<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sosyal Medya | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/sosyal-medya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Feb 2025 12:34:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Sosyal Medya | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sanalda İnsan Olma Mücadelesi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/sanalda-insan-olma-mucadelesi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/sanalda-insan-olma-mucadelesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 12:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Dağ]]></category>
		<category><![CDATA[Instagram]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=27583</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatın içinde yani ailede, komşulukta, iş arkadaşlığında vesaire düzlemde insan olmanın hassasiyetiyle yaşamak çok da kolay değildir. Çünkü hayat içinde ne kullanacağınız bir rumuzunuzun, emojelerinizin ne de belirsizlik içeren profil resminizin çok karşılığını bulamazsınız. Hayatın içinde kendi simanızla ve kendi şahsiyetinizle varlık göstermek durumundasınız. Velhasıl ailenizi, komşunuzu, iş arkadaşınızı sempatik bir rumuzla veya profil resmiyle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sanalda-insan-olma-mucadelesi/">Sanalda İnsan Olma Mücadelesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın içinde yani ailede, komşulukta, iş arkadaşlığında vesaire düzlemde insan olmanın hassasiyetiyle yaşamak çok da kolay değildir. Çünkü hayat içinde ne kullanacağınız bir rumuzunuzun, emojelerinizin ne de belirsizlik içeren profil resminizin çok karşılığını bulamazsınız. Hayatın içinde kendi simanızla ve kendi şahsiyetinizle varlık göstermek durumundasınız. Velhasıl ailenizi, komşunuzu, iş arkadaşınızı sempatik bir rumuzla veya profil resmiyle kandıramazsınız. Çünkü sadece simanızla bilinmeyip geçmişinizle, yaşanmışlıklarınızla, karakterinizle de bilinirsiniz. Yani ortada var olan şey; imaj değil gerçekliktir. Gerçeklik dünyasında olduğunuz ve yaşadığınız için görünüşler dünyasında olduğu gibi imaj yaparak değil yaşayarak var olursunuz. Sanal dünyada &#8220;mış gibi&#8221; yaşayarak var olurken hakiki dünyada ise bu &#8220;mış gibi&#8221; oluş veya davranış durumu sadece sizi traji-komik bir duruma düşürür.</p>
<p>Gerçek dünyada her şeye söz yetiştirme veya her şeye muhatap veya şahit olma telaşında olmanın anlamsız, gereksiz, saçma, yorucu olduğunu düşünen insan, sanalda &#8220;sataşma canavarı&#8221; olarak varlık göstermektedir. Sanalda kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, adaletsizlik, yoksulluk karşısında çok &#8220;hassas&#8221; olduğu iması ve imajında bulunan bireyler, &#8220;görünüş&#8221; olarak böyle bir imaj verirken bu tür sorunların var olduğu ve üretildiği bir toplumun hakiki bir parçası olarak yaşamaktadırlar. Bireyler, içinde yaşadığı toplumda bu sorunları doğuran mekanizmanın önemli bir parçasıdırlar. Nitekim kadın haklan konusunda hassas olduğuna dair imajinatif bir görüntü verenlerin ya geçmişte ya da paylaşım sonrasında eşine veya kız arkadaşına darp veya işkencede bulunduğuna da şahit olunmuştur. İmaj ile gerçekliğin arasında ciddi bir uçurum var.</p>
<p>Oysa böylesi bir durum insanlık için patolojik ve nevrotik bir durumdur. Sanal dünyada &#8220;var olmanın dayanılmaz hafifliğine&#8221; esir olan insanlar, hakiki dünyada hakiki bir şahsiyet geliştirememe eşiğinde kalmışlardır. Çünkü sanal dünyada inşa edilen kimlik, zamanla hakiki dünyada olan kimliği yutup yok etmektedir. Sanal dünya; insanın yargıda bulunma, diğerini alt etme, nankörlük yapma, tez canlılık gösterme gibi zaaf yönlerini kışkırtan ve insanı ayartan veya kışkırtan bir düzleme sahiptir. Bu düzlemin farkındalığına sahip olan insan bilincinin çokluğundan da bahsedemeyiz. Bu farkında olma yış durumu, ciddi zafiyetleri de doğurmaktadır. İnsanların haklarına girme, insanları töhmet altında bırakma ve insanlara karşı sanal cepheler oluşturma gibi hak ihlalleri toplumsal hayat içinde ciddi sorunlar doğurmaktadır. Sanal alemde hayat, bir tiyatroya dönüşmektedir.</p>
<p>Yuhalayanların ve alkışlayanların dualitesine eşlik eden iki kesimin kutuplaştığı en iyi örnek twitter alemidir. Bu alemde en aklı başında olarak görülen yazar, akademisyen ve siyasetçilerin bile dahil olduğu bir pejmürdelik söz konusu. Rakiplerin ve karşıt söylemlerin varlık bulduğu bu düalist sanal alemde bariz biçimde aklın kaybolduğu gözlemlenebilir. Büyük kısmı bot hesaplarla başlatılan hashtag&#8217;a dahil olmada maruz bir durum görmeyen, sanal alemin dışında &#8220;akıl insanı&#8221; olarak görülen kişilerin bu bot hesapların oluşturduğu helezon veya akışa nasıl kendilerini kaptırdıkları bizatihi gözlemlenebilir. Salgın süreciyle dostlarla birlikte bir araya gelinmediği, hoş muhabbetlerin koyuluğunu yitirdiği bir süreçte köylü, işçi, esnaf, öğrenci, siyasetçi, akademisyen vs. kariyeri ve mesleği ne olursa olsun büyük bir çoğunluk sosyal medyada iletişim ve varoluş gerçekleştirme durumunda kaldı. İnsanların buradaki iletişimi; gündeme mahkum kalma, politize olma, manipüle edilme ve sanal ile gerçeğin arasını ayıramama durumundan ibaret kaldı. İnsanoğlu, tüm bunlara maruz kalırken şahsiyetini, konumunu ve müktesebatını da kaybedebiliyor. &#8220;Mekanın ruhu vardır&#8221; ilkesinden hareketle sosyal medyanın her bir zemininin farklı bir ruhu ve içeriği var.</p>
<p>Twitter&#8217;ın simgesi olan kuşun, özgürlüğün sembolü olması hasebiyle olsa gerek Twitter kullanıcısı bireyler, kendisini bir kuş gibi görüp her yere uçabileceği ve her yere konabileceği hezeyanı içinde davranmaktalar. Retweet özelliği suçlamaya motive olmuş insanları daha da kışkırtmaktadır. Her gündeme, her söylenene, her şahsa bir laf yetiştireceği zannıyla hareket eden kullanıcılar; adaletin, mahremiyetin, kişisel ve kul haklarının alanını istediği gibi aşabileceği zannıyla hareket etmektedir. Kullanıcıların hesapsız ve mizansız bir biçimde her topa girmesinin en bariz örneği, yaklaşık 2 milyon twit atılan #el malıdavası hashtagidir. Çocuklarına cinsel tacizde bulun duğu iddiasıyla mahkeme edilen anne-babanın, mahkeme tarafından tahliye edilmesine adeta &#8220;sanal isyan&#8221; gösteripsosyal medya kalkışması gerçekleştirilmiştir. Ellerinde mah kemeye ait neredeyse hiçbir belge bulunmayan, meselenin neliğine dair neredeyse hiçbir bilgiye sahip olmayan her meslekten olan sanal güruh, adalet, siyaset, aile vb. kurum lara acımasızca saldırdılar. Çocukların simaları dahil tüm mahremleri ifşa edildi. Anne ve baba, insanoğlunun kaldı ramayacağı her türlü hakarete maruz kaldılar. Bununla ye tinilmeyip mahkemenin ha.kimileri de her türlü hakaretle nasiplendirildi.</p>
<p>Meselenin bu hale gelmesinde siyasetçiler sorumlu tutularak onlar da (hakaretle) nasiplendirildi. Oysa söz konusu iddiaların, gerçek olmadığı anlaşıldı. Twitter üzerinden oluşturulan &#8220;adalet&#8221; fırtınası veya kaosu, önün de ne var ne yok yıkıp geçti geriye yapmış olduğu tahribat kalırken meseleye ilişkin eline geçen ne varsa &#8220;twittercılar&#8221; yeni bir &#8220;linç&#8221; meselesi arayan bir ruh hali ile halihazırda tetikte beklemektedirler. Yani twitter kuşu, masum bir kuş gibi görünmemektedir şartlar oluştuğunda ağzından ateşler çıkarabilen uçan bir ejderhaya dönüşebilmektedir. Sosyal medyanın diğer bir vasıtası olan Facebook ise büyük bir panoptikon&#8217;a dönüşmüş durumda. Kıpırdamadan duran fakat kıpırdayanları gören doğal yaşama bırakılmış bir kamera gibi izlemekte olan Baudrillard&#8217;ın seyiricisi var artık. Baudelaire&#8217;in &#8220;kent gezgininin/flaneur&#8221; yerini alan Baudrillard&#8217;ın seyircisi facebook panaptikon&#8217;un izlenen değil izleyen olmayı tercih etmiştir. İzlediklerini görerek haklarında kanaat edindiği &#8220;göze t im kulesi&#8221; halindedir. Facebook&#8217;un kullanım mantığı olan ne beğenme ne de paylaşmayı tercih etmeyip bu alemde ölü taklidi yapmayı daha matah görüp sadece &#8220;kim ne yapıyor&#8221; diye izleyen binlerce kişi var. Tabii ki bu durum, sadece Facebook kullanıcılarına ait bir özellik değil neredeyse tüm sosyal medya uygulamalarında var olan bir özellik ve durum. Oysa benim de kullanmış olduğum bu platformun, güzel insanlarla tanışmak için iyi bir vesile olması gerekir.</p>
<p>İlk başlarda gençlerin daha çok kullandığı son zamanlarda daha çok orta yaş üstü kişilerin kullandığı bu dijital uygula manın kullanıcıları, tecrübelerinin, görgülerinin ve birikimlerinin neticesinde mana içeren paylaşımlara sahip olması gerekirken bunun yerine adeta &#8220;panoptikon/ gözetleyici&#8221; görevini üstlenmesi son derece üzücü bir durum. Oysa ilk kurulma nedeni bile Harvard Üniversitesi öğrencilerinin iletişim ve bağını güçlendirmek amacıyla kurulmuş olmasıdır. Yine yapılan akademik çalışmalarda ve yazılan fikri yazılar da Facebook&#8217;un, insanlar arasında olan iletişimi güçlendireceği ifade edilmiş fakat böyle olmamıştır. İnsanlar birbirleriyle bir araya gediğinde dahi bu sayfalarla uğraşarak sanal alemde dostluk geliştiremezken mevcut dostluklarını da geliştiremeyerek buharlaştırmaktadırlar. Diğer bir sosyal medya uygulaması ise bireyin benlik su numu gerçekleştirebileceği Tik Tok uygulamasıdır. Filtreleme, efektler ve etiketleme özellikleriyle bireyler, kendilerin de inşa etmeye çalıştıkları imajinatif durum ve izlenimlerini sanal muhataplarına yansıtmak amacıyla çırpınmaktadırlar. Muhataplarının ilgilerini çekmek için kendilerine ait video paylaşımlarını sunmaktadırlar. Kullanıcılar, oluşturmuş oldukları sanal benlikleriyle hem var olduklarını düşünürler ken hem de muhatapları tarafından kendilerinin onaylandığını farz ederek kendilerini gerçekleştirdiklerine inanırlar. Benliklerini bir puzzle&#8217;ın parçalan gibi oluşturabildiğini dü şünerek benlik düzenleme çabası içine girmişlerdir. Sokağa çıkamayacağı kıyafetle içerik ürettiği videoda var olan, normalde toplum içinde başkalarına söylemeyeceği sözleri üretmiş olduğu içerikte kullanan ve bu uygulamada var olan sanal benlik, kimin izlediğini yani tanıdıkları tarafından izlenip izlenmediğini bilmediği için daha özgür olduğu zannıyla kendine ait tüm mahremiyetini sanal aleme olduğu gibi boca etmektedir.</p>
<p>Fikri duruşun önemsizleştiği, bedensel görünümün ön plana geçtiği bu düzlemde mananın buharlaştığı, imajında bir esas ve hakikat haline gelmesi söz konusudur. Kimliklerini burada keşfeden gençliğin ileride ne gibi sorunlar yaşayacağı üzerinde fikri olarak durulması gerekir. İlk önce ünlülerin kullandığı bir sosyal medya alanı olan, sonrasında ise zamanla ne yenilip ne içildiğini sergilemek maksadıyla kullanılan İnstagram, zamanla çoğunlukla ürün pazarlama mekanı haline gelmiştir. Güzel düzenlenmiş sof ralar, estetize edilmiş yüzler ve şık doğa manzaraları yer yer görünüm olarak var olmaktadır. Yine bu alemde de insanların var olma histerisi yaşandığı görülmektedir. Tüm bu bahsi olunan sosyal medya vasıtalarının, oyun ve eğlenceden başka bir amaca hizmet etmesini beklemenin çok da anlamlı ve yerinde olmadığını düşünmek de gerekir. Çünkü dünya hayatı, -ayette de buyrulduğu gibi- oyundan ve oynaştan ibarettir. Bu oyun oynaşın farkında olan insanoğlu, haliyle kullanmış olduğu sosyal medya uygulamalarını da oyun ve oynaşın bir parçası haline getirmektedir. Bu oyun ve oynaşın dışında olabilenler ise &#8220;hakikat&#8221; derdine düşmüş olanlardır. Sosyal medya da hakikatin ayakta kalınması için çaba göstermek gerekir. Gerçek hayatta &#8220;insan kalabilme&#8221; çabasından daha fazlasına ihtiyaç duyulan sosyal medyada insan kalabilme çabası olmalıdır. Sosyal medyada insan olabilme çabası yersiz bir çabadır bu alemde olsa olsa insan kalabilme mücadelesi sergilemek gerekir.</p>
<p>Ahmet Dağ &#8211; İnsanın Düşüşü,syf:212-217</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/sanalda-insan-olma-mucadelesi/">Sanalda İnsan Olma Mücadelesi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/sanalda-insan-olma-mucadelesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Psikolojisi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cocuk-psikolojisi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cocuk-psikolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2023 11:39:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk-Ebeveyn İlişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulvahid Sezen]]></category>
		<category><![CDATA[dijital bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=26431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk-Ebeveyn İlişkisi Çocukların gözü ve bakışıyla anı, zamanı görebilmek, du­rum ve olayları yorumlayabilmek farklı bir renk kazandırmak­tadır. Temiz ve saf olma ve düşünme, kolaylıkla inanma eği­limleri, çocukluk için temel özellikler olarak sıralanmaktadır. Taklide onay ve beğeni peşinde ilerleyen çocuklar, büyükle­riyle kurdukları iletişimle gelişim sağlamaktadırlar. Özellikle çocuk için çevresinin öğreticiliği, etkili bir sosyal­leşme sağlamaktadır. Çocuk, sosyal [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cocuk-psikolojisi/">Çocuk Psikolojisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-9964 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/12/images.jpg" alt="" width="343" height="258" /></p>
<p><strong>Çocuk-Ebeveyn İlişkisi</strong></p>
<p>Çocukların gözü ve bakışıyla anı, zamanı görebilmek, du­rum ve olayları yorumlayabilmek farklı bir renk kazandırmak­tadır. Temiz ve saf olma ve düşünme, kolaylıkla inanma eği­limleri, çocukluk için temel özellikler olarak sıralanmaktadır. Taklide onay ve beğeni peşinde ilerleyen çocuklar, büyükle­riyle kurdukları iletişimle gelişim sağlamaktadırlar.</p>
<p>Özellikle çocuk için çevresinin öğreticiliği, etkili bir sosyal­leşme sağlamaktadır. Çocuk, sosyal rolleri ve içeriğini, değer ve inançları, ibadet ve pratiği, örnek ve rol modelleri izleyerek öğrenebilir. Bu dönem, çocuğun sosyal etkiye en aç ve açık olduğu dönemdir (Hökelekli, 2009).</p>
<p>Aynı zamanda sözel dilin güvenirliği çocuklar nezdinde yüksektir ve zihinsel gelişimle birlikte tutarlılığı ya da çelişki­leri de iyi bir şekilde yakalayabilirler. Dilde ebeveynin söyledi­ği bile onlar için kesin doğruluk ifade eder. Çocuk için refe­rans temel olarak ebeveyni ve kardeşleri, sonra akranlarıdır.</p>
<p>îlkin anahtar referans grup, anne babadır. Bilgi otoritesi olarak anne-baba kusursuz bir karizma olarak görülür, onların davranışsal örnekliği esas rol oynar. Burada önemli olan anla­tının eylemlerle uyumlu olması gerektiğidir. Çocuk itaatkarh- ğı ise istismar yerine doğru şekilde kullanılmalıdır. Aksi tak­dirde çocuğun güveni bir sarsılırsa ebeveynlerin geçişsel ta­nımlama rolünden dolayı diğer insanlara da inanmaz vc gü­venmez hale gelebilirler (Yavuz, 2012).</p>
<p>Anne-baba çocuğa göre idealize edilmiş bir konumda ol­duğundan dolayı etkileri de çok derin ve uzun süreli olmakta­dır. Bu yüzden çocukluk etkileri sonraki dönemleri de içine alan bir yaygın etkiye sahiptir. Ebeveynin her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve anlayan gibi mudak güç figürü olarak algı­lanması çocuğa gösterilen tutum ve yaklaşımları çocuğun abartmasına yol açabilir. Çünkü çocuk anne-babasını her da­im söyledikleri ve yaptıklarının çok bilinçli ve hatasız olduğu­na dair bir güçlü inanç geliştirmektedir. Bu yüzden çocukların ebeveynleriyle ilgili bu tarz abartılı hatta tanrısal nitelikler at­fetme eğilimleri hakkında bilgi sahibi olmanın gerektirdiği so­rumluluklar üzerinde de durmak gerekmektedir. Çocuğa öy­lesine ve düşünmeden yapılan bir muamele sıradan değil bile­rek ve kaşıdı olarak yapılmış gibi ağır tesirler uyandırabilir. Bu durumun gerçekliğini yani etkinin derin gücünü test etmek için şimdiki yetişkinlerin çocuklukta oluşturdukları <u>ann</u>e- baba imajlarına bakılabilir. Hatta çocuklukta uygulanan yak­laşım ve sözlerin etkisinin hala sürdüğü yetişkinlerin ifadele­rinde sıklıkla yer almaktadır (Yavuzer, 2019).</p>
<p><strong>Günümüz Şartlarında Çocuğun Gelişimi</strong></p>
<p>Çocukların, çağın ve zamanın değişen çocuk rolleri bek­lentileriyle dini ve manevi değer erozyonu, materyalist bir dünya görüşü ve yaşam biçimi, maddiyatçı değerlerin öne çıkması, yaşam doyumu, ruh sağlığı ve mutluluğunu da etki­lemektedir. Günümüzde psiko-sosyal problemlerle başa çık­mada kullanılan ve yaşanan etkili dini manevi boyutun gös­tergesi olarak dini-manevi ifade, değer ve kavramların azlığın­dan, dindarlıktan ve manevi yönelimden uzaklaşıldığı, sekülerleşildiği, hatta maddiyatçı olunduğu belirtilmektedir.</p>
<p>Bu yüzden psikolojik güçlülük ve sağlamlık ya da manevi güç­lülüğün gerçekleşmediği ilişkilerin tatmin edicilikten uzak ol­duğu tespiti önemli görülmektedir (Cenkseven &#8211; Akba, 2007).</p>
<p>Günümüzde, yüksek öz güven-saygı abartısı olarak “çocu­ğun tepemize çıkarılışı” İslam terbiyesi çerçevesinde de ele alı­nabilir. Dini-manevi gelenek ve uygulamalar, anne-baba say­gınlığı ve çocuğa şefkat ve merhameti gerekli kılmaktadır. Her iki boyutta da aşırı vurgu ve yönelimler aradaki iletişim ve et­kiye zarar vermektedir. Geleneksel pratikteki ebeveyne karşı sorgusuz sualsiz itaat algısı ne kadar eksik ise çocuğun sağlıklı sosyalleşmesini engelleyebilecek şımartıcı yaklaşımlar da hatalı görülmektedir. Çocuğa zarar verici şekilde değer görmesinde­ki abartılarda önce günümüzdeki aşırı bireysellik akımının et­kileri irdelenmelidir. Anne baba olarak fazlaca yalnızlaştık mı ki başarısızlıklarımızın ödünlemesinde abartılı bir yönelim oluştu? şeklinde sorgulamalar gelişmektedir. Neden eski za­manların vakur, mesafeli, saygın anne-baba rolleri yerle yek­san edildi de bu tür çocuk eğitimi sorunları oluşmaya başladı? türündeki arayışlar da gündeme gelmektedir (Aydın, 2021).</p>
<p><strong>Çocukta Kanaat Algısı ve Davranışı</strong></p>
<p>Günümüzün tamahkarlık/açgözlülük çağı olarak tanım­lamalarına yer verilmektedir. Yetinmeme ve sınırsız hazlarla buluşan çocukların özdenetim, özkontrol değer ve inançların gücü de zayıflamaktadır. Rızık inancı, imtihan bilinci, fanilik algısı ve emanet bilinci gibi değersel yaklaşımlar gelişmeyince kanaat etme ya da elindekiyle yetinme yaklaşımı gelişmemek- tedir. Özellikle sosyal karşılaştırma huzursuzluğu yaygın ola­rak görülen bir olgu olduğundan maddiyatçılığın sonuçları ağır olmaktadır.</p>
<p>Sosyal medyanın yanlış rol modellerinin gençleri materyalist bir kısır döngüye hapsetmesi alternatif bir çözümü perdelemek­tedir (Tam, 2020). Sadece çocuklar değil anne babanın da bu akışa sürüklenmesi sonucu gelecek nesillerin toplumsal değer ve yaklaşımlara karşı yozlaşma ve dejenerasyonu kaçınılmaz bir hal almaktadır. Benzer bir sonuç olarak ahlaki düşünmede gerile­me, dini düşüncede durağanlık, hayattan kopuk inancın etki­sizliği ve hayan okuyamayan ya da bağı kurulmayan inanç ve ibadetler, manevi anlam ve değerleri yok saymaktadır.</p>
<p>Hayatı değerlerle okumak yani değersel bir okuryazarlık gibi bir yaklaşıma karşı eğitimsel planlamalar için imkân ve firsadarm özendirilmesinin önemli etkileri olabilecektir. İnsa­nın dünyadaki amaç ve anlamına dair sınırlı değil nihai-ilahi çözümlemeler ve bakış açılarının çocukluktan itibaren kulla­nımı gösterilerek örneklikler artırılabilir.</p>
<p><strong>Çocuklukta Dijital Bağımlılıklar</strong></p>
<p>Çocuk ve oyun arasında yaşamsal bir bağ vardır. Bu bağ, onun öğrenme ve gelişimine yardımcı olmaktadır. Severek ve eğlenerek oluşan yaşantıların, iz ve etkileri de daha kalıcı ol­maktadır. Anlamını ve önemini zihinsel olarak kavrayamaya­cağı bir yaştaki çocuğun her alandaki eğitiminde duygu di- li/iletişimi sağlayıcı işlevi ile oyunlar oldukça etkilidir. Gerçek hayatın bir simülasyonu olarak oyunun çocuğu geleceğe ve beklenen rollere hazırlama işlevinden de söz edilebilir. Aynı zamanda anne-babasıyla olan etkileşiminde oyunlar daha ka­bul edilebilir bir imkan/fırsat oluşturmaktadır. Bu sayede hem çocuk kişilik gelişimini rol modellerle birlikte olarak kazan­makta hem de ailedeki mutluluğun somutlaşması gerçekleş­mektedir (Ünal, 2009).</p>
<p>Psikolojik olarak çocuk için fiziksel ve gerçek oyunlar ya­nında görsel/dijital oyunlar da çeşitli işlevlere sahiptir. Çocu­ğun kendi akranlarıyla kaynaşması-uyumuna ve onaylanıp kabul-sevgi görmesini sağlaması açısından tüm oyunların öneminden bahsedilmektedir. Kendi zamanının oyunlarını ebeveyn rehberliğinde çocuğun tanıması hatta oynama imkâ­nının verilmesi gerekli sosyalleşmeyi de sağlayabilir. Akranları arasında dışlanmaması ve yalnızlaşmaması için de aşırı koru­man yaklaşımlardan sakınmak gerekmektedir. Okul ya da ev dışı arkadaşlıklardaki iletişim konularını çoğunlukla dijital âlemin belirlediği bilinmektedir. Bu durum sadece çocuklar için değil diğer gelişim basamaklanndakiler için de geçerlilik göstermektedir. Dolayısıyla çocuğun günümüzde aşırı kısıt­lanması ve dış-disiplin/denetim ile yönetilmesi yerine sorunun anlaşılmasına yardımcı ifade ve yöntemler geliştirilmesi önem­lidir (Toran vd., 201Ö).</p>
<p>Dijital ekran bağımlılığı şüphesiz günümüzde görülen yaygın bir problemdir. Bu noktada süre sorununu çözmeyle ve öz-disiplin anlayışı ile daha etkili aşamalar kaydedilebilir. Çocuk hatta gençler için değerli görülen ya da zamanının bü­yük oranda geçtiği etkinlikleri hafife almadan birlikte ya da kişiye özgü planlamalar yapmak etkili bir çözüm olarak gö­rülmektedir. İrade ve sabır gücünü destekleyici ve sürekli bir suçluluk duygusu yaşamamasına yardımcı olacak yaklaşımlar çocuğun sağlıklı bir kişilik gelişimine katkı sunabilir.</p>
<p><strong>Modern Ebeveyn Yaklaşımları</strong></p>
<p>Çocukların ebeveynlerinden genellikle şikayetleri ya da tam tersi ebeveynin çocuklarıyla ilgili bazı sorunların günde­me gelmesi bu konuyu ilginç kılmaktadır. Sorun ve çözümün pratik önem ve etkisi doğrudan güncelliği hedeflemektedir. İnsanlar bilimsel bilginin kendi yaşamlarındaki karşılığına ba­karak değer vermektedirler. Eğer birtakım içinden çıkamadık­ları sorulara bilimsel araştırmalarla cevap bulamadıklarında ise alternatif ya da zarar verici yollara yönelme gerçekleşmektedir. Bu noktada ebeveyn-çocuk iletişimi gündelik zaman ve or­tamlarda bazı çatışmalara konu olabilmektedir.</p>
<p>Ebeveynlerin kendilerinin yapmaya çalıştığı görev ve so­rumlulukları bazen popüler zaman tüketicilere maruz kala­bilmektedir. Özellikle sanal medya görünümleri, kişilerin gözde ve görünür olmasının öncelik kazandırıldığı bir mecra­ya dönüşmektedir (Kalan, 2010). Trend olma ve öne çıkma eğilimi akımı, çocuk-genç grubu için olduğu kadar yetişkinler için de yaşamlarını kıyaslayabilecekleri referansları artırmak­tadır. Yetinmeme ve daha fazlasına sahip ölma moda <u>halin</u>e gelen bir tutum olduğunda aile içindeki rol ve beklentiler de bundan nasibini almaktadır.</p>
<p>Günümüz ailesinde ilgi-sevgi ve sohbet gerçek ilişkilerde çok fazla görülmemektedir. Çocukların gelişiminde kendi ha­line bırakma, bireysellik, haz odaklı öneriler, rekabet ve yan- şın teşvik edilmesi şüphesiz psikolojik gerilimi artırmaktadır. Aile olmanın çocuklara karşı sıcak kabulü ve onayı, maalesef dış-sanal ortamdaki/medyadaki soğuk anlayışsızlığına dönü­şebilmektedir. özellikle çocukların tavizsiz rekabet ve yarışla karşılaştırma yapılarak onlardan yüksek başarı talebi, bazen anlayış eksikliği şeklinde yorumlanabilmektedir. Bu sayede yeterli iletişim kurulmuyor, dinlenmiyor, esneklik yok, örnek­lik, rol modellik yok ve herkes çok meşgul algısı topluma hâ­kim olmaktadır.</p>
<p>Sosyal ilişkiler açısından gençlerin idealize etmeye yatkın oldukların büyüklerin hataları da hayal kırıklıklarını derinleştirmektedir.Aynı zamanda gençler, büyüklerin daha u<strong>ygun </strong>gelişim ve olgunlaşma göstermelerini beklemekte, eleştirel ve kırıcı, yargılayıcı, kaba, küçük düşürücü, kibirli, katı yaklaşımlardan haz etmemekte hatta dini söylem ve eylem tutarlılığıyla birlikte söylemlerde sorunlara tek çö- zümlü yaklaşımları da sevmedikleri belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Gençlerde Zaman Algısı ve Sosyal Medya Etkisi</strong></p>
<p>Gencin neler yapmak istediği ile ilgili hedef belirleme sü­recinde daha çok akranları ve sosyal medya modelleri etkili olmaktadır. Her ne popüler hale gelmişse onun için yüksek bir tutku hızlıca gelişebilmektedir. Daha çok tercih edilen ve ilgi gösterilen şeyler genellikle bu dönem özelliklerinden öne çıkma ve dikkat çekme ile ilişkilendirilebilir. Özgür ve rahat bir yaşam arzusu, çocukluğun bağımlı niteliğinden kurtulma güdüsünü içinde barındırmaktadır. Sürekli anne-babasının kontrolü ve yönetimine maruz kalınan bir dönemden sonra istenen kişilik gelişiminde itiraz ve isyan normal olarak gö­rülmektedir.</p>
<p>Ebeveynin genç bireyi kabullenmesi ve saygı göstermesi ile ancak sağlıklı bir iletişime katkı sunulacağı söylenebilir. Zıt­laşma ya da çatışma sebebiyle aile içindeki huzurun tehdit al­tında kalması gerilim ve stresi artırabilir. Gencin nelere daha çok zaman harcadığı üzerine bakıldığında internetin sağladığı imkânla dijital bir dünyanın kapsamı görülebilir. Daha çok sosyal medyada yer alan ve bir süre toplumsallık gören hatta normal karşılanan moda ve trendler etkisini gençler arasında kolayca yaygmlaştırabilmektedir (Cao &#8211; Su, 2006). Bu akımlar belirli anlamda benlik algısı ve kişiler arası ilişkiseli ikte geçer* li/makbul bir dil haline gelmektedir. Şimdi ve hemen istekle­rin yerine gelmesi konusundaki talepler gencin yeni dönemsel özelliği olan geç kalmışlık güdüsü ile de ilgili olabilir. Geçmiş ya da gelecekle değil şu anın zevk ve keyfini yaşadığında mut­luluğun artması hatta sonraki aşamayı da hedefleyen yönelim­lerde dönemsel aceleciliğin bir etkisi olabilir.</p>
<p>Bu zamanı hızlandırma mekanizması, dijital görsellik- ler/gprünümler içinde gencin psikolojik durumunu anlamak, dönemsel birçok sorunun çözümünü içinde taşımaktadır. Örneğin gençlerde, yavaş seyreden ve sabır beklenen şeylerin sıkıcılığı ile dikkat ve odağın hızlıca değiştirmede zorlanmacı bir eğilim sıklıkla görülmektedir. Dikkat dağınıklığına çokça i vurgulanan zamanımızda sanal alışkanlıklarla nasıl başaçılolacağı sorusu önemli bir gündem haline gelmektedir. Ailede ya da okulda birtakım görev ve sorumlulukların kendi­sinden beklenen gencin kimi kaçınma ve uzaklaşma kimi de ebeveyni ile çatışma içinde kaldığı söylenebilir (Wang vd., 2019).</p>
<p><strong>Ergenlik Dönemindeki İletişimde Ebeveyn Etkisi</strong></p>
<p>Ergenlik dönemi, çocukluktan üst döneme geçişin yaşan­dığı ancak çocukluk dönemi özelliklerinin etkilerinin de görü­lebildiği bir çağdır. Her dönemsel geçiş birtakım psikolojik sorunlara yol açabilir. Gencin bu dönemde nasıl göründüğü ve algılandığı ile ilgili endişeler artışa geçmektedir. Aynı za­manda çocukken hissetmedikleri ve düşünmediklerinin farkı­na varılmaktadır. Gencin bu yeni döneme ayak uydurması bir sorun kaynağı iken diğer yandan bu değişimi çevresine, anne- babasına iletmesi ve ikna etmesi gereken bir durum da ortaya çıkmaktadır. Anne-babanın da elbette kendilerine ait birta­kım çözmeye çalıştıkları sorunları olabilir, özellikle ebeveynin çocuklarının yeni durumla adaptasyonundan haberi olması ve gerekli ilgi ve anlayışı göstermesi beklenmektedir.</p>
<p>Aile okulu seminerleri ile önce anne-baba iletişimi yani aile içi problemlerin çözümlenmesinde eşler arası ilişkiler esas alınmalıdır. Ebeveyn-genç arasında kendi dönem özellikleri açısından farklılaşmaların etkileri göz önünde tutulması gere­kir. Anne-baba ergenin sahip olduğu yaş döneminin özellikle­rini anlamaya çalışarak, ergenin yaşadığı değişimleri gözleye­rek iki karşı karşıya kalmış neslin iletişimini daha iyi anlayabi­liriz.</p>
