<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rene Guenon | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/rene-guenon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Jan 2022 15:21:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Rene Guenon | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Rene Guenon &#8211; Doğu ve Batı   -Notlarım</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-dogu-ve-bati-notlarim/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-dogu-ve-bati-notlarim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2022 15:21:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Metafizik]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=25897</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Cahil adam, en azından, fırsatını bulursa, öğrenme imkanını muhafaza etmektedir; cahilin bakir bir «aklı selimi» vardır ki bu, genellikle yetersiz olduğunun şuurunda olmasıyla birleştiğinde birtakım budalalıklar . yapmasına mâni olur. Buna karşılık, yarım-öğrenimden geçmiş adamın- kafası hemen her zaman bozulmuş olur ; bildiğini sandığı şeyler öyle bir yeterlilik duygusu verir ki ona, ne olursa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-dogu-ve-bati-notlarim/">Rene Guenon – Doğu ve Batı   -Notlarım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-25898 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/01/41SEjVUDQGS._SR600315_PIWhiteStripBottomLeft035_SCLZZZZZZZ_FMpng_BG255255255-300x175.png" alt="" width="509" height="297" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/01/41SEjVUDQGS._SR600315_PIWhiteStripBottomLeft035_SCLZZZZZZZ_FMpng_BG255255255-300x175.png 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2022/01/41SEjVUDQGS._SR600315_PIWhiteStripBottomLeft035_SCLZZZZZZZ_FMpng_BG255255255.png 600w" sizes="(max-width: 509px) 100vw, 509px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cahil adam, en azından, fırsatını bulursa, öğrenme imkanını muhafaza etmektedir; cahilin bakir bir «aklı selimi» vardır ki bu, genellikle yetersiz olduğunun şuurunda olmasıyla birleştiğinde birtakım budalalıklar . yapmasına mâni olur. Buna karşılık, yarım-öğrenimden geçmiş adamın- kafası hemen her zaman bozulmuş olur ; bildiğini sandığı şeyler öyle bir yeterlilik duygusu verir ki ona, ne olursa olsun, her şey hakkında konuşabileceğini sanır; yerli yersiz konuşur, hem de ehliyetsiz olduğu nisbette rahat yapar bunu. Hiçbir şey bilmeyen her şey ne kadar da basit gelir!</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bati ilmi, mümkün olan her çeşit bilgiyi içerdiği iddiasındadır. Umumiyetle şuursuz bir taraf tutma sonucu olarak, «ilimciler», tıpkı Auguste Comte gibi, insanoğlunun tabiat olaylârının açıklanmasından başka bir bilgi gayesi gütmediğini sanırlar; şuursuz bir taraf tutma diyoruz, zira bu kimseler daha ötelere gidilebileeeğîni anlamaktan gerçekten acizdirler. Kına- dığimız yanları da bu değil zaten. Kınadığımız, bu kimselerin kendilerînde olmayan yeteneklere başkalarının sahip olmalarını ve bu yetenekleri kullanabilmelerini kabul etmeyişleridir: tıpkı, ışığın mevcudiyetini değilse de, sırf kendileri mahrum oldukları için, hiç değilse, görme duyusunun mevcudiyetini inkâr e- den körler gibidirler.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Zekâyı, maddeye hükmeden ve bunu amelî gayeler için kullanan; ilme, kendi kısır görüşleri içinde, sanayide kullanıldığı oranda değer veren insanlara nasıl yapmalı da nazarî bilginin üstünlüğünü anlatmalı?