<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edip Yüksel | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/edip-yuksel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Jun 2016 21:30:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Edip Yüksel | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Deve İdrarının İçilmesi Hakkındaki Hadis-1: Edip Yüksel&#8217;e Cevap</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/deve-idrarinin-icilmesi-hakkindaki-hadis-1-edip-yuksele-cevap/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/deve-idrarinin-icilmesi-hakkindaki-hadis-1-edip-yuksele-cevap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2016 21:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Deve İdrarının İçilmesi Hakkındaki Hadis-1: Edip Yüksel'e Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği]]></category>
		<category><![CDATA[Deve Sidiği ile İlgili Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Enbiya Yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edip Yüksel: Zalim sultanları, valileri ve kumandanları peygamberin hayatından örnekler ile desteklemek için “Peygamber şair kadını iki atın üzerine koyup ikiye yardı” veya “Şifa için deve sidiği içmelerini tavsiye ettiği kişiler çobanını öldürünce onları yakalatıp gözlerini kızgın çivilerle oydu” gibi hadisler uydurdular. (1) Cevap: Hadisteki müsle uygulaması mensuh olmakla birlikte hadisten çıkarılan en önemli sonuç kısasın meşruluğudur. Yani [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/deve-idrarinin-icilmesi-hakkindaki-hadis-1-edip-yuksele-cevap/">Deve İdrarının İçilmesi Hakkındaki Hadis-1: Edip Yüksel’e Cevap</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/deve-idrarinin-icilmesi-hakkindaki-hadis-1-edip-yuksele-cevap/images-2-37/" rel="attachment wp-att-11777"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11777" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/images-2-4.jpg" alt="Deve İdrarının İçilmesi Hakkındaki Hadis-1: Edip Yüksel'e Cevap" width="379" height="284" /></a></p>
<p><strong>Edip Yüksel:</strong> Zalim sultanları, valileri ve kumandanları peygamberin hayatından örnekler ile desteklemek için “Peygamber şair kadını iki atın üzerine koyup ikiye yardı” veya “Şifa için deve sidiği içmelerini tavsiye ettiği kişiler çobanını öldürünce onları yakalatıp gözlerini kızgın çivilerle oydu” gibi hadisler uydurdular. (1)</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Hadisteki müsle uygulaması mensuh olmakla birlikte hadisten çıkarılan en önemli sonuç kısasın meşruluğudur. Yani Edip&#8217;in iddia ettiği gibi hadis zalim sultanın zulmüne bahane oluşturmuyor. Hadis için en fazla şunu diyebiliriz: Birisi haksız yere diğerinin gözünü çıkarırsa kendi gözü de kısas olarak çıkarılır. Yani zalim sultan önce karşındakinin böyle bir saldırganlığını bekleyecek. Ondan sonra karşılık verebilecek. Bu zulmün ve zalimin tabiatına ters bir mesele.</p>
<p><strong>Maide 45:</strong> Orada onlara: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara ödeşmeyi emrettik&#8230;.Bu çeviri Edip&#8217;in. Buna göre hadisin içeriğini neden yadırgıyor? Önce onlar Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v.) çobanlarını aynı şekilde öldürmüşlerdi.</p>
<p>Resulullah (s.a.v.) tarafından yapı­lan müsle kısas olarak gerçekleştirilmiş, daha sonra mutlak olarak yani kı­sas olarak da olsa yasaklanmıştır. Müsle yapan birisi ölümü hak etmişse kendisine müsle yapılmaz sadece öldürülür. Eğer öldürülmeyi hak etme­mişse şu ayetten dolayı kısas olarak müsle yapılır: “&#8230;Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalarda kısas olunur..” (2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Edip Yüksel:</strong> Muhammed bir işkenceci değil, kibar, hoşgörülü ve şefkatli bir liderdi (3:159; 6:54; 21:107; 68:4). Deve sidiğini ilaç olarak önerdiği hikayesi son derece şüphelidir (7:157). Böyle bir şeyi önermiş bile olsaydı, bu onun sadece yetiştiği kültürü ve ilaçlar konusundaki bilgi yoksunluğu yansıtacaktı. (3)</p>
<p><strong>Edip Yüksel: </strong>Sevgili Peygamberimize bir şekilde isnat edilen bu ağır iftiraları yazmaya başlamadan önce “Yazmaya bile utanıyoruz!”, “Haşa!”, “Tenzih ederiz!” gibi cümleler kurmak, yerinde olacak gibi görünüyor:&#8230;.24.Muhammed Peygamber şifa niyetine deve sidiği içermiş, içtirirmiş. (Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Mace) (4)</p>
<p><strong>Tenkit: </strong>Görüldüğü gibi birinci alıntı ile 2. örtüşmüyor. Birinci de 2 ihtimalli bir yorum varken 2. de hadisin iftira olduğu sonucuna ulaşılmış. Acaba Edip, birinci kavl ile 2. arasında hadis üzerinde derin analizler ve araştırmalar mı yapmış ki fikrini değiştirmiş? Öyle olmadığını hem o hem de biz çok iyi biliyoruz. Bu duruma göre son alıntıya cevabımız Edib&#8217;in birinci yaklaşımını önüne getirmektir. Yani bu hadisin Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v.) yetiştiği kültür ve bölgeye ait bilgi birikiminin bir ifadesi olma ihtimalini nasıl yok sayıyorsun?Biz böyle düşünmesek te Edip&#8217;in perspektifine, -aşağıdaki &#8220;entel&#8221; gibi-&#8220;entelektüel zekasına&#8221; yansıyan böyle olmalıydı. Bizim itikadımız farklıdır zira, Ehli sünnet, Allah Resulü&#8217;nün vahiyle veya içtihadıyla (Ehl-i sünnetin bazısı bunu kabul etmez) konuştuğuna inanır.</p>
<p>Edip Yüksel, Kuran dışı vahyi kabullenmekte zorlanıyorsa önündeki &#8220;makul&#8221; seçenek; bu tavsiyelerin örfe, bölgesel ve tarihsel koşullar muvacehesinde tedavi yöntemleri hususundaki birikime ve tecrübe edilmiş reçetelere, toplumun hafızası ve deneyimlerine atıf olmalıydı. Herhangi bir mücbir sebep yokken doğrudan hadisi inkar etmenin ne anlamı olabilir? O nedenle kendi pozisyonu açısından 2. si değil birincisi daha tutarlıdır. Aynı paralelde bir alıntı yine bir hadis tenkitçisinden:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Enbiya Yıldırım: </strong>Hz. Peygamber’in sahip olduğu bilgilerin önemli bir kıs­mı Arap geleneğinin binlerce yıllık ürünüydü. Cahiliye döne­minde bitkisel yollarla tedavi oldukça yaygındı. Bu sebeple Hz. Peygamber’in tıbbi reçeteleri veya telkinleri kendisinin buluşları olan ve önceden bilinmeyen şeyler değildi; eski Arabistan tıbbının bir parçası idi. Örneğin balla tedavi, hacamat, dağlamak; rukye; sarımsak, soğan, kimyon, kereviz, hardal, çemen, enfiye, çörek otu gibi bitkilerin tedavide kullanılması yanında dişlerin sağlıklı korunması için arak ve bazı ağaçları fırça olarak kullanmak, göz iltihabı için ismid ve diğer sürme çeşitleriyle tedavi olmak, lavman (hukne), yaraların tedavisinde zakkum kullanmak bilinen tedavi usulleriydi. Cüzzam, sedef, humma (sıtma) maruf hastalıklardı. Sünnet olmak da çok yaygın idi.(1)Bölgenin birikimi yanında, belli oranda, güney-batı İran’daki Cundişapur’daki tıp eğitim ve öğre­timinin sunduğu bilgiler de Arabistan’da uygulanmaktaydı.(2)</p>
<p>Hz. Peygamber’in bulunduğu muhitte -Haris b. Kelede gibi (3)- tabii tıbbı uygulayan pek çok halk doktoru vardı. (4) örneğin Resulullah hastalanan Sa’d’ı ziyaret eder ve tedavisi için doktor çağrılmasını ister. Çağrılan Haris b. Kelede hurma ezmesiyle sü­tün karıştırılarak bulamaç halinde yedirilmesini ister, uygulama sonunda Sa’d iyileşir.(5) Aynı şekilde Hz. Peygamber hastalanan Ubeyy b. Ka’b’a tabip gönderir, o da onu dağlar. Hz. Aişe de sahip olduğu geniş tıp bilgisini Hz. Peygamber’in hastalığında her yandan gelen tabiplerin tedavi için önerdikleri ve kendisinin de uyguladığı tedavi yöntemlerine bağlamıştır.(6) Bu rivayetleri bir arada düşündüğümüzde bölgede oldukça fazla sayıda tabii tıbbı uygulayan halk doktoru bulunduğunu anlıyoruz.(7)<br />
Hz. Peygamber’in diğerleri kadar olmasa bile başka mil­letlerin uygulamalarından ve tecrübelerinden de istifade ettiğini görüyoruz. Örneğin bir hadiste şöyle geçmektedir: “Emzikli ka­dınla cinsel ilişkiyi yasaklamayı düşünmüştüm ancak, Rumlarla Farslıların bunu yaptıklarını (ve çocuklarının zarar görmediğini) görünce vazgeçtim.”(8)</p>
<p>Dolayısıyla, Hz. Peygamber’in uyguladığı veya tavsiye ettiği metotların kendisinin icat ettiği yöntemler olduğu söylenemez.(9)Onun uygulamaları ve tavsiyeleri uzun tecrübelere dayanmakla birlikte sistematik bir denemeye dolayısıyla tabii kanunlara isti­nat etmeyen, insanların bedenlerine göre testleri yapılmamış ve önemli kısmı bedevi Arap tecrübelerine dayalı şeylerdi. Bu sebeple bunların ilahiliğinden söz edilmemesi gerekir. Ayrıca bu tür bilgileri Hz. Peygamber’den nakleden sahabenin olağanüstü bir şey naklediyormuş, yeni bir durummuş gibi bir tavır içinde olmamaları, bunların bilinen hususlar olduklarını göstermektedir. Dolayısıyla bunlar Hz. Peygamber’in hayatını en ince ayrıntısına kadar anlatmaya çalışan sahabilerce doğal olarak aktarılmış bil­gilerdir.</p>
<p>Hz. Muhammed’in uyguladığı veya uygulattığı yöntemlerin veya bunlarla ilgili tespitlerinin ilahiliği söz konusu olmadığına göre, bunların her zaman doğru olmayabileceği, en azından tetkike muhtaç olduğu ve kendi zamanıyla kayıtlı kalabileceği söy­lenebilir. Mesela deve idrarıyla tedavi&#8230; gibi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Bkz. Ali, el-Mufassal fî Târîhi’l-Arab. VIII/390-418. Aynı şekilde, (sıhhati üzerinde tartışmalar olan) Hz. Peygamberin hastalanan bir guruba tavsiye ettiği, develerin idrarlarını içerek tedavi olmaları yöntemi de(Bkz. Buhârî, Hudûd, 17, Rakam: 6804) Hz. Peygamberin başlattığı bir uygulama değildir. Çünkü cahiliye şairi Lebîd b. Rebia el-Amirî’nin şiirinde geçtiğine göre, onlar develerin bevillerini tedavi için kullanıyorlar, bazen da hastaların içmesi için kay­natıyorlardı. Bkz. Lebîd, Şerhu Dîvâni Lebîd, s. 116’dan nakleden Ali, a.g.e.,: VIII/397. Beyhakî de midede su birikmesi durumunda develerin bevillerinin içildiğini nakleder. Bkz. Ma’rife, III/370-1.</p>
<p><strong>2-</strong> Bkz. Fazlur Rahman, İslam Geleneğinde Sağlık ve Tıp, s. 61.<br />
<strong>3</strong>&#8211; Pek çok bölgeyi gezen, Fars bölgesinde geleneksel tıp bilgisini öğrenen ve çok sayıda tedavi yöntemini uygulayan -son derece birikimli bir insandı. Bkz. İbn Ebî Useybia, Uyûnu&#8217;l-Enbâ, s. 145.<br />
<strong>4</strong>&#8211; O dönemdeki halk doktorları ve uygulamaları için bkz. İbn Ebî Useybia, a.g.e., s. 145.<br />
<strong>5-</strong> İbn Ebî Useybia, a.g.e., s. 145; Karabulut, Tıbb-ı Nebevi Ansiklopedisi, 1/312 (İbnu’s-Sunnî, et-Tibbu’n-Nebevi, vr. 316’dan). Yine Haris b. Kelede’nin “Kan çoğalınca çıkarmak gerekir.” dediği nakledilmiştir. Bkz. İbn Ebî Useybia, a.g.e., s. 147. Hz. Peygamber de aynı gerekçeyle (Tirmizî, Tıb, 12, Rakam: 2053); İbn Mâce, Tıb, 22, Rakam: 3486), baş ağrısı nedeniyle (Buhârî, Tıb, 15, Rakam: 5701) ve attan düşmesi sonucunda incinen ayağını tedavi ettirmek için ayağından (İbn Mâce, Tıb, 21, Rakam: 3485) hacamat yaptırmıştır. Bunların hepsinde, fazla kanı çıkarmak suretiyle tedavi olmayı hedefliyordu.<br />
<strong>6</strong>&#8211; Bkz. Musned, VI/67.<br />
<strong>7 &#8211;</strong>Araplarda uygulanan tedavi metotlarıyla ilgili olarak bkz. Câhız, el-Bursân ve&#8217;l-Havlân, s. 53-5.<br />
<strong>8-</strong> Müslim, Nikah, 24 (Rakam: 140).<br />
<strong>9-</strong> Bkz. İbn Haldun, Mukaddime, III/1143-4; Hamidullah, İslam Peygamberi, II/779 vd.; el-Mufassal fî Târihi’l-Arab, VIII/381 vd.; Fazlur Rahman, İslam Geleneğinde Sağlık ve Tıp, s. 48: Denizkuşları, Kuran-ı Kerim ve Hadislerde Tıb, s. 9-12. (5)</p>
<p><strong>Değerlendirme:</strong> Hadisi reddetmede henüz Edip Yüksel seviyesine &#8216;ulaşamamış&#8217; Enbiya Yıldırım, doğrudan inkar etmiyor ama nübüvvetin ilahi bağlantısını içinde taşıyan Tıbb-ı Nebevi kavramı yerine Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v.) beşeriyetini ön plana çıkaran, toplumun tıbbi birikimi ve hastalıklar için deneyimlediği çareler manasına indirgiyor.</p>
<p>Yani ehl-i sünnet Allah Resulünün (s.a.v.) vahiyle konuştuğunu kabul ederek ondan gelenleri Tıbb-ı Nebevi olarak vahiyle ilişkili olan bir bağlama yerleştirirken, Enbiya Yıldırım bunun ilahiliğini/vahiyle irtibatını reddederek halk hekimliği şeklinde beşerileştirmekte; Edip Yüksel ise tümden reddetmektedir. Burada iki tarafın görüşü peygamber tasavvurunda ve özellikte beşeriyeti noktasında düğümlenmektedir. (6)</p>
<p><strong>Bu durumda Edip&#8217;e şunu sorarız:</strong> Asgari bir görüş olarak, halk hekimliği ihtimalini reddedecek argümanınız nedir? Yukarıda verilen bilgiler çerçevesinde bakarsak; Hz. Peygamberin hastalanan bir guruba tavsiye ettiği, develerin idrarlarını içerek tedavi olmaları yöntemi de (Bkz. Buhârî, Hudûd, 17, Rakam: 6804) Hz. Peygamberin başlattığı bir uygulama değildir. Çünkü cahiliye şairi Lebîd b. Rebia el-Amirî’nin şiirinde geçtiğine göre, onlar develerin bevillerini tedavi için kullanıyorlar, bazen da hastaların içmesi için kay­natıyorlardı.</p>
<p>***</p>
<p><strong>(1)</strong> http://19.org/tr/sahih-hadis-nasil-uydurulur/<br />
<strong>(2)</strong> http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2015/12/ksasn-infaz-usulleri-ve-ksas-yalnz.html<br />
<strong>(3) </strong>http://19.org/tr/manifesto-turkish/<br />
<strong>(4)</strong> http://19.org/tr/sahih-hadislere-ornekler/<br />
<strong>(5)</strong> Enbiya Yıldırım, Hadis Meseleleri, s. 84-86<br />
<strong>(6)</strong> bkz: Allah Resulü&#8217;nün (s.a.v.) Beşeriyetine Dengeli Bakış</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yazının 2.ve 3.bölümü için bknz:</strong></p>
<p><strong>2</strong>-http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2016/05/deve-idrarnn-icilmesi-hakkndaki-hadis-2.html</p>
<p><strong>3-</strong>http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2016/05/deve-idrarnn-icilmesi-hakkndaki-hadis-3.html</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/deve-idrarinin-icilmesi-hakkindaki-hadis-1-edip-yuksele-cevap/">Deve İdrarının İçilmesi Hakkındaki Hadis-1: Edip Yüksel’e Cevap</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/deve-idrarinin-icilmesi-hakkindaki-hadis-1-edip-yuksele-cevap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enam 38: &#8220;Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık&#8221;-2, Muvazeneyi Kaybetmiş Edip&#8217;e Cevap</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik-2-muvazeneyi-kaybetmis-edipe-cevap/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik-2-muvazeneyi-kaybetmis-edipe-cevap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 21:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Enam 38]]></category>
		<category><![CDATA[Enam 38: "Biz kitabta]]></category>
		<category><![CDATA[hiç bir şeyi eksik bırakmadık"-2 Muvazeneyi Kaybetmiş Edip'e Cevap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10497</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edip Yüksel: Hadis ve sünnet izleyicileri, Kuran&#8217;ın tamam, mükemmel ve tam detaylı olduğunu bildiren bir çok ayete rağmen(6:19,38,114,115), altmış cildi aşan hurafeler ve yalanlar külliyatının Kuran&#8217;ı tamamlamadığını iddia etmektedirler. Yukarıdaki 12:111 ayetinde Allah, bizim uydurma hadislere ihtiyacımız olmadığını, Kuran&#8217;ın bir rehber olarak tam anlamıyla her şeyi açıkladığını bildirmekle hem Hadisi ve hem de Hadisçilerin temel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik-2-muvazeneyi-kaybetmis-edipe-cevap/">Enam 38: “Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık”-2, Muvazeneyi Kaybetmiş Edip’e Cevap</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik-2-muvazeneyi-kaybetmis-edipe-cevap/indir-4-21/" rel="attachment wp-att-10498"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-10498" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-3.jpg" alt="Enam 38: &quot;Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık&quot;-2, Muvazeneyi Kaybetmiş Edip'e Cevap" width="397" height="264" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-3.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-3-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-3-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 397px) 100vw, 397px" /></a></p>
<p><strong>Edip Yüksel:</strong> Hadis ve sünnet izleyicileri, Kuran&#8217;ın tamam, mükemmel ve tam detaylı olduğunu bildiren bir çok ayete rağmen(6:19,38,114,115), altmış cildi aşan hurafeler ve yalanlar külliyatının Kuran&#8217;ı tamamlamadığını iddia etmektedirler. Yukarıdaki 12:111 ayetinde Allah, bizim uydurma hadislere ihtiyacımız olmadığını, Kuran&#8217;ın bir rehber olarak tam anlamıyla her şeyi açıkladığını bildirmekle hem Hadisi ve hem de Hadisçilerin temel iddialarını mahkum etmiştir. Allah, onlara sorar: &#8220;Allah&#8217;tan ve ayetlerinden sonra başka hangi hadise inanıyorlar?&#8221; (45:6). Onlar şöyle cevap verirler: &#8220;Allah&#8217;ın ayetlerinin yanında, Buhari&#8217;ye, Müslim&#8217;e, Tirmizi&#8217;ye, Ibni Hanbel&#8217;e, Ibni Mace&#8217;ye, Ebu Davud&#8217;a, Ibni Kesir&#8217;e, Kafi&#8217;ye, Mecmüatül Abbasi&#8217;ye, Nehcül Belağa&#8217;ye ve daha nicelerine inanırız!&#8221; Allah, onlara meydan okur: &#8220;Doğru sözlüler iseler ona (Kuran&#8217;a) benzer bir hadis getirsinler!&#8221; (52:34). Cevap olarak, Ebu Davut adlı kutsal hadis kitaplarıyla peygambere iftira ederler: &#8220;Bana Kuran, ve bir de benzeri hadis verildi.&#8221; Allah, geçmişin ve geleceğin haberlerini içeren Kitabında (11:49; 6:5; 38:88) hadis izleyicilerini şöyle tanımlar: &#8220;Halktan öyle kimseler var ki bilgisizce Allah&#8217;ın yolundan saptırmak ve onu küçük düşürmek için boş hadisleri izlerler. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.&#8221; (31:6). Kuran, peygambere iftira edenlerin ve Kuran&#8217;ın tamam ve detaylı olduğuna inanmayanların aslında ahirete kesinlikle inanmadığını bildirir (6:112-116). Bu yüzden apaçık ve kolay olan Kuran&#8217;ı anlayamazlar ve onun zor ve kapalı olduğunu iddia ederler. Kuran&#8217;a göre, Allah&#8217;ın hükmüne, insanların hükmünü ortak koşan putperestler, Kuran&#8217;ı anlayamazlar. Böylece, bu iddiaları aslında kendilerinin gerçek müminler olmadığının bir itirafıdır. (1)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Değerlendirme ve Edip Yüksel&#8217;in tenkiti</strong></p>
<p><strong>1-Edip :</strong> &#8220;Allah&#8217;tan ve ayetlerinden sonra başka hangi hadise inanıyorlar?&#8221; (45:6). Onlar şöyle cevap verirler: &#8220;Allah&#8217;ın ayetlerinin yanında, Buhari&#8217;ye, Müslim&#8217;e, Tirmizi&#8217;ye, Ibni Hanbel&#8217;e, Ibni Mace&#8217;ye, Ebu Davud&#8217;a, Ibni Kesir&#8217;e, Kafi&#8217;ye, Mecmüatül Abbasi&#8217;ye, Nehcül Belağa&#8217;ye ve daha nicelerine inanırız!&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p>Dengeyi iyice kaçırmış olan Edip, müşrikleri, Allah&#8217;ı inkar edenleri tehdit mahiyetinde inen ayetleri ehl-i sünnetin samimi müslümanlarına tatbik ediyor..Sünnet ve hadis düşmanlığı o dereceye varıp muhakemeyi tıkamış ki ayetin bağlamına, öncesine ve sonrasına bakmadan sırf hadis kelimesinden hareketle ehl-i sünneti hedefe yerleştiriyor..Oysa hiç kimse ayette Allah&#8217;ı inkar edenlerin yerildiğini göremeyenden daha kör olamaz..Kuranın yanına sünnet, Allah&#8217;ın ismi yanına Resulün ismi yazılıyor diye müslümanları itham etmesinde, şeytan bir mantık bulabilir..Evet birileri tek kaynak Kuran diye savunabilir..Bu anlaşılır bir &#8220;vaka&#8221;..Peki buradakine ne demeli? İlgili ayetlerde ilk muhataplar müşrik değil ki müslümanları şirkle itham ezberinden girip hadise saldırı alışkanlığında yol alasın..Aksine muhataplar ateistler, Allah&#8217;ı tanımayanlar, kafirler..Kendin idrak edemiyor veya bize inanmıyorsan buyur yol arkadaşın Hakkı Yılmaz öğretsin:</p>
<p>Küfürden vazgeçmeleri için birçok kez değişik azaplarla tehdit edilmiş olan kâfirler kanıtlar gösterilerek tefekküre davet edilmiş, hakk dine sımsıkı sarılmaya teşvik edilmiştir. Her iki ayet de, bu kadar tehdide ve teşvike rağmen hâlâ küfürlerini sürdüren kâfirlerin bu hâllerine şaşırılması gerektiğini vurgulayan bir teaccüp [hayret] ifadesi içermektedir: “Artık bundan [Kur’ân&#8217;dan] sonra hangi söze inanacaklar?&#8230;</p>
<blockquote><p>Casiye 6- İşte bunlar, Bizim sana hak ile okumakta olduğumuz Allah&#8217;ın ayetleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık onlar, Allah&#8217;tan ve O&#8217;nun ayetlerinden sonra, hangi söze/ hangi olguya inanacaklar?</p></blockquote>
