<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurettin Topçu | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/slide/dusunce/nurettin-topcu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Nov 2023 08:05:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Nurettin Topçu | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hörmet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hormet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hormet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Nov 2023 08:05:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Hörmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26580</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Gençliğimizin kurban edildiği yer, hörmet mihrabıdır. Hörmet denen cevher, alelâde bir küçülmeden, bir tevazudan ibaret değildir. O, her şeyde bir sonsuzluğun huzurunda olduğunu hissetme ve kendini böylece bilme halidir. Filhakika her an Allah&#8217;ın eseri karşısında olduğunu düşünen insan, yine her an Allah&#8217;ı düşünür. Sevginin yaşattığı bu sürekli düşünüş, sevilenin huzurunda insan ruhunu eritir, sonsuzluğun [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hormet/">Hörmet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-22258 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383-300x169.jpg" alt="" width="367" height="207" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383-600x337.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383.jpg 660w" sizes="(max-width: 367px) 100vw, 367px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gençliğimizin kurban edildiği yer, hörmet mihrabıdır. Hörmet denen cevher, alelâde bir küçülmeden, bir tevazudan ibaret değildir. O, her şeyde bir sonsuzluğun huzurunda olduğunu hissetme ve kendini böylece bilme halidir. Filhakika her an Allah&#8217;ın eseri karşısında olduğunu düşünen insan, yine her an Allah&#8217;ı düşünür. Sevginin yaşattığı bu sürekli düşünüş, sevilenin huzurunda insan ruhunu eritir, sonsuzluğun karşısında bir nokta gibi küçültür. İşte hörmet hali budur. Sevgiyi bilmeyen hörmeti de bilmez.</p>
<p>Hörmet, Rabbinin huzurunda olduğunu bilen insanın halidir. Her an Rabbinin huzurunda olduğunu bilen uyanık ruh, daima ve her varlığın huzurunda hörmet halini yaşar. Kaynağı ilâhi olan bu hörmet halini yaşarken biz, kendimizi sonsuz olarak küçültmek istediğimiz halde, &#8220;filozof Kant&#8217;ın dediği gibi, “hörmeti duyduğumuz anda kendimizi büyümüş, yükselmiş, kendi varlığımızın üstüne yükselmeye, hattâ bütün âlemin üstüne yükselmeye kakabiliyet kazanmış bulunuruz. Hörmet öyle bir cevherdir Ki, istesek de istemesek de, lâyık olduğu yerde o mutlaka doğacaktır. Biz onu dış yüzden göstermesek bile, içimizde onun varlığını hissetmekten kendimizi alamayız.”</p>
<p>Hörmet, insanı insan yapan cevherdir. Dikkat edelim ki, ileri gitmek isterken attığımız adımlar bizdeki bu ilâhi cevheri ezmesin. Gençliğimiz hörmet duygusundan bütün bütün yetim kalırsa, insanlık âleminde binlerce yıl gerilemiş oluruz. Yeryüzünde bugün hörmet cevherinin baş düşmanı, komünistlerdir. Ruhların birbirine ancak hörmetle yakınlaşabildiği bu kubbenin altında mutlâk mânada hörmetsiz insan yetiştiren mektep, komünizmin mektebidir. Komünisti tanımak mı istiyorsunuz? Yerlere serilen hörmet duygusunun kendi varlığından da utandığı yerde onu bulursunuz.</p>
<p>Gençliğimizi yetiştirecek hörmet mektebini nerede arayalım? “Ben seni uzaklarda ararken, sen kendi yanımda idin!” dedirten hikmet bizi irşâd edecek. Esasen bizde ilâhi cevher olan hörmet duygusunun çevrildiği ilk ve en büyük varlık Allah&#8217;dır. İbadetlerimiz, O&#8217;na hörmetin şekilleridir.</p>
<p>Gençliğimize örnek ararken uzaklara gitmeyelim. Tarihimizin Alpaslan&#8217;dan sonra yeniden kurucuları olan Osman Bey&#8217;in veya babası Ertuğrul Bey&#8217;in Anadolu toprağına geçerken, misafir olarak gecelediği evde, “Allah&#8217;ın kitabı huzurunda yatılmaz!” diye sabaha kadar Kur&#8217;an karşısında el bağlayıp, ayakta durduğunu düşünelim, Ulu Hakanımız Yavuz Sultan Selim&#8217;in Firavunlar ülkesini fethedip de vatana dönüşünde Adana civarında, devlette fitne meyvası bir beyanı üzerine, henüz sadrazam yaptığı Yunus Paşa&#8217;nın kendi eliyle kellesini uçurttuktan daha birkaç dakika sonra, üzerindeki kaftana çamur sıçratan İbni Kemâl&#8217;in mutlak ölüm korkusu ile titreyişi karşısında söylediği sözler yüzlerce genç nesillere hörmet telkinine yeterlidir: “Alınız bunu, tabutuma örtünüz. Zira ulemanın atının ayağından sıçrayan çamur dahi bizim için şereftir.” Bunları söyleyerek ulu önder, büyük ata, kaftanını çıkarır ve kaftancı başıya teslim eder. Türbesinde onu hâlâ içerisine bürünerek yattığı işte bu kaftandır.</p>
<p>Bizim insafsız ve gaddar elimizle çilelerden çıkarılan gençlerinize, daha ilkokul sıralarında iken, bütün insanlığa ziyaretgâh olabilecek kadar mânevi değer taşıyan bu türbe ve bu hörmet hatırasiyle bezenmiş kaftan gösterilse ve onun huzurunda hörmete düşündürülselerdi belki bugün başınızı böylesine dövmezdik. İlkokuldan üniversiteye ve Hüseyin Avni&#8217;nin Kâbe-i millet diye adlandırdığı her yeri, her beldeyi hörmetle doldururduk. Hörmet o zaman nüsha-i kübra olan insanın yüzünden değil şehirlerin simasından bile silinmezdi.</p>
<p>Allah&#8217;a götüren büyüklüklerin rehberi hörmettir. İnsanlığa hörmetle insanlık yükselir. Hörmetin bittiği yerde ise insanlık aşağı canlıların dünyasına düşer. İslâm ahlâkının esası hörmettir.</p>
<p>Hür Söz, 23 Mart 1963.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurettin Topçu &#8211; Hareket&#8217;in Sakladığı Sır,syf:89-92</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hormet/">Hörmet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hormet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bize Ne Oldu?</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bize-ne-oldu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bize-ne-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Nov 2023 07:53:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Nesil]]></category>
		<category><![CDATA[tahsil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26584</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Üç kıt&#8217;ada yüz beldeye, bin beldeye sahip Bir memleketim vardı, sen ey Rabb-ı mesaip&#8230;” Süleyman Nazif Cemiyeti yapan ferttir; fert de kendi iç hayatının tarihinden ibarettir. Neslimizin bedbaht çocuklarının iç dünyası nasıl bir âlemdir? Bunu dünya psikologları birleşse bilemezler. “Padişahım çok yaşa!” ile gözlerimizi dünyaya açtık. “Büyük yanında konuşulmaz” dediler. “Büyüklerimiz çehar yâr-ı güzin ile [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bize-ne-oldu/">Bize Ne Oldu?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-26015 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-300x199.jpg" alt="" width="345" height="229" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-300x199.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-600x399.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-768x510.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-1024x680.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min-1536x1020.jpg 1536w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/04/woman-3478437_1920-min.jpg 1600w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" /></a></p>
<p>“Üç kıt&#8217;ada yüz beldeye, bin beldeye sahip Bir memleketim vardı, sen ey Rabb-ı mesaip&#8230;”</p>
<p>Süleyman Nazif</p>
<p>Cemiyeti yapan ferttir; fert de kendi iç hayatının tarihinden ibarettir. Neslimizin bedbaht çocuklarının iç dünyası nasıl bir âlemdir? Bunu dünya psikologları birleşse bilemezler. “Padişahım çok yaşa!” ile gözlerimizi dünyaya açtık. “Büyük yanında konuşulmaz” dediler. “Büyüklerimiz çehar yâr-ı güzin ile İmamı Âzam&#8217;dır, âhirette onların yanında bulunmak saadettir” diye öğrettiler. Çalışkan ve namuslu olmayı hayat hikmeti olarak tanıttılar.</p>
<p>Biraz zaman geçti. “Yaşasın hürriyet, meşrutiyet” sesleriyle uyandık. “Bağırın ve alkışlayın, dediler, babalarınızın eksiği çoktu, siz memleketi kurtaracaksınız&#8230; Büyükleriniz Enver ve Niyazi&#8217;dir. Âhiretten ziyade dünyaya çalışmalıdır!..”</p>
<p>En büyük hakikatin Avrupa&#8217;ya benzemek olduğunu telkin ettiler.</p>
<p>Bir devir daha atlattıktan, kudret ve devlet başka bir ele geçtikten sonra “Yaşasın Cumhuriyet” sadalarına gözlerimizi açtık. Bize “alkışlayın, haykırın, diyorlardı, milletinizin tarihi şimdi başlıyor, bundan evveli yoktu ve siz yoktunuz. Bir kahraman sizi kurtardı. Büyükleriniz Kamal Paşa, Gazi Paşa, veya Atatürk&#8217;tür. Ahirete inanmanın modası geçti!”</p>
<p>En büyük faziletin kuvvet ve muvaffakiyet olduğunu öğrendik.</p>
<p>Bu hazin sinema şeridi kâh başlarda resmoldu, kâh ellerde alkış oldu, kâh radyoda hitabet, kâh gazetede tantanalı havadis oldu. Kâh demir, kâh bıçak, kâh mahmuz, kâh selâm sesi oldu.</p>
