir="ltr">| <strong>Çok iyi. Kendini çıkar aradan&#8230;</strong></p>
<p dir="ltr">Çıkar aradan ya&#8230; Çık aradan, kalsın seni yaratan. Bunu hayatın tamamında böyle görmek lazım. Namaz kılabiliyorsan bu bir keramettir azizim. Bu zamanda sen beş vakit namaza devam edebiliyorsan&#8230; Bu kadar mânilere rağmen&#8230; Fiziki zorluğu yok, abdest namaz her vakit toplam on dakika, fazla bile gelir. Ama bir istikrar, bir kararlılık, bir sabitkadem olma ister bu. Ömür boyu devam ediyor; yazı yok, kışı yok, tatili yok, pazarı yok&#8230;</p>
<p dir="ltr">| <strong>Bir performans ödevidir yani.</strong></p>
<p dir="ltr">Tabii. Bu bir kerametin zuhurudur; bu sen korunuyorsun demektir, burada özel bir durum var. Namazı özel bir ihsan olarak, bir hediye olarak, sevgiliyle randevu fırsatı ve imkânı olarak görme alışkanlığına da ihtiyacımız var. Günahı savdı, bir vazifeyi yerine getirdi, yükü attı gibi değil de, bilakis, öyle bir imkân ki kim sevgilisine günde beş defa kayıt ve şart olmaksızın kavuşabiliyor, kusuruna dahi bakılmıyor&#8230; Bir lokale üye olsan kıyafetten dolayı giremediğin olur, aidat eksik olsa adamı içeri sokmazlar.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Hakikaten öyle</strong>.</p>
<p dir="ltr">Ama burada kayıt ve şart yok, demek ki gözden çıkarılmadın, demek ki ümit var, demek ki sende hayat var! Çok güzel bir müjdedir bu. “Filan kulumu tardettim,” buyurdu Cenâb-ı Hak o dönemin peygamberine, vahyetti. Peygamber adamın yanına gitti, “Sen bittin, taraf-ı ilahiden tardedildin,” diye haber verdi. Adam gayet soğukkanlı karşıladı bunu. Bir müddet sonra karşılaştılar. “Ya benim işim iyi gidiyor, ticaretim güzel, şöhretîm güzel, her şey yolunda, sen de peygambersin yalan söyleyecek değilsin. Hani ben tardolduydum?” dedi. Peygamber sordu: “Dua eder misin?” “Hayır.” “Ağlar mısın?” “Hayır.” “Bitmişsin, haberin yok,”dedi, “bundan büyük felaket olmaz; gözün yaşamıyor, dua etmiyorsun ve diyorsun ki işim iyi. Ne iyi? Battıkça batıyorsun.” Ümidi olan ağlar, ümidi kesilmemiş insan ağlar. Bizde gözyaşı rahmet; nisan yağmuru müjde ve neşe; gözlerin ağlaması da ruhun gülmesidir. Modern çağda bu kavramı da kaybettik; ağlamayı olumsuzladık, negatif kodladık; ağlamamak lazım, ağlamak zayıflıktır gibi çok berbat bir anlayış bu. Olur mu hiç! Ağlamayan gülemez ki zaten. Gülmek ağlamanın ta kendisidir, madalyonun biri bir yüzü, biri bir yüzüdür.</p>
<p dir="ltr">| <strong>Hakiki gülenler hakiki ağlayanlardır</strong>.</p>
<p dir="ltr">Hayati İnanç&amp;Bekir Develi &#8211; Fabrika Ayari,syf.15-27</p>
<p dir="ltr">The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/">Hayati İnanç ile Bir Sohbet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inanc-ile-bir-sohbet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayati İnanç&#038;Bekir Develi &#8211; Fabrika Ayarı &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inancbekir-develi-fabrika-ayari-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inancbekir-develi-fabrika-ayari-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 13:18:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Fabrika Ayarı]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Musibet]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23973</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnancımız şudur: Din bir hâl meselesidir. Onunla hâllenmeden, onu üzerimizde taşımadan dine hakiki anlamda bir mensubiyetten ya da kâmil manada bir sadakatten söz edemeyiz. Evet; dinin felsefesi var, ilmi var, teorisi var, düşüncesi var ama nihai gaye onun bir hâle, bir hayat tarzı ve pratiğine dönüşmesidir. Hayata dokunmayan, yön vermeyen bir din algısı eksiktir. Kitapların [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inancbekir-develi-fabrika-ayari-alintilar/">Hayati İnanç&Bekir Develi – Fabrika Ayarı ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-23974 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/81979990_128091695348579_584366826953068904_n-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/81979990_128091695348579_584366826953068904_n-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/81979990_128091695348579_584366826953068904_n-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/81979990_128091695348579_584366826953068904_n-600x600.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/81979990_128091695348579_584366826953068904_n-360x360.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/02/81979990_128091695348579_584366826953068904_n.jpg 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p dir="ltr">İnancımız şudur: Din bir hâl meselesidir. Onunla hâllenmeden, onu üzerimizde taşımadan dine hakiki anlamda bir mensubiyetten ya da kâmil manada bir sadakatten söz edemeyiz. Evet; dinin felsefesi var, ilmi var, teorisi var, düşüncesi var ama nihai gaye onun bir hâle, bir hayat tarzı ve pratiğine dönüşmesidir. Hayata dokunmayan, yön vermeyen bir din algısı eksiktir. Kitapların sayfaları arasında kalan, amele dönüşmeyen bir düşüncenin, ne kadar parlak ve süslü cümlelerle ifade edilirse edilsin, hiç kimseye bir faydası yoktur.</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>H.İnanç:</strong> Sadece namaza devam edebiliyor olmak bile zamanımızda çok büyük bir mücadele, çok büyük bir olgunluk vesilesi ve alametidir. Bu konuda biraz daha fazla çalışmamız gerekecek. Böyle nasihat eder gibi değil tabii, kimsenin nasihat dinlemeye tahammülü yok. Pek yok yani, asrımız böyle bir asır. . . Ama koluna girip onunla beraber yaşamak lazım. Evladı ele alalım mesela, en önemlisi bu. İbadetin zevkini, dünyevi bir şey beklemeden huzur-ı ilahide bulunmanın neşvesini ona tattırmak ve tatmak önemli.</p>
<p>Bunu bir defa tadarsa insanoğlu -böyle de bir şey var, fazla iyimser gelecek belki- sonradan başına ne gelirse gelsin, hayatın labirentlerinde nasıl kaybolursa kaybolsun, an gelir ve o lezzet insanı bir yere çağırır, kişi nereye tutunacağını bilir. Babalara, annelere düşen en önemli görevlerden biri de bilhassa namaz, oruç ve zekâttaki, birine bir şey vermekteki o tadı evlatlarına çocukluktan itibaren tattırmak ve bunu birlikte yaşamaktır.</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>H.İnanç:</strong>Allah’tan bunu istemeli, böyle olmayı istemeli, güzel olmayı istemeli güzel kardeşim. Bazılarını görüyorum, adamın cennete gittiği yürüyüşünden belli. Belli ki cennetlik işte, başka bir yere yakışmıyor. E şimdi onun hâline baktığınız zaman çok derin bilgisi olması, ne bileyim her sualinize cevap veriyor olması, ansiklopedi gibi olması gerekmez, geçiniz onları. Adam Meydan Larousse’u ezbere biliyormuş, bana hava atıyor. İki buçuk liralık flash bellekle hallediyorum ben o işi. Ne yani! Ama hâl&#8230; Sen bana hâlden haber ver.</p>
<p><strong>B.Develi:</strong>Edindiğin bilgiler sana nasıl bir hâl kazandırdı, bunları bilmek seni ne yaptı, oldun mu?</p>
<p><strong>H.İnanç:</strong>Evet, evet! Hâl sâridir yani bulaşıcıdır. Elbette kötü hâl hızlı, iyi hâl yavaş bulaşır. İşin tabiatı bu. Doğru, kapılardan sığmaz; yalan, fare deliğinden girer. Model olmak için gayret etmeli. Bakın yaşım elli dokuz; benim böyle hocalık filan yapmam eskidir, on yedi yaşından beri etrafımdakilere, bazen benden yaşça büyük olanlara da hep bir şeyler aktarmak, tattığımı tattırmak isterim. Biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar. Ben Mektübât-ı Rabbânîyi okumuşum, kendimden geçmişim, komşum bu lezzetten neden mahrum olsun? Nokta-i nazar budur. Bana getirisi ne olacak? Bana ne getirisinden filan, mesele o değil, mesele paylaşmak..</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>B.Develi:</strong>..Öyleyse şunu sorayım: Bizde hâl olmadığı için mi cümlelerimizi modifiye etmeye çalışıyoruz? Yani biraz da süslü cümlelerin arkasına bir şeyler mi gizliyoruz, ne dersiniz?</p>
<p><strong>H.İnanc:</strong>Tabii, artistlik yapıyoruz. Aslında hiç hoş bir şey de değil, süslemeye hacet yok. Hani anlatırlar, Bişr-i Hâfî Bağdat Meydanı’nda kamçı yiyen, zina suçu işlediği için sırtına seksen kamçı vurulmasıyla cezalandırılan bir delikanlıyı seyreder. Delikanlı ahalinin içinde kamçıyı yiyor ama sanki helva yiyor, yüzünde hiçbir hoşnutsuzluk, olumsuzluk yok. Yaklaşıp soruyor Bişr-i Hafi: “Evladım, bu kamçıyı yiyen at bile bağırıyor, sana ne oldu ki, sen nasıl bir eğitimden geçtin ki gıkın bile çıkmıyor?” Sen Abdülhey misin yani? Delikanlı cevap veriyor: “Sevgilim şu kalabalığın içinde beni görüyorken ben eğer feryat edersem, senin yüzünden acı çekiyorum demiş olurum ve onu üzerim. Onu üzmektense ben burada ölürüm.”</p>
<p>“Evladım, aşkta böyle olur, tamam da&#8230; O kızın seni görmesi bu kadar mühimken, sen bunu bu kadar önemsiyorken, âlemlerin Rabbi seni gördüğü hâlde bu günahı nasıl işledin yavrum?” Çocuk bir iki saniye düşünüp “Allah” diyerek şehit oluyor, düşüyor yere. Şimdi Bişr-î Hâfî’nin sözünde süs yok, tasannu yok, süsleme yok, edebiyat yapmıyor -amiyane tabirle söylüyorum. Ama kalbinden vuruyor. Ne o? E kalpten çıkan kalbe gider, ağızdan çıkan kulaktan döner!</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr">Bilenler söylediler; insanlar cennette oturup konuşuyorlarmış -dünyadan ayrıntı, hatıra nakletmeyi, sohbet etmeyi severlermiş- fakat dünya hayatında yaşanıp da üzüntü bırakan her şey cennete girerken silindiği için -çünkü cennete üzüntülü girmek yasak- geriye hatırlayacak pek bir şey kalmıyor. Biri demiş ki, mesela Hayati Bekir’e, dünyada tatlı olan bir şey hatırlıyor musun? Yok abi yok, diyor, dünyada tatlı ne var, bir şey yok. Düşün düşün&#8230;</p>
<p>En son birisinin aklına geliyor: Uyku vardı ya uyku! Hah, diyon bak o tatlıydı! Tamam, gerçekten yahu, o tatlıydı. . . Şimdi gelin düşünelim: Seksen yıllık dünya hayatında uykudan başka cennette hatırlayabileceğin bir lezzet yoksa bu ne demektir? Uyku, ölüme benzediği için tatlıdır. Ruh bedenden biraz ayrılıyor ya, o bakımdan&#8230; Tamamen ayrılınca gör sen lezzeti&#8230; Lezzet, ruhun bedenden tamamen ayrılmasında.</p>