<p>Bu ayette, 3- 5. ayetlerde vurgusu yapılan ayetlere dikkat çekilerek bunca ayete rağmen bunu inkâr ettiklerine, bunları dikkate almadıklarına göre bu müşrikler “artık hangi söze, hangi olguya inanacaklar?” denilmektedir. Bir bakıma “Kim bu ayetlerden istifade etmezse, artık bundan sonra onun istifade edebileceği hiçbir şey yoktur, bundan sonra onları hiç kimse doğru yola iletemez” mesajı verilmektedir. Bu ayetin bir benzeri Mürselat suresinin son ayeti idi.</p>
<blockquote><p>Artık Kur’ân&#8217;dan sonra hangi söze inanacaklar?(Mürselat/50)</p></blockquote>
<p>Küfürden vazgeçmeleri için birçok kez değişik azaplarla tehdit edilmiş olan kâfirler kanıtlar gösterilerek tefekküre davet edilmiş, hak dine sımsıkı sarılmaya teşvik edilmiştir. Her iki ayet de, bu kadar tehdide ve teşvike rağmen hâlâ küfürlerini sürdüren kâfirlerin bu hâllerine şaşırılması gerektiğini vurgulayan bir teaccüp [hayret] ifadesi içermektedir: “Artık bundan [Kur’ân&#8217;dan] sonra hangi söze inanacaklar?”</p>
<blockquote><p>Eğer Biz, bu Kur’ân&#8217;ı bir dağa/çok iri cüsseli bir yükümlü varlığa indirseydik, Allah&#8217;a olan saygıyla, sevgiyle ve bilgiyle ürpertiden onu samimiyetle saygı duyar, baş eğer ve parça parça olmuş görürdün. Ve Biz, bu örnekleri iyiden iyiye düşünürler diye insanlara veriyoruz.(Haşr/21)</p></blockquote>
<p>Yalçın kayaları sarsan, sıra dağları depreme tutulmuş gibi sallayan Kur’ân&#8217;a inanmayan kimse artık hiçbir söze inanmaz. İnsana hakı ve batıl arasındaki farkı anlatan Kur’ân&#8217;ın inmesi gerçekten de en büyük olaydır. Kur’ân&#8217;ı tanıdığı hâlde iman etmeyen bir kişiye başka hangi şey doğru yolu gösterebilir?</p>
<p>Ve işte böylece Biz, sana Kitab&#8217;ı indirdik de kendilerine Kitap verdiklerimiz Kur’ân&#8217;a inanıyorlar. Ve ehli kitabın dışındakilerden/ Araplardan da ona inananlar vardır. Ve Bizim ayetlerimizi ancak, kâfirler; Allah&#8217;ın ilahlığını ve rabliğini bilerek örtbas eden kimseler bile bile reddeder. (2)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ehl-i sünnet Allah&#8217;ın Rabliğini, ilahlığını mı reddetmiş, Kuranı mı reddetmiş ki ayetlerin muhatabı olsun? Zaten ayetler akli-kevni delillerden Yaratıcının varlığına gitmektedir..Edip&#8217;in sorunlu algısına göre ehl-i sünnet müşrik bile olsa Allah&#8217;a inanmayanlardan değil ki kafirlere hitap eden ayetleri sırf içinde hadis kelimesi geçiyor diye ehl-i sünnete tatbik edesin..Edip, işine gelmeyen yerlerde ayetin bağlamını hatırlatmayı iyi bilir: Ahzab 21, Edip Yüksel ve Allah Resulü&#8217;nün örnekliği konusu ;</p>
<p>bknz;http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/02/edip-yuksel-ve-allah-resulunun.html</p>
<p>Bunun gibi pek çok yerde (örneğin &#8220;Elçi size ne verirse alın&#8221; ayetine getirdiği yorumda) bağlam &#8220;bağlaması  çeken&#8221; Edip&#8217;in içinde sırf &#8220;hadis&#8221; kelimesi geçiyor diye net bir şekilde Kafirlere hitap eden ayeti önce müşrike hitap ediyor şekline getirip oradan da ehl-i sünnete sarması ölçüyü kaybettiğinin göstergesidir..</p>
<blockquote><p>Önceki ayet: 45:5 Gecenin ve gündüzün birbirini izlemesinde, ALLAH&#8217;ın gökten bir rızık indirerek onunla ölümünden sonra toprağı diriltmesinde ve rüzgarları yönetmesinde anlayan bir toplum için ayetler var. (3)</p></blockquote>
<p>Edip kardeş, sende hiç mi insaf yok? ..Müşrik dediğin ehl-i sünnet müslümanının hangi birinde bu ayet veya öncekiler hakkında tereddüt veya inkar var ki ayetin bir sonrasında eleştirinin odağına yerleştirilsin ?</p>
<blockquote><p>45:4-Sizin yaratılışınızda ve yaydığı tüm canlılarda kuşkusuz bir onayaa sahip bir toplum için ayetler var. (4)</p></blockquote>
<p>İnandığın Allah aşkına söyle müslümanlardan hangisinin (senin gibi Evrimci değil hakiki müslüman hem de) yaratılışta, Allah&#8217;ın yaratmasında sorunu var ki sen bu ayetin 2 sonrasında ehl-i sünnetin kastedildiği zannına kapıldın?</p>
<p>Edip&#8217;in okuyuşuna göre Allahu Teala ilk 5 ayette evrenin yaratılışına ait deliller sunuyor ve 6. ayette bu delillerin karşısına hangi sözle çıkabilirsiniz diye sorunca sünni, şii veya mutezili (hadisle ilgisi olan tüm gruplar) bu ayetlerin karşısına hadisle çıkarak Allah&#8217;ın tekvin sıfatının akli ve nakli delillerini inkar ediyor..Çünkü sayılan bu gruplar Tanrıtanımaz olduklarından kainatın bir yaratıcısı olduğu fikrine uzaktırlar (?)..Bunu da hadislerden okuyorlar.(?) Edip&#8217;in üstte sıraladığı hadis kitaplarında aynen böyle yazıyor. (?) Hem öyle yazıyor ki Tanrı&#8217;nın Krallığının yanına -aynı Edip&#8217;in Elçisi Reşad gibi- Şeytanın Krallığını yerleştiriyorlar (?) (5) Veya tam tersine &#8220;Allah (GOD), Şeytanın Tanrı (GOD) olmasına izin verdiği&#8221; türünden fikirleri kabul etmediği için (çünkü Edip&#8217;e göre bu fikrin sahibi gönülden inanmış bir Muvahhitti) kafir, ateist oluyorlar..İkisinden biri&#8230;Seçmece bunlar, beğen al. İkisi de Edip&#8217;in akıl ürünü olmaya liyakat kesbedebilecek nadide fikirlerden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özetle;</strong> Ayetin öncesi , inkarcıyı yaratanın varlığına inandırmaya matuf ibarelerden oluşuyor..Edip&#8217;in yaptığı çıkarım ayetin öncesinde şeriatın kaynağının tek, hüküm koyucunun bir olduğunu v.s. (6) hatırlatan ibarelerle ancak belki kendi içinde tutarlı olabilirdi.</p>
<p><strong>2-</strong>Ayrıca “Ayrıca bu Kitab’ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl-89) ayette yer alan “her şey” tabirinden ne anlayacağız? Bu soru çok önemlidir. Usul belirleyen bir sorudur. Sapık akide ehlinin ve saptırıcı taifenin göz ardı ettiği veya bilerek terk ettiği bir sorudur. “Her şey’den; maksat tüm şey değildir bundan maksat, umum ifade edip husus bildirmektir, tıpkı şu ayette geldiği gibi dikkatli okuyalım, Allah şöyle buyurur: “O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder.” (Ahkaf-25) Ayet, Ad ve Semud kavminin üzerine gönderilen rüzgarın her şeyi darmadağın ettiğini haber verir. &#8220;Bu kavimlerin ele başı, diyarları, elde ettikleri yerle bir oldu&#8221; denilir. Peki yeryüzün hepsi mi yerle bir oldu sadece Ad ve Semud kavmi mi? Elbette ki &#8220;Ad ve Semud helak oldu Yeryüzü olmadı&#8221; denilir. O halde ayet umum/genel ifade ile haber verirken hususu/özeli(Ad ve Semud kavmini) amaç edinmiştir. Bu ayetten sonra Nahl-89 ayetine dönelim. Bu ayette yer alan her şey’den maksadın ne olduğunu daha iyi anladık mı? Yani maksadın, tüm ibadetleri, hükümleri, bilinmesi gerekenleri değil bir kısmını bildirdik zamanla da Medine’de ayetler indirerek, elçinin diliyle açıklayarak dini tamamlayacağız denilmektedir. Malum; Hicretin 9. Ve 10. Yılında ibadetler ve hükümlerle alakalı ayetler indi. Ayrıca “Sünnet inkarcıları” şu sorulara cevap versin. Ali İmran suresi Medine’de indi, birçok ibadetler, Medine’de farz kılındı. Bu durumda her şey açıklanmış mı oluyor? Henüz Haccın, orucun farzı ve tafsilatı beyan edilmeden, Kuran nasıl her şeyi açıklamış oluyor? (7)</p>
<p>Ayrıca konuyla ilgili ilk yazıma bakınız:</p>
<p>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/02/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik.html</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3-</strong>Edip, bu ayetin yorumunda kahramanı Rashad Khalifa (8) ile ters düşmüştür. Somut örnek olarak yine namazı verelim..Edip&#8217;e göre Kuran&#8217;da namaz ile ilgili her şey var..Reşad&#8217;a göre Kuran&#8217;da namaz ile ilgili çok şey yok:</p>
<p>Reşad: &#8220;Aslında şu an insanların çoğu ilk namazın Muhammed ile geldi fikrine kapılıyorlar. Ama Kur&#8217;an&#8217;a baktığımızda salatın İbrahim Peygamber ile geldiğini görüyoruz. Bu yüzden Kuranda bugün bildiğimiz namazın detaylarını görmüyoruz. Örneğin kaç yaşından itibaren namaz kılınması gerektiği ve bunun gibi detaylar. Bununla birlikte Kuran tam ve çok ayrıntılıdır. Olması gerektiğini düşündüğümüz ayrıntıları Kuran&#8217;da bulamayışımızın sebebi Kuranın indirildiği zamanda insanların namazın nasıl kılınacağını zaten biliyor olmasıydı&#8221;</p>
<p>Bu ifadelere göre Reşad, Kuran&#8217;ın tam detaylı, mufassal ve ayrıntılı olmasının delilini yalnızca Kuran&#8217;ın içinde değil; Kuran haricinde gelen geleneğin ayrıntısında ve Hz. İbrahim&#8217;in sünnetinde arıyor..Bu açık bir şekilde Kuran&#8217;ın yanına eklenen ilave bir kaynak..Yani Kuran&#8217;ın eksik bıraktığı kısımlar vardır ve bu kısımlar Hz. İbrahim&#8217;den bize kadar gelen inananların pratiklerinde aranmalıdır.. Reşad&#8217;ın bu yaklaşımı &#8221; Sadece Kuran&#8217;ı izlemekle emrolunduk (7:2,3; 17:46). Kuran, hidayetimiz için gerekli her şeyi içermektedir (16:89). Allah, hiç bir şeyi Kuran&#8217;ın dışında bırakmamıştır (6:38). Hikmet, insan ürünü olan hadis kitaplarında değil, Allah&#8217;ın kitabındadır (17:39; 36:2).&#8221; ilkelerini ihlal veya farklı yorumlamak değil midir? (9)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4-</strong>Edip, yukarıdaki yazısında kendisinin eski versiyonuyla da ters düşmüştür..Muhtemelen Edip şu anki haline göre henüz hamken yazmış olduğu İlginç Sorular kitabında -ki bu kitap Edip tarafından reddedilmiyor..O kitabı çöpe atın demiyor..(10) O kitaptaki fikirler halen daha Edip&#8217;i temsil ediyor..[Edip, senin bu kitabında ne cevherler var, sonraki yazılarımda bilmeyenleri haberdar edeceğim..Hiç tasalanma kardeş.] Şöyle diyor Hazreti Edip : İlginç Sorular kitabındaki ifade 1984 yıllarına ait bir yazıma aittir. O kitap, 1984-1987 yılları arasında yayımlanan İlginç Sorular-1 ve İlginç Sorular-2 adlı kitaplarımdan seçilen bölümlerden oluştu. Kitabın düzenlemesini ve yayınını maalesef buradan gereken bir titizlikle izleyemediğim için sözünü ettiğiniz ifadeyle ilgili dipnot düşemedim. İnşallah bu kitaplar tekrar yayımlandığında bir dipnot düşeceğim. (11)</p>
<p>Ben de diyorum ki sana altına not düşeceğin başka bazı yerleri de sonraki yazılarımda göstereceğim..Konumuzla ilgili olanlardan bazılarını peşinen yazayım:</p>
<p>s.76: &#8220;Kuranın mesajından uzaklaşan, Resulün tebliğine sırt dönen insanlar, taşlardan, ağaçlardan, çaputlardan ve ölülerden medet umacak kadar yoldan çıkabilmektedir.&#8221; (12)</p>
<p>Kuranın mesajının yanına Resulün tebliğini niye yazdınız? Eğer Resul&#8217;ün tebliği (kastedilen sünnet değilse) Kuranın mesajından farklı değilse neden ayrıca belirtme ihtiyacını hissettiniz? Eğer burada Resul&#8217;ün örnekliğini kastetmemişseniz, şu cümlenize ne diyeceksiniz?</p>
<p>s.69: &#8220;Bizim için en güzel örnek olan Muhammed aleyhisselam&#8217;ın&#8221; (hani Edip örneklik sadece Hendek savaşına has ve o da sadece cesaretle ilgiliydi, burada başka örneklikten de bahsediyorsun ? Muhammed isminin yanına aleyhisselam eklemeyeli kaç yıl oldu?) devamında &#8220;müzik konusunda olumlu değerlendirmeler yapan birisi de Gazali&#8217;dir. İhya-i ulumiddin kitabında musiki ayrılan bölümü okumanız yararlı olur.&#8221; Nasıl oldu da bir konu da seninle hem fikir olduk Edip!..Faydalı olduğu için ben o yazıyı bloğuma almıştım zaten..(13) İmam Gazali, o bölümde hem hadis nakletmiş, hem sünnet, hem sahabi uygulaması, hem fıkıh, hem selef hem kıyas hem içtihad kısacası şu anda şirk dediğiniz her şeyden almışsa nasıl oluyorda bunlar okuyucuya yararlı oluyor? dipnotunuzu merakla bekliyoruz.</p>
<p>68: &#8220;Kendisini sol omuzdaki kiramen katibin yerine koyan tipler&#8221;..Edip bu cümlelerin altına da dipnot olarak tam, eksiksiz, tafsilatlı, Kuran ayetlerinde olmayan bir bilgiye (14) yani &#8220;sol omuz meselesine&#8221; &#8216;şirk ve küfür kaynaklıdır, önceden şirk ile imanı ayırt edemiyordum&#8217; diye not düşecek misin?</p>
<p>65: &#8220;İnsanların en muttakisi olan Allah&#8217;ın resulü ise kadınlara selam verirdi&#8221;..Edip kardeş ne oldu da Allah resulü insanların en muttakisi iken bizim gibi biri, postacı konumuna -haşa- iniverdi? İnsanların en muttakisi ise ondan örnek olarak sadece cesaret mi alınır? Allah resulünün kadınlara selam verdiği ayetin numarasını dipnota eklemeyi unutma..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonraki yazılarımda kitabın eleştirisini yapacağım için şimdilik bu kadar yeterli.</p>
<p>***</p>
<p>(1) http://kizilotesii.blogspot.com.tr/search/label/01-KURAN%27DAN%20BA%C5%9EKA%20HANG%C4%B0%20HAD%C4%B0SE%20%C4%B0NANIYORSUNUZ</p>
<p>(2) http://www.istekuran.com/index.php?page=casiye</p>
<p>(3) http://quranix.org/45#5</p>
<p>(4) http://quranix.org/45#4</p>
<p>(5) http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/resad-halife-allah-god-seytann-tanr-god.html</p>
<p>(6) Diğer örnekler için bkz: http://www.erdemyolu.com/anakaynak-kurandir/kurana-gore-ilahi-kitaplarin-ozellikleri.html</p>
<p>(7) http://www.ubeydullaharslan.com/index2.php?sayfa_id=41&amp;id=554</p>
<p>(8) http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/paltonun-talebesi.html</p>
<p>(9) http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/01/edip-yuksele-19-soru-1-namaz.html</p>
<p>(10) http://www.kitapyurdu.com/kitap/kuran-sifrecilerine-cevaplar-edip-yuksel-cope-at/49792.html</p>
<p>(11) http://19.org/tr/deist-sorular/</p>
<p>(12) Edip Yüksel, İlginç Sorular, Ozan Yayıncılık, 11. Baskı, s.76.</p>
<p>(13) http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/10/hicaz-bolgesinin-alimlerinden-hic-kimse.html</p>
<p>(14) http://quranix.org/82#11</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/02/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik_18.html</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik-2-muvazeneyi-kaybetmis-edipe-cevap/">Enam 38: “Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık”-2, Muvazeneyi Kaybetmiş Edip’e Cevap</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik-2-muvazeneyi-kaybetmis-edipe-cevap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enam 38: &#8220;Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık&#8221; -Edip Yüksel&#8217;e Cevab</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 21:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet/Hadis Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA['Sünnet'e ihtiyaç yoktur' diyenlere cevap]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafiî'nin Mes'eleleri Kur'ân'a İrca Etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eksiksiz Bir Kitaptır Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[En'am 38 Açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Her Türlü İlme Ait Meselelerin Kur'ân'da Yer Alıp Almaması]]></category>
		<category><![CDATA[Müfesser Bir Kitap Olarak Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mufassal Bir Kitap Olarak Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Musarraf Bir Kitap Olarak Kur'an]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edip Yüksel: Hadis ve sünnet izleyicileri, Kuran&#8217;ın tamam, mükemmel ve tam detaylı olduğunu bildiren bir çok ayete rağmen(6:19,38,114,115), altmış cildi aşan hurafeler ve yalanlar külliyatının Kuran&#8217;ı tamamlamadığını iddia etmektedirler. Yukarıdaki 12:111 ayetinde Allah, bizim uydurma hadislere ihtiyacımız olmadığını, Kuran&#8217;ın bir rehber olarak tam anlamıyla her şeyi açıkladığını bildirmekle hem Hadisi ve hem de Hadisçilerin temel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik/">Enam 38: “Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık” -Edip Yüksel’e Cevab</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik/indir-4-20/" rel="attachment wp-att-10493"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-10493" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-2.jpg" alt="Enam 38: &quot;Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık&quot;" width="349" height="232" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-2.jpg 275w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-2-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-2-236x157.jpg 236w" sizes="(max-width: 349px) 100vw, 349px" /></a></p>
<p><strong>Edip Yüksel:</strong> Hadis ve sünnet izleyicileri, Kuran&#8217;ın tamam, mükemmel ve tam detaylı olduğunu bildiren bir çok ayete rağmen(6:19,38,114,115), altmış cildi aşan hurafeler ve yalanlar külliyatının Kuran&#8217;ı tamamlamadığını iddia etmektedirler. Yukarıdaki 12:111 ayetinde Allah, bizim uydurma hadislere ihtiyacımız olmadığını, Kuran&#8217;ın bir rehber olarak tam anlamıyla her şeyi açıkladığını bildirmekle hem Hadisi ve hem de Hadisçilerin temel iddialarını mahkum etmiştir. Allah, onlara sorar: &#8220;Allah&#8217;tan ve ayetlerinden sonra başka hangi hadise inanıyorlar?&#8221; (45:6). Onlar şöyle cevap verirler: &#8220;Allah&#8217;ın ayetlerinin yanında, Buhari&#8217;ye, Müslim&#8217;e, Tirmizi&#8217;ye, Ibni Hanbel&#8217;e, Ibni Mace&#8217;ye, Ebu Davud&#8217;a, Ibni Kesir&#8217;e, Kafi&#8217;ye, Mecmüatül Abbasi&#8217;ye, Nehcül Belağa&#8217;ye ve daha nicelerine inanırız!&#8221; Allah, onlara meydan okur: &#8220;Doğru sözlüler iseler ona (Kuran&#8217;a) benzer bir hadis getirsinler!&#8221; (52:34). Cevap olarak, Ebu Davut adlı kutsal hadis kitaplarıyla peygambere iftira ederler: &#8220;Bana Kuran, ve bir de benzeri hadis verildi.&#8221; Allah, geçmişin ve geleceğin haberlerini içeren Kitabında (11:49; 6:5; 38:88) hadis izleyicilerini şöyle tanımlar:</p>
<p>&#8220;Halktan öyle kimseler var ki bilgisizce Allah&#8217;ın yolundan saptırmak ve onu küçük düşürmek için boş hadisleri izlerler. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.&#8221; (31:6). Kuran, peygambere iftira edenlerin ve Kuran&#8217;ın tamam ve detaylı olduğuna inanmayanların aslında ahirete kesinlikle inanmadığını bildirir (6:112-116). Bu yüzden apaçık ve kolay olan Kuran&#8217;ı anlayamazlar ve onun zor ve kapalı olduğunu iddia ederler. Kuran&#8217;a göre, Allah&#8217;ın hükmüne, insanların hükmünü ortak koşan putperestler, Kuran&#8217;ı anlayamazlar. Böylece, bu iddiaları aslında kendilerinin gerçek müminler olmadığının bir itirafıdır. (http://kizilotesii.blogspot.com.tr/search/label/01-KURAN%27DAN%20BA%C5%9EKA%20HANG%C4%B0%20HAD%C4%B0SE%20%C4%B0NANIYORSUNUZ)</p>
<p><strong>********</strong></p>
<p>Ayette &#8220;Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık&#8221; buyuruluyor. Buradaki ki­tap birkaç şekilde anlaşılmıştır. Bir görüşe göre bu kitap levh-i mahfuzdur. Yüce Allah, alemde olmuş ve olacak şeyi her varlığı ve her olayı, ilm-i ezelisinin bir ifadesi olarak, levh-i mahfuzda bütün ayrıntı ve kanunlarıyla tespit ve tayin et­miştir. Âlemde vuku bulan her şey O&#8217;nun ilmi, O&#8217;nun kurduğu düzen içinde ger­çekleşmekte, İlmine ve kudretine şahadet etmektedir. Daha zayıf olan diğer bir gö­rüşe göre bu kitap, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;dir. Çünkü Kur&#8217;an&#8217;da insanların muhtaç oldu­ğu pek çok bilgi, Allah&#8217;ın varlığına ve birliğine inanmayı gerekli kılan yeteri ka­dar delil mevcuttur. Buna rağmen inanmayanlar, Kur&#8217;an&#8217;da eksik bilgi verildiğin­den değil, İnatlarından veya İslâm&#8217;ın getirdiği hükümleri kendi menfaatlerine ay­kırı bulduklarından dolayı inanmamaktadırlar. Fakat sonunda onlar rablerinin hu­zurunda haşrolunacaklar ve birbirlerinden gördükleri zarar, ziyan ve acıların kar­şılığını bulacaklardır.</p>
<p>[Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Kur’an Yolu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: II/318-319]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir</strong></p>
<p><strong>Her Türlü İlme Ait Meselelerin Kur&#8217;ân&#8217;da Yer Alıp Almaması</strong></p>
<p>&#8230;Bunun böyle olduğu sabit olunca, birisi şöyle diyebilir: &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;da, tıp ve cebir ilimleri ile, diğer birçok konuların ve ilimlerin detaylı bilgileri bulunmadığı halde ve yine âlimlerin usul ve fürû ilmine dair mezhepleri ile delillerinin tafsilatı bulunmadığı halde, Cenab-ı Hak niçin &#8220;Biz o kitapta, hiçbir şeyi eksik bırakmadık&#8221; buyurmuştur?&#8221; Buna şu şekilde cevap verilir: Hak Teâlâ&#8217;nın bu buyruğu &#8220;bilinmesi gereken şeylerin beyan edilmiş olması&#8221; manasına has olmalıdır. Bunu şu iki şekilde izah ederiz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1-a)</strong> &#8220;Tefrit&#8221; (eksik bırakma) kelimesi, olumlu veya olumsuz yönden, ancak beyan edilmesi gereken şey hususunda kullanılır. Çünkü hiç kimsenin, yapmaya ihtiyaç duymadığı şeyleri yapmamada, tefrit yaptığı veya kusurlu davrandığı söylenemez. Bu kelime ancak, kişinin yapmaya ihtiyaç duyduğu şeylerde kusurlu davrandığında kullanılır.</p>