<p>Lâkin bize ne oldu? Bize ne oldu ki bu milletin vücudu içimizdeki her insan kadar parçaya bölündü. Dıştaki birlik ve ya ikilik, üçlük cilâsı altında ne kadar ferdimiz varsa o kadar bölüme bölünmüşüz. Böyle olduğuna misâl mi isteniyor? İşte ticaret hayatı. O korkunç meydanda her fert kendi kazancından başka her şeye düşmandır; Devlet hakkına, kanuna, fukaraya, mukaddesata ve başkalarına ait olan her şeye&#8230;</p>
<p>İşte tahsil hayatı&#8230; İlim sonsuz olarak vermek aşkının en kuvvetli aşılayıcısı olduğu halde korkunç bir kısırlık sanki boğazlarımıza irfan müesseselerinin dikenli kemendini geçirmiş. Şöhret kâbe olmuş, hased onun yolu. Fitne zekâ yerine, hikmet yerine geçiyor. Ruhta verimlilik kalmamış.</p>
<p>Hak için ölen, aşk için ölen ferdlerin bulunmadığı yerde, ruh bağlariyle bağlanarak dört insanın birleşeceğine inanılmaz. Ebedi hayata sahip bir söz verilip alınmaz. Cemaat öyle şaşırır, öyle sapıtır ki kâh, “tarihim iki bin yıllıktır” der, kâh “yirmi beş seneliktir” der. Kâh devletçiliği, kâh ferdiyetçiliği alkışlar.</p>
<p>Cemaatin şaşkınlık devirleri en korkulu devirlerdir. Zira “kendini bilmek” hikmetinden uzaklaştığı için ne olacağı bilinmez. Böyle devirlerde bir cemaat istenen ellere satıla. bilir ve her şekilde aldatılabilir. Böyle zamanlarda herkes, her şeyi başkasından ve kalabalıktan bekler. Böylece bu kalabalık her şeyi başkasından bekleyedurur. Ferdlerin ortadan silindiği bu devirlerde ferdiyetlerin, şahsiyetlerin rolü çok büyüktür. Zira cemaat güsgüdüktür, tam sürük.lenecek tava gelmiştir. Onu her kösemen sürükler.</p>
<p>O halde, olduğumuz bu halden bir selâmet haline çıkabilmemiz için bize ferdiyet lâzım, ferdlerin kuvvetleri harekete geçmelidir. Öyle yapmalı ki bütün günlerini kahvelerde ve tembellik yerlerinde geçiren gençler yeni bir irade kazansınlar. Alkışlara kilit vurulsun ve ruhlara hayat verilsin. Putlar yerlere gömülsün ve merhamet kâbe olsun. Gençlerin yüzüne hayat, hayata biraz kan gelsin. Hulasa gömülü aşkımıza gayıptan bir âlem, âlemimize yeni bir neşve gelsin.</p>
<p>Bu karanlık geceden silkinip çıkmak isteyen gençler, pazarda aldatılmaya alışan alıcılar gibi soruyorlar: “Vagdettiğiniz sağlam bir iman var mıdır? Yoksa eskileri gibi mi? Bizi yarı yolda bırakıp kaybolmasın?..”</p>
<p>Birkaç kişinin imanla, kararla, hayat ve mevkiinden fedakârlıkla bir araya gelmesi muhal olmuş. Ayak diremesiyle cihanı sarsacak iradenin tasavvuru bir hayaldir. Canımızı, malımızı, irfanımızı, vicdanımızı, milletimizi ve bütün mukaddesatımızı kime emanet edebiliriz? Namık Kemaller, Mehmet Âkifler, Hüseyin Avniler öldü. Münzevi köşelerinde, muzdarip yuvalarında, ümidsizlik, emelsizlik, gayesizlik ve iradesizlik havaları arasında, bunalmayarak, yılmayarak, ahlâklarını bozup vicdanlarını sarsıntıya uğratmayarak, bütün bir ömür millet kurtuluşunu aramış bu adamlar nerede?..</p>
<p>Dışarıda, toplulukla kalabalığın dışında, muhteşem bir yalnızlıkta irade etmekten korkan bir insan kütlesi dolaşıyor. Bu kalabalık büyük meydanlarda kör dalgalar gibi taşlara çarptıkça haykırıyor&#8230; Sonra bunalıyor&#8230; Bu insan kütlesi her kırbaç şakırtısını alkışlıyor ve kendine | sunulan her mertebeyi teselli sanıyor&#8230; Bize ne oldu?.. ,</p>
<p>Bizim Türkiye, sayı: 24, 3 Kasım 1948.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurettin Topçu &#8211; Hareketin Sakladığı Sır,syf:146-150</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bize-ne-oldu/">Bize Ne Oldu?</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bize-ne-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Eğitim Davamız ve Düşman</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/milli-egitim-davamiz-ve-dusman/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/milli-egitim-davamiz-ve-dusman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Nov 2023 07:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[inkılap]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26582</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devlet bir irade ise, maarif onun hayat noktasıdır. İnkılâbın mânasını anlayabilenler, işe her zaman ve her türlü şartlar içinde maariften başlar, maarifte bitirirler. Devletimizin büyük kurucuları olan Alpaslanlar, Nizamülmülkler gibi modern Hint dünyasını ihya eden Gandi de bu devletleri yıkılmaz, sarsılmaz maarif temelleri üstüne kurdular. O Nizamülmülklerin çocukları, o Alpaslanların torunları İstiklâl Harbi&#8217;ni zaferle bitirdikten [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/milli-egitim-davamiz-ve-dusman/">Milli Eğitim Davamız ve Düşman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/egitimScvv_cIACUWTRsZVA8SesQ.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-23198 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/egitimScvv_cIACUWTRsZVA8SesQ-300x155.jpg" alt="" width="370" height="191" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/egitimScvv_cIACUWTRsZVA8SesQ-300x155.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/egitimScvv_cIACUWTRsZVA8SesQ-600x310.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/egitimScvv_cIACUWTRsZVA8SesQ.jpg 610w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /></a></p>
<p>Devlet bir irade ise, maarif onun hayat noktasıdır. İnkılâbın mânasını anlayabilenler, işe her zaman ve her türlü şartlar içinde maariften başlar, maarifte bitirirler. Devletimizin büyük kurucuları olan Alpaslanlar, Nizamülmülkler gibi modern Hint dünyasını ihya eden Gandi de bu devletleri yıkılmaz, sarsılmaz maarif temelleri üstüne kurdular. O Nizamülmülklerin çocukları, o Alpaslanların torunları İstiklâl Harbi&#8217;ni zaferle bitirdikten sonra, ihtirasları içinde ter dökenler şeref paylaşmaya koyuldular. İçlerinden en kabiliyetsiz olanı Lozan&#8217;a gönderildi. Memleketin sınırlarını birkaç yerde kırpıp düşmanlara teslim eden o muahede, millet maarifinin ne demek olduğunu bilmeyen dirayetsiz ellerle, Türkiye&#8217;de kapitülasyonların en tehlikeli maddesi olan ve yeryüzünde yalnız Batı müstemlekelerinde görülen “Yabancı Mektep” imtiyazını Avrupalılara bağışladı. Şimdi o mekteplerin çatısı altında binlerce Türk çocuğuna, mazimize ait hâtıraların bayrağı üstüne, Avrupalıların ve Amerikalı mazisiz, mefâhirsiz bezirgânların kapkara örtüsü çekiliyor.</p>
<p>Sonra Cumhuriyeti ilân ettik. Önceden hazırlanmış listelerle milletvekillerini böyle seçtirdik. Bu meclisler, inkılâplar yaptı. Bir milletvekili, kendisinin en esaslı vazifesi olan hükümeti tenkit hakkını en hafif şekilde bile kullansa bir çift çatık kaş ve sert ihtar derhal haddini bildiriyor ve sözünü geri aldırıyordu. Ufacık bir insan olmaktan çıksın da ilim ve irfan denizinde sonsuzluğa dimağı yol olsun diye mektebe gönderdiğimiz çocukların beyni orada muayyen klişelerin içine giriyor, duyguları klişeleşiyor, iradesi zâlimlerin kuklası haline geliyordu.</p>
<p>Zehirli telkinlerin senelerce tekrarından beklenen gaye, erginleri de çocuklaştırmak, geçmişin derslerine sahip olan ihtiyarları da çocuklar gibi yapmaktı. Bu hal böyle devam ederken birbirleriyle halef-selef olan iki Maarif Vekili Ankara&#8217;da zeybek oynuyorlardı.</p>
<p>Şarkta isyan çıktı, sonra isyanlar çoğaldı. Zulüm altında bunalmanın, açlığın, izzetinefsin, irticanın, bunların hepsinin karışmalarından doğan bu isyanlar silâhla bastırıldıktan sonra millet maarifinin daha kuvvetle yayılması gerekiyordu. Buna mukabil alınan tedbir, Diyarbakır Lisesi&#8217;nin kapatılması oldu. Senelerce bu lisenin çatısı altında şark müfettişliğinin akşam sofrasından taşan nağmeler çınladı. Cumhuriyetin ilk Maarif Vekillerinden olan zat, kafalar koparmaya azmetmiş bir İstiklâl Mahkemesinin savcılığını yaptı.</p>
<p>Şapka giydirmek için kafalar koparıldı, tarihi inkâr ettirmek için vücutlar devirdik de, kafaların içerisini ihyaya, bedenleri ruhla canlandırmaya azmetmedik.</p>
<p>Evet inkılâp yapıldı: Türkün tarihi yazısını hatırlatıyor diye âbideler sıvalandı. İçinde Allah kelimesi ağza alınıyor diye selâm değiştirildi; Moskoflarınkine benzemiyor diye bayrağımız değiştirilmek istendi. Cami avlusundan geçiliyor diye köyün mektebi kapandı.</p>
<p>Evet inkılâp oldu: Bütün bu tahriplerin modelleri Rusya&#8217;dan alınırken devrin Maarif Vekilleri bu yeni hayat için gençlik yetiştirici kitap ve program hazırladılar ve bunlara karşı bir feryat dalgalanmadı.</p>
<p>Tarihimizi batırmak için, bu büyük milletin ve bu mukaddes tarihin çocuklarının “Cumhuriyetten önce milli tarihi olmadığını” söyletmek için kurultaylar toplandı. Yalan alkışlandı, hakikat tekmelendi. Mürebbi geçinen pek çokları, yalan denen zehiri genç nesillere aşılarken, “ne yapalım, böyle söylemek icab ediyor” diye zekâların ve ruhların bile katili oldular. O zamanın Maarif Vekilleri, fikir babası olacak olan muallim ordusunun karşısında kaşları çatık birer kâbus idi. Ve kimse ağzını açamıyor, sanki her köşede bir Giyom Tel faciası herkesi bekliyordu.</p>