<p>Genellikle ergen ve gençlerin tanınmadığı ya da anlaşılma­dığı vurgulanır. Ancak ana-babanın da problem ve sıkıntıları­nı dikkate almak hatta bu konuda genç evladan bilgilendir­mek gerekebilir. Her ne kadar bu ilişkide anlayış göstermesi beklenen ebeveynler olsa da gençler de karşısında hep beklen­tilerinin, muhataplarının gelişimsel dönem özelliklerini tanı­mak isteyebilir, belki de bu gerekebilir. Çünkü karşılıklı anla­yış ancak, birbirlerini daha iyi tanıyan taraflar arasında müm­kün olabilir. Dolayısıyla karşılıklı bir şey yapılacaksa iki tara­fın da birbirini tanımaya istekli olması gerekir (bkz. Saygılı, 2010).</p>
<p>Anne-baba arasındaki iletişim de belki öncelikle ele alına­rak açıklanmalıdır. Çünkü anne ile baba arasındaki çatışma ve tartışmalar ergenle kurulacak iletişimi de etkilemektedir. Bu yüzden önce anne-baba arasında çözümler, birbirlerinden beklentiler, soru ve sorunlar çözümlenmeye çalışılmalıdır. Eş­ler arasında ev içinde mesele olan konular-çözüm yolları- bi­çimleri ve çocuklara yansıması aile içindeki herkesi ilgilendi­ren bir durumdur. Bu konuda eşlerin kendilerini ifade eder­ken anlayış ve empati içeren yaklaşımları tercih etmeleri, ço­cuklara da örneklik gösterecektir. Yetişkinler örnek olamadık­ları konular ve sorunları varken çocuk-gençle doğru bir ilişki- iletişim kuramazlar. Bu etkili de olmaz. Eşler arasında sağla­nacak olan sevgi, saygı ve anlayışın gençlere de sunulacak ileti­şim mesajları ve tarzları öğretici olmaktadır.</p>
<p>Ayrıca çocukluktan itibaren karar ve tercihlerinin sonuçla­rından sorumlu olduklarını uygulamalarla anlatabildiğimizde, bireysel gelişim sağlıklı ve olumlu bir sûrece girebilir. Kişilik olarak inisiyatif alabilen, yenilik ve yaratıcılık becerileri geliş­miş, kendi ayakları üzerinde durabilen kişilerin, kendi geli­şimlerinde farklılıklar görülmektedir. Gençlere kendi kararla­rım alırken istişare ve rehberlik sağlanmalı ve sonuçlarından sorumlu oldukları söylenmelidir. Bu sayede ebeveyn bağımlı­lığı yerine bağımsız-ilişkisel kişilik, benlik gelişimi sağlanmış olur. Burada gençlerin kendini tanımasına yardımcı olmuş olarak destek olunması önemlidir. Ayrıca genç bu sayede dü­şer, kalkar, danışır, araştırır, hata yapar, günah işler fakat ken­disini rahadıkla gözleyebilir ve dersler çıkarabilir. Başkaları görecek ve ne diyecek diye değil kendisi olarak ne istiyorsa, onu gerçekleştirmenin mutluluğu ve sahiciliği yaşanabilecek­tir. Böylelikle sahici, otantik olanın değerli, yapmacık ve gös­terişin, riyanın, ikiyüzlülüğün çirkin şeyler olduğu da benim- senebilecektir (Hökelekli, 2009).</p>
<p><strong>Gençlerde Dini Sosyal Çevre İhtiyacı</strong></p>
<p>Dini anlayış ve yaşantının oluşumu gelişimi ve korunması açısından sosyal çevre önemlidir. Bilgi kaynağı, duygu, tecrü­be ortamı ve inancın onaylanma işlevi yönleri boyutlarıyla</p>
<p>Sosyalilişkiler ve çevre gereklilik gösterir. Dinle ilgili dene- yiınsel bilgiyi çoğunlukla sosyalleşme sayesinde ediniriz. Sos­yalleşirken, diğer insanlarla etkileşirken, inançların içerik ve biçimlerini de öğreniriz. Duygusal tepkileri sosyal bir ortamda daha yoğun yaşarız. İnanç ve davranış, ahlak, amel ve ibadet­leri grup, arkadaşlık ve cemaat halinde ya da içinde teyit etme, onaylatma, doğrulatmayı edinir ve sürekli, kararlı ve emin olmayı benzerlikler üzerinden gerçekleştiririz.</p>
<p>özellikle gençlerin modellere ve bireysel kalmayan çoğun­luk tarafindan tekrar edilen ve pekiştirilen somut örnek, or­tamlar olarak dini-sosyal çevrelere ihtiyaçları da vardır. Bir si­nerji, bir grup ruhu, hizmet, fedakarlık, diğerkâmlık ve nefs kontrolü ile irade gücü sağlayacak sosyalliğin gücüne yönelik gençlerde duygusal eğilimler görülmektedir (Kim-Spoon vd., 2012).</p>
<p>Paylaşılan bir inanç, ideal, hedef ve ibadet gibi ortak ben­zerliklerin birey-genç üzerindeki etkisi güçlü olmakta ve hare­ket, aktiflik, birlikte olmak enerji ve motivasyon, plan ve di­siplin sağlamakta ve tek başına yapamadığını yapabilmek için sosyal kolaylaştırma ve hızlandırma işlevi etkin hale gelmekte­dir. Hatta sosyal bir dayanışma içinde kişinin morali düzele- bilmekte, kendi benliğinin yargılayıcı sesini daha az dinle­mekle birlikte, çeşitli etkinliklerle negatif enerjiyi atıp ve kali- te-nitelik gelişebilmektedir.</p>
<p>Çeşitli toplumsallıklar içerisinde bireysellik gerilese de top­lumsal uyumun huzur vermesi ve anlam ve amaç duygusunu güçlendirmesi, verilen görevleri yerine getirerek öz saygıyı ar­tırması, kişinin kendisini daha değerli hissedebilir hale gelmesi mümkün hale gelebilir. Sosyal çevre içinde belirli bir uyum süreci işlediği için duygu ve düşüncelerin dengelendiği, normal ya da sağlıklı ruh seviyesini/halini yakalar hale gelinebile­ceği söylenebilir. Sonuç olarak kişinin çevresi sayesinde yetkin ve yeterli modelleri bulma imkânına kavuştuğu ve davranışı­nın rehberlik gereksinimi de karşılanmış olduğu görülmekte­dir (bkz. Kulaksızoğlu, 1999).</p>
<p>Ayrıca birlikte olmayla sosyal rollerin kazanımı sağlanır ve yalnızlığın negatif etkisinden uzak şekilde kriz ve problemlerle başetme becerisi imkânı da bulunmuş olabilir. Hatta bu saye­de yalnızlık duygusunun hafiflemesiyle, birlikte bulunmak ve paylaşmayla kişinin diğer işlerinin de olumlu yönde gelişmesi daha mümkün hale gelmektedir.</p>
<p>Topluluk içinde ve dışında olmanın kıyası yapılabildiğin­de, fayda ve avantajlar göz önüne alındığında, risk ve fayda değerlendirmesi de yapılabilir. Gruba bağlanma ve sorumlu­lukları üstlenmeyle kişide karakter ve olgunlaşma görünürle­şebilir. Bencillik ve narsisizmden, şüphe ve tereddütlerden nispeten uzaklaşılıp belirsizlikten kurtulma ve kesinlik duygu­su ile kimlik duygusu kazanma imkânı da gelişebilmektedir. Aynı zamanda birtakım dezavantajın oluşabileceği ihtimali üzerinde durulduğunda, birey olma sürecinde grupların üye­lerine karşı çok fâzla tolerans göstermediği de görülmektedir, özgür irade ve sorumluluk üstlenme gibi temel insani ihtiyaç ve eylem serbestliğinde ise gruplarda genellikle bir güvensizlik hâkimdir.</p>
<p>Abdulvahid Sezen &#8211; Yeni Bireysellikler ve Din,syf:51-66</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cocuk-psikolojisi/">Çocuk Psikolojisi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cocuk-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekliğin İmalatı: Hakikat Sonrası ve Sosyal Medya</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gercekligin-imalati-hakikat-sonrasi-ve-sosyal-medya/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gercekligin-imalati-hakikat-sonrasi-ve-sosyal-medya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 14:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slide]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçekliğin İmalatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat Sonrası ve Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Post-modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[trolleme]]></category>
		<category><![CDATA[Twitter]]></category>
		<category><![CDATA[zülküf kara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nurdan Atalay,(Dr. Öğretim Üyesi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü.) Ebru Thwaites Diken(Dr.- öğretim Üyesi, Bilgi Üniversitesi, Sinema ve Televizyon Bölümü.) &#160; &#8216;öptü beni: Bunlar kâinat gibi gerçek dudaklardır dedi, İster gökyüzünden seyret, ister gözlerimden Körler onları görmese de yıldızlar vardır, dedi.&#8217; Nazım Hikmet, Rubailer Geçtiğimiz aylarda Twitter&#8217;da gazeteci Işın Eliçin &#8216;Hemen her şeye hakikat sonrası [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gercekligin-imalati-hakikat-sonrasi-ve-sosyal-medya/">Gerçekliğin İmalatı: Hakikat Sonrası ve Sosyal Medya</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-15848 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/sosyal-medya-takip-940x470.jpg" alt="" width="468" height="234" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/sosyal-medya-takip-940x470.jpg 940w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/sosyal-medya-takip-940x470-600x300.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/sosyal-medya-takip-940x470-770x385.jpg 770w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/sosyal-medya-takip-940x470-300x150.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/06/sosyal-medya-takip-940x470-768x384.jpg 768w" sizes="(max-width: 468px) 100vw, 468px" /></p>
<p><em>Nurdan Atalay,(Dr. Öğretim Üyesi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü.) </em></p>
<p><em>Ebru Thwaites Diken(Dr.- öğretim Üyesi, Bilgi Üniversitesi, Sinema ve Televizyon Bölümü.)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>&#8216;öptü beni: Bunlar kâinat gibi gerçek dudaklardır dedi, İster gökyüzünden seyret, ister gözlerimden Körler onları görmese de yıldızlar vardır, dedi.&#8217;</em></p>
<p><em>Nazım Hikmet, Rubailer</em></p>
<p>Geçtiğimiz aylarda Twitter&#8217;da gazeteci Işın Eliçin &#8216;Hemen her şeye hakikat sonrası (post-truth) denmeye başlandı. Rica ederim yalana yalan densin.&#8217;<sup>1</sup> diyerek, hakikat sonrası kav­ramının gerçek ve gerçek dışı ayrımını anlamsızlaştırmasına yönelik eleştirisini dile getirdi. 2016 yılında Oxford Dictionary tarafından yılın sözcüğü seçilen ve özellikle siyaset alanında git gide etkisini arttıran bu kavram, günümüzde yalana ne- den yalan denmediğini anlamak için bize kılavuzluk edebilir mi? Ya da başka bir ifade tarzıyla, hakikat sonrası kavramı »bize nasıl bir toplumsallık içinden seslenmektedir?</p>
<p>Bu makalede iki sav öne süreceğiz. Birinci savımız, sos­yal bilimlerde postmodernizmin hakikatin göreceliği üzerine söylemlerinin hakikat uğruna mücadele alanlarını daralttı­ğıdır. İkincisi ise sosyal medyanın yaygınlaşması ile birlikte deneyimlediğimiz, dolaşıma giren anlatıların, öznelerin ha­kikat üzerine söz söyleme gücünü arttırma iddiasına karşın, hakikatin kurulma süreçlerini daha da muğlaklaştırmasıdır. Başka bir deyişle, sosyal medyanın belli kullanımları, siyaset başta olmak üzere farklı alanlarda (ekonomi, din, sanat, ve­saire) hakikat uğruna mücadele zeminlerini aşındırmaktadır. Sosyal medyanın belli kullanımlarının hakikat fikrine dayalı bir yaşam pratiği üretmeyi olanaksız kılması, demokrasinin ön koşulu olan, prensipte herkesin sözünün bir kıymeti oldu­ğu kamusal alan olgusu sorunsallaştırmaktadır.</p>
<p>&#8216;Yalana yalan diyemediğimiz&#8217; süreçte, hakikat fikri uğru­na mücadele alanlarının daralması birkaç boyutuyla ele alına­bilir. Bunlardan ilki, hakikat sonrası çağda, siyaset alanının, sosyal medya mecrasında, &#8216;trolleme&#8217; dediğimiz, algı yöneti­mi yapmak amacıyla bilgileri çarpıtma ve kasıtlı olarak ya­lan haber yayma yoluyla şekillendirilmesidir (Hannan, 2018). Oxford Sözlükleri Başkanı Casper Grathwohl&#8217;e göre, hakikat sonrası sözcüğünün kullanımı özellikle Britanya&#8217;nın Avrupa Birliği&#8217;nden ayrılmasını oylayan Brexit referandumu ve Donald Trump&#8217;m ABD başkam seçilmesini takip eden aylar­da artmıştır <a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[2]</sup></a>. İkincisi hakikat sonrası çağda siyaset alanının ağırlıklı olarak anlık, <em>duygulanımsal (affective)</em> mekanizmalara dayanmasıdır (Böler &amp; Davis 2017; Papacharissi 2015). Başka bir ifadeyle, hakikat sonrası çağda siyaset alanının rasyonel ve düşünsel mekanizmalardan çok kitlelerin kolektif duygu­lan tarafından şekillendirildiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Bu makaleye öncelikle hakikat sonrası kavramının neye karşılık geldiğini tartışarak başlayacağız. Daha sonra moder- nitenin hakikat fikrine ilişkin perspektifinin ne olduğunu kı­saca açıklayacağız ve postmodern düşünürlerin bu perspek­tife getirdiği eleştirilere değineceğiz. Hakikatin sürekli inşa edilebilirliğini kabul etmekle birlikte, hakikat istencinin etik ve siyasi bir boyutu olduğuna yaptıkları vurgu nedeniyle, Deleuze ve Guattari&#8217;nin hakikat kavramsallaştırmasını, ha­kikat sonrası tartışmasının özellikle sosyal medyada izlerini sürmek için kullanacağız. Bir parantez açarak, sosyal medya­yı karakterize eden, doğrusal olmayan, çok sayıda ve çeşitli tesadüfi karşılaşmalar Deleuze ve Guattari&#8217;nin toplum analiz­lerinde kullandıkları rizomatik<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[3]</sup></a> yaklaşım ile de uyumludur. Sosyal medyanın rizomatik yapısı bir aktörün eş zamanı ola­rak birden çok ağa katılmasını olanaklı kılar, ve aynı zaman­da bu ağların birbirlerine eklemlenmesine izin verir. Sosyal medyanın yatay iletişimi olanaklı kılan karakteri, siyasi özne­lerin söz söyleme alanlarım genişletiyor gibi görünmektedir. Oysa, bu makalede, bunun tam tersi bir sürecin işlemekte ol­duğunu tartışacağız. Siyasi öznelerin söyledikleri sözler tam da sosyal medyanın bu yapısı nedeniyle önemsizleşmektedir ve kamusal alanda kolektif yarara ilişkin tartışmaları belir­leyici ve çerçeveleyici olmaktan çok uzaktır. Bu süreci açık­larken kullanacağımız çerçeve hakikat, bilgi ve duygulanım <em>(affect)</em> arasındaki ilişkidir.</p>
<p>İkinci bölümde hakikat, bilgi ve duygulanım arasındaki ilişkinin özellikle siyaset içindeki yerim tartışacağız. Bu çer­çeve içinde, sosyal medya ve hakikat ilişkisini yeniden düşü­neceğiz. Sosyal medya farklı dünya görüşlerine ve toplumsal konumlara sahip insanların gündelik hiyerarşik yapılar dışın­da karşılaştıkları ve temas ettikleri bir alandır. Sosyal medyanın, kamusal alanda kendilerini ifade etme fırsatı bulamayan muhalif grupların görüşlerini ve alternatif haber kaynaklarının duyumlarını yaydıkları bir alan olduğu ve kitlesel pro­testolarda işlevsel olduğu tarihsel bir doğrudur. Buna karşın, ne aktörleri kamusal tartışmalara dahil etme mekanizmaları açısından, ne de kamusal bir &#8216;müşterek&#8217; fikrinin tesis edilmesi anlamında sosyal medyanın kamusal bir alan sayılamayaca­ğı da literatürde tartışılmıştır. Bu bağlamda, sosyal medya­nın başat bilgi aktarım mekanizmasına dönüştüğü bu çağda kamusal, özel ve siyasal alanların hepsini aynı anda temsil etme iddiasmda olup, siyaset başta olmak üzere, toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında hakikat uğruna verilen mücadele­yi zayıflattığını iddia edeceğiz.</p>
<p><strong>Modernite, Hakikat (ve Sonrası)</strong></p>
<p>Oxford Dictionary tarafından yapılan tanımlamaya göre, hakikat sonrası kavramı <em>&#8220;nesnel hakikatlerin kamuoyu oluşturmada duygular ve kişisel inançlara göre daha az geçerli olduğu durumlarla ilişkilidir.&#8221;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup><strong>[4]</strong></sup></a> Kavramı</em> akademik ve gündelik tar­tışmalara sokan ise Hayes&#8217;in 2004 yılında yazdığı, <em>The Post- Truth Era: Dishonesty and Deception in Contemporary Life</em> isim­li kitabıdır. Hayes (2017:22) kavramın kendisini Nation&#8217;da Steve Tsecih&#8217;e ait bir makalede gördüğünü belirtmektedir. Kitap 2017 yılında <em>Hakikat Sonrası Çağ: Günümüz Dünyasında Yalancılık ve Aldatma</em> ismiyle Türkçe&#8217;ye çevrilmiştir. &#8220;Post- truth&#8221; kavramının, Türkçe&#8217;ye nasıl çevrilebileceği konusunda süregiden tartışmalara baktığımız da post-olgusal, gerçek-ö- tesi ve hakikat-ötesi gibi önerilerin olduğu görülmektedir. Bu makalede, Hayes (2017)&#8217;in Türkçe çevirisine referansla &#8216;ha­kikat sonrası&#8217; terimini kullanacağız. Hayes&#8217;e (2017: 22) göre, &#8220;(B)bu terim gerçeği gizlemenin ille de yanlış olmadığı, pekâlâ yapılabileceği, bu nedenle de aslında kelimenin olumsuz anlamıyla “yalancılık” olmadığı etik sistemlere işaret ediyor.” Bu da yalanla gerçek arasında bir üçüncü kategorinin doğuşuna neden oluyor (Hayes, 2017:25).</p>
<p>Hayes kitap boyunca bu yeni etik sistemlerin kişisel hayat, akademi, siyaset, hukuk, medya ve teknoloji gibi alanlarda gelişme süreçlerini ve birbirinden nasıl beslendiğini tartışıyor. Sonuç kısmında ise bu yeni etik sistemlerin bizleri nasıl bir toplumla yüzyüze bıraktığını ve bu etik sistemden nasıl çıkabileceğimiz konusunda yorumlar yapıyor ve önerilerini sıralayarak bitiriyor. Başta sorduğumuz soruları hatırlarsak, Hayes&#8217;in “Mesele Akademik” başlığı altında yaptığı tartışmayı özetleyerek ve sorularımızı bu perspektif ile ele almaya başlamak yerinde olur. Akademide, hakikat sonrasında yalan ve nesnel hakikat karşıtlığının nasıl bir arada olduğunu tartışırken, hakikat peşine düşmek yerine anlatının peşinden koşmanın ve bunun sonucu ortaya çıkan nesnel hakikat karşıtlığı ile totaliterlik arasındaki ilişkiye vurgu yapıyor (Hayes, 2017: 181-183). Bunun sonucu olarak, “kurmaca ile kurmaca olmayan arasındaki sınır gitgide bulanıklaşmaktadır” (Hayes, 2017: 197). Bu tespitlerden yola çıkarak, şu soru sorulabilir? Neden hakikate ihtiyacımız var?</p>
<p>Modem toplum, yalanın daha kolay deşifre olduğu cemaatlere oranla karmaşık bir yapıdır. Simmel (1950; 313-315), karmaşıklaşan toplumsal yaşam içinde insanın doğruluğunu kendisinin test edemeyeceği kadar fazla önermeyle karşılaşacağını belirtirken, bu durum önermelerin doğruluğu konusunda giderek artan oranda karşımızdakinin dürüstlüğüne duyduğumuz inanca gereksinimimizin arttırır. Bu da modern toplumun işleyişini bir tür “kredi ekonomisine&#8221; bağımlı kılar. Bu yapıdaki toplumda yalan, sadece yalanı söyleyenin çıkarına çalışacaktır ve toplumun yalana maruz kalan kesimleri için çeşitli riskler içermektedir. Simmel bu noktada yalan söyleyenle yalana maruz kalan arasında eşitsiz bir durum olduğunu tespit etmektedir. Bu eşitsizliği önlemek ise, ancak yalanı toplumsal yaşamın dışına çıkarmakla mümkündür. Simmel&#8217;e göre &#8216;aydınlanma&#8217; bu noktadaki iddiasıyla demokratik bir karakter taşımaktadır. Peki bu iddia ile Aydınlanma nasıl ilişkilendirilebilir?</p>
<p>Aydınlanmanın ve onun sonucunda modernizmin top­lumsal hayata dair taşıdığı en temel iddia, devletin toplumsal sözleşme etrafından yeniden şekillenirken ve kamusal alanın oluşurken akün temel yol gösterici olduğudur. Akim temel yol gösterici olması, hakikati ortaya çıkartacak ussallık ile ola­naklıdır. Aydınlanmacı akıl, topluma dair hakikatin bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarılabileceğini savunur. Bilimsel yön­temlerle ulaşılan hakikat topluma dair üretilen diğer bilgiler­den ve kanaatlerden daha güvenilir ve evrensel olarak geçerli olacaktır. Bilginin alanı genişledikçe bilginin karşısında ko­numlandırılan cahillik küçülecektir. Fakat bu süreçte olan şey <em>&#8220;daha çok bilgisizliğin farkına varmaktır&#8221;</em> (Bauman, 2003:213).</p>
<p>En sık yapılan yanlış bu sürecin katı bir şekilde okunma­sıdır. Nitekim Berman&#8217;ın (2013:18), modernizmin &#8216;kendini bi­teviye eleştirme ve yenileme kapasitesine&#8217; yaptığı vurgu ha­kikati ortaya çıkarma amacının sonucuna değil, sürecine yö­nelik olarak yapılan bir atıf olarak okunabilir. Ya da Bauman&#8217;a (2003:213) göre bu yüzleşme anı, esas olanın bilgiyi arttırma­ya dair bir çabaya karşılık gelmesidir. Bu noktada, Simmel, aydınlanmanın demokratik yönünü vurgularken çoğunlu­ğun çıkarına olan hakikatin ortaya çıkarılması çabasının da sonuçtan ziyade bir süreç olduğunu teslim eder. Hakikatin ne olduğunu anlamaya ya da sabitlemeye dair çaba bir alan içindeki aktörler arası iktidar mücadelesini de barındırır. Hakikati anlamaya ya da sabitlemeye dair çaba gösteren ta­rafların &#8216;hakikat fikri üzerinde uzlaştıkları bir ön varsayım­dır. Başka bir deyişle, hakikatin inşa edilebilir karakteri göz önünde bulundurulduğunda dahi, hakikat istencinin hakikat fikrine dayalı yaşam pratiklerinin ön koşulu olduğunun altı çizilmelidir.</p>
<p>Postmodernizmin ise temelde karşı çıktığı nokta burası­dır; çünkü, postmodernist kuramcılara göre üzerinde uzlaşa­bileceğimiz bir hakikat yoktur. Büyük anlatıların sonu gelmiş­tir ve düşünürün rolü <em>&#8220;gerçekliği sağlamak değil, gösterilemeyen kavranabilir için yeni imalar icat etmektir&#8221;</em> (Lyotard,1994: 58). Lyotard (1994:58) &#8216;buradan bir uzlaşma çıkmasının beklen­memesini&#8217; özellikle vurgulamaktadır. Metnin yazarını sorgu­lama ve gerçeğin kopyasından ayrılmasının imkansızlığı ve bütün olup biteni açıklayacak büyük anlatırım imkansızlığı vurgulanmaktadır (Baudrillard, 2017). Bu kavramsallaştırma aynı zamanda hakikate dair bir mücadeleyi de imkânsız kıl­maktadır. Bilginin hem gücü hem de bireyleri üretme kapa­sitesi (Foucault, 2017) hakikate dair genel bir tanımlama yap­mayı imkânsız kılmaktadır. Üzerinde uzlaşılacak bir hakikat yoksa hatta hakikatin artık var olmadığından bahsediliyorsa, bu, uğrunda mücadele edilecek bir hakikat olduğu fikrini de ortadan kaldırmaktadır.</p>
<p>Bu türden iddiaların politik sonuçları vardır, tıpkı haki­kat fikrine dayalı bir yaşam istencinin politik sonuçları oldu­ğu gibi, insanların bireysel deneyimlerinin ya da farklılıkla­rının büyük anlatıların karşıtaymış gibi sunulduğu durum­larda bu deneyimlere ya da hikayelerin bağlamına etki eden ekonomik, siyasi ve kültürel süreçler nasıl yorumlanacaktır? Gündelik hayatlarını işyeri, ev ve sosyal medya üçgeninde ge­çiren kadınların ve erkeklerin deneyimlerini kapsayan bir ha­kikatten nasıl söz edebiliriz? Eagleton&#8217;a göre (2000: 43), post- modernistlerin hakikate dair önerileri &#8220;pazarın yarattığı çok daha sakatlayın sofulukları perçinlemeyi başarmıştır&#8221;. Diğer düşünürlerin aksine, Deleuze ve Guattari&#8217;ye göre gerçeklik karmaşıktır ve bu karmaşıklığı yorumlama çabalan gerçek­liği aynı zamanda sınırlandırmaktadır. Bu nedenle Deleuze ve Guattari bütün üst anlatılara karşı eleştirel bir tavır geliş- tirirler (Sanıp, 1997:142). Fakat bu tavır, <em>&#8220;Lacan&#8217;ın gerçek diye bir şeyin olanaksız olduğu biçimindeki betimini kabul etmeyerek </em><em>söz konusu betimi tersyüz eder. Gerçeklik arzuların kurduğu bir şeydir&#8221;</em> (Sarup, 1997:146).</p>
<p>Bu makalede, özellikle sosyal medyanın hakikat fikrini nasıl aşındırdığına bakarken, Deleuze ve Guattari&#8217;nin haki­kat fikrine yaklaşımını temel alıyoruz. Bunun sebebi, düşü­nürlerin hakikatin inşa edilebilirliğini tanıması, hakikati her daim bir &#8216;Yeni&#8217; ile ilişkilendirmeleri ve hakikatin kendisinden ziyade hakikate ulaşma yolundaki istenç ve sürece odaklanmalarıdır. Nitekim Simmel için de bu süreç hakikatin ken­disini ortaya çıkarma fikrinden daha önceliklidir. Kaldı ki, kendinden menkul bir hakikat fikri, modernitenin kendini öz düşünümsel bir biçimde eleştirmesi ve yenilemesi gerektiği olgusuyla ve bilginin bir toplumsal mücadeleler alanı olduğu bilgisi ile çelişir.</p>
<p>Deleuze ve Guattari&#8217;nin bilgi ve hakikat arasında kurdu­ğu ilişkiyi referans almamızın başka bir nedeni, düşünürlere göre, hakikat fikrinin özellikle siyaset alanında aşınmasının nedeninin siyasetin giderek artan bir biçimde affektif meka­nizmalara dayanmasıdır. Sosyal medyanın belli kullanımlarının bu süreçte rolü büyüktür. Sosyal medya kamusal olarak paylaşılan duygulanımları çoğu kez kamu yararına değil, aksi yönde dönüştürmektedir ve yalanın siyasetteki giderek artan belirleyiciliğini pekiştiren bir işlev görmektedir. Her ne kadar siyasetin, hakikat ve yalanla ilişkisi her zaman karma­şık olsa da, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla bu kar­maşık ilişkinin izini sürmenin zorlaşacağı izleyen bölümde tartışılacaktır.</p>
<p><strong>Hakikat, Bilgi ve Affect</strong></p>
<p>Kitle iletişim araçları toplumdaki anlam kodlarını ve genel geçer değerleri göstergeler dolayımıyla izleyicilere aktarırlar. Bunu yaparken önemli söylemsel etkiler yaratır­lar (Eagleton, 1996: 307) ve gerçekliğin nasıl sunulduğunu belirlerler (Eagleton, 2000: 28). Hayes (2017: 229) de önce televizyonun, sonra da sosyal medyanın hakikat sonrasının ortaya çıkışını ve de kabulünü hızlandırdığını belirtmiştir. Geleneksel medya, faktüel olmayan hakikatler üreten bir propaganda makinesi olarak tartışılmıştır. Althusser (1994) toplumsal formasyonu ve onu ortaya çıkaran üretim ilişkileri içindeki emek gücünün hem nicelik olarak hem de sosyo-kül- türel olarak yeniden üretilmesi gerektiğini söyler. Bu bağ­lamda medya devletin en önemli ideolojik aygıtlarından bi­ridir. İdeoloji kendisini gündelik yaşamın bütün alanlarında (aile, okul, iletişim, ekonomi) ürettiği için, medyanın faktüel hakikat olarak sunduğu şeyler çoğu kez &#8216;objektif gerçekliği&#8217; yansıtmazlar. Aksine, faktüel hakikatlerin söylemsel temsil­leri, var olan iktidar ilişkilerinin korunması ve sürdürülme­sine yönelik olarak belli anlamlan, egemen güçler lehine inşa ederler. Bu anlamda, kitle iletişim araçlarının, faktüel haki­katleri aktarırken, hakikat olgusunu verili bir düzenin normları içine sıkıştırdığını söyleyebiliriz (Gitlin, 2001). Geleneksel medyanın sunduğu&#8217;<em>gerçeklik&#8217;</em>, düzenlenmiş olmasına (anlamı törpülenmiş, sivriltilmiş, kaydırılmış) ve izleyiciye belirli bir çerçeve içinde sunulmuş olmasına karşın, medya metinleri, çoğu zaman, kitleler tarafından objektif gerçeklik olarak al­gılanırlar (Gitlin, 2001: 121-124). Başka bir deyişle, faktüel hakikatler toplumsal değer yargılarıyla yüklüdürler. Bu ne­denle, kendilerini tartışmayı mümkün kılan normları ve yasa­ları tasdik ederler. Neyin hakikat olarak inşa edildiği, alanda söz söyleyen toplumsal aktörler arasındaki güç ilişkilerini de ifşa eder. Bu yanıyla, faktüel hakikat, söylemsel üstünlüğün belirleyici olduğu bir görelilik zemininde ifade edilir. Sonuç olarak, gerçek olan ve olmayan ayrımına dayalı olan faktüel hakikat, hakikat kavramının çok dar anlamlı bir yorumudur.</p>
<p>Deleuze ve Guattari&#8217;ye göre, hakikat fikrinin, verili ola­nın, normların ve yasalılık halinin dışında bir konumlanışı vardır. Deleuze ve Guattari, Nietzsche&#8217;den esinlenerek, haki­katin nasıl tartışıldığını belirleyen asıl etmenin, hakikatin var oluşu veya içeriği sorunu olmadığını; hakikat istencine ve ha­kikate ulaşma yolunda insanların ne yaptıklarına ilişkin, etik ve siyasi bir soru olduğunu söylerler (Goodchild, 2005:42-44). Zira, hakikat fikrini, verili bir toplumsallığın çizili çerçevesi içinde tartışmak, bu çerçeveyi yeniden üretecek, düşüncenin &#8216;yersiz yurtsuzlaşmasının&#8217; imkanlarını ortadan kaldıracaktır. Deleuze ve Guattari&#8217;ye göre, <em>&#8220;Yeni&#8217;nin yaratılmasından başka hakikat yoktur&#8221;</em> (Goodchild 2005: 116). Hakikatin mekânı virtüeldir. Virtüel kavramı tüm toplumsal ilişkilerin şu an oldu­ğundan daha farklı bir biçimde kurulabileceği gerçeğine işa­ret eder (Deleuze &amp; Guattari, 1987: 94). Dolayısıyla hakikatin bu dünyaya ait bir temsili düşünülemez. Hakikatin zamanı, &#8220;&#8216;olmuş&#8217; ile olacak&#8217;m çakıştığı bir zamandır&#8221; (Diken 2013). Henüz aktüel olmayan ama olabilecek bir potansiyelin zama­nı geçmiş ile geleceği kendisinde çakıştırır. Bu zaman krono­lojik değildir, mesiyanik bir zamandır. Mesiyanik zaman kro­nolojik zamanı kesintiye uğratan, tarihin akışında bir kırılma yaratan zamandır.</p>
<p>Tüm bu nedenlerle, Deleuze ve Guattari, hakikati <em>lexis </em>içinde inşa edilen bir şey olarak görseler de, bu perspektif, postmodenizminin düz anlamda &#8216;hakikatin sonu&#8217; önerme­si kapsamında ele alınamaz (Goodchild, 2005: 42). Bunun bir nedeni, hakikatin üretildiği koşulların, bilginin hakikat ile olan ilişkisi üzerinde belirleyici olmasıdır. Spinoza&#8217;dan Nietzsche&#8217;ye ve Deleuze&#8217;e uzanan entelektüel gelenek, ha­kikat fikrini, kamusal olarak paylaşılan duyguların toplum­sal alanı yapılandırmasına ilişkin bir sorun olarak görürler (Gilbert in Hannan, 2016:95).</p>
<p>Hakikat sonrası kavramı, özellikle siyaset alanında, ka­muoyunu, rasyonel düşünce ve somut verilerden ziyade kolektif duygulanımların ve yaratılmış algının oluşturduğu bir duruma işaret eder . Demokrasinin temeli olarak görünen rızanın üretiminde temel olan “güvenilir/doğrulanabilir bilgi&#8217;den “affektif” olana doğru kaymıştır (Fish,-2016: 212).</p>