<p><strong>2-b)</strong> Kur&#8217;ân&#8217;ın bütün veyahut ekseri ayetleri, bu kitabın indirilişinden maksadın, dini açıklamak, Allah ile O&#8217;nun hükümlerini tanıtmak olduğuna, mutabakat, &#8220;tazammun&#8221; veyahut da &#8220;iltizam&#8221; olarak delalet etmektedir. Bu kayıt, Kur&#8217;ân&#8217;ın tamamından anlaşıldığına göre, bu ayetteki mutlak ifade, bu mukayyet manaya hamledilir.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;ın bütün ilimlerin usul ve fürûunu (prensiplerini ve tafsilatını) kapsamamasına gelince biz şöyle deriz: &#8220;Bütün usul ilmi Kur&#8217;ân&#8217;da mevcuttur. Çünkü asli deliller Kur&#8217;ân&#8217;da en beliğ bir şekilde zikredilmiştir. Fakat mezheplerin rivayetine ve görüşlerin tafsilatına gelince, bunların Kur&#8217;ân&#8217;da bulunmasına ihtiyaç yoktur.&#8221; Füru ilminin detayları için de söyle deriz: &#8220;Alimlerin bu hususta iki görüşü vardır: Birinci görüş: Onlar söyle derler: &#8220;Kur&#8217;ân, icmâın, haber-i vahid&#8217;in ve kıyasın şeriatta bir delil olduğuna delalet etmektedir. Binaenaleyh bu üç asıldan birinin delalet edip ortaya koyduğu her şey (her hüküm), aslında Kur&#8217;ân&#8217;da mevcut demektir.&#8221; Vahidî (r.h), bunun böyle olduğuna şu üç misali göstermiştir:</p>
<p><strong>Birinci misal:</strong> Rivayet olunduğuna göre, İbn Mes&#8217;ud (r.a), &#8220;Dövme yapan ile yaptıranı ve peruk yapan ile takanı kastederek, &#8220;Allah&#8217;ın kitabında lanet ettiği kimseye, ben niye lanet etmeyeyim ki&#8230;&#8221; demiştir. Yine rivayet edildiğine göre bir kadın bütün Kur&#8217;ân&#8217;ı okumuş, sonra Abdullah İbn Mes&#8217;ûd (r.a)&#8217;a gelerek &#8220;Ey İbn Ümml Abd, dün gece Kur&#8217;ân&#8217;ın iki kapağı arasındaki her şeyi okudum ama onda dövme yapan ile yaptırana lanet edildiğine rastlamadım&#8221; dedi. İbn Mes&#8217;ûd (r.a) dedi ki: &#8220;Eğer gerçekten okumuş olsaydın, onu bulurdun. Nitekim Cenâb-ı Hak, &#8220;Peygamber size ne verdiyse onu alın&#8221; (Haşr, 7) buyurmuştur. Resûlullah&#8217;ın, bize verdiği şeylerden birisi de, &#8220;Allah, dövme yapan ve yaptırana lanet etti&#8221; [1] buyurmuş olmasıdır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İmam Şafiî&#8217;nin Mes&#8217;eleleri Kur&#8217;ân&#8217;a İrca Etmesi</strong></p>
<p><strong>İkinci misal:</strong> Bildirildiğine göre Şafii (r.h), Mescid-i Haram&#8217;da oturup: &#8220;Bana ne sorarsanız sorun, mutlaka ona Allah&#8217;ın kitabı ile cevap veririm&#8221; demiş. Bunun üzerine bir kimse, &#8220;ihramlı birisi bir eşek arısı öldürürse, bunun hükmü nedir?&#8221; deyince, Şafii (r.h), &#8220;Bu kimseye bir şey gerekmez&#8221; dedi. Adam da, &#8220;Bu, Allah&#8217;ın kitabının neresinde?&#8221; diye sordu. O, &#8220;Allah, &#8220;Peygamber size ne verdiyse onu alın&#8221; buyurmuştur&#8221; der. Sonra Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e isnat ederek O&#8217;nun, &#8220;Benim ve benden sonraki Hülefâ-i Raşidin&#8217;in sünnetine yapışın&#8221;[2] dediğini; daha sonra Hz. Ömer (r.a)&#8217;e isnat ederek, Hz. Ömer&#8217;in, ihramlı kimse eşek arısını öldürebilir&#8221; dediğini söylemiştir.</p>
<p>Vahidî: &#8220;Şafii bu kimseye, Kur&#8217;ân&#8217;dan, üç merhalede istinbatta bulunarak, cevap vermiştir&#8221; der. Ben derim ki: &#8220;Burada, bundan daha kısa şöyle bir başka yol daha vardır: Müslümanların malları aslında ma&#8217;sum, mukaddes, korunmuştur. Nitekim Cenâb-ı Hak, &#8220;(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi faydasına, yaptığı (şer) kendi zararınadır&#8221; (Bakara 266); &#8220;O, sizden mallarınızı da istemez&#8221; (Muhammed, 36) ve &#8220;Birbirinizin mallarını, haram yollarla yemeyin. Ancak onun, karşılıklı rıza ile olan bir ticaret olması müstesna&#8230;&#8221; (Nisa, 29) buyurmuş ve böylece ticaret yolu dışında bir yolla insanların mallarını alıp yemeyi yasaklamıştır. Binaenaleyh ticaret söz konusu olmadığı zaman, bu malların (başkasına) haram oluş aslı üzere kalması gerekir. İşte bu umumi prensipler, eşek arısını öldüren ihramlıya, herhangi bir cezanın gerekmeyeceğini gösterir. Çünkü bu umumi prensiplere tutunmak, bunun hükmünün de aynı durumda olmasını gerektirir. Şafiî&#8217;nin takip ettiği yol, şu dört derecede, umûmî ifadelere sarılmadır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1-a)</strong> Hak Teâlâ&#8217;nın, &#8220;Peygamber size ne verdiyse onu alın&#8221; (Haşr, 7)ayetinin umûmî manasına tutunmaktır. Peygamber (s.a.s)&#8217;in emirlerinin içine giren şeylerden birisi de, Hulefâ-i Râşidin&#8217;e uymaktır.</p>
<p><strong>2-b)</strong> Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in, &#8216;Benim ve benden sonraki Hulefâ-i Raşldîn&#8217;ln sünnetine yapışın&#8221;[3] hadisinin umûmî manasına tutunmaktır.</p>
<p><strong>3-c)</strong> Hz. Ömer (r.a)&#8217;in Hulefâ-i Raşidîn&#8217;den oluşunu beyan etmeye tutunmadır.</p>
<p><strong>4-d)</strong> Hz. Ömer&#8217;in bu meselede herhangi bir ceza gerekmediğini rivayet etmeye tutunmadır. Böylece, bizim söylediğimiz yolun daha kısa olduğu sabit olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Üçüncü misal:</strong> Vahidî şöyle demiştir: &#8220;Zinakâr Useyf hadisinde rivayet edildiğine göre, Useyf&#8217;in babası Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;e &#8220;Aramızda Allah&#8217;ın kitabı ile hükmet&#8221; deyince, Hz. Peygamber (s.a.s), &#8220;Canım kudret elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki, aranızda Allah&#8217;ın kitabı ile hükmedeceğim&#8221;[4] buyurmuş ve sonra, Useyf&#8217;e celde (sopa) vurulup, sürgüne gönderilmesine; zina yaptığı kadının ise, eğer itiraf ederse, recmedilmesine hükmetmiştir. Halbuki Kur&#8217;ân&#8217;da açık olarak, sopa ile birlikte sürgün cezası geçmemektedir. İşte bu da gösteriyor ki, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in hükmettiği her şey Allah&#8217;ın kitabının aynısı olur.&#8221;</p>
<p><strong>Ben derim ki</strong>: &#8220;Bu misal doğru ve gerçektir. Çünkü Cenâb-ı Hak, &#8220;İnsanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatsın diye sana (kitabı İndirdik)&#8221; (Nahl, 44) buyurmuştur. Hz. Peygmaber&#8217;in beyan ettiği her şey, bu ayetin hükmüne dahildir. Böylece bu misallerle, Kur&#8217;ân-ı Kerim, icmâ&#8217;nın, haber-i vahidin ve kıyasın bir delil olduğuna delalet edince; yine, bu üç yoldan birisiyle sabit olan her hüküm de gerçekte Kur&#8217;ân ile sabit olmuş gibi olunca, işte o zaman Cenab-ı Hakk&#8217;ın: &#8220;Biz o kitapta, hiçbir şeyi eksik bırakmadık&#8221; beyanının doğru olduğu sübut bulmuş olur. İşte bu görüşün izahı budur ve bu görüş, cumhur-u fukahanın ekserisinin desteklediği görüştür. Bir kimse şöyle diyebilir: Bu izahın neticesi şudur: Kur&#8217;ân-ı Kerim, haber-i vahid ve kıyasın bir delil olduğuna ve bu iki temel asılla sabit olan her hükmün de, gerçekte Kur&#8217;ân-ı Kerim ile sabit olmuş gibi olduğuna delalet etmiş olsa bile biz şöyle diyoruz: &#8220;Biz o kitapta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık&#8221; ayetini bu manaya hamletmek caiz değildir. Zira, &#8220;Biz o kitapta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık&#8221; buyruğunun gayesi, bu kitabı ululamak, yüceltmek ve onu iyice medh-ü sena etmektir. Binaenaleyh, bu ayeti bu manaya hamledersek, bundan, onu tazimi ifade eden bir şey elde edilmez&#8230;</p>
<p><strong>İkinci görüş:</strong> Bu ayetin tefsiri hususunda bir diğer görüş de şöyle diyenlerin görüşüdür: &#8220;Kur&#8217;ân bütün hükümlerin açıklamasını ihtiva etmektedir. Bunu şöyle izah ederiz: &#8220;Berâet-i zimmet&#8221;, bütün mükellefler için asıldır. Mükellefin zimmetinin meşgul (başkalarına karşı sorumlu) olması ise, ayrı bir delilden dolayıdır. Hakkında mükellefiyet bulunmayan her şeye delil getirmek imkânsızdır. Çünkü hakkında mükellefiyet bulunmayan şeyler sınırsızdır. Sınırsız ve sonsuz olan şeyleri delillendirmek ise imkânsızdır. Delillendirmek, sınırlı-sayılı şeyler hakkında mümkündür. Mesela Allah&#8217;ın kulları üzerinde bin mükellefiyeti vardır ve bunları O, Kur&#8217;ân&#8217;da zikretmiş, Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e de bu bin teklifi insanlara ulaştırmasını emretmiş ve bundan sonra da, &#8220;Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık&#8221; buyurmuştur. Binaenaleyh bu ifade, &#8220;Allah&#8217;ın insanlar üzerinde bu bin mükellefiyetten başka bir mükellefiyeti yoktur&#8221; manasındadır. Daha sonra Cenâb-ı Hak bu ayeti, &#8220;bugün sizin dininizi kemale erdirdim&#8221; (Maide 3) ayeti ve &#8220;yaş ve kuru her şey istisnasız hepsi apaçık bir kitaptadır&#8221; (Enam, 59) ayeti ile te&#8217;kid etmiştir.&#8221; İşte bu görüştekilerin izahları bundan ibarettir. Bu konuda meseleyi detaylı olarak ele almak ancak usul-ü fıkha uygun düşer. Allah en iyi bilendir&#8230;[5]</p>
<p>[1] Müslim, Libas, 119(111/1677)</p>
<p>[2] Müsned, HI/424.</p>
<p>[3] Müsned, 111/424.</p>
<p>[4] Buhâri, Sulh, 5.</p>
<p>[5] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 9/419-422</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>******</strong></p>
<p><strong>Soru:</strong> “En’âm suresinin 38. ayetinde Allah, ‘Biz Kitab’da hiçbir şeyi eksik bırakmadık.’ buyurmaktadır. Dolayısıyla sünnete ihtiyaç yoktur.” şüphesine nasıl cevap verilir?</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Bu ayeti okuyanlar Hz. Peygamber’e itaatle ve ona beyan yetkisi­nin verilmesiyle ilgili ayetleri de okumalıdır. Bu ayetleri okuyan sahabe şeksiz Hz. Peygamber’e uymuş, ilk ayete dayanarak Hz. Peygamber’e uymayı reddetmemiştir. O halde En’âm suresinin ayeti doğru anlaşıl­malıdır. Bir kere ayet sünnete uymamakla ilgili olarak inmemiştir. Ay­rıca bu ayeti mutlak olarak alırsak iki şeyle çelişir. Biri akılla. Akıl her şeyin Kur’ân’da olmadığına hükmeder. İkincisi Kur’ân’la. Kur’ân’da, “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” ayeti geçmektedir. Demek ki, her şey Kur’ân’da yoktur. O halde burada maksat -bazı cüz’î meseleler ol­sa da- Kur’ân’da her şeyin değil, esasen genel ilkelerin ve temel pren­siplerin bulunduğudur. Diğer taraftan hiçbir şeyi eksik bırakmadık der­ken kastedilen iman, tevhid ve nübüvvet konularıdır. Son olarak kitap­ta hiçbir şey eksik değilse kitaptan levh-i mahfuzu anlamak da müm­kündür. Orada gerçekten her şey kayıtlıdır. Hangi ihtimal olursa olsun ayet kesinlikle sünnete uymamakla ilgili değildir. (Prof. Yavuz Köktaş, Günümüz Hadis Problemleri, İnsan Yayınları, s. 163-164.)</p>
<p><strong>******</strong></p>
<p><strong>Eksiksiz Bir Kitaptır, Kur&#8217;an</strong></p>
<p>Bir hidayet kitabı, kavl-hadis-kelam olarak Kur&#8217;an eksiksizdir. Yüce Allah gaye edindiği rehberlik için indirdiği kitabını, beşeri düşüncelerin payandası olmak gibi eksikliklerden korumuştur. Kur&#8217;an&#8217;da bu hakika­tin dillendirildiği kavramları inceleyerek konuyu izah etmeye çalışalım: [1]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1- Mufassal Bir Kitap Olarak Kur&#8217;an</strong></p>
<p>Bölüm bölüm açıklanmıştır. Kur&#8217;an&#8217;ın genel mesajı her bölümde bıktırmayacak şekilde tekrar edilmiş, açıklanmıştır. Mücmel değildir. Kendi bütünlüğü, gayesi ve özgün yapısı itibariyle kapalı ifadeler de­ğil apaçık bir mesaj taşımaktadır. Yeryüzünde müminlere rehberlik edece Kitap ve hikmete ilişkin yeterince açıklama yapan Rabbimiz onu genişçe izah etmiş, gerektiği kadar açıklamıştır. Hidayet amacı­na uygun olarak gerekli her konuda temel açıklamalar yapan Yüce Allah, müminlere hayatın tüm sorunlarını çözecek bir perspektif kazandıracak kadar bilgi vermiştir. Öyleyse Kur&#8217;an, hiçbir düşüncenin yedeği, hiçbir ideolojinin yaması olarak kullanılamaz. [2] ayeti örnek olarak okuyalım:</p>
<p>&#8220;Böylece mesajlarımızı mufassal olarak/açık şekilde anlatıyoruz ki, mücrimlerin/günaha batmış olanların yolu (dürüst ve erdemliler­den) ayırt edilebilsin.&#8221; [3]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2- Musarraf Bir Kitap Olarak Kur&#8217;an</strong></p>
<p>Evirip çevirip, türlü türlü biçimlerde açıklanmıştır. Rabliğinde ortak tanımayan, hakimler hakimi olan Yüce Allah mesajını dönüp dolaşıp türlü şekillerde, çokça unutan insanoğluna tasrif etmiştir. İlahi kelam, temel mesajı az sözle çok şey anlatacak biçimde dile getirmektedir. Bu yüzden insanların kendilerince anlam takdirine, izahına ihtiyaç duyma­maktadır. Kelime sıkıntısı çekmeyen Rabbimiz evirip çevirip mesajını anlatmaktadır ki, insanların fıkh ederek anlamakla ilgili bir bahaneleri kalmasın. Bu bağlamda Kur&#8217;an; tekrarlardan kaçınan, mekanize edil­miş çıplak bilgi vermeyi gaye edinen beşeri çalışmalardan çok farklıdır. Çünkü ilahi kelam ile Rabbimiz salt bilgi vermeyi değil; bilinç, inanç oluşturmayı, eyleme yöneltmeyi dilemiştir. Bilindiği gibi okuma parçası metni olan Kur&#8217;an konuşma dili olan &#8220;hitap&#8221; şeklinde indirilmiştir. Yazıya geçirildiği halde, bu üslubunu ha­len korumaya devam ediyor olması onun hem i&#8217;cazına hem de ko­runmuşluğuna delalet etmektedir. Beşeri eserlerde evirip çevirip bir konu üzerinde durmak, okuyanları dinleyenleri sıktığı halde Kur&#8217;an için böyle bir sorun yaşanmamaktadır. Çünkü O, ilahi bir kitaptır. Kur&#8217;an&#8217;ın musarraf sıfatını vurgulayan bir örnek ayet okuyalım:</p>
<p>&#8220;&#8230; Bakın mesajlarımızı nasıl musarraf/evirip çevirip çok yönlü olarak dile getiriyoruz. Ama hala küçümseyerek yüz çeviriyorlar.&#8221; [4]  Kur&#8217;an bir hidayet kitabı olarak öğüt almak isteyenler için haya­tın tüm alanlarına ilişkin olarak genel bakış açısı kazandıracak ölçü­lerin temel öğelerini vermektedir. Bu yönü ile Kur&#8217;an&#8217;a eksiklik isnad etmek mümkün değildir. Onun mufassal, musarraf sıfatları bu haki­kati dile getirmiştir. Ancak Kur&#8217;an&#8217;ın eksiksiz olması, onun amacı dışındaki konularda &#8220;yaş-kuru&#8221; her şeyden haber vermesi demek de­ğildir. Hidayet etme gayesi dışında ondan beyanda bulunmasını bek­lemek doğru değildir. Amaçla ilgili her konuda Allah&#8217;a karşı duyarlı­lıklarını muhafaza etmek, arınmak ve onunla arındırmak isteyen mü­minler için bütün sorunların çözüm kaynağı Kur&#8217;an&#8217;ıdır. Kur&#8217;an&#8217;ın mufassal bir kitap oluşu, yeterliliğine ilahi vahyin dilinden bir ka­nıttır. Bu da göstermektedir ki, ilahi mesaj vicdanlara ve salt mabedlere hapsedilemeyecek kifayette kılavuzluk ölçüleri ile donatılmıştır.</p>
<p>&#8220;&#8230; (Kur&#8217;an&#8217;a gelince) o hiçbir şekilde uydurulmuş bir söz ola­maz. Fakat o, kendisinden önceki vahiylerden doğru ve gerçek adı­na ne kalmışsa doğrulayan ve inanmak isteyen insanlara her şeyi açık seçik bir biçimde dile getiren hidayet ve rahmet (bahşeden ila­hi bir metin)dir.&#8221; [5]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3- Müfesser Bir Kitap Olarak Kur&#8217;an</strong></p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın en iyi ve en sahih tefsiri, yine Kur&#8217;an&#8217;ı rehber ittihaz ederek yapılanıdır. Bu nedenle Kur&#8217;an&#8217;ın anlaşılmasında birinci de­receden ilk kaynak Kur&#8217;an&#8217;ın kendisidir. Kur&#8217;an&#8217;ın bir ayetindeki kapalılık başka bir ayetinde beyan edil­mektedir. Yeter ki, beşeri müdahalelerle özgün mesaj bulandırılma­ya, gölgelenmeye çalışılmasın. Bu nedenle &#8220;tefsir&#8221; adı altında yapı­lan kadim ve modern tahrifleri ortaya çıkarmanın ilk başvurulması gereken yolu da yine Kur&#8217;an&#8217;a tabi olmaktan geçmektedir.</p>
<p>&#8220;Bunun içindir ki, hangi soruyla karşılarına çıkarlarsa çıksınlar, Biz sana mutlaka asıl doğru olan neyse onu ve en güzel tefsiri/açık­lamayı getirmekteyiz,&#8221; [6]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;ın Musarraf, Mufassal, Müfesser Oluşunun Boyutları ve&#8221;hevasını ilah edinen mealci&#8221;</strong></p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın bu sıfatları kendi yapısı içinde hikmetler taşımaktadır. Onun mücmel olmaması, sözlü vahiy oluşu itibariyledir. Yoksa ken­di bağlamı, iniş ortamı, vahyi insanlara taşıyan, şahitliğini yapan Rasulullah&#8217;la ilgisinin olmadığı anlamında değildir. İlahi Hikmet&#8217;in vermeyi amaçladığı, takdir etmeyi dilediği kadarı ile Kur&#8217;an mücmel değil, mu­fassaldır. Fakat bir iletkene değil, insan bir elçiye indirilen Kur&#8217;an ile, Yüce Allah&#8217;ın bildirmeyi gaye edindiği mesajın şahitlik boyutu Muhammed (s) ile tamamlanmıştır. Bu nedenle sünnet olmadan Kur&#8217;an müc­meldir; sünnet olmadan somut değil soyuttur. Kur&#8217;an ile insan hayatın­da gerçekleştirilmek istenen somut hedefler; Rabbani bir denetim altın­da oluşmuş bulunan Sünnet&#8217;in bütünlüğünde mündemiçtir. Rasulullah&#8217;ın ilk muhataplar olan sahabelerle birlikte gerçekleştir­dikleri ilk şahitlik bu nedenlerle çok önemlidir. Bu şahitlik olmadan da doğru anlamanın ve sahih bir Kur&#8217;ani şahitlik ortaya koymanın imkanı yoktur. Ancak hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gereken bir boyut da, şahitliğin temel ilkelerinin en ince ayrıntısına kadar ila­hi vahiyde açıklanmış olmasıdır. Kısacası, şahitlik gerektiren konularda Kur&#8217;an&#8217;ın mücmelle­ri/Sünnette açıklanması gereken yönleri vardır. Namazın nasıl kılına­cağı, hacc&#8217;ın ne zaman, nasıl yapılacağı gibi konular örnek olarak verilebilir. Fakat sözlü bir vahyin sınırları bakımından ve amaçlanan konuların en ince ayrıntılarına varıncaya kadar apaçık anlatılması bakımından Kur&#8217;an mücmel/kapalı değil, musarraf, mufassal, mü­yesser, müfesser ve mübîndir.</p>
<p>Ancak mufassal sıfatı sözlü vahiy oluşu ile sınırlıdır. Sözün yetme­diği alanda muhtasar/özet bilgi veren bir kaynak olan Kur&#8217;an&#8217;ın şa­hitlik ve tatbik görevi Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s)&#8217;e veril­miştir. Rasulullah&#8217;ın şahitliği bazı özet bilgilerin tebyini, tefsiri, tatbiki ve teşhidi için Yüce Allah tarafından örnek gösterilmiş ve ona/sün­netine itaat, Kur&#8217;an&#8217;a itaatte eş tutulmuştur. Bu nedenle Kur&#8217;an&#8217;ın açık, anlaşılır olma vasıfları amaçlanan temel konularda ortaya konu­lan ilkelerle ilgilidir. Yoksa şahitliğin şeklini, şimalini, resimlerini, gö­rüntülerini ilahi kitapta aramak abesle iştigaldir. Kısaca, mubîn, mu­fassal, musarraf, müfesser gibi sıfatlar temel ilkelerin açıkça beyan edilmiş olduğunu, mücmel olmadığını ifade eder. Fakat Rasulullah&#8217;ın şahitliği olmadan ayetlerin verdiği &#8220;söze dayalı özet bilgi&#8221; mücmel­dir/kapalıdır; tefsire, tebyine, teşhide muhtaçtır. Kur&#8217;an&#8217;ın genel ilke­lerini Rasulullah&#8217;ın şahitliğinden koparıp elçiliği postacılıkla özdeşleştiren evrenselci-mealci okuma yöntemleri çaktırmadan mücmel ilan ettiği ayetleri, kendi seküler aklı ile tefsir etmeye kalkmakla bü­yük bir ihanet içerisine girmektedir. Çünkü bu durum &#8220;hevasını ilah edineni görmedin mi?&#8221; ilahi uyarısına muhatap olacak bir handikapı ifade etmektedir.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın mücmel olmaması demek, onun yaş-kuru her konuda sı­nırsız bilgi vereceği anlamına gelmemektedir. Kur&#8217;an&#8217;dan gayesi dışın­daki konularda da bilgi vermesini bekleyenler, kendilerine [7] ayeti delil ittihaz etmişlerdir. Oysa bu ayet levh-i mahfuzdaki Allah&#8217;ın takdirlerinin sicil kayıtları anlamına gelmektedir. Kur&#8217;an&#8217;ın ek­siksiz olması her konuda yerli yersiz açıklama yapması, ya da her bir harfinde yüz binlerce anlam taşıması anlamına gelmemektedir. [8]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] Fevzi Zülaloğlu, Temel Kaynağımız Kur’an, Ekin Yayınları: 348-349.</p>
<p>[2] En&#8217;am: 6/55.</p>
<p>[3] Kur&#8217;an&#8217;ın mufassal oluşunu defalarca vurgulayan Rabbimiz, öğüt almak isteyenler için yeter­li açıklamaları içeren bir kitap indirmiştir; Enam: 6/97, 98, 114, 119, 126; Araf: 7/32, 52, 145, 174; Tevbe: 9/11; Yunus: 10/5, 24, 37; Hud: 11/1; Yusuf: 12/111; Ra&#8217;d: 13/2; İsra: 17/123; Rum: 30/28; Fussilet: 41/3, 44.</p>
<p>Fevzi Zülaloğlu, Temel Kaynağımız Kur’an, Ekin Yayınları: 349.</p>