<p>Tam yirmi yedi yıl süren bu şeamet devrinde memlekette mekteplerin sayısı ve her sahada diploma alanlar çoğaldı, lâkin maarif azar azar, sanki adım adım öldürüldü. Liselerden, daha üç satır doğru Türkçe yazamazken, baremle yedeksubayın eşiğine vurgun şahsiyeti koparılmış iradesizler hayata çıkarıldı.</p>
<p>Üniversite bugün evrakçılıkta dikkatli iyi memur dahi yetiştiremez hale gelmiştir. Artık Salih Zekiler, Mehmet İzzetler de buradan çıkmıyor. Memleket yollarının mühendisimizle, yurt sağlığının doktorumuzla ne alâkası kaldı? Buna mukabil bir bakan, parti emriyle ve bahşiş olarak Üniversiteye muhtarlık verdi ve talebeye mutlak demokrasi |/vadetti|.</p>
<p>Öyle bakanlar gördük ki, zamanında bakanlık odasının içinden geçilen yan odasına yatak koyulmuştu. Kadın ve erkek muallimin nakli, bir parti emri veya bir zevk meselesi idi. O bakanlardan biri İzmir&#8217;e yaptığı seyahatlerden birinde, hocalara kadın meslekdaşlarını göstererek: “Ne duruyorsunuz, diyordu, sataşın ne duruyorsunuz? Ahlâk falan gibi kuru lâfların devri geçti!”</p>
<p>Bunlar denildi, bunlar yapıldı ve kuvvetlerin bulunduğu taraftan bir feryat yükselmedi. Öyle bakanlar gördük ki, irfan ordusunun velileri olan muallimlere uşağa bile yapılmaz bir eda ile hitab ediyorlarken akşamları şefinin anasına mevlid, karısına gazel okuyordu.</p>
<p>Maarif Vekilleri, maarif programları, maarif kitaplarıyla uğraşmak yerine)|, mektebi gazinoya, mektebi sahneye, mektebi sinemaya çevirdiler ve mekteple hayat arasındaki ilâhi perdeyi ortadan kaldırdılar. Bütün bunlar yapılırken hiç kimse bir Türk eğitim sistemi diye herhangi bir davayı ortaya atmadı. İşler sanki mükemmel gidiyordu. Medeni ve ruh sahibi insanlıkta asla görülmemiş bir şekilde talebe merasimci, talebe komisyoncu, talebe tüccar, talebe idareci, talebe tiyatrocu, talebe neşriyatçı, talebe sporcu, talebe biletçi, talebe propagandacı oluvermişti ve elbette ilim ve hakikat adamı olmak vasfını tamamen kaybetti.</p>
<p><strong>X .</strong></p>
<p>Bir gün geldi, Tevfik İleri&#8217;yi iş başında gördük. Yirmi yedi yıldan beri sahneden ve amele sokaklarından alınarak salâhiyetli makamların kör olası himmetleriyle ruhların kâbesi olan mektebe sokulmuş, maarif müesseselerine makineli tüfek gibi yerleştirilmiş bulunan komünizm nerdeyse bir felâket haline geliyordu. Tevfik İleri hiç olmazsa Üniversite dışı kalan milli eğitim müesseselerinde bu ifritle yıldırıcı bir mücadeleye girdi. Komünistlerle onların yurdumuzda sofrasını hazırlayan halkçılar, günden güne artan bir telaşa düştüler.</p>
<p>O günden beri Tevfik İleri adı, şehirden şehre sıçrayan fitneden bir kıvılcımla tutuşturulmak isteniyor. Tertemiz alın, şüphe edilmez bir vicdan bunlara kâbus oluyordu. Türk maarifinin huzur ve karaktere kavuştuğu şu bir yıldan biraz fazla zamandır, Türkiye&#8217;de huzuru bozulan ve sefil karakterini kusan, ağzı gibi vicdanları da kapkara varlıklar harekete geçtiler. Bunlardan birisi de, ancak yeni yeni başlanan gerçek inkılâpların, fikir ve iman hareketlerinin karşısına dikilen anarşist mukavemetin lideri olmak hevesine Don Kişot gibi kendini kaptıran Falih Rıfkı&#8217;dır. Cibali imamının oğlu diye maruf olan ve bugün, milli mücadele yıllarında bile kendi efendilerinin Ruslar la iş ve gönül birliği yapmış olmalarını halka bir siyaset ilmi ve bir kerâmet fettanlığı gibi hazmettirmeye çalışan, ömründe bir defa bile tesadüfen olsun namus ile hakkı koruyanları müdafaa etmemiş olan devr-i sabık san&#8217;atkârı şimdi kahraman vatanperver kesildi. Yirmi yedi yıldan beri Türk milletine sistemle kıtal yapılarak doldurulan, bütçe ve çeşitli gelirlerden ibaret cerahat çeşmesiyle doldurulan midelerin üstüne çömlekleşen bu ağız şimdi millet iz&#8217;anına zehir saçıyor. Bu, onların bekledikleri kara günün doğması için son çabalayışlarıdır.</p>
<p>Öyle ya, devrildikleri zaman bile kuvvetlerini böyle deneyebilecek olduktan sonra neden korksunlar! Cumhuriyet ilân edip Sovyet Rusya ile elele vermek o zamanın siyaseti icabı imiş. İstiklâl Harbi&#8217;nde Rusya&#8217;dan yardım görmüşüz. Fakat sonra Ruslar siyasetlerini değiştirmişler&#8230; Ne âlâ mantık! Bu siyaset dâhisine soruyoruz: Sovyetlerle iş ve altı oklu nizam birliği yapmak için Cumhuriyetin ilânına lüzum var mıydı? İstiklâl Harbi&#8217;nde veya sonra Ruslardan Türk milletinin asla yardım görmediğini ve beklemediğini, ancak kimlerin Rusya&#8217;dan yardım gördüklerini ve kimin vaadlar aldığını da, zamanı gelince vesikalarıyla neşredeceğiz.</p>
<p>O yardımların karşılığı bütün Türkiye&#8217;dir. Vaktiyle bir çırpıda yapılmayan bu iş, yirmi yedi senedir bütün vatansız alçakların keşkülüne gıda getirdi. Falih Rıfkı&#8217;lar içimizdeki bu mücadeleyi düşmanın zaferiyle neticelendirmek isteyen fedailerdir. Rusların on beş seneden beri siyaset değiştirmiş oldukları efsanesine gelince, buna da yeryüzünde inanacak akıllı Ulus matbaasının ötesinde hiç kalmamıştır.</p>
<p>relerinden şehvetleri ve rakı kokularına batmış oldukları halde, bu manzarayı keyifle seyrediyorlardı. Bundan, bu adamlardan başka ne beklenir?</p>
<p>Bizi ye&#8217;se düşürecek olan şey, millet sahiplerinin, bugün millet vicdanının mümessili olanların bu hâdise karşısındaki alâkasızlığıdır. İz&#8217;aniyle vicdanından kimsenin şüphe etmediği, gayret ve hüsnüniyetine bugün bütün milletin şahit olduğu bir Tevfik İleri&#8217;nin bütün milliyetçi hareketinden taşan tertemiz şahsiyetini lekelemek için, gençliğinde bambaşka maksat ve ifade ile yazmış olduğu bir mektup mu hüccet tutuluyor? O halde Falih Rıfkı ve efendilerinin yirmi yedi yıldan beri çeşitli ve anlaşılmaz maksatlarla Sovyetlerle giriştikleri münasebetleri ve bu münasebetlerin vesikalarını hüccet tutarak daha sarih ve daha ciddi hükümler verebilirsiniz. Onların hareketleri de meydanda, Tevfik İleri&#8217;nin, maarifimizi ilk defa milliyetçiliğe yönelten eseri de ortada. İ</p>
<p>Yaygara ile halk avcılığına kalkışan efendiler, sizin söndürebileceğiz mantık ve iz&#8217;ân, sade menfaat simsarlarının midesinde barınıyor! Tevfik İleri sizin renkte olsaydı siz onu bağrınıza basmaz mıydınız? O bu kuvvette bir milliyetçi olmasaydı, siz ona bu derecede düşman olur muydunuz?</p>
<p>Milletin eli kimlerde ise onlara söyleyelim ki, bu mesele sadece bir Tevfik İleri meselesi değildir. Belki bugün Tevfik İleri&#8217;nin şahsında tecelli eden milli mukaddesat ve millet iradesi meselesidir. Burada Tevfik İleri&#8217;nin muvaffakıyeti milletin muvaffakıyeti, onun tutulması, milletin tutulmasıdır. Bu sebepten biz, bu hâdise karşısında lâkayitliğe milletin müsamaha etmeyeceğine kaniyiz. Burada susmak suç olacaktır. Cephe gözükmeli, Falih Rıfkı&#8217;nın hareketinin Mecliste mümessili olan sağır vicdanlardan hesap sorulmalıdır. Bu hususta muvazaaya tahammülümüz yoktur. Bu işte en mahir rolü oynamaya yeltenen gizli ellerin de millet huzurunda meydana çıkarılması pek gecikmeyecektir.</p>
<p>Bunlar Danton&#8217;un dost görünen düşmanlarına benzerler. İsterler ki zâlim hâkimlerin karşısına getirecekleri hamiyet ve namus heykeli hakkında meşum karar verilirken, gizli bir pencerenin arkasından bunu seyretsinler, Zaman gelir, pencere yıkılır, maskeler düşer, asıl suçlular görülür. Millet vicdanında bugün de öyledir. Halk kalbinde Danton&#8217;u hâkim yapmış, pencerenin arkasındaki yüzleri ise çoktan mahküm etmiştir. Danton&#8217;da bir millet davası müdafaa ediliyor. Bugün bu müdafaaya büyük kürsüde koşacak olan milletin mümessileri, bugün büyük düşman karşısında millet müdafaasını yapmış olacaktır.</p>
<p>Komünizme Karşı Mücadele, sayı: 25, 1 Aralık 1951 (€ Mücadeleci” müstearıyla).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurettin Topçu &#8211; Hareket&#8217;in Sakladığı Sır,syf:72-80</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/milli-egitim-davamiz-ve-dusman/">Milli Eğitim Davamız ve Düşman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/milli-egitim-davamiz-ve-dusman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih&#8217;in Büyük Mirası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Harun Selçuk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Sep 2019 17:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[1453]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyet]]></category>