<p>&#8221; Demokrasinin en asli unsurlarından biri olan rızanın üretimi konuya ilişkin bir kamuoyunun üretimini de gerektirir. Bu kamuoyunun üretimi sürecinde sosyal medyanın belli kullarımları, özellikle de trolleme, hakikatin ölçüsü olan (özellikle aydınlanmacı perspektif için) bilimsellik ve mantıksallık gibi kriterlerin askıya alınmasını kolaylaştırmış; bu kriterlerin yerine tweet&#8217;leme sayısı gibi popülerlik ölçüleri hakikatin nasıl inşa edildiğini adeta belirler hale gelmiştir (Hannan, 2018: 220).</p>
<p>Bir parantez açarsak, siyasetin tarihsel olarak affektif bir işleyişi olmuştur. Başka bir ifade ile, öznenin siyaset ile ilişkisi, akılsal olduğu kadar, duygusal ve bedensel olarak deneyimlenir. Modern toplumların gösteri toplumları olarak örgütlenmesi bunun bir karinesidir. Bu kavrayış temelinde, hakikat sonrası kavramının politika alanında iki farklı olguya karşılık geldiği söylenebilir. Birincisi, kitleleri yönetim sanatı olan politika, sıkça ve belli bir siyasi amaca yönelik olarak,. gerçek dışı anlamında yalana başvurur; başka bir deyişle, faktüel hakikati doğrudan gizler, üstünü örter, çarpıtır ve yanlı temsil eder. Yukarıdaki bölümde sosyal medyanın bu süreçteki araçsallığına işaret edilmiştir.</p>
<p>İkinci olarak, politikanın insanların rasyonel düşünme edimlerinden çok, haset, hınç, linç istemi gibi kolektif duygulanımlarına hitap eden bir söz söyleme zemini yarattığını söyleyebiliriz. Politikanın bireylerin faktüel gerçeklere dayalı rasyonel düşünme ve bilme biçimlerinden ziyade “bedensel (visseral) ve duygusal (emotional)” yanlarına hitap eden affektif (affective) bir olgu olduğu sıkça tartışılmıştır (Laybats and Tredinnick, 2016: 204). Duygulanım (beğeni, nefret, heyecan) yaratmaya endeksli bir içerik üretme edimi siyaseti hakikat fikrinden uzaklaştırır. Bu tür içerik üretimi sosyal medya mecralarının siyasal iletişim aracı olarak kullanılmaya başlamasıyla artmıştır. Ya da Hayes&#8217;e referansla sosyal medya <em>&#8220;her yaştan katılımcı için genişletilmiş bir ergenlik dönemi gibidir&#8221; </em>(2017: 263). Ancak şunu da unutmamak gerekir: her ne kadar sosyal medya bu imkanları arttırmışsa da<sub>z</sub> siyasetin yalanla ilişkisi ontolojik bir ilişkidir.</p>
<p>Antik Yunan&#8217;dan beri, dinleyenlerin zihinleri üzerine ha­kimiyet kurmak ve algılarını şekillendirmek için retorik sa­natı kullanılmaktadır. Platon Devlet&#8217;inde devletin temelinin mitlere dayandığını söyler ve retoriksel yalarım devleti inşa etmedeki rolünden bahseder. Makyavelli de (2010: 502-503), prenslerin talihin değişen rüzgarına karşı hazırlıklı olmala­rı ve hem doğruyu hem de yalanı kullanmalarını önermiştir. Arendt (1972: 6) siyaset ile yalanın bağını şu sözlerle ifade eder: <em>&#8220;doğruluk hiçbir zaman bir siyasi erdem olarak görülme­miştir. .. .yalanlar, çoğu kez, kulağa, gerçeklerden daha akılcı gelir; zira, yalan söyleyen, dinleyicinin neyi duymayı arzu ettiğini daha önceden bilmenin avantajına sahiptir ve imal ettiği yalanı kamu­nun tüketmesi için titizlikle hazırlamıştır&#8221;.</em> Fakat Arendt (1972:7) aynı zamanda, kitlelerin yaşamlarına devam edebilmek için yalanla hakikat arasındaki çizgiyi tümüyle görmezden gel­meye zorlandıkları noktada yalanla hakikat arasında seçim yapma noktasına geleceğini de vurgulamıştır. Arendth&#8217;ın burada tartıştığı, yalanın siyasete içkin olmasının yanı sıra, yalan söyleyenle yalan söylenenin arasındaki asimetrik iliş­kidir. Bu noktada aslında Simmel&#8217;in Aydınlanma ve siyasetin demokratikleşmesi ile birlikte doğan yalanın gündelik hayat­tan atılması beklentisi, modern toplumlarda ancak yalan ve hakikat arasındaki sınır ihlal edildiğinde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Yalanın gündelik hayattan atılması beklentisinin oluşa­bilmesi, içinde yaşadığımız toplumsal hayatta gerçek ile onun imgesi arasmda, benzer şekilde, orijinal ile kopya arasındaki farkın ayırdma varılıyor olmasını gerektirir. Oysa, imajlar ve imgeler tarafından inşa edilen bir toplumsallık içinde, gerçek ile gerçek olmayanın ayrımını yapmak giderek zorlaşmakta, hatta bu ayrım önemsizleşmektedir. Sonuç olarak, hakikat fikrine dayalı yaşam pratiklerinin üretilebileceği alanlar kay­bolmaktadır. Kamuoyunu sosyal medya gibi siyasal iletişim araçlarının belirlediği hakikat sonrası çağmda kamuoyu algı yönetimi ile yönlendirilmektedir. Bir sonraki bölümde sosyal medyanın bir siyasal iletişim aracı olarak kullanılmasının ve sosyal medya iletişiminin kendi niteliklerinden kaynaklı özel­liklerin hakikatin oluşturulabileceği alanları nasıl aşındırdığı anlatılacaktır.</p>
<p><strong>Sosyal Medya ve Hakikat Fikri</strong></p>
<p>Sosyal medyada yer alan siyasal iletişim için, yalan ile ha­kikat arasındaki sınır giderek artan bir biçimde bulanıklaşmış- hr. Sosyal medyada kasıtlı olarak yayılan yalan haberler siya­setin söylemsel alanının hakikat fikrinden gitgide uzaklaşma­sını beraberinde getirmiştir. Kıta Avrupa&#8217;sında ve Amerika Birleşik Devletlerinde sağ popülizmin yükselişine baktığı­mızda, trolleme faaliyetlerinin siyasi gündemin belirlenme­sinde ve kitlenin algısını oluşturmada belirleyici rolü olduğu­nu görüyoruz. Örneğin, İngiltere&#8217;de göçmen karşıtı İngiltere Bağımsızlık Partisinin (UKIP) genel başkanı Nigel Farage&#8217;in Brexit kampanyası kapsamında, İngiltere&#8217;de yasaların yüzde yetmiş beşinin Avrupa Birliği tarafından yapıldığı (Chakelian 2016, içinde Hannan 2018: 222) ve Avrupa Birliğinin İngiltere ekonomisine haftalık maliyetinin 350 milyon sterlin olduğu (Henley 2016, içinde Hannan 2018:222) gibi, sosyal medyada yaydığı yalanların Brexit oylamasının sonuçlarını önemli öl­çüde etkilediği tartışılmaktadır. Benzer şekilde, Fransa&#8217;da aşı­rı sağa Le Pen, rakibi Emmanuel Macron hakkında Bahama adalarında yüklü bir banka hesabı olduğuna dair yalan haberler yaymıştır (Hannan 2018: 222). Almanya&#8217;da ise, Gatestone enstitüsü Avrupa dışından Almanya&#8217;ya gelen göçmenlerin Alman kadınlarına tecavüz ettikleri, bulaşıcı ve ölümcül has­talıkları Almanya&#8217;da yaydıkları gibi yalan haberler yaymıştır (Hannan 2018: 222). Uluslararası Sosyal Medya Demeği yö­netim kurulu bakanı Said Ercan Türkiye&#8217;nin dünyada sosyal medyayı en çok kullanan ülkelef arasında altına sırada ol­duğunu ifade ediyor; bilmediğimiz insanları takip ettiğimiz­de onların algısına teslim olduğumuzu söylerken, insanlara takipçilerini iyi seçmeleri gerektiği uyarısında bulunuyor<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[6]</sup></a>. Nitekim, sosyal medyada yalan haber yaymak yoluyla yapı­lan algı yönetimi bir süre önce kriminal bir suç kapsamına alınmıştır. Ancak bazı ülkelerde, bu durum, sosyal medyada paylaşılan muhalif içeriklerin dolaşıma girmemesi hedefiyle bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Yalan haberlerin yapılandırdığı bir kamusal alan olarak sosyal medya bilginin hakikat ile olan ilişkisinin neredeyse tamamen kopmasına sahne olmaktadır. Bu bağlamda, ha­kikat sonrası kavramındaki &#8216;post&#8217; eki, hakikatin geçmişte kalmış bir olgu olduğuna işaret etmez; aksine, dijital görsel teknolojilerin mümkün kıldığı, hızlı dolaşıma giren bilgi, eksik/yanlış bilginin gerçeği gerçek olmayandan ayırmanın imkansızlaşmasına işaret eder (Hongladarom, 2018: 2). Ya da Hayes&#8217;e referansla, yalanla hakikat arasında bir üçüncü kate­gorinin yaratılmasına karşılık gelmektedir. Erken dönem in­ternet teknolojilerinin toplumsal hayatta yarattığı en önemli etkilerden birinin gerçek hayat ve sanal hayat ayrımının tesis edilmesi olduğu düşünülebilir. Şöyle ki, ortaya çıkışı itibarıy­la üniversitelerdeki mühendislik bölümlerinin kullandığı bir teknoloji olan internet ortamında, ilk kullanıcıların profilleri belirgin ve sayılan oldukça azdı (Irak ve Yazıaoğlu 2012: 9). Bu yanıyla sanal ortamda kurulan iletişimler aynı zamanda gerçek kimlikler arasında kurulan iletişimler ile örtüşüyordu. Bu durum internet teknolojilerinin hızının artmasıyla ve daha geniş kitlelerce kullanılmaya başlanmasıyla birlikte değişmiş­tir. Web ortamlarındaki &#8220;sanal hayatın gerçek hayata taşma- sı&#8217;na giden süreç 20001i yıllarda ivme kazanmıştır (Irak ve Yazıcıoğlu 2012:12) ICQ isimi chat yazılımı, sosyal ilişkilerin sanal ortamda da kurulmasına imkân vermiş ve sanal kimlik kavramının ortaya çıkmasını da beraberinde getirmiştir (Irak ve Yazıcıoğlu 2012: 12). Web 2.0 teknolojisinin gelişmesiyle beraber sanal kimliklere sahip gerçek kişiler aynı anda içerik sağlayıcıları olmuşlardır. Youtube, siteler ve bloglar gibi mec­ralarda kişisel hikayeler anlatıldıkça, sosyal medya herkesin eşit söz söyleyebildiği demokratik bir mecra görünümünü kazanmıştır. Facebook&#8217;un doğuşuyla beraber, sanal ortamlar­da geçirilen vakit, neredeyse gerçek sosyal ortamlarda geçi­rilen vakit kadar gerçek; sanal ortamlarda kurulan ilişkiler, neredeyse gerçek sosyal ortamlarda geçirilen ilişkiler kadar gerçek algılanır olmuştur.</p>
<p>Özellikle siyaset alanının sosyal medya üzerinden şe­killenmesine aracı olan mecra ise Twitter olmuştur (Irak ve Yazıcıoğlu 2012). Facebook kişilerin siyasi görüşlerini pay­laşmalarına imkân verse de, Twitter<sup>/</sup>ın internette kısa mesaj atmaya izin vermesi, bu mesajların isteyen herkes tarafından okunabilmesi ve bu iletişimin mobil cihazlarla sağlanabilme­si onu siyaset alanında etkili bir iletişim aracı kılmıştır (Irak ve Yazıcıoğlu 2012: 18). Irak ve Yazıcıoğlu&#8217;nun ifadesiyle: <em>&#8220;Twitter gerçek hayatta bir olay olurken, o olayın içinden çıkma­dan sanal hayatın içinde de o olayı var etmenin mecrası oldu&#8221;</em> (Irak ve Yazıcıoğlu 2012:18-19). Twitter bu bağlamda gazete ve te­levizyonlar gibi geleneksel medya araçlarının yerini almaya başlamıştır. Örneğin, geleneksel medyanın yüklü miktarlar ödeyerek satın aldıkları görseller, Twitter&#8217;da kullanıcılar tara­fından paylaşılmakta ve konular da hashtag özelliği ile ilgili kişiler için etiketlenebilmektedir (Irak ve Yazıcıoğlu 2012:19)</p>
<p>Sosyal medyanın siyaset alanındaki rolünü inceleyen akademisyenler Twıtter&#8217;ın bir kamusal alan sayılıp sayıla­mayacağını tartışmışlardır (Shirky, 2008; Papacharissi, 2010). Bir grup akademisyen sosyal medya aktivizminin Arap is­yanlarında olduğu gibi politik örgütlenmeyi güçlendirdiği ve özgürlük alanını genişlettiğini savunmuştur. Buna örnek gösterilen olaylardan biri, Anonymous grubunun Wikileaks ödemelerini engelleyen Paypal, Visa ve MasterCard sitelerini hacklemesi olmuştur. (Fuchs, 2014: 258). Toplumsal protes­tolar esnasında binlerce insanın kısa sürede belli alanlarda (Kahire&#8217;de Tahrir meydanı, Atina&#8217;da Syntagma meydanı gibi) toplanmasına olanak veren Twıtter&#8217;ın kişisel alanı siyasal alanla bağlantılandırdığı tartışılmıştır (Papacharissi, 2010: 164, içinde Fuchs, 2014: 256).</p>
<p>Bazı görüşler ise sosyal medya mecrasında oluşan kamu­nun olumlanmasının, dijital kapitalizmin emek sömürüsünü, web ortamındaki güç asimetrilerini ve hedef gözeten reklam­cılık faaliyetleri gibi sosyal medyanın ticari ve iktidarın kitle­leri yönetmesine imkân veren boyutlarını görünmez kıldığını eleştirirler (Fuchs 2014: 256). Sosyal medyadaki &#8216;tıklama ey­lemciliğinin&#8217; siyaset alanını daralttığı da tartışılan olgulardan biridir (Fuchs 2014: 256).</p>
<p>Sosyal medyanın iktidarlara muhalif grupların örgütlen­mesi için etkin kullanıldığı kanıtlanmış bir olgu olmakla bir­likte, Twitter mecrasının, eşit söz söyleme hakkı olan özneler arasında siyasal iletişimin kurulduğu yeni bir kamusal alan teşkil ettiği savı abartılıdır. Zira, 2009 yılında yapılan bir araş­tırmaya göre, Twitter&#8217;da gündem teşkil eden konuların sade­ce yüzde yedisi siyaset ile ilişkili, yüzde otuz sekizi ise eğlen­ce ile ilişkili konular olmuştur (Fuchs 2014:263). Buna karşın, muhalif dünya görüşlerine sahip, örneğin Michael Moore gibi belgesel yapımcıları pop starlara göre çok daha az takipçi sayısına sahiptir (Fuchs 2014: 263). Bu veriler bize gündelik toplumsal yaşamdaki yapıların web ortamına transfer edildiğini düşündürür. Bir diğer nokta ise Twitter kullanıcıları arasındaki asimetrik takipleşme rakamlarıdır. Dolayısıyla herkesin sözünün eşit şekilde duyulduğunu iddia etmek ola­naksızdır. Herhangi bir alanda (tıp, sosyoloji, siyaset) popüler figürlerin, geleneksel medyada yer alan yüzlerin, sansasyonel içerikli yorumlar yapan bireylerin daha çok takipçi sayısına sahip olduklarını; buna karşın, insanların duymak istemedik­leri şeyleri söyleyenlerin, daha iyi eğitimli olmasına rağmen ekran yüzü olmayan uzmanların, sansasyonel içerik barındırmayıp kamusal yarara daha çok hizmet eden içerik sağlayan­ların takipçi sayılarının daha az olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Biz sosyal medyanın özellikle de siyaset alanında hakikat fikrini aşındıran önemli zeminlerden biri olduğunu düşünü­yoruz. Bunun birkaç sebebi var. Yukarıda da belirtildiği gibi, trolleme gibi faaliyetler siyasiler hakkında yalan haber yaya­rak onların oy potansiyellerini, güvenirliklerini, itibarlarını zedelemeyi hedeflerler. Bunun dışında Twitter&#8217;ın bir medya olarak kendi nitelikleri de bu sonucu doğurmaktadır, ilk ola­rak, yine yukarıda belirtildiği üzere, Twitter&#8217;ın anındalık öğesi bir olaya şahit olan herkesin kamusal olarak görsel paylaşma­sını mümkün kılmış, geleneksel medyanın (çoğu kez egemen grupların baskısıyla) görsellerin paylaşımı üzerindeki teke­lini kırmıştır. Bu habercilik adına olumlu, demokratik alanı genişleten bir gelişme olarak görülebilir. Ancak, Twitter&#8217;ın herkesi &#8216;olay yerinden bildiren&#8217; ve görsel paylaşan birer mu­habire dönüştürmesi, gazeteciliğin eğitimini almış ve bu eği­timde etik davranış kodlarını öğrenmiş &#8216;gerçek&#8217; muhabirlerin uzmanlıklarını önemsizleştirmiştir (Irak ve Yazıcıoğlu 2012: 28-29). Bu bağlamda, görsellerin belli anlamlan imlediği ve hiçbir görme biçiminin objektif olmadığı düşünüldüğünde (bakınız Berger, 2018), Twitter&#8217;da paylaşılan haber içerikleri- nin pek çoğunun genel geçer yargılara dayalı, selektif odaklı ve etik kodlardan yoksun olduğu görülecektir.</p>
<p>İkinci olarak, Twitter&#8217;da bir konuyu anında tweet&#8217;lemek, konuyu ayrıntıları ile ve doğru olarak aktarmanın önüne geç­miştir (Irak &amp; Yazıcıoğlu, 2012: 29). Zaten anındalık öğesinin her şeyden önemli hale gelmesi, herhangi bir konunun ay­rıntılarını doğrulamak için gerekli süre olmadığı anlamına da gelmektedir (Irak ve Yazıcıoğlu 2012:29). Herhangi bir Twitter kullanıcısının takipçi sayısını artırması da, ancak bir haberi ilk tweet&#8217;leyenin kendisi olması, o haberin diğer twitter kul­lanıcıları tarafından re-tweet&#8217;lenmesi, ve böylece, haberin ilk tweet&#8217;leyenin ismiyle iletilmesi ile mümkün olmaktadır (Irak ve Yazıcıoğlu 2012: 29). Takipçi sayısı ile ölçülen popülerlik kaygısı haberleri anında, gerçek veya yalan olduğunu teyit bile etmeden; hatta kimi zaman, kullanıcının görünürlüğünü artırmak amacıyla kasıtlı olarak sansasyonel içerikli, çarpıtıl­mış haberleri bilerek yaymasına neden olmaktadır.</p>
<p>Twitter mecrasında paylaşılan haberleri okuduğumuz­da çoğumuz tepkilerimizi toplumsal filtrelerden geçirmeden verme eğiliminde oluruz (Irak ve Yazıcıoğlu 2012: 30). Ne de olsa karşımızda yüzyüze iletişimde olduğumuz, söyledikleri­miz olumsuz algılandığında bize tepki verecek gerçek kişiler yoktur. Twitter&#8217;ın anındalık öğesi, yazılanlara yapılan yo­rumların da anında verilen tepkilerden oluşmasını beraberin­de getirmektedir. Sözler düşünsel bir filtreden geçirilmeden söylendiğinde çoğu kez, sınıfsal, etnik ve benzeri kültürel ve ekonomik kodları yansıtırlar. Sosyal medyadaki hız ve ano- nimlik gibi özellikler, kamusal alanda çoğu kez açıkça ifade etmeye çekinilen, misojini ve homofobi gibi duygu, tutum ve yaklaşımların rahatça ifade edilebilmesini, yandaş bulabilme­sini ve toplumsal nefreti ve kutuplaşmayı artıran ifadelerin kartopu etkisiyle çok sayıda kullanıcıya ulaşmasını sağlar.</p>
<p>Habermas&#8217;m kullandığı anlamıyla kamusal alanda, yurt­taşların kamu yaran hakkında ve kamu yararına ilişkin ko­nuşma özgürlüğü, herşeyden önce müşterekleri artırmayı amaçlayan bir özgürlüktür. Oysa Twitter gibi mecralardaki filtreden geçirmeden söz söyleme farklılıkların altının daha çok çizilmesini, çelişkilerin daha sivri bir dille ifade edilme­sini de sağlamıştır. Hakikat fikrinin toplumsal müşterekler ile olan ilişkisi düşünüldüğünde, Twitter mecrası hakikat is­tencini kıran ve hakikat fikrinin inşasını zorlaştıran bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Twitter&#8217;m en fazla yüz kırk karaktere izin vermesi, söz söyleyenin sözünü kısa, adeta slogansal bir biçimde ifa­de etmesine teşvik etmektedir (Irak ve Yazıcıoğlu 2012: 18) Bilginin söze dökülürken kısaltılması ve basitleştirilmesi, emojiler gibi gösterenlerle desteklenmesi, detaylı bir gerek­çelendirmeyi imkânsız kılmakta, neden ve sonuç ilişkilerim görmemizi engellemektedir. Herhangi bir bilginin hızlı ya­yılması bilginin doğruluğundan ve yararından ziyade, çok sayıda takipçisi olan biri tarafından tweetlenmesine bağlıdır (Irak ve Yazıcıoğlu 2012:41). Akış hızı slogansal, kitlesel duy­gulanımları tetikleyici bilgi paylaşımlarım teşvik etmektedir. Twitter&#8217;da daha uzun tweet paylaşımları ile ilgili, paylaşımı yapacak kişi, takipçilerini uyarmaktadır.</p>
<p>Twitter komplo teorilerinin yayılması için de çok uygun bir mecradır. Komplo teorileri de karmaşık, çok katmanlı, çok sayıda aktörün güç ilişkilerinin belirlediği siyaset alanındaki mücadeleleri basitleştirerek açıklamaya yarar. Böylece insan­lar toplumsal olguların arkasındaki karmaşık ve anlamlandır­ması uzun süren ilişkileri düşünmek yerine kestirme bir açık­lama bularak hayatı anlamlandırmayı seçerler. Baumanın (2000) terimleriyle iç grupların bir dış düşman belirleyerek bir arada kalmalarım sağlayan komplo teorileri Twitter&#8217;da çok hızlı bir şekilde yayılabilmekte ve siyaset alanım daraltmak­tadır. Aynca bu teorilerin çıkış noktasını ve dağılış süreçlerini izlemek de Twitter gibi mecralarda daha zordur.</p>
<p>Aynca Twitter diğer sosyal medya uygulamalarının aksi­ne belirli çevrelerden yönlendirilen ve bazen kişileri bazen de paylaşımları hedef alan çok sayıda bot ve trol hesap içermek­tedir. Bu hesaplar, Twitter&#8217;ın özellikle hastag gibi uygulama­larını kullanarak haber akışını manipüle etmektedir. Aynı za­manda Twitter&#8217;ın kullanıcı sayısını şişirmekte ve reklamların gerçek kutlamalara erişimini engellemektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[7]</sup></a></p>
<p>Son olarak, sosyal medya kullanımı bir yurttaşın kamusal alana bağlılığının karinesi olan bireyselliğini de tehdit etmek­tedir (Hongladarom, 2018). Twitter ve benzeri mecralar bire­yin sürü psikolojisi ile hareket etmesini kolaylaştıran tekno­lojilerdir. Bir diğer işlevi de, aslında herkesin kendi gibi dü­şünen bireylerle kendi sürülerini oluşturmasıdır. Bu da, yine, Habermas&#8217;a referansla, kamusalı küçük adacıklara bölme tehdidini taşınmaktadır. İnternetteki kullanıcının anonimliği özelliği de bireyleri kamusal alan hakkında bir sorumluluk hissetmekten kurtarır. Yine Hayes&#8217;e başvurursak, bireyler sonsuz ergenliğin tadım çıkarmaya devam ederler.</p>
<p><strong>Sonuç Yerine</strong></p>
<p>Modernizmin vaadi herkes için adil ve eşit bir dünya yaratmaktı. Modern toplumsal hayat bu vaade ulaşmak için örgütlenen mücadelelerin alanıdır. Bu yazının çıkış noktası hakikat fikrinin izini modernist yorumlarından günümüze dek sürmektir. Hakikat istenci toplumsal aktörlere, uğru­na mücadele edecekleri bir referans noktası sağlamaktadır. Hakikat fikrinin önemini yitirdiği akışkan bir dünyada, uğ­runa mücadele edilen alanların ortadan kalktığım görmekte­yiz. Özellikle de postmodernizmin hakikatin göreceli olduğu önermesi, hakikatin inşa edilebilirliği önermesini yapmaktan çok daha öte bir anlam kazanmıştır. Hakikat sonrası olarak adlandırılan çağ, yukarıda da ifade edildiği gibi, gerçek ile gerçek olmayanın ayrımının önemini yitirdiği bir anlam yaratma sürecinin egemen olduğu bir çağdır. Bu &#8216;ne için müca­dele edeceğiz&#8217; sorusunun cevabını aramayı imkânsız kılmak­tadır; çünkü önümüzdeki probleme dair ortaya koyabileceği­miz fotoğraf net bir fotoğraf değildir.</p>
<p>Bir örnek verirsek, modernizm çerçevesinde tarihi güç- lülerin yazdığını söylerken, büyük anlatılan eleştirel bir oku­maya tabi tutabiliriz ve söylenmeyenin ardındakini açığa çıkarabiliriz, görünmez kılmanı görünür kılabiliriz. Hakikat sonrası çağda ise, tarihi kimin yazdığını, anlatıları kimin kur­duğunu tanımlayabilecek araçlardan yoksunuz. Sosyal med­ya bizi bu araçlardan yoksun kılmanın bir aracı olarak işlev görmektedir.</p>
<p>Modernizm çağında var olma, görünür olma, kitle içinde, herkesten farklılaşmaya çalışarak biricik olma arzusu özne- leşmenin itici gücü olmuştur. Sosyal medya herkesi görünür kılarken &#8211; Andy Warhol&#8217;un dediği gibi: <em>&#8220;herkes bir gün onbeş dakikalığına ünlü olacaktır&#8221;.</em> Öte yandan, sosyal medyanın belli kullanımları öznenin söylediği sözü değersizleştırmektedir. Söz daha fazla duyulmakta, ancak paradoksal olarak sözün etkisi daha az olmaktadır.</p>
<p>Genel olarak, sosyal medyanın hakikatin tanımlanma­sı için mücadele edenlerin gücünü zayıflattığını söyleye­biliriz. Çünkü yukarıda tartıştığımız üzere, sosyal medya, Aydınlanmanın kamusal alan vaadini dönüştürüp, herkese söz söyleme imkânı yarattığı yanılsaması içinde, sözlerin bir­birine karıştığı, herkesin konuşuyormuş ve dinleniyormuş izlenimine kapıldığı, fakat söylenen sözlerin duyulmadığı bir mecradır. Bunun yanı sıra, hem söz söyleyenler arasındaki eşitsizlik eşitleniyor iddiasının aksine, aslında, hem eşitsizlik­ler- kişiler arası, şirketler arası, diller arası, artmakta, hem de toplumsal ayrımlar keskinleşmektedir. Zira, sosyal medya ne kamusal alan, ne özel alan, ne de siyasal bir alandır. Buna karşın, tüm bu alanların yerine geçme iddiasında bulunmaktadır.</p>
<h3 class="pr_header__heading">Zülküf Kara &#8211; Gerçeklik, Arzu ve Göçebelik Üzerine,syf:101-123</h3>
<p>* http://www.diken.com tr/trump-ve-brexitetkisi-oxford-sozlugune-gore-yilinkelimesi-hakikat-sonrasi/ p gres</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Althusser, L. (1994). <em>İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları.</em> İstanbul: İletişim Yayınlan.</p>
<p>Arend t, H. (1972). <em>Crises of The Republic: Lying in Politics, Civil Disobedience, On Violence, Thoughts on Politics and Revolution.</em> San Diego, New York, London: Harcourt Brace and Company.</p>
<p>Baker, U. (2016). <em>Kanaatlerden İmajlara: Duygular Sosyolojisine Doğru. </em>İletişim Yayınları: İstanbul.</p>
<p>Baudrillard, J. (2017). <em>Simülakrlar ve Simülasyon,</em> Ankara: DoğuBatı Yayınlan.</p>
<p>Berman, M. (2013). <em>Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor.</em> İstanbul: İletişim Yayınlan. (13. Baskı).</p>
<p>Deleuze, G. (1988). <em>Spinoza: Practical Philosophy.</em> San Francisco: City Lights Books.</p>
<p>Deleuze, G. &amp; Guattari, F. (1987). <em>A Thousand Plateaus: Capitalism and Schizophrenia Vol II.</em> Minneapolis and London: University of Minnesota Press.</p>
<p>Eagleton, T. (2000). <em>Postmodernizmin Yanılsamaları,</em> İstanbul: Ayrıntı.</p>
<p>Eagleton, T. (1996). <em>İdeoloji.</em> İstanbul: Ayrıntı Yayınlan.</p>
<p>Erarslan, R. (2013). &#8220;Her An ve Her Yerde Görünür Olmak: Sosyal Medya&#8221;. <em>The Turkish Online Journal ofDesign, Art and Communication- TOJDAC</em> October, Volüme 3 Issue 4.</p>
<p>Fish. W. (2016). &#8220;Post-Truth&#8221; Politics and ülusory Democracy&#8221;, <em>Psychotheraphy and Politics International,</em> 14 (3), 211-213. Doi:10.1002/ pp.1387.</p>
<p>Fuchs, C. (2014). <em>Sosyal Medya: Eleştirel Bir Giriş.</em> İstanbul: Nota Bene Yayınlan.</p>
<p>Gitlin, T. (2001). <em>Media Unlimited: How the Torrent of Images and Sounds Overuhelms Our Lives.</em> New York: Metropolitan Books.</p>
<p>Goodchild, P. (1996). <em>Arzu Politikasına Giriş: Deleuze ve Guattari.</em> Ayrıntı Yayınlan: İstanbul.</p>
<p>Gilbert, C.(2016). &#8220;Not Intended to be A Factual Stement: On Truth and Lies in an Affective Sense,&#8221; in Hannan, Jones (eds) <em>Truth in the Public Sphere.</em> Lexington Books: London.</p>
<p>Hannan, J. (2016). <em>Truth in the Public Sphere.</em> Lanham, MD: Lexington.</p>
<p>Hannan, J. (2018). &#8220;Trolling Ourselves to Death? Social Media and post- truth politics&#8221;. <em>European Journal of Social Communication,</em> Vol 33 (2), pp. 214-226.</p>
<p>Hongladarom, S. (2018). &#8220;Anonymity and Commitment: how do Kierkegaard and Dreyfus fare in the era of Facebook and &#8220;post- truth&#8221;?&#8221;, <em>Al &amp; Society,</em> published online: 23 March 2018; accessed 01.07.2018.</p>
<p>Irak, D., Yazıcıoğlu, O. (2012). <em>Türkiye&#8217;de Sosyal Medya.</em> İstanbul: Okuyan Us Yayınlan.</p>
<p>Kalpokas, I. (2017). <em>Ajfective Capacity in Post-Truth Politics: Re-Reading Spinoza&#8217;s Ethics,https:li</em><a href="http://www.psa.ac.ukJsitesJdefault/file%c5%9f/cor%c4%b1ference/pa-pers/2018/PSA%20Full%20Paper.pdf(Eri%c5%9fi%c4%b1n"><em>www.psa.ac.ukJ</em><em>sitesJdefault/fileş/corıference/pa- pers/2018/PSA%20Full%20Paper.pdf(Erişiın</em></a> Tarihi. 03.09.2018).</p>
<p>Keyes, R. (2017). <em>Hakikat Sonrası Çağ: Günümüz Dünyasında Yalancılık ve Aldatma,</em> İzmir: DeliDolu.</p>
<p>Laybats, C., Tredinnick, L. (2016). &#8220;Post Truth, Information, and Emotion&#8221;, <em>Business Information Review,</em> 33(4): 204-206.</p>
<p>Makyavelli, C. (2010). &#8220;Prens&#8221;, <em>Batı&#8217;ya Yön Veren Metinler II</em> içinde, Alev Alatlı (Der.), S. 497-504, Kapadokya: Kapadokya Meslek Yüksekokulu.</p>
<p>Paracharissi, Z. A. (2010). <em>A Private Sphere: Democracy in a Digital Age. </em>Cambridge: Polity.</p>
<p>Sarup, M. (1997). <em>Post-Yapısalcılık ve Postmodemizm,</em> Ankara: Bilim ve Sanat Yayınlan.</p>
<p>Shirky, C. (2008). <em>Here Comes Everybody,</em> London: Penguin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dipnotlar.</strong></p>
<p><strong>1</strong>.Eliçin, 14 Haziran 2018</p>
<p>[2] http://www.diken.com.tr/trump-ve-brexit-etkisi-oxford-sozlugune-gore-yilin- kelimesi-hakikat-sonrasi/</p>
<p>[3] Deleuze ve Guattari (1987) rizom kavramını toplumu açıklamak için bir metafor olarak kullanırlar. Toplumda bütünlüğü olmayan çoklukları ifade etmek için kullanılan bu metafor işleyişi itibarı ile bir ağaç köküne benzetilebilir. Köklerin her biri bütüne bağlı olmakla birlikte, eylemsel olarak her birinin ayrı bir işleyişi vardır. Sosyal medyadaki çoklu, çeşitli, doğrusal olmayan, her an her yerden içine gmlebıbr olan yapıyı karakterize etmek için de bu metaforun kullanılabileceği</p>
<p>[4] &#8216;Relating to or denoting circumstances in which objecti ve facts are less influential in shaping public opinion than appeals to emotion and personal belief.&#8217; https:// en.oxforddictionaries.conı/definition/post-truth (erişim tarihi. 23.09.2018)</p>
<p>1041</p>
<p>[6] https://www.haberler.com/sosyal-medyada-paylasim-yaparken-iki-kez-dusu- nun-10187639-haberi/</p>
<p>[7] https://www.washingtonpost.eom/technology/2018/07/06/twitter-is-sweeping-out- fake-accounts-like-never-before-putting-user-growth-risk/?noredirect»on&amp;utm_ term=*.ef927a6b9a70 (erişim tarihi, 18.10.2018)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gercekligin-imalati-hakikat-sonrasi-ve-sosyal-medya/">Gerçekliğin İmalatı: Hakikat Sonrası ve Sosyal Medya</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gercekligin-imalati-hakikat-sonrasi-ve-sosyal-medya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemal Sayar &#8211; Ruhun Derin Yaraları &#8221;Alıntılar&#8221;</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-ruhun-derin-yaralari-alintilar/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-ruhun-derin-yaralari-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2020 14:36:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji/Aile/Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Değer]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sayar]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[narsist kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhun Derin Yaraları]]></category>
		<category><![CDATA[Sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Selfie Sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımızı daha geniş bir dairede yaşamak, haberlere gömülüp kalmamak lazım. Bir seferliğine haberi okuduktan veya izledikten sonra ısrarla beş on sefer aynı haberi dinlerseniz, bu artık ikincil travmatizasyon sürecine giriyor. O haberler üzerinden biz örselenmeye başlıyoruz. Çünkü kendimizi çok çaresiz hissediyoruz. O çaresizlik duygusu da insanı tükenmişliğe götüren bir şey. Bol cinayetli, bol komplolu sabah [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-ruhun-derin-yaralari-alintilar/">Kemal Sayar – Ruhun Derin Yaraları ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<p><img decoding="async" class="wp-image-24503 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-300x199.jpg" alt="" width="458" height="304" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-300x199.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-600x397.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-768x509.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj-1024x678.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/06/EVl-SHEXsAQV6Qj.jpg 1318w" sizes="(max-width: 458px) 100vw, 458px" /></p>
<p>Hayatımızı daha geniş bir dairede yaşamak, haberlere gömülüp kalmamak lazım. Bir seferliğine haberi okuduktan veya izledikten sonra ısrarla beş on sefer aynı haberi dinlerseniz, bu artık ikincil travmatizasyon sürecine giriyor. O haberler üzerinden biz örselenmeye başlıyoruz. Çünkü kendimizi çok çaresiz hissediyoruz. O çaresizlik duygusu da insanı tükenmişliğe götüren bir şey. Bol cinayetli, bol komplolu sabah programlarından da kesinlikle uzak durulmalı. İnsanı çok fazla kötülükle tanıştıran ve çok kötü bir dünyada yaşadığımız hissini uyandıran, adeta insanın iradesini felç eden yapımlar bizi umutsuzluğa ve tükenmişliğe sürükleyebiliyor.</p>
<p>İlle de televizyon seyredeceksek insana umut veren, insanın içini insani duygularla ışıtan, ısıtan yapımlara ağırlık verelim. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı yapımlar bir süre sonra adaletli bir dünyaya duyduğumuz inancı zedeliyor ve bizi her an teyakkuzda her an kötülük bekleyen endişeli, vehimli insanlara dönüştürüyor. Bu konuda yapılan sayısız çalışmanın gösterdiği bir gerçek var; televizyon karşısında geçirdiğimiz saatler depresyona dönüşen saatlerdir, ne kadar ekran karşısındaysanız o kadar depresyona girersiniz.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>İroniktir; en çok onay alan insanlar genellikle başkasının onayını aramayan insanlardır. Mutluluk, onay arama ihtiyacının yokluğudur. Wayne W. Dyer, Hatalı Alanlarınız kitabında buna ilişkin bir fabl aktarır; “Büyük bir kedi, kendi kuyruğunu kovalayan küçük bir kediye sormuş: ‘Neden kuyruğunu kovalıyorsun?’ Yavru kedi yanıt vermiş: ‘Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğum olduğunu öğrendim. Bu nedenle onu kovalıyorum, yakaladığımda mutluluğa ulaşacağım.’ Bunun üzerine yaşlı kedi şöyle demiş: ‘Gençken ben de evrenin sorunlarına ilgi duymuş ve mutluluğun kuyruğum olduğuna karar vermiştim. Ama şunu fark ettim; ne zaman onu kovalasam benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi işime baksam hep peşimden geliyor.”</p>
<p>Buna rağmen, tek başına bir mutluluk da en olmayacak şeydir. Üç şey var ki vermeden alamazsınız, size dönmesi için önce onu başkasına vermeniz lazım: Mutluluk, huzur, özgürlük. Bunları bir başkasına verirseniz size misliyle döner. Esirger ve o konuda cimrilik ederseniz siz de ondan mahrum kalırsınız.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Adorno “Ünlüler mutlu değildir. Bir marka olmuşlardır, kendilerinin de onaylamadığı yabancı bir meta; ve kendi yaşayan imgelerine dönüştükleri ölçüde de ölüdürler.” demişti. Ün insanın elinden biricik sermayesini, kendi özgün hayatını çekip alır. Herkesin bir başkası tarafından doyurulmayı, ihtimam görmeyi beklediği bir çağda yaşıyoruz. Narsistik benliklerimize o kadar sevdalıyız ki herkes bize bakıp özen göstermeli diye düşünüyoruz. Çünkü zamanında yeterince özen görmedik, yeterince başkasının gözlerinde aynalanmadık, sevilmeye layık bir kendiliğin yansımasını göremedik.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div></div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Bir gün bir hanımefendi bana şöyle demişti : “Hayatımda iyi giden hiçbir şey yok. Bir sürü şey berbat, fakat ben falanca ilacı aldığım için kendimi berbat bir neşede hissediyorum ve kendime çok öfkeleniyorum. Neşe duyacak hiçbir şey yok.” Bu sahte neşe, yani olmamışlığın neşesi, alkolle, maddelerle, uyuşturucularla, sahte yaşantılarla, çok güzel yemekler yiyerek, harika yerlere giderek onun fotoğraflarını insanların gözüne dayayacak şekilde paylaşarak.. Bütün bunlar bize, gerçek yaşanmışlığın verdiği, eziyetin sonrasında gelen rahatlamanın, mutluluğun tadını vermiyor. Mutluluk dediğimiz şey gelir, gider.</p>
<p>Bazen bir haber alırız, üzülürüz, karalar bağlarız, içimiz kan ağlar. Bazen bir haber alırız, içimiz içimize sığmaz. Sürekli bir hal olarak belki bir itminan halinden bahsedersek, sadece insan ilişkileriyle sınırlı olmayan, insanın bu dünyadaki macerasını metafizik bir bakış açısından da anlamlandıracak bir bakışa ihtiyaç var.”Mutluluk, bizatihi kendisi için istenen, hiçbir zaman bir başka şeyin elde edilmesi için istenmeyen iyiliktir. Onun ötesinde insanın elde edebileceği hiçbir şey yoktur.” Diye tanımlamıştı mutluluğu Fârâbî.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>“Selfie Sendromu&#8221; ifadesi, -eski zamanlarda ayıplanacak kadar- kendi içine gömülme ve kendisiyle aşırı meşgul olma durumunu anlatıyor. Bugün kendimizle o kadar sarhoşuz ki başka insanların, yiyip içtiklerimizle, gittiğimiz tatille, çocuğumuzun doğum günüyle ilgileneceklerini sanıyoruz. Kendimize aşırı odaklanmak, hem çevremizdeki insanları sarih bir biçimde görmemizi engelliyor hem de kendimizin gerçekte ne olduğunu fark edebilmemizin önünü tıkıyor. Kendimizi özel hissettiğimizde, kendimize dair farkındalığımız azalıyor. Elbette sosyal medyanın “gayrişahsi biçimde şahsi&#8221; doğası, içimizdeki özseverliği kışkırtıyor. Sanal etkileşimde muhatabımızın buğulanan gözlerini, bükülen ses tonunu çoğu zaman görmüyor, işitmiyoruz.</p>
<p>Bu uyaranların yokluğu bizi daha duyarsız, düşüncesiz ve benmerkezci kılabiliyor. Araştırmacılar buna ”ahlaki sığlaşma varsayımı” diyor. Ultra hızlı sanal etkileşimlerimiz yüzeysel ve hızlı gelişen düşünceler uyandırıyor; bunun sonucunda hem kendimizi hem de başkalarını daha sığ biçimlerde algılıyoruz. Batı dünyasında yapılmış çalışmalar, yeni nesillerin, özseverlik (narsisizm) ölçeklerinde öncekilere oranla çok daha yüksek puanlar aldığını gösteriyor. Dünyanın yeni veba salgını; bu kendini beğenmekte sınır tanımayan, ukala ama içi boş insan tipi, hız teknolojileriyle birlikte bütün dünyaya yayılıyor.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Titus Burckhardt Aklın Aynası&#8217;nda İslam&#8217;ın güzellik algısına “&#8230; güzellik rasyonel düşünce süzgecinden geçmeksizin nefse işler ve birçok inanan kişi açısından katıksız bir doktrin olmaktan çok doğrudan bir anlatıdır. Güzellik dinin canı, eti; teoloji, yasa ve etik ise iskeletidir. İhsan sözcüğü aynı zamanda &#8216;güzellik&#8217; ve &#8216;erdem’ anlamlarına da gelir; tam olarak bu sözcük zorunlu olarak dışa vuran, her insan eylemini sanata ve her sanatı da Allah&#8217;ın selamına dönüştüren kalbin ve ruhun güzelliği, iç güzellik anlamına gelir,&#8221; sözleriyle işaret ediyor. Tüm bir tasavvuf dünyasını şekillendiren “ihsan” kavramı, bizde güzel olana (hüsn&#8217;e), Cemal&#8217;e duyulan iştiyak ile sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak bu güzellik, cismin insicamından aşkın bir mizacı gereksinir. Güzel, daima ileriye atılmakta olan, akan, yükselen bir imkânı çağrıştırır. Güzel biçimlerin ışığında yüzer, ebedi dilin gramerini oluşturan sözcükleri mırıldanırız onu temaşa ettikçe, engin ve yüce bir şeylerin adı gelir dilimizin ucuna: Zaman gibi, adalet gibi, ölüm gibi, rahmet gibi. Güzelin vaat ettiği o henüz belirmemiş olan şeye karşı hasret çekeriz.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Güzelin bizlere kendi hikâyemizi nasıl anlattığına dair en temel metinlerden biri halen daha Plotinos&#8217;un Enneadlar&#8217;ıdır. “Göz neye bakıyorsa ona benzemeli, onun gibi olmalı. Göz güneş gibi olmadan güneşi göremez. Bir ruh kendisi güzelleşmeden Güzel&#8217;i göremez&#8230; Kendine gel ve bak. Kendinde Güzel&#8217;i görmüyorsan kendisi güzel olması gereken heykeltıraş gibi yap. Karanlık ve pürüzlü yerleri cilala, parlat. Ta ki Erdem&#8217;in ilâhî parlaklığı yansıyabilsin sende (&#8230;) Öyleyse, haydi kaynağa geri dönelim ve güzelliği maddi şeylere yerleştiren ilkeyi gösteriverelim. Şüphesiz bu ilke vardır; bu ilk bakışta görülen bir şeydir. Ruhun kadim bir bilgisindenmişçesine adlandırdığı ve fark edince bağrına basıp birlikteliğe girdiği bir şey. Ama ruh bir de çirkinle karşılaşırsa birdenbire kendi içine siner, onu reddeder, ondan yüz çevirir, uyumsuz olduğu için gücenir. Yorumumuz odur ki ruh -doğasının bütün doğruluğuyla, oluşun hiyerarşisindeki en yüce varlıklarla yakın ilişkisiyle- o soydan bir şey ya da o soya ait en ufak bir iz gördüğünde, ani bir zevkle titrer, kendisine döner ve böylece yeniden doğasının bilincine, kendi yurduna katılır.. .&#8221; Ruh güzellik terbiyesi ile yücelirken, çirkinlikle ağılanır, aşağılanır ve kırılır.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Tüm mevcudat Yaradan&#8217;ın esmasının tecellisiyle her an kevn ve fesad aralığında yeni bir yaratılışta elbette ancak insanın farkı mahlükatın içerisindeki en parlak aynaya,yani &#8220;gönül&#8221;e sahip olması. Gönlün cilasının gözün menfezinden aksetmesi de güzelin vacipliğine bir karine sayılmalıdır; nasıl ki yumurtasının içinde uyuyan bir yavru kartalın kanadı gökyüzünün varlığını zorunlu kılıyorsa, gözün gönül ışığıyla parlaması da güzeli zorunlu kılar. İnsan, cehennemini buradan köz köz oraya taşıdığı gibi cennetini de kendindeki hüsn ile inşa ediyor. İbn Hazm, ”Seni bana anlattılar da seni görünce anladım; anlattıkları şey sadece hezeyanmış,’ diyordu. . . Cenneti kulaktan dolma bilgiyle mamur edecek bir özü yok insanın.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Bana sorarsanız dostluk, sevdiğimiz insanı, yargılamadan ve bir talepte bulunmadan kalpte tutmaktır. Dostluk tutunmaktır, hatırda tutmak ve hatır tutmaktır. Zor zamanda dosta vefa, insanlığımızın miyara vurulduğu bir ölçüdür.</p>
<p>Ama arkadaşlık sanal olunca, bir tuş darbesiyle gidebilecek demektir ve işte o zaman, sadece kendi ihtiyaçlarımızı doyurmak için kullandığımız ve artık işimize yaramaz olduklarında buruşturup bir kenara attığımız, zayıf bir ilişki söz konusudur.</p>
<p>Karamsar kehanetlerden uzak durmak için bir ipucu vererek bitirelim: Sanal dostluklarınızı gerçek mecralara taşıyın, onları kanlı canlı insanlar olarak görün, hikayelerini kendi ses ve yüz ifadelerinden dinleyin. Gözünün içine bakarak samimiyetle dinlediğiniz o insan, sizin o an dost olmaya davet ettiğiniz kişinin ta kendisidir.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Kimi araştırmalar Internet’in yalnızlık, depresyon, toplumsal destek ve kişinin kendi gözündeki değerinde bir azalmanın yanı sıra, sığ ve saldırgan davranışları da tetiklediğini gösteriyor. Yalnızlık insana eşlik edecek kimsenin olmayışıdır, bu yokluğun doğurduğu kederdir. Ama televizyon can sıkıntısı üretimi konusunda ne denli güçlüyse, Internet de yalnızlığın üretimi söz konusu olduğunda o denli güçlüdür. Nasıl ki günde altı saat televizyon seyretmek can sıkıntısı eğilimine ve hiçbir şey yapmadan oturamamaya neden oluyorsa, günde yüz tane tekst mesajı da aynı şekilde bir yalnızlık eğilimine uç verir</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Ummak küsmektir” denir Anadolu’da. İki kelimede sosyal psikolojinin bir ciltlik eserini ifade ediyor bu söz. Beklentilerinizi ne kadar yüksek tutarsanız hayata o kadar küsersiniz. İşte “hayal kırıklığı boşluğu” budur. Biz hayal kırıklığına da alışmak zorundayız. Çocuklarımızı da alıştırmak zorundayız, çocuklarımız her istediklerini elde edemeyeceklerini öğrenmeliler. Alın teri akıtmanın, çaba göstermenin önemli olduğunu öğrenmeliler. Bu aslında sorumlu bir çocuk yetiştirmek için de çok önemli.</p>
<p>Çünkü çocuğun sorumluluk kazanması için emek harcaması lazım. Her şeye çok zahmetsizce ulaşan bir insanın gidecek başka yeri kalmıyor, bazen maddeyi, birtakım uç hazları denemeye başlıyor. İnsanın her şeye yavaş yavaş kendi gayretiyle ulaşmayı başarması lazım, alın teriyle ve acı çekerek.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt  d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim "><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75491063">
<div class="ust">
<div class="govde">Çocuklarımıza ancak iyi örneklikler teşkil ederek ahlaki rehberler haline gelebiliriz. Çocuklarımızın analitik zekalarını önemsediğimiz kadar ahlaki ve manevi zekalarını da önemseyelim. Ahlaki ve manevi zeka aynı zamanda paylaşabilmeyi, verebilmeyi başarmak demektir</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75490740">
<div class="ust">
<div></div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>İyilik bazen, uzak kalabilmek inceliğini gösterebilmektir. Orada olmak ama yarayı deşmemek. Ezra Pound’un Konfüçyus’tan aktardığı bir deyişle devam edelim, “Tze-Chang sordu: İyi insan nasıl davranır? Konfüçyus; O başkalarının ayaklarına dolaşmaz. Duygularına dolaşmaz, iç odaya girmez.” İyilik, ona ihtiyacı olanın ölçüsüne ve meşrebine göre yapılmalıdır. Bu konuda ezberden bir görenek ahlakıyla davranmak, bizatihi muhatabı rahatsız eden, örseleyen bir kötülüğe dönüşebiliyor.</p>
<p>İyilik yaparken gözetilmesi gereken başka hassasiyetler de var; Gönenli Mehmet Efendi “İnsanlara iyilik yaptınız mı uzaklaşın oradan, küçülmesinler yanınızda, size teşekkür etme ihtiyacı dahi duymasınlar.” diyordu. İyilik, zamanında ve mümkün olduğunca muhatabına sergilenmeden yapılmalı, veren verdiğini hemen unutmalı ancak alan, iyiliği daima hatırında tutmalı, vakti geldiğinde bu iyiliği varlığa iade etme sorumluluğunu taşımalıdır.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75489546">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>İnsan kendisini aşan, kendi menfaatinin ötesinde bir şeye hizmet ettiği zaman hayatından da mutmain oluyor. Bu hayatı boşa yaşamadığı hissini kazanıyor. Bir kez kalpten çıkıp da paylaşıldığında, insana misliyle geri dönmemiş bir iyilik yoktur. Siz o dönüşü bazen hemen görüp hissedemeseniz de, sevgi size geri döner, hayatınızı kuşatır. İyilik ‘eylem halinde sevgi’dir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75489330">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Cemil Meriç’in “İyilik eden mükafat bekliyorsa tefecidir” sözü ne kadar derin bir hakikate işaret ediyor. Marcus Aurelius’un “Birisine iyilik etmişsen, daha fazla ne istiyorsun? Doğana uygun davranmış olmak yeterli değil mi senin için? Yaptığının karşılığını görmeyi mi arıyorsun daha?Gözün görmek, ayakların yürümek için ödül istemeleri gibidir bu.” sözü de aynı hususa işaret ediyor.</p>
<p>Kuran’da, beni okuduğum zaman çarpan, sarhoş eden bir dizi ayet var Fussilet suresinde; “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan bir tarzda sav. O zaman (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık olan adeta sıcak bir dost olmuştur.” Bundan daha temel, bu kadar güzel bir etik, ahlaki kaide olabilir mi? Din ahlaktır, bizi yüce gönüllü olmaya çağırır. Bize düşmanlık etmek isteyenlerin dahi hayrı ve ıslahı için bir duruş ve dua sahibi olmalıyız. Sahili amansızca dövmek, hırçın dalgaların âdetinden olsa da, sahil topraklığından ötürü karşılık vermez, müşfik bir mukavemet gösterir ve gün olur deniz de bıkar, vazgeçip durulur.</p>
<p>Sufyan-ı Sevri der ki, “İhsan, sana kötülük yapana iyilik yapmandır. İyiliğe iyilik bir alışverişten ibarettir.” Ahlak açısından ihsan, bir insanın sadece insanlara karşı değil, tüm varlığa karşı şefkatli, merhametli, kerem sahibi ve lütufkar olmasıdır. Mutasavvıflar, bundan dolayı tasavvufu, Allah’ın emrine saygı, yarattıklarına ise ihsan göstermek olarak tarif ederler. ‘Varlığın çobanı’ olarak tanımlıyordu insanı Heidegger; dünyaya ihtimam gösteren, genişletilmiş bilinç- vicdan sahibi bir canlı olarak.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75488094">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Gazzâli, İhyâ’sında şöyle yazıyor : “Âdil olup iyi insanlara yumuşaklıkla muâmele eden mütevâzı bir yönetici duyduğun ve bunun aksine olarak zâlim, acımasız bir yönetici duyduğun zaman, her ikisi de sana kâr ve zararı dokunmayacak şekilde uzak memleketlerde olsalar bile, bunlardan birine kalbinden nefret eder, diğerine sevgi duyar ve zorunlu olarak bu ayrımı yaparsın. Bu sevgi, ihsanda bulunan kimseyi sırf ihsanı yüzünden sevmektir ki, bu sevgi ihsandan bir yarar görmeyen kimsede görülür. İşte bu bile sadece Allah’ı sevmeyi gerektirir. Başkası ise sebep ile ilgisi olması bakımından sevilir. Zira gerçekte ihsan eden Yüce Allah’tır.” Bizler bu iyilik ve ihsan bilgisiyle iyiye, merhamete yönelimli olarak doğuyoruz. Şair “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diyor ya, biz büyüdükçe ve konvansiyonel ahlak anlayışına uyum sağladıkça, bazen vicdan ve iyilikten uzaklaşabiliyoruz.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75486877">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Zihinde dalgınlık bazen, temaşa yahut tefekkür halinde iken iyidir ya, göğüsteki dalgınlığın ihmale gelir yanı yok. Peter Singer “Bir gölün yanından geçiyoruz, gözümüzün önünde bir çocuk boğuluyor. Gördüğümüz zaman başımızı çeviremeyiz vicdanımız bizi rahat bırakmaz ve o çocuğa yardım etmek için koşarız.” diyor. Dünyada gözümüzün önünde Afrika’da, Myanmar’da, Asya’da, onbinlerce yüzbinlerce insan açlıktan, sefaletten kırılıyor. Uzak bir mesafeden, izliyoruz acıyı; “başımızı çevirme hakkımız yok” diyor. Ekranın her sahici şeyi yapaylaştıran efsununa teslim olamayız, acının simüle edilmesine rıza gösteremeyiz. Singer, ihtiyacın üstünde gerçekleşen, artan maddi zenginliğin ihtiyacı olanlara dağıtılmamasını boğulan bir çocuğu görmezsen gelmekle eşdeğer buluyor, onun önerdiği model “etkin diğerkamlık”. Üzülmek bir fayda sağlamaz, insanlara aktif şekilde destek olmak, gelirinden her ay hatırı sayılır bir miktarı dünyanın muhtaçlarına, yoksullarına göndermek gerekir. Aldırış, insan varlığının ağrıyı cevaplaması, kendi özünü gerçekleştirmesi, böylelikle de sahih bir yaşama geçmesi anlamına gelir. Kendimizle gerçekleştirdiğimiz o sessiz diyalog.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75486616">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Anne ve baba çocuğa iyi ahlak vermek istiyorlarsa, yüksek seciyeli ve karakter sahibi bir çocuk yetiştirmek istiyorlarsa kendileri de öyle olacaklar. Biz anne babalar olarak ahlaklı, sevgi dolu, empatik, merhamet dolu bireyler olursak, vicdanlı bireyler olursak çocuk da o değerleri alıp içselleştiriyor</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75485357">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>İnsan kendine çok kolay yalan söyleyebilen bir varlık. Külli niyetini çok hayırhah bir niyet olarak izhar edebilir, duyurabilir fakat bilinç dışında, daha karanlık kuvvetler aslında bambaşka bir şey istemektedir. Benim külli niyetim “Allah’ın rızasını kazanmak” diyebilir fakat kendine bile itiraf etmekte zorlandığı külli niyeti şöhret olmaktır, para kazanmaktır, güç sahibi olmaktır, insanları yönetmektir vs. Psikoloji insanın kendini kandırabilme potansiyelini gördüğü için insana bakarken biraz daha karamsar bakıyor, buradaki ayrımı nasıl yapacağız? Kur’an-ı Kerim de bizi defalarca, insanın kendini aldatma potansiyeli konusunda uyarıyor. Bilinçaltında inler cinler ifritler top oynuyor. Bir Zen hikâyesi anlatılır: Bir okçuluk ustası yanında manevi eğitimini vererek bir çırak yetiştiriyor. Zaman sonra çırak başka ustalardan da bir şeyler öğrenmek için izin istiyor. Birkaç sene sonra dönüyor. Ustasına meziyetleriyle böbürleniyor “Ben seni fersah fersah geçtim usta, benim artık ok atmama gerek kalmadı, bir bakışımla bir kuzgunu yere indirebiliyorum. Artık oksuz avlıyorum” diye. Ustası “Evladım sen daha olmamışsın, okçuluğun en yüksek mertebesi hiç ok atmamaktır.” diyor. En ufak kibir belirtisi kalmasın diye o makamı da terk etmektir terk-i terk.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75484687">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Peygamberimiz, “Mümin, müminin aynasıdır” derken, müminlerin birbirlerini sevenler olarak birbirinin göstereni ve inşa edeni olduğunu mu anlatıyordu? Hadîse İbn-i Arâbî’nin getirdiği yorum ise olağan üstüdür. Mümin, yüksek seciyeye sahip bir tür inanan insanın vasfı olduğu gibi, inanılan ve güvenilen Allah’ın da esmasındandır. El’Mümin. İşte, Arâbî bu iki Mümin’in birbirini aynaladığını ifade ediyor. Her halükarda bizler O’nun sayesinde ve O’nunla birbirimizin halinden anlarız.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75483495">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Dünyanın işleri, dehrin halleri; bizleri söğüt gibi savuran, çözüp birbirine dolayan bir rüzgar. Bir rüzgar esiyor aramızda, bizim kımıltılarımızdan, inildeyişlerimizden yapılma bir rüzgar ve en çok da fısıltılarımızdan. Bir söğüt dalının hışırtısıyla konuşuyor insanlık. ‘Korku içinde olana her şey hışırdar’ demişti birisi, ekleyeyim ben de, sevgi içinde olana her şey fısıldar. Dağ fısıldar, ay fısıldar, gök fısıldar. Japon Haiku şiirinin büyük ozanı Başo “kalbindeki bütün arzu/ bütün nefret/söğüde emanet” diye yazarken, aklındaki insanlık ailesi miydi, yoksa gerçekten hallerini bir bir söğüde dökmekten mi bahsediyordu bilmiyorum. Bazen insan, anlatamamaktan da önce anlatamayacağını bilmenin derdiyle bîzârdır. Konuşan kişi kendi yalnızlığında, kendi kırılgan titreşiminde, hatta kendi yokluğunda söylenir. “Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!” demişti Âkif</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75483257">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>İki mahkum hücre duvarına tıklayarak haberleşir. Onları ayıran duvar, haberleşme vasıtalarıdır da. Her ayrılık, bir bağdır’ demişti Simone Weil.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75482841">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Hakikat sadece bende ve benim cemaatimde konuşuyor, diğer insanlar dalalet içinde’ düşüncesi, bütün toplumsal yapıları avlama istidadında bir yanılsamadır. Hangi toplumsal grup buna ram olursa oradan bir hayır çıkmaz. Biz ve onlar arasına duvar örmek ve sonra tahkim edilmiş bir kaleden diğer insanların kusurlarını sayıp dökmek bir konuşma ahlâkının tesisine izin vermez. Tam aksine kendi kusurlarıyla açık bir biçimde yüzleşebilen ve söylemlerini başkasının ne olduğu üzerine değil de kendinin nasıl daha hayırhah olabileceği üzerine kuran yapılar, toplumu ileriye taşır.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75482532">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Teknolojinin hayatlarımızı alt üst etmesiyle çok yaygın bir problemle karşı karşıyayız, gözünü ekrandan alamayan anne babalar ve gözünü ekrandan alamayan çocuklar. Nezaket böyle bir toplumda “Birbirinin gözünün içine bakarak konuşabilmek” şeklinde de tanımlanabilir. Katıksız dikkat, muhatabımıza gösterebileceğimiz en büyük ihtimamdır.</p>
<p>Fiziksel olmayan şeylerin yansıyabildiği biricik yüzey, insan yüzü. Yüz, bizi kendine tanık olmaya çağırır. İnsanın bize verebileceği her şeyi onun yüzünden okuyabilme sınırlılığı, bizim açımızdan bir sınır taşıdır. Sosyal medyadaki taşkınlığın tek kaynağı kötülüğün göz alıcı ışıklandırması değil, yüzlerini göremiyoruz insanların. Onda bizi nezakete davet eden insan tarafımızın yansımasını göremedikçe de kabalaşmakta beis görmüyoruz. ‘Nezaket kar gibidir’ diyor Halil Cibran, ‘örttüğü her şeyi güzelleştirir’.</p>
<p>İnceliği, nezaketin görkemini üzerinde taşıyan insanlar var, size sadece var olmanızla bile sıra dışı bir şey yapıyor olduğunuz hissini verirler. Adeta içinizdeki güzelliği çekip çıkarır ve yüzünüze tutarlar. İyilik erleri. Onlar bu çağın soyluları, &#8216;çiçek dirilticileri&#8217;dir. Olur da elimizi tutarlarsa, bu nazik insanların elini bırakmayalım.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75482388">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Nezaket takdir etmekle de ilgilidir. Nezaket hakikati söylemektir. Muhatabımız kendine veya başkalarına zarar verecek bir yanlış yapıyorsa onu mahcup etmeden, incelikle uyarmak onun selametini öncelemek olacaktır. Özellikle çiftler arasındaki, en küçük sosyal birim olan ailedeki nezaket, ziyadesiyle önemli. Nezaket olursa bir evliliğin temelleri ve bağı çok daha sağlam oluyor. Birbirini takdir edebilen çiftler çok daha iyi sağlıklı bir evlilik sürdürüyorlar. Karşımızdaki insanın potansiyellerini, bizim için yaptığı iyi şeyleri fark etmek, bu farkındalığımızdan onu haberdar etmek, aramızdaki bağları güçlendirecektir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75481686">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Bütün mevcudat birbirine komşudur, akrabadır. Peygamberimizin “Uhud bir dağdır. Ama biz onu severiz, o bizi sever.” sözü kulağımızda küpe olmalı. Gökyüzü bizim büyük kardeşimizdir, Varlıkla dost iken birbirimize yarız. Bu dünyaya var olmaya değil, yar olmaya, sevgili olmaya, yaren olmaya geldik.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75481583">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Tüm değerler yaşanarak aktarılabilir. Çocuklarımıza “nazik ol, adaletli ol, başkalarını incitme” dememiz onlar için yok hükmündedir, ta ki biz nezaketi onlara gündelik yaşamımızda gösterene, hayatımızın bir parçası kılana kadar. Biz akrabamıza, komşumuza ve diğer insanlara sürekli ünlüyor ve onları insan yerine koymuyorsak, çocuklarımıza miras kalan bu özelliklerimiz olacaktır.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75480985">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Nezaket, hiç karşılık beklemeden iyilik yapmak, bir başkasının ihtiyacını o an için kendi ihtiyacının önüne koymak veya bir başkası için o an cömert olabilmektir. Kendi benliğini aradan çıkarabilmek, kendi benliğini o an için silebilmektir. Nezaketin illa da kendinden çok fazla büyük bir şey vermek olması gerekmiyor. Çoğu zaman, bir başkasını düşünmeyi içeren diğerkâm bir davranış, içten bir tebessüm de nezakettir, kimsesize hal hatır sormak da nezakettir. O anda yanından geçerken yorulduğunu düşündüğünüz bir emekçiye “kolay gelsin, günün iyi geçsin” demek nezakettir. Nezaket göstermek zaman zaman bir zayıflık olarak algılanıyor, bilhassa sosyal medyada buna fazlasıyla vurgu yapılıyor. Oysa insanlara incelik göstermekle neyi kaybediyoruz ki? Nezaket göstermekle muhatabımızda bir değişim yaratamasak dahi, nazik insan her daim kazanır. Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı yoktur.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75476804">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Yalnızın bir insana, bir insanın sıcak yakınlığına susuzluğu vardır. Susuzluk hissettiğimiz zaman suya yöneliriz. Mevlana’nın çok güzel bir sözü var, “Nasıl susamış bir dudak suyu ararsa, su da susuzluğunu dindireceği bir dudak arar.” diyor. Yalnızlığın yarattığı yoksunluk ağrısı, aynı fizyolojik ağrı gibi, beyinde ağrıyla ilgili merkezleri aktive ediyor. Bir tür ruh ağrısı yaşıyoruz. Ve bize “git insan bul, çünkü sen insan olarak insanı arayan bir varlıksın” diyor. Hepimiz sosyal varlıklarız, insana ihtiyaç duyuyoruz. İnsanla var oluyoruz. “Ne yanar kimse bana âteş-i dîlden özge/Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı”.</p>
<p>Kapımızı bir sabah rüzgarı çalsın istiyoruz, bir insan sesi bizi onaylasın, bizi dinlesin, bize bu dünyada varlığımızın bir işe yaradığını hissettirsin.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75391141">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Yalnızlık mı?<br />
İçi kalabalık olanlara<br />
Bahşedilen krallığın adı bu!</p>
<p>Yolunu, katar katar sevdalarla uzatan<br />
Talihli yolculara bahşedilen</p>
<p>Görüş uzaklığı, kanat genişliği bu.<br />
Göğün derinliği, enginliği, maviliği,<br />
Yerin çoksesliliği, çokdilliliği,<br />
Çokçekmişliği, çokgörmüşlüğü bu&#8230;</p>
<p>Cahit Koytak</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75390820">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Mahremiyet insan olmanın özüdür. Arkadaşımla şakalaşabilirim, eşimle paylaşmayı uygun görmediğim kendimce çok mahrem bir konuyu konuşabilirim. Dolayısıyla eşlerin özel alana, birbirlerinin mahremiyetine karşılıklı olarak saygı göstermesi lazım. Sadece kendi mahremiyetimize değil, çocuklarımızın mahremiyetine de bu saygıyı göstermeliyiz. Çocuğumuzla ilgili yanlış bir şeyler olduğu hissini duyuyorsak; okulunda problemler yaşamaya başlamışsa, eve üzgün geliyorsa, o zaman çocuğun mahrem alanına daha fazla müdahil olmamız gerekebilir. Eşimizle ilgili olarak da, bir istisnası olabilir; aramızda güven sarsıcı problemler oluşmuşsa, o zaman “eksiksiz dürüstlük&#8221; dediğimiz bir yöntemi devreye sokabiliriz. Eksiksiz dürüstlük, her şeyin açık olduğu, gizleyecek hiçbir şeyin olmadığı bir karşılıklı kontrol izni verilmesi durumudur. Güveni onarmanın yollarından birisi bu olabilir.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt  d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim "><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75390299">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sosyal medya, tüketim yarışını da arkasına alarak kıskançlığı kışkırtan bir iklim yaratıyor. Hepimiz gıpta ve kıskançlık yaratacak, görünür olmasını istediğimiz, en güzel taraflarımızı koyuyoruz sosyal medyaya. Ideal benliklerimizle orada yer alıyoruz. En güzel taraflarımızla kendimizi yansıtarak, kendimize bir imaj yontuyoruz âdeta. 0 imaj, bir hakikate denk düşmüyor çoğu zaman. Biz kendimizde ne olduğuna, kendimizi nasıl geliştirebileceğimize bakmalıyız. Bu, haset duygusuyla mücadele etmenin en güzel ve en sağlıklı yolu. Lacan, Psikanalizin Dört Temel Kavramı&#8217;nda “Herhangi bir kimsenin haset duyduğu şeyin, katiyen onun istediği şey olması şart değildir. Kardeşine bakan küçük çocuğun hâlâ memeye ihtiyacı olduğunu kim söyleyebilir? Herkesin bildiği gibi hasedi doğuran genellikle haset duyanın hiçbir işine yaramayacak mallara bir başkasının sahip olmasıdır, üstelik o bunların hakiki niteliğinin farkında bile değildir. Hakiki haset böyledir. Öznenin sararıp salmasına yol açar,&#8221; tespitini yaparken, günümüzün teşhirci-röntgenci arzu mimarisine de ışık tutuyor.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt  d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75381509">
<div class="ust">
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>İnsan ıstırabına korkuyla yaklaştığımız her seferinde onun bize öğreteceklerinden mahrum kalıyoruz. Istırap duyulmak, işitilmek, anlaşılmak istiyor. Tuhaf olan şu ki, Batılı endüstri kültürü ideolojisi bize şöyle fısıldıyor: Yeterince gayret gösterirsen kendi kaderinin efendisi olabilirsin. Zayıflık ve ıstırap bu kültürde tiksinç bulunuyor. Yenilgiden korkuyor ve yenilme ihtimalinden kaçıyoruz. Böylece hayattan kaçıyor, uyuşturucularla kendimizi felç ederek yaşayan ölülere dönüşüyoruz.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75381350">
<div class="ust">
<div></div>
<div class="govde"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Beni gör ey dünya, görünmez bir hayalet değilim ben, anlatabileceğim bir hikayem var! Köre yol gösteren kör dediğimizde kaderimizin ortaklığına atıfta bulunuyoruz, tabiatımız birbirine bağımlı, her birimiz görülmek ve anlaşılmak arzusundayız. Varoluşsal kırılganlığımızın üstünü örtmek yerine onu sahiplenebiliriz. Karanlıktan kaçmak yerine ona tahammül edebilmek için birbirimize yardımcı olmaya çalışabiliriz. Belki böylece bir gün ışık yaralarımızdan sızar ve birbirine bağlı ve bağımlı ama sonlu varlıklar olduğumuzu hatırlarız.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75380965">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Vazgeçebilme hürriyeti. Bu hürriyete pek az sahip olduğumuzdan tuttuğumuzu bırakamıyor, bulunduğumuz yere yapışıyor, yürüyüp gidemiyoruz. Seni ne eksik bırakıyorsa, sen de onu bırak. Hayatın sorduğu sorulara cevap arıyorsun. Niye yaşıyorsun? Varlığının anlamı ne? Bir de şöyle düşünsek: Belki sen hayata sorulmuş bir sorusun ve cevabını da, takatin yeterse, kendin bulacaksın. Ama önce beklemeyi bil. Bir eşikte dur ve bekle, o eşiğe yüz sür.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
<div class="d-flex align-items-start flex-column  align-items-start justify-content-start"></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75380939">
<div class="ust">
<div class="govde"></div>
</div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>Mutluluk arayışını bir kenara bırakalım artık, arayışın mutluluğu bize yeter. Bir bitiş çizgisi yok, aceleye mahal yok. Yolda olmak, büyümek ve en güzelin, en doğrunun izini sürmek. Gönlün yolla sermest olduysa, daha ne istiyorsun?</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75380651">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>İyi bir dostluk ilişkiği, sevgi ve ihtimamla olur. Gerçek ihtimam da keşfe, değişmeye ve büyümeye izin verir. Ne isek o olabildiğimiz, hayallerimizi izleyebildiğimiz, maske takmadığımız bir beraberlik. Her insan ait olmak, sevilmek, değer ve takdir görmek ister. Dünya bizi başka biri olmaya zorlayacaktır ama biz dizlerimizin üzerinde savaşmaya devam edeceğiz, kendimiz olmak ve kendimiz kalmak için. “Tanrım herkese kendi ölümünü ver,&#8221; demiş Rilke. Yaşanmamış bir hayatın suçunu duyarız. Pişmanlığı kabul etmek, yeryüzünde yanılabilir bir insan olduğumuzu da kabullenmektir. Geçmiş orada durmaya devam ediyor ama yarınlan, oradan öğrendiğimle, yepyeni bir biçimde inşa edebilirim. Samimi pişmanlık, dünden daha iyi yaşanacak bir geleceği bahşeder. Bütün mesele kendin olmakta, sahicilikte.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75380397">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Ömürle birlikte düşünceler, duygular, duyumlar da akıp gidiyor. İnsan bütün bunların toplamından ibaret değil. Biz onlardan geriye kal&#8217;anız. Hayatın ve dünyanın şahitleriyiz. Kendi duygularımızın, düşüncelerimizin, hissedişlerimizin şahidi. Sonra çekilir ömür, geride bir tortu kalır. Biz, yaşadığımız günlerden geriye kalanız. Koca kâinatta bir zerre, o ki içinde koca bir kâinatı taşır. Bir derde müptela olmamış kişiye anlatamazsin derdini. Dert meyhanesinde başka sarhoşlar bulmalısın. “Benim içimdeki sızıyı başkasıyla mukayese etme. Başkası tuzu elinde tutuyor. Hâlbuki tuz benim yarama ekilmiştir.&#8221; diyor Hafız. Tuzu yarasinda hissedenlerle düş kalk sen. Yeter ki bir derdin olsun. Derdin ile başın hoş olsun.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75379337">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>”Kalbinden kırgınlıkları sök at,&#8221; dedi bilge, “orası başka bir şey için.&#8221; “Neden gül yetiştirmek dururken pıtrak ekiyorsun?&#8221; İçsel neşe hissi, dışarıdan çok uyarılmakla değil sükünet anlarında gelir daha ziyade. Sahici bir beraberlikle, dünyayı bildiğimizden farklı görebilmekle. Ümitsizlik çağında neşe, bir şeyi değiştirmeye talip olmaktır. O halde dostum, içinde bir neşe kırıntısı bulana dek göğün altında yürü.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75379244">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Hayat bir saklambaç, bazen kendimizden saklanıyoruz bazen sevdiklerimizden. İki ruhun birbirine değdiği ”karşılaşma anları&#8221;dır insanı bulduran. Dostluk, bulunmaya izin vermektir. Bulmaya talip olmaktır. Saklanan bulunmak ister, kaybolmak değil. Birisi onu gelip bulsun ister, Dünyadan saklanırız ama sevdiğimiz biri gelip bizi bulsun, bizim farkımıza varsın, bize değer versin isteriz. Bulunan kişiye bir el uzanmış demektir.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75379162">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Varlığın mucizesi, küçük “anlam anları”nda saklıdır. Çocuğunuzun nefes alıp verişinde, iyiliğin yüreğimizi ısıtmasında, derin insani bağların verdiği sıcak duygularda&#8230; Neyin biricik ve değerli olduğunu hissettiren o anlar, bize “Niçin?” sorusunun cevabını verir. İnsan ona bağışlanan varlığa layık olmalıdır. Varlığa layık olmak. Bu liyakati taşımayan, sonsuza dek yaşama yanılsaması içindedir. Ölüme bakmaz, ölümle konuşmaz. Metafizik bir ümitsizlik içinde çok çalışır, hep mülk edinmek ister. Varlığa layık olmak için, faniliğini idrak etmeli insan.Yarasıyla, sızısıyla barışmalı. O yaradan sızan ışığı keşfetmeli. Bir yaran varsa eğer, ömrüne ağacak bir anlamın da var demektir. O halde dostum, kendini hayatın o görkemli müziğine aç.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75378946">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Derin yaraları var ruhun, âdeta bir Kutupyıldızı gibi. onlara bakarak yön tayin ederiz. Nereye gideceksek, o izler bize yol gösterir. Yeni bir hayata, berrak bir geleceğe doğru hamle ederek yaşıyoruz ama yolun sonunda elimize yeni bir geçmiş tutuşturuluyor. Derdimize derman ararken, derdimizin dermanımızın ta kendisi olduğunu fark ediyoruz. O halde o bilindik sözü değiştirme zamani: Varım çünkü yaralıyım. Yaralıyım çünkü yaşadım. Yaralanmaya kendini açan insan, varlığa da kendisini açmıştır. Rüzgâra, güneşe, yağmura, borana. Sevince ve hayal kırıklığına. Hiç yenilmemiş olanlar hiç sâvaşmamış olanlardır. Yaralı ve incinmiş bir hayat hakikatin yalın güzelliğiyle ışır bize; kalbin belleğinden konuşur, “Yaralarım aşktandır,&#8221; diye fısıldar, çünkü “sadece aşk sonsuza dek kanayabilir.&#8221;.</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75378612">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Yara almamış bir talih hiçbir darbeye karşı koyamaz. Ama yaşadığı sıkıntılarla sürekli savaşım halinde olan kişinin derisi aldığı yaralarla kabuk bağlar, hiçbir kötülüğe yenilmez; düşse bile dizlerinin üstünde dövüşür.</p>
<p>Seneca</p></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75378449">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div></div>
<div>Pek çoğumuz şu süreçte maddi olanın değer kaybettiğini fark ediyoruz. Paranın kudreti kalmadı, artık bize bir hayat satın alamaz. Para bize aşıyı vermiyor ve şu an onun satın aldığı şeylerle yapılacak bir şeyin pek ehemmiyeti yok. Kim bol yıldızlı bir restoranda yemek yemeye can atar ki şimdi? Dönüp dolaşıp insan mutluluğunun maddi olan ile değiş tokuş edilemeyen değerlerde saklı bulunduğunu anladık. Zoraki de olsa yavaşladığımız şu zaman diliminde başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmek için epey zamanımız var. İçimizdeki kışın ortasında, mağlup edilemez. bir yaz bulabilecek miyiz? Bu doğurgan anda varlığı nasıl savunacağız? Dünyadan ölçüsüzce aldıklarımızla uçurumun kenarına dek geldik. Şimdi soru şu: Dünyaya, insanlığa, toplumumuza ne vereceğiz? Talan ettiğimiz toprağa borcumuzu nasıl ödeyeceğiz?</div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div></div>
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75378180">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Her şeyin hızla değiştiği, aktığı, zıtlara ayrıştığı bir sınır durumu. Tutunmanın, kök salmanın, bir diğerine yaslanmanın zorlaştığı zamanlar. “Özü istiyorsan kabuğu kır,&#8221; demişti bir bilge; kabuğumuz kırıldı ve şimdi içimizdekini görme-gösterme zamanı. İçimizde saklayıp durduğumuz daha iyi insanı. Daha sorumlu, daha yardımsever, daha ahlaklı kişiyi ortaya çıkarma zamanı. Yeni gündeyiz madem, şimdi yeni sözler söylemek lazım. Bir krizin içinden geçen kişi eski hayatının sarsıldığı ve eski yapılardan kurtulması gerektiğini kabullenmek zorundadır.</p>
<p>Yeni bir tutarlılık, yeni bir anlam tayin etmeli, bir iç bütünlük bulmalıdır. Bu da ancak ”olmuş olan”ın niçin olduğunu fark edebilmekle başlar. Kendi yanlışlarımızla yüzleşelim ve buradan bir anlam devşirelim. Zorluklar bizi arındırır ve güçlendirir. Zorlukları aşan kişi, hayatı daha önce hiç görmediği geniş bir zaviyeden görür. Kendini tanır, dostlarını tanır. Kendine ve hayata inanır: Bu aşılabiliyorsa her şey aşılabilir demektir.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75377453">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Sürekli virüs haberleri izlemek kaygıyı besliyor ve tehdidin olduğundan çok daha büyük algılanmasına yol açıyor. Endişe bizi muhtemel tehditleri fark etmeye yöneltir. Ancak artmış endişe durumunda beynin rasyonel kısımlari âdeta şalter indirir. Endişeli insanlar çevrelerinde zaten olumsuz sinyalleri taradıklarından daha da endişeli hale gelebilirler. Bunun için kara haber getiren insanlardan uzak durmamız, kaygıyı tırmandıran her türlü davranıştan uzaklaşmamız gerek. Google veya TV başında uzun zamanlar geçirerek daha çok şey bileceğimizi ve böylece hayatı daha iyi kontrol edebileceğimizi düşünmek bir yanılsamadan ibaret. Geleceği kontrol edemeyiz, o halde geleceğe değil bugüne odaklanmamız lazım.</p>
<p>İnsan zihni, göz önünde olan tehlikeyi daha acil ve büyük olarak görme eğiliminde.Hele o tehlike bir de yeni ve bilmediğimiz bir durumsa, o zaman beyinlerimiz onu çok daha abartılı bir biçimde algılıyor. Kaygı zamanlarında zihnimiz suçlayacak bir nesne arar. Burada tehdidin kaynağını gözümüzle göremediğimiz için daha somut bir düşman bulmak istiyoruz, bulamasak da onu zihnimizde icat ediyoruz. Zihnimizde pek çok kısa devre var, görmek istediğimizi görüyor, duymak istediğimizi duyuyoruz. Duygusal yoğunluk uyandıran, daha sık karşılaştığımız veya önyargılarımızı besleyen haberlere çabuk inanıyoruz. Az bilinen bir tehdidi daha fazla abartma eğiliminde oluyoruz. İnsan beyni özellikle yeni tehditlere daha fazla tepki veriyor. Sosyal medya, umacı gibi sıklıkla en kötü haberleri en yoğun bir biçimde dikkatimize getiriyor. Orada fazla kalmak, çok yoğun bir tehlike altında olduğumuz yanılsaması yaratarak bizi daha fazla kaygılandirıyor.</p></div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start">
<div class="resim sm"><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></div>
</div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" style="text-align: left;" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75376823">
<div class="ust"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div></div>
<div>Frans de Waal Empati Çağı adlı kitabında şöyle yazar: “Bencil güdülere ve piyasa güçlerine dayalı bir toplum zenginlik üretebilir, ima hayatı daha değerli kılacak birliği ve karşılıklı güveni kesinlikle üretemez. Bu yüzden, mutluluğun ölçüldüğü araştırmalarda ilk sıralarda en zengin ülkeler değil, vatandaşlarının birbirine en fazla güvendiği ülkeler bulunuyor.&#8221; Yaşadığımız Virüs salgını hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kendimizi değerlendirmemiz için imkânlar sunuyor. Evimizde geçireceğimiz uzun saatler, aile içi yakınlığı yeniden tesis etmek ve evlerimizi birer yuvaya dönüştürebilmek için fırsat. Çok güçlü olduğunu varsaydığımız modern yapıların birer kumdan kale olduğunu gördüğümüz bugünlerde, önümüze çıkan toplumsal fırsatları da değerlendirmeliyiz. Birbirimize hoşça bakacağımız yeni bir birlikte varoluş türküsüne, bir güven inşasına ihtiyacımız var.</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div class="alintiAlt sm d-flex align-items-center justify-content-start"></div>
</div>
<div class="gonderi analiz gorulmedi alintiGonderi" data-gy="kitapSayfasi" data-gy2="kitapAlintilari" data-t="gonderi" data-id="75376428">
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div style="text-align: left;"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-ruhun-derin-yaralari-alintilar/">Kemal Sayar – Ruhun Derin Yaraları ”Alıntılar”</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kemal-sayar-ruhun-derin-yaralari-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malayani Toplumu</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/malayani-toplumu/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/malayani-toplumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 13:33:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Özkan Gözel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[dikizleme]]></category>
		<category><![CDATA[Malayani Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojik Nihilizm Çağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24118</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bizler -yansız bir adlandırmayla-“Teknoloji Çağı”nı idrak ediyoruz hâlihazırda. Hayatlarımızın büyük bir bölümü teknolojiyle dolayımlanıyor suni bir şekilde. Heidegger (ö. 1976) “Atom Çağı” dediği bu zaman dilimini bazen menfi bir nitelemeye başvurarak “Teknolojik Nihilizm Çağı” olarak da adlandırmıştır. Peki nedir teknolojiye içkin bu nihilizm? Her şeyin ve bu arada insanın da işletime amade bir el-altında-duran [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/malayani-toplumu/">Malayani Toplumu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24368 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/mobil_cihazlar-300x120.jpg" alt="" width="493" height="197" /></p>
<p>Bizler -yansız bir adlandırmayla-“Teknoloji Çağı”nı idrak ediyoruz hâlihazırda. Hayatlarımızın büyük bir bölümü teknolojiyle dolayımlanıyor suni bir şekilde. Heidegger (ö. 1976) “Atom Çağı” dediği bu zaman dilimini bazen menfi bir nitelemeye başvurarak “Teknolojik Nihilizm Çağı” olarak da adlandırmıştır. Peki nedir teknolojiye içkin bu nihilizm? Her şeyin ve bu arada insanın da işletime amade bir el-altında-duran (Bestand) yani bir nevi nesne hâline gelmesidir burada asıl mevzu. Teknolojiye içkin bu nihilizmde insan kendi elinden çıkma şeyler yüzünden Varlık’la bağını yavaş yavaş koparıyor, ona bîgâne ya da yabancı hâle geliyor. Keza teknoloji insanın emrindeki basit bir araç olmaktan çıkıyor, Varlık ile insan arasında, giderek de insan ile insan arasında bir ayraca dönüşüyor.</p>
<p>İnsan dışı alanlar bir yana, insan insana ilişkilere teknolojik çerçevelemenin (Ge-stel!) şu kesif mi kesif gölgesi düşüyor bu çağda, teknolojinin tarassutuna, giderek de tasallutuna uğruyor hayatımızın hemen her alanı. Bir sunilik rejimidir ki Varlık ile aramıza dolayım üstüne dolayım sokuyor, Öyle ki Sağırlaşıyoruz Varlık’a. Heidegger burada Varlık (Sein) diyor ısrarla, gelin biz zaman zaman da olsa Fıtrat ya da Hilkat diyelim ona. Tekno-loji (ya da tekno-bilim) insanı Fıtrat’a, dolayısıyla kendi kendine yabancılaştırıyor çoğu durumda. Uzayda koloniler kuran teknoloji yeni tarzda bir ikameti mi vaat ediyor bize yoksa ikametin bizzat anlamını tahribe mi yelteniyor? Mühim bir soru bu.</p>
<p>Kendine mahsus mantık ve işleyişiyle sosyalliğimize de nüfuz ediyor, onu kuşatıyor ve dönüştürüyor teknoloji. Üzerimize ne türden etkiler saldığını/salacağını pek de hesap etmeden teknolojik düzeneklere kaptırıyoruz zihnimizi, gönlümüzü. Her önümüze gelen yeniliğe atlıyoruz tuhaf bir merak ve iştihanın itkisiyle. Teknoloji bizi çocuklaştırıyor.</p>
<p>Sosyal medya da daha dün denebilecek bir tarihte derinden derine sokuluverdi hayatımıza. İmdi bu fenomen (sunduğu onca imkân ve kolaylıklara rağmen, daha doğrusu tam da bu imkan ve kolaylıklar yoluyla) sohbet dediğimiz şu kadim olayın bizzat manasına bir kast ediş olarak okunmalı. İnternette sörf yapıyor, fıldır fıldır dünyayıdolaşıyoruz, öte yandan yüzyüze ilişkiler ve bu ilişkilere içkin ünsiyet ve muhabbet çekiliyor yavaşa yavaş hayatımızdan. Yanımızdaki yöremizdeki şahıslarla hemhâlliği unuttuk keza arşınlarken dünyayı sanal âlemde.</p>
<p>Sosyal medyamn bize bilhassa dikkat çekici görünen şu üç karakteristiğini hızlıca sıralamalıyız burada: Bir) oyun ve oyalanma esasına dayanması; iki) teşhir ve dikizleme man-tığına, dolayısıyla mahremiyetin alenileştirilmesi ve ortadan kaldırılması esasına yaslanması ve; üç) malayaniden beslenip onu yaygınlaştırması ve kalıcı hâle getirmesi.</p>
<p>Bu üç madde sonuncuda toplanabilir pekâlâ: Sosyal medya insanı mütemadiyen teşhirle (görünme ve gösterme), keza dikizlemeyle (bakış ve gözetleme) eğlenip oyalanır hâlde tutmasıyla malayani kültürünü başat kültür katına çıkarıyor. Sosyal medya mahremiyeti alenileştirip ortadan kaldırıyor hakeza: Hemen her şey tüketici bir iştihayla tözünden boşaltılıp gizeminden ediliyor ve bu surette şeffaflaştırılıp dolaşıma sokuluyor bu sanal ortamda.</p>
<p>Peki ama nedir bu malayani deyip durduğumuz şey? Bu kavram, insanı ilgilendirmemesi icap eden “boş, faydasız ya da fuzuli” fiil ve şeylere işaret ediyor tam da. Malayani, belli bir maksada mebni olmaksızın, iş olsun diye, lâf olsun, zaman geçsin, vakit dolsun diye yapılan “boş konuşmalar” ve “yararsız işler”dir haddizatında. Bu kavram aklımıza ilk olarak Heidegger’in gündelik hayat analizinde başvurduğu Gerede (lakirdi) kavramını getiriyor. Bununla birlikte malayani Gerede’den daha kapsamlıdır hiç kuşkusuz.</p>
<p>İçinde yaşadığımız işbu Malayani&#8217; Çağı ’nın biz çağdaşlara yaptığı asıl fenalık şu belki de: Biz ilgimizi celbe matuf onca ayartıcı mevzu arasında kendimizle ilgilenmeye, kendimize ihtimam göstermeye bir türlü fırsat bulamıyoruz, sonuç olarak da kendimizi unutma talihsizliğine uğruyoruz. Oysa (zaman zaman da olsa) malayaniye yol açan ortamları (media) terk ederek kendimizle başa başa kalmaya çalışmalı değil miyiz?</p>
<p>Bugün yanımız yöremiz buldukları hemen her fırsatta karşı konulamaz bir saikle &#8216;akıllı’ telefonlarına yumulan insanlarla dolu. “Dünya”da olup biten şeylerle çok ilgili onlar! Telefonlarının şarjı bitti mi onlar da bitiyorlar! Malum, “dünya” ile bağları kopmuş oluyor o zaman! Kendileriyle baş başa kalmak -aman Allah’ım ne feci! ürkütüyor onları. Onların derdi kendilerini unutmak aslında! Bunu da sosyal medya üstelik en âlâ şekilde sağlıyor onlara.</p>
<p>Özkan Gözel &#8211; Kendi Içine Düşmek,syf.25-27</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/malayani-toplumu/">Malayani Toplumu</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/malayani-toplumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gösteri Toplumu ya da Dijital Çağda Mahremiyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/gosteri-toplumu-ya-da-dijital-cagda-mahremiyet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/gosteri-toplumu-ya-da-dijital-cagda-mahremiyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 13:37:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slide]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlâki müphemlik]]></category>
		<category><![CDATA[Akışkan gözetim]]></category>
		<category><![CDATA[Byung Chul Han]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Çağda Mahremiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Gösteri toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan Çağan]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Zygmunt Bauman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24094</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İnternet insan uygarlığı için bir tehdittir. Julian Assange Postmodern toplum dijital teknolojinin egemen olduğu bir toplumdur ve başka birçok isimle de adlandırılabilir. Şeffaf toplum, gösteri toplumu, akışkan toplum bunlardan sadece birkaç tanesidir. Temel özelliği dijital teknolojiler sayesinde her şeyin görünürlülüğünün daha da kolaylaşması ve insan­ların da bu yeni duruma uyumlu bir zihin düzeyinde buluna­rak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gosteri-toplumu-ya-da-dijital-cagda-mahremiyet/">Gösteri Toplumu ya da Dijital Çağda Mahremiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24120 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/gosteri-toplumu-1-300x188.jpg" alt="" width="386" height="242" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/gosteri-toplumu-1-300x188.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/gosteri-toplumu-1-600x375.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/gosteri-toplumu-1-768x480.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/gosteri-toplumu-1.jpg 800w" sizes="(max-width: 386px) 100vw, 386px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>İnternet insan uygarlığı için bir tehdittir.</em></p>
<p>Julian Assange</p>
<p>Postmodern toplum dijital teknolojinin egemen olduğu bir toplumdur ve başka birçok isimle de adlandırılabilir. Şeffaf toplum, gösteri toplumu, akışkan toplum bunlardan sadece birkaç tanesidir. Temel özelliği dijital teknolojiler sayesinde her şeyin görünürlülüğünün daha da kolaylaşması ve insan­ların da bu yeni duruma uyumlu bir zihin düzeyinde buluna­rak göstermeye ve gözetlemeye daha da eğilimli olmalardır. Modern toplumun bir özelliği olan gözetleme, postmodern dönemde sona ermiş değildir. Aksine varlığını artırarak koru­maya devam etmiştir. Ama modern dönem gözetlemeyle postmodern dönemdeki gözetleme etkinliği arasında hem nitelik hem de nicelik açısından bir farklılaşma söz konusudur. Fark­lılaşmayı doğuran şeylerden biri elbette postmoderne doğ­ru olan zihinsel dönüşümdür. Dijital devrimle postmodern zihinsel dönüşümün üst üste binmesi gözetleme faaliyetinin muhtevasını da değiştirmiştir. Söz konusu muhteva değişikli­ğini Zygmunt Bauman (2013) akışkan’ olarak nitelendiriyor.</p>
<p>Baumanın akışkan gözetim ve akışkan toplum kavramlarına müracaat etmeden önce, modern gözetlemeyle postmodern gözetleme arasındaki ayırıcı farklardan birine daha işaret edelim, o da şudur: Modern gözetleme faaliyeti daha çok güvenlik gerekçeli politik bir faaliyetken, postmodern gö­zetleme politik muhtevasını da koruyup güçlendirerek daha çok ekonomipolitik veya sosyokültürel bir faaliyete dönüş­müştür. Modern dönem gözetleme faaliyetinin etkin aktörü devletken postmodern dönemin etkin aktörü daha çok pi­yasadır. Paranın biçimlendirdiği neoliberal piyasayı kamçı­layan temel güdüyse arzular ve hazlar olmuştur. Tek tek her bireyin sınırsız bir özgürlük anlayışıyla kendi kararlarının ve arzularının peşinde koşması gözetleme faaliyetini gönüllü bir sergileme ve gösterme (skopofili) davranışına dönüştürmüş­tür. Artık “ifşa edilme korkusu fark edilme hazzı tarafından” (Bauman, 2013: 36) bastırılmıştır.</p>