<p>[4] Kur&#8217;an&#8217;ın musarraf sıfatını vurgulayan bir çok ayet vardır: Enam: 6/65, 105; Araf: 7/58; İsra: 17/41, 89; Kehf: 18/54; Taha: 20/113; Furkan: 25/50; Sad: 38/87; Ahkaf: 46/27; Ka­mer: 54/17, 22, 32, 40; Kalem: 68/52; Tekvir: 81/7. Bıktırmayan, o şiirsel tekrarlara Rah­man suresi&#8217;ni örnek verebiliriz: Rahman: 55/13, 16, 18, 21, 23, 25, 28, 30, 32, 34, 36, 38, 40, 42, 45, 47, 49, 51, 53, 55, 57, 59, 61, 63, 65, 67, 69, 71, 73, 75, 77. Enam: 6/46.</p>
<p>[5] Kur&#8217;an&#8217;ın bir hidayet kitabı olarak eksiksiz oluşunu, yeterliliğini vurgulayan diğer bazı ayet­ler şunladır: Maide: 5/3; Yunus: 10/37; Kehf: 18/54; Rum: 30/8. Kur&#8217;an&#8217;ın Mufassal oluşu­nu vurgulayan ayetler için bkz. Enam: 6/55, 97, 98, 114, 119, 126; Araf: 7/32, 52, 145, 174;Tevbe: 9/11; Yunus: 10/5, 24, 37; Hud: 11/1; Rad: 13/2; İsra: 17/123; Rum: 30/28; Fussilet: 41/3, 44. Yusuf: 12/111. Fevzi Zülaloğlu, Temel Kaynağımız Kur’an, Ekin Yayınları: 349-350.</p>
<p>[6] Kur&#8217;an&#8217;ın müfessir sıfatının ve kendi kendini açıklamasının bazı örnekleri için, aşağıdaki ayetlere bakılabilir Furkan: 25/30-34; Muhammed Suresi(47), 15. ayette geçen cennet hamrı&#8217;nın tefsiri Saffat Suresi(37), 45-47. ayetlerde açıklanmaktadır; Kâria suresinde geçen &#8220;Haviye&#8221; ve &#8220;Karia&#8221;, aynı sure içinde açıklanmıştır; Beled Suresi&#8217;nde geçen Akabe&#8217;nin tefsiri aynı sure içerisinde açıklanmıştır: Beled: 90/13-17. Hutame&#8217;nin tefsiri, Hümeze Sure­si&#8217;nde geçmektedir. Sekar&#8217;ın tefsin geçtiği yerin bağlamında/siyak sibakında yer almakta­dır: Bk. Müddessir: 74/26-31. Furkan: 25/33. Fevzi Zülaloğlu, Temel Kaynağımız Kur’an, Ekin Yayınları: 351.</p>
<p>[7] Enam: 6/38.</p>
<p>[8] Fevzi Zülaloğlu, Temel Kaynağımız Kur’an, Ekin Yayınları: 351-352.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>devamı:</strong> http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/02/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik_18.html</p>
<p>***</p>
<p>(1) http://kizilotesii.blogspot.com.tr/search/label/01-KURAN%27DAN%20BA%C5%9EKA%20HANG%C4%B0%20HAD%C4%B0SE%20%C4%B0NANIYORSUNUZ</p>
<p>(2) Prof. Yavuz Köktaş, Günümüz Hadis Problemleri, İnsan Yayınları, s. 163-164.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik/">Enam 38: “Biz kitabta, hiç bir şeyi eksik bırakmadık” -Edip Yüksel’e Cevab</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/enam-38-biz-kitabta-hic-bir-seyi-eksik-birakmadik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edip Yüksel’in 19 Hezeyanı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-19-hezeyani/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-19-hezeyani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 23:19:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Yüksel’in 19 Hezeyanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’da 19 Mucizesi İddianızın Hiçbir Dayanağının Olmadığını Biliyor Musunuz?]]></category>
		<category><![CDATA[Sakar Nedir?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Davut Dağ; Kur’an’da 19 Mucizesi İddianızın Hiçbir Dayanağının Olmadığını Biliyor Musunuz? Bir nazariyenin yanlış olduğunu göstermenin en doğru ve inandırıcı yolu, dayandığı esasların çürük olduğunu göstermektir; çünkü esaslar yıkılınca, nazariye kendiliğinden çökmüş olur. İşte bizde bu prensibe dayanarak Kur’an’da var olduğu iddia edilen 19 Mucizesi iddiasının ne kadar çürük argümanlara dayandırıldığını kanıtlara dayanarak göstereceğiz. İddia [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-19-hezeyani/">Edip Yüksel’in 19 Hezeyanı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="post-title entry-title"><a href="http://ilimcephesi.com/edip-yukselin-19-hezeyani/indir-2-46/" rel="attachment wp-att-10429"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-10429" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-2-3.jpg" alt="Edip Yüksel’in 19 Hezeyanı" width="400" height="224" /></a></h3>
<div class="post-header"></div>
<div id="post-body-7060683525745228025" class="post-body entry-content">Davut Dağ;</p>
<div>Kur’an’da 19 Mucizesi İddianızın Hiçbir Dayanağının Olmadığını Biliyor Musunuz?</p>
<p>Bir nazariyenin yanlış olduğunu göstermenin en doğru ve inandırıcı yolu, dayandığı esasların çürük olduğunu göstermektir; çünkü esaslar yıkılınca, nazariye kendiliğinden çökmüş olur. İşte bizde bu prensibe dayanarak Kur’an’da var olduğu iddia edilen 19 Mucizesi iddiasının ne kadar çürük argümanlara dayandırıldığını kanıtlara dayanarak göstereceğiz. İddia sahibinin ortaya koyduğu kanıtlara geçmeden önce kısaca tarihte 19 sayısını kimlerin kutsallaştırdığını görelim.</p>
<p>19 sayısını ilk defa kutsallaştıran, Bahâîlerdir. Önce Mirza Alî Muhammed (20 Ekim 1819-1850) tarafından, mehdîye açılan kapı anlamında Bâbîlik adı altında İran’da kurulan bu hareket, daha sonra Bahâullah sıfatıyla anılan Mirza Hüseyin Alî Mâzenderânî en-Nûrî (12 Kasım 1817-29 Mayıs 1892) tarafından Bahâîlik adı altında sürdürülmüştür.</p>
<p>Her harfin ve sayının ayrı bir özelliği ve değeri olduğuna inanan Babî veya Bahâîlere göre 19 sayısı mukaddestir ve her şey bu sayıya dayalıdır. Yıl 19 ay, aylar 19 gündür. Her 19 gün sonunda bir Bâbî’ye ikramda bulunmak zorunludur. Her Bâbî, en çok 19 kitaba sahip olabilir. Katil, 19 yıl cinsel ilişkiden uzak durur. Oruç 19. ay olan A‘lâ ayında (2-21 Mart) 19 gün olarak tutulur. Gelirin %19’undan hakkullah denilen bir vergi alınır.Bahâîlere göre bütün dinler, sadece Bahâullah’ın ortaya çıkması için birer başlangıç olduğundan hepsi eksiktir, ancak Bahâ’nın gelişiyle tamamlanmıştır. Bahâ’dan sonra da peygamberler gelecektir. Peygamberleri Tanrı zuhuru gören Bahâîlere göre, Bahâ’dan sonraki Tanrı zuhuru, 1000 yıldan önce olmayacak(yani Bahâ’nın peygamberliği bin yıl sürecek)tır.</p>
<p>Kadim Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda bedenin, her birinin kendisine ait bir Tanrısı olan 19 çıkıntısından söz edilir. Ayrıca Babil’de, her ayın 19. Gününün şanssızlık getirdiğine inanılırdı, çünkü bir önceki ayın başlangıcından itibaren 49. Günü olurdu ve bu yedi çarpı yedi ( 49 ), onun iyi ya da kötü güçle dolu olduğu anlamına gelirdi. Astronomik açıdan söylersek 19, metonik döngüyle bağlantılıdır: Yani her 19 yılda bir ayın yükselişi ve inişinin bütün aşamaları bütün Güneş Yılı boyunca aynı günlere dek gelir.</p>
<p>Görüldüğü üzere 19 sayısının hiçbir kutsallığı olmadığı gibi Kadim zamanlardan beri bu sayıyı kutsamış Pagan medeniyetlerde olmuştur. Allah’ın bu sayıya özel bir değer verdiğini düşünmüyoruz. Özellikle de bu sayıyı kullanarak Kur’an’ı şifrelediğine hiç ihtimal vermiyoruz. Kur’an’da birçok rakam ve sayıdan bahsedilir. Şimdi bunların hepsi Kur’an’ı şifrelediler mi?  Ya da bunlar kutsal sayılar mı? Eğer Kur’an bir sayıyı kutsayacak olsaydı bence sekizi veya yediyi veya altıyı kutsaması çok daha mantıklı olurdu çünkü Hâkka Suresi 17. ayette Allah’ın arşını taşıyan 8 melek veya sekiz dizi meleğin taşıdığı belirtilmektedir. Eğer Kur’ân bir sayıya kodlanacaksa, Allah’ın arşını taşıyan sekiz melek sayısına göre yahut evrenin sırrını taşıyan Kur’ân’ın, evrenin yaratılış süresi olan altı sayısına veya evren tabakalarının sayısını bildiren yedi sayısına kodlanması daha uygun olmaz mıydı?</p>
<div><strong>&#8230;</strong></div>
<div><strong>6. İlk vahyedilen sure olan Alak Suresi 19 ayettir. (1)</strong></p>
<p>Bu iddianın çürüklüğünü göstermeden önce iddia sahibine şunu sormak isteriz?</p>
<p>“ Hani bütün Hadis külliyatını çöpe atmalıydık. Bu bilgileri bize nakleden o raviler güvenilir insanlar değildi. Şimdi ne oldu da siz bu bilgi külliyatından olan bir bilgiye dayanarak savınız için kullanıyorsunuz?  Hangi bilgi mi? Alak suresinin ilk vahyedilen sure olduğu bilgisi. Yani işinize gelince çöpe atılmayacak argüman olarak kullanılacak öyle mi?”</p>
<p>İlk vahyedilen surenin Alak Suresi (İlk beş ayeti) olduğu bir rivayettir. Kesin doğru değildir. Bazı rivayetlerde ilk nazil olan surenin Fatiha Suresi olduğu iddia edilmiştir. Bu bir. İkincisi Alak Suresi’nin 19 ayet olması meselesi iddia sahibi için asla kanıt olamaz. Üstelik besmeleyi müstakil ayet kabul edersek ayet sayısı 20 olacaktır. Bu da bize Alak Suresi’nin ayet sayısının Kur’an’da 19 mucizesi iddiası için hiçbir şekilde delil teşkil etmediğini ayan-beyan gösterir.<br />
&#8230;</p></div>
<div><strong>10. Kur’an’da 19 mucizesini bulan biyokimyacı Reşad Halife bu gerçeği Kur’an’ın &lt;&lt; Gizlenmiş sır&gt;&gt; isimli suresinde geçen 19 sayısında bulmuştur. </strong></p>
<p>Bu iddia için kullanılan ve – Gizlenmiş sır – olarak tercüme edilen Müddesir Suresine isim olan – Müddesir &#8211; lafzı hakkında biraz bilgi verelim:</p>
<p><strong>Müddessir Lafzı Hakkında</strong></p>
<p>Müddesir ifadesi, &lt;&lt; herhangi bir şey ile örtünmüş veya sarınmış&gt;&gt; demektir. Bu isim –fiilin türediği – desera- fiilinin hem somut hem de soyut bir anlam taşıyabilir. Müfessirlerin büyük bir bölümü bu lafzı somut anlamında yorumlamışlardır. Ancak Fahreddini Razi ise bu lafzı mecazi olarak yorumlamıştır. Ki o zaman ayetin murad ettiği anlam değişir. Bu farklılığı göstermek için ilgili surenin ilk 7 ayetini yazalım.</p>
<p>&lt;&lt; Ey bürünüp örtünen! Kalk ve uyar. Rabbini tekbir et. Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp uzaklaş. İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma. Rabbin için sabret.&gt;&gt; ( Müddessir, 1-7)</p>
<p>Peygambere hitap eden bu surenin ilk ayetindeki Müddessir sözcüğünü mecazi olarak yorumlayan Fahreddini Razi’nin yorumunu okuyalım:<br />
&lt;&lt; Peygamber’in vahyin başlamak üzere olduğunu hissettiğinde kendisini bir yorgan ile örtmesi alışkanlığına değil, mecazi olarak Peygamberin peygamberlik görevi başlamadan önceki şiddetli yalnızlık isteğini göstermek için kullanılmış bir tabirdir.&gt;&gt;</p>
<p>İddia sahibine sormak isteriz:</p>
<p>&#8211; Siz Müddessir lafzını nasıl oluyor da – Gizlenmiş sır- olarak tercüme ediyorsunuz?  Bu lafza bu anlamı veren bir lügat âlimi ismi vermenizi istirham edebilir miyim?</p>
<p>Ayrıca bu &#8211; sözüm ona – Müddessir yani size göre &lt;&lt; Gizlenmiş sır!&gt;&gt; nasıl oluyor da Kur’an’da var olduğu iddia edilen 19 mucizesine işaret ediyor?</p>
<p>Müddessir kavramı hakkında vermiş olduğumuz lügat bilgisinin yanında surenin ilk 7 ayetinde de görüldüğü gibi hitap peygamberedir. Yani müddessir peygamberdir. Sizin iddia ettiğiniz gibi gizlenmiş bir sır falan değildir.</p>
<p>Bu bilgiler iddia sahibine / sahiplerine hediyemiz olsun.</p>
<div>&#8230;</div>
<div><strong>11. Son nazil olan sure yani Kafirun suresi 19 kelimedir. </strong></p>
<p>Kafirun suresinin kaç kelime olduğu gerçeğine geçmeden önce son nazil olan ayet veya ayetlerin neler olduğu konusunu irdeleyelim. Biz sadece iddia edilen görüşleri vermekle yetinelim.</p>
<p>Son nazil olduğu düşünülen ayet- ayetler:</p>
<p>1. Kafirun Suresi<br />
2. Bakara Suresinin 281. Ayeti<br />
3. Nasr Suresi<br />
4. Riba Ayeti yani, Bakara, 275. Ayet<br />
5. Tevbe Suresi 123. Ayeti<br />
6. Maide Suresi 3. Ayeti</p>
<p>Bu sayıyı artırabiliriz. Öncelikle ihtilafın varlığı bilginin katiliğine gölge düşürür. Yani son nazil olan sure Kafirun Suresi diyemeyiz. Velev ki olsa bile bunun hiçbir anlamı yoktur.</p>
<p>Şimdi gelelim Kafirun Suresi 19 ayettir iddiasına.</p>
<p>İddia sahipleri yine Arapça kuralları alt üst eden bir yöntemle kendi istedikleri sonuca ulaşmak için bazı kelimeleri elemişler ve gülünç duruma düşmüşlerdir. Kafirun suresi 19 değil 26 kelimedir. İsteyen tek tek sayabilir. Üstelik buna, surenin başındaki besmeleyi sureye ait müstakil ayet olarak kabul eden görüşü doğru kabul edersek o zaman kelime sayısı 31 olmaktadır.</p></div>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong>12. 19 mucizesi ile ilgili bir belge 12. yüz yılda yaşamış olan Haham Judah tarafından da bulunmuş. Haham Judah Eski Ahid’in korunmuş bir bölümünde bu gizemi tespit etmiştir. </strong></div>
<div>
Kanıt olsun diye verilen bu bilginin neresinden ele alıp kritiğini yapsak. Tamamen korunan bir bölümün olduğu iddia edilen Ahdi Atik (Eski Ahid)’in günümüzdeki ve o dönemdeki (12. yy) sahihliği konusu ki başlı başına bir kitap konusudur. Şimdi iddia sahibine sormak isteriz. Hangi bilgiye dayanarak Ahdi Atik’teki o metinlerin korunmuşluğunu nereden biliyorsunuz?</p>
<p>Sözüm ona korunmuş o metinlerde yer aldığı iddia edilen 19 mucizesi bize gösteriyor ki biraz zorlamayla edebi bir metin üzerinde yapılacak çaba ve oynamalarla belirli bir sayının özel konumu tespit edilebilir.</p>
<p>Bu argüman çok basit ve mesnetsiz. Sözü uzatmak istemediğimizden şimdilik bu kadar bilgiyle yetinelim.</p></div>
<div></div>
<div><strong>13. Müddessir Suresi’nin 30. ayetinde geçen 19 sayısı Kur’an’da 19 mucizesinin olduğuna kanıttır. </strong><br />
Bu kanıtta diğerleri gibi mesnetsizdir. Şimdi 19 sayısının geçtiği Müddessir Suresi 30. ayete geçmeden önce surenin ilgili ayetlerini tahlil edelim:<br />
Surenin ilk 7 ayeti Peygambere hitap edip ona bazı yükümlülükler yüklemiştir. Peygamberin izlemesi gerekli metot ortaya konulmuştur. Sonra ki ayetlerde kâfirler; Kıyamet günü ile ikaz edilmiş, Peygamber ve Kur’an’la alay, inkâr, ardını dönme ve istikbar (büyüklük taslama) gibi tavırlarla yaklaşanlar ayıplanmış ve o sıfatlara sahip olanlar Sakar ile tehdit edilmişlerdir.</p>
<p>Konunun daha iyi anlaşılması için surenin ilgili birkaç ayetine yer verelim:</p>
<p><em><strong>&lt;&lt; Bilir misin? Sen. Sakar nedir? Ne alıkoyar ne bırakır. Beşere delicesine susamıştır. Üzerinde 19 vardır.&gt;&gt; (Müddessir, 27 -30)</strong></em></p>
<p>İddia sahibi nasıl oluyor da bu ayetlerden &lt;&lt; Kur’an’da 19 mucizesi vardır. İşte bu da kanıtıdır. &gt;&gt; çıkarsamasında bulunabiliyor. Ayetler açık. Eğer bir insan o çirkin işleri işlerse Allah onu Sakar’a atacağını söylüyor. Ve o Sakar üzerinde de 19 olduğunu zikrediyor.</p>
<p>İddia sahibinin iddiasını kabul edecek olursak, Ayette zikrolunan Sakar’ı Kur’an kabul etmek gerekmektedir. Çünkü ayet bu Sakar üzerinde 19 olduğunu iddia etmektedir. Bu 19’un ve Sakar’ın ne olduklarına geçmeden önce şunu da itiraf etmeliyim. İddia sahibinin iddiaları içerisinde ona kısmen puan kazandıracak olan bilgi 30. ayette geçen 19 sayısıdır. Ama ayetlerde de görüldüğü gibi bunun Kur’an’da var olduğu iddia edilen 19 mucizesiyle asla bir ilgisi yoktur.</p>
<p><strong>Sakar Nedir?</strong><br />
Bu terim (Sakar), insanın bu dünyada günah işlemek ve ruhsal hakikatlere kör ve sağır kalmak suretiyle öteki Dünya’da başına açtığı azap kavramına Kur’an’da verilen yedi isimlerden biridir. Bu 7 isim şunlardır:</p>
<p>1. Nar: Ateş<br />
2. Cehennem<br />
3. Cahim: Harlı ateş<br />
4. Sair: Harlı alev<br />
5. Leza: Hiddetli alev<br />
6. Hutame: Ezici azap<br />
7. <strong>Sakar:</strong> Kavurucu ateş</p>
<p>Şimdide 30. ayette geçen 19 sayısı hakkında bilgi verelim:<br />
&lt;&lt; Üzerinde ondokuz vardır.&gt;&gt; (Müddessir,30)<br />
Ayette geçen 19 sayısı hakkında Kur’an bilimcileri şu iddiaları ortaya atmışlardır:<br />
<strong>  </strong></div>
<div><strong>1.</strong> Bu 19, Cehennemde (Sakar) görevli on dokuz melektir.<br />
<strong>2.</strong>Fahreddini Razi ise, insanın günah işleyip Cehenneme girmesine sebep olan beden ve zihin güçlerini ondokuz olarak tespit etmiş; cehennemde gözetim vazifesi yapan zebanilerin sayısı ile bu güçler arasında bir ilginin bulunduğunu ifade etmiştir.<br />
<strong>3.</strong>Bazı İslam Mutasavvıfları ayetteki 19 sayısının sonsuzluğu ifade ettiğini iddia etmişlerdir. 7 + 12 = 19 Yani bir hafta 7 gündür. Bir yılda 12 aydır. Bunların toplamı 19’dur. Bu da devamlılığı ifade etmektedir.</div>
<div>Biz bu üç farklı görüşten hangisinin doğru olduğunu kesin olarak bilmiyor ve şu kesin doğrudur demiyoruz. Bunun bir önemi de yok zaten. Önemli olan ayette geçen on dokuz sayısının iddia sahiplerinin &lt;&lt; Kur’an’da 19 mucizesi vardır. Bu ayette ona kanıttır.&gt;&gt; Savlarına vurulmuş bir darbe olduğunu söylemekle bu kısma da nokta koyalım. (2)</div>
<div>***</div>
<div>(1) http://19.org/tr/19-kodu/</div>
</div>
</div>
<div>(2) http://www.sutunhaber.com/makale/edip-yuksel-in-19-hezeyani/</div>
</div>
<div></div>
<div>http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2015/11/edip-yukselin-19-hezeyan.html</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-19-hezeyani/">Edip Yüksel’in 19 Hezeyanı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-19-hezeyani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makam Hırsızı, Meczup Reşad; Takipçisi Edip Ve 3:81. Ayet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/makam-hirsizi-meczup-resad-takipcisi-edip-ve-381-ayet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/makam-hirsizi-meczup-resad-takipcisi-edip-ve-381-ayet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 22:47:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Makam Hırsızı Meczup Reşad; Takipçisi Edip Ve 3:81. Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Reşad Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı Peygamberler-Sahte Mehdiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10423</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Edip Yüksel: Ben Reşad Halife&#8217;nin Peygamber olduğunu iddia etmedim..Tam tersi&#8230;(1) Ehl-i sünnetin üzerine hakaretlerle, tekfirle, pervasız bir cesaretle saldıran Edip, Reşad Halife&#8217;nin Allah&#8217;ın Resulü yani elçisi olduğuna inanmasına rağmen bunu ifadedetakıyye yaparak &#8220;onun peygamber olduğunu söylemedim&#8221; diyor..Oysa Resul ve Nebi farkı tartışmalı bir alandır..Peygamberle kastedilenin içine Resul ve Nebi her ikisi de dahil edilir..Bana ne ki [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/makam-hirsizi-meczup-resad-takipcisi-edip-ve-381-ayet/">Makam Hırsızı, Meczup Reşad; Takipçisi Edip Ve 3:81. Ayet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/makam-hirsizi-meczup-resad-takipcisi-edip-ve-381-ayet/indir-3-29/" rel="attachment wp-att-10424"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10424" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-3-2.jpg" alt="Makam Hırsızı, Meczup Reşad; Takipçisi Edip Ve 3:81. Ayet" width="274" height="404" /></a><br />
Edip Yüksel: Ben Reşad Halife&#8217;nin Peygamber olduğunu iddia etmedim..Tam tersi&#8230;(1)</p>
<p>Ehl-i sünnetin üzerine hakaretlerle, tekfirle, pervasız bir cesaretle saldıran Edip, Reşad Halife&#8217;nin Allah&#8217;ın Resulü yani elçisi olduğuna inanmasına rağmen bunu ifadede<strong>takıyye </strong>yaparak &#8220;onun peygamber olduğunu söylemedim&#8221; diyor..Oysa Resul ve Nebi farkı tartışmalı bir alandır..Peygamberle kastedilenin içine Resul ve Nebi her ikisi de dahil edilir..Bana ne ki Peygamberin Farsçadaki peyam (haber) ber (getiren)&#8217;den türemesi..Türkçeye bunun kullanımı hem Resullüğü hem de Nebiliği içine alacak şekilde girmiştir..Reşad halife hiç mi haber getirmedi sanki? 19 mucizesi haber değil mi?</p>
<p>Türkçe’de nübüvvet kökünden türeyen nebî yerine daha çok Farsça’dan alınmış peygamber (peyâmber, haber getiren) ve peygamberlik kelimeleri kullanılır. <strong>Risâlet kavramı da nübüvvetle eş anlamlı kabul edilmekle</strong>birlikte dinî literatürde daha çok nübüvvet tercih edilmiştir. Her iki kavramda asıl unsuru,</p>
<p>Allah’ın vahiy yoluyla öğrettiği bilgileri ve O’nun emirlerini insanlara ulaştırıp ilâhî elçilik görevini yapma teşkil eder. Allah’ın elçi olarak seçip görevlendirdiği kişiye nebî yanında resul de denir. (2)</p>
<p>Tdk, Peygamber: isim, din b.:  İnsanlara Tanrı&#8217;nın buyruklarını bildiren, onları Tanrı yoluna, dine çağıran kimse, yalvaç, yalavaç, <strong>elçi</strong>..<strong>Görüldüğü gibi Türkçemizde Peygamber ile elçi arasına herhangi bir fark gözetilmemiştir</strong>..Her defasında da ıstılahi ayrım yapma kurnazlığına girme bırakılsın artık..Peygamber denilince kastedilen şey bellidir..</p>
<p>Reşad Halife de Allah&#8217;tan emir ve vahiy almış ve bunu insanlığa iletmesi emredilmiştir..</p>
<p>Gerek nebiler gerekse Resuller Allah&#8217;ın en seçkin kullarıdır..Zaten Reşad Halife üstünlük yarışını doğrudan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ile yapmış ve iddiasına göre onu geçmiştir:</p>