<p>Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber; Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?</p>
<p>Lezzet orada. Ayrılıp kendi mahiyetine dönmesinde&#8230;</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr">Ruhun gıdası namaz. Ruhun namaza o kadar ihtiyacı var ki. .. Bektaşi’ye demişler, “Kırk gün namaz kılsan artık vakit girdikçe için tır tır eder, duramazsın, vallahi hep kılarsın.” “Sen de kırk gün bir terk et bakalım bir daha yaklaşabiliyor musun. . .” demiş. O’nu hatırlamak; işte ilim burada lazım. Ruhun gıdası namaz; anmak, yâd etmek. İnsanın bir tabiatı var: Sevdiğini anar, andığım sever. Namaz da O’nu anmaktır; sistematize edilmiş, şartları belirlenmiş, şekli-zamanı-miktarı ayarlanmış biçimde anmaktır ve anmanın lezzeti hiçbir şeyde yoktur. Aşıklar bunu çok iyi bilirler; isterler ki hep yârdan bahsedilsin, hep 0 sevgili konuşulsun. Leyla sözünün olmadığı yerde Mecnun kısmı yani âşık sıkılır. O yüzden ister ki herkes Leyla’ya meftun olsun, böylece gittiği her yerde o anılsın&#8230;</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr">Her ne denlü o cürmüne hadd u nihâyet yoğ ise<br />
Avni&#8217;yâ kat’ eyleme sen azm-i Rahmân’dan ümid</p>
<p>Sultan Fâtih’in şiiri&#8230; Çok günahın varsa da Avniciğim, diyor kendisine, Allah’ın rahmetinden ümidini kesme, en büyük kabahat o olur. Çok günahkârsın ama af var, rahmet-i ilâhî var, ümit kesilmedi, ümit kesmek en büyük suç olur. “Lâ teknetü min rahmetillâh”, ümidi kesmeyin ayetine atıfla&#8230; Bunu söyleyen adam da, laf aramızda, devlet yöneten bir adam yani.</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>B.Develi:</strong>Sevgilide bulunan sıfatın benzerini başkasında gören onu da sever. Benzemek önemlidir. İyileri de ancak bu şekilde bulabiliriz; önce sevgiliyi tanımalı, bilmeliyiz. Öyleyse biz Efendimiz’e (s.a.v.) yaşayış biçimi, ahlak ve ibadet bağlamında benzediğimiz sürece kurtulacağız.</p>
<p><strong>H.İnanç:</strong> Tabii. Ona benzediğimiz için Allah bizi sevecek.</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>B.Develi:</strong> Sizin bir bahsiniz vardı buna dair, üç şey olmazsa kendinden şüphelen; zillet, kıllet, illet&#8230; Onu hatırlamanın tam yeri sanki.</p>
<p><strong>H.İnanç:</strong>Hastalık, fakirlik ve itibarsızlık. Kırk gün geçti üçü de uğramadı. Keyfîn yerinde, hasta değilsin, fakirlik yok, sana hep selam veriliyor, saygı duyuluyor ve kırk gün bu hâl devam etti. Sen o zaman kork.&#8217; Çünkü gözden çıkarılana böyle yapılır. Allah göstermesin! Yani insanın eksiği olur. “Derd ü belâ kemend-i mahbûbdur,” der eskiler. Dert ve bela, sevilenleri çekmek için atılan kementtir. Gül habercisinin diken olduğunu unutmamak lazım. Cenâb-ı Hak gül bahşedeceği zaman diken şöyle bir yoklar. İmtihandır; o anda ne yapacaksın, nasıl davranacaksın.? Bir imtihandan geçersin. Şair Fuzülî şöyle der:</p>
<p>Belâ zımnında râhat olduğun izhâr ider halka Felek bî-hûde bâr-ı huşkden gül-berg-i ter vermez</p>
<p>Belanın, sana gönderilen nimetin ambalajı olduğunu şuradan anlamalısın: Hiç de gözüne hoş gelmeyen, kesip yakmak lazım bunu diye ters ters baktığın çalı -kasım ayında öyle görürsün çünkü- sabredersen mayısta güller verir. Ve anlarsın ki gözüne batan o dikenler aslında gülün habercisiymiş. Bela böyle bir şeydir: Nimetin habercisidir. Sabret, belde, acele etme. Bu dünya iyilerle kötülerin, acılarla tatlıların karıştığı bir yer, varlık sebebi öyle. Yani onun için aceleci, peşinci olmamak lazım. Biraz sabırlı olmak lazım.</p>
<p>Belanın sayısız faydalarından biri bu ise biri de hak ettiğimiz ahiret cezasının dünyada hafîfletilmiş olarak infazıdır ki öyle kazançlı öyle büyük bir iştir.</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr">O kadar güzel bir şeydir ki tövbe, bunu Hazreti Peygamber (s.a.v.) şöyle anlatıyor: Bütün yiyeceğini, bütün ihtiyacını yüklediği devesinin çölde kaybolduğunu gören bir adam, bir müddet uyuyup tamamen ümidi kestikten ve susuzluktan dudakları parça parça olduktan sonra, artık ölümü beklediği sırada devesini birden bulursa nasıl sevinir? İşte kul tövbe edince Allah o adamdan fazla sevinir. Yahu Allah senin tövbene seviniyor ya, sen gel artık bunu anla ya&#8230; Sana nasıl bir aşkı var, nasıl seviliyosun bir anla&#8230;</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>H.İnanç:</strong>“Nefsin arzularına &#8216;aşk’ adını vermek, altın taç giydirilmiş kel, kör bir başa benzer,” denilmiş. Biz orada bir anlam kaymasına uğradık. Aşk deyince zihin dünyamıza hemen cinsel bir alaka, bir yakınlaşma filan geliyor; çok eksik, çok yanlış bir anlama biçimi. Bir üst değere, bir üst kıymete kendini ram etme, feda etme, vakfetme, hayatını adama hâlinin adıdır aşk. Sonsuza kanat açmaktır. Bir fotoğraf, bir anlık görüntü değil; bir filmdir. Bitmeyen, ebediyete doğru giden bir süreçtir; pişiren, olgunlaştıran, yetiştiren, insana insanlığını kazandıran, hayatını anlamlandıran bir disiplin, bir ateştir.</p>
<p>İnsanoğlu soğana benzer; soğan nasıl ki acıyken ateşte tatlılaşır, insan da aşkla pişerse tatlanır. Yoksa acı, epey acı bir şeydir insan. Aşk, insanı pişiren bir hadise. Görünüşte zayıflatır, sarartır, inceltir, kaybettirir ama haddizatında insanın hayatı o kadar anlam bulmaktadır ki onsuz her şey boşluğa düşer, anlamsızlaşır; mahvolduğunu, kahrolduğunu hisseder insan. Aşkın muhatabı önemli yani.</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr"><strong>B.Develi:</strong> İnsan âşık olur&#8230;</p>
<p><strong>H.İnanç:</strong>Olur, herkes, istisnasız.</p>
<p><strong>B.Develi:</strong> Mayada bu var&#8230;</p>
<p><strong>H.İnanç:</strong>Evet. Şimdi madem böyle bir kabiliyet var, bu kabiliyeti doğru yönlendirme, terbiye etme, ıslah etmedir mesele. Nefsine âşık olur, paraya âşık olur, kadına âşık olur, makama âşık olur, dünyaya âşık olur. . . En sık olanları bu sırayla sayıyoruz. Olur da olur. . . Gençliğinde şehvetin, yaşlılığında şöhretin esiri olur. Ama işte insan olmak, aşkı hakiki sahibine tevcih etme kabiliyetinin adıdır. Her şeyin sahibi olandır sevilmeye layık olan. Aşka layık olan O’dur. İşte bu yola girmek, O’nu tanımaya çalışmak, hakiki sevgiye ulaşmak&#8230;</p>
<p>Değil mi ki bütün yaratılmışları, bütün mevcudatı muhabbet ve sevgi adına ve bunların hürmetine yarattı. O hâlde merkezde sevgi var, her şey sevgiyle başlıyor ve bitiyor. O terbiyeye kavuşmak, şu meşhur kaziyeyi hiç unutmamak gerek: “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?” O, sevgiden hasıl oldu. Onun olmadığı yerde sevginin sureti vardır, benzeri vardır, sahtesi vardır ama hakikati yoktur. O Habibullah, onun sıfatı bu; Allah’ın sevgilisi.</p>
<p>Onun hakkında yazılanlar biliyorsunuz kütüphaneler dolusudur, bitmez tükenmez. Bütün peygamberler Allah’a âşık, Allah ona âşık. O sevgi peygamberinin takipçisisin, onun peşindesin. Bu mukaddes, bu tatlı, bu paha biçilemez sevgiyi kazanmak için arzulu olmak, talepkâr olmak, sabırla beklemek ve gereğini yapmak lazım. İşte buraya kadar konuştuğumuz şeyler onun hizmetkârlarıdır, maksat kavuşmaktır. “Kâbe’den maksadın varmaktır yâra, kör gibi tapınma kara duvara. . .”</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr">Aşkın mertebelerini anlatıyor iki büyük usta, beş mısra okuyacağım; ilk üçünü Şeyh Galip, son ikisini Fuzûlî söyledi:</p>
<p>Vasf-&#8221; hüsnü pâk ü müstesnâ bilen ârif deIil<br />
Kadd-i yâri cümleden bâlâ bilen ârif deIil<br />
Öz vücûdîn âlemin Kübrâ bilen ârif deIil<br />
Hikmet-i dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif deIil<br />
Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâfihâ nedir</p>
<p>Bu gazel şaheserdir doğrusu. Fuzülî’nin esasen beş beyitlik bir gazelini sonrasında Şeyh Galip tahmis etmiş, şaheser üstü şaheser yapmıştır. Burada beş merhale görülüyor:</p>
<p><strong>1.</strong> Vasfı hüsnü pâk ü müstesnâ bilen ârı&#8217;f değil: Sevgilisini herkesten kıymetli tutan, onun üstüne hiçbir değer koyamayan kimse iyi yol almıştır, maşallah, aferin; ama arif değildir, iş bitmemiştir. Henüz birinci sınıfı geçmiştir.</p>
<p><strong>2.</strong> [Kadd-i yâri cümleden bâlâ bilen ârif değil: Sadece sevgilisinin boyuna bakıyor, diğer güzellikler gözünden -silinmiş&#8230; Tamam güzel, bir merhale daha ilerledi, ama bu da işi bitirmedi, arif değildir.</p>
<p><strong>3.</strong> Öz vücûdun âlemi kübrâ bilen ârif değil: Kendini tanıdı, kendisinin âlem-i kübrânın bir özeti olduğunu; insanın küçük, âlemin büyük olduğu nüktesini kavradı. Yine mesafe aldı ama bitmedi, üçüncü sınıfı geçti.</p>
<p><strong>4.</strong> Hikmet-ı&#8217; dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif değil: Dördüncü sınıfta Fuzûlî alıyor sözü: Dünyayı ve içindekileri hikmetiyle beraber biliyor, ilmi çözmüş, tamam aferin; ama arif değil, bitmedi. Bitiş şurada, son mısrada:</p>
<p><strong>5.</strong> Arif oldur bilmeye dünyâ vü mâfîhâ nedir: Arif odur ki dünyayı da içindekileri de unutmuştur, bildiklerini unutmuştur, yani aklı aşmıştır.</p>
<p dir="ltr"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p dir="ltr">Hasan-ı Basrî hazretlerinin evinde küçük bir hizmetçi, bir çocuk, on yaşında var yok, gece dua ediyor. Hasan-ı Basrî hazretleri işitiyor. Çocuk, “Ya Rabbi,” diyor, “bana olan sevgin hürmetine beni affet.” Hasan-ı Basrî, “Oğlum,” diyor, “herhâlde yanlış söyledin. Allah’ın seni sevdiğini nereden biliyorsun?” “Biliyorum efendim. Bütün ecdadım, aile efradım imana kavuşamadan öldü. Bana ise iman nasip oldu. İman sevilenlerde olur. Beni sizinle, sevdiğiyle tanıştırdı, sizinle beraber etti, açık delil. Gecenin bu saatinde de beni huzurunda tutuyor, ibadet ediyorum; başka delile ne hacet?” Yavrum sen işi bitirmişsin, diyor hazret.</p>