		<category><![CDATA[nurettin]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[topçu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=23136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük atamız Fatih&#8217;in bize bıraktığı mirası Kostantiniye&#8217;nin fethinden ibaret görmek onu anlamamaktadır. Roma&#8217;nın varisi olan Bizans İmparatorluğu&#8217;nun dünya haritasından silinerek cihan tarihinde yeni bir devrin, Peygamber&#8217;in duasına mazhar olmuş bir kılıçla açıldığını düşünmek de bu mirasın bütün servetini ihtiva etmez. Çaldıran kahramanıyla, Plevne gazisini, Mehmed Akifle, Hüseyin Avni&#8217;leri de içerisine alan bu muhteşem miras, Türk [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/">Fatih’in Büyük Mirası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük atamız Fatih&#8217;in bize bıraktığı mirası Kostantiniye&#8217;nin fethinden ibaret görmek onu anlamamaktadır. Roma&#8217;nın varisi olan Bizans İmparatorluğu&#8217;nun dünya haritasından silinerek cihan tarihinde yeni bir devrin, Peygamber&#8217;in duasına mazhar olmuş bir kılıçla açıldığını düşünmek de bu mirasın bütün servetini ihtiva etmez. Çaldıran kahramanıyla, Plevne gazisini, Mehmed Akifle, Hüseyin Avni&#8217;leri de içerisine alan bu muhteşem miras, Türk milliyetçiliğidir. Milliyetçiliğimizin doğuşunu XX. asrın kapılarına veya daha yakın zamanlara getirenler, ecdadı da, tarihimizi de, milletimizi de bilmeyenlerdir. Bunlar Fatih&#8217;in torunları değildir; içimize karışan yabancılardır.</p>
<p>Daha Osman Bey&#8217;den başlıyarak Kayıoğulları, Anadolu&#8217;da milli birlik meydana getirmenin idrak ve iradesine sahip oldular. Ve bu dava uğrunda asırlarca sürekli başarı gösteren kahramanlar yetiştirdiler. Ankara Kalesi önünde bir millet ruhundan ateş alan bir Yıldırım&#8217;ın elinde kırılan kılıçla, bu topraklara milliyetçiliğin tohumlarını serpmişlerdi. Beşyüz sene sonra Çanakkale&#8217;nin toprağına gömülen gövdelerden göklere yükselen iman, milliyetçiliğimizin miracı oldu. İstiklal savaşını başaran bu imandır. Anadolu&#8217; da etrafına hakim büyük bir müslüman-Türk devleti kurma iradesi ilk olarak Yıldırım&#8217;ın kalbinde yer almıştı. Bu.davayı Fatih Sultan Mehmed Han başardı.</p>
<p>Milliyetçiliğimizin bayrağı Fatih tarafından Ayasofya&#8217;ya çekildi. Yavuz aynı mabette hilafeti teslim alırken Büyük Muhammed&#8217;in davasının hizmetkarı olacağını haykırarak bu davanın ruhuna İslam&#8217;ın mukaddes kanını karıştırdı. Toprağıyla, havasına İslam&#8217;ın ruhu sinen Anadolu&#8217;da Osmanoğulları&#8217;nın kurduğu ve altıyüz sene onların eliyle gelişen büyük devletimizin yaşattığı ideal işte böyle bir milliyetçilikti. Başından .sonuna kadar milliyetçilik davasına sadık kalan, Türkleştirme ve İslamlaştırma siyasetini ön planda tutan bu devletin yıkılışını milliyetçilğimizin başlangıcı sayanlar, bizden olmıyanlarla, bizi bilmiyenlerdir. İslam&#8217;ın ruhundan tiksinenler, son asırlarda müslümanlığın mümessillerindeki zaaftan kuvvet alarak, tarihin çağları içerisinde gelişen gerçek milliyetçiliğimizi red ve inkar ederek, iptidai kabile ruhunun hayatında milliyetçilik tohumları ve totem kültüründe ruh kaynakları aradılar. Elbette netice hüsran olacaktı. Vatandan uzaklarda vatan aramak, vücuttan uzaklarda ruh aramak gibi bir vehimdi. Bugün bu vehimden kurtulan nesiller, milliyetçiliğimizin prensiplerini, yani dayandığı temelleri uzaklarda aramasınlar. Onu Fatih&#8217;in büyük mirasında bütünüyle hazırlanmış buluyoruz. Fatih&#8217;in ecdadından ilim ve ilham alarak hazırladığı milliyetçilik davası, onun toprak yani vatan, din ve devlet anlayışında tecelli eden ve insan anlayışında gayesine eren, torunları tarafından akıtılan kanlar ve yapılan manevi cihadlarla, bu mukaddes dava, cihan tarihinde eşi bulunmaz bir ruh yapısına dayanan muhteşem bir manevi mimarının temellerine dayanmaktadır. Bu temel fikirleri gözden geçirelim:</p>
<p>Fatih ve torunları Anadolu&#8217;yu anavatan yaparak kurdukları imparatorluğun topraklarını timar zeamet ve has sistemiyle  merkeze bağlayarak idare ettiler. Devletin kuruluşu, Anadolu beyliklerinin ortadan kaldırılmasıyla tamamlandı. Devlet tam manasıyla bir Anadolu Türk devleti oldu Sonra bu devlet, milli hudutları dışında İmparatorluk topraklarına taştı.</p>
<p>Vaktiyle Anadolu&#8217;da Türk istilasının başladığı XI. yüzyılda Alparslan&#8217;ın veziri Nizamülmülk tarafından yapılan toprak reformu, yani Anadolu toprağının eşit olarak bölünüp dağıtılması hadisesi, Kanuni Süleyman zamanında geniş ölçüde İmparatorluk toprakları üzerinde tekrarlandı. XX. asırda hakkıyle ve hukuki değerleri içinde yapılmasına gücümüz yetmeyen inkılabı onlar kendi asırlarında yaptılar. Bunu, ferdi hırsları ortadan kaldıran bir cemiyetçiliğin tezahürü olarak, milliyetçilik hareketi diye kaydetmeliyiz. Bu anlayışa temel olan ana fikirleri belirtelim: Toprak devletindir: ferdler onu eşit şartlarla işler, hür olarak faydalanırlar.</p>
<p>Fatih ve ecdadının din anlayışı bütün milli tarihimizin manevi siyasetini teşkil etmektedir. Peygamber&#8217;in ruhani serdarlığında Allah uğruna cihad yemini yapan hükümdarın bütün mesuliyetini omuzlarına yüklendiği İslam davası, hiçbir milletin hayatında görülmeyen bir ahlaki seviyeye bizi yükseltti. İslam insan ruhunun bütün bölgelerinde tatmin yaratmaya yeterli bir sistem olarak Türk çocuğuna şayan-ı hayret bir şahsiyet kazandırdı. Dünyanın neresine gitse Türk haliyle, karakteriyle, vekarıyla ve imanının simasında parıldayan nuruyla tanınıyordu.</p>
<p>Onun varlığını şerefli ve sevimli yapan incelikle zerafet, zeka ile el ele veren şefkat ve haysiyet Türk&#8217;ü, ancak asırlar içerisinde erişilebilen medeni seviyenin zirvesine yükseltmişti. Bugün bu zirveden ne kadar aşağılardayız!</p>
<p>İslam dini, kendi sinesinden çıkardığı, kendi hayat ve kainat görüşünü incitmeyen düşünüş ve inanışların dışında kalan yabancı ideolojilere karşı Türk ruhunun, İstanbul surlarıyla Budin ve Belgrad kalelerinden daha kuvvetli kalesi oldu. Yunus&#8217;un Allah elinden çıkmışcasına saf ve ilahi olan mistisizmi Hacı Bayram&#8217; da bütün bir örf ve ahlak sistemi haline gelebildi. Müftü Ali Cemali&#8217;de devlet iktidarının hazinesi oldu. Osmanoğullarının ele aldığı, Fatih&#8217;le, Yavuz gibi dahi devlet adamlarının siyasi tarihe insan zekasının harikalarından biri halinde tevdi ettikleri devlet anlayışı, merkeziyetçi ve otoriteli devletti. Aynı zamanda hukuk-i ibaddan hükümdarı şiddetle mesul edici totaliter esasa dayanıyordu. Bu üç karekteri kısaca tahlil edelim.</p>
<p>Önce merkeziyetçi idi. Üç kıtaya yakın devlet ülkesini bir merkeze sımsıkı bağlıyordu. Eski Roma lmparatorluğunun koyu merkeziyetçiliği bizde adalet ve mesuliyet prensiplerine bağlı olarak akla hayret veren bir hukuk ve ahlak nizamı içinde yaşatılmakta idi. Devlet ve fazilet dahisi atalarımız, ilk çağın Büyük Roma İmparatorluğunu olduğu kadar, XIX ve XX. asırların Büyük Britanya İmparatorluğu&#8217;nu da geride bırakmışlardı. Orta Asya&#8217;da kurulan diğer Türk devletleri böylece bir merkeziyetçiliğe bağlanmadıkları için yıkıldılar.</p>
<p>Yalnız devletimiz, Fatihlerin devleti ebedi oldu, ebedi olarak yaşayacaktır! &#8230;</p>
<p>Prens Sabahaddin&#8217;in adem-i merkeziyetçilik görüşü, inhitat devrinin zaruretlerini ihtar edici hatalı bir görüşten başka bir şey değildir.</p>
<p>Bu devletin diğer karakteri otoriteli oluşudur. Lakin onda otorite yani tam iktidar, ortaçağın İngiltere Krallığı&#8217;yla, Papalık devletinde olduğu gibi hükümdarın keyf ve iradesinden doğma değildir. Halkın dimağını teşkil eden ilmiye sınıfına yani münevverlere dayanır ve her hareketinden Allah&#8217;a hesap vermeğe mecburdur. Ancak bu hesap verme mecburiyeti, bu sorumluluk sadece ahirete bırakılmak suretiyle hükümdarın ferdi iradesine terk edilmemiştir. Devlette fitne yaratabilecek bir hadise önünde, hatta bizzat kendi kılıcıyla bir hükumet reisinin kellesini düşüren Yavuz gibi otoriter bir padişah, Zembilli Ali Cemali Efendi gibi fazıl ve cesur bir müftünün Allah emrini ihtar eden iradesi önünde eğilir.</p>
<p>Devletler devirerek cihan mülkünü kendisi için küçük bulan ve bir hamlede yeryüzünün halifeliğiyle Türk devletini birleştiren aynı Sultan, Divan-ı Hümayun&#8217;un bir itirazı ile en büyük kararını geri alır. Meclis karşısında geriler. Zira Divan denilen meclisin geleneklerine karşı gelmek kimsenin haddi değildir. Devlet böyle olur. Temellerinin ebedileştirilmesi hususunda Fatih&#8217;in pek büyük rol oynadığı bu devlette siyasi nizam şayan-ı hayret bir mükemmelliğe ulaşmıştı. Birinci Orta&#8217;da bir yeniçeri neferi gibi maaşını alan Padişahın, devlet reisi olarak önüne düşüp harbe götürdüğü ordu, devlet ve siyaset işlerine asla karışmazdı. Kanuni kırılan üzengisinin bir askere yaptırıldığını duyunca &#8220;Orduya esnaf karışmış,&#8221; diyerek bu hareketi yapanları cezalandırdı. Onlar, ilmi siyasete alet yapmadılar. Süleymaniye Külliyesi&#8217;nden cellatlar çıkmadı. Onlarda otorite, halkın isteği ile hakkın iradesinin birleştiği yerde cihad yapıcı kudretti. Bu iktidarın, dışında bıraktığı ve mutlaka boğduğu şey, her taraftan fışkırmaya kabiliyetli anarşi, yani devlet nizamını yıkmak isteyici şerir kuvvetlerdi.</p>
<p>Bu devletin üçüncü karakteri hür bir totalitarizme dayanmış olmasıdır. Yani bu devlet, halkın bütün ihtiyaçlarına uzanır ve onları karşılamaya çalışır. Hukuk-ı ibaddan şiddetle mesuldür. Halk hizmetlerinde hürriyet prensibine halel vermeyerek bunların bir kısmını vakıf teşkilatına bırakmıştır. Bunda teşkilatın temeli halkın, idare devletindir. Sosyal teşkilata devlet bünyesinde yer verilmiştir. Devlet kavramının değer ve gerçeğini hakkıyla ifade eden bu otorite rejiminde demokrasiye yani halkın iradesiyle idare rejimine aykırılık, halkı inkar ve millet iradesine karşı gelme değildir. Millet iradesi nerede devletten kopar da ayrılırsa orada iktidar yaşatmaya imkan bulunmaz. Fark şudur: Asri demokrasileri iktidar halktan devlete doğru yükselen, tecrübi (ampirik) bir gerçek olduğu halde Fatih&#8217;in devletinde devletten halka inen bir anlaşma ve yürütme kudretidir; rasyonel (akli) bir gerçektir.</p>
<p>Her ikisinde halk, idare ile anlaşmış, birleşmiş durumdadır. Ve her rejimde bu anlaşma ve birlik ortadan kalkınca devlet yıkılır. Ancak demokraside ayaklar başı yürütür, otorite rejiminde ise baş ayakları idare eder.</p>
<p>Osmanoğullarının çok kuvvetli ve sarsılmaz oluşunun sebebi, önceden pek mükemmel ve insanı her sahada idareye muktedir bir hukuk sistemine, İslam hukukuna sahib oluşları idi. Yüzyıllarca adalet mesuliyet esaslarını yaşatan bu hukuk, İslam&#8217;ın ilahi ahlakıyla el ele vermiş bulunuyordu.</p>
<p>İnsanlığı yüksek bir medeniyet seviyesinde yaşatmaya muktedir olan bu yüce sistemin en harikulade sentezini insan anlayışında buluyoruz. İnsan onda, dini, ahlaki, siyasi ve askeri bir varlıktır. Bu sebepten büyük adam tiplerini bu sahalarda görüyoruz. Hacı Bayram ve kşemseddin&#8217;ler din ile ahlakın, Orhan Gazi&#8217;lerle Fatih&#8217;ler gönüller fetheden siyasetin, Yıldırım&#8217;larla Gazi Osman&#8217;lar cihada aşık, cemaata feda olmasını bilen askerliğin cihan tarihinde eşi bulunmayan kahraman dahileridir. Osmanoğullarının önderlik ettikleri, ebedi önderi oldukları bu insan ideali, Anadolu&#8217;nun sınırları içine kurulan Türk devletinin bünyesinde dünyanın en mutena eserlerini verdi. Bu fitnenin bir devlet devirebileceğini eşsiz zekasıyla bir anda takdir eden Yavuz gibi bir padişah bizzat kendi kılıcıyla yere düşürdüğü baştan henüz kan sızarken, din ve ahlak mürşidi alimin atının ayağından kaftanına sıçrayan çamurla ebediyyen iftihar etmek fırsatını bulduğu için vecdlere gark olur. &#8220;Alınız, der, bunu tabutuma örtünüz. Alimin atının ayağından sıçrayan çamur dahi bizim için şereftir.&#8221; Kıyamete kadar gelecek genç nesillere alimin değerini bu söz ve bu hareket kadar belagatle anlatacak bir kudret ve bir hadise tasavvur edilemez. Öyle iken acaba üzerinde hala bu kaftan örtülü duran türbenin ziyaretçisi garip kumrular mıdır? Nerede ilme, inkılaplara susamış nesiller? Hırkada kuruyan çamur, mahşerde yakalarımıza sarılmasın! Bizi boğmasın. Fatih&#8217;in, alnında Rönesanslar parıldayan simasına bakın.<br />
Peygamber emelini gerçekleştirmek için gemilerini dağdan aşıran hükümdar, kafalardan kule yaptıranCengiz&#8217;lerin torunu değildir. Varna&#8217;da ve ikinci Kosova&#8217;da düşmanları tarümar etmek üzere Manisa&#8217;daki çilehaneden çıkıp gelen bir dervişin oğludur. Dünyanın en büyük zaferlerine muhteris Yıldırım gibi bir kumandan, kahpe düşmanı arkadan vurmaya tenezzül etmiyerek sonunda sekiz ay bir demir kafesin çerisindeki işkencelere katlanan ve kendisi gibi nice millet büyüklerinin dayanılmaz ıztıraplarına önder olmuş bir Türk büyüğüdür.Osmanlılarda millet fikri henüz doğmamış diyenlere sorarım: Öyleyse Hüdavendigar&#8217;lar, Gazi Osman&#8217;lar nedir? Bizans bir takım avare kılıçlara mı teslim olmuştur? Topkapı Sarayı&#8217;nda görülen, bir tarih ve bir milletin siması değil midir? Bu şehrin, laalettayin bir kalabalığın, bir topluluğun, bir sömürge halkının şehri değil de, bir milletin şehri, belki de<br />
bir milletin beyni olduğunu isbat eden, cihana ilan eden yüzlerce minare değil midir? Her köşesinde bir devlet harikası, bir millet<br />
zaferi yükselen bu toprak, bu vatan Fatih&#8217;lerin bize emanetidir. Ve bu toprakların üstünde yaşayan insan, eşref-i mahlukattır. Bu millet, bu vatan çocuklarının insanlık sahnesinde önderi, büyük Peygamber&#8217;dir. Onlar seherden geceye kadar vakit vakit O&#8217;nu hatırlar, O&#8217;na olan sevgilerini tazeler. Ahlaki yapısı insanlığa örnek olacak insanlar tarafından kurulan milli birlik, ulu devletimizin en kuvvetli temelini teşkil ediyordu. Altıyüz yıl bu millet, kendi sinesinde parça parça, fırka fırka ayrılık nedir bilmedi. Fatih&#8217;in anlayış ve alicenaplık taşıran kalbi,Bzans&#8217;ın Rum halkını da birliğimize hayran bir bağlılıkla fethetmiştir. Vatan bir aile ocağı haline gelmişti. Öyle iken bizi parça parça bölen meş&#8217;um tesir bize nereden geldi? Nasıl içimize girdi?</p>
<p>Milliyetçiliğimizin dayandığı temelleri gördük. Bunları yıkan kuvvetleri de tanıyalım.</p>
<p>Millet kalbini asırlarca Anadolu toprağından ayırmayan ve yüzyıllarca millet kanıyla yoğrulan bu milli vatan, bu mukaddes toprak, Asya bozkırlarına çevrilen şaşkın bakışlardan sırrını esirgedi. Üzerlerine ayet yazılan kemiklerinin şekli şehit ecdadınkine benzemeyen, yüzünde asırların ıztırabı okunmayan, ancak iştiha zafer, ümit ile imandan ayrılmaz. Ümit ile iman dünyamızı aşk ile dolduracaktır. Aşkın korkusu lmaz. Korku ile uykuyu, kuyruğuna basılınca saldırmak illetine müptela olanlara terkedelim. Güneşi bir an bile sönmeyen sonsuzluğun yolcularıyız. Hayata söz verdik, ölüme söz verdik, ebediliğe söz verdik. Zaman ve vücut ve vehimlerinirakıp korkusuz ve hürriyetini bizzat kendi tasdik _ etmiş bir ebedi yaşayışın icaplarını yerine getiremiyecek kadar küçülmeyelim.</p>
<p>Fatih&#8217;in çocukları, siz güneşin batmasından· korkar mısınız? O bir vehimdir ve muvakkattir. Yarın sabah güneş mutlaka doğacaktır. O halde güneşi batırdık, batıracağız diyenlerden de korkmayın.</p>
<p>Siz uyuyanlardan korkar mısınız? Kendilerini uyanık sanarak uykuda dolaşanlardan da korkmayın.</p>
<p>Mevlana&#8217;nın torunları, siz hak ile konuşmayan dilden, kendini görmeyen cesetten korkar mısınız? Siz korkudan korkar mısınız?</p>
<p>Sizi tenzih ederim. Kuvvetinizin kaynağı Kur&#8217;an, dayandığınız temeller vatandır. Ebediyen size millet, size vatan, size devlet mev&#8217;uttur; sizi tebrik ederim.</p>
<p style="text-align: right;"><em>29.5.1962&#8217;de Milliyetçiler Derneği&#8217;nin</em><br />
<em>Fetih toplantısında yapılan konuşma; Yeni İstiklal,</em><br />
<em>6 Haziran 1962, 13 Haziran 1962, 20 Haziran 1962,</em><br />
<em>27 Haziran 1962 (4 yazı halinde);</em><br />
<em>&#8220;Fatih&#8217;in devleti&#8221; adıyla, Hareket, 1/6,</em><br />
<em>Mayıs 1966 (kısmen); BF/2.</em></p>
<p>Kaynak: Nurettin Topçu &#8211; Büyük Fetih s.13-20</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/">Fatih’in Büyük Mirası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/fatihin-buyuk-mirasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikî Mânada İnkılâpçılık</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hakiki-manada-inkilapcilik/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hakiki-manada-inkilapcilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2018 14:47:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[İnkılapçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikî Mânada İnkılâpçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Muhafazakarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu Var Olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5608</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir milletin istiklali demek, sade yabancı otoritesine bağlanmamak demek değildir. İstiklal, kendi varlığımızın temelleri üzerine dayanarak yaşamak demektir. Bizde din taassubu bahane edilerek Batı dünyasının bütün menfaat ve zevk temelleri üzerinde mukaddesleştirdiği asri hurafeler memleketimize bir asırdan beri sistemli bir şekilde sokulmakla, milliyetin kökleri kazandı. Bize ait kaynaklar gözden uzaklaştırıldı. Çocuklarımız bir mukaddesat terbiyesinden mahrum [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hakiki-manada-inkilapcilik/">Hakikî Mânada İnkılâpçılık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20615 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm-1-300x145.jpg" alt="" width="333" height="162" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm-1-300x145.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/03/postmodernizm-1.jpg 600w" sizes="(max-width: 333px) 100vw, 333px" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22255 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2-1.jpg" alt="" width="438" height="212" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2-1.jpg 323w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/indir-2-1-300x145.jpg 300w" sizes="(max-width: 438px) 100vw, 438px" /></a>Bir milletin istiklali demek, sade yabancı otoritesine bağlanmamak demek değildir. İstiklal, kendi varlığımızın temelleri üzerine dayanarak yaşamak demektir. Bizde din taassubu bahane edilerek Batı dünyasının bütün menfaat ve zevk temelleri üzerinde mukaddesleştirdiği asri hurafeler memleketimize bir asırdan beri sistemli bir şekilde sokulmakla, milliyetin kökleri kazandı. Bize ait kaynaklar gözden uzaklaştırıldı. Çocuklarımız bir mukaddesat terbiyesinden mahrum olunca bize karşı geldiler, ancak o zaman biz de ne olduğumuzu şaşırdık. Ahlak büyüğümüz ve mürşidimiz Mehmed Akif şöyle haykırmıştı:</p>
<p>Mefahir kaynasın gitsin de vicdanlar kesilsin lal,</p>
<p>Bu izmihlal-i ahlaki yürürken durmaz istiklal!</p>
<p>Milliyetçi, muhafazakâr değildir demek, millet hayatında ne ırk, ne vatan, ne ekonomi beraberliği, ne dil, ne de din mukaddesliği tanımamak demektir. Bütün bunlar gidince ortada milliyet kalmaz. Bunlardan bazılarının, dışarıdaki daha güzellerile mübadele edilmeleri demek, milliyetin, feda edilen unsur nisbetinde zayıflatılması demektir. Millî hayatımızın, batı medeniyetinde yaşanan değerlere uygunsuz olan uzuvlarını hemen feda edivermek gafletini gösteren Tanzimatçılar ve sonradan onların bu hareket tarzını tekrarlayan inkılâpçılar, millet hayatımızdaki gevşeyişin ve bugünkü perişanlığımızın sebebi oldular. Onlar düşünmediler ki, sosyal şekiller değişiktir ve ebedi kalıcı değildir. Ancak bunları yaşatan ve herbirine değişik şekilleri altında hayat veren değişmez kaynaklar vardır. Milleti kuran bu kaynaklar kurutulursa dışarıdan iğreti ve perakende olarak alınan kuvvetler bir milleti yaşatamazlar ve milletin imanına mâlolamazlar. Büyük milletlerin kuvvet ve azametindeki sırrı bunlar düşünmediler.</p>
<p>Herşeyi her an değiştirebilen ve yerine daha iyisini getirebilmek iddiası ile eski kurumlardan herhangi birisini feda etmekten çekinmeyen bir inkılâbcılığın akıbeti ne olabilirdi? Bu tarzda inkılâba alışkanlık, onu hareketlerimizin prensibi olarak kabul etmek, sonunda bize ait hiçbir kurum, milletin kaynaklarından hiçbir esasın kalmayışile neticelendi. Böyle olunca komünizme kolayca kapılan bir nesli, kendi elimizle hazırlamış olduk. Bu inkılâpçıların temelden bir gaflete ve köklü bir taassuba dayandıklarına şahit oluyoruz: Bir takım müesseseleri devirdikten ve yerine yenilerini koymuş olduktan sonra da hâlâ inkılâpçı olduklarını söylüyorlar ve muhafazakâr kelimesinden müthiş bir taassupla ürküyorlar. Fakat kendi inkılâplarını korumak için değme muhafazakârın gösteremiyeceği, akla ve ilme de ters düşen hareketleri taassupla müdafaa ediyorlar.</p>
<p>Batının ilerleyişi, kendi kökleri üzerinde kendi meyvasını hakkile verebilmesi, başka deyimle, kendi bedeninde kendi ruhunu samimî ve tam mânasile yaşamış olmasındandır. Biz de kendi hayat kaynaklanınız, yani milletimizi kurmuş olan temeller üzerinde kuvvetli gelişmeyi temin etmekle, kendi öz yani cevherimizin hayatını şiddetle yaşamak suretiyle ilerliyebilirdik.</p>
<p>Biz bu cevheri her sahada çamura fırlatarak inkılâp yapacağımızı sandık. Sonunda bugünkü acı hakikatlerle karşılaştık. İnkılâbımızın ruhlarda hareket doğurmayıp satıhta heyecan köpüğü gibi kaynayıp söndüğünü görmek bize ders olmalı. Avrupa’ya bir asırdanberi, evet kendi mukaddesatımızı yerlere vurarak şımarık ruhlu Avrupalıya bir asırdanberi minnetle el açıp onu taklide çalışmamızın acıklı âkıbeti bizi uyandırmalı. Avrupa&#8217;dan gelecek herşeyi elde etmek için süratli ilerleyişimizin sonunda en karanlık imansızlığa yuvarlanışımız, bugün bize en büyük aydınlık olmalı.</p>
<p>Dar mânada anlaşılan inkılâpçılık, insanlığımızın çok aşağı tabakalarına ait basit bir taklitçilikten başka bir şey değildir ve bu mânada inkılâpçı, aslâ milliyetçi sayılmaz, mukaddesatına bağlı insan olamaz.</p>
<p>Hakikatte inkılâpçılık bu mudur ve insan ruhunda inkılâpçılık cevheri diye bir şey yok mudur? Bizce hakikî mânada inkılâpçılık, muhafazakârlığa zıt bir temayül değil, onu tamamlayıcı bir cevherdir ve böyle anlaşıldığı zaman millî hayata, muayyen bir nizâma bağlı olan herkesin o nizâmı muhafaza edici olması ilk şart olarak anlaşıldıktan sonra, bu devrin icaplarına göre tekniğin. ılım hareketinin, felsefe metodlarının gelişmesine göre mevcut nizâmı ayarlamak ve yeni görüşler içerisinde inkişafına yeni yeni istikametler vermesi inkılâpçılık  diye telakki edilmelidir.</p>
<p>Bu gerçek anlamda, herkes başka başka derecelerde inkılâpçı  olabilir Ancak bütün mevcut nizâm sistemini, ne olursa olsun, her devirde değiştirmek temayülünde olan mahdut ve içi çok sıkıntılı bir insan zümresi vardır ki, bunlar hiç muhafazakârlık  tanımayan inkılâpçılardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurettin Topçu,Yarınki Türkiye</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hakiki-manada-inkilapcilik/">Hakikî Mânada İnkılâpçılık</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hakiki-manada-inkilapcilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahsiyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sahsiyet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sahsiyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2018 14:44:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençliğimizin kaybettiği en kıymetli şey, şahsiyet oldu. Bizim zavallı neslimiz, kendi kendisine düşünebilmek kabiliyetini kaybetti. Hep başkalarının kafasiyle, kendisine aşılanan bunca zehirlerin, emirlerin kumandasiyle düşünebiliyor. Türlü zehirler ona, ihtiraslarını kabartarak, kendini medhedip kendinden geçirerek, birde istikbal İçin menfaatler vaadederek acılandılar. Damarlarını yumuşatan bu morfinler onu, nasıl menfaat sahiplerine teslim ettiler.Böylelikle gençlerimizin ferd olarak iradesi eridi, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sahsiyet/">Şahsiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/29955.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-20287 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/29955-300x236.jpg" alt="" width="300" height="236" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/29955-300x236.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/02/29955.jpg 590w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22258 aligncenter" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383.jpg" alt="" width="546" height="307" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383.jpg 660w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383-600x337.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/0x0-ahlk-davasiyla-gecen-bir-omur-nurettin-topcu-1510569931383-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 546px) 100vw, 546px" /></a></p>
<p>Gençliğimizin kaybettiği en kıymetli şey, şahsiyet oldu. Bizim zavallı neslimiz, kendi kendisine düşünebilmek kabiliyetini kaybetti. Hep başkalarının kafasiyle, kendisine aşılanan bunca zehirlerin, emirlerin kumandasiyle düşünebiliyor. Türlü zehirler ona, ihtiraslarını kabartarak, kendini medhedip kendinden geçirerek, birde istikbal İçin menfaatler vaadederek acılandılar. Damarlarını yumuşatan bu morfinler onu, nasıl menfaat sahiplerine teslim ettiler.Böylelikle gençlerimizin ferd olarak iradesi eridi, şahsiyeti ortadan kalktı. Onun eşrefi mahlûkat olan insani ferdiyeti sosyolojinin kolay araştırma için tam istediği cansız eşya haline geldi.</p>
<p>İrademizin düşmanları, sade teneffüs ettiğimiz havayı zehirlemekle kalmıyorlar. Biz, ferd olmak dileğiyle ayaklandığımız anda onların pençelerini vicdanımızın üstünde buluyoruz: “Kımıldanma diyorlar, hareketin şimdi zamanı değil, etrafla tehlike var!&#8221; veya başka bir zaman “Şahsî kanaatlerini yaymanın sırası değil, şimdi ınkılâb yapıyoruz!” Hareketin, kendi duyuş ve kendi vicdanımızla iş görmenin, hakikati ihtirasla takip etmenin, bir kelime ile namus ve hamiyetin asla zamanı gelmiyor. Kendi vicdanile yaşamıya ve bir milletin hayatına da hakikat ışıkları serpmeğe muktedir ruhların, hayatlarının sonuna kadar &#8220;daha zamanı değil”, “şimdi sırası değil” kelimeleri halindeki önleyici kalkanlarla hareketten alıkoyulmuş olduklarını görüyoruz. Halbuki tabasbusla riyânın, dalkavukluğun hiç zamanı geçmiyor.</p>
<p>Gençliğimizin yanıbaşında, üzerinde dolaştığımız mukaddes toprakların mukadderatile hayat ve menfaatlerile zerre kadar alâkası olmayan zümreler, türlü şekillerde kopardıkları yaygaralarla irademizi felce uğratmıya çalışıyorlar ve bizim olan zümrenin kendilerinden ayrılarak bir bayrak altında toplanabilmesine var kuvvetleriyle engel oluyorlar. Bu işte muvaffak olabilmek için herbiri türlü şekillere bürünüyor; bizde gerçekten millet olmak iradesini daha temelinde yok ediyorlar. Milletin en temiz genç unsurları bugün şaşkın bir sarhoş gibi neyin ve kimin çocukları olduklarını hangi ellerle kurtulabileceğimizi birbirlerine sormakla vakit geçiriyorlar. Halbuki hergün biraz daha zebun düşen millet vücudu gözlerimizin önünde çırpınmaktadır.</p>
<p>Milletin hakiki sahibi kahraman olsa bile kalabalığın tekmesi, gayzle hücumu önünde yıkılmağa mahkûm görünüyor. Bir kahraman derecesine yükselebilmek, üstün bir irade kazanabilmek ise bunca zehirlerin tesiri altında yetiştirilmekte olan nesiller için pek müşkül bir iştir. Bunun için bunca sevdalardan vazgeçmek, servetten, şöhretten, şeref denilen piçten, bütün bu sevimli varlıklardan, huzur ve rahattan, hattâ aileden, evlâttan bile tereddütsüz vazgeçebilmek lâzımdır. Zira irademiz bir işkence altında kıvranıyor. Asıl heder olan, hepsinin bahasına elden giden, bu mukaddes, İlâhî varlıktır.</p>
<p>Bu suıkasdin millet hayatında yarattığı facianın eserlerini de göstereceğiz. Ancak, bugünkü manzara önünde, belki de bu söz dolayısîyle bizi itham edecek olan gençliğe döndüğümüz zaman, kalbimızi yakan şifasız acıdan ona doğru şu çağırışla uzanabiliyoruz: Mukaddes kurbanlar!</p>
<p>Hareket, 11/6, Ağustos 1947</p>
<p>Nurettin Topçu</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sahsiyet/">Şahsiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sahsiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan ve İç Gözlemi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-ic-gozlemi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-ic-gozlemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2018 09:52:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan ve İç Gözlemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ilimcephesi.com/?p=20864</guid>

					<description><![CDATA[<p>İç gözlem, içimize çevrilip nefsimizle başbaşa kalmaktır. Bu, her şeyi den evvel bir psikolojik metottur. Lâkin iç gözlem, insanın iç dünyasını araştıran bir ilmin metodu olmakla kalmaz; yaşayan her insanın kendini tanıması ve tanıyarak hareket etmesi, içindeki âlemi dışında da gerçekleştirebilmesi için kullanacağı metot, tutacağı yoldur. İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispette otomat ve taklitçi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-ic-gozlemi/">İnsan ve İç Gözlemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><a href="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/150515112629_tall_man_624x351_bbc_nocredit.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-20896 aligncenter" src="https://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/150515112629_tall_man_624x351_bbc_nocredit-300x169.jpg" alt="" width="332" height="187" /></a></p>
<p dir="ltr"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islam.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22279 alignleft" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islam.jpg" alt="" width="547" height="290" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islam.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islam-600x318.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islam-300x159.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2018/12/islam-768x407.jpg 768w" sizes="(max-width: 547px) 100vw, 547px" /></a>İç gözlem, içimize çevrilip nefsimizle başbaşa kalmaktır. Bu, her şeyi den evvel bir psikolojik metottur. Lâkin iç gözlem, insanın iç dünyasını araştıran bir ilmin metodu olmakla kalmaz; yaşayan her insanın kendini tanıması ve tanıyarak hareket etmesi, içindeki âlemi dışında da gerçekleştirebilmesi için kullanacağı metot, tutacağı yoldur. İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispette otomat ve taklitçi olmaya mahkümdur. İçindeki âleme kuvvetle dalmayan, onu tanımayan insan etrafındakileri taklit eder, genel cereyana kendini kaptırır, herkes gibi olur:</p>
<p dir="ltr">İç gözlem, bizim en büyük mürşidimizdir, gerçek kurtarıcımızdır. En küçük yaşlardan başlayarak çocuklarımıza, her devrin putlaştırdığı siyaset adamını göstererek “Bizi falan bey kurtardı, filân paşa kurtardı” diye müdahane ve dalkavukluk telkin edecek yerde nefsiyle karşılaştırmayı öğretse idik, böyle olmazdık. Bütün tahsil dâvası, genci kendi iç âleminden uzaklaştırmak olacak yerde ona yaklaştırmak ve onu tanıtmak olsaydı Molla Hüsrev, Molla Gürani gibi münevverlerimiz, Hazreti Ömer ve Nizâmülmülk gibi, Zembilli Ali ve Sinan Paşa gibi devlet adamlarımız olurdu.</p>
<p dir="ltr">Bugün ilkokuldan başlayarak öğretimin bütün basamaklarında kullanılan, müşahhas eşyayı tanıma ve yalnız tecrübeye bağlanma metodu kısırdir; bu şekiller tamamen değersizdir. Tecrübenin önemi ancak bizi gercege yaklaştırdığı içindir. Dışımızdaki gerçeğin değerini tâyin edecek ve kıymetler silsilesine onu yerleştirecek olan, iç varlığımızın ölçüleridir. Alemin gerçek ve yaratıcı bilgisini verecek olan terbiye sisteminde üç basamak ayırmak lâzımdır:</p>
<p dir="ltr"><strong>1.</strong> Dışımızdaki kâinatın hakkiyle tanınmasını temin eden dış tecrübe; burada eşya ile temasın mükemmelliği araştırılır. İşte bizim terbiye sistemimiz bu devreye münhasır kalıyor. Halbuki bizi tecrübelerin zenginliği ile yükleyecek olan eşya ile bu müşahhas temas, sâdece bir şart ve bir başlangıçtır. Sade bununla kaldığı takdirde, insan, otomatizme yaklaşır.</p>
<p dir="ltr"><strong>2.</strong> Dış dünyaya ait tecrübelerin zenginliği ile kendi içimize dalmak ve iç dünyamızda derinleşmek. Sanat gibi, ibadet gibi içimize kapanmanın bütün egzersizlerini yok edici bir mektep terbiyesi, kendi değer hükümlerini elde edemeyen, kanaatsız, imansız bir gençlik yetiştirir.</p>
<p dir="ltr"><strong>3.</strong> Üçüncü ve son devre, içindeki ibadeti tamam olan, dışındaki bütün varlıkları ve hâdiseleri, mütemadiyen derinleştiği kendi iç dünyasının hükümleriyle değerlendiren, âlemi nefsiyle ve nefsini âlemle karşılaştırmaktan usanmayan insanın bu görüşle olgunlaşan düşüncesini her zaman etrafında gezdirmesi ve bu gözle âlemi görebilmesidir.</p>
<p dir="ltr">Biz, ancak şimdiden sonra yapacağımız inkılâba ruh cephesinden başlayacağız ve bu inkilâpta nesillerin ruhunu böyle bir öğretimle yoğuracağız. Yedi yaşındaki çocuğun beynini “Falan kurtarıcımızdır, ona tapacaksınız; filân yaşatıcımızdır, onu alkışlayacaksam” diye yeryüzünün şahid olmadığı korkunç taassup telkinleriyle çürütmeye çalışan bütün bir gençlik dimağının ateşlerini matematik ve fizik formüllerini ezberletmekle söndüren ve bunların yanında bir masal tarihi, bir sözde inkılâp felsefesi ve bir sürü şarap ve oğlan beyitleriyle iradesiz, mecalsiz ve şaşkın bırakan terbiyeye veda etmeliyiz. Bu, bütün bir memleket meselesidir. İnkilâp buradan başlayacaktır.</p>
<p dir="ltr">Nurettin Topçu &#8211; İslam ve İnsan,syf.38-41</p>
<p dir="ltr">Aldığım yer:Ali Can &#8211; Medeniyetimizin Öncülerinden 365 Fikir,syf.340,341</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-ic-gozlemi/">İnsan ve İç Gözlemi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/insan-ve-ic-gozlemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşyanın Zaferi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/esyanin-zaferi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/esyanin-zaferi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 15:37:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[Eşyanın Zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5628</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlim dediğimiz, kâinatı tanıma aşkımızın çocuğu olan teknik,kültürün zaruri bir neticesidir, demiştik. Teknik, ilimlerden doğarak -sanatlardan faydalanmasını da bilir. Onlarla elele verir. Bize kâinatı daima sevimli yapar. Onda gittikçe artan başarımızı ve ona hakimiyetimizi temin eder. Böylelikle o, kültürden ibaret olan ruhumuzu kavrıyan vücudumuz gibidir. Hayat mücadelesi sahnesinde cesaretle yürüyen ayaklarımız ve hayata her adımda uzanan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/esyanin-zaferi/">Eşyanın Zaferi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/esyanin-zaferi/turkiyenin_hareket_adami2-702x336/" rel="attachment wp-att-18727"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-18727" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/turkiyenin_hareket_adamı2-702x336.jpg" alt="" width="427" height="204" /></a></p>
<p>İlim dediğimiz, kâinatı tanıma aşkımızın çocuğu olan teknik,kültürün zaruri bir neticesidir, demiştik. Teknik, ilimlerden doğarak -sanatlardan faydalanmasını da bilir. Onlarla elele verir. Bize kâinatı daima sevimli yapar. Onda gittikçe artan başarımızı ve ona hakimiyetimizi temin eder.</p>
<p>Böylelikle o, kültürden ibaret olan ruhumuzu kavrıyan vücudumuz gibidir. Hayat mücadelesi sahnesinde cesaretle yürüyen ayaklarımız ve hayata her adımda uzanan kollarımızdır. Modern medeniyetin hayatında hudutsuz bir inkişafa kavuşan bu teknik bedeni, kültür denilen ruhumuza itaat eder, onun kumandasıyla ilerlerse hayatımız saadet olur. Ona karşı gelirse, ruhla bedenin çarpışmasından buhran ve felâketler doğar. Avrupa medeniyeti, bu tehlikeyi önleyemedi. Asırlardan beri yarattığı ilim, felsefe ve sanat harikasından doğan teknik, önplâna geçti. Her kuvveti, her imkânı, insan tarafından kullanılabilir eşya haline getiren teknik, başlangıçta hayranlıkla kendisine bağladığı insanı, sonra kendi arkasından sürükler oldu; insanı kendisine esir etti.</p>
<p>Böylece hakimiyet eşyanın eline geçirildi ve eşya insanla izah yerde insan eşya ile izah edilmeğe başlandı. İnsan, kendi selâmet dâvasını sağlıyacak olan eşyaya, sonunda hizmetkâr ve esir oldu. Azar azar  zihinlerde insanın da ilmin de değerini azalttı. Bugün dünyamızda herşeyi eşyanın emrinde bulunduran Amerikan tekniği hakim olmaktadır. Hakikatte bu, bir asırdan beri Avrupa’da hazırlanan, eşyanın insan üzerine zaferinin gerçekleşmesidir. Bu gerçekleşme, Batı medeniyetinin insan ve eşya, ruh ve madde yarışmasında maddenin ileri atılışlariyle bir cephede insanın zaferi olduğu gibi diğer cephede ruh ve kültür, yani insan cevherinin inkâr edilmesiyle, arkadan vurulmasiyle yine maddenin zaferi olmuştur.</p>
<p>Bunlardan birincisi kapitalist istihsal dünyasının, İkincisi ise komünist materyalizmının hareketlerini doğurdu. İşte bugünkü dünya buhranın sebeplerinin kaynağı,ruhla madde, insanla eşya arasındaki,eşyanın zaferi ile neticelenen bu çatışmadan bulunmaktadır.Avrupa kalkınırsa,milletlerinin kültüründen bir doğan hamle ile kalkınacaktır.Bugün Avrupanın her tarafın,Almanya’da ve Fransa’da ve İtalya’da komünizm karşısında kliseyi görmekteyiz.</p>
<p>Nurettin Topçu,Kültür ve Medeniyet</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/esyanin-zaferi/">Eşyanın Zaferi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/esyanin-zaferi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hürriyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/hurriyet-3/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/hurriyet-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2017 12:57:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın Gayesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5624</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatın gayesi, onu yaşanmaya değerli yapan şey, varlıklar basamağında ilerliyerek cansız maddeden bitkiye ve hayvana, ondan da insana yükselten evrimin insanlığı Allah’a yaranma sevgisine ulaştırmasıdır. Allah a yaranmayı hayatının gayesi yapan insan, faziletli insandır. Faziletli insanların bir arada yaşadıkları belde ise bahtiyar beldedir. Bizi Allaha götüren ruhçuluk, faziletli insanı yetiştirir. Dâvamız, asrımızda hiç benzeri görülmemiş [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hurriyet-3/">Hürriyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/istikbal/attachment/12585817/" rel="attachment wp-att-14166"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-14166" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/12585817.jpg" alt="" width="273" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/12585817.jpg 273w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/12585817-205x300.jpg 205w" sizes="(max-width: 273px) 100vw, 273px" /></a> <a href="http://ilimcephesi.com/hurriyet-3/12585817-2/" rel="attachment wp-att-14169"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-14169" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/12585817.jpg" alt="" width="273" height="400" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/12585817.jpg 273w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/12585817-205x300.jpg 205w" sizes="(max-width: 273px) 100vw, 273px" /></a>Hayatın gayesi, onu yaşanmaya değerli yapan şey, varlıklar basamağında ilerliyerek cansız maddeden bitkiye ve hayvana, ondan da insana yükselten evrimin insanlığı Allah’a yaranma sevgisine ulaştırmasıdır. Allah a yaranmayı hayatının gayesi yapan insan, faziletli insandır. Faziletli insanların bir arada yaşadıkları belde ise bahtiyar beldedir. Bizi Allaha götüren ruhçuluk, faziletli insanı yetiştirir.</p>
<p>Dâvamız, asrımızda hiç benzeri görülmemiş şekilde çiğnenen kul hakkı dâvasıdır. İnsanlar âleminde de Darvin’in bütün canlılar dünyası için anlattığı hayat savaşı hâkimdir. Kuvvetli zayıfı yok ediyor. Kuvvetin saltanatını koruyan, damarlarımızın yapısına aşılı olan ihtiraslarımızdır. Bu sebepten dünyamızda her zaman “insan insanın kurdu” olmuştur. İnsanları yeryüzündeyken birbirlerinin zulmünden koruyacak kuvvet, âdil devletin otorite-sidir.</p>
<p>Bu otorite, geçmişteki insanlara karşı zaman zaman zulüm vasıtası olarak kullanıldığından, insanlığı himayeden mahrum bırakmak için bu olayı fırsat bilen Yahudi cemaat tarafından, Fransa ihtilâlinden sonra Avrupa milletlerinde, asrımızın başında ise bizde tekmelendi ve milletler kendi içlerindeki hayat savaşına terk edildiler. Buna halkçılık ve hürriyet adını verdiler. Hürriyet, kuvvetini serbestçe kullanma yetisidir. Kuvvetin insanda bağlandığı şeyler çok ve çeşitlidir. Bedenin kuvveti vardır; pençe ve yumruk kuvveti vardır; paranın kuvveti vardır; kalem kuvveti, fikir kuvveti vardır; ruh kuvveti, ahlâk kuvveti vardır; din kuvveti, hakkın kuvveti vardır. Hürriyet bunların hangisinin hâkimiyetini sağlayan serbestliktir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurettin Topçu,Yarınki Türkiye</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/hurriyet-3/">Hürriyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/hurriyet-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstikbâl</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/istikbal/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/istikbal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2017 12:55:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[İstikbal]]></category>
		<category><![CDATA[Yenileşmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son nesillerin hazırlayacağı istikbâl, bugünkü adımlarımızın kat-î ve zarurî eseri olacaktır. Yarını hazırlayacak adımları hesaplarken bugün ne olduğumuzu düşünmeye mecburuz. Bugünkü varlığımızda bütün eskinin izleri yaşamaktadır. Millî hayat, mâzinin derinliklerinden gelerek istikbâle doğru akan bir nehir gibidir, ölüler bizi yaşatıyor; biz, yarınki dirilere hayat vereceğiz. Gece günden, gün geceden çıkıyor; diri ölüden, ölü diriden çıkıyor. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/istikbal/">İstikbâl</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/istikbal/attachment/12585817/" rel="attachment wp-att-14166"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-14166" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/12585817.jpg" alt="" width="203" height="297" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/12585817.jpg 273w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/02/12585817-205x300.jpg 205w" sizes="(max-width: 203px) 100vw, 203px" /></a>Son nesillerin hazırlayacağı istikbâl, bugünkü adımlarımızın kat-î ve zarurî eseri olacaktır. Yarını hazırlayacak adımları hesaplarken bugün ne olduğumuzu düşünmeye mecburuz. Bugünkü varlığımızda bütün eskinin izleri yaşamaktadır. Millî hayat, mâzinin derinliklerinden gelerek istikbâle doğru akan bir nehir gibidir, ölüler bizi yaşatıyor; biz, yarınki dirilere hayat vereceğiz. Gece günden, gün geceden çıkıyor; diri ölüden, ölü diriden çıkıyor. Eski nedir, diye bir bilmece soran olursa, ona cevabımız pek basit: Bizden evvel yaşayanların ayak izleri, kol, kalb ve kafalarının birlikte çalışarak bıraktıkları eserlerdir. İhtiyar küremizde vücutların ihtiyarlaması, ruhları gençleştirici oluyor: Yavuz Selim, Alpaslan’dan daha genç, Hitler, İskender&#8217;den daha zindedir. Gandi, Buda’dan daha taze, Yunus, Sen Pol’den daha cezbelidir. Kalven, Luther’den daha samimî, Hüseyin Avni, Danton’dan daha ateşlidir. Kılıçla kalbin muhayyilelerde yetiştirdiği kahramanlar da öyle: Battal Gazi, Oğuz Han’dan daha cesur, Raskolnikof, Horace&#8217;den daha erkektir. Werther, Mecnûn’dan daha âşık, Julyet, Leylâ’dan daha mâsumdur.</p>
<p>Biz de gençleşmek istiyoruz; bizde de yenileşmek ihtirasları var. Bir hayat uğruna bin kere ölmek lâzım olduğunu biliyoruz. İrademizle ölmesini bilmezsek İlâhî irade ile ebedî hayata kavuşmak imkânsız olacak. Çocukluk rüyaları bitip de gençliğin ateşli fırtınaları başlayarak ölümün sakin kucağına sokuluncaya kadar her adımda ölmesini bilen, aşk içinde irade ile ölebilen varlıklar,</p>
<p>Her devrin yaşanmaya değer yarınını hazırlayan kahramanlardır.</p>
<p>İsımsîz kahramanlar büyük muztaripler! Ruhlarının üstüne ilâhı Âbide yapılan ebeliler onlardır&#8230;</p>
<p>Şunu da biliyoruz ki bize bulunduğumuz hali bağışlayan sebeplen anlamadan aydınlıklarla dolu bir istikbâlin zaferini kazanmaya imkân yok. Halden ibaret olan büyük gövdeli ağacın kökleri mâzidedir; istikbalin yemişleri de bu gövdeden toplanacaktır Bugünümuzü hazırlayan sebeplerin hepsi mâzide var. Tarihin olayları tıpkı tabiat olayları gibidir. Tabiatta hüküm süren muayyeniyet» yani muayyen sebeplerin muayyen sonuçları doğurması tarihte de hâkimdir. İnsanlığın tarihinde de ekilen biçiliyor ve yine tabiatta olduğu gibi, cemiyet hayatında da gerekcilik prensibi hüküm sürerken, İlâhî hikmet ve adaletle birleşmiş bulunuyor, Sebeplerin tohumu tarihin tarlasına atıldıktan sonra belli netice, ilâhı hikmet ve âdaletle birleşerek, mutlaka alınacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurettin Topçu,Yarınki Türkiye</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/istikbal/">İstikbâl</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/istikbal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