<p>(18) <strong>Kuran 3 peygamberden </strong>(Reşad&#8217;a göre peygamber demek yanlış messsenger=elçi denilmeli)<strong> özellikle bahseder <em><u>ve onları diğerlerinden ayırır</u></em></strong>. İbrahim, islamın görev ve sorumluluklarını getirmiş (22:78), Muhammed Kuran&#8217;ı (33:40) , ve Rashad Kuranın doğruluğunu (3:81) [3:81 ayeti şudur: ALLAH peygamberlerden (nebilerden) şöyle misak almıştı: &#8216;Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde <strong>ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz</strong>.Güya tüm Peygamberler bu Meczup Reşad&#8217;a inanacak ve onu destekleyecekler..Emir Allah&#8217;tan] Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi,&#8217; demişti. Onlar &#8216;Kabul ettik,&#8217; deyince, &#8216;Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım,&#8217; demişti. [<strong>Demek ki bizim Reşad&#8217;ın gözü çok yükseklerde</strong>.<strong> </strong>Öyle sıradan bir peygamberlik de değil özel yetkili/nitelikli bir elçi olma hayaline kapılmış..] Bu üçünün Ebced değeri sırayla 258 ,92 , 505 ve bunların toplamı, yalnızca beraber toplandığında, 19 un katı oluyor.19&#215;45=855 [<strong>Uyanık Reşad , Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed de benim Resullüğüme muhtaç; ben olmasam onların da Nübüvveti anlamsız, eksik kalır</strong> , Onların risalet vazifesi ve getirdikleri mesajın anlam ve önemi benim sayemde tamam olur ve değerini bulur demeye getiriyor.] (3)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3:81:</strong> Ve iz ehazallâhu mîsâkan <strong>nebiyyîne</strong> lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn (4)</p>
<p><strong>Edip Yüksel:</strong> 3:81 ALLAH peygamberlerden (<strong>nebilerden</strong>) şöyle misak almıştı: &#8220;Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde onu onaylayacak ve onu destekleyeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi&#8221; demişti. Onlar &#8220;Kabul ettik&#8221; deyince, &#8220;Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım&#8221; demişti.(16)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dipnot 16</strong></p>
<p>Bak <a href="http://quranix.org/33#7">33:7</a> ve <a href="http://quranix.org/33#40">33:40</a>; Kitab-ı Mukaddes: Malaki <a href="http://quranix.org/3#1">3:1</a>, Luka <a href="http://quranix.org/17#22">17:22</a> ve Matta<a href="http://quranix.org/24#27">24:27</a>. Kuran&#8217;da türevleri beş yüzden fazla geçen ReSuL (elçi) kelimesi Kuran&#8217;ın başından bu ayete kadar tüm türevleriyle birlikte 19 ayette geçer. Bir başka deyişle bu ayet baştan itibaren ReSeLe kelimesinin tüm türevleriyle geçtiği 19&#8217;uncu ayettir. (5)</p>
<p>Öyleyse Reşad Halife ve müminleri indinde Resullüğün Nebilikten geri kalır yanının olduğu sanılmasın..</p>
<p>Ayrıca <strong>makam hırsızı Reşad ve onun mümini Edip</strong> bu ayete Hz. Muhammed Mustafa&#8217;ya (s.a.v.) verilen makamı çalmaya çalışmıştır:</p>
<p>Mevdudi Tefsiri: Hani Allah peygamberlerden &#8216;kesin bir söz (misak)&#8217; almıştı: &#8220;Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksanız.&#8221;</p>
<p>Bu şu anlama gelir: &#8220;<strong>Ey kitap ehli! Siz, kendi peygamberinize verdiğiniz sözle Muhammed&#8217;e (s.a) inanmak ve O&#8217;na yardım etmekle yükümlüsünüz</strong>. Çünkü biz her peygamberden (ve onlara uyanlardan), yeryüzünde bizim öngördüğümüz hayat tarzını kurmak ve tebliğ etmek için tarafımızdan gönderilen her peygambere yardım etmeleri konusunda söz aldık. Bu nedenle siz O&#8217;na karşı ön yargılı olmamalısınız, dini de kendi tekelinizde sanmamalısınız; Hakk&#8217;a karşı çıkmak yerine, Hakk&#8217;ı yaymak amacıyla ortaya çıkan bayraktarın sancağı altında toplanmalısınız.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu bağlamda bu sözün Hz. Muhammed&#8217;den (s.a) önce gelen bütün peygamberlerden alındığını açıkça belirtmekte yarar var. Böylece her peygamber kendinden sonra gelecek olan peygamberi halkına haber vermiş ve onlardan, gelen peygambere uymaları istenmiştir. Fakat Hz. Muhammed&#8217;den (s.a) de böyle bir söz alındığını bildirir bir delile, ne Kur&#8217;an&#8217;da, ne de hadislerde rastlanmamaktadır. O, ümmetine kendisinden sonra bir peygamber geleceğini de bildirmemiştir. Aksine O, peygamberlerin sonuncusu olduğunu söylemiştir.</p>
<p><strong>Hırsız ve meczup</strong> (6)<strong> Reşad</strong>, bu ayette Hz. Peygambere verilen yüce makama göz dikmiş Takıyyeci Edip ise &#8220;ReSuL (elçi) kelimesi Kuran&#8217;ın başından bu ayete kadar tüm türevleriyle birlikte 19 ayette geçer. Bir başka deyişle bu ayet baştan itibaren ReSeLe kelimesinin tüm türevleriyle geçtiği 19&#8217;uncu ayettir&#8221; kelimeleriyle bu hırsızlığa destek vermiştir..Malum olduğu üzere işin içine 19&#8217;un katılması Reşad Halifeyi akla düşürmek içindir..Zaten bu gibi iddialarda Edip&#8217;in Reşad&#8217;ı yalanladığını görmedim..</p>
<p>ayrıca bkz:<br />
Ey Edip! Önünde iki seçenek var.</p>
<p><a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/ey-edip-onunde-iki-secenek-var.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/ey-edip-onunde-iki-secenek-var.html</a></p>
<p><strong>Reşat Halife’ye Göre Nebi ve Resul Kavramları Arasındaki Münasebet </strong><br />
<strong> ve Eleştirisi :</strong></p>
<p><a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/04/resat-halife-ve-risalet-iddias.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/04/resat-halife-ve-risalet-iddias.html</a></p>
<p>&#8230;Dolayısıyla nebi olarak nitelendirilen Hz. Yahya’nın aynı zamanda çağdaşı olan bir peygambere, Hz. İsâ’ya verilen mesajı/kitabı tasdik edici olduğu ifade ediliyor. 62 Kaldı ki Hz. Yahya’ya herhangi bir kitap verilmediği de bilinmektedir. Buradan açık bir şekilde, Reşat Halife’nin Kur’ân’a dayandırdığı nebi tarifinin eksik ve kasıtlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Buna göre nebi, onun iddia ettiği gibi sadece yeni bir kitap tebliğ eden peygamber olarak tarif edilemez. O halde nebi, hem “kendisine kitap ve hikmet verilen peygamber” şeklinde; hem de “kendisinden öncekini tasdik eden peygamber” şeklinde iki ayrı sıfatla nitelendirilebilir.</p>
<p><strong>2.</strong> Edip: &#8216;Kurandaki elçi bizim gibi bir insan, muvahhit&#8230;&#8217; (7)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cevap: </strong>Tabi olduğun Resul bunu demiyor..Yerine, kendine ayrıcalıklı bir makam oluşturabilmek için ne işler çevirdiğine yukarıda temas ettik..Milletin gözünün içine baka baka Resullüğü ve ayrıcalıklı makamı gizlemeye çalışmayın artık..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Edip&#8217;e önerim: </strong>Takıyyeyi bırak ve Reşad&#8217;ı Resulullah olarak an. Bizim gibi insandı, muvahhiddi v.s. gibi kelime oyunlarına girmeden onun üstün makamını yine Reşad&#8217;ın kendi cümleleriyle takipçilerine anlat..3:81&#8217;e aynen Reşad&#8217;ın yüklediği anlamı ver..Ve bir videonu buna ayır..Bu çok önemli bir konu..Millet Reşad&#8217;ın ne kadar ayrıcalıklı bir makamı olduğunu bilmiyor çünkü..Eğer Reşad&#8217;ın ayrıcalıklı makamını, sözleşmeli resullüğünü anlatırsan 19 mucizesi daha da iyi anlaşılacaktır&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>(1) <a href="http://www.youtube.com/watch?v=pfOrn8fre3Q">http://www.youtube.com/watch?v=pfOrn8fre3Q</a><br />
videonun 1. dakikası.<br />
(2) <a href="http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d330279">http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d330279</a><br />
(3) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/yalanc-peygamber-resat-halife-ve_16.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/yalanc-peygamber-resat-halife-ve_16.html</a><br />
<a href="http://www.submission.ws/SP/44_1988_08.pdf">http://www.submission.ws/SP/44_1988_08.pdf</a><br />
(4) <a href="http://www.kuranmeali.org/3/ali_imran_suresi/81.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx">http://www.kuranmeali.org/3/ali_imran_suresi/81.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
(5) <a href="http://quranix.org/3#81">http://quranix.org/3#81</a></p>
<p>(6) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/edip-yukselin-resulu-resat-halife.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/edip-yukselin-resulu-resat-halife.html</a><br />
(7) <a href="http://www.youtube.com/watch?v=pfOrn8fre3Q">http://www.youtube.com/watch?v=pfOrn8fre3Q</a><br />
videonun 1 ve 2. dakikası</p>
<p>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2015/01/makam-hrsz-meczup-resad-onun-mumini.html</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/makam-hirsizi-meczup-resad-takipcisi-edip-ve-381-ayet/">Makam Hırsızı, Meczup Reşad; Takipçisi Edip Ve 3:81. Ayet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/makam-hirsizi-meczup-resad-takipcisi-edip-ve-381-ayet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edip ve Reşad&#8217;ın Kıyamet Vakti ile ilgili kehanetleri</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/edip-ve-resadin-kiyamet-vakti-ile-ilgili-kehanetleri/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/edip-ve-resadin-kiyamet-vakti-ile-ilgili-kehanetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 22:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Edip ve Reşad'ın Kıyamet Vakti ile ilgili kehanetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10415</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reşad Halife: It Will Not Remain Hidden [20:15] Verse 15 of Sura 20 informs us that the end of the world will be revealed by God before the end of the world, and Sura 15 , Verse 87, gives the time for that event: [Quran 15:87] We have given you the seven pairs, and the great Quran. The seven [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-ve-resadin-kiyamet-vakti-ile-ilgili-kehanetleri/">Edip ve Reşad’ın Kıyamet Vakti ile ilgili kehanetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="post-title entry-title"><a href="http://ilimcephesi.com/edip-ve-resadin-kiyamet-vakti-ile-ilgili-kehanetleri/indir-4-19/" rel="attachment wp-att-10416"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10416" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-4-1.jpg" alt="Edip ve Reşad'ın Kıyamet Vakti ile ilgili kehanetleri" width="420" height="255" /></a></h3>
<div class="post-header"></div>
<div id="post-body-7196927980405138475" class="post-body entry-content">
<div dir="ltr"></div>
<p><strong>Reşad Halife:</strong><br />
It Will Not Remain Hidden [20:15]<br />
Verse 15 of <a href="http://submission.org/QI#20+">Sura 20</a> informs us that the end of the world will be revealed by God before the end of the world, and <a href="http://submission.org/QI#15+">Sura 15</a> , Verse 87, gives the time for that event:<br />
[Quran 15:87] We have given you the seven pairs, and the great Quran.<br />
The seven pairs are the 14 Quranic Initials. The total gematrical value of these profound pillars of the Quran&#8217;s miracle pinpoints the year of the end of the world. It is noteworthy that Verse 85 of <a href="http://submission.org/QI#15+">Sura 15</a> states: &#8220;The end of the world will surely come to pass.&#8221; The next verse, <a href="http://submission.org/QI#15_86_">15:86</a>, tells us that God is the Creator of this world, and, of course, He knows when it will end. The following verse, <a href="http://submission.org/QI#15_87_">15:87</a>, tells us when the world will end. As shown in Table 1, the gematrical values of &#8220;The Seven Pairs&#8221; of Quranic Initials total 1709 (see also Table 1 of <a href="http://submission.org/App1.html">Appendix 1</a>). According to <a href="http://submission.org/QI#15_87_">15:87</a>, the world will survive for 1709 lunar years from the time this prophecy is stated in the Quran. This means that the world will end in the year 1710 AH. This number is a multiple of 19; 1710 = 19&#215;90.<br />
Table 1: Total Gematrical Value of &#8220;The Seven Pairs&#8221; of Quranic InitialsQuranic InitialGematrical Value1. Q 1002. N 50 [Nun]<br />
3. S (Saad) 90<br />
4. H.M. 48 [Ha,Mim]<br />
5. Y.S. 70 [Ya Sin]<br />
6. T.H. 14<br />
7. T.S. 69<br />
8. A.L.M. 71<br />
9. A.L.R. 231<br />
10. T.S.M. 109<br />
11. `A.S.Q. 230<br />
12. A.L.M.S. 161<br />
13. A.L.M.R. 271<br />
14. K.H.Y.`A.S. 195<br />
Total = 1709</p>
<p>The unveiling of this information took place in the year 1400 AH, 309 years before the prophesied end of the world (1709-1400=309). The number 309 is a Quranic number (<a href="http://submission.org/QI#18_25_">18:25</a>), and is connected with the end of the world (<a href="http://submission.org/QI#18_21_">18:21</a>). The peculiar way of writing 309 in <a href="http://submission.org/QI#18_25_">18:25</a>, &#8220;Three hundred years, increased by nine,&#8221;indicates that the 309 are lunar years. The difference between 300 solar years and 300 lunar years is 9 years. The year of this discovery, 1400 AH, coincided with 1980 AD, and 1980 plus 300 solar years is 2280, also a multiple of 19, 19&#215;120. Thus the world ends in 1710 AH, 19&#215;90, which coincides with 2280 AD, 19&#215;120&#8230;.While Hadith is forbidden as a source of religious teachings (<a href="http://submission.org/App19.html">Appendix 19</a>), it can be a useful source of history. We can derive a lot of information about historical events and local customs and traditions during the early centuries of Islam. The books of Hadith indicate that the Quranic Initials were believed to determine the life span of the Muslim Ummah.The classic exegesis by <strong>Al-Baydaawy </strong>cites the following historical event as a possible explanation of the Quranic Initials. The same event is detailed in <strong>Al-Suyooty&#8217;s ITQAAN</strong>, First Printing, 1318 AH, Vol 2, Page 10:</p>
<p>The Jews of Medina went to the Prophet and said, &#8220;Your Quran is initialed with A.L.M., and these Initials determine the life span of your religion. Since `A&#8217; is 1, `L&#8217; is 30, and `M&#8217; is 40, this means that your religion will survive only 71 years.&#8221; Muhammad said, &#8220;We also have A.L.M.S.&#8221; They said, &#8220;The `A&#8217; is 1, the `L&#8217; is 30, the `M&#8217; is 40, and the `S&#8217; is 90. This adds up to 161. Do you have anything else?&#8221; The Prophet said, &#8220;Yes, A.L.M.R.&#8221; They said, &#8220;This is longer and heavier; the `A&#8217; is 1, `L&#8217; is 30, `M&#8217; is 40, and `R&#8217; is 200, making the total 271.&#8221; They finally gave up, saying, &#8220;We do not know how many of these Initials he was given!&#8221; [Al-Suyuty&#8217;s Famous Reference ITQAAN]..Although this narration is well known, many scholars have been reluctant to accept the unmistakable connection between the Quranic initials and the end of the world. They could not bring themselves to deal with this subject for the simple reason that the calculation makes the end of the world, and judgment, a reality. (1)</p>
<p><strong>(Kendi Cümlelerimle, yaklaşık) Çevirisi:</strong> (Kıyamet vakti) gizli kalmayacaktı..20. surenin 15. ayeti Kıyamet vaktinin Allah tarafından açıklanacağını bildirir..Ve 15. surenin 87. ayeti bunun vaktini verir.<br />
15: 87;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Edip Yüksel :</strong> Biz sana yedi çifti ve büyük Kuran&#8217;ı verdik.<br />
7 çift, Kuranın 14 surenin başlangıcındaki harflerdir..Bunların Ebced değerlerinin toplamı Kıyamet vaktinin tam tarihini verir&#8230;<br />
Tablo 1 de görüldüğü gibi bu Mukattaa harflerinin Ebced değerleri toplamı 1709 dur..Bunun anlamı bu gaybi ihbarın Kuranda verilmesinden itibaren 1709 kameri yıl kadar dünya hayatının devam edeceği ve 1710. yılda kıyametin kopacağıdır..<br />
<strong>Bu da Hicri 1710 da kıyamet olacağı anlamına geliyor..Bu bilginin keşfi 1400 Hicri yılında oldu..Yani kıyametin vaktinden 309 yıl önce</strong>. 309 sayısı bir Kuran sayısıdır (18:25) ve dünyanın sonuyla irtibatlıdır (18:21)&#8230;2280 ve 1710 tarihleri 19 un katlarıdır..Bu arada hadis dinde sened olamaz ama tarihi alanda faydalı olabilir..Tarihi olaylarla ilgili birçok bilgiyi islamın ilk dönemleriyle ilgili örf adet ve gelenekleri bunlardan çıkarabiliriz..Hadis kitapları, Mukattaa harflerinin ümmetin ömrü ile irtibatlı olduğu inancına işaret ediyor..Beydavi&#8217;nin tefsirindeki tarihsel rivayet mukattaa harfleriyle İslam ümmetinin ömrü arasındaki ilişkiyi ifade ediyor..Aynı olay Suyuti&#8217;nin el-İtkan&#8217;ında da zikredilir:</p>
<p>[Suyuti&#8217;de ki rivayet şöyle: Suyûtî ed-Durru’l-Mensûr’unda bu rivayete biraz daha açıklık getirmiştir. Şöyle ki: Bir yahudi, Hz. Peygamber (sa) Bakara Sûresinin ilk âyetlerini “Elif lâm Mîm, Bu kitab, işte bu kitabda hiç şüphe yoktur…” âyetlerini okurken gelir, daha sonra da bu duyduklarını yahudi Ebu Yâsir ibn Ahtab’a söyler. Yâsir de kardeşi Huyey ibn Ahtab’in yanına geldiğinde -ki beraberinde yahudilerden bir topluluk da varmış- “Biliyor musun? kendisine indirilenler içinde Muhammed’in “Elif lâm Mîm, Bu kitab, işte bu kitabda hiç şüphe yoktur…” diye oku­duğunu duydum.” der. Huyey: “Gerçekten böyle okuduğunu işittin mı?” soru­suna evet, cevabı alınca kalkar ve yanındaki yahudilerle birlikte Hz. Peygamber (sa)’in yanına gelir. “Sana indirilenler içinde “Elif lâm Mîm, Bu kitab, işte bu kitabda hiç şüphe yoktur…” şeklinde bir şeyler okuduğun bize söylendi, gerçek­ten öyle mi?” diye sorarlar. Hz. Peygamber: “Evet, doğru duymuşsunuz.” buyu­rur. “Peygamberlerin bununla gönderildiği kesindir ama senin dışında hiçbir peygambere hükümranlığının süresi nedir, ümmetinin ömrü ne kadardır açık­landığını bilmiyoruz. Elif bir’dir, lâm otuzdur, mim de kırktır; toplam 71 sene eder.” derler. Sonra Huyey Efendimiz (sa)’e döner ve sorar: “Ey Muhammed, yanında bu Elif Lam Mîm’den başkası var mı?” Hz. Peygamber (sa): “Evet, Elif Lam Mîm Sâd var.” buyurur. Huyey: “Bu daha uzun ve ağır; Elif bir, Lam otuz, Mîm kırk, Sâd doksan, toplam 131 (herhalde 161 demek istemiştir) eder. Peki yanında bundan başkası var mı?” der. Efendimiz (sa): “Evet, Elif Lam Râ var.” buyurur. Huyey: “Bu daha uzun ve ağır; Elif bir, Lam otuz, Râ ikiyüz’dür, top­lam 231 sene eder. Bunun yanında başkası da var mı?” der. Hz. Peygamber (sa): “Evet, Elif Lam Mîm Râ var.” buyurur. Huyey: “Bu daha uzun ve ağır, 271 sene eder.” der ve devam eder: “Senin durumun bize karışık göründü; bilemedik ki sana az mı yoksa çok mu ömür verildi?” Sonra da arkadaşlarına: “Kalkın bu adamın yanından.” der. Yâsir de kardeşine ve yanındakilere: “Nereden bilecek­siniz ki, belki Muhammed’e bunların hepsi de verilmiştir; 71, 131, 231, 271; toplam 704 sene eder.” deyince “Bu adamın durumu doğrusu bize karışık gel­di.” derler. Onlar zannediyorlar ki “Sana kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir…” ayet-i kerimesi onlar hakkında nazil olmuştur.]..Bu rivayet iyi bilinmesine rağmen pek çok alim Mukattaa harfleriyle ümmetin ömrü arasındaki bu tesadüf olamayacak ilgiye kayıtsız kaldılar..Bununla uğraşmadılar çünkü hesap kıyamet vaktini; yani gerçeği ortaya koyuyordu..</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Değerlendirme:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaklaşık çeviri böyle..Bazı cümleleri çevirmeye gerek duymadım..Rivayeti ise daha uzun olarak başka bir yerden kopyaladım..Burada eleştiriye açık bir kaç husus var:<br />
<strong><br />
1. </strong>Öncelikle söyleyeyim, Reşad&#8217;ın konu içinde referans verdiği ayetlerin hiçbiri Reşad&#8217;ın verdiği bağlamda değildir..Bu nedenle tek tek ayetlerin nasıl yanlış verildiği, nerede yanlış kullanıldığı üzerinde durmayacağım..Edip veReşad, Kıyamet vakti hususunda Üstadın aksine (2) zan, kanaat, ilham değil kesin bir inançla konuşmaktadırlar..</p>
<p>Üstadın anlatımından çıkan sonuç, Kıyamet vaktinin yine de gizli olduğudur..O, ilgili kısımda &#8220;gaybı ancak Allah bilir diyerek&#8221; bir ilhamından bahsetmiştir..</p>
<p>İlhamda ise yanılmak mevzu bahistir..Edip ve Reşad ise matematiksel işlemin netliğiyle konuşuyorlar..Yaptıkları hesapta yanılma mümkün değil..Bu yüzden verdikleri tarih nettir..Dahası bu, Kuranın/Mütenebbi&#8217;nin mucizesidir..</p>
<p>Dolayısıyla bunun kesinliği hakkındaki şüphe Mucizenin inkarı veya koskoca Yalancı Peygamberin yalan söylemesi demektir..Olacak iş mi bu!?</p>
<ol start="2">
<li><strong>a-</strong>Edip Yüksel de Resulünün ayak izlerini takip etmektedir:</li>
</ol>
<p>Edip Yüksel (Mesaj: Kuran Çevirisi)<br />
15:87Biz sana yedi çifti ve büyük Kuran&#8217;ı verdik.10</p>
<p><strong>Dipnot 10:</strong> Sure başlarında 14 (7&#215;2) ayrı harf kombinezonları olup onların sayısal (ebced) değerlerinin toplamı Muhammed peygamberin izleyicilerine verilmiş olan 1709 kameri yılı verir. Hicri 1710 (miladi 2280) tarihinin dünyanın sonu olduğuna dair ilginç işaretler içerir Kuran. Kuşkusuz, Allah daha iyi bilir. (3)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tam bu noktada Mütenebbi (Reşad) ve takipçi arasında bir görüş farklılığı gözlerden kaçmıyor..Reşad&#8217;ın tarihi olayların açıklanmasıyla sınırlı bile olsa Hadis-i Şeriflerin faydalı olabileceğini söylemesine karşın Edip&#8217;in böyle bir görüşüne rastlamadım..Bu durumda pragmatist, çıkarcı Reşad işine gelen bir noktada şeytani öğreti dediği hadislere tutunmaktadır..Hadisin tarihi olayla sınırlı olmadığı da açıktır..Çünkü hadisin içeriği Kuran ayetlerinin tefsiri sadedinde kullanılıyor..Öyleyse<strong> tarihi bilgi deyip hadise sarılması ikiyüzlülüktür.. Bu bir..İkinci olarak, o hadisin neresinde Mukatta harflerinin toplamını alan Yahudileri tasdik gördünüz? Onlar öyle yapıyor diye bizde mi yapmalıyız? Resulullah&#8217;ın sünnetini izlemezsin ama Yahudinin sünnetini alırsın öyle mi?</strong>..3. Olarak o hadis olmasa hangi akılla sure başlarındaki mukattaa harflerinin toplamıyla ümmetin ömrü arasında bir bağlantı olduğunu keşfettin ? 4. olarak 7 çift ile bahsedilenin 14 Mukattaalı sure başlangıcı olduğunu sana kim söyledi ? (4)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Net olarak anlaşılacağı üzere<strong> Reşad, seçmeci, keyfi bir çıkarcılıkla hadisin üzerine abanmıştır</strong>..Öte yandan hadisi ekarte ettiğinde <strong>mukattaa harflerinin toplamıyla ümmetin ömrü arasındaki doğru orantıyı, bağıntıyı ortaya koyacak rasyonel bir veri yoktur</strong>..Naklin desteğine sığınan Reşad, Yahudileri taklit ederek, onlardan kopya çekerek, yaptıkları hesabın aynısını yapmış ve böylece güya kıyametin tarihini bulmuştur..Gerçi Yahudilerin de kafası karışık verilmiş..En uzun toplamı veren Mukattaa harflerini mi alacaklar yoksa 14 Sure başındaki tüm Mukattaa harflerini mi toplayacaklar?..Açıklamanın içine katılan hadis rivayeti Reşad&#8217;a tutunacak bir dal uzatmaktadır..<strong>Hatta öyle ki geleneksel islam alimlerinin bu rivayetle amel etme konusundaki isteksizliğine anlam verememekte ve onları ayıplar gözükmektedir</strong>..<br />
Hadislere şeytan öğretisi diyen Yalancı Peygamberden ilginç sitem! Peki ya hadislerden uzak durmayı din haline getiren Edip hangi kafayla Mukattaa harflerinin toplamının ümmet ömrü ile ilişkili olduğunu söyleyebilmektedir?</p>
<p><strong>b-</strong> Reşad Halife: According to <a href="http://submission.org/QI#15_87_">15:87</a>, the world will survive for <strong>1709 <u>lunar years from the time this prophecy is stated in the Quran</u></strong>. This means that the world will end in the year <strong>1710 <u>AH</u></strong>.</p>
<p>Bunun anlamı bu gaybi ihbarın Kuranda verilmesinden itibaren 1709 kameri yıl kadar dünya hayatının devam edeceği ve 1710. yılda kıyametin kopacağıdır..<strong>Bu da Hicri 1710 da kıyamet olacağı anlamına geliyor..</strong></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Burada 2 mantıksızlık var..Aynı mantıksızlık Edip&#8217;in Dipnotu için de geçerli..<strong>İlgili ayet inmeden evvelki yıllar ümmetin ömründen sayılmıyor mu? Neden? İkinci olarak; Reşad, ümmete verilen kameri yılla tarih olarak Hicri yılı örtüştürmüştür..Bu hesabın doğru çıkması için ayetin Hicri 1. yılda nazil olması ve Medeni olması gerekir..Oysa kaynaklar surenin Mekki olduğunu söylüyor..Hesap en başta şaşıyor</strong>..</p>
<p><strong>3-</strong>Tüm önemli olayların merkezine kendini yerleştiren uyanık, nefisperest, şöhret tutkunu, makam sevdalısı Mütenebbi Reşad, burada da aynı zaafını tekrarlıyor: Bu bilginin keşfi 1400 Hicri yılında (Miladi 1980) oldu..Kıyametin vaktinden 309 yıl önce. Yani Reşad&#8217;ın keşfiyatları hep Kuranla bağlantılı; ayetlerle iç içe, kah ayet Reşad&#8217;dan bahseder, kah Reşad ayetten..Kendisi teyit-i ilahi altında ve Kuran Mucizelerinin açığa çıkması ve açıklanma zamanın oluşması, olgunlaşması ile Reşad arasında da pek çok bağlantı var..Sanırsın ki Kuran Reşad&#8217;a inmiş. Kuran-ı Hakim,  Hz. Peygambere verilmiş bir Mucize olmasına rağmen ayetlerle Resulün ilişkisi bağlamında işin aslan payını bu Mütenebbi kapmaya çalışıyor ve Ayetlerin tefsirini kendine yönelterek gerçek Resulden çalmaya çalıştığı makam üzerinde hak iddia edip saltanat kuruyor..Bu kadar mantıktan yoksun, seviye fakiri izahlara inananlar da var..19 kere yazıklar olsun.</p>
<p><strong>4-</strong>Reşad&#8217;ın Kıyametin büyük alametlerini 300-400 yıla yayması saçmalıktır..</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>(1) <a href="http://submission.org/App25.html">http://submission.org/App25.html</a><br />
(2) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/bediuzzamann-kyamet-vakti-hakkndaki.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/bediuzzamann-kyamet-vakti-hakkndaki.html</a><br />
(3) <a href="http://quranix.org/15#87">http://quranix.org/15#87</a></p>
<p>(4) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/sunnetin-kuran-acklamas-ve-sebul-mesani.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/sunnetin-kuran-acklamas-ve-sebul-mesani.html</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<div dir="ltr"></div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-ve-resadin-kiyamet-vakti-ile-ilgili-kehanetleri/">Edip ve Reşad’ın Kıyamet Vakti ile ilgili kehanetleri</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/edip-ve-resadin-kiyamet-vakti-ile-ilgili-kehanetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnanmak için de gerçekten &#8220;saflaşmak&#8221; lazım</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/inanmak-icin-de-gercekten-saflasmak-lazim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/inanmak-icin-de-gercekten-saflasmak-lazim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 22:17:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyametin yaklaştığının işaretleri]]></category>
		<category><![CDATA[Reşad Halife]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10411</guid>

					<description><![CDATA[<p>ilk yazı: http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/eger-ayn-hisleri-olsayd-bu-yoruma.html Reşad Halife: Signs of the Approaching End of the World Kıyametin yaklaştığının işaretleri 4. Appearance of God&#8217;s Messenger of the Covenant (3:81): As detailed in Appendix 2, a consolidating messenger, prophesied in the Quran, comes after all the prophets have delivered the scriptures, to purify and unify. This prophecy was fulfilled in Ramadan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inanmak-icin-de-gercekten-saflasmak-lazim/">İnanmak için de gerçekten “saflaşmak” lazım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="post-title entry-title"><a href="http://ilimcephesi.com/inanmak-icin-de-gercekten-saflasmak-lazim/indir-3-28/" rel="attachment wp-att-10412"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-10412" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-3-1.jpg" alt="İnanmak için de gerçekten &quot;saflaşmak&quot; lazım" width="259" height="382" /></a></h3>
<div id="post-body-889846462178268098" class="post-body entry-content">
<div dir="ltr"><b>ilk yazı: </b><a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/eger-ayn-hisleri-olsayd-bu-yoruma.html" target="_blank">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/eger-ayn-hisleri-olsayd-bu-yoruma.html</a><br />
<b><br />
</b><b>Reşad Halife:</b> Signs of the Approaching End of the World</p>
<p><b>Kıyametin yaklaştığının işaretleri</b></p>
<p><b>4. </b>Appearance of God&#8217;s Messenger of the Covenant (<a href="http://submission.org/QI#3_81_" target="_blank">3:81</a>): As detailed in Appendix 2, a consolidating messenger, prophesied in the Quran, comes after all the prophets have delivered the scriptures, to purify and unify. This prophecy was fulfilled in Ramadan 1408.</p>
<p>Tanrının sözleşmeli Peygamberinin ortaya çıkması..Kuranda bildirilen, takviye edilen bir peygamber; tüm peygamberlerin kutsal kitapları getirmelerinden sonra, arındırmak ve birleştirmek için gelir. Bu gaybi haber Ramazan 1408&#8217;de gerçekleşmiştir..<br />
<b><br />
</b><b>Tenkit: </b>Edip Yüksel : 3:81; ALLAH peygamberlerden (nebilerden) şöyle misak almıştı: &#8216;Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi,&#8217; demişti. Onlar &#8216;Kabul ettik,&#8217; deyince, &#8216;Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahid olanlardanım,&#8217; demişti.</p>
<div>
Hadi diyelim ki farz-ı <b>19 bin kere muhal </b>bu ayette bildirilen Reşad olsun..Bu ayetin Kıyametle alakası nerede? İşte hadis ve sünneti beğenmeyip te kendi başına doğruyu, hidayeti bulacağım diyen bir zavallının hali!..Sonunda nefsinin emrine girmeyi Allah&#8217;ın emrine girmeyle karıştırıp, emreden nefsini tüm peygamberlerin üstünde bir makama yerleştiriyor..Bunun adına da dini Allah&#8217;a özgülemek, arınmak ve saflaşmak deniyormuş..<b>İnanmak için de gerçekten &#8220;saflaşmak&#8221; lazım</b>..</p>
<p><b>5.</b>The Smoke (<a href="http://submission.org/QI#44_10_" target="_blank">44:10</a>): occurs after God&#8217;s Messenger of the Covenant has delivered the unified message and proclaimed Islam (Submission) as the only religion acceptable by God.</p>
<p>Allah tarafından kabul edilen tek din olan İslamın ilan edilmesinden ve Allah&#8217;ın sözleşmeli Elçisinin birleştirici mesajını ilettikten sonra ortaya çıkan Duman.<br />
<b><br />
Tenkit:</b> Bu öncelik ve sonralığı nereden biliyor ve nasıl delillendiriliyor ? Her zamanki gibi kafadan atmasyon yöntemiyle mi? İslamı son peygamber getirmemiş miydi zaten?.</div>
<div>
<b>6.</b>Gog and Magog: they re-appear, in accordance with God&#8217;s plan, in the year 1700 AH (2271 AD). Gog and Magog are mentioned in <a href="http://submission.org/QI#18_94_" target="_blank">18:94</a> and<a href="http://submission.org/QI#21_96_" target="_blank">21:96</a>. If you count the verses from <a href="http://submission.org/QI#18_94_" target="_blank">18:94</a> to the end of <a href="http://submission.org/QI#18+" target="_blank">Sura 18</a>, you find them 17. If you count the verses from <a href="http://submission.org/QI#21_96_" target="_blank">21:96</a> to the end of <a href="http://submission.org/QI#21+" target="_blank">Sura 21</a>, you find them also 17. This is the Quran&#8217;s sign that Gog and Magog will re-appear in 1700 AH. (1)</p>
<p>Yecüc ve Mecüc..Bunlar Allah&#8217;ın planına göre 2271 Miladi yılında tekrar ortaya çıkarlar. Bunların bahsedildiği ayetler <a href="http://submission.org/QI#18_94_" target="_blank">18:94</a> ve <a href="http://submission.org/QI#21_96_" target="_blank">21:96</a> dır..Eğer 18. surede 94. ayetten sure sonuna kadar ve 21. surede 96. ayetten sure sonuna kadar sayarsanız 17 rakamını bulursunuz..Bu da Kuranın Yecüc ve Mecüc&#8217;ün ortaya çıkış tarihine işaretidir..<br />
<b><br />
</b><b>Tenkit:</b> Öncelikle neden surenin sonuna sayıyoruz da örneğin başına, ortasına 19. ayetine veya 19 un katı olan bir sayıya v.s. saymıyoruz ?..Kalb temizliği deme sakın dinde zayıf olanların iddiasıdır o..</div>
<div>Surenin sonuna sayma gerekliliğini sana şeytanın mı fısıldadı ? Kehf suresinde 110 ayet var..Neden 95. ayetten itibaren başlamıyoruz da 94. ayeti de sayıyoruz? Çıkan 17 sonucunu 100 ile çarpmamızdaki hikmet ne? İki surede sona sayım ile çıkan sonuç aynı oldu diye bunda bir işaret olduğu ilişkisini nasıl kurdunuz?<br />
Yeniden ortaya çıkış ile sure sonuna kadar olan ayet sayısı arasında nasıl bir bağlantı keşfettiniz? Bunların tesadüf olduğunu söyleyen kişilere ikna edici cevabınız nedir? Bu kadar safsataya insan şaşıp kalıyor..<br />
Kuran ayetleriyle şeytan gibi dalga geçmene ne diyeyim ben?!</p>
<p><strong>Edip Yüksel:</strong> Edip Yüksel (Mesaj: Kuran Çevirisi)Yecuc ve Mecuc 18:94 Dediler ki, &#8220;Ey İki Nesle Sahip Olan (Zül Karneyn), Yecuc ve Mecuc yeryüzünde kötülük işliyorlar. Bizimle onların arasında bir engel koyman için sana bir vergi ödeyebilir miyiz?&#8221;(12)</p>
<p><strong>Dipnot 12</strong><br />
Adalet ve barış üzerine kurulu çok uluslu bir uygarlığın iki nesil sürecek yönetiminden sonra, <b>dünyanın son yıllarında </b>iki düşman ülkenin tekrar güç kazanarak müslümanlara saldıracakları anlaşılabilir mi bu ayetlerden? (2)</p>
<p><b>Cevap:</b> Onu bilmem ama Resulünün senden daha cesaretli olduğu kesin..Onun verdiği miladi 2271&#8217;i (güya kıyametten 9 yıl öncesi) sen dünyanın son yılları diye gizlemişsin..Hesap kafana tam yatmamış olmalı..Nede olsa hesapta 19 geçmiyor..Tatsız, tuzsuz, yavan bir hesap.</p>
<div><b>***</b></div>
<p>(1) <a href="http://www.masjidtucson.org/quran/appendices/appendix25.html" target="_blank">http://www.masjidtucson.org/quran/appendices/appendix25.html</a><br />
(2) <a href="http://quranix.org/18#94" target="_blank">http://quranix.org/18#94</a></div>
</div>
</div>
<div></div>
<div>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/gog-and-magog-resad-and-edip.html</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/inanmak-icin-de-gercekten-saflasmak-lazim/">İnanmak için de gerçekten “saflaşmak” lazım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/inanmak-icin-de-gercekten-saflasmak-lazim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ay dedenin hisleri olsaydı bu yoruma gülmekten yarılırdı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ay-dedenin-hisleri-olsaydi-bu-yoruma-gulmekten-yarilirdi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ay-dedenin-hisleri-olsaydi-bu-yoruma-gulmekten-yarilirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 22:10:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkı Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Reşad Halife]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10407</guid>

					<description><![CDATA[<p>  1.Reşad Halife: Among the duties charged to me as God&#8217;s Messenger of the Covenant is unveiling the end of the world (Page 415). We learn from18:7-8 and 69:13-15 that this world will come to an end. A new earth and new heavens will replace the present heavens and earth (14:48). Çevirisi: Allah&#8217;ın mukaveleli peygamberi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ay-dedenin-hisleri-olsaydi-bu-yoruma-gulmekten-yarilirdi/">Ay dedenin hisleri olsaydı bu yoruma gülmekten yarılırdı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3></h3>
<div> <a href="http://ilimcephesi.com/ay-dedenin-hisleri-olsaydi-bu-yoruma-gulmekten-yarilirdi/hqdefault-10/" rel="attachment wp-att-10408"><img loading="lazy" decoding="async" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/hqdefault-1.jpg" alt="Ay dedenin hisleri olsaydı bu yoruma gülmekten yarılırdı" width="480" height="360" /></a></div>
<div id="post-body-1325103606838537000">
<div dir="ltr">
<p><strong>1.</strong>Reşad Halife: Among the duties charged to me as God&#8217;s Messenger of the Covenant is unveiling the end of the world (Page 415). We learn from<a href="http://submission.org/QI#18_7_8" target="_blank">18:7-8</a> and <a href="http://submission.org/QI#69_13_15" target="_blank">69:13-15</a> that this world will come to an end. A new earth and new heavens will replace the present heavens and earth (<a href="http://submission.org/QI#14_48_" target="_blank">14:48</a>).</p>
<p><strong>Çevirisi: </strong>Allah&#8217;ın mukaveleli peygamberi olarak üzerime düşen sorumluluklardan biri Kıyametin vaktini açıklamaktır..<a href="http://submission.org/QI#18_7_8" target="_blank">18:7-8</a> ve <a href="http://submission.org/QI#69_13_15" target="_blank">69:13-15</a>&#8216;den öğreniyoruz ki bu dünyanın bir sonu var..Yeni bir dünya ve yeni cennetler şimdikilerle değiştirilecek..</p>
</div>
<div dir="ltr">
<p><strong>Cevap: </strong></p>
<div></div>
<div>
<p><strong>a-</strong>&#8220;Allah&#8217;ın mukaveleli (Covenant) peygamberi olarak üzerime düşen sorumluluklardan biri Kıyametin vaktini açıklamaktır&#8221; buna ne diyelim kesin öyledir!..Yemiş numarası yapalım da Reşad&#8217;ın mukavelesi yanmasın..</p>
<p><strong>b-</strong>Allah Resulüne (s.a.v.) gelince Kuran dışı vahiy alamıyordu da (1) siz sayın mukaveleli !, Resul-i Ekrem&#8217;e münasip görmediğiniz vahyi nasıl alabildiniz ? Sizin sözleşme şartlarınızda bu özel şart mı var ?</p>
<p><strong>c-</strong>Mukaveleli Mütenebbi Reşad, new heavens ve former heavens (eski cennetler ve yeni cennetler) ayrımını nereden çıkardınız? İnsanoğlu bu kadar palavra atar mı?..Daha doğrusu, palavranın bu kadarını ancak yalancı peygamber atabilir..</p>
<p><strong>2</strong>.Reşad Halife: Signs of the Approaching End of the World<br />
The Quran provides many signs, and states that the means for unveiling the end of the world have been given (<a href="http://submission.org/QI#47_18_" target="_blank">47:18</a>). The signs given in the Quran include: The splitting of the moon: This already happened in June 1969 when we landed on the moon and brought back moon rocks. People on earth can go now to many museums, colleges and observatories to look at pieces of the moon.</p>
<p>Çevirisi: Dünyanın sonunun yaklaştığının işaretleri:</p>
</div>
<div>Kuranın &#8220;kıyamet alametleri&#8221; hususunda pek çok işaretleri ve ifadeleri vardır..Bu işaretler içinde: Ayın yarılması da var..Bu işaret ise 1969 yılında aya ayak basıp oradan bazı kayaların dünyaya getirilmesiyle gerçeklenmiş oldu..İnsanlar artık gittikleri müzelerde aydan parçalar görebiliyorlar..</p>
<p><strong>Cevap:</strong></div>
<div></div>
<div>
<p>Ay parçası! gibi bir yorum daha..Her şeyin merkezinde kendinin olduğunu sanan Yalancı Peygamber sendromu.. Ayın dünyanın etrafında değil de kendisi (Mukaveleli Mütenebbi Reşad&#8217;ın) etrafında döndüğünü söyleseydi de (ki bu bir açıdan doğru olurdu:) keşki aydan alınan bir kaç parçanın ayın yarılması anlamına geldiğini iddia etmeseydi..&#8221;Ay dede&#8221;nin hisleri olsaydı bu yoruma gülmekten yarılacağı kesindi..Belki böylece yorum da yerini bulacaktı ama gel gör ki ay espriden anlamıyor.</p>
<p><strong>3.</strong> Reşad Halife: The creature (<a href="http://submission.org/QI#27_82_" target="_blank">27:82</a>): &#8220;Made from the earth, it alerts the people that they have been oblivious to their Creator.&#8221; The Creature, made from the earth, did appear and was instrumental in unveiling the Quran&#8217;s numerical code, and proclaiming that the world has neglected God&#8217;s message; the creature is the computer. Note that the digits that make up<a href="http://submission.org/QI#27_82_" target="_blank">27:82</a> add up to 19. (2)</p>
<p><strong>Çeviri:</strong> Topraktan yapılmış bir mahluk insanlara yaratıcılarına karşı kayıtsız kaldıklarını bildirecek..Topraktan ( yani arzın elementlerinden) yapılmış bu mahluk/madde ortaya çıktı ve Kuran&#8217;ın matematiksel kodunun deşifre edilmesine yardımcı oldu. Dünyanın Allah&#8217;ın mesajını ihmal ettiğini ilan eden bu cisim Bilgisayardır. 27:82&#8217;yi oluşturan rakamların toplamı 19 olduğuna dikkat edin.</p>
</div>
<div><strong>Cevap: </strong></div>
<div></div>
<div>
<p><strong>a-</strong>Bilgisayar bile bu adamların gözünde islam ümmetinden daha müslüman..Bir de bunların ağızlarını açtıkları her defasında ehl-i sünnet tarafından tekfir edildikleri şeklinde edebiyat yapmaya da bayılırlar.</p>
<p><strong>b-</strong>27:82&#8217;yi oluşturan rakamlar toplamı 19 olunca ne oluyor? 19 değilde 20 olsaydı ne değişirdi? Bunların toplamı 19 a varınca ayetin statüsü değişti mi? Rakamları toplayarak bölerek, takla attırarak 19 u bulmak sizin hobiniz mi? Hem neden rakamların sayı değerleri toplanıyor da 27 ve 82 sayıları toplanmıyor?..Veya neden toplanıyor da çıkarılmıyor veya çarpılmıyor?</p>
</div>
<div>Böyle bir dörtlüde 19 un katına ulaşmak sanıldığı kadar zor değil..Ya rakam değerlerini toplayarak, ya ikili sayıları toplayarak ya iki sayıyı birleştirip yeni sayı oluşturarak v.s. gibi yöntemlerinden biriyle 19 a ulaşmanın çaresi aranır..Madem sayısal kod veya formül var her defasında ayrı formül uygulanır mı? Bu denklemin sabit şekli nedir? Bu kadar hikayeye inanan mukallitler de var yazık! Şurada yapılan işlemde zerre kadar matematik esprisi ve tadı almıyorum..Bana göre herhangi bir özelliği olmayan saçma sapan çocuk eğlencesi. Bu durum yani 19 mucizesinin bir uygulamasını reddediş, beni Edip ve Reşad&#8217;ın gözünde kalbi kirlililerden ve hatta kafirlerden yapıyor.</p>
<p><strong>c- </strong>Reşad&#8217;ın ve Edip&#8217;in bunu kıyamet alameti olduğunu zannetmesi Hakkı Yılmaz&#8217;a göre yanlıştır.</div>
<div></div>
<div>
<p>Hakkı Yılmaz: Bu sözcük Kur’an’da (En’âm/ 38, Hud/ 6, 56, Nahl/ 49, 61, Nur/45, Ankebut/ 60, Lokman/ 10, Fatır/ 45, Şûra/ 29, Casiye/ 4 ve Enfal/ 22: ) tekil ve çoğul olarak birçok kez yer almıştır: Görüldüğü gibi, bu ayetlerin hepsinde de “dabbeh” sözcüğü irili ufaklı tüm canlı yaratıklar için kullanılmıştır..Tefsirciler arasında “dabbeh” üzerinde en fazla duran ve meseleyi önemseyen kişi İbn-i Kesir’dir. Ne var ki, o da “dabbeh” sözcüğünü kıyamet alâmetleri sadedinde açıklamış..“Dabbeh”, mahşerde ortaya çıkarılacak yeryüzü maddelerinden mamul bir çeşit yayın aracı olup kendisine yüklenmiş olan “insanların Allah’ın ayetlerine gerektiği gibi inanmadıkları” duyurusunu anons edecektir. (3)</p>
<p>Hakkı Yılmaz: Kur’an’da “dabbeh”in kıyamet alâmeti olduğuna dair hiçbir veri olmadığı gibi, “dabbeh”i kıyamet alâmeti olarak gösteren ilmî nitelikten yoksun eserler de bu asılsız iddialarına “sahih sünnet” denilen rivayetlerden tek bir destek bile bulamamışlardır.</p>
<p><strong>Cevap:</strong></p>
<p>Sahih-i Müslim, Fiten bölümü:</p>
</div>
<div></div>
<div>40- (&#8230;) Bize Ubeydullah b. Muaz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu&#8217;be, Fırat El-Kazzâz&#8217;dan, o da Ebû&#8217;t-Tufeyl&#8217;den, o da Ebu Serîha Huzeyfe b. Esid&#8217;den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yüksek bir yerde idi. Biz de ondan aşağıda bulunuyorduk. Bize uzanarak :<br />
«Neyi müzakere ediyorsunuz?» diye sordu.<br />
— Kıyameti, dedik. Şöyle buyurdular :<br />
«Şüphesiz ki on alâmet zuhur etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Do­ğuda bir yer batması, batıda bir yer batması, Arab yarımadasında bir yer batması, duman, Deccal, dabbetü&#8217;l-arz, Ye&#8217;cûc ve Me&#8217;cûc, güneşin battığı yerden doğması ve Aden toprağının sonundan bir ateş çıkacak, insanları yolcu eden bir ateş.»Şu&#8217;be demiş ki : Bana Abdu&#8217;l-Aziz b. Rufey de Ebû&#8217;t-Tufeyl&#8217;dcn, o da Ebu Serîha&#8217;dan, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)&#8217;i anmayarak bunun mislini rivayet etti. (Bu iki râviden biri onuncuda) «İsâ b. Meryem (Aleyhîsselârn) &#8216;in inişi&#8230;» Diğeri: «insanları denize atacak bir rüzgâr&#8230;» demişi erdir.</p>
<p>Edip Yüksel (Mesaj: Kuran Çevirisi)</p>
</div>
<div>
<p>Kompüter: Söz Verilen Yaratık 27:82 Zamanı gelince, onlara topraktan mamul bir yaratık çıkaracağız; onlara, halkın ayet ve mucizelerimizi onaylamadığını bildirecek.7</p>
<p><strong>Dipnot 7</strong> Bu ayette söz edilen yaratık, sudan değil, topraktan yaratılan ve 19 kodunun ortaya çıkarılmasına araç olan bilgisayar olabilir mi? Bak <a href="http://quranix.org/72#28" target="_blank">72:28</a></p>
<p><strong>Cevap: </strong></p>
<p><strong>a-</strong>Atış serbest..Haşa, Allahu Teala (c.c.) yaklaşık 1350 yıl, insanları hiç anlayamayacakları  bir ayetin manasıyla oyalamış olamaz, onların aklıyla oynamaz..Üstüne bir de Kuran ayetleri mübindir, hepsi kolay anlaşılır derler..Anlaşılması kolay ayeti kendileri zorlaştırırlar..Eğer bu ayette kastedilen bilgisayar ise keşfinden evvel, Nostradamus&#8217;tan başka  ayeti kim anlayabilirdi? (ki o da sözleşmeli kahindir.:)</p>
<p><strong>b-</strong>Resulün öyle diyor hala şüphe mi duyuyorsun Edip ? Olmadı şimdi:(<br />
Aslında şüphe duyduğu yok..Mütenebbi&#8217;den ne duymuşsa onu satıyor..Pazarlama tekniği az farklı. Örneğin videolarında ikide bir parmaklarıyla başını-beynini göstermesi, aklı ve mantığı kullanmayı vurgulaması..Bu aklilik vurgulu pazarlama tekniğinden soyutlanmış saf hal: &#8220;ey cemaat gelin mütenebbiye uyun, ben öyle yapıyorum&#8221;.</p>
<p>yazının devamı: <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/gog-and-magog-resad-and-edip.html#more" target="_blank">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/gog-and-magog-resad-and-edip.html#more</a></p>
</div>
<div>
<div>***</div>
<p>(1) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/resulullahn-sav-alamayp-hz-edipin-romeo.html" target="_blank">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/resulullahn-sav-alamayp-hz-edipin-romeo.html</a><br />
(2) <a href="http://submission.org/App25.html" target="_blank">http://submission.org/App25.html</a><br />
(3) http://www.istekuran.com/index.php?page=neml</p>
</div>
</div>
</div>
<div></div>
<div>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/12/eger-ayn-hisleri-olsayd-bu-yoruma.html</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ay-dedenin-hisleri-olsaydi-bu-yoruma-gulmekten-yarilirdi/">Ay dedenin hisleri olsaydı bu yoruma gülmekten yarılırdı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ay-dedenin-hisleri-olsaydi-bu-yoruma-gulmekten-yarilirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edip Yüksel&#8217;in Bir Çelişkisi:Reşad Halife ile Velid bin Mugire&#8217;nin ortak noktaları</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-bir-celiskisiresad-halife-ile-velid-bin-mugirenin-ortak-noktalari/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-bir-celiskisiresad-halife-ile-velid-bin-mugirenin-ortak-noktalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 22:05:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mucizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Yüksel'in Bir Çelişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkı Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Reşad Halife ile Velid bin Mugire'nin ortak noktaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edip YÜKSEL: [Müddesir Suresinde geçen] Levha, Kuran&#8217;dır. (1) Başka yerde ise Levha için Bilgisayar Ekranı demektedir.. Müddesir 29. HALKLAR (BEŞER) için (evrensel) bir GÖSTERGEDİR/EKRANDIR (LEVVAHA) 74:29 ‘DAKI “LEVVAHA” KAVURUCU MU YOKSA GÖSTERGE Mİ? Kuran’da LVH kökünden türeyen kelimeler, kayıtların yapıldığı düzeyler, levhalar, düz tahtalar anlamında kullanılmakta ve hiç bir yerde “kavurmak” veya “kizartmak” anlamına gelmemektedir. 7:145; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-bir-celiskisiresad-halife-ile-velid-bin-mugirenin-ortak-noktalari/">Edip Yüksel’in Bir Çelişkisi:Reşad Halife ile Velid bin Mugire’nin ortak noktaları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://ilimcephesi.com/edip-yukselin-bir-celiskisiresad-halife-ile-velid-bin-mugirenin-ortak-noktalari/indir-2-45/" rel="attachment wp-att-10404"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-10404" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/indir-2-2.jpg" alt="Edip Yüksel'in Bir Çelişkisi:Reşad Halife ile Velid bin Mugire'nin ortak noktaları" width="432" height="242" /></a>Edip YÜKSEL:</strong> [Müddesir Suresinde geçen] Levha, Kuran&#8217;dır. (1)</p>
<p>Başka yerde ise Levha için Bilgisayar Ekranı demektedir..</p>
<p>Müddesir 29. HALKLAR (BEŞER) için (evrensel) bir GÖSTERGEDİR/EKRANDIR (LEVVAHA)</p>
<p><strong>74:29</strong> ‘DAKI “LEVVAHA” KAVURUCU MU YOKSA GÖSTERGE Mİ?</p>
<p>Kuran’da LVH kökünden türeyen kelimeler, kayıtların yapıldığı düzeyler, levhalar, düz tahtalar anlamında kullanılmakta ve hiç bir yerde “kavurmak” veya “kizartmak” anlamına gelmemektedir.</p>
<p><strong>7:145; 7:150; 7:154</strong> ( Bu üç ayette LeVHa’nin çoğulu olan eLVaH kelimesi Musa’ya verilen ve üzerinde On Emr’in yazılı olduğu levhalar için kullanılıyor). 54:13 (Nuh’un gemi inşasında kullandığı levhalar için kullanılıyor). 85:22 (Kuran’in kaydedildiği -matematiksel olarak- korunmuş kayıt alanları için kullanılıyor). 74:29 ayetindeki LeVvaHa kelimesi ise LVH kökünden türetilen bir ism-i mübalağa (abartma isim) olup, çokça gösteren, apaçık levhalar, veya birbirini izleyen tablolar, ekranlar anlamlarına gelmektedir.</p>
<p>Halbuki kavurma, kızartma ve yakma anlamları için Kuran farklı kelimeler kullanır. Örneğin, yakma anlamı için HRQ kökünden türeyen kelimeleri (2:266; 3:181; 7:5; 20:97; 21:68; 22:9; 22:22; 29:24; 75:10), veya kavurma ve kızartma anlamı için SLY kökünden türeyen kelimeleri ( 4:10; 4:30; 4:56; 4:115; 14:29; 17:18; 19:70; 27:7; 28:29; 29:31; 36:64; 38:56; 38:59; 38:163; 52:16; 56:94; 58:8; 69:31; 74: 26; 82:15; 83:16; 84:12; 87:12; 88:12; 92:15), veya NDC kelimesini kullanır (4:56). (2)</p>
<p>***</p>
<p>Müddesir 29: Levvâhatun lil beşer(beşeri).</p>
<ol>
<li>levvâhatun : etrafını (derilerini) yakıp kavurucu<br />
2. li el beşeri : insan için, insanın (3)</li>
</ol>
<p>***</p>
<p>19 Mucizesine inanmış görünen Hakkı Yılmaz&#8217;a göre ise levha hard , disket, CD&#8217;dir:</p>
<p>Öyleyse “levha” sözcüğü, bu günkü ortama göre, yazı yazılan, bilgi saklanan her şey, levha, tablet, parşömen, tablo; çağdaş araçlardan ise ekran, plak, teyp bandı, CD, disket veya hard disk gibi üzerine kayıt yapılabilen her türlü araç-gereci ifade edebilir. Sözcüğün “Levvâha” şeklindeki kullanılışı ise isimden türetilerek elde edilen ve mübalağa anlamı kazandırılan etken isim kalıbında bir kelimedir ve “fevkalâde levhalar yapan” anlamına gelir.(4)</p>
<p>***</p>
<p>Seyyid Kutub, Fizilal&#8217;il Kur&#8217;an:</p>
<p>Müddesir 24- Ve dedi ki; &#8220;Bu Kur&#8217;ân eskilerden aktarılan bir büyüdür.<br />
25- O kesinlikle insan sözüdür.&#8221;<br />
26- Onu Sakar a atacağım.<br />
27- &#8220;Sakar&#8221; nedir, biliyor musun?<br />
28- Geride hiçbir şey bırakmaz, ondan hiçbir şey kurtulmaz.<br />
29- Bütün insanların dikkatlerini üzerinde yoğunlaştırır.<br />
30- On dokuz tane görevlisi vardır.</p>
<p>Elimizdeki birçok rivayete göre bu ayetlerde kastedilen kişi Velid b. Muğire&#8217;dir. Nitekim ibn-i Cerir&#8217;in ibn-i Abdalâ, Muhammed b. Savra, Muammer, Ubbade b. Mansur kanalı ile ikrime&#8217;ye dayanarak verdiği bilgiye göre birgün Velid b. Muğire, Peygamberimize gelir. Resulullah ona Kur&#8217;an okur. Bunun üzerine O&#8217;na karşı düşmanlık duyguları yumuşar gibi olur. Durum Ebu Cehillin kulağına gidince derhal Velid&#8217;in yanına koşar. Ona &#8220;Amca, hemşehrilerin aralarında senin için mal toplamak istiyorlar der. Velid in Niçin diye sorması üzerine ona şu karşılığı verir: &#8220;Sana vermek için. Çünkü sen Muhammed e varmış. Ondan sus payı sızdırmaya kalkışmışsın:&#8217; Ebu Cehil bu sözleri ile Velid&#8217;in bam teline basıyor, onu en çok üstünlük tasladığı zenginliği konusunda tahrik etmek istiyordu. Nitekim &#8220;Kureyşliler benim en zenginleri olduğumu bilirler der.</p>
<p>Bunun üzerine Ebu Cehil kendisine &#8220;Öyleyse Muhammed hakkında öyle bir söz söyle ki, hemşehrilerin onun sözlerini reddettiğini, ona karşı sempati duymadığını anlasınlar&#8221; der. Velid bu isteğe şu karşılığı verir: &#8220;Onun için ne diyeyim ki? Vallahi aranızda benim kadar şiirden anlayanınız, onun recezini, kasidesini, cin kaynaklısını kısacası her türünü benim gibi iyi bileniniz yoktur. Vallahi Muhammed&#8217;in okudukları bunların hiç birine benzemiyor. Vallahi O&#8217;nun okuduklarında ayrı bir tat, ayrı bir çekicilik vardır. O önüne kattığını kırıp geçirir. O&#8217;nun okudukları üstündür, onların üzerine çıkmak mümkün değildir&#8221;. Ebu Cehil, sözleri biten Velid&#8217;e &#8220;Vallahi, Muhammed hakkında bir söz söylemedikçe hemşehrilerini memnun edemezsin&#8221; der. Bunun üzerine Velid &#8220;Öyleyse beni bırak da O&#8217;nun için ne söyleyeceğimi düşüneyim&#8221; der. Bir süre düşündükten sonra &#8220;Muhammed&#8217;in okudukları, başkalarından aktarılmış bir büyüdür&#8221; der. Bunun üzerine bu surenin &#8220;Şu adamın işini bana bırak&#8221; ayeti ile başlayarak &#8220;On dokuz tane görevlisi vardır&#8221; ayetinin sonuna kadar süren bölümü iner.</p>
<p>Başka bir rivayete göre Velid&#8217;in Peygamberimize karşı yumuşaması üzerine ileri gelen Kureyşliler &#8220;Eğer Velid, dininden dönerse bütün Kureyşliler dinlerinden dönerler&#8221; derler. Bunun üzerine bu işi bana bırakın, hepiniz adına onu çözerim diyen Ebu Cehil, hemen Velid&#8217;in yanına koşar. Velid uzun uzun düşündükten sonra Peygamberimizden dinlediği Kur&#8217;an hakkında &#8220;O eskilerden aktarılmış bir büyüdür. Görmüyor musunuz, karı ile kocayı, evlat ile babayı, köle ile efendiyi birbirinden ayırıyor&#8221; der.</p>
<p>İşte rivayetlerin bize aktardıkları olay budur. Kur&#8217;an burada ona canlı ve etkileyici bir anlatımla değiniyor. Söze şu bel kırıcı, korkunç tehditle giriyor: &#8220;Şu adamın işini bana bırak.&#8221;</p>
<p>Ayet, Peygamberimize sesleniyor. Anlamı şu: Şu adamı bana bırak. Ben onu yaratırken yalnız başına idi. Şimdi gururlandığı bol servetin, gözünden ayırmadığı evlatların, şımarmasına ve daha çoğunu istemesine yol açan öbür dünya nimetlerin hiçbiri o zaman yanında yoktu. Onun işini bana bırak. Hileleri ve tuzakları ile kafanı yorma. Onunla doğrudan doğruya ben savaşacağım.</p>
<p>Bu ayeti okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. Yüce Allah&#8217;ın ezici, kahredici gücünün harekete geçtiğini düşününce yüreklerde zelzele kopuyor. Çünkü bu ezici güç şu zavallı, miskin, güçsüz ve minnacık yaratığı tepelemek için harekete geçiyor. Ayet bu zelzeleyi bu zelzeleye tutulması söz konusu olmayan okuyucunun ve dinleyicinin kalbinde kopardığına göre bu zelzeleye tutulan zavallının hâlini varın siz düşünün!<br />
Ayetler bu zavallı yaratığın durumunu uzun uzun anlatıyor. Onun gerçeğe yüz çevirdiğini, Allah&#8217;ın ayetlerine inatla karşı çıktığını anlatmadan önce yüce Allah tarafından kendisine bağışlanan nimetlere parmak basıyor. Bu açıklamalara göre o yaratılırken yapayalnızdı, hiçbir şeyi yoktu, çırılçıplaktı. Sonra yüce Allah kendisine bol servet verdi, gözünün önünden ayırmaya kıyamadığı çok sayıda evladı oldu, o bu servet içinde ve evlatlar ortasında güvenli ve mağrur bir hayat yaşıyordu. Hayatı her yönden yolundaydı, her istediğini kolayca elde edebiliyordu. Buna rağmen;</p>
<p>&#8220;Halâ daha çoğunu vermemi bekliyor.&#8221;</p>
<p>Gözü bir türlü doymuyor, şükretmiyor, kendisine verilenlerle yetinmiyor. Belki de surenin sonuna doğru okuyacağımız &#8220;Aslında bunların her biri, kendisine okunmaya hazır kutsal sayfalar inmesini istiyor&#8221; ayetinde sözü edilenlerden biridir de kendisine vahiy indirilmesini, kutsal kitap verilmesini istiyor. Çünkü Peygamberimize peygamberlik verildi diye O&#8217;nu kıskananlardan biri idi.<br />
Adam bu aşırı ihtirası yüzünden sert bir dille azarlanıyor, paylanıyor. Çünkü ne bir iyilik ne bir ibadet ne bir şükür yapmış ki, sahip olduğundan fazlasını istemeye yüzü olsun. Okuyalım:</p>
<p>&#8220;Hayır, hayır! O ayetlerimize inatla karşı çıkıyor.&#8221;</p>
<p>Ayetin orijinalinde geçen &#8220;kellâ&#8221; sözcüğü bir paylama, azarlama edatıdır. O gerçeği gösteren kanıtlara ve imana erdiren gerçeklere inatla karşı çıkmış, islam çağrısının önüne dikilmiş, Peygamber&#8217;e savaş açmış, kendini ve başlarını hak yoldan alıkoymuş, Kur&#8217;an ve islam hakkında asılsız iddialar ortaya atmıştır. Bu paylamayı kolaylığı zorluğa, rahatı sıkıntıya dönüştüren bir tehdit izliyor. Okuyoruz:</p>
<p>&#8220;Onu sarp bir yokuşa saracağım.&#8221;</p>
<p>Burada hareket hâlinde sıkıntıyı donduran, somutlaştıran bir ifade ile karşı karşıyayız. Sebebine gelince yokuş çıkmak en sıkıntılı, en yorucu yolculuk türüdür. Bir de yokuş çıkmanın irade dışı bir itme ile yapıldığını düşünürsek çekilen sıkıntının ve duyulan yorgunluğun ne kadar artacağını kolayca kestirebiliriz. Bu ifade aynı zamanda somut bir gerçeği dile getirir. Çünkü düz, kolay ve iç açıcı iman yolundan ayrılan kimse sarp, sıkıntılı ve nefes kesici bir patikaya düşmüş olur; sürekli endişe, bunalım, gerilim ve baskı altında yaşar, sanki göğe tırmanıyor gibi nefesi tıkanır; susuz ve azıksız çıkılan bir yolculukta ıssız ve tehlikeli izlerde taban teper, üstelik yolunun sonunda varacağı bir amaç, kazanacağı bir huzur da göremez.</p>
<p>Sonra şu gülünçlük örneği eşsiz tablo canlandırılıyor. Bir de bakıyoruz ki, bu zavallı yaratık zihnini yoruyor, sinirlerini geriyor, alnını kırıştırıyor, yüz hatlarını ve mimiklerini oynatıyor. Bütün bunları Kur&#8217;an&#8217;da bir kusur bulmak, onu karalayacak bir söz hazırlamak için yapıyor. Okuyoruz:</p>
<p>&#8220;O düşündü ve değerlendirme yaptı. Kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı? Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı? Sonra baktı. Sonra suratını astı, kaşlarını çattı. Sonra yüz çevirdi, büyüklük tasladı. Ve dedi ki; `Bu Kur&#8217;an eskilerden aktarılmış bir büyüdür. O kesinlikle insan sözüdür.&#8221;</p>
<p>Ardarda sıralanan jest ve mimik görüntüleri. Birbirini izleyen beyin dalgaları ve sıra sıra hareketler seriliyor gözlerimizin önüne, Sanki anlam sunan sözcükler karşısında değil de resim çizen bir fırça karşısında, daha doğrusu kare kare görüntü sunan hareketli bir film şeridi karşısındayız.</p>
<p>Karelerin birinde adam düşünüyor, kafa yoruyor. Bunun yansıra hüküm ifade eden bir beddua ile karşılaşıyor; &#8220;Kahrolası&#8221; diye. Ayrıca &#8220;Nasıl bir değerlendirme yaptı?&#8221; denilerek davranışı yadırganıyor, alay bombardımanına tutuluyor. Sonra vurgulama, mesajı pekiştirme amacı ile bu beddua ve yadırgama tekrarlanıyor; &#8220;Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?&#8221;</p>
<p>Başka bir karede adam yapmacık, zorlamalı, alaya aldıran, komiklik çağrısını yapan bir ciddiyetle şöyle şöyle bakıyor. Bir diğer karede gülünç bir biçimde düşüncesini bir noktada yoğunlaştırmak amacı ile kaşlarını çatıyor, suratını asıyor. Bütün bu komik çabalar, bütün bu maskaralıklar onu sağlıklı bir düşünceye erdiremiyor. Tersine adam ışığa sırt çevirerek ve gerçek karşısında büyüklük kompleksine yenik düşerek &#8220;Bu Kur&#8217;an eskilerden aktarılmış bir büyüdür. O kesinlikle insan sözüdür.&#8221;</p>
<p>Ayetler bu canlı görüntüleri, resim fırçasının tuvale istediği manzaralardan daha kalıcı ve hareketli bir filim şeridinin gözler önüne serdiğinden daha estetik bir biçimde insan hayaline işliyor. Bu ayetler canlandırdıkları komik tipi sonsuza kadar hafızalarda kalacak bir gülünçlük örneği olarak somutlaştırıyor, kuşaklar boyunca ibret örneği olarak seyredilsin diye kahkaha ile güldüren portresini varlığın alnına kazıyor. Sözkonusu komik yaratığa ilişkin bu canlı ve somut görüntüleri yine ona yönelik müthiş bir tehdit izliyor. Okuyalım:</p>
<p>&#8220;Onu Sakar&#8217;a atacağım.&#8221; Sonra &#8220;Sakar&#8221;ın bilinmezliği vurgulanarak bu tehdidin korkunçluğu arttırılıyor. Okuyalım:</p>
<p>&#8220;Sakar nedir, biliyor musun?&#8221;</p>
<p>O anlaşılmaz ve kavranmaz derecede müthiş ve korkunç bir şeydir! Sonra onun bazı nitelikleri sayılarak uyandırdığı dehşet ve korku imajı güçlendiriliyor. Okuyoruz:</p>
<p>&#8220;Geride hiçbir şey bırakmaz, ondan hiçbir şey kurtulmaz.&#8221;</p>
<p>O her şeyi silip süpürür, her şeyi yutuverir, her şeyi yok eder, önünde hiçbir şey duramaz, ardında hiçbir şey komaz, ondan hiçbir şey paçayı kurtaramaz. Ayrıca o bütün insanların dikkatlerini üzerine çeker, uzaktan belirgin bir şekilde görülür. Okuyalım:</p>
<p>&#8220;Bütün insanların dikkatlerini üzerinde yoğunlaştırır.&#8221;</p>
<p>Bu ayet, &#8220;Mearic&#8221; suresinde geçen &#8220;Geri dönüp gidenleri kendine çağır&#8221; ayetinin anlamına yakın bir anlam taşır.&#8221; (Mearic 17).Yani herkesin dikkatini çeker. Sanki korkunç görüntüsü ile kalplerde korku uyandırmak ister gibidir.</p>
<p>Bu &#8220;sakar&#8221; cehenneminin &#8220;on dokuz&#8221; güvenlik görevlisi vardır. Bu &#8220;on dokuz&#8221; rakamı sert ve acımasız meleklerin birey olarak sayısı mıdır, yoksa bu meleklerin oluşturduğu safların sayısı mıdır, yoksa cehennem güvenliği ile görevli meleklerin türleri ve kategorileri midir, bilmiyoruz. Sadece şunu biliyoruz: Bu sayı, yüce Allah&#8217;ın verdiği bir bilgidir ve onu neden verdiği aşağıda açıklanacaktır.</p>