<hr />
<p dir="ltr">The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hayati-inancbekir-develi-fabrika-ayari-alintilar/">Hayati İnanç&Bekir Develi – Fabrika Ayarı ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hayati-inancbekir-develi-fabrika-ayari-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/23298-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/23298-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Oct 2019 12:12:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Can Veren Pervaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler -2 Şâhidî derd ü belâdır şâhid-i aşk u velâ Sebt-i da&#8217;vâ etmeye bürhâna gelmişlerdeniz Bunu yazan adam eminim ciddi bir şey söylüyor: “Biz” diyor “Cenab-ı Hakkın ruhlara ilahi aşkı sunduğu o günde aldığıma aşk ile sarhoş olup öyle yola çıktık.” “Elestu bi rabbiküm.” “Kalu belâ.” Ben sizin rabbiniz değil [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/23298-2/">Hayati İnanç – Can Veren Pervaneler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/can-veren-perveneler-salihkitaplar-1565281345.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-23299 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/can-veren-perveneler-salihkitaplar-1565281345-300x242.jpg" alt="" width="383" height="309" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/can-veren-perveneler-salihkitaplar-1565281345-300x242.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/can-veren-perveneler-salihkitaplar-1565281345-600x483.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/can-veren-perveneler-salihkitaplar-1565281345-768x619.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/can-veren-perveneler-salihkitaplar-1565281345.jpg 900w" sizes="(max-width: 383px) 100vw, 383px" /></a></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler -2</strong></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Şâhidî derd ü belâdır şâhid-i aşk u velâ</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sebt-i da&#8217;vâ etmeye bürhâna gelmişlerdeniz</em></span></p>
<p>Bunu yazan adam eminim ciddi bir şey söylüyor: “Biz” diyor “Cenab-ı Hakkın ruhlara ilahi aşkı sunduğu o günde aldığıma aşk ile sarhoş olup öyle yola çıktık.”</p>
<p>“Elestu bi rabbiküm.”<br />
“Kalu belâ.”</p>
<p>Ben sizin rabbiniz değil miyim?</p>
<p>Evet! Ya Rabbi.</p>
<p>Söz verdik ya, sözünde dur artık.</p>
<p>“Belâ” dedik, belâ bizimle birlikte geldi dünyaya, belasız gün yok. Bekleme&#8230; Olmayan bir şeyi beklersen üzüntü çekersin. Son durak cennet. Eee, bilette öyle yazıyor. Elestü meclisinden çıktık, cennete doğru gidiyoruz.</p>
<p>Çıkış belli, varış belli. Kim demiş meçhul asker? Yaptığı toprak belli, tuttuğu bayrak belli.</p>
<p>Ancaaak&#8230; Aşıklık adamlık “bela” dostluk için şahit lazımmış, delil devşirmek lazımmış ki o şahit delil bela çekmekle oluyormuş. Adı geçen bela ise dünyada bulunuyormuş, o yüzden dünyaya şöyle bir uğradık, işimizi halledip gidecegiz. Toplayın bavulları tren kalkıyor.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Dide-i huffaş görmez afitabın rengini,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Oldu her pervanenin odlara yanmak pişesi.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Ey Hayali derd-i aşka herkes olmaz aşina,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Buma viran bülbülün gülzardır endişesi.</em></span><br />
Hayâlî Bey</p>
<p>Dört uçan mahluk üzerinden bakıyor hayata.</p>
<p>Yarasa ışıktan korkar kaçar. karanlık mahzenleri mağaraları mekân tutar. Işıgı görmeye tahammül edemez asla. Pervane ise (küçücük bir kelebektir) ışıktan kaçmak şöyle dursun aleve girip yanmayı minnet bilir cana. Seve seve yanar, dona dona yaşamaktansa.</p>
<p>Herkes aşk derdine aşina olmaya ehil değil, nitekim baykuş viranede, bülbül gül bahçesinde konaklar. Herkesin makamı da ayrı mekânı da&#8230; Sinek karnını doyurmak için pisliğe konar, her deliğe girer çıkar, Anka kuşu Kaf dağının tepesinde yaşar. Rızkı gelir ayağına&#8230;</p>
<p>Bizim için en mühim gıda; annemizin sütüydü, peki peşine mi düştük? Hayır hiç zahmet çekmeden, akımlar ağzımıza. Rızk elbette gelecek, iyi de bu telaş niye o zaman?</p>
<p><span style="color: #000080;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Dide-i huffaş görmez afitabın rengini,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Oldu her pervanenin odlara yanmak pişesi.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Ey Hayali derd-i aşka herkes olmaz aşina,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Buma viran bülbülün gülzardır endişesi.</em></span><br />
<span style="color: #000080;">Hayâlî Bey</span></p>
<p>Dört uçan mahluk üzerinden bakıyor hayata.</p>
<p>Yarasa ışıktan korkar kaçar. karanlık mahzenleri mağaraları mekân tutar. Işıgı görmeye tahammül edemez asla. Pervane ise (küçücük bir kelebektir) ışıktan kaçmak şöyle dursun aleve girip yanmayı minnet bilir cana. Seve seve yanar, dona dona yaşamaktansa.</p>
<p>Herkes aşk derdine aşina olmaya ehil değil, nitekim baykuş viranede, bülbül gül bahçesinde konaklar. Herkesin makamı da ayrı mekânı da&#8230; Sinek karnını doyurmak için pisliğe konar, her deliğe girer çıkar, Anka kuşu Kaf dağının tepesinde yaşar. Rızkı gelir ayağına&#8230;</p>
<p>Bizim için en mühim gıda; annemizin sütüydü, peki peşine mi düştük? Hayır hiç zahmet çekmeden, akımlar ağzımıza. Rızk elbette gelecek, iyi de bu telaş niye o zaman?</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Cihanda cennetü&#8217;l-me&#8217;va muvâfık yâr-i hemdemdir </em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Muhâlif şahsa yâr düşmek bu âlemde cehennemdir.</em></span></p>
<p>Münasip, uygun dostlarla, hasbi insanlarla bir arada bulunabilirsen dünya cenneti içindesin. Kıymetini bil.</p>
<p>Aksi de variddir. Dünyada cennetin ve cehennemin tezahürü bu kadar olabilir.</p>
<p>Karga da ötecek, bülbül de&#8230; Sen ne et eyle ibret almaya bak, ikisinin ötüşü de başka.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler -3</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Senin teninde değmeden gelen yağmuru istemem,meltemi istemem.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Sana yanmayan yıldızı, semalarda istemem</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Bülbüller söyleyecekse, seni söylesin</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Özlemim sen olacaksan,yansın yüreğim</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sılası sen olmayan gurbeti istemem,vatanı istemem</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Senden gayri bir aşkla kül olursa kalbim,bu kalbi istemem,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sonu sen çıkmayan yönü istemem,yolu istemem</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Kalbini fethedecekse,geçerim bin Sina’yı birden,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Yoksa neyime bu fethi istemem, Mısır’ı istemem, cihanı istemem.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Ben sultan Fatihin,önündeyim İstanbul’un,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Yakarım bu şehri,yüzünde bir tebessümün için.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Ben senin ümmetinim,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sensin benim Efendim,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Senden gayrı, senden başka,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Efendi istemem sevgi istemem.</em></span></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-i Rusûlün</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Bahtîyâ durma yüzün sür kademine o gülün</em></span></p>
<p>1.Ahmed Han</p>
<p>Ne olaydı, tacım gibi devamlı başımda taşısaydım,<br />
O peygamberler şahının mübarek ayak izini.<br />
Çünkü o ayağın sahibi peygamberlik bahçesinin gülüdür.<br />
Ey Ahmed, durma, o Gül&#8217;ün ayağına yüzünü sür.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Bil illeti, kıl sonra müdâvâta tasaddî,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın?</em></span><br />
<span style="color: #000080;">Ziya Paşa</span></p>
<p>Önce hastalığı teşhis eyle; ancak ondan sonra deva için çareler ara. Her merhemi her yaraya iyi gelecek mi sanırsın?(Eğer öyle sanırsan aldanırsın!)</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Yadında mı doğduğun zamanlar?</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sen ağlar idin gülerdi âlem;</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Bir öyle ömür geçir ki olsun</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Mevtin sana hande halka matem.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;">Lâ Edrî</span></p>
<p>Doğduğun günleri hatırlıyor musun? Sen ağlar idin, gülerdi âlem&#8230;</p>
<p>Bir öyle ömür geçir ki, olsun mevtin sana hande, halka mâtem&#8230; Hande tebessüm demek, gülümseme demek&#8230;</p>
<p>Mevt, ölüm demek&#8230; Öyle bir ömür geçir ki, ölürken sen gül, arkadakiler ağlasın!</p>
<p>Ölen niye güler, ne zaman güler?.. Gözünden perdeler kalkar, Cenneti görür. Cennetteki köşklere gözünü diker, Allah’ın kendisine verdiği imkânları görünce tebessüm eder, ruhunu teslim eder. Neden?.. Cennetteki makamını gördü. cennetlik olduğunu gördü. aşk ile şevk ile gidiyor. Dünya da neymiş, arkasına bile bakmıyor. Cenneti gördü, Cennetin güzelliklerini gördü, gülerek gidiyor.</p>
<p>Bu sefer arkadakiler ne diyecekler?</p>
<p>Hüngür hüngür, seller gibi yaşlar akıyor. Neden?.. “Bir mübarek insan öldü, aramızdan ayrıldı, biz ne yapacağız şimdi?&#8221; diye başlayacaklar ağlamaya&#8230;</p>
<p>Yâni öyle bir ömür geçirmeli ki, âhirete göçerken insan gülerek gitmeli, arkadakiler ağlamalı!.. Varsın onlar ağlasın&#8230;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Nev&#8217;iyâ lâzım değil olmak filân ibn-i filân</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Ma&#8217;rifet kesb eyle tâ bir âdem ol âdem gibi</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;">Nev&#8217;izâde Atâyi</span></p>