</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Propaganda ye halka yayma, (vulgarisation): ancak hakikatin aleyhine işlemek üzere mümkün olabilir: hakikatin herkesin emrine âmade kılmayı» iddia etmek; istisnasız herkesin kayrayabileceği şekle sokmak, ister istemez onu olduğundan küçük göstermek ye bozmak demektir, zaten, bütün insanların herhangi bir şeyi aynı şekilde anlamaları imkânsızdır; mesele: bir eğitim meselesi değil, «zihnî ufuk» meselesidir, ve bu da değiştirilmesi imkânsız, her ferdin tabiâtından gelen bir şeydir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Evrim, aslında değişmeden, bir de bunun üstüne eklenen, ve bu değişmenin mana ve vasfından kaynaklanan bir vehimden başka bir şey değildir; evrim ve ilerleme, üç aşağı beş yukarı, tek ve aynı şeydir ama bugün ekseriya birincisi tercih edilmekte,</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Gerçekten de Çinliler hiç kimseye Japonlar&#8217;a ‘duydukları kadar husumet beslemezler; bunun sebebi, kapı komşu olmaları nedeniyle Çinlilere Özellikle tehlikeli gelmeleri olsa gerektir; huzur ve sükûnu seven biri, bu huzur ve sükûnu tehdit eden her şeyden nasıl korkarsa Çinliler de öyle korkar Japonlardan; ve ö- zellikle de&#8217;küçümserler onları.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Şimdi de Avrupa veya Amerika&#8217;da öğrenim görenlerden sözetmek istiyoruz; böyle dışarıda öğrenim görenlere, bugün, hemen hemen hemen bütün Doğu ülkelerinde rastlanır. Aldıkları,eğitim sonucu, an&#8217;ane ruhunu yitirdiği ve kendi öz medeniyetleri hakkında hiçbir şey bilmediği için, en aşırı bir -asrîlik- modernizm» göstermekle iyi bir şey yaptıklarını sanırlar.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Turgot ve Condorcet iledir ki bütün faaliyet dallarına yayılan ilerleme fikri ortaya çıkar; bu fikir o zamanlar umumî bir kabul görmekten o kadar uzaktı ki Voltaire bunu maskaraya çevirmek için alelacele işe koyulur. Bu fikrin XIX, asır boyunca uğradığı muhtelif değişikliklerin ve «evrim» adı altında, yalnız insanlığa değil, canlı varlıkların bütününe uygulanmak istenirken bu fikre yüklenen sözümona İlmî ihtilât (complication) ın tam bir tarihini yapmayı düşünmüyoruz.</p>
<p>Küçük veya büyük birçok ihtilâfa rağmen evrimcilik gerçekten resmî bir nass olmuştur. Hiçbir faraziyenin olamayacağı kadar temelsiz ye asılsız bu şey kanun gibi öğretilmekte, tartışılması yasaklanmaktadır; bu nass bünyesinde ancak hususî bir vak’acık olarak gözüken insanın ilerlemesi kavramı için de aynı şey haydi haydi varittir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Doğu nezaketi, Batılıların aynı ad altında topladıkları, tamamen dışta kalan göreneklere riayet gibi boş bir biçimcilik değildir : bu nezaket son derece derin sebeplere dayanır, çünkü an’anevî bir medeniyetin bütününden kaynaklanmaktadır, halbuki. Batıda, bu sebepler an’ane ile beraber batıp gittiğinden, arta kalan şeyler, açıkça söylemek gerekirse, sırf «moda» ve onun haklı görülmesi imkânsız heveslerinin doğurduğu ve bir parodiye sebep olan yenilikler de cabası, artık bir butlandan başka bir şey değildir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Duygu, eğer fikirle güdülüp kontrol edilmezse, hata, düzensizlik ve karanlık doğurur ancak; duyguyu ortadan kaldırmak değildir.Söz konusu olan; diğer mumkinat için olduğu gibi onun için de yapılması gereken şey, bunları meşru sınırlar içinde tutmaktır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Metafiziğin namevcut olduğu yerde, hangi neviden olursa olsun, mevcut her çeşit bilgi, ilkeden hakikaten mahrumdur ve böyle olması ona bağımsızlık babında (hükmen değil, fiilen) bir şeyler sağlıyorsa da şümûl ve derinlik