<p>Müminler, yüce Allah&#8217;ın bu konuda verdiği bilgiyi, Rablerine güvenen, Rabbi karşısında gerekli edebi takınan kullara yaraşır bir teslimiyetle karşıladılar. Yüce Allah&#8217;ın sözünü ve verdiği bilgiyi tartışma ve demagoji konusu yapmadılar. <em><u>Müşrikler ise bu sayısal bilgiyi, imandan yana boş kalplerle, yüce Allah&#8217;a saygı duygusundan uzak bir küstahlıkla karşıladılar. Bu durumlarda gereken ciddiyeti göstermediler. Tersine bu açıklamayı alaya, maskaraya aldılar. Onu gırgır ve dalga geçme konusu yaptılar</u></em>. Bu küstahlığın sonucu olarak aralarından biri &#8220;Sizin her onunuz bu cehennem görevlilerinden birinin hakkından gelemez mi?&#8221; dedi. Bir diğeri &#8220;Ona gerek yok. Siz hep birlikte onlardan birinin hakkından gelin, gerisinin tümünün hakkından ben tek başıma gelirim&#8221; dedi. Kısacası onlar bu yüce açıklamayı, böylesine körelmiş, gerçeğe kapalı ve bomboş ruhlarla karşıladılar. Bunun üzerine az sonra okuyacağımız ayet indi. Bu ayette yüce Allah&#8217;ın bu sayısal bilgiyi niçin verdiği, gaybın sırlarının bu bölümüne niçin ışık tuttuğunu açıklıyor. Gayp alemine ilişkin bilgi yüce Allah&#8217;a havale ediliyor; &#8220;Sakar&#8221;dan ve oranın güvenlik görevlilerinden ne amaçla söz edildiği açıklanıyor&#8230;</p>
<p>***</p>
<p><strong>Reşad Halife ile Velid bin Mugire&#8217;nin ortak noktaları:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1,2-</strong>Peygamberi kıskanmak ve ona savaş açmak: Gözü bir türlü doymuyor, şükretmiyor, kendisine verilenlerle yetinmiyor. Belki de surenin sonuna doğru okuyacağımız &#8220;Aslında bunların her biri, kendisine okunmaya hazır kutsal sayfalar inmesini istiyor&#8221; ayetinde sözü edilenlerden biridir de kendisine vahiy indirilmesini, kutsal kitap verilmesini istiyor. Çünkü Peygamberimize peygamberlik verildi diye O&#8217;nu kıskananlardan biri idi.<br />
Adam bu aşırı ihtirası yüzünden sert bir dille azarlanıyor, paylanıyor. Çünkü ne bir iyilik ne bir ibadet ne bir şükür yapmış ki, sahip olduğundan fazlasını istemeye yüzü olsun..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3-</strong>Kur&#8217;anda bir kusur bulmaya çalışmak: Tevbe suresinin son iki ayetinin inkarı.</p>
<p>&#8220;O düşündü ve değerlendirme yaptı. Kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı? Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı? Sonra baktı. Sonra suratını astı, kaşlarını çattı. Sonra yüz çevirdi, büyüklük tasladı. Ve dedi ki; `Bu Kur&#8217;an eskilerden aktarılmış bir büyüdür. O kesinlikle insan sözüdür.&#8221;</p>
<p>Evet aynen bunun gibi Reşad Halife de Tevbe suresinin son iki ayetinin insan sözü olduğunu iddia etti&#8230;<br />
Tartışmanın ve demagojinin yiğitlerine: Müminler, yüce Allah&#8217;ın bu konuda verdiği bilgiyi, Rablerine güvenen, Rabbi karşısında gerekli edebi takınan kullara yaraşır bir teslimiyetle karşıladılar. Yüce Allah&#8217;ın sözünü ve verdiği bilgiyi <u>tartışma ve demagoji konusu yapmadılar</u>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4-</strong>Ne kötü değerlendirme yaptı?<br />
Müddesir; 18- O düşündü ve değerlendirme yaptı.<br />
19- Kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?<br />
20- Bir daha kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?<br />
21- Sonra baktı,<br />
22- Sonra suratını astı ve kaşlarını çattı.<br />
23- Sonra yüz çevirdi, büyüklük tasladı.<br />
24- Ve dedi ki; &#8220;Bu Kur&#8217;ân eskilerden aktarılan bir büyüdür.<br />
25- O kesinlikle insan sözüdür.&#8221;</p>
<p>Reşat Halife , başından geçen esrarengiz olayı şöyle anlatır :<br />
Videonun 45. saniyesinden itibaren: &#8230;Her zaman ki yaptığım gibi Kur&#8217;an&#8217;ı tesadüfen tekrar açtım , şöyle deniyordu : &#8220;Kovuldun , sen bu görevi yapmayacaksın , sönüksün , sen bunun için yaratılmadın ve Cehenneme gideceksin &#8221; bütün gücümle Allah&#8217;a sığındım , secde ettim ve sonra tekrar Kur&#8217;an&#8217;ı açtım :&#8221;Kovuldun , Cehenneme gideceksin , cezalısın , sen bu görevi yapmayacaksın , yerine bu işi yapacak başka birini bulacağız &#8221; ve tekrar kapattım ,bu tesadüf olamazdı &#8220;&#8230;Gittikçe daha da kötüleşiyordu..</p>
<p>Dikkat: İlgili adres şu idi: http://www.youtube.com/watch?v=csLwjO3u5lE<br />
Bu adresteki ilgili video kaldırılmış..<a href="http://www.youtube.com/watch?v=VElRZD9myFo">http://www.youtube.com/watch?v=VElRZD9myFo</a> Videonun baş kısmına bakınız..</p>
<p><strong> Değerlendirme: </strong><br />
Reşat Halife Kur&#8217;an&#8217;ı açtığı her defasında aynı manadaki, ama az-çok farklı kelime gruplarından oluşan korkutucu tehdit cümlelerinin karşısına çıktığını ve bunun tesadüf olamayacağını düşündüğünü anlatıyor..<br />
Oysa Kur&#8217;an&#8217;da birebir bu cümlelerden oluşan bir ayet veya ayetler topluluğu yok..Zaten olsaydı Kur&#8217;an&#8217;ı her açtığımda karşıma tesadüfen şu nolu surenin şu ayeti çıktı derdi.. Hele hele bu ayet/ayetler Allah&#8217;ın kendisini Resul tayin ettiği veya özel bir misyonla görevlendirdiği ayetler ise aynı İkra Suresi&#8217;nin Resulullah&#8217;ın (s.a.v.) Risalet görevine başlamasındaki önemi/anısal değeri gibi , mesaj olarak gösterilen o ayetler de kendisi için çok müstesna bir manevi mevkiye sahip olur ve bizzat numaralarıyla zikredilirdi&#8230;</p>
<p>Buradan 2 sonuç çıkıyor:<br />
Reşat Halife, Mushaf içinde farklı bir metin görüyor. Bu ya bir halüsinasyon , ya bir illüzyon veya zihin oyunu/bulanıklığı , ruh hastalığı veya şizofrenik bir arıza türünden bir şey olarak algılanması gerekirken öyle karşılanmıyor..<br />
Aynı vaka sıradan birinin başına gelse , ilk yapacağı şey ya bir göz doktoruna muayene olmak veya Psikiyatrdan randevu olmak olur..<br />
Oysa Reşat Halife deneyimli .<br />
Art arda , anlam itibariyle birbirine yakın metinlerin kuran ayetlerin olması gereken yerlerinde gözüne görünmesine değil , bilakis sadece cümlelerin içerdiği mesaj ile irkiliyor..Demek ki o bu türden psişik tecrübelere psikolojik olarak hazırlıklı biriydi&#8230;Zaten olayın anlatımında daha evvel Allah&#8217;tan Resullük gelmişti diyor.. Metafizik , parapsikolojik v.s. şeylere aşina olduğu için Kuran sayfaları içinde gösterilen ve Kuran ayetlerinden olmayan o cümlelerin varlığıyla hiç ilgilenmiyor olabilir..Şeytan/cinler demek ki önceden defaatla ziyaret ettiği bu zavallının ruhunu ele geçirmiş ve onunla pinpon topu gibi oynuyor(lar) , ama bu zavallı , şeytan oyununu kendisiyle Rabbi arasında sırlı bir haberleşme ve mucize zannediyor..Edip Yüksel fazla hoşlanmayacak ama bu vaka bana İbni Sayyad hadisini hatırlattı. (5)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bu komik çabalar, bütün bu maskaralıklar onu sağlıklı bir düşünceye erdiremiyor. Tersine adam ışığa sırt çevirerek ve gerçek karşısında büyüklük kompleksine yenik düşerek &#8220;Bu Kur&#8217;an &#8220;yani tevbe suresinin son iki ayeti&#8221; eskilerden aktarılmış bir masaldır. O kesinlikle insan sözüdür.&#8221;</p>
<p>Reşad Halife Ulü&#8217;l-azm peygamberlerden büyük olduğunu ima ediyor</p>
<p>THERE ARE LITERALLY HUNDREDS OF PHYSICAL FACTS. THIS IS ONLY A SAMPLE. GOD&#8217;S MIRACLE TO THIS GENERATION GREATER THAN THE<br />
MIRACLES OF ALL PREVIOUS MESSENGERSHow many people saw Moses&#8217; staff turn into a serpent? How long did that miracle last? How many people witnessed Jesus when he created birds from clay by God&#8217;s leave, healed the leprous and hopelessly blind by God&#8217;s leave, and revived the dead by God&#8217;s leave? How long did these miracles last?God&#8217;s miracle to this generation, the mathematical miracle of the Qur&#8217;an, is far greater than the miracles Jesus, Moses, and all the previous messengers combined. For the mathematical miracle of the Qur’an has already been witnessed by millions of people, and it is a perpetual miracle that is continuously growing. It has become overwhelming and absolutely incontrovertible.</p>
<p>Gerçekten böylesi yüzlerce tane misal var..Bunlar yalnızca birkaçı. Musa&#8217;nın değneğinin yılana döndüğünü kaç kişi gördü ? Bu Mucize ne kadar sürdü? İsa , Allah&#8217;ın izniyle, çamurdan kuş yaratırken , cüzzamlıları ve körleri iyileştirirken ve ölüleri diriltirken bu mucizeye şahitlik eden kaç kişi vardı ? Bu mucizeler ne kadar devam etti ? Allah&#8217;ın bize nasip ettiği bu matematik mucizesi İsa , Musa ve tüm diğer elçilerin mucizelerinin toplamından [ufak at be birader] açık ara büyüktür [Bana verilen mucize onlarınkinden ne kadar büyük ve devamlı ise ben de onlardan büyüğüm anlayın artık! ]..Çünkü 19 mucizesine milyonlarca insan şahitlik etmekte ve [şahitlik eden insanların sayısı arttıkça da] dolayısıyla da Mucizenin büyüklüğü sürekli daha da büyüyen ebedi bir Mucizedir..Artık bu ezici bir çoğunluğa ulaşmış ve tartışılacak bir hali kalmamıştır. (6)</p>
<p>Onlara inanmak zorunda değilsiniz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p>(1) <a href="http://www.youtube.com/watch?v=mOg2zy9aqPg&amp;index=5&amp;list=PLF9469D7103530FAB">http://www.youtube.com/watch?v=mOg2zy9aqPg&amp;index=5&amp;list=PLF9469D7103530FAB</a><br />
(9.30. dakika)<br />
(2) <a href="http://19.org/tr/chennem-veya-mucize/">http://19.org/tr/chennem-veya-mucize/</a><br />
(3)<a href="http://www.kuranmeali.org/74/muddessir_suresi/29.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx">http://www.kuranmeali.org/74/muddessir_suresi/29.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx</a><br />
(4) http://istekuran.net/2013/06/muddessir-suresine-giris/<br />
(5) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/edip-yukselin-resulu-resat-halife.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/edip-yukselin-resulu-resat-halife.html</a><br />
(6) <a href="http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/yalanc-peygamber-resat-halife-ve_16.html">http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2013/11/yalanc-peygamber-resat-halife-ve_16.html</a></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-bir-celiskisiresad-halife-ile-velid-bin-mugirenin-ortak-noktalari/">Edip Yüksel’in Bir Çelişkisi:Reşad Halife ile Velid bin Mugire’nin ortak noktaları</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-bir-celiskisiresad-halife-ile-velid-bin-mugirenin-ortak-noktalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edip Yüksel&#8217;in Kitabun Merkum Yanılgısı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-kitabun-merkum-yanilgisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-kitabun-merkum-yanilgisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2016 21:57:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Yüksel'in Kitabun Merkum Yanılgısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitâbun Merkum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=10399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitabun Merkum &#160; Mutaffifin 7-8-9: Kellâ inne kitâbel fuccâri le fî siccîn. Ve mâ edrâke mâ siccîn. Kitâbun merkûm Mutaffifin 18. Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn&#8217;dadır. 19. İlliyyûn nedir, bilir misin? 20. (O İlliyyûn&#8217;daki kitap) İçinde ameller kaydedilmiş bir kitaptır. Mutaffifin 9, 20 (83:20): Kitâbun merkûm Kitâbun Merkum Ayet-i kerimedeki hakkında iki görüş vardır 1) Kitâb-ı merkum [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-kitabun-merkum-yanilgisi/">Edip Yüksel’in Kitabun Merkum Yanılgısı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 class="post-title entry-title"><a href="http://ilimcephesi.com/edip-yukselin-kitabun-merkum-yanilgisi/images-4-10/" rel="attachment wp-att-10400"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10400" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/images-4.jpg" alt="Edip Yüksel'in Kitabun Merkum Yanılgısı" width="486" height="229" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/images-4.jpg 327w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/02/images-4-300x141.jpg 300w" sizes="(max-width: 486px) 100vw, 486px" /></a></h3>
<p><strong>Kitabun Merkum</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mutaffifin 7-8-9: Kellâ inne kitâbel fuccâri le fî siccîn. Ve mâ edrâke mâ siccîn. Kitâbun merkûm</p>
<p>Mutaffifin 18. Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn&#8217;dadır.<br />
19. İlliyyûn nedir, bilir misin?<br />
20. (O İlliyyûn&#8217;daki kitap) İçinde ameller kaydedilmiş bir kitaptır.</p>
<p>Mutaffifin 9, 20 (83:20): Kitâbun merkûm</p>
<p><strong>Kitâbun Merkum</strong></p>
<p>Ayet-i kerimedeki hakkında iki görüş vardır</p>
<p><strong>1)</strong> Kitâb-ı merkum ile kastedilen, onların amellerinin yazıldığı kitaptır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2)</strong> Bu, illiyyîn&#8217;e konulmuş olan bir kitap olup, bunda, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın iyi kulları için hazırlanmış olduğu ikramlar ve mükâfatlar yazılıdır. Ulema bu &#8220;kitap&#8221; hakkında ihtilafa düşmüştür. Bu cümleden olmak üzere Mukâtil, &#8220;O şeyler, o iyi kullar için, Arş&#8217;ın ayağına yazılmıştır&#8221; derken, İbn Abbas&#8217;tan da, onun, Arş&#8217;ın altına asılı, zebercedden bir levhaya yazılı olduğu nakledilmiştir.</p>
<p>Diğer alimler ise, bunun, onların neşe ve sevinçlerini arttıracak bir biçimde yazılmış olan bir kitap olduğunu; bunun da, kitapları, hoşlarına gitmeyecek şeylerle yazılmış olan facirlerin kitabının zıddı bir durum ile meydana geleceğini söylemişlerdir. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın, &#8220;Ki huzurunda mukarreb melekler bulunur&#8221; ifadesi de bu manaya delalet eder. Bunun anlamı, &#8220;illıyyîn&#8217;de bulunan melekler yazılı olan şeyin yanında bulunur ve ona şahitlik yaparlar&#8221; şeklindedir. Bunun, amellerin yazılı olduğu kitap anlamına geldiğini söyleyen kimse ise, bunun manasının, &#8220;Hafaza meleği bu kitabı illiyyîn&#8217;e çıkardığı vakit, mukarreb melekler, mümine ikram ve izzet olsun diye bu kitabın yanında dururlar&#8230;&#8221; şeklinde olduğunu söyler.[Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 22/577-578.]</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Edip Yüksel&#8217;in Kitabun Merkum Yanılgısı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Edip Yüksel</strong> &#8216;Kitâbun merkûm&#8217;a &#8216;rakamlanmış bir kitap&#8217; olarak meal vermekte ve bundan kastedilenin ise Kuran&#8217;ı-Kerim olduğunu zannetmektedir..Hiç şüphe yok ki bu hatadır. Abdülaziz Bayındır ile yaptıkları tartışmada bu hatayı tekrarlayınca Bayındır Hoca, bu hatasını hemen yakalıyor:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EDİP YÜKSEL : </strong>Kuranda iki yerde Kitabun Merkum deniyor..Birisinde müminler tanık olur buna diyor ..Diğerinde..<strong>Mücrimler ise tanık olmuyor ona</strong>.  Kitabun Merkum, rakamlanmış kitap.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABDÜLAZİZ BAYINDIR: </strong> Oradaki Kitabun Merkum ile senin dediğinin alakası nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EDİP YÜKSEL :</strong> Çünkü Kur&#8217;an rakamlanmış bir kitap.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABDÜLAZİZ BAYINDIR:</strong> Oradaki Kuran mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EDİP YÜKSEL:</strong> E tabi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABDÜLAZİZ BAYINDIR:</strong>Açıp bakalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABDÜLAZİZ BAYINDIR:</strong> (Bayındır Hoca, Mutaffifin Suresinin 7-8-9. ayetlerini okuyor..Edip&#8217;in çevirisine göre ayetlerin meali:<br />
7-Doğrusu, kötülerin yazgısı Siccin&#8217;dedir.<br />
8-Siccin nedir bilir misin?<br />
9-Rakamlanmış bir kitaptır.)<br />
Siccin&#8217;dir o rakamlanan Kur&#8217;an değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EDİP YÜKSEL:</strong> Senin anlayışına saygı duyuyorum..Bu bir anlayış..Ama biraz daha farklı yönde bakarsan çok farklı anlayabilirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3.KİŞİ:</strong> Kötülerin kitabı siccindedir, o rakamlıdır..İyilerin kitabı da illiyyundadır..O da rakamlıdır..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EDİP YÜKSEL:</strong> Çok güzel.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong> KİŞİ:</strong>Ama bu Kur&#8217;an değil ki?</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EDİP YÜKSEL: </strong>Kur&#8217;an rakamlanmış bir kitap..Ama onu görmek..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABDÜLAZİZ BAYINDIR:</strong> Yahu kardeşim Kur&#8217;an&#8217;ın rakamlanmış bir kitap olmasına mani değil bu..Ama burada o anlatılmıyor..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>EDİP YÜKSEL :Peki oldu</strong>. (1)</p>
<p><strong>Edip, aynı şekilde kendi sitesinde:</strong></p>
<ol>
<li>n) 83:9,20 ayetlerinde sözü edilen “Kitabün Markum”(Rakamlanmış Kitap) ne demektir? Kuran’a göre kimler o Rakamlı Kitaba tanık olacaklar, kimler “efsane” diyerek reddedeceklerdir? (88:9-13; 88:20,21; 6:25). (2)</li>
</ol>
<p><strong><br />
Değerlendirme:</strong><br />
<strong><br />
1-</strong> Edip, Kuran&#8217;a Siccin yani, hapishane, yani Cehennem diyor..</p>
<p>Mealcilerden Hakkı Yılmaz Siccin&#8217;i şöyle izah ediyor:</p>
<p><strong>SİCCİN</strong></p>
<p><strong>Bu sözcük &#8220;hapishane&#8221; anlamındaki “sicn” isminden türetilmiştir</strong>. “En iyi, en sağlam, en iyi korunan zindan” anlamındadır. Anlaşılan o ki, kötülerin işlemiş oldukları amel defterleri [davranış tutanakları] burada olacaktır; yani burada korunacak, kaybolmayacak, çalınmayacak, silinmeyecektir. Adeta mermere işlenmişçesine sağlam kaydedilmiştir; silinmesi, yok olması kesinlikle söz konusu olmayacaktır. “Siccin”in ne olduğunu sana kim bildirdi?” ifadesi ise bu kaydın korunağının ve boyutlarını kimsenin bilmediği anlamındadır. Yani Siccin, bilinen, duyulan en çetin zindanların da ötesinde bir zindandır..(3)</p>
<p><strong>2-</strong>Edip ileri derece demagoji ve felsefe ile Kuran&#8217;a Siccin demekte bir beis görmüyor ..Çünkü onun anlayışına göre Kuran içindeki imtihan unsuruyla birlikte kafirin cehennemi Müminin de cennetidir..He ikisi için de cezadır (karşılıktır)..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Videoda bu fikirde olduğunu hissettirmesine rağmen Bayındır&#8217;a karşı savunamayacağını anladığından &#8216;peki oldu&#8217; diyerek geri adım atıyor..Bu örnek mealcilerin Kuran ayetlerine nasıl gelişigüzel manalar yükleyebileceklerinin ve Kurandaki hikmetlerin felsefe dumanıyla nasıl gölgelenebileceğinin bir göstergesi..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3-</strong> Öte yandan Edip, Kitabun Merkum&#8217;a müminlerin tanık olacağının Kafirlerin ise tanık olamayacağını söylüyor..Buradaki kastı ve rakamlanmış Kitabı Kuran&#8217;a yormasındaki asıl hedefi 19 matematiksel kod fikrine şahit göstermekti..Tanık olmaktan kastın bu koda inanmak; tanık olmamaktan kastın ise inanmamak olduğu anlaşılıyor..Ne var ki Mutaffifin suresinde ne böyle bir tanıklılıktan ne de mümine açık olup kafire kapalı olan bir durumdan değil; her ikisi için de kaydedilmiş bir kitaptan bahsediyor..Tanıklığın ise bu dünyada değil ahirette olduğu ortadadır..Sonuç olarak Edip, ayetleri birbirine katıp karıştırarak Kuranda ve meallerinde hiç olmayan hayali manalar üzerinden 19 kodu fikrini işlemeye çalışıyor..Ama Bayındır Hoca&#8217;nın karşısında sert kayaya çarptığı için &#8216;peki oldu&#8217; diyerek geri adım atıyor..</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>(1) <a href="http://www.youtube.com/watch?v=mOg2zy9aqPg&amp;index=5&amp;list=PLF9469D7103530FAB">http://www.youtube.com/watch?v=mOg2zy9aqPg&amp;amp;amp;index=5&amp;amp;amp;list=PLF9469D7103530FAB</a><br />
(12:30-14:30 arası)<br />
(2) <a href="http://19.org/tr/19-kodu/">http://19.org/tr/19-kodu/</a><br />
(3) <a href="http://www.istekuran.com/index.php?page=mutaffifin">http://www.istekuran.com/index.php?page=mutaffifin</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/11/kitabun-merkum.html</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-kitabun-merkum-yanilgisi/">Edip Yüksel’in Kitabun Merkum Yanılgısı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/edip-yukselin-kitabun-merkum-yanilgisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