<p>Filânın oğlu filân olmak hüner değil.</p>
<p>Faydalı ilim edin, öğrendiklerine uygun yaşa; bunu da gösterişsiz ve yalnız Allah için yap ki; adam gibi adam olasın.</p>
<p>Kimin oğlu veya kızı olduğun değil, kim olduğun mühim; kim olduğun da; yani iyi mi yoksa kötü mü olacağın, kiminle olduğuna bağlıdır. Karganın dostu kargadır, bülbülünki bülbül. Kötü insanlarla düşüp kalkarak, iyi insan olmak zor değil, imkânsızdır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbub-i Hüdadır bu</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Nazarğah-ı ilahidir Makâm-ı Mustafa’dır bu.</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Mürâât-i edeb şartıyla gir Nabî bu dergâha</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Metaâf-i kutsiyândır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;">Şair Nâbi</span></p>
<p>Edepsizlik yapmaktan çok sakın, burası Hudâ’nın/Allah’ın sevgilisinin şehridir.<br />
Burası, Allah’ın rahmetle nazar ettiği, Muhammed Mustafa’nın makamıdır.<br />
Nâbî, bu dergâha, hürmet ile edebini takınarak gir.<br />
Meleklerin tavaf ettiği, peygamberlerin eşiğini öptüğü yerdir burası.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Dôst bî-pervâ felek bî-rahm u devran bî-sükûn. </em></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Derd çok hem-derd yok düşmen kavî tâli&#8217; zebûn</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;">Fuzûli</span></p>
<p>Dost pervasız, felek acımasız, zamanın da dur durağı yok. .. Dert çok, dert ortağı yok, düşman kuvvetli, talih düşkün&#8230; Ne yapsın bu insan?</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Bir şûlesi var ki şem&#8217;i cânın</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Fânûsuna sığmaz âsumânın</em></span><br />
<span style="color: #000080;">Şeyh Gâlib</span></p>
<p>Can mumunun öyle bir alevi var ki; gökkubbe denen fanusa sığmaz!..</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Bana yer verdiler saff-ı niâlinde harâbâtın</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Başım eflâke erdi gün gibi âlî-cenâb oldum</em></span><br />
<span style="color: #000080;">Hayâlî Bey</span></p>
<p>Aşıklar meclisinde en son safta yer bulabildim. Ama orada bulunmakla başım göklere değdi, güneş gibi feyz-feşân oldum. Ön saftakinin yüceliğini var sen tasavvur et&#8217;.</p>
<p>&#8211;<span style="color: #000080;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Söz bilirsen söyle, senden ibret alsınlar.</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Söz bilmezsen sükut eyle, seni adam sansınlar</em></span><br />
<span style="color: #000080;">Lâ Edrî</span></p>
<p>Her yerde her şeyi söylemek mecburiyetinde değilsin. Hakikaten işe yarar sözün varsa konuş, dinleyenler de bir şeyler öğrenip faydalansınlar. Hazırlıklı değilsen o mevzuda bir şeyler bilmiyorsan sus ki foyan meydana çıkmasın, ne kadar cahil olduğun anlaşılmasın. O zaman sen de rahat edersin insanların arasında.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Cümleler doğrudur sen doğru isen.</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.</em></span><br />
<span style="color: #000080;">Yunus Emre</span></p>
<p>Bütün insanlar doğru olurlar, sen doğru insan olursan.</p>
<p>Sen iyi olursan herkes iyi olur, dürüst biri olduğunda da dürüst&#8230; Yok, sen bir terslik, yanlışlık yaparsan, insanları kırar, incitirsen başkalarından da iyi insan olmayı bekleme. Onlar da sana kötü muamele ederler. Bu dünya etme, bulma dünyasıdır. Her şey senin elinde. Ne ekersen onu biçersin.</p>
<p>Ne doğrarsan çanağına o gelir kaşığına&#8230;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Gülü vermen için, gülü vermem mi gerek.</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Haydi gülüm gülüver de, gülü vereyim.</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;">Havâce</span></p>
<p>Neşeli olmak, gülmek için illa da birilerine gülmek lazım.Haydi, ey sevdiğim; sen de bana gül ki, ben de sana gülebileyim, seni neşelendirip huzur ve saadete kavuşturayım.</p>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Açılır bahtımız elbet hemen batdıkca batmaz ya</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Açar elbet kerem bâbın kapatdıkca kapatmaz ya</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Benim Hakk’a münâcâtım değil bir rızk için hâşâ</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Hudâ Rezzâk-ı âlemdir rızıksız kul yaratmaz ya</em>| </span></div>
<div></div>
<div>Erzurumlu İbrahim Hakkı</div>
</div>
</div>
<div></div>
<div style="text-align: center;"></div>
<div style="text-align: center;"><strong>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler -4</strong></div>
<div></div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Seyyiat insana nefs-i kemterinden gelir</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Her hacâlat âdeme su’i karîninden gelir</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Izzet-ü zillet mekâna hep mekîninden gelir</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Istikamet, müstakim-ül hâle dîninden gelir</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Müstakim ol Hazreti Allah utandirmaz seni</em></span><br />
(Said Paşa)</div>
<div></div>
<div>İnsana kötülük, alçak nefsinden gelir. Kişiye gelen her utanç, kötü arkadaşlarından gelir. Bir yerin şerefi de alçaklığı da orada bulunanlardan gelir. İstikâmet, dinini güzelce yaşamaktan gelir. Sen istikamet üzere ol, Allah seni utandırmaz.</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Ney o ney hemdem o hemdem sohbet ol sohbet değil.</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Mey o mey âlem o âlem îşret ol îşret değil</em></span><br />
(Yenişehirli Avni)</div>
<div></div>
<div>Ney aynı ney, dost aynı dost; fakat sohbet aynı sohbet değil. Mey aynı mey, âlem aynı âlem; fakat işret o işret değil.</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster</em></span></div>
<div><span style="color: #000080;">(Fenni)</span></div>
<div></div>
<div>
<p>Sen Allah&#8217;tan başkasına ihtiyacını sunma, gına göster. Belaya sabretmez de şikâyetlenirsen, yakınırsan. Allah’ı kullarına şikâyet etmiş olursun.Kimi kime şikâyet ediyorsun. 0. sana bir nimet verdi. O, nimet de acı suretinde sana geldi. O, böyle takdir etti. Sen ahlanırsan ne olur. Allah’ı şikâyet etmiş olursun. Hakiki dostunu, dostluğu şüpheli olanlara şikâyet etmiş olursun.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Belâ zımnında râhat olduğun izhâr eder halka</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Felek bî-hûde hâr-ı huşkden gül-berg-i ter vermez.</em> </span></div>
<div><span style="color: #000080;">(Fuzuli)</span></div>
<div></div>
<div>Gelen bir belanın içinde bir rahatlık, ferahlık gizlemekte olduğunu sana öğretmek için bak felek ne yapıyor? Kış gününde kendisinden hiçbir şey beklemeyeceğin kuru dallardan, bahar geldiginde gonca güller veriyor. Yani böylesine dikenden, böylesine gülü veren sana diyor ki bugünkü sıkıntın yarınki ferahlığın müjdesidir. Şikâyet etmeyi bırak da Allah&#8217;a şükret. Şöyle de ifade edebiliriz. Güller arasında diken var diye şikâyetçi olma. Dikenler arasında gül verdiği için Allah’a şükret.</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Güllü dîbâ giydin amma korkarım azâr eder,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Nâzeninim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni,</em></span></div>
<div><span style="color: #000080;">(Nedim)</span></div>
<div></div>
<div>
<p>Ey sevgilim, üzerinde gül deseni bulunan kumaştan yapılmış bir elbise giymişsin, ama ben korkuyorum. 0 elbisenin üzerindeki gül resminin dikeninin gölgesi, tenini incitecek diye üzülüyorum.Dikkat buyurulsun. Bu nasıl bir nazenin tendir ki incitecek olan kumaş değil, kumaştaki gül değil, o gülün dikeni de değil, o dikenin gölgesidir. Güzelliğin tasviri ancak bu kadar olur.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>Seher vaktinde, tan yeri ağarırken bir başlıyorsun, kuşluk geçiyor, akşam geçiyor, gece boyunca figanlar etmektesin. Nedir bu ızdırabın? Hiç karar etmez misin bir an? Yer, gök doldu senin inleyişlerinle, feryatlarınla. Binlerce akıllı da düşünüyor, çözemiyor şu kadarcık bülbülün bu kadar büyük derdinin sebebi ne? Yakışıyor mu sana ey bülbül, bu feryadın neden? Ayıp olmuyor mu ağlamak?</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Rûzgârın böyle eyyâmından olma Örfî olma şâd</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Keştî-i mihnet-zeden bahr-i serâb üstündedir</em></span></div>
<div><span style="color: #000080;"> (Örfi Mahmud Ağa)</span></div>
<div></div>
<div>Beytin anlamı şudur: Bugün işlerin iyi gidiyor. Sen bahtiyarsın. Arzu ettiğin gibi, rüzgâr yelkenlerini dolduruyor diye sakın havaya girme. Mutluluktan başın dönmesin. Çünkü sen bir kayık içindesin. Bu zavallı kayık dalgaların üzerinde gidip geliyor sallana sallana. Ben o kayıktan çoktan geçtim, o kayığın üstündeki deniz bile hayaldir. Hayal olan bir denizin üstünde, hayal olan bir kayıkta bahtiyar olsan ne olmasan ne? Yani bu dünyayı çok ciddiye almama tarzında hikemî bir hayat düsturunu nazara veriyor şairimiz.</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Görüb bî-râbıtâ etvârı düşme kayd-ı tensîka</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sebük magzâna âkıl âkile dîvânedir dünyâ</em></span></div>
<div><span style="color: #000080;">(Abbaszade Haşmet)</span></div>
<div></div>
<div>Ey kişi, dünyada bazı işlerin aykırı gittiğini, düzensiz yürüdüğünü görürsün. Elimde bir fırsat olsa bunları düzeltirim deyip kolları sıvarsın. Dünyayı kurtarma şevkine düşersin. Galiba siyaset erbabına söylenen bir söz bu. Sen bunu yaparken biraz dikkat et, diyor şair. Muhatabın olan dünyanın -hani gidişatını düzelteceksin ya sen onun- şöyle bir huyu vardır. Ben söyleyeyim de sen ondan sonra istediğini yap. Hafif akıllı kimselerin karşısında çok akıllı kesilir. Onları parmağına takar oynatır. Aklı başında kişi karşısında ise onun eli ayağı dolaşır. Ne yapacağını bilemez. Deli gibi olur. Şaşkınlaşır. Ona yaranma hâllerine düşer. Ona yaltaklanır. Yani sen bozuk giden işleri düzeltmeden evvel kendini düzeltip olgunlaşmaya bak.</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div>
<p><span style="color: #000080;">Aşık Ömer</span></p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Ne semte kullanırsan at felek eyler sen âhır mat</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Mücerret zehr ile kat kat dolu peymânedir dünya,</em></span></p>
<p>Sen ne kadar usta satranççı olursan ol. Atı nereye sürersen sür, fili nereye sürersen sür, neticede mat olacaksın. Bu dünya seni sonunda mat eder. Ustadır yani. Aynı zamanda kat kat zehirle dolu bir kadeh gibidir. Eninde sonunda sahibini imha eden, ona acımayan bir tabiatı vardır. Merhametsizdir. Ondan merhamet umulmaz.</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Şirâr- ı mekrine yanma yüzüne güler inanma</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sen anı âşinâ sanma sakın bîgânedir dünyâ</em></span></p>
<p>Insanın üstüne hile kıvılcımları atar, dikkat et de yanma. Yani tedbirli ol. Onun hilelerine, süslerine, motinerine, nakışlarına sakın aldanma. Yüzüne güler, ona da inanma. Sahtedir o gülücükler. Arslan avını gülerek yer malúm. O tebessüme itimat olunur mu? Aynı onun gibi sen de dünyayı tanıdık. dost, aşina zannetme. Bigânedir, ilgisizdir, merhametsizdir.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>&#8220;Ne canlardan geri kalmış misâfir-hânedir dünyâ </em></span></div>
<div>
<p><span style="color: #000080;"><em>Harâb-ender-harâb olmuş yatur virânedir dünyâ&#8221;</em> /Âşık Ömer</span></p>
<p>Bu dünya otel gibi bir yerdir. Gelir yatar gidersin. Sonra başkaları gelir gider. Sahiplenip de boşu boşuna gönlünü bağlama. İnsan ayrılacağı yere âşık olur mu hiç? Akıllı insan üzerine basar geçer. Bu dünyayı bir basamak olarak görür. Ona tutulmak aklın kıt olmasına delâlet eder. Ona akl-ı maâş derler. Olması gereken akıl ise akl-ı muâddır. Yani hep geçerli olan, mezara kadar değil de kıyamete kadar geçerli olan akıldır. Bu dünya üst üste yapılıp yıkılmış bir yer gibi. Bir göçüntü gibi, bir virane gibi.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Gırrelenmez rûz-i ikbâlin görüp ehl-i hired</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Her günü bir kadr ider tâkib, her sebti ehad</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Seyl-i mevt etdikte berbâd ömrü, baht etmez meded</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Böyle âteş-meşreb olma hâk olur bir gün cesed</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Müstakim ol Hazreti Allah utandırmaz seni</em></span></div>
<div>
<p><span style="color: #000080;">Diyarbakırlı Said Paşa</span></p>
<p>Akıllı insan, işinin iyi gittiğini görüp gururlanmaz. Kâmil akıl sahipleri yukarıya çıktım diye gururlanmaz. Her günün bir gecesi vardır. Her cumartesinin bir pazarı vardır. Ecel seli gelip de ömrü berbat ettiği zaman, bahtın sana yardımcı olmaz. Böyle ateş tabiatlı olma, bir gün cesedin toprak olur. Sen doğru olursan, Allah seni utandırmaz.</p>
</div>
<div></div>
<div style="text-align: center;"><strong>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler -5</strong></div>
<div></div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Derd-i aşka düşmeyen dermâna olmaz âşinâ,</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Cevre mahrem olmayan ihsâna olmaz âşinâ.</em></span></div>
<div>
<p><span style="color: #000080;">Şemseddin Sivasî (1520-1597)</span></p>
<p>Derdi olmayan dermanı tanımaz.Aşk derdine düşmeden, derman tanıyamaz ki insan görünce.Aslında dert sana dermanla tanışman için veriliyor.Ne diyordu Niyazi Mısri Hazretleri:</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Dermân aradım derdime</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Derdim bana dermân imiş</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Bürhân aradım aslıma</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Aslım bana bürhân imiş</em></span></p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Sanman ki taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Biz aleme bir yâr için âh etmeğe geldik..&#8217;</em></span></div>
<div>
<p><span style="color: #000080;">Yenişehirli Avni</span></p>
<p>(Dünyaya gelişimiz ne mevki ve makam, ne de mal ve mülk peşinde koşmak için&#8230;</p>
<p>Biz buraya bir sevgili için âh etmeye geldik, o kadar&#8230;)</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Nice doyunca görem sen gibi nâzik bedeni&#8217;</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Kendi kirpiğim olupdur bana gözüm dikeni&#8217;</em></span></div>
<div></div>
<div>
<p>Gözlerindeki kirpikler bile sevgilinin cemâline bakmasına engel teşkîl etmektedir, diken gibidir hatta. Şu dengeye bir bakın sevgili okurlar:Sevgilinin kirpikleri cana batan oklardır, müjgândır. Vasfında kelimeler yetersiz kalır, söylenecek söz bitmez ama âşık kendi kirpiklerinden bahsederken onu diken diye tavsif eder, diken diye adlandırır vesselam. Tabii bu aşkın gerektirdiği, mecbur kıldığı tevâzunun bir görünüşü ise de aynı noktadan hareketle bâzen de şairlerimiz şöyle deyiverirler.</p>
<p><span style="color: #000080;"><em>Sohbetinden âr edip ey gül beni terk etme kim</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>gül olur efsürde terk-i sohbet-i hâr eyle geç</em></span></p>
<p>Muazzam bir nükte. Ey sevgili benim sohbetimden utanıp da benden uzakta kalma, gerçi gözlerim diken gibidir, ben diken gibiyim daha doğrusu. Ben diken gibiyim, sen ise erişilmez güzellikteki gülsün ama benden ayrı kalmak sana da yaramaz. Bilirsin ki dikenlerinden ayrılan gül perişan olur, dağılır gider.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Kalb bir gencinedir, cismim anın vîrânesi</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Feyz bir bahr-i keramettir, sözüm dür dânesi </em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Nutk bir tuti-i hoş-gûdur, derunum lânesi </em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Eşk bir sahba-yı ateşdir gözüm peymânesi </em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Ye’s bir mihmân-ı gamdır, hâtırım kâşânesi </em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Dağ bir murg-ı semenderdir, ten ateşhânesi </em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Aşk bir şem&#8217;i ilahidir, benim pervânesi </em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Şevk bir zencirdir gönlüm anın divânesi.</em></span></div>
<div>
<p><span style="color: #000080;">Şeyh Galib</span></p>
<p>Kalp, en kıymetli cevherlerin gizli olduğu bir hazinedir. Ve her hazine bir viranede saklıdır. Beden de o hazinenin saklandığı viranenin ta kendisidir. Bedenimle viraneyim, kalbimle hazineyim. “Gerçi virâne isen genc-i mutalsamsın Sen&#8221; çünkü beden paha biçilmez bir hazineyi taşır o da Ruh’dur, kalp’tir&#8230; Sen manevi tarafınla insansın. Ölen hayvan olur, âşıklar ölmez dememiş miydi Hazreti Yûnus&#8230;</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Derûnî âşinâ ol taşradan bîgâne sansınlar </em></span></div>
<div>
<p><span style="color: #000080;"><em>Bu bir zîbâ revişdir âkıl ol dîvâne sansınlar</em></span></p>
<p><span style="color: #000080;">(Taşlıcalı Yahya Bey)</span></p>
<p>[Kalp gözüyle görenlerden ol, dışarıdan câhil sansınlar seni. Husûsî ve güzel bir gidiştir şu ki; sen akıllı ol da seni deli sansınlar.]</p>
<p>Deli olmadan veli olunmazmış.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Rızk için etme te’essüf olma hem-tavr-ı mekes</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>’Müsterîh ol ’Kâf-ı temkîne çekil “Anka gibi&#8217;</em></span></div>
<div><span style="color: #000080;">(Fenni)</span></div>
<div></div>
<div>
<p>Sinek gibi olma rızık işinde. Tereddütlü olma. Ne bulurum ne yerim diye çöplüklerde dolaşma. Müsterih ol. Anka kuşu gibi temkin kâf’ına çekil. Hani şu adı var kendi olmayan Kaf dağına. Rızkın seni zaten kovalıyor, kaçamazsın istesen bile. Garanti olmayan bir şey var; Son nefes! Garanli olunanı bırakıp garanti olmayanın peşinde koşma.Eskilerin deyişiyle, teklif edileni unutup tekeffül edilende ömür harcama.</p>
<p><span style="color: #000080;">&#8216;İğtı&#8217;nâm eyle hayatı ehlî derde hem-dem ol</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Çünkü bak mazileri görmektesin rü’yâ gibi’</span></p>
<p>Hayatı ganîmet bil. Ele geçen servet gibi yani. Çok kıymetli ama her dakikasının kıymetini bil. Nasıl bil? Dert ehli olanlarla beraber otur kalk. Gamsızlarla değil.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen</em></span></div>
<div></div>
<div>
<p>Yani; bir iyilik yapınca, hiç merak etme karşına çıkar. Kötülük yaparsan da bulursun tabiî. Yani bil ki ektiğini biçeceksin. Şu kadar var ki kötülüklerinin karşılığı bire bir gelir de iyiliklerine en az on kat karşılık bulursun. Tüccar akıllı olmalı. Üçüncü mısrada, doğru yoldan sakın ayrılma diyor; hazlara aldanma. Bize bazı şeyler lezzetli gelir ya hepsinin bir sebebi ve hikmeti vardır. Neslin ve hayatın devamı içindir. O lezzete takılıp da bala düşen sinek gibi olma yani.Marifetnamede İbrahim Hakkı hazretleri dünyayı anlatırken şöyle der: Dünya bala benzer içine düşen sineğe. Devamında ise; ihtiyaçtan fazla paranı hayırda sarf et; yoksa ya yersin, biter gider ya da miras bırakırsın başkaları paylaşır. Hayra sarfet, hep senin olsun. Akıllı ol. Yiyip bitirmek, bire bin elde edebileceğin tohumu bir öğünde pişirip yemek kadar ahmakça bir iş olur. İnsan utanır sonra. Pişman olur ve ah! der.</p>
</div>
<div>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</div>
<div><span style="color: #000080;"><em>Hây u huydan fâriğ ol âlemde sultanlık budur</em></span><br />
<span style="color: #000080;"><em>Pendini gûş eylegil mûrun Süleymanlık budur</em></span></div>
<div></div>
<div>Karıncanın nasihatına kulak ver Süleymanlık budur. Bu şiire dikkat buyurun yazan Sultan Süleyman, Kanunî Sultan Süleyman; ama Hazreti Süleyman Peygamber’e atfen diyor ki: “Gerçek Süleyman olmak karıncanın sözüne kulak vermektir. Süleyman adaşını taklit et. Kendine söylüyor, nasihati kendine yapıyor. Kanuni Sultan Süleyman diyor ki: “Hazreti Süleyman Peygamber karıncayı muhatap aldı dinledi sözüne itibar etti. Sen de ona bak Süleymanlık budur yani, diye. Kur’ân-ı Kerîm’de buyuruyor ya Hazreti Süleyman Peygamber’le karınca konuştular onu anlatıyor.</div>
<div></div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/23298-2/">Hayati İnanç – Can Veren Pervaneler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/23298-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Şiiri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-siiri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-siiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Jun 2019 16:28:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Galib]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[zübde-i alemsin sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=22567</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanaatimce Şeyh Gâlib’in şaheseri aşağıdaki müsemmen (sekizli) gazelidir. (İnsan Gazeli’ diye adlandıranlar var; haksız da değiller gibi. Başka bir örnek daha gösterilebilir mi bilmiyorum; 85 manzumede her bir mlsra (toplam 48, tekrarlar dikkate almmazsa 40) bağımsız birer değer hükmü olarak okunabilir. Adeta ardı ardına söylenmiş 40 atasözü gibi; insan kudreti ile izahı gerçekten çok kolay [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-siiri/">İnsan Şiiri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-22570 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577.jpg" alt="" width="407" height="271" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/360x240-seyh-galib-ve-nabiye-inat-ugruna-yazdigi-husn-u-ask-1556632019577-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 407px) 100vw, 407px" /></a></p>
<p dir="ltr">Kanaatimce Şeyh Gâlib’in şaheseri aşağıdaki müsemmen (sekizli) gazelidir. (İnsan Gazeli’ diye adlandıranlar var; haksız da değiller gibi.</p>
<p dir="ltr">Başka bir örnek daha gösterilebilir mi bilmiyorum; 85 manzumede her bir mlsra (toplam 48, tekrarlar dikkate almmazsa 40) bağımsız birer değer hükmü olarak okunabilir. Adeta ardı ardına söylenmiş 40 atasözü gibi; insan kudreti ile izahı gerçekten çok kolay değil. Hele şairin 42 yaşında dünyadan ayrıldığı ve bu manzumenin de içinde bulunduğu Dîvânını tertip ettiğinde henüz 24 yaşında olduğu düşünülürse&#8230;</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Ey dil ey dil niye bu rütbede pür-gamsın sen</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Secde-fermâ-yı melek zât-ı mükerremsin sen</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Bildiğin gibi değil cümleden akdemsin sen</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Rûhsun nefha-i Cibrîl ile tev’emsin sen</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Sırr-ı Haksın mesel-i Îsî-i Meryemsin sen</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen</strong></span></p>
<p>**********</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Ey dil ey dil neye bu rütbede pür-gamsın sen</strong></span></p>
<p dir="ltr">Ey gönül, ey gönül! Hangi sebeple bu derece gamlısın sen; yahut bulunduğun bu derecede iken böyle gamlısın sen?</p>
<p dir="ltr">İlk mısrada açtığı sorunun cevabı şiirin sonuna kadar her mısrada ayrı ayrı veriliyor. Üzülmeye hakkın yok ey insanoğlu, korkulur ki bu küfran-ı ni’met olur. Çünkü öylesine şerefli bir mevkide yaratılmış bulunuyorsun ki, bundan gâfil olmak, o şerefi bahşedenin hikmetinden gafil olmak demek olur.</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Gerçi virane isen genc-ı&#8217; mutalsamsın sen</strong></span></p>
<p dir="ltr">İki türlü anlamlandırılabiliyor görebildiğim kadarıyla:</p>
<p dir="ltr"><strong>a)</strong> Evet sen bir tarafından bakılınca kıymetsiz bir göçüntülükten ibaretsin. Öyle ya, insan eti ölünce para bile etmiyor. Hatta cesedi bir an önce gözden uzaklaştırmak için masraf ediliyor; kimsesi yoksa Belediye devreye giriyor. Ama öte yandan -yani ruh cihetinden-öyle kıymetlisin ki paha biçilemez sana. Allah&#8217;ın eşref-i mahlükât olarak yarattığısın. Genc, hazine demek; mutalsam da tılsımlı. Efsane odur ki paha biçilmez hazineler daima viranede saklanırmış ve başında bir yılan beklermiş.</p>
<p><strong>b)</strong> &#8216;isen’deki -se eki malum dilek-şart kipidir. Yani ekin şart anlamına göre bakılırsa demek olur ki, virane olman şartıyla paha biçilmez hazinesin sen. Yani zahiri/bedeni virane edebilirsen manevi kıymetin ortaya çıkar.</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Secde- fermâ-yı melek zât-ı mükerremsin sen</strong></span></p>
<p>Melekler, Adem Aleyhisselam’a doğru-Allah’a secde etmekle emrolunmuşlardı hani. Sen insan olmakla işte bu şerefin, keremin sahibisin . Allahü teâlâ , günahsız meleklerine senin babana doğru secde etme emrini verdi. Öyleyse ey insanoğlu kıymetini/sevildiğini bil. Öyle insanlar var, bu şuur sayesinde meleklerin imrendikleri bir bir mevki elde ettiler ve öyle insanlar var ki , bunu unutmakla şeytanların bile “ iyi ki insan değiliz “ dedikleri bir duruma düştüler.</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Bildiğin gibi değil cümleden akvamsın sen</strong></span></p>
<p>Gündelik konuşmanızda alelade söyleyiverdiğimiz “ bildiğin gibi değil “ deyimini derc ederek yaptığı letafet bir tarafa ; her şeyden daha kıymetlisin sen ; kendini bilmiyorsun sadece&#8230;</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen</strong></span></p>
<p>Özümüz ruh ya, Kur’ân-ı Kerim de kadr sûresinde Cebrail Aleyhisselam ‘ruh’ diye anılıyor ; meleklerin en büyüğü olan ve kitapları peygambere (aleyhimüsselam)getirmekle vazifeli Cebrail Aleyhisselam’ın nefesi ile ikiz kardeşsin sen ; onun gibisin ; kıymetini bil !</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Sırr-ı Hak’sın mesel-i Isî-i Meryemsin sen</strong></span></p>
<p dir="ltr">Hazreti İsâ aleyhisselâmın babasız olarak, kudret-i ilâhî ile dünyaya getirildiği hatırlatılarak ve babamız olan Adem aleyhisselâmın hem anasız ve hem babasız olarak dünyaya getirildiği nazara verilerek; sen işte o derece kıymetlisin. Evet günahkâr, kusurlu, yüzü kara insansın ama, masüm olan peygamberler de insandan idi. 87</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Hoşça bak  zâtına kim zübde-ı&#8217; âlemsin sen </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>&#8216;Merdüm-ı&#8217; dîde-ı&#8217; ekvân olan âdemsin sen.</strong></span></p>
<p dir="ltr">Her kıt’anın sonunda tekerrür eden bu berceste (benzersiz) beyitte ise; kendini hakir görme sakın, yaratılmışların çekirdeği, özü, gayesi, en kıymetlisisin sen ve kâinâtın gözbebeğisin denilmektedir.</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Bu âdem dedikleri, el ayakla, baş değil,</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Adem rûha denilir, surat ile kaş değil.</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Beden et ve deridir , rûh bunun servetidir,</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Hakkın kudret sırrıdır, rûhsuz kalıp hoşdeğil</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Adem gerek , su gibi, temizlenip arına,</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Haramlardan kaçınır, nefsi de serkeş değil.</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Ademdedir, emanet, ondadır ilmü-hikmet.</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Hakkın katında âdem, dâne-yi haşhaş değil.</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Adem olan iyi bil, çalışır hep ay ve yıl,</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Rûh gıdası ilimdir, ekmek ve kumaş değil.</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Kendi özün anlıyan, rûh gözün aydınlansın.</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Hak sözün pek kavrayan, er olur, ayyaş değil.</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Beden hayvanda da var, hissi, onda pek artar</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Kurt gözü keskinse de, nakş görür, nakkaş değil</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Merci’in Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Başkasın kendini sûretle heyûla sanma</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma</strong></span></p>
<p>İsimden ibaret değilsin, ismin işaret ettiği Kemal mertebesine layıksın, hedefin o olmalıdır. makamın eşya değil, eşyayı yaratanın muhatap kabul ettiğisin; hakikate dair görülen işleri asılsız rüyalar zannetme, haksızlık etmiş olursun. kendini hiçbir şekilden ibaret ve bir görüntü zannetme, sen başkasın; evliyanın keşifleri ile vakıf olduklarını hususları kuru bir dava zannetme; sana dair söyledigim yüceltici vasıfları, gönlünü almak ya da seni sevindirmek için söylenivermiş zannetme, hakikattir.</p>
<p dir="ltr">Kendini ehemmiyetsiz sanma, âlemin en seçkin parçası ve özelisin; bütün yaratılmışların gözbebeği olan insansın sen.</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>İnleyip sırrını fâş eyleme ağyâra sakın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.</strong></span></p>
<p>Aşkın sırrını taşımak kolay değil, layık olmayana sır vermekte uygun değil, dikkat et; cahillik edip inkar tehlikesine düşme; feryatların zülf-i yâre dokunmasın, kaçın ; hallacı mansur Hazretleri’nin darağacına gittiğini aklından çıkarma; yaralarından dolayı dosttan şikayetçi olma sakın; ey çaresiz kişi! aşk yolunda bulacağın kıymetli cevherleri, sırları iyi muhafaza et.</p>
<p dir="ltr">Kendini ehemmiyetsiz sanma, âlemin en seçkin parçası ve özetisin; bütün yaratılmışların gözbebeği olan insansın sen.</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Sendedir mahzen-i esrar-ı mehabbet sende</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Sendedir ma’den-i envar-ı fütüvvet sende</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Gizli gizli dahı vardır nice hâlet sende</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Ma’rifet sende, hüner sende, hâlet sende</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Nazar etsen, yer ü gök, dûzah u cennet sende</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Arş u kürsiyy ü melek sendedir elbet sende</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen </strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.</strong></span></p>
<p>Aşkın sırlarının hazinesi, mertlik (yiğitlik) madeni sendedir; akıllara ermez haller sendedir; marifet,hüner,hakikat sendedir (seyr-i enfüsî) ; dikkat et ki, gökler ve yer, cennet ve cehennem de (insan ateşini bu dünyadan götürür Kazıyesi ne hatırlatıyor) sendedir; arş da kürsi de melek de sendedir ; hatırlayalım hep yanımızda olan melekleri&#8230;</p>
<p>Kendini ehemmiyetsiz sanma, âlemin en seçkin parçası ve özetisin; bütün yaratılmışların gözbebeği olan insansın sen.</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Hayftır şâh iken âlemde gedâ olmayasın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Keder âlûde-i ümmid ü reca olmayasın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Vâdi-i ye’se düşüp hiç ü heba olmayasın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Yanılıp reh-rev-i sahrâ-yı bela olmayasın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Adem’e muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın</strong></span><br />
<span style="color: #003366;"><strong>Secdeler eyle ki merdûd-i hüda olmayasın</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen </strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.</strong></span></p>
<p>Yazık olur! Padişah olacak tiynette yaratılmışken dilenci olursan ;insanlardan ve dünyadan beklenti ve çekinti ile paçana çamur bulaştırırsan;ümitsizlik gayyâsına düşüp zayi olur gidersen;yolunu şaşırıp bela çöllerine yolunu düşürürsen.aslında ademdir ( yokluktan geldin ) bunu unutma ki sevgiliden uzak düşmeyesin; doğrulukla kulluk eyle ve gözyaşlarıyla hep dua et de Allah’ın reddettiği olma&#8230;</p>
<p>Burada Hazreti Adem babamızla İblis karşılaştırmasmı yapıyor. Aleyhisselam’a benze, O tasfiye etti, safiyullah oldu, öyle tövbe etti, öyle ağladı ki; Safiyullâh Adem oldu. Öbürü de ( İblis) secdeyi terk etti, inat ve kibir etti de başına neler geldi. Yani Galib merhum hikâyenin ta başından misal getiriyor.</p>
<p dir="ltr">Kendini ehemmiyetsiz sanma, âlemin en seçkin parçası ve özetisin; bütün yaratılmışların gözbebeği olan insansın sen.</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Berk-i hâtıf gibi bû kayd-i sivâdan güzer et </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Dâmenin tutmaya asâr-ı alâyık hazer et </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Şemş veş hâhiş-i Munlâ ile azm-i sefer et</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong> Sâf kıl âyineni kâbil-i aks-i suver et</strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong> Hele bir cem’-i havâs eyle de Galib nazar et </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen. </strong></span></p>
<p dir="ltr">Aniden çakan ve göz kamaştıran bir şimşek gibi Allah’dan gayrıdan geçiver; çer-çöp sana bulaşmasın, aşk ateşini siper kıl; değmez alâkalara paçanı kaptırma, sakın; Hazreti Şems-i Tebrizî’ nin ettiği gibi Hazreti Mevlânâ aşkı ile yola düşüver; kalp aynanı temizle ki muhteşem suretlerin görünmesine kabiliyet kazansın; ve ey Gâlib (sanki tüm sözler kendine) kemâl-i dikkat ve edeple bak ki ne göreceksin:</p>
<p dir="ltr">Kendini ehemmiyetsiz sanma, âlemin en seçkin parçası ve özetisin; bütün yaratılmışların gözbebeği olan insansın sen.</p>
<p dir="ltr">Bir gazelinden şu iki mısra hayran bırakıyor beni:</p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>&#8216;Dört üstü dört olurmu safâ cihânda kim </strong></span></p>
<p dir="ltr"><span style="color: #003366;"><strong>Merbut-i çâr-mîh-ı anâsır bulunmuşuz</strong></span></p>
<p>Dünyada mümkün müdür ki neş’e dıliddörtlük olsun. Hava, toprak, su, ateş gibi dört unsura çakılı durumdayız çünkü ve bunların her birinin temâyülleri farklı ve <span style="color: #003366;">birbirne</span> zıt; biri rahat etse yekdiğeri bîzâr olur.</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Dâd alma mümkün idi felekde yâ neyleyim. </strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Birkaç zamân içinde müsâfir bulunmuşuz.</strong></span></p>
<p>Talep etseydik eğer felekten, belki ihsâna kavuşup gün yüzü görmemiz mümkün olacaktı; amma şu var ki misafir olarak bulunduk âlemde ve müsafir için, bulduğundan fazlasını istemek mürüvvete uygun düşmezdi; bir de fazla vaktimiz olmadı be&#8230;</p>
<p>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler 5,syf.83,91</p>
<p dir="ltr">The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-siiri/">İnsan Şiiri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-siiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne Eylemişler?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ne-eylemisler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ne-eylemisler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Jun 2019 13:38:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İzzet Molla]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Galib]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ne Eylemişler?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=22560</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Şeyh Gâlib’in ‘eylemişlerdir’ redifli iki gazeline, Keçecizâde İzzet Molla’nın nazîresini büyük bir zevkle okuduktan sonra, anladıklarımı sizlerle paylaşmayı istedim. Buyurun: O âkıller ki râhın semt-i takdîr eylemişlerdir Çıkar yolancak oldur hüsn-i tedbîr eylemişlerdir Şerâr-ı âhı dâne eşk-i çeşmi âb kılmışlar O sayyâdân ki murg-i kâmı nahcîr eylemişlerdir Fuzûlî dehrden kâm almak olmaz olmadan giryân  [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ne-eylemisler/">Ne Eylemişler?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/indir.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22563 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/06/indir.jpg" alt="" width="486" height="272" /></a>&#8230;</p>
<p>Şeyh Gâlib’in ‘eylemişlerdir’ redifli iki gazeline, Keçecizâde İzzet Molla’nın nazîresini büyük bir zevkle okuduktan sonra, anladıklarımı sizlerle paylaşmayı istedim. Buyurun:</p>
<h4><strong>O âkıller ki râhın semt-i takdîr eylemişlerdir</strong><br />
<strong>Çıkar yolancak oldur hüsn-i tedbîr eylemişlerdir</strong></h4>
<h4><strong>Şerâr-ı âhı dâne eşk-i çeşmi âb kılmışlar</strong><br />
<strong>O sayyâdân ki murg-i kâmı nahcîr eylemişlerdir</strong></h4>
<h4><strong>Fuzûlî dehrden kâm almak olmaz olmadan giryân </strong><br />
<strong>Sadef su almayınca ebr-i nîsândan güher vermez</strong></h4>
<h4><strong>Me’âl-i aşk çıkmaz sözlerinden Kays u Ferhâd’ın </strong><br />
<strong>O bahsi her biri bir başka takrîr eylemişlerdir</strong></h4>
<h4><strong>Yıkıldı hâtırım şâd eyledim hussâdı hamd olsun</strong></h4>
<h4><strong>Anın nakzıyla çok vîrâne ta’mîr eylemişlerdir</strong></h4>
<h4><strong>Kiminbaşında sevdâ varsa bir bir toplayıp uşşâk </strong></h4>
<h4><strong>Gelince tâ ser-i Mecnûn’a zencîr eylemişlerdir</strong></h4>
<h4><strong>Rakîb olsun sevindi sâyesinde baht-ı bî-dâdın</strong><br />
<strong>Felekden çekdiğim cevr ile tebşîr eylemişlerdir</strong></h4>
<h4><strong>Bilinse aşk-ı mutlak kimse olmaz İzzetâ âşık </strong><br />
<strong>Koyup nâmın muhabbet hüsn-i ta’bîr eylemişlerdir</strong></h4>
<h4><strong>Olanlar genc-i lâ-yefnâya mâlik künc-i râhatde</strong><br />
<strong>Koyup dünyâyı azm-i der-geh-i Pîr eylemişlerdir</strong></h4>
<p>*********************</p>
<p><strong>O âkıller ki râhın semt-i takdîr eylemişlerdir</strong><br />
<strong>Çıkar yolancak oldur hüsn-i tedbîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>O akıllı kimseler ki, takdîre yönelmişler yani teslim olmuşlar; tek çıkar yol zaten odur, mâşâallah güzel bir yol tutmuşlar. Öyle ya <strong><em>“Men âmene bil-kaderi emine min-el kederi”</em></strong>(Kadere îmân eden kederden emîn olur).</p>
<p><strong>Şerâr-ı âhı dâne eşk-i çeşmi âb kılmışlar</strong><br />
<strong>O sayyâdân ki murg-i kâmı nahcîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>Kafes avı şöyle yapılır: Yere koyduğunuz bir kafesin içine bir avuç arpa tanesi ile biraz su koyarsınız. Yem veya su için kafese giren kuş, kapağın kapanması ile avlanmış olur. (Tecrübeli avcılar kafes avını tasvip etmezler, çünkü mertliğe aykırı bulurlar.)</p>
<p>İşte şairimiz diyor ki; saadet kuşunu avlayabilmek için dâne ve su yerine; (Ah!) kıvılcımlarını ve gözyaşını koyacaksın. Fuzûlî’nin beytini hâtıra getiriyor:</p>
<p><strong>Fuzûlî dehrden kâm almak olmaz olmadan giryân </strong><br />
<strong>Sadef su almayınca ebr-i nîsândan güher vermez</strong></p>
<p><em>[Ağlamadan maksada kavuşulamaz dünyada. Sadef de nisan yağmuru almadan inci vermiyor malûm.]</em></p>
<p>Devam edelim İzzet Molla’nın gazeline:</p>
<p><strong>Me’âl-i aşk çıkmaz sözlerinden Kays u Ferhâd’ın </strong><br />
<strong>O bahsi her biri bir başka takrîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>Aşkın gerçek manâsını Ferhad’ın da, Mecnûn’un da sözlerinden anlamak mümkün değil. Farklı farklı anlatmışlardır zaten.</p>
<p><strong>Kiminbaşında sevdâ varsa bir bir toplayıp uşşâk Gelince tâ ser-i Mecnûn’a zencîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>Herkesin sevda namına çektiklerini toplamış da aşıklar, vakti gelince Mecnûn’un başına zincir etmişler. Bütün aşıklara model olmuş böylelikle Mecnûn.</p>
<p><strong>Yıkıldı hâtırım şâd eyledim hussâdı hamd olsun </strong><strong>Anın nakzıyla çok vîrâne ta’mîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>Benim gönlüm yıkıldı ama bu sayede hasetçilerim sevindi, elhamdülillah!</p>
<p><strong>Rakîb olsun sevindi sâyesinde baht-ı bî-dâdın</strong><br />
<strong>Felekden çekdiğim cevr ile tebşîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>Beni hep üzen bahtım hiç değilse rakîbi sevindirdi; öyle ki çektiğim ızdırâbı birbirlerine müjdeliyorlar. Ben üzüldüm ama sevinen var…</p>
<p><strong>Bilinse aşk-ı mutlak kimse olmaz İzzetâ âşık </strong><br />
<strong>Koyup nâmın muhabbet hüsn-i ta’bîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>Mutlak aşkın ne olduğu bilinse ortada aşık falan kalmaz da; insanlar küçük duygu ve eğilimlerine muhabbet adını vermişler. Aslında muhabbet ile alakası bile yok. “Nefsin arzusuna aşk adını vermek, altın taç giydirilmiş kel kör bir başa benzer”. Fakat insanlar böyle adlandırmışlar, ne yapalım hüsn-ü tabir etmişler.</p>
<p><strong>Olanlar genc-i lâ-yefnâya mâlik künc-i râhatde</strong><br />
<strong>Koyup dünyâyı azm-i der-geh-i Pîr eylemişlerdir</strong></p>
<p>Gerçek hazineye sahip olanları (gerçek aşıkları) söyleyeyim; onlar dünyaya kıymet vermeyip, Allah dostunun kapısına yönelenlerdir.</p>
<p>Bu konuya Nabi merhum&#8217;un &#8216;yeğdir&#8217; redifli beyitinden gelmiştim.Bakın bu meyanda Büyük usta Baki ne söylemiş:</p>
<p><strong>Cihanın ni’metinden kendi âb-ü dânemiz yeğdir</strong><br />
<strong>Elin kâşânesinden gûşe-i virânemiz yeğdir</strong><br />
<strong>Gına sadrındaki mağrûr-ü nâ âsûde serverden</strong><br />
<strong>Fenâ bezminde hâbâlûd olan mestânemiz yeğdir</strong></p>
<p>Gösterişli saltanat sofraları yerine kendi kuru ekmek ve suyumuzdan müteşekkil soframızı tercih ederim. En azından minnet yok, o gösterişli sarayları evleri bir tarafa bırak bizim kulübede öyle bir rahatım var, bildiğiniz gibi değil. Bu saltanatta oturan ve fakat içi dışı gibi olmayanlara nispetle bizim o kulübedeki yarı baygın sarhoşun Süzgün bakışı çok üstündür diyor.</p>
<p>Hayati İnanç &#8211; Can Veren Pervaneler 5,syf.51-54</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ne-eylemisler/">Ne Eylemişler?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ne-eylemisler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeyhülislam Yahya (Keklik-Karga)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/seyhulislam-yahya-keklik-karga/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/seyhulislam-yahya-keklik-karga/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 11:23:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhülislam Yahya]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[Hased]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Inanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=18828</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Sultan Dördüncü Murad zamanının şairi ve şeyhülislamdır. Sivri dili sebebiyle can veren büyük şair Nef’î ile de aynı zamanda yaşamıştır. Dört defada toplam 11 yıl kadar şeyhülislamlık makamında bulunmuştur ve divan şiirinde gazel tarzında Bâkî ile birlikte en büyük bilinir. Çok basit ve harika bir üslûbu vardır. Osmanlı Devletinin yıkılışını iki asır geciktiren hadise, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seyhulislam-yahya-keklik-karga/">Şeyhülislam Yahya (Keklik-Karga)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="post-" class="postcontent singledefult">
<div class="blogpost">
<div class="posttext">
<div class="topBlog"> <a href="http://ilimcephesi.com/seyhulislam-yahya-keklik-karga/naili-375x195/" rel="attachment wp-att-18883"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-18883" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/naili-375x195.jpg" alt="" width="375" height="195" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/naili-375x195.jpg 375w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/naili-375x195-300x156.jpg 300w" sizes="(max-width: 375px) 100vw, 375px" /></a></div>
<div class="sentry">
<div>
<p>Sultan Dördüncü Murad zamanının şairi ve şeyhülislamdır. Sivri dili sebebiyle can veren büyük şair Nef’î ile de aynı zamanda yaşamıştır.</p>
<p>Dört defada toplam 11 yıl kadar şeyhülislamlık makamında bulunmuştur ve divan şiirinde gazel tarzında Bâkî ile birlikte en büyük bilinir.</p>
<p>Çok basit ve harika bir üslûbu vardır.</p>
<p>Osmanlı Devletinin yıkılışını iki asır geciktiren hadise, Dördüncü Murad’ın zafere ulaştığı Bağdat Seferidir derler. Bu harbe bizzat iştirak etmişti. Sultanın başka bir yoldan Bağdat’ta kullanılmak üzere gönderdiği toplar mahalline üç gün gecikmeyle varınca, Şeyhülislam Yahya’nın teklifi ile beraberde götürülen birkaç topun sayesinde savaş kazanılmış ve böylelikle kendisinin müdebbir (tedbirli) ve âkil karakteri herkesçe bir kez daha hayranlıkla gözlenmiştir.</p>
<p>Osmanlı tarihinde Ebussuud Efendi’den sonra en müessir Şeyhülislam olduğu kanaati de genel kabule mukârindir.<br />
İşbu Bağdat seferi meşhur “<strong>Genç Osman dediğin bir küçük uşak…”</strong> türküsünün de hikaye ettiği savaştır.<br />
Yahyâ, o dönemde devletin başını ağrıtan zorbaların hemen her isyanlarında kellesi istenen kişilerin başında gelirdi. Gördüğü itibar, ilimdeki kudreti, devlete hizmeti hep hasedi çekmiş, kendisini kötü niyetlilerin hedefi haline getirmiştir.</p>
<p>Hasede dâir:</p>
<p><strong>Âlemde zerre denlû değil iken vücûdumuz<br />
Müşkül budur ki zerreden artık hasûdumuz</strong></p>
<p>(Bu alemde varlığımız bir zerre kadar bile yoktur ama, gel gör ki zerreler sayısından fazla hasetçi ile başımız dertte)<br />
Şeyhülislâm Yahyâ hem devlette yüksek görevlerde bulunmuş, hem ilim sahasında herkesçe kabul edilen mertebe ihraz etmiş; hem de şiir vadisinde emsalsiz denebilecek başarı göstermiştir.</p>
<p><strong>Not:</strong> İşgal ettiği makam, bugünkü Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin fonksiyonlarını karşılayan bir görev yapısında idi. Dînî hususlarda fetva makamı da olmakla beraber bu iş için Şeyhülislamlım makamının bir dairesi yetkilidir o kadar.</p>
<p>Kendisinden birkaç seçme:</p>
<p><strong>Mâl için nâdân olur pâ-beste-i bend-i belâ<br />
Hırs-ı dâne mürg-i bî-idrâki ilter dâme dek</strong></p>
<p>[İdraki olmayan zavallı kuşun bir yem tanesine heves ederek, tuzağa yakalanması gibi; dünyanın hakikatini idrak edemeyip mal ve mevki hırsına kapılanlar da başlarını belâya sokarlar. Vâ esefâ!]</p>
<p><strong>Bahr isen de katre-i nâçiz göster kendini<br />
Gönlüne gir ey gönül ol goncenin şeb-nem gibi</strong></p>
<p><strong>Bahr :</strong> Deniz<br />
<strong>Katre :</strong> Damla<br />
<strong>Nâçiz :</strong> Zavallı, küçücük<br />
<strong>Şeb :</strong> Gece<br />
<strong>Şeb-nem :</strong> Gece nemi (çiy damlası)</p>
<p>[Deniz gibi büyük ve haşmetli olsan da, bir damla görünmelisin. Çünkü gülün kalbine girebilen o küçücük çiy damlasıdır; okyanus oraya sığmaz ki…]</p>
<p><strong>Yerin od etmedik kim vardır erbâb-ı mehabbette<br />
Semenderler gibi uşşâk da sükkân-ı âteşdir</strong></p>
<p>[Aşka gönül düşürüp de yeri ateş olmayan, yanmayan olur mu hiç. Âşık için yanmak mukadderdir. Âşık, -efsâneye göre- ateşte yaşayıp, ancak orada rahat eden semenderlere benzer.]</p>
<p><strong>Seni bu hallere koyan gülün aşkıdır ey bülbül<br />
Neye düşse anı yakıp kül etmek şân-ı âteşdir</strong></p>
<p>[Ey bülbül! düştüğü yeri yakıp kül etmek ateşin şanındandır; hâlinde şaşılacak bir şey yok.]</p>
<p><strong>Zevâli gussası çeksün deyû ni’met verir yohsa<br />
Felek ehl-i dilin sanman ki mesrûr olduğun ister</strong></p>
<p>[Felek gönül ehli olanlara bir ni’met verince zannedilmesin ki, onun bahtiyar olduğunu istemektedir de onun için verdi. İşin içyüzü şudur: Bir ni’mete alışan onu kaybedince acı duyar ya, işte o acıyı derinden tatsın diye kısa süreliğine, şöyle bir ağzı tatlanıversin diye verir.]</p>
<p><strong>Bülbül şetâreti gül-i handânı güldürür<br />
Taklîd-i zâğ gebk-i hırâmânı güldürür<br />
Yahyâ’yı ağladırsa eğer yâr gam değil<br />
Müşkil budur ki düşmen-i nâdânı güldürür</strong></p>
<p><strong>Şetâret :</strong> Şenlik, gülme, eğlenme<br />
<strong>Gül-i handân :</strong> Gülen gül<br />
<strong>Zâğ</strong> : Karga<br />
<strong>Gebk :</strong> Keklik<br />
<strong>Hırâmân :</strong> -burada- salına salına yürüyen<br />
<strong>Nâdân :</strong> Câhil</p>
<p>[Bülbülün neş’elenip gülmesi gülü güldürür. (Nasıl olsa benim dikenlerim göğsünü parçalayacak; bana mahkûmsun; gül bakalım, görürsün sen makamında güldürür yani.) Karganın, kekliğin alımlı yürüyüşünü taklide yeltenmesi de kekliği güldürür. Sevgilinin bizi ağlatması bir şey değil –ona zaten razıyız da…- alçak düşmanı güldürmesi dayanılır şey değil doğrusu.]</p>
</div>
<div></div>
<div class="singleBorder"> Hayati Inanç &#8211; Can Veren Pervaneler,syf.44-47</div>
</div>
<div>hayatiinanc.com</div>
</div>
</div>
</div>
<div id="commentform"></div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/seyhulislam-yahya-keklik-karga/">Şeyhülislam Yahya (Keklik-Karga)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/seyhulislam-yahya-keklik-karga/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