<p>Postmodern dönem gö­zetleme, panoptikon sonrası (postpanoptikon) bir etkinlik­tir. Postpanoptikon evrede herkes hem gösteren hem gözet- leyendir; artık gözetlemeden kaçınabilecek ne bir kişi ne de bir kurum vardır. Panoptikon sinoptikona evrilmiştir. Hatta bazıları sürecin sinoptikondan omniptikona doğru işlemeye devam ettiğini; internet çağının omniptikonla (göstermenin hazzmın egemenliğini anlatmak için) ifade edilmesinin daha doğru olduğunu iddia ediyorlar. Byung-Chul Han (2017: 67) ne sinoptikon ne de omniptikon kavramına müracaat etme­den panoptikon üzerinden süreci değerlendirmeyi tercih edi­yor. Ona göre içinde yaşadığımız süreç panoptikonun sonunu değil, tümüyle yeni, <em>perspektifsiz</em> bir panoptikonun başlangı­cını işaret ediyor. Söz konusu perspektifsiz panoptikon dijital olmasıyla ve tek bir merkezden her şeye kadir despotik bir ba­kışla gözetlenmiyor olmasıyla perspektifsizdir.</p>
<p>Zygmunt Bauman postmodern toplumu betimlemek için ‘akışkan’ kavramına müracaat ediyor. Postmodern toplumda­ki gözetimi ifade ederken de doğal olarak ‘akışkan gözetim’ ta­birini kullanıyor. Onun anlatımında akışkanlık daima hareket hâlinde ama kesinlik ve sınırlardan yoksun olma anlamında­dır. Akışkan gözetimse saklanılacak yer bırakmayan, esnek ve devingen bir gözetimdir. Akışkan gözetime imkân tanıyan şey yeni nesil teknolojilerdir. Bu teknolojinin en önemli iki göste­reni internet ve insansız hava araçlarıdır. Her şeyi görünebilir, dinlenilebilir ve kayıt altına alınabilir kılan bu teknolojilerdir. Kameralar ve kayıt cihazları gibi geleneksel cihazların yeni nesil sürümleri de işin bir başka boyutudur. Baumana göre akışkan gözetim, panoptikon sonrasıdır. Bu gözetimde sadece disiplin ve denetim, yani kontrol amaçlanmaz aynı zaman­da bir tüketim etkinliği olarak esneklik ve eğlence de amaç­lanır. Panoptikon sonrası evrede gözetim, hareket eden her şeyi (ürünler, bilgi, sermaye, insanlık) izleyerek yürütülür. Bauman’a göre akışkan gözetim, süreçlerin ve sistemlerin her türlü ahlâkî değerden ayrılması ve İnsanî her verinin gerekti­ğinde tekrar işlenebilir bir biçimde bir veri tabanına dönüş­türülmesi gibi bazı özelliklere/sorunlara sahiptir (Bauman &amp; Lyon, 2013:11-19).</p>
<p>Teknolojinin mahremiyet üzerindeki dönüştürücü etkisi modernlik tarihi boyunca hiç bu kadar fazla olmamıştır. Mah­remiyetin iki belirleyici özelliği olan görünmezlik ve bağım­sızlığın neredeyse tamamen yok edilmesi, hiç şimdiki kadar olmamıştır. Internet ve insansız hava araçları mahremiyet isti­lasının en vahşi araçları olarak tanımlanabilir. İHA’lar kendisi görülmeden her şeyi görüntülemeye imkân tanıyan araçlardır. İHA’i ardan sonra artık kimsenin gözetlenmekten kaçabileceği bir sığınağı olmayacaktır, öyle ki yaygın ve kolay kullanımlarıyla İHA’lar muazzam veri akışı sağlayabilmektedirler. Hatta İHA’lar o kadar çok veri sunmaktadır ki artık verinin çokluğu gözetleyiciler için bir sorundur; verileri ayıklamak ciddi bir zaman ve maliyet gerektirmektedir. IHA teknolojisi mahremi­yet alanına rıza dışında zorla girmeyi, yani bir saldırıyı sem­bolize eder. Buna karşın internet büyük bir kısmıyla insanın kendi mahremiyetini iradi olarak ve kendi rızasıyla paylaş­ması esasına dayanır. Bütün dünya da internet kullanımı hızla yayılıyor ve kitleselleşiyor. Yakın bir gelecekte muhtemelen internet kullanıcısı olmayan çok az sayıda insan kalacak Bu da mahremiyetin topyekûn yıkımını ifade ediyor. İnternet­te olup biten neredeyse her şey kamuya açık hâlde yapılıyor. Dolayısıyla kamu istediği her şeyi gözetleyebilir hâldedir. Bir de internette olup biten her şey, olup bittikten sonra bile takip edilmeye açık niteliğinden dolayı sonsuza değin gözetlenmeye açık hâle geliyor. Bu durumsa mahremiyetin yıkımı için hayal edilemez bir düzeydir.</p>
<p>Akışkan gözetimde özellikle sıradan insan için saklana­bilir hiçbir alan kalmaz ve bütün hayatı bir şeffaflık halesiyle kuşatılır. Buna karşın akışkan gözetimde iktidar, gözetimden kısmen de olsa kaçınmak açısından daha avantajlıdır. Çünkü iktidar artık sabit bir uzama çakılı olmadığı gibi sinyal hızın­da hareket etme becerisine de sahiptir. Bu da onu daha gö­rünmez ve ulaşılmaz kılar. Bu yüzden şeffaf toplumu, güven toplumu olarak değil kontrol toplumu olarak nitelendirmek daha doğrudur (Han, 2017: 10). Ancak akışkan gözetimde gelişkin kontrol mekanizmalarını elinde bulunduran iktida­rın bile mutlak manada görünmez ve ulaşılamaz olduğu iddia edilemez. Çünkü bütün mesele, yeni teknolojileri kullanma becerisinde gizlidir; tabir caizse iktidarın bile bir hackerlık canı vardır. Akışkan gözetimde iktidar çoğu zaman kendini gizleme eğilimindeyken buna karşılık sıradan insanlar görü­nür olma telaşındadır. Akışkan gözetimi sıradan insanlar için mümkün kılan en önemli şey, gündelik rutin içerisindeki tek­noloji bağımlı kayıt sistemidir. Cep telefonları, bilgisayarlar, kredi kartları, kameralar insanların bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek kendilerini sergiledikleri yerlerdir.</p>
<p>Akışkan gözetimde de insanların istemedikleri ya da bil­medikleri hâlde görünür oldukları durumlara rastlanabilir. Ancak bu çok istisnai bir durumdur; yaygın olan izlenme ve görünür olmanın cezbediciliğidir. Görünür olma talebi ve ey­lemiyle kendini gerçekleştirme arasında bir bağıntı kurulmuş­tur. Descartes’in meşhur “Düşünüyorum öyleyse varım.” sözü, bir anlamda “Görünüyorum öyleyse varım.” şeklinde yeni­den üretilmiştir. Dolayısıyla görünür olmak için fazladan bir çaba gereklidir. İnsanlar görünür olabilmek, kendilerini bir tür pazar nesnesi gibi sergilemek eğilimindedirler. Tüketim toplumunun bu yeni evresi insanların (ya da hayatın) bizati­hi bir tüketim nesnesine (bir tür sermayeye) dönüştürülmesi durumudur (Lemke, 2014: 96). Artık tüketimin nihai amacı ihtiyaçların, arzuların ve isteklerin tatmin edilmesi değil, tü­keticinin metalaştırılmasıdır. Bu yüzden kişi (tüketici) ne ka­dar görünürse o kadar rağbette demektir; ne kadar rağbettey­se o kadar değerli/“paha”lı demektir. Sonuçta pahası (gideri) olanın bir değeri vardır, yani pahası olan vardır. Var olmakla görünmek arasında kurulan bu ontolojik bağıntı doğal olarak hayatın yeni anlam düzeyini de belirlemiş olmaktadır. Bu dü­zeyi Byung-Chul Han (2017: 16) “aynının cehennemi” olarak nitelendiriyor. Çünkü ona göre “Şeyler, tekilliklerini terk edip sadece fiyatlarıyla ifade edildiklerinde şeffaflaşır. Her şeyi her şeyle karşılaştırılabilir kılan para, şeylerin birbiriyle eş bir ölçüye vurulamazlığının, tekilliğinin her türünü ortadan kaldırır. O yüzden de şeffaflık toplumu aynının cehennemidir.</p>
<p>Var olmakla görünmek arasında kurulan bu ontolojik ba­ğıntı doğal olarak mahremiyetin içeriğini de farklılaştırıyor, Aslında bu değişimin nihai olarak işaret ettiği şey, gizlenme­ye değer hiçbir şeyin olmadığınadır. Yani mahremiyetle var olmak ya da mahremiyetle özgürlük arasında mevcut klasik ilişki, artık geçersiz hâle gelmiştir. Başka bir ifadeyle, bundan böyle var olmak veya özgür olmak ancak mahremiyetten vaz­geçmekle mümkündür. Dolayısıyla buradan hareketle şunu da ifade etmek gerekiyor: Sorun tek başına araçlar ve sundukları imkânlar değildir. Gerçek sorun, araçların tarafsız bir doğala­rının olmadığını unutmaktır; yani onların kültürel, toplumsal ve politik ilişkilerin ürünü olarak baştan itibaren değer yö­nelimli üretildiklerini göz ardı etmektir. Bununla birlikte en az birinci faktör kadar önemli bir diğer sorun da kullanıcının niyetinde gizlidir. Söz konusu araçlar iletişimin, özgürlüğün, eşitliğin imkânı olabilecekken; iktidarın, tahakkümün, zor­balığın, saldırının vs. araçları oldularsa bunun birinci sebebi üretim aşamasından itibaren yüklendikleri negatif değerlilikte gizliyken; ikinci önemli sebepse kullanıcıların zihin durum­larının ve niyetlerinin de bu negatif değerlilikle sergiledikleri uyumluluktur. Bauman (2013: 100-101) bu durumu, “araçlar ile amaçlar arasındaki statü farkının ortadan kalkması” şek­linde tarif ediyor. Baumana göre bu statü farkının kaybolması, eylemlerin ahlâkî kısıtlamalardan bağımsızlaştırılması anla­mına gelir. Artık İnsanî seçimler için tek ölçü kalmıştır: yapa­bildiğini yapabilirsin. Dolayısıyla yapabildiğin ya da yaptığın her şey doğrudur. Ahlâkî değer olarak yanlış ya da dinî değer olarak günah yoktur.</p>
<p>Bahsi geçen araçlar içerisinde bilgisayarın/internetin çok özgün bir yeri olduğu kesindir. İnternetin (1961) icadından bu yana artık birkaç nesil büyümüştür. Artık gözlerini bilgisayar ekranında dünyaya açan ve orada büyüyüp sosyalleşen, hayatı onun üzerinden tanıyıp yaşayan büyük bir dünya nüfusu oluş­muştur. İnternetin icadına tanıklık edip ona uyum sağlayarak kullanan nispeten daha yaşlı bir nüfus da vardır. İnternete ta­mamen yabancı ve onunla hiçbir şekilde bağıntısı olmayan in­sanların sayısı her geçen gün azalmakta ve yakın bir gelecekte muhtemelen tamamen sona erecektir. Dolayısıyla internet ve benzeri iletişim araçları insanlığın yaşam evrenini tamamen ele geçirmektedir. Hayatla araçlar arasındaki ilişki, hayatın mutlak belirleyiciliğinde devam etmemekte; araçlar hayatın içeriğine etki etmekte ve onu dönüştürebilmektedir. İnter­net, araçların dönüştürücü gücüne ilişkin en güçlü örnektir. İnternetin en büyük dönüştürücü gücü insanı doğal yaşam uzamından koparıp elektronik ortama taşımasında gözlem­lenebilir. Artık sosyalleşmeden alışverişe kadar, eğitimden politik mücadeleye kadar her şey internet ortamında ger­çekleştirilebiliyor.</p>
<p>Gerçek biyolojik varlıklarla neredeyse hiç karşılaşmadan ama onların sanal görüntüleriyle sürekli te­masta bulunarak yaşam sürdürülüyor. Yaşamın elektronik ortamda sürdürülmesi, tedirgin edici bir rahatlık getiriyor. İn­ternet tedbirsiz, korkusuz, sansürsüz cesur bir yaşam atmosfe­ri yaratıyor. Özel alan ve kamusal alan ayrımı gittikçe belirsiz­leşirken; dijital evren yeni kamusal alan olarak belirginleşiyor. Kamusal alan bir teşhir mekânı hâline geliyor (Han, 2017: 54) / Elektronik ortamda yaşamak, herkese açık bir biçimde yaşamak anlamına geliyor. Herkes herkesin yaşamına teklif­siz ortak olabiliyor. Herkes herkesi görebiliyor, izleyebiliyor, dinleyebiliyor, dikizleyebiliyor. Şeffaflığı da aşan bir çıplaklık; gizli-saklı hiçbir şeyin olmadığı bir yaşam evrenidir söz konu­su olan. Belki şimdilik insanların çevrimdışı yaşamları da var; ama muhtemelen çok da uzak olmayan bir gelecekte insanlar yirmi dört saat boyunca çevrimiçi olacaklar. En özel ânların bile yayında olduğu bir hayat bizleri bekliyor.</p>
<p>Elektronik ortam gerçek İnsanî uzamlardan çok daha faz- la ilişki sağlıyor. Herkesin onlarca takipçisi veya takip ettiği onlarca insan bulunmakla birlikte, bu yine de gerçek bir iliş, kiye karşılık gelmiyor. Bauman (2013: 52-53) bu durumu “ka­zandığınız şey ‘cemaat’ değil, ağdır” diye açıklıyor. Ona göre “Cemaate ait olmak hiç kuşkusuz daha fazla kısıtlama ve yü­kümlülük içerse de, bir ağa dâhil olmaktan çok daha emniyetli ve güvenlidir. Cemaat sizi yakından takip eder ve manevraya çok az yer bırakır (sizi aforoz ve sürgün edebilir ama kendi iradenizle cemaatten çekilmenize izin vermez), öte yandan, ağ onun normlarına uyup uymadığınızı umursamaz, sizi daha fazla serbest bırakır ve en önemlisi de bırakıp gitmek istediği­nizde sizi cezalandırmaz. Cemaati, ‘kötü günde belli olan ger­çek bir dost’ olarak kabul edebilirsiniz.” Bauman burada cema­atin güvenlik, ağınsa özgürlük temin ettiğini söylemiş oluyor. Ancak ağ’ın gerçekten özgürlük temin edip etmediği önem­li bir sorudur. Çünkü ağ’dan kurtulmak Bauman’ın sandığı gibi <em>“delete”</em> tuşuna basmakla, mesajları cevaplamamakla ya da verilere erişimin kısıtlanmasıyla mümkün olmuyor. Bauman’ın göz ardı ettiği şey, bir kez çevrimiçi olduktan sonra bir daha özgür olma imkânının kalmadığıdır. Çünkü Julian Assange’ın (2013:121) da dediği gibi “verilere erişimin kısıtla­nabileceği” düşüncesi tamamen bir yanılsamadır; dolayısıyla kısıtlama yoluyla mahremiyetin korunabileceği de aynı yanıl­samanın bir uzantısı olmaktan ibarettir.</p>
<p>Burada dikkatten kaçırılmaması gereken iki husus var: Bi­rincisi ağın özgürlük getirmediği, İkincisiyse ağda gerçek bir ilişkinin asla mümkün olmadığıdır. Bir kez çevrimiçi olmak­la özgürlüğün ister istemez sabote edildiğine değindik; ağ’ın gerçek bir ilişki içermeyeceği meselesine gelince Bauman’ın (2013: 54) da aktardığı gibi bilimsel araştırmalar bir insanın gerçekte 150 civarında kişiyle kayda değer bir ilişki kurabi­leceğini gösteriyor. Durum böyle olunca ağlardaki binlerce takipçinin gerçek bir ilişkiyi ima etmediği kendiliğinden açığa çıkmış oluyor. Peki öyleyse ağlardaki söz konusu bu binlerce insan gerçekte kimlerden oluşuyor? Bu soruyu şöyle cevapla­mak mümkün: Onlar gerçekte istediklerinde dürtükleyebilen dikizleyicilerdir.</p>
<p>Kanadalı kültür eleştirmeni Hal Niedzviecki bu dikizleme meselesine odaklanarak çeşitli biçimlerde adlandırılan günü­müz kültürel dünyasını “dikizleme kültürü çağı” olarak adlan­dırmayı tercih etmiş. Niedzviecki ye (2010:15) göre “Dikizle­mek, herkes hakkında her şeyi bilme ve öğrenme arzusudur. Bu arzuyu tatmin karşılığında, herkesin sizin hakkımzdaki her şeyi öğrenmesine izin vermiş olursunuz.” Yani çift yön­lü işleyen bir arzu boşalmasıdır dikizleme; başkasını görmek isterken kendini de başkalarına görme nesnesi kılmaktır. Baştan beri anlattığımız gibi Niedzviecki de bu kültürel du­rumu iletişim araçlarının gelişimiyle, özellikle de internetle bağlantılandırıyor. İnternet sayesinde hayatlarımızı bütünüyle kamuya açık hâle getirmenin imkânını bulmuş olduk ve narsis bir dürtüyle kendimizi teşhir etmeyi ve başkalarını dikizle­meyi temel davranış biçimimiz kıldık. Dikizleme kültürünün egemen olduğu teşhirci toplumu Byung-Chul Han (2017: 27) pornografik olarak nitelendiriyor.</p>
<p>Dikizleme kültürünü bir tür <em>reality show</em> olarak değerlendi­ren Niedzviecki, internetin bütün kullanım biçimlerini, özel­likle de sosyal medyayı bu şovun kesintisiz gerçekleştiği bir zemin olarak değerlendiriyor. YouTube’dan Twitter’a, b/oglar- dan <em>chat</em> odalarına kadar güncel bütün sosyal medya araçları dikizleme etkinliğinin gerçekleştiği sanal mekânları oluşturu­yor. Dikizleme kültürünün bilinçaltını “gizli tutmak gittikçe zorlaşıyor; öyleyse neden saklamaktan vazgeçip bütün sırla­rımızı kamuya açmıyoruz” şeklinde deşifre eden Niedzviecki (2010:19) <em>Dikizleme Günlüğü</em> kitabında bu kültürel durumun mantığını ve fiili gerçekleşimini göstermek için onlarca örnek, veri, analiz paylaşıyor.</p>
<p>Örneğin ‘dikizleme kültürü* diyor Hal Niedzviecki (2010: <em>27)</em> “insan yaşamının dijitalleşmesi ve elektronik ortamlara kayması demek. Bu yüzden bizi izleyenlere ‘tam pansiyon’ teşhir vaat ederken, gerçek anlamda ilişki kuramaz hâle ge­liyoruz. Bakışlarımız çevremizdekilerin üzerinde gezinse de aslında kimseyi gördüğümüz yok&#8230; Dikizleme kültürü 2l’inci yüzyılın teknoloji toplumunu adına ister eğlence, ister kişisel gösteri, ister dikkat çekme diyelim, bedenleri ve ruhları ile sürekli soyunan ve bu bitmeyen striptizi izleyen bir büyük kalabalığa çeviriyor.” Devam eden satırlarda Leydi Godiva öy­küsünden hareketle geleneksel kültürde röntgenciliğin ahlâkî olarak nasıl mahkûm edildiğini aktaran Niedzviecki, mesele­nin bugün geçmişin çok aksine nasıl da bir ahlâkî kayıtsızlık kara deliğinde boşluğa terk edildiğini şaşkınlıkla aktarıyor. Leydi Godiva’yla aramızdaki farka değinirken bu şaşkınlığını şöyle dile getiriyor Niedzviecki (2010: 29): “O hemşerilerinin başlarını eğmesini ve ona bakmamasını istiyordu; oysa biz, baksınlar diye neredeyse yalvarıyoruz. Godiva ile aramızdaki bu temel ve önemli ayrım, giderek hayatın her alanına yayılı­yor, yayılırken de dallanıp budaklanıyor. Bir anda, ayinlerden çiftleşmeye kadar özel ve kutsal bildiğimiz her ayrıntı, izlene­bilir ve tüketilebilir bir şey hâline dönüşüyor.”</p>
<p>Matbaanın icadından bugüne iletişim süreçleri büyük devrimlere tanıklık etmiştir. Her devrim bir öncekini hızla sönümlemiş ve beraberinde abartılı umutlar ve korkular ya­ratmıştır. Dijital devrim süreci biraz da olsa ilerlediğinde ar­tarak egemen olmaya başlayan duygu, umut değil de korku olmuştur. Bunun sebebi dijital devrime içkin olan her iki ey­lem biçiminin de yani gözetlemenin de göstermenin de varoluşsal bir tehdit hâlini aldığına ilişkin kanaatin yaygınlaşma­sı ve yerleşik hâle gelmesidir. Göstermedeki yok edici içerik, özgürlüğün bizatihi insanın kendi eliyle yok edilmesiyle iliş­kilidir. Özgürlüğün İnsanî varoluşu muhkem kılan niteliği, yokluğunda da doğal olarak insanı içeriksizleştirme, şeyleştirme, dolayısıyla yok etmeyle eşitlenmektedir. Gözetlemenin yarattığı tehdit de pek tabi özgürlük sorunuyla ilişkilidir. Yeni dönemde yeni teknolojilerin niteliği nedeniyle gözetleyicinin gözünden kaçabilecek hiçbir şey kalmamıştır. Araçlar üzerin­den biraz da zorunlu olarak gerçekleşen İnsanî varoluş kaçınıl­maz bir biçimde gözetlenmeye açık hâle gelmiştir. Epostalar, cep telefonları, sosyal medya erişimleri, evdeki televizyonlar, kameralar gözetlenmeyi çok kolaylaştırmıştır. Her konuşma dinlenebilir, her an görüntülenebilir, her eylemin izi sürüle­bilir, hatta her duygu ve düşünce öngörülebilir olmuştur. O yüzden de özgürlüğün teminatı olan özel alanın kırıntısı bile kalmamıştır. İnsanlığın sona erişine ilişkin tartışmalar tam da bu yüzden gündemdedir.</p>
<p>Bu noktada yeni iletişim kanallarının en baş döndürücüsü olan internetin içerdiği distopik boyuta biraz da olsa eğilmekte fayda var. Kuşkusuz internetin kazanmalarının yanı sıra yı­kımlarından bahseden geniş bir literatür de oluşmuş durum­da. Ancak yıkımdan bahsedenlerin bir kısmı, bir aracın çift boyutluluğundan hareketle olumsuzluklarını da işaret etme­nin ötesinde büsbütün bir felaketle karşı karşıya olduğumuza dikkat çekiyorlar. Bir tür kıyamet haberciliği yapan bu isim­lerin arasında Wikileaks’ın kurucusu Julian Assange da var. Assange (2013: 11) en önemli özgürleşme araçlarından birisi olarak kabul edilen internetin nasıl da totaliterliğin en tehlike­li yöntemi hâline geldiğine dikkat çekiyor. Ona göre internet insan uygarlığı için bir tehdit arz ediyor. Böyle düşünmesinin nedeni internetin birkaç on yıl içinde dünya uygarlığını izle­meye, gözetlemeye dayalı bir kara ütopyaya dönüştüreceğine inanması. Assangea göre olağanüstü hünerli az sayıdaki birev dışında internetin sebep olduğu izleme ve gözetlemeden ka­çınmanın kimse için artık bir yolu kalmadı.</p>
<p>Julian Assange internetin devletle sıradan insanlar arasın­da daha demokratik bir ilişki yaratmadığını, aksine geçmişe oranla daha totaliter bir ilişkiye kapı araladığını iddia ediyor. Bunun nedeni Assangea (2013: 13) göre devletin insanların hayalini kurduğu özgürlüğün üzerine fiber optik hatları ve uydu istasyonları üzerinden bir karabasan gibi çökerek kit­lesel bilgi akışlarına istediği gibi müdahale edebilmesidir. Devlet internet üzerinden yapılan bütün görüşmeleri, okunan bütün internet sayfalarını, gönderilen bütün mesajları, Goog- le’da aratılan bütün kavramları istediği gibi denetleyerek fıltrelemekte ve işine yaracağı gün için depolamaktadır. Devletin, depoladığı bilginin işine yarayacağı gün iktidarını daha muh­kem kılmak istediği gündür. O gün devlet istediği gibi fiziksel dünyaya müdahale ederek gerekiyorsa savaş başlatacak ya da gerekiyorsa ticaret antlaşmalarına müdahale ederek kendi ik­tidarını daha da güçlendirecektir. Devletin birey üzerindeki tasarrufuysa zaten sonsuzdur; gerektiğinde bireyin yaşamına son vermesi de dâhil.</p>
<p>Assange, devletin güvenlik gerekçesiy­le internetle bütünleşerek devasa kitlesel gözetim ve denetim gerçekleştirerek uygarlığın geleceğini vesayet altına aldığını düşünüyor. Yasal düzenlemelere ek olarak bu tehditle müca­delenin tek yolu olarak gördüğü şifrepunk’ın (şifreleme/şifre yazılım) felsefesi “güçsüzler için mahremiyet, muktedirler için şeffaflıktır. Şifreleme, devletin internet aracılığıyla özgürlük­lere düzenlediği saldırıya karşı neredeyse tek koruma kalka­nıdır. Şifreleme kişisel mahremiyeti korumanın kişisel yönte­midir. Bunu yapmak zorunludur çünkü devlet, yasamayı çok kolay manipüle edebilir ya da manipüle edilmeden yürürlüğe konulmuş yasaları çok kolay ve keyfi bir biçimde ihlal edebilir.</p>
<p>Assangeın dijital teknolojilerle müşahhaslaşan postmo- dern toplumda gizlendiğini düşündüğü distopik boyut, herkes tarafından aynı düzeyde fark edilmediği için kimi zaman tam aksi yorumlan da beraberinde getirebilmektedir. Bunun için postmodernistlere bakmak yeterli; onlardan birsi de Gianni Vattimo’dur. Gianni Vattimo (2012: 9-13) postmodern toplu­mu, kitle iletişim araçları toplumu olarak tanımlarken araç­lardan kastı elbette gazete ve televizyondan daha fazlasıdır, internetin keşfini ve bir iletişim aracı olarak kullanılmasıyla postmodern toplumun ortaya çıkması arasında bir bağıntı gören Vattimo, postmodern toplumu şeffaf olarak tanımla­manın yeterince betimleyici olmadığını düşünüyor. Ona göre postmodern toplumlar daha şeffaf değil, daha karmaşık, hatta daha kaotiktir. Bu karmaşık ve kaotik durumu yaratansa biz­zat kitle iletişim araçlarıdır. Vattimo yaygın kabulün aksine bu kaotik durumu özgürleşim umutlarının zemini olarak görü­yor. Vattimo (2012: 16) iddiasını şöyle temellendiriyor: “Kit­le iletişim araçları toplumunda, açık seçik kendilik bilinci ile <sub>55 </sub>şeyleri oldukları hâliyle bilen kişinin yetkin bilgisi (Hegel in Mutlak Tin’yle ya da Marx’ın ideolojiden kurtulmuş insan an­layışıyla karşılaştırınız) örnek alınarak oluşturulan özgürleşim ülküsünün yerini salınıma, çokluğa ve en nihayetinde ger­çeklik ilkesinin aşınmasına dayanan bir özgürleşim ülküsü al­mıştır. Günümüzde insanlık sonunda mükemmel özgürlüğün Spinoza’nın betimlediği özgürlük olmadığını ve bu özgürlüğe ulaşmanın yolunun -metafiziğin hep düşlediği gibi- gerçekli­ğin zorunlu yapısının kusursuz bilip bunu uygulamaktan geç­mediğini fark edebiliyor.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[9]</sup></a></p>
<p>Gianni Vattimo (2012: 17) gerçekliğin yitirilmesinin ya da gerçeklik ilkesinin bu sahici aşınmasının, özgürleşim ve kurtuluş için anlamını farklılıklara, yerel unsurlara özgürlük tanınması anlamına da gelen yönelimsizlikte buluyor. Ona göre postmodernizmle tarihin merkezi ussallığı düşüncesi çökmüştür ve bununla birlikte “iletişimin yaygınlaştığı dün­ya, sonunda kendileri adına konuşabilen, yerel’ bir ussallıklar -etnik, cinsel, dinsel, kültürel ya da estetik azınlıklar- çoklu­ğunu içinde barındırmaktadır. Yerel ussallıklar artık tikelliğe, bireysel sınırlılığa, geçiciliğe ve olumsallığa ayırmaksızın ger­çekleştirilmesi gereken tek şey bir doğru insanlık biçimi ol­duğu düşüncesi tarafından baskı altına alınıp susturulmuyor.”</p>
<p>Gianni Vattimo’nun aksine Julian Assange (2013:133-134) kendi gelecek senaryosunu şöyle çiziyor: “İnanılmaz derece­de karmaşık, saçmalıklarla dolu, son derece kısıtlayıcı, tek­düze postmodern bir ulusötesi totaliter yapı ve bu inanılmaz karmaşıklığın içerisinde yalnızca zeki farelerin girebileceği bir mekân&#8230; Bütün haberleşmenin gözetim altına alındığı, izlendiği, ebediyen kaydedildiği, ebediyen izlendiği, her bir bireyin doğumundan ölümüne kadar kurduğu bütün ilişkiler­de kimliğinin ebediyen tespit edildiği bir düzen&#8230; Böyle bir sistem içerisinde normal bir insan nasıl özgür olabilir? Elbette olamaz, buna imkân yok. Hiç kimse tamamen özgür değildir, hiçbir sistem içinde; ama bu yeni durumda biyolojik evrimi­mizin bize bahşettiği özgürlükler, kültürel olarak kanıksadığı­mız özgürlükler tümüyle ortadan kaldırılacak.”</p>
<p>Eğer her şeye rağmen postmodern topluma özgü zorlama bir özgürlük durumundan bahsedilecekse bu politik ya da fel­sefi bir özgürlükten ziyade, olsa olsa Bauman’ın (2015: 85) da işaret ettiği gibi kapitalizmin yeniden üretilip beslenmesine imkân tanıyan şey, tüketici özgürlüğüdür. Ancak Bauman’ın bu konudaki düşüncelerini bir çırpıda geçsek de tüketici öz­gürlüğünün niçin zorlama bir özgürlük olduğu hususu üzerin­de düşünmek yine de önemlidir. Zira sadece baş döndürücü çeşitlilikte tüketim nesneleri arasında tercihte özgür bırakıl­mış ve varoluşu tüketme davranışıyla koşullanmış bir bire­yin özgürlüğünden çok, köleliğinden bahsetmek daha doğru olacaktır. Bilinçleri alınmış ve kışkırtılmış arzularıyla pazara salınmış bireylerin neyi niçin tükettikleri önemli değildir; önemli olan piyasa tanrısının aç gözlerinin doyurulmasıdır. Kapitalizmin bilinçsiz köleleri olarak tüketiciler, kapitalizmin çarklıları dönsün diye kodlanır ve kontrol edilirler. Tüketiciler de sorgulama lüzumu hissetmeden bir özgürlük simülasyonu eşliğinde kodlandıkları gibi davranırlar. Kapitalizm için geri­sinin bir önemi yoktur; tüketicilerin de işin bir gerisi oldu­ğundan bile haberleri yoktur.</p>
<p>Kenan Çağan &#8211; Postmodernizm ve Mahremiyetin Dönüşümü,syf:43-57</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[9]</a> Simone Weil özgürlük sorununu hem modernlerden hem de postmodernlerden farklı olarak şöyle ele alıyor: “Doğaüstü aşk barındırmayan özgürlük, 1789’ün öz­gürlüğü tamamen boştur ve hiç gerçekleşme olasılığı olmayan basit bir soyutlama­dır.” Bkz. Simone Weil, yerçekimi <em>ve İnayet, çev.</em> M. Mukadder Yakupoğlu Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2019, s. 196.           <sup>F</sup> ®                  ®</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/gosteri-toplumu-ya-da-dijital-cagda-mahremiyet/">Gösteri Toplumu ya da Dijital Çağda Mahremiyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/gosteri-toplumu-ya-da-dijital-cagda-mahremiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Byung-Chul Han &#8211; Şeffaflık Toplumu (İnceleme)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/byung-chul-han-seffaflik-toplumu-inceleme/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/byung-chul-han-seffaflik-toplumu-inceleme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2020 20:03:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Şeffaflık Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Byung Chul Han]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet.]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[teşhircilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24099</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230; Kitap; 1)olumluluk toplumu 2)teşhircilik toplumu 3)apaçıklık toplumu 4)porno toplumu 5)ivme toplumu 6)teklifsizlik toplumu 7)enformasyon toplumu 8)ifşa toplumu 9)kontrol toplumu olmak üzere 9 bölümden oluşmaktadır. Byung-chul han günümüz toplumunu, sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkilerini, teşhirciliği ve beraberinde getirdiği pornografi algısı gibi birçok güncel ve sosyolojik meseleyi ele alıyor. &#8220;Şeffaflık Toplumu”nun önce ne demek olduğunu açıklayayım; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/byung-chul-han-seffaflik-toplumu-inceleme/">Byung-Chul Han – Şeffaflık Toplumu (İnceleme)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="baslik"></div>
<div class="icerik">
<div class="">
<div>
<div><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24100 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/unnamed-300x172.jpg" alt="" width="359" height="206" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/unnamed-300x172.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/unnamed.jpg 512w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" />&#8230;</div>
<div>Kitap;</p>
<p>1)olumluluk toplumu<br />
2)teşhircilik toplumu<br />
3)apaçıklık toplumu<br />
4)porno toplumu<br />
5)ivme toplumu<br />
6)teklifsizlik toplumu<br />
7)enformasyon toplumu<br />
8)ifşa toplumu<br />
9)kontrol toplumu olmak üzere 9 bölümden oluşmaktadır.</p>
<p>Byung-chul han günümüz toplumunu, sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkilerini, teşhirciliği ve beraberinde getirdiği pornografi algısı gibi birçok güncel ve sosyolojik meseleyi ele alıyor.<br />
&#8220;Şeffaflık Toplumu”nun önce ne demek olduğunu açıklayayım;</p>
<p>Tamamen şeffaf olan yalnızca ölü olandır.(syf/18)</p>
<p>Burdaki Cümlede aslında anlatıyor yazarımız,duyarsizlasmak hissizlesmek birçok vasıtayla yasayan ölü olmak demek bir nevi hazza bağlı makinelesmek demektir.Bosluga düşmek..ve arkasından ekliyor ;</p>
<p>&#8220;Sadece makineler şeffaftır. Hayatı hayat yapan kendiliğindenlik, olay doluluk ve özgürlük şeffaflığa izin vermez&#8230;&#8221;</p>
<p>Bununla birlikte Han, şeffaflıkla gerçekliğin özdeş olmadığını da vurgulamaktadır;</p>
<p>&#8220;Insanın haz ekonomisinde haz ve şeffaflık bir arada bulunmaz. Şeffaflık libido ekonomisine yabancıdır. Sırrın, peçenin, örtünmenin olumsuzluğu arzuyu kışkırtır ve hazzı yoğunlaştırır&#8221;</p>
<p>&#8220;Şeffaflık güven yaratır&#8221; yerine &#8220;şeffaflık güveni ortadan kaldırır&#8221; demek gerekir&#8221;</p>
<p>&#8220;şeffaf bir ilişki her türlü çekicilikten, canlılıktan yoksun ölü bir ilişkidir &#8221;</p>
<p>Diğer yandan bu şeffaflık, gizliliğin sonu olduğundan siyasal sorgulamanın da sonunu beraberinde getirmekte, adeta mevcut sistemin iktidarını güçlendirmek için görev yapmaktadır. Çalışmasında yazar, mevcut sistemin iktidarının nasıl güçlendirildiğini ve bu amaçla ötekinin nasıl dışarıda bırakıldığını aşağıdaki gibi aktarmaktadır;</p>
<p>“Şeffaflık zorlaması mevcut sisteme iktidar kazandırmak açısından oldukça etkilidir. Şeffaflık kendi başına olumludur. Mevcut siyasi-ekonomik sistemi kökten sorgulayabilecek olumsuzluğu içermez. Sistemin dışındakilere kördür. Sadece mevcut olanı onaylar ve optimize eder. Bu nedenle de şeffaflık toplumu siyasal-sonrası ile birlikte varolur. Sadece siyasetten arındırılmış alan tümüyle şeffaftır.”(syf/23)</p>
<p>İçinde bulunduğumuz çağ her şekilde sancılı bir yaşam sunuyor bizlere ama bizlerin de şikâyet ettiklerimizin içinde bir şekilde yer aldığımızı hatırlatıyor Byung-Chul Han moderninin kapitalizmin gerçek yüzünü ortaya çıkarıp , bazen farkında, bazen farkında olmadan, hâttâ özgürlük olduğunu sanrisini aktarıyor.</p>
<p>Kitabın en çok dikkat çeken tarafı yazarın Şeffaflık toplumunu “olumluluk toplumu” olarak anlatması. Böyle bir toplum durumunda olumsuzluk ortadan kalkıyor. Çünkü şeffaflık sistemi hıza dayalı bir sistem ve olumsuzluk üzerine düşünmek, çare bulmayı gerektireceğinden, şeffaflık sistemi için oyalanma yaratacağından, olumsuzluk uzaklaştırılıyor. Kitabın deyimiyle: “Her tür yara kaçınılması gereken bir şey olarak görülüyor.” Oysa Nietzsche’nin de söylediği gibi: “İnsan ruhu derinliğini, büyüklüğünü ve gücünü tam da bu olumsuzlukta oyalanmaya borçludur.” Çünkü her şeyin olumlusuyla karşılaştırılan ve olumsuzu görmezden gelmesi sağlanan toplum gittikçe hakikatin uzağına düşer. Şeffaflık toplumu bir yanılgı yaratır hızlıca ulaşılan bilgi, devamlı görünür olan her şey hakikatmiş gibi algılanır.</p>
<p>Byung-Chul Han’ın da vurguladığı gibi oysa “şeffaflık ile hakikat özdeş değildir.” Şeffaflık bizi bir dizi enformasyon yığını ile buluşturur. Buluştuğumuzun çokluğu bizi her şeyi görmüş olma yanılgısına iter, burada gözden kaçırdığımız şey anlam olur. “Şeffaflık toplumu”nun bizi düşürdüğü en derin tuzak da budur belki de. Görüyor olmak, yani bir şeyin her hâliyle teşhir edilmiş olması onu gördüğümüz anlamına gelebilir ama anladığımız anlamına gelmez çünkü enformasyon bombardımanına maruz kalmak, görüp geçmek demektir ve hızla görülüp geçilen şey  üzerine düşünme fırsatı tanımaz.</p>
<p>Ayrıca hakikat “şeffaflık toplumu”nda bize sunulduğu gibi olumluluklarla çevrili değildir tam tersine hakikat içerisinde olumsuzluk barındırır. Kısacası, olumsuzluk yokluğu bize yanılsamalı bir dünya sunar, Byung-Chul Han’ın “şeffaflık toplumu” ve “olumluluk toplumu” arasında kurduğu ilişki de benim fikrimce bize bunu fark ettiriyor.</p>
<p>Han’a göre, olumluluk toplumu içerisinde şeyler, var olabilmek için sergilenmiş olmak durumundadırlar. Bu toplumda meta haline gelmiş olan her şey sergi değeri kazanmak için kült değerini yitirmiştir. Ancak sergilenebilen ve ilgi üretebilen nesneler değer kazanmaktadırlar. Bu perspektiften hareketle Han, olumluluk toplumunun bir özelliğinin de teşhircilik toplumu olmak olduğunu ifade etmekte ve teşhircilik toplumu kavramsallaştırmasını aşağıdaki gibi aktarmaktadır.</p>
<p>“Teşhircilik toplumunda her özne kendi reklam nesnesidir. Her şey sergi değeriyle ölçülür. Teşhircilik toplumu pornografik bir toplumdur. Her şey dışa çevrilmiş, ifşa edilmiş, çıplaklaştırılmış, soyulmuş, ortaya serilmiş durumdadır. Teşhir etmenin aşırılığı her şeyi ‘tüm sınırlardan arınmış olarak derhal tüketilmeye açık’ bir meta haline getirir. (…) Sadece sergilenmeye yarayan sahnelenmedir değer yaratan, şeylerin her türlü kendine özgülüğü feda edilmiştir.” Han, teşhircilik toplumunda, sergi değerinin önem kazanması dolayısıyla, insan bedeni de dahil olmak üzere, her şeyin sergilendiğinden ve bunun müstehcen bir varoluşa yol açtığından bahsetmektedir. Bununla birlikte sergilenen nesnenin değeri de onun güzel görünüşüyle ölçülmektedir. Dolayısıyla sergilenenlerin ne kadar güzel göründüğü, onun sergi değerinin de ne kadar yüksek olduğunun karşılığıdır.</p>
<p>Han’a göre sergi değeri içsel değerleri değil, gerekirse zora başvurarak uyulmaya çalışılan dışsal ölçüleri sunmaktadır. Sergileme zorlaması görünür olanın ve dışsalın mutlaklaştırılmasına yol açar. Görünmez olan, hiçbir sergi değeri, hiçbir ilgi yaratmadığı için, yoktur. Varolma gerekliliğine dönüşen sergi değeri, bir zorlamayı da beraberinde getirmektedir. Çünkü Han’a göre sergilemek, görünür olanın sömürülmesi anlamına gelmekte ve teşhircilik toplumunda her şey görünür olmak durumunda olduğundan, görünür olmayan her şey de şüpheli bulunmaktadır.</p>
<p>Sergi değeriyle donatılmış resimler karmaşıklık içermemekte ve üzerinde tekrar düşünülmeyi gerektirmemektedir. Bu nedenle de, şeffaflaşan toplum anlamı giderek kaybetmektedir. Diğer yandan kaybolan tek şey anlam değildir, mesafe de bir dönüşüm içerisindedir. Şeffaflık toplumu kendi yapısı gereği her türlü mesafeyi dönüştürmüştür. Ancak bu dönüşüm yakınlığa doğru değil, bir mesafesizliğe doğru olmuştur. Mesafesizlik, mekanı yok etmiştir. Han’ın ifadesiyle şeffaflık her şeyi ne yakın ne de uzak olan bir örnek mesafesizliğe doğru uzaklaştırmıştır.</p>
<p>Han’a göre, günümüz dünyası mahremiyetlerin sergilendiği, satıldığı ve tüketildiği bir pazardır. Bu pazar, pornografik bir sergiyi yani teşhiri içermekte, bu da bir teklifsizlik kültürünü beraberinde getirmektedir. Han, tanımladığı bu teklifsizlik kültürünü aşağıdaki gibi açıklamaktadır;</p>
<p>“Teklifsizlik kültürü, mahrem duygu ve yaşantıların nesnesi olmayan nesnelkamusal dünyanın çöküşüyle ortaya çıkar. Teklifsizlik ideolojisine göre toplumsal ilişkiler, bireylerin iç, psişik ihtiyaçlarına ne denli yaklaşırlarsa o denli gerçek, hakiki, güvenilir ve otantik hale gelir. Teklifsizlik şeffaflığın psikolojik formülüdür. Mahrem duygu ve hissiyatlar ortaya konduğunda, ruh çıplaklaştırıldığında ruhun şeffaflığına eriştiği düşünülür.”(syf/54)</p>
<p>Kitap içerisinde Bentham, Benjamin, Foucault gibi düşünürlerin görüşlerini de şeffaf toplum kavramsallaştırması üzerinden yeniden yorumlaması çok doğru olmuş ve çoğuna katıldım.</p>
<p>Kitapta en çok hak verdiğim kısım;Sosyal medya ve narsizm psikolojisini anlattığı beğeni takipçi kasanlarin savaşını verenlerin gerçek kişiliğini ortaya koyması oldu.</p></div>
<div></div>
<div>Yazan:Hafsa Acar</p>
<p>Tavsiye edilen ve faydalanılan kaynak;</p>
<p>Şeffaflık Toplumu: Şeffaf Toplumun Eleştirisi Üzerine Bir Okuma<br />
(Derya Gül Ünlü)</p>
<p>Yazara teşekkür eder iyi okumalar dilerim.</p></div>
</div>
</div>
<div></div>
</div>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/byung-chul-han-seffaflik-toplumu-inceleme/">Byung-Chul Han – Şeffaflık Toplumu (İnceleme)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/byung-chul-han-seffaflik-toplumu-inceleme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağımızda Bir Hastalık: Takipçileri Artırma Çabası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/cagimizda-bir-hastalik-takipcileri-artirma-cabasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/cagimizda-bir-hastalik-takipcileri-artirma-cabasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2020 12:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Çağımızda Bir Hastalık: Takipçileri Artırma Çabası]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medya ve çeşitli yayın vasıtalarıyla insanlarla münasebet kuranların kimi sırf dikkat çekebilmek veya meşhur olabilmek amacıyla çıkıyorlar yola. İlmin, irfanın, maneviyatın, kabiliyetin, zekânın, sanatın ve hepsinden önemlisi vakarın ve oturaklılığın para etmediği toplumumuzda adının duyulabilmesi için de ne kadar süflî iş varsa teşebbüs etmek zorunda kalıyor. Yaşını başını almış hatta belki çoluk çocuk sahibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cagimizda-bir-hastalik-takipcileri-artirma-cabasi/">Çağımızda Bir Hastalık: Takipçileri Artırma Çabası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-22386 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/sosyal-medya-araclari-moblobi-1.jpg" alt="" width="474" height="267" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/sosyal-medya-araclari-moblobi-1.jpg 1280w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/sosyal-medya-araclari-moblobi-1-600x338.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/sosyal-medya-araclari-moblobi-1-300x169.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/sosyal-medya-araclari-moblobi-1-768x432.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/01/sosyal-medya-araclari-moblobi-1-1024x576.jpg 1024w" sizes="(max-width: 474px) 100vw, 474px" /></p>
<p dir="ltr">Sosyal medya ve çeşitli yayın vasıtalarıyla insanlarla münasebet kuranların kimi sırf dikkat çekebilmek veya meşhur olabilmek amacıyla çıkıyorlar yola. İlmin, irfanın, maneviyatın, kabiliyetin, zekânın, sanatın ve hepsinden önemlisi vakarın ve oturaklılığın para etmediği toplumumuzda adının duyulabilmesi için de ne kadar süflî iş varsa teşebbüs etmek zorunda kalıyor. Yaşını başını almış hatta belki çoluk çocuk sahibi olmuş insanların sırf izlenebilmek için girdiği bin bir kılığı görüp de saç baş yolmamak ne mümkün?! Daha fazla tıklanabilmek için nerede dine, akla, mantığa, medeniyete aykırı bir şey varsa vasıta olarak kullanıp mürüvvetini haraç-mezat harcayanlarm bini bi’ para bugün. İslâm’ın terbiye etmediği, besmelesiz kitaplarla neşv u nema bulmuş bizim gibi bir nesilden başka bir şey de beklenemez doğrusu.</p>
<p dir="ltr">Şöhret peşine düşüp adını duyurabilmek için çeşitli vesilelerin peşine düşen zavallıların en kötüsü de dînî kisve ve konuları kullanarak bu yola girenlerdir. Herhangi bir icazet ve salahiyeti olmadığı halde insanlara sözde fayda sağlamak amacıyla ahkâm kesenler, hayatında bir kez bir metnin yüzünü bile görmemiş olmasına rağmen fıkıh uzmanı pozları verenler, dinin asla cevaz vermeyeceği türlü şaklabanlıklarla hocalık taslayanlar ve daha niceleri. Bütün bunların ardında yatan temel arıza ise kubbesinden habbesine kadar topyekün sistemin toplumumuzu bu işlere adeta yönlendirmesidir. İnsanlarımız televizyonlarda izletilen diziler, okullarda verilen dersler, billboardlara asılan görseller ve daha birçok vasıtalarla kendilerine dünya ve ahirette fayda sağlayacak şeylere yönlendirilseler inanın durum çok değişecektir. Toplumda faydalı şeyler bizatihi devlet eliyle geçerli akçe kılınmadığı sürece başıboş bırakılmış cemiyetimiz Şeytan’ın ağına takılıp işte böyle maskaralıklar sergileyecektir.</p>
<p dir="ltr">İslâm terbiyesinde ise bunun tam aksine teşvik vardır. Çünkü insanın tabilerinin ve methedenlerinin çoğalması nefs-i emmâresinin güçlenmesi demektir. Bu sebeple Aleyhissalatü vesselam Efendimiz: “Kişinin tabileri çoğaldıkça mutlaka şeytanları çoğalır”205 buyurur. Mevlânâ Halid, Bağdat’taki halifelerine yazdığı mektupta bu hadisi aktararak “Biliniz ki sizin bana en sevimli olanınız tabileri bakımından en az olan, hadis ve fıkıh ile en fazla meşgul olanınızdır” demektedir.206 Bu da genel anlamda İslâmiyet’in ve özelde de tasavvuf ve tarikatın adam toplama, tabileri fazlalaştırma yolu olmadığını göstermektedir.</p>
<p dir="ltr">Kendilerini örnek almakla mükellef kılındığımız sahâbe de bu hususta çok titiz bir tavır ortaya koymuştur. Dârimî’nin mukaddimesinde çok güzel örneklere yer verilmiş bu mevzuda. Bir iki kişiye hadis aktarırken üçüncü kişi gediğinde kalkıp orayı terk eden Haris b. Kayslar207, kendileriyle birlikte yürümek isteyen biri olduğunda dönüp “bir ihtiyacın var mı” diye soran eğer varsa ihtiyacım gören, yoksa ona “bu yaptığın takip eden için bir zül, takip edilen için bir fitnedir diyen Hz. Ömer’ler208 ve Said b. Cübeyr’ler,209 maiyetindeki ashabına “sizin şerrinizden Allah’a (c.c) sığınırım” diyen Rebî’ler,210 etrafına toplanlar insanlara niçin hiçbir şey söylemediği sorulduğunda “Onlara amel etmediğim bir şeyi söylemekten korkuyorum” diyen Habbab b. Eret’ler,211 ardından yürüyen kişilere dönüp “evimin kapısını kapattığımda nasıl bir halde olduğumu bilseniz sizden kimse peşimden gelmezdi” diyerek tevazu eden Abdullah b. Mes‘ud’lar212 ve niceleri. ..</p>
<p dir="ltr">Birkaç kişiye adını duyurabilmek için olmadık çabalar sergileyen bizler ile onların dünyası aynı mı sizce? Yaptıklarına şeytan ve nefsi ortak yapmamak için o yola giden bütün kapıları kapayan onlarla, hayır namına yaptığı şeylere riya virüsünü bulaştırmak için tüm yolları açık tutan bizlerin imanı aynı mı sizce? Elbette değil. Her şeyin kalite kaybına maruz kaldığı zamanımızda yapabileceğimiz en büyük şey büyüklerimizi takipten ziyade taklit edebilmek Zira taklit, tahkikin kapısidir.</p>
<p>Ömer Faruk Korkmaz &#8211; Tefekkürden Teyakkuza,syf.223-226</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p dir="ltr">205 Ebü Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, [[I/274, Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, No: 14886</p>
<p dir="ltr">206.&#8221;Muhammed Said Sahibzâde, Buğyetu’l-Vâcid fî Mektubat-ı Mevlana Halid,12. Mektub</p>
<p dir="ltr">207.Dârimî, Sünen, “Mukaddime”, No: 538 .</p>
<p dir="ltr">208.Darimi,Sünen“Mukaddime”, No: 540 .</p>
<p dir="ltr">209.Darimi,Sünen“Mukaddime”, No:544</p>
<p dir="ltr">210.Darimi,Sünen“Mukaddime”, No: 546 &#8216;</p>
<p dir="ltr">211.Darimi,Sünen“Mukaddime”, No:547 ,</p>
<p dir="ltr">212.Darimi,Sünen“Mukaddime”, No:549</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/cagimizda-bir-hastalik-takipcileri-artirma-cabasi/">Çağımızda Bir Hastalık: Takipçileri Artırma Çabası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/cagimizda-bir-hastalik-takipcileri-artirma-cabasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Yerliler, Dijital Göçmenler</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/dijital-yerliler-dijital-gocmenler/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/dijital-yerliler-dijital-gocmenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2020 15:15:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hece Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Yerliler]]></category>
		<category><![CDATA[Hipergerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24022</guid>

					<description><![CDATA[<p>Salih Cenap Baydar &#160; 1999 yılında, yeni bir asrın eşiğinde, Matrix filmi vizyona girmiş ve gün­demimizi haylice meşgul etmişti. Kimine göre vurdulu kırdılı Hollywood filmlerinin etkileyici bir örneği, kimine göre subliminal gnostik/mesiyanik mesajlar içeren tehlikeli bir eser, kimine göre içinde tasavvufi mesajlar bulu­nabilecek ilginç bir sinema filmiydi Matrix. Üzerinde çok şey yazılıp çizildi ama Matrix&#8217;in [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dijital-yerliler-dijital-gocmenler/">Dijital Yerliler, Dijital Göçmenler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24040 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Dijital-ekosistemler-ve-veri-platformlari-300x183.jpg" alt="" width="380" height="232" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Dijital-ekosistemler-ve-veri-platformlari-300x183.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Dijital-ekosistemler-ve-veri-platformlari-600x365.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Dijital-ekosistemler-ve-veri-platformlari-768x467.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/03/Dijital-ekosistemler-ve-veri-platformlari.jpg 835w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p>
<p>Salih Cenap Baydar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1999 yılında, yeni bir asrın eşiğinde, <em>Matrix</em> filmi vizyona girmiş ve gün­demimizi haylice meşgul etmişti. Kimine göre vurdulu kırdılı Hollywood filmlerinin etkileyici bir örneği, kimine göre subliminal gnostik/mesiyanik mesajlar içeren tehlikeli bir eser, kimine göre içinde tasavvufi mesajlar bulu­nabilecek ilginç bir sinema filmiydi <em>Matrix.</em> Üzerinde çok şey yazılıp çizildi ama Matrix&#8217;in birkaç yıl sonra hepimizi içine alacak &#8220;sosyal medya&#8221; ile ilgili müthiş bir kehanet olduğunu kimsecikler tahmin edemedi.</p>
<p>Bütün şöhretine rağmen filmi seyretmemiş olanlar için özetleyelim. Kahramanımız Thomas Anderson huzursuz bir &#8220;hacker&#8221;, yani -bu kelimeye o günlerde bulunan karşılıkla ifade edersek- bilgisayar korsanıdır. Kendisine ulaşan kanun dışı bir grubun yöneticisi olan Morpheus ona &#8220;gerçek&#8221; bir hayat sürmediğini, bütün yaşadıklarının sadece zihninde tetiklenen elektriksel etki­leşimlerden ibaret olduğunu, gerçekte bir küvette bir tür koma hâlinde yatar­ken makinelere ihtiyaç duydukları enerjiyi sağlayan bir tür &#8220;pil&#8221; olarak kul­lanıldığını anlatır ve gösterir. Bunun üzerine Morpheus&#8217;un ekibine katılmaya karar veren kahramanımızın yeni hedefi, kendisi gibi farkında olmadan köle­leştirilen, sömürülen ve anbean takip edilen insanları kurtarmak hâline gelir.</p>
<p>Bugün birçok insan için hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelen Facebook bu filmden sadece beş sene sonra 2004&#8217;te kuruldu. 2006&#8217;da genel kullanıma açıl­dı. Facebook, filmde tasvir edilen &#8220;Matrix&#8221; ile müthiş benzerlikler taşıyordu.</p>
<p>Daha önce de birtakım sosyal medya mecraları vardı ama bu yeni &#8220;toprakların&#8221; geniş kitlelerce asıl keşfi Facebook ile oldu denilebilir. Yeni teknolojilere adapte olmakta zorluk çekmeyen gençler hızla bu yeni mec­rada yerlerini almaya başladılar. Arkadaşlıklar, şakalaşmalar, aşklar, fikir kavgaları hatta &#8220;dürtmeler&#8221; olanca hızıyla gerçek dünyadan sanal dünyalara taşınmaya başlandı. Onları önce mütereddit orta yaşlılar, sonra torunlarının yardımıyla meraklı ihtiyarlarlar takip etti.</p>
<p>İnsanlar hayatlarını -hem de gönüllü olarak- yavaş yavaş Facebook Matrix&#8217;ine taşıyorlardı.</p>
<p>Gerçekten sanala, şimdiye kadar benzeri görülmemiş çapta ve hızda bir göç hareketi başlamıştı. Sanal dünyanın cansız silisyum damarları &#8220;sosyal­leşme&#8221; aşısıyla canlanıyordu. Bu yeni dünyanın bu zamana kadar göç edilen topraklardan farkı, kâşiflerinin değil ama mucitlerinin olmasıydı. Bir avuç muddin yanı sıra ilk &#8220;yerleşimciler&#8221;, bir müddet sonra &#8220;yerli&#8221; muamelesi görmeye başlayacaklardı.</p>
<p>Westem filmlerinde resmedilen kanunsuz &#8220;vahşi batıdan&#8221; çok daha vahşi&#8221;, çok daha &#8220;kuralsız&#8221;, çok daha &#8220;acımasız&#8221; bir mecraydı bu yeni mecra. İnsanların artlarında bıraktıktan gerçekliğin hemen hiçbir kuralı bu âlemde geçerli değildi. Bu yeni &#8220;topraklarda&#8221; temel adab-ı muaşeret kuralla­rına uymak şöyle dursun, çocuk pornosundan, kiralık katil tutmaya, bomba imalatından uyuşturucu satışına kadar her şey yapılabiliyordu.</p>
<p><em>Matrix</em> filminin yapımcıları olan Wachowski Biraderlerin &#8220;Ajan Smith&#8221; ismiyle müşahhas hâle getirdikleri karakterle de hiç geç olmadan tanıştık. Onlar da işin devlet ve güvenlik tarafında duruyorlar, gizliden gizliye sanal dünyanın tüm sakinlerini izliyorlar, bu zamana kadar en kudretli krallara, tiranlara, diktatörlere bile nasip olmamış bir gücü avuçlarında tutuyorlardı.</p>
<p>Filmdeki esas unsur olan, insanların içinde uyutulduktan sanal mec­rada sömürülmelerinin de sosyal medya zeminindeki karşılığı aşikârdı: sosyal medya siteleri bizlerden para istemiyor olduktan hâlde dünyanın en büyük kârlarını elde ediyorlardı. Sanal çağın, dijital düzenin &#8220;aforizması&#8221; ortaya çıkmıştı:</p>
<p>&#8220;Eğer ürün için bir ödeme yapmıyorsan, o zaman üzerinden kâr edilen ürün bizzat serisin demektir.&#8221;</p>
<p>* * *</p>
<p>Facebook bizim Matrix&#8217;imiz. Öylesine renkli, canlı, hareketli bir sanal gerçeklik ki bu, ondan mahrum geçirdiğimiz saatlerde kendimizi -bu filme de ilham veren- Jean Baudrillard&#8217;ın deyimiyle &#8220;gerçekliğin çölünde&#8221; hissediyo­ruz.</p>
<p>Gelişen teknolojinin insanların ceplerine yerleştirdiği, bir zamanların casusluk filmlerinde bile fantezi sayılan dijital kameralar, dünyamızda yaşa­nan kanlı savaşların en acı enstantanelerini sosyal medya vasıtasıyla evleri­mizin içine kadar taşıyor. Şiddetin pornografisi en muhafazakâr hayattan bile ucundan köşesinden işgal etmeye başlıyor. Yanmış bedenler, kopmuş vücut parçaları, hatta kafa kesme videoları, zihnimizle &#8220;sörf yaparken&#8221; sağı­mızda solumuzda &#8220;görüverdiğimiz&#8221; alelâde manzaralara dönüşüyor.</p>
<p>Normal hayatta asta sosyalleşemeyeceğimiz, fiziken bir arada bulunma­yacağımız gerçek insanların sanal âlemdeki versiyonlarıyla zihnen bir araya gelip, kâh dost kâh düşman oluyoruz.</p>
<p>İsimlerimizin başına T.C. yazarak, siyasilerin birbirleriyle çelişen sözle­rini yan yana koyup yayımlayarak, ya da profil resmimizi değiştirerek büyük bir siyasi mücadelenin bayraktarlığını yaptığımıza inandırıyoruz kendimizi.</p>
<p>Meşhur bir simanın yanma yazılmış uydurma laflan beğenip paylaşa­rak kültüre/irfana kendi &#8220;naçizane&#8221; katkımızı yaptığımızı, sanal dünyadaki arkadaşlarımıza derin mesajlar verdiğimizi düşünüp mutlu oluyoruz.</p>
<p>Tamamen uydurma bir metni kopyalayıp çoğaltarak hukuki bir görevi yerine getirdiğimize, sırf bunu yaptığımız için &#8220;sanal topraklarda&#8221; yaptıkla­rımızdan gerçek hayatta kanunen sorumlu tutulmayacağımıza inanıyoruz.</p>
<p>Bir tekerlekli sandalye yahut ameliyat masasında yatan bir çocuk res­minin yanma yazılmış sözlerin doğruluğuna hiç şüphesiz inanıp o mesajı paylaşarak bir çocuğa tekerlekli sandalye kazandırdığımızı sanıyoruz.</p>
<p>&#8220;Peygamber efendimizin ayak izini kaç kişi beğenir&#8221; ya da &#8220;kahraman komandomuzun resmini paylaş, hainler çatlasın&#8221; türünden kâh aptalca, kâh art niyetli provokasyonların gönüllü yayıcıları oluyoruz.</p>
<p>Suriye&#8217;de çekilmiş bir savaş fotoğrafını Şırnak&#8217;a aitmiş gibi, aslında hiç varolmamış, dijital olarak üretilmiş bir savaş aracı fotoğrafını ülkemizin ürettiği gizli bir silahmış gibi paylaşıyoruz. Jean Baudrillard&#8217;ın &#8220;bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin, modeller aracılığıyla türetilmesi&#8221; şeklinde tanımladığı tam da bu.</p>
<p>Ve biz sosyal medya sakinleri olarak -tıpkı Matrix sakinleri gibi- bir hipergerçeklikte yaşıyoruz.</p>
<p>* * *</p>
<p>Sanal dünya her geçen gün genişliyor ve gerçek dünyadan mütema­diyen göç alıyor. Gerçek dünyadan neredeyse tamamen elini ayağını çekip sosyal medyada yaşamaya başlayan insan sayısı azımsanamayacak kadar artmış vaziyette. Sosyal medya denilen yeni mecraya neredeyse o mecrayı icat edenlerle eş zamanlı olarak taşındık denilebilir. 2015 yılında ülkemiz nüfusunun neredeyse yarısının Facebook kullanıcısı olduğu açıklandı. Daha 2011 yılında Twitter&#8217;da en çok kullanıcısı olan beşinci ülke olmuştuk bile.</p>
<p>Bu yeni mecraların, bu acayip sanal toprakların yeni bir dili, yeni kural­ları, yeni problemleri var. Asırlardır süren inkırazın çocukları olarak nasıl sanayi devriminin getirdiği yeniliklere intibak sıkıntısı yaşadıysak, dijital devrim karşısında da elimiz ayağımız birbirine dolaşıyor.</p>
<p>Yaşadığımız süreç pasif ama yoğun bir maruz kalma şeklinde tezahür ediyor. Üretemediğimiz, doğru düzgün katkı sağlayamadığımız ama öte yandan uzak da kalamadığımız teknolojiye çoğunlukla sadece &#8220;maruz&#8221; kalıyoruz. Böyle olunca da, tam kavrayamadığımız, elimize bir haritasını geçiremediğimiz dijital sularda avare avare dolaşmaktan, itilip kakılmaktan kurtulamıyoruz. Bunun yanında kuralları henüz teşekkül eden sanal dün­yada &#8220;haydutluk&#8221; yapmaktan da geri duramıyoruz. Sosyal medya uzmanı denildiğinde Facebook için sahte &#8220;like&#8221;, Twitter için sahte &#8220;bot&#8221; hesapları satan kimselerin akla geldiği başka ülke var mıdır bilmiyorum.</p>
<p>Sosyal medyayı çok hızlı haber alınacak, tepki geliştirilecek yahut geniş kitlelerin yönelişlerini anlamak üzere analiz edilecek yeni bir sanal hayat sahası gibi değil, manipüle edilecek, karıştırılacak, istismar edilecek bir mecra gibi anlıyoruz.</p>
<p>Teknoloji üreticilerinin sosyal medyada üretilen devasa veriyi analiz edebilmek için boğuştukları &#8220;big data&#8221; konseptiyle henüz dedikodu seviye­sinde alâkadar oluyoruz.</p>
<p>Yeni semai topraklara diğer ülkelerin insanları gibi yerleşemiyoruz. Sanal dünyanın illegal, işsiz, niteliksiz ve yaramaz göçmenleriyiz sanki. Hâlbuki bu yeni dünyada şerefimizle, haysiyetimizle, özgül ağırlığımızla var olmak gibi bir derdimiz olmalıydı.</p>
<p>Zararın neresinden dönülse kârdır diyerek derhâl işe koyulmamız gerekiyor. Bu âlemde &#8220;zaman&#8221;, bildiğimiz tüm konvansiyonel topraklarda- kinden daha hızlı sıkıyor. Sanal âlemde hukukumuzu oluşturmak ve işlet­mek atılacak adımlardan ilki sayılmak. Tüketici pozisyonundan kendimizi çıkartamadığımız müddetçe bu &#8220;Matrix&#8217;e&#8221; enerji sağlayan bir bataryadan öte fonksiyonumuz olamayacağı ortada. Bu şekilde &#8220;büyük biraderin&#8221; taras- suttundan azade olamayacağımız da aşikâr. Bu noktadan hareketle kendi &#8220;<u>millî</u>&#8221; alternatif sosyal medyalarımızı oluşturmak için stratejiler üretmek mecburiyetindeyiz.</p>
<p>Dijital dünyada iletişim etiğimizi oluşturmak hatta bu konunun dinî vechesini dahî ihmal etmemek de diğer mühim bir husus. Belki de daha hiç gecikmeden bir &#8220;internet ilmihali&#8221; üretmemiz lazım. Fertlerin ahlaki terbiyesi için sanal irfan merkezleri, &#8220;dijital seyr-i sülûklar&#8221; tasarlamamız lazım. Sahih kaynaklara -ikinci üçüncü elden değil- doğrudan erişim imkânı ile mücehhez, yeni toprakların dilinden ve usullerinden haberdar &#8220;internet vaizleri&#8221; yetiştirmemiz lazım.</p>
<p>Sanal topraklar zihinlerin birbiriyle doğrudan etkileşime geçtiği bir zemin. O yüzden toplumların asırlara yayılan zihinsel ve duygusal değişimleri artık çok daha kısa süreler içerisinde yaşanabilir hâle geliyor. Tarihin görme­diği hızda dönüşümlere kapı açan bu vaziyet aynı anda hem büyük bir tehdit oluşturuyor hem müthiş bir fırsat sunuyor. Eğer bu fırsatı kullanabilirsek belki kaçırdığımızı sandığımız trenleri yeniden yakalama imkânını bulabiliriz.</p>
<p>Atalar &#8220;insan düştüğü yerden ayağa kalkar&#8221; demişler ama idrak ettiğimiz bu &#8220;acayip zamanlarda&#8221; belki işler biraz değişmiş olabilir. Belki gerçek hayatta düştüğümüz yerden bu sefer sanal topraklarda ayağa kalkabiliriz. Kim bilir!</p>
<p>Hece Dergisi &#8211; Dijital Kültür Özel Sayısı,syf.127-131</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/dijital-yerliler-dijital-gocmenler/">Dijital Yerliler, Dijital Göçmenler</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/dijital-yerliler-dijital-gocmenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknolojik Determinizm ve Toplumsal Değişim</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/teknolojik-determinizm-ve-toplumsal-degisim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/teknolojik-determinizm-ve-toplumsal-degisim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2020 15:12:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hece Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital/Sanal Toplumsallıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mahremiyet Algısı]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal ve Klasik Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojik Determinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turgay Yerlikaya[*] İfşa edilme korkusu fark edilme hazzı tarafından bastırılıyor. Zygmunt Bauman, Akışkan Gözetim Giriş Teknolojinin tarihsel değişmenin ana unsuru olduğuna yönelik tezlerin teknolojik determinizm savunusu olduğu bilinmektedir. Bu görüşe göre teknoloji sosyo-kültürel ve sosyo-politik alanda en önemli belirleyicidir. Tekniğin imkânlarından hareketle ve kapitalizmin teknikle işbirliği sonu­cunda ortaya çıkan bağlam, teknolojinin asli belirleyici olma pozisyonunu [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/teknolojik-determinizm-ve-toplumsal-degisim/">Teknolojik Determinizm ve Toplumsal Değişim</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-23278 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-300x200.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-600x400.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-360x240.jpg 360w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-277x184.jpg 277w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-296x197.jpg 296w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-613x408.jpg 613w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-570x380.jpg 570w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-270x180.jpg 270w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-585x390.jpg 585w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-370x247.jpg 370w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-236x157.jpg 236w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-750x500.jpg 750w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-365x245.jpg 365w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji-768x512.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/10/Gencpa-iFocus-Teknoloji.jpg 900w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Turgay Yerlikaya<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[*]</a></p>
<p><em>İfşa edilme korkusu fark edilme hazzı tarafından bastırılıyor.</em></p>
<p>Zygmunt Bauman, Akışkan Gözetim</p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Teknolojinin tarihsel değişmenin ana unsuru olduğuna yönelik tezlerin teknolojik determinizm savunusu olduğu bilinmektedir. Bu görüşe göre teknoloji sosyo-kültürel ve sosyo-politik alanda en önemli belirleyicidir. Tekniğin imkânlarından hareketle ve kapitalizmin teknikle işbirliği sonu­cunda ortaya çıkan bağlam, teknolojinin asli belirleyici olma pozisyonunu da tahkim eder bir niteliğe sahiptir. Kapitalizmin tüketim teşvikiyle ayakta kal­dığını düşündüğümüzde, her yeni teknik gelişmenin bir alıcısı olduğu ger­çeği ile karşılaşmış oluruz. Tekniğin hayatımızı belirliyor olması bu yönüyle ekonomi-politik bir mahiyete de sahiptir. Teknikle girilen ilişkinin ortaya çıkarttığı değişim, toplumsal alanın hemen her alanında önemli dönüşümler yaratmıştır. Modem teknikte hâkim olan, varlıklara sahip olma ve onlan her an el altında tutarak<sup>1</sup> biçimlendirme düşüncesi, modem insanın eşya ve dola­yısıyla insanla da kurduğu ilişkinin mahiyetinde köklü yarılmalara neden olmuştur. Bu çalışmada teknolojik determinizm kavramından hareketle toplumsal değişim konusunun muhtelif boyutları ele alınacaktır. İlk olarak teknolojik determinizm kavramının işaret ettiği teorik çerçeve ele alınacak ve teknolojinin yarattığı değişimlere ilişkin bir çerçeve çizilecektir. Ardından teknolojinin gelişimi ile ortaya çıkan yeni toplumsallıklar değerlendirilecek ve toplumsal hareketlerin sosyal medyayla teması sonucu oluşan kamu­sal alan tartışmaları ele alınacaktır. Son olarak teknik gelişmelerin en yeni yapılanışları olan yeni medya alanlarının etkisiyle ortaya çıkan sanal cemaat (virtual community) olgusunun klasik cemaat örgütlenmesi ile farklılıkları değerlendirilecektir. Teknik gelişmeler sonucu ortaya çıkan sanal ağların mahremiyet algısında ne gibi değişiklikler yarattığı konusu ise çalışmanın son tematiği olacaktır.</p>
<p><strong>Teknolojik Determinizm</strong></p>
<p>Teknolojik deterministler/determinizm yanlıları tarihin itici gücü olarak teknolojik araçları görmektedir. Söz konusu teorisyenler<sup>2</sup> her yeni teknik ara­cın yeni bir değerler sistemine işaret ettiğini ve bu aracın toplumun şekillen­mesinde çok büyük öneme sahip olduğu düşüncesindedirler. Nasıl ki Kari Marx<sup>3</sup> tarihin itici gücünü tarihsel materyalizm kavrammda kuramsallaştır-dığı ekonomik unsurla açıklıyorsa teknolojik deterministler de bu itici gücün teknolojik araçlar olduğunu savunmaktadırlar. Özellikle 9O&#8217;lı yıllardan sonra ortaya çıkan internet tabanlı araçlar farklı formları ortaya çıkartmış ve yaşamlarım ciddi anlamda etkilemiştir. Nitekim teknolojik deterministlerin savunduğu gibi tüm bu araçlar toplumları farklı noktalara sürüklemekte, kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz etkilerle o toplumlara şekil vermektedir. Örneğin McLuhan <em>Gutenberg Galaksisi<sup>4</sup></em> adlı eserinde matbaanın ortaya çıkmasını bu bağlamdan hareketle değerlendirmiştir. Ona göre mat­baa işitsel uzamdan görsel uzama geçişi ifade ediyordu ve bu hiç de olumla- nacak bir olgu değildi. Benzer bir biçimde düşünen bir başka yazar da Walter J. Ong&#8217;dur. Ong, insan bilincini değiştiren en tekil buluşun yazı olduğu kana­atindedir.<sup>5</sup> Ong&#8217;a göre sözlü kültür birleştirirken Gutenberg&#8217;in ürünü olan yazı ayrıştırır, yani toplumu parçalar. Teolojik bir formasyona sahip olan Ong dinî saikler sebebiyle de bu durumun birçok olumsuz sonuç doğurdu­ğunu ifade etmiştir.</p>
<p>Teknolojik araçların dönüştürücü gücüne mutlak surette vurgu yapan Neil Postman ise günümüz sosyolojisinden hareketle geleceğe ilişkin distopik bir perspektif ortaya koymuş ve teknolojinin yarattığı olum­suzlukları çalışmalarının temel sorunsalı hâline getirmiştir. Farklı duyarlılık­lar ekseninde hareket eden Postman radikal bir teknoloji karşıtı olmasa da teknolojinin oluşturduğu yeni düzeni birçok yönden eleştirmiş, günümüz toplumunu &#8220;teknopoli&#8221; yani teknolojinin hiçbir engel tanımaksızın tanrılaş­ması<sup>6</sup> olarak tasvir etmiştir. Televizyonun da benzer bir işleve sahip olduğu­nu düşünen Postman, televizyonun hayatımızın en önemli cazibe merkezi hâline geldiğini ve insanların en temel odak noktası olduğunu dile getirmiş­tir. Bahse konu aracın şiddetin meşrulaştırıldığı, mahremiyetin dönüştürül­düğü bir mecra hâline geldiği iddiası, tüketim olgusunun arzulanır kılındığı ve televizyon üzerinden talep yaratıldığı gerçeğine bakıldığında, söz konusu eleştirilerin gerçeklik ile ilişkisi de açıkça görülecektir. Postman&#8217;a göre tüm bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolu kültüre, tarihe ve değerlere önem vermekten geçmektedir. Teolojik ve metafizik toplumlarda bu tür olumsuz etkilerin söz konusu olmayacağını ifade eden Postman aslında çözüme dair reçetenin de ipuçlarını sunmuştur.<sup>7</sup> Postman her ne kadar Amerika toplumu gibi bir toplumsal yapıdan hareketle analizlerini yapmış olsa da küreselleş, menin alabildiğine nüfuz ettiği farklı yaşamlar için de söz konusu durumlar mümkün hâle gelmiştir.</p>
<p>Aslında mesele teknolojinin olumlu ya da olumsuz bir nitelik arz etmesi değil, teknolojinin ne gibi niyetlerle ve nerelerde kullanıldığı, daha açık bir ifa­deyle bireyin ya da onu kullanan toplumsal grubun hangi gerekçelerle kullan­dığıdır. Erol Güngör&#8217;ün ifadesiyle teknoloji tek başına değerli ya da değersiz bir olgu değildir, onu değerli ya da değersiz kılan insan edimidir.<sup>8</sup> Başlangıç ve günümüzde izlediği seyrinin birbiriyle tenakuz içerisinde olmasını bir kenara bırakırsak, (Arap Bahan örneğinde görüldüğü üzere) teknolojinin top­lumsal hareketlerde bir katalizör rolü üstlendiği görülecektir. Nobel ödüllü Yemenli yazar Tevekkül Karman, Yemen&#8217;de internetin sağladığı imkânlardan yoksun olmalarına rağmen SMS&#8217;ler aracılığıyla örgütlendiklerini söylemiş ve, medya araçlarının örgütlenme üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapmıştır.</p>
<p>Çalışmanın tali gündemini teşkil eden söz konusu pozitif teknolojik deter­minizm teorisi, tekniğin daimî surette olumsuzlanacak bir y anının olmadığı ve teknolojinin pek tabiî istendiğinde çok büyük katkılara araç olabilme imkânına sahip olduğuna işaret etmektedir. Günümüz teknolojik gelişmelerinin geldiği nokta, çok önemli değişiklikleri beraberinde getirmiş, âdeta yeni bir çağın baş­lamasına neden olmuştur. Tarihin teknolojik gelişme sürecine koşut biçimde yeni sıfatlarla tavsif edilmesi, teknolojik deterministlerin tarihsel aşamalan tekniğin dönüşümüyle birlikte anlamlandırmasını da ortaya çıkarmıştır. Bu düşünceye göre tarih, kullanılan teknolojiler doğrultusunda dilimlere, çağlara ayrılır (makine çağı, otomasyon çağı, uzay çağı, bilgisayar çağı vb.).<sup>9</sup> Günümüz toplumunu da bu doğrultuda yorumladığımızda içinde yaşadığımız dünyayı bu isimlerden birisiyle adlandırmak mümkün olabilmektedir. İçinde bulun­duğumuz dünyayı bu yönüyle en kapsamlı biçimde ifade edecek kavramlar &#8220;bilgi toplumu&#8221;, &#8220;enformasyon toplumu&#8221;, &#8220;internet çağı&#8221; gibi kavramlardır.</p>
<p>Kapitalizmin teknik ile işbirliği sonucunda ortaya çıkan ve yaşam biçim­lerimizi alabildiğince dönüştüren yeni teknolojik gelişmeler, olağanüstü bir devingenlikle hareket etmekte ve her geçen gün yeni bir form ile karşımıza çıkmaktadır. Yeni medya olarak adlandırılan Web 2.0 tabanlı internet tek­nolojileri de bu formların son ve en belirgin örnekleri olarak karşımızda durmaktadır. Fakat karşımızda duran hayati bir soru/n daha var: insanlar tekniğe dair olan şeylerle bir arayış içerisinde ve mutlu oluyorlar mı, yoksa teknik ve onun araçsal mahiyetine kapılıp kendi kimliklerinin ve hayatlarının ötesine mi düşüyorlar. McLuhan&#8217;ın öngördüğü küresel köy gerçekten birincil ilişkilerin icra edildiği Tönniesçi anlamda bir cemaatsel yapıya mı karşılık geliyor? Gerçekte bu sorulara verilen cevaplar bir hayli farklılık içermekte ve gelinen son noktaya temas etmenin sosyolojik niteliğine de ışık tutmaktadır.</p>
<p><strong>Dijital/Sanal Toplumsallıklar</strong></p>
<p>Konvansiyonel örgütlenme tarzlarının değişiminde medyanın önemli bir etkisi olmuş ve süreç içerisinde ortaya çıkan araçlar, sosyolojik yapıda da önemli değişimlere neden olmuştur. Örneğin matbaanın ortaya çıkmasıyla birlikte, kilisenin egemenliği sorgulanmış ve İncil&#8217;in ulusal dillere çevrilme­siyle birlikte bağımsız otorite alanları ortaya çıkmıştır. İncil&#8217;in yerel dillere çevrilmiş olması, bireylerin kiliseden bağımsız bir kutsal kitap yorumlaması imkânını da ortaya çıkartmıştır. <em>Gutenberg Galaksisi&#8217;</em>nde matbaanın yarattığı dönüşümü dinî kimliğinden bağımsız değerlendirmeyen McLuhan, matbaa­nın Katolik kilisesinin tesis ettiği cemaat yapısını derinden etkilediği ve ortaya çıkarttığı birey fikri ile de tabi olunan bir üst mekanizma etkisini ortadan kal­dırdığını söylemiştir.<sup>10</sup> Incil&#8217;in matbaa sayesinde yerel dillere çevrilme imkânı bulması ve bu durumunda bireysel yorumlamaların önünü açması, kolektivi- teden bağımsız bir epistemolojik alanın da varlığına imkân tanımıştır. Lineer tarih anlayışıyla konuya yaklaşanların teleolojik bir metodolojiyle vardıkları bireysellik-modemlik bağıntısı, McLuhan ve diğer bazı muhafazakârlar için negatif bir duruma karşılık gelmektedir. Bu yönüyle bakıldığında teknoloji toplumsal örgütlenme modelinde radikal bir değişim yaratmış ve örgütlenme biçimleri kolektiften bireye doğru evrilen bir seyir izlemiştir.</p>
<p>Globalleşmenin etkisiyle artan nüfus hareketlilikleri, bilginin yeni tek­nolojik araçlar vasıtasıyla küresel ölçekte yayılması, mekândan ve zamandan bağımsız bir iletişim biçimi gibi yeni durumları ortaya çıkartmıştır. Son dönemde artan dijital teknolojik gelişmeler, söz konusu durumun genişleye­rek devam etmesine neden olmuş ve yeni tartışma ve toplanma alanları ortaya çıkmıştır. İnternet teknolojisinin imkânlarıyla ortaya çıkan yeni medya türleri, bir yandan bireyselleşme eğilimini arttırmış diğer yandan da bireylerin dâhil olabilecekleri kamusallıklan mümkün kılmıştır. Bu yeni kamusallıklar saye­sinde birey bir yandan kendisi olarak gündelik hayata dahil olmakta diğer yandan da çevrimiçi mecralara ortak olabilmektedir. Yakın siyasi tarih içeri­sinde şekillenen Arap devrimleri, çevrimiçi kamusallıklar açısından önemli bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Siyasalın yeniden gündelik hayatin bir parçası olması sonucunda oluşan Arap devrimleri, internetin etkisiyle örgütlenen kitlelerin bir araya gelerek eleştirilerini dile getirmelerine olanak sağlamıştır.<sup>11</sup> Farklı fikir ve siyasi eğilimlerin, şikâyet odağı olan rejimleri eleştirmeleri bu kanallar aracılığıyla mümkün hâle gelmiştir. Arap devrim ve karşı devrimleri boyunca kamusal alan işlevi gören sosyal medya, toplumsal hareketlerin temel dinamiklerinden biri olmuş ve sosyo-politik tartışmaların yapılmasına imkân tanımıştır. Toplumsal hareketlerin doğasına ilişkin bir dönüşümü de temsil eden internet tabanlı yeni kamusal alanlar, siyaset fek sefesi içindeki kamusal alan tartışmalarına da yeni bir ivme kazandırmıştır,</p>
<p><strong>Sanal (Virtual) ve Klasik Cemaat</strong></p>
<p>Son dönemde sanal cemaat kavramına vurgu yapanlar, Web 2.0 tekno­lojisinin etkileşime imkân tanıdığı ve bireye içerik üreticiliği rolü sağladığını düşünmektedirler. Geleneksel medya ortamlarındaki sınırlı ve denetimli katılımın aksine dijital medya ortamlarında ortaya çıkan formlar, bireyle­rin kendilerini sınırsız bir biçimde ifade etmelerine de olanak tanımakta­dır. Bireylerin zaman zaman bir araya gelerek sanal mecralar üzerinden kolektif hareketlere dâhil olması, söz konusu alanların birer kamusal alan olduğu fikrine de kapı aralamıştır. Bu nedenle, dijital ortamlarda bir araya gelerek farklı ya da benzer düşünceler etrafında kümelenen topluluklar, &#8220;sanal cemaat&#8221; (virtual community) olarak tavsif edilmektedirler. Yeni bir tür kolektif kimliğin inşa edilme yerleri olarak işlevselleştirilen söz konusu alanlar, bir yönüyle klasik örgütlenme tarzı olan cemaat modeliyle benzer­lik gösterirken diğer bir yönüyle dâhil olunan alanın yapısal koşullanyla girilen ilişki sonucu, ciddi farklılıklar göstermektedirler. Bir yandan aşın bireyselleşmiş bir ortam görünümüne evrilen sanal kamusal alanlar diğer yandan farklı bireylerin kendilerini ortak bir platformda ifade edebilecekleri bir yapı şeklinde algılanmaktadır. Fakat dijital ortamlardaki eylem saikleri- nin belirsizliği, aktörler arası iletişimin gerçek mekânlardan bağımsızlığı ve ortak bir fikir etrafında eyleme geçme kapasitesinin sınırlı olması gibi yapısal problemler sanal alandaki kolektifleri klasik cemaat formundan uzaklaştır­maktadır.</p>
<p>Aynı zamanda üyeler arası etkileşimin ortak bir dil üzerinden yürümesi, belirli kural ve sabitelerin var olması, ortak bir kimlik ve dilin hâkim olması gibi özellikler, geleneksel cemaatleri sanal cemaatlerden fark­lılaştıran diğer önemli unsurlardır.<sup>12</sup> Nitekim geleneksel ilişkilere referansla anlam kazanan ve benliğin kolektif kimlik üzerinden tanımlandığı klasik cemaat algısı (Gemeinschaft) ötekinin bene öncelendiği, resmiyetten ziyade birincil ilişkilerin egemen olduğu bir habitusa karşılık gelirken, sosyal med­yadaki devingenlik durumu ve ilişkilerin mesafe üzerinden gerçekleşiyor oluşu &#8220;sahiciliğe&#8221; ve ötekine gölge düşürür niteliktedir. Bu yönüyle modern teknolojiler geleneksel anlamdaki zaman-mekân algısını ortadan kaldırsa da internet tabanlı platformların kullanıcıları arasmda daima bir mesafe üretir. Sosyal medyanın yapay bir zemin üzerinden ilerleyen akışkan ilişkilerle kaim olması durumu, söz konusu ilişkileri tayin eden belirli parametrelerin inşa edilmesini de imkân dışı bırakmaktadır. Sosyal medya mecralarının konjonktürün de dayattığı hız unsuruyla mütemadiyen bir değişim içer­meleri, geleneksel dünya için önemli olan sabite unsuru da ortadan kaldır­maktadır. Sabitelerin olmadığı ve akışkanlığın temel gösterge olduğu sanal ortamlar, birçok problem alanı da ortaya çıkartmaktadır. Bahse konu durum toplumsal gerçekliğin bütününe nüfuz edebilmeyi imkânsız kıldığı gibi top­lumsal gerçekliğin ancak fragmanlar düzeyinde kavranabilmesi sonucunu da doğurmaktadır.</p>
<p>İnternetin etkisiyle ortaya çıkan yeni medya türleri, denetimden uzak bir alan olması sebebiyle geleneksel yapılardan oldukça farklıdırlar. Sınanma ve sorumluluk duygusunun ortadan kalktığı, normsuzluğun hâkim olduğu, güvenlikten ziyade özgürlüğün/eğlenmenin (görece özgürlüğün) baskın olduğu bir sanal âlem klasik cemaat formatmdan birçok yönü itibariyle oldukça farklıdır. Geleneksel cemaatlerin mensuplarıyla iletişimi/ilişkisi gündelik işlerden ve zor zamanlardaki dayanışmanın hayatiyetinden geçer­ken, sosyal medyadaki kalabalıklar bu hayatiyeti ancak ve ancak &#8220;hissetmiş gibi&#8221; görünebilirler (kavramak mümkün olmaz). Sanal mecraların toplumsal hareketlerde bir cemaat oluşturması ve kitleleri eyleme sevk etmesi, görü­nürde sosyal dayanışmanın bir sonucu gibi gözükse de bu durum gerçekte bir yokluğa da yol açabilmektedir. Kitlelerin mobilize olduğu ve toplumsal hareketlerde bireyin bu kitle içerisinde pasifize edildiği de göz önünde bulun­durulduğunda, aslında sanal cemaatlerin birlikten ziyade hiçliğe tekabül ettiği de görülmektedir. Bu durumda birey, tıpkı kitlesel hareketlerde olduğu gibi akletme yetisinden uzak bir şekilde o kitlenin insiyakına ortak olmakta ve hareketin niteliğini sorgulamaksızın kolektif eyleme dâhil olabilmektedir.<sup>13</sup></p>
<p>Sanal cemaatler bu anlamda şeffaf görünümlerinin ardında yüzeysel ve sık dokulu bir mekanizma örneği göstermekte ve farklılıkları minimize edici bir işlev görmektedirler. Klasik cemaatlerin dışa kapalı yapısı ve farklılıklara tahammül derecesinin düşüklüğü, sanal mecralarda daha somut görülebil­mekte ve radikal eğilimler kendilerine daha fazla temsil alanları bulabilmek­tedirler. Sorumluluk ve yaptırım duygusunun etkin olamadığı söz konusu ortamlar, her türlü radikal eğilimin potansiyel tezahür alanları olmaktadır­lar. Bu yönüyle bakıldığında sanal cemaatler Richard Sennett&#8217;in ifadesiyle birer &#8220;Destructive Gemeinschaft, (yıkıcı cemaat) örneği göstermektedirler.<sup>14 </sup>Bu nedenle, bir tür kamusal alan işlevi gördüğü varsayılan sanal ortamların, farklılıkların herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın kendilerini ifade edebildikleri, eşit ve demokratik türde bir kamusal müzakereye olanak sağladıkları ve nihayette ortak fikirle eyleme geçtikleri bir alan olabilmeleri ancak ve ancak idealize edilmiş bir ütopya olarak tartışılabilir.<sup>15</sup></p>
<p><strong>Mahremiyet Algısı</strong></p>
<p>Yeni medya ortamlarının toplumsal değişim açısından önemli bir diğer sonucu da mahremiyet algısında yaşanan değişimdir. İnsanların kendi özeli dışındakini kendisiyle belirli bir mesafede ilişkiye sevk etmesi ve eylemle­rini o mesafe üzerinden inşa ettiği bir sosyal düzenin dinî terminolojinin ifadesiyle mahremiyet olgusunun dijital dünyadaki konumu nedir? Modem ya da postmodem hayat düzeni içerisinde mahremiyetin dönüşümü nasıl gerçekleşmektedir? Hiç kuşku yok ki gelenek içerisinde anlam kazanan ve bugün farklı bir duruma tekabül eden mahremiyet konusu, gündelik hayatın sosyolojisi çerçevesinde önemli değişimler geçirmiştir. Eylem saiklerini dine referansla tanımlayanların ve dahi sekülerlerin sanal mecra kapsamı içerisin­de nasıl bir mahremiyet algısı vardır? Başkası ile olanla ilişkimizin seviyesini belirleyen ve o ilişkideki sınırlan tesis eden bir çerçeve üreten mahremiyet mekanizmasının bugün çoğu açıdan etkisini yitirdiğini söylemek gerekmek­tedir. Bugünün toplumu bir yönüyle gözetim toplumu ise diğer bir yönüyle de &#8220;gösteri toplumu&#8221; dur. Insanlann teşhir için yarışta olduklan bir dönemde klasik gözetlenme mekanizmalarına olan itiraz yerini talep edilme arzusuna bırakmaktadır. Geleneksel dönemde gözlenmekten rahatsız olanlar günümüz toplumunda görünmek amacıyla gözetim mekanizmasını cezbedid bir unsur olarak kabul etmektedirler. <em>Truman</em> S/ıow/daki yahut <em>Black Mirror&#8217;da\â</em> (White Bear bölümü) cebri ve seyirlik gözetlenme mekanizmalarının yerini isteğe bağlı biri bizi gözetliyor ve Survivor türü seyirlik gösteri programlara bırakması üze­rine düşünülmesi gereken ve mahremiyetin dönüşümü hakkında da önemli ipuçları veren örneklerdir. Bauman&#8217;ın gözetlenme arzusunun dışlanmayı önle­yecek bir işleve sahip olduğunu söylemesi bu noktadan bakıldığında daha da anlaşılır hâle gelmektedir.<sup>16</sup></p>
<p>Insanların yaşam dünyalarını iradi olarak seyirlik bir malzemeye dönüş­türmesi teknik ürünlerle girilen ilişkilerin yapısal sonuçlarıyla da yakından ilişkilidir. Nitekim bireylerin herhangi bir sınır tanımaksızın ya da yeni esnek sınırlar üreterek dâhil oldukları sanal mecralar bir süre sonra kendi yapısını dayatmakta ve o yapının birey üzerinde derin tesirler oluşturmasına yol açmaktadır. Çevrimiçi mecralarda aktif olarak yer alanların, profil resimleri, ilişki durumlarına dair beyanlan, aile ve arkadaşlarıyla çekildikleri fotoğraf­lar ve daha özel durumların, kamusallaştırılması amacıyla paylaşılması, söz konusu alanların yapısal tazyikiyle ilişkilendirilebilir. Günlük hayatta benli­ğin sunumu ve kabulüne ilişkin bu pratikler, bireyin gruptan dışlanmaması ve kabul görmesi için önem arz eden unsurlardır. Gündelik hayatın içerisine sirayet eden çevrimiçi kamusallıklar, gerçek hayatta da bahse konu yönleriyle önemli değişimlere neden olmaktadır, Teknik gelişmelerin insanın özünü yıprattığı<sup>17</sup>, teknoloji ve kapitalizm arasındaki yapısal işbirliğinin yaşam dün­yalarında radikal değişim ve dönüşümlere neden olduğu gibi sorunsallar, tek­nolojik deterministlerin perspektifinden bakıldığında daha anlaşılır olacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Teknolojinin toplumsal değişimin ana unsurlarından oluşu, teknikle kurulan ilişkinin mahiyetine yönelik teorilerin tartışılmasına imkân sağlamış­tır. Bu çalışma boyunca teknolojinin sosyal hayatın farklı alanlarında yarattığı değişim analiz edilmeye çalışılmıştır. Teknikle kurulan ilişki biçiminin yaşam dünyalarında yarattığı yansımaların konu edindiği bu yazı, teknolojik deter­minizmden hareketle sosyal değişmeyi sorunsallaştırmıştır. Yazı boyunca tekniğin toplumsal değişmedeki belirleyiciliği negatif teknolojik determinist­lerin teorilerinden hareketle değerlendirilmiş, değişen toplumsal dünyamızın farklı tematiklerini odak alınarak bu tematiklerin seyri üzerine analizler yapılmıştır.</p>
<p>Hece Dergisi &#8211; Dijital Kültür Özel Sayısı,syf.100-107</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.Martin Heidegger’in Bestalt (el altında tutmak) fiiliyle kastettiği eşyaya hâkim olma ve onu dilediği şe­kilde düzenlemek için el altında tutma isteğidir. Modern teknik bu yönüyle her şeyin gizini açmak ister. Modern teknikte tüm nesneler, işlenebilir, düzenlenebilir ve ikame edilebilir şeyler olarak el altında du­ran nesneler halindedirler. El altında tutulan şeyler modern tekniğin imkânlarıyla bir anlamda şekillen­dirilebilir ve istenilen şekilde dizayn edilebilir. Heidegger’e göre bu bir meydan okumadır. Heidegger, kendi gizini açanı el altında duran olarak düzenlemek için oraya toplayan meydan okuyucu talebi ise çerçeveleme (Ge-stell) olarak adlandırmaktadır. Martin Heidegger, <em>Tekniğin Özüne İlişkin Soruşturma, </em>Çev. Doğan Özlem, Paradigma Yayınları, 1998, s. 59-68.</p>
<p>2.Teknolojik Deter<u>minizm</u> içerisinde sayılabilecek bazı yazarlar: Marshall McLuhan, Neil Postman, Wal- ter Ong, Joshua Meyrowitz.</p>
<p>3.Karl Marx ve Friedrich Engels, <em>Alman İdeolojisi,</em> Alter Yayıncılık, 2008, s. 98</p>
<p>4.McLuhan, <em>Gutenberg Galaksisi: Tipografik İnsanın Oluşumu,</em> Yapı Kredi Yayınlan, ÇevrGül Çağalı Güven</p>
<p>5.Ong, <em>Sözlü ve Yazılı Kültür,</em> Metis Yayınlan, 2008, s.97</p>
<p>6.Postman, <em>Teknopoli: Yeni Dünya Düzeni,</em> Paradigma Yayınları, 2009.</p>
<p>7.Postman, age., s. 24</p>
<p>8.Güngör, <em>Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik,</em> ötükcn Yayınları, s.46.</p>
<p>9.Altun, Teknolojik Determinizm ve Bir Muhalefet İmkânı Olarak İnternet (2003) <em>{Sivil Toplum Dersi </em>sı)s.7-15</p>
<p>10.McLuhanTn dinî kimliğinin düşüncelerindeki etkisini inceleyen bir çalışma için bkz. Fahrettin Altun Kutsal medya, kutsal çağ: McLuhan düşüncesini anlamaya katkı, <em>DÎVÂN İlmî Araştırmalar,</em> 21 (2006/2), s. 63-88.</p>
<p>11.Nahed Eltantawy, Julie B. Wiest, Social Media in the Egyptian Revolution: Reconsidering Resource Mobilization Theory, International Journal of Communication 5 (2011), Feature 1207-1224. Christos A. Frangonikolopoulos Ioannis Chapsos: Explaining the Role and the Impact of the Social Media in the Arab Spring, <em>GMJ: Mediterranean Edition</em> 7(2) Fail, 2012.</p>
<p>12.Van Dijk, J.A.G.M. (1997) The Reality of Virtual Community. Trends in Communication, 1 (1). s. 46.</p>
<p>13.Sanal mecralardaki linç kültürünün bireyin akletme yetisinden bağımsız gerçekleştiği ve yıkıcı cema­atlerin birbirlerini linç ederken herhangi bir ilkeyi dikkate almaması, bireyin kitle içerisinde pasifıze edildiğinin sanal ortamlardaki örneklerini göstermesi açısından önemlidir. Gustave Le Bon’un teorik modelinden hareketle dijital ortamlarda yer alan bireylerin kitle içerisinde edilgen bir pozisyon aldığını ve sanal formların kamusal alanm olmazsa olmazı olan diyalog kültürüne imkân tanımayacağını savla­yan bir çalışma için bkz. Hans Koechler, The New Social Media and The Reshaping of Communication in the 2İst Century: Chance or Challenge for Dialogue? <em>9th Doha Conference on Interfaith Dialogue </em>(25 October 2011).</p>
<p>14.Richard Sennett, <em>In The Fail of Public Man,</em></p>
<p>15.Klasik kamusal alan teorileri, ortak bir zemin üzerinde inşa edilen tartışmaların nihayette bir ortak eylemle sonuçlanması ve farklı öznelerin herhangi bir sınırlandırmaya maruz kalmaması ve eşit bir konuşma durumunun temin edilmesi üzerinde bina edilir. Jürgen Habermas, <em>“The Structural Transfer- mation of the Public Sphere”</em> kitabında kamusal alanm oluşabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gere<u>ktiğinin</u> altım çizer: Katılım herkese açık olması, katılımda yer alan herkesin eşit ve özgür olması, konuşmaların aleniliği, yurttaşların katılımının önündeki engellerin kaldırılmış olması ve bu alana eri­şimin garanti altma alınmış olması. Bkz. Jürgen Habermas, <em>The Structural Transformation of the Public Sphere: An Inquiry into a Category of Bourgeois Society,</em> Çev: Thomas Burger, MIT Press, Cambridge. mı.</p>
<p>16.Zygmunt Bauman, David Lyon, <em>Akışkan Gözetim.,</em> İstanbul: Ayrıntı Yay. 2013, s. 31.</p>
<p>17.Fahrettin Altun, M. McLuhan ve J. Baudrillard’m Medya Kuramlarının Karşılaştırmalı Çözümlemesi. Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006, s. 206.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/teknolojik-determinizm-ve-toplumsal-degisim/">Teknolojik Determinizm ve Toplumsal Değişim</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/teknolojik-determinizm-ve-toplumsal-degisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