bakımından daha çok şey kaybettirmektedir. Bundan dolayı da Batı ilmi, tabir caizse, tamamen satıhta kalan bir ilimdir</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>eğer Batılılar atalarının dinî duygularını muhafaza edebilselerdi, adım başı rastlanan şu «vatan dini», «ilim dini», «görev dini» ve daha başka bunun gibi tabirleri rasgele kullanmaktan sarf-ı nazar etmezler miydi? Bunlar öyle önemsiz «lâfın gelişi» şeyler değil modern dünyanın her tarafında görülen karmaşanın birer belirtisidir (symptome):</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Günümüz Batılı insanı, sırf araştırma olsun diye araştırıyor; İncil’deki «Quaerite et invenietis» (ara bulursun) sözü, ona göre, bu ifadedeki bütün kudrete rağmen Ölüdür, değil mi ki belli bir hedefe varan her şeye «ölüm», kısır da olsa bir çalkantı içinde olan her şeye de «hayat» der.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Her şeyi yerliyerine koymasını ve orada bırakmasını bilmek gerek; ancak bunun için da düzensizliğin hüküm sürdüğü Batı dünyasının mahrum olduğu, külli bir kavrayışa sahip olmak lâzımdır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Modern kafa, tamamen denecek kadar harici olana, hissedilir âleme dönüktür; duyguyu derunî sanır ve çok kere, bu yanıyla, onu duyunun zıddı olarak görmek ister; oysa bu değerlendirme İzafîdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bütün nassları yıkmak isteyenler sırf kendileri için, yeni bir nass demeyeceğiz ama, bir nass bozuntusu, icat etmişler ve bunu Batı dünyasının bütününe empoze etmeyi becermişlerdir; böylece de «düşüncenin kurtuluşu» yutturmacasi ile belli başlılarını biraz önce saydığımız muhtelif putlar suretinde ve hiçbir devirde görülmedik derecede bom- boş inançlar gelip yerleşmiştir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Modern dünya, muhtelif sistemler (ordre) arasındaki münasebetleri tam manasıyla altüst etmiştir; bir kere daha tekrar edelim ki, zihnî sahanın daraltılması (hattâ saf zihnîliğin ortadan kaldırılmış olması) maddi ve zihni sahanın abartılması&#8230;bütün bunlar birbirine bağlıdır; ve batı medeniyetînî normal dışı, hattâ tabir caizse bir canavar yapan bütün bu şeylerdir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>modern medeniyet bir ilkesizlik sancısı çekmekte ve bu sancıyı da her sahada duymaktadır; olağanüstü bir anomali sonucu, bütün diğer medeniyetler içinde ilkeden mahrum, sırf menfî ilkeleri olan (bu iki şey aynı kanıya çıkar) tek medeniyet olmuştur. Tıpkı başı kesilmiş ama yine de hem yoğun hem darmadağmık bir hayatı sürdüren bir gövdeyi andırmaktadır;</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>İçine kapatıldığı ve artık hoşlanır olduğu, kendisini herhangi bir hedefe doğru götürmesini istemediği (çünkü artık onu böyle olduğu için sevmektedir) bu değişme, aslında «ilerleme» dediği şeyin ta kendisidir; sanki emin bir ilerleme, hangi yöne olursa olsun sırf yürümekmiş gibi; ama neye doğru ilerlemeyi merak etmez bile; ilkesiz, gayesiz bu değişmenin kaçınılmaz, hattâ gerçekliği inkâr edilmeyen bu tek sonucu, bu kesret içindeki inhilâle de (dispersion) «zenginlik» deyiveriyor: işte size bir kelime daha&#8230; çağrıştırdığı görüntünün kaba maddeciliği ile modern zihniyeti temsil eden tipik bir kelime..</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Avrupalılar ayak bastıkları her yerde, sözümona «eğitim nimetlerini», hep aynı metodlar uyarınca, zerre kadar herhangi bir uyarlama (a- daptasyon) yoluna gitmeden ve bu yerlerde başka bir eğitim türünün uygulanıp uygulanmadığım merak bile etmeden, yapmağa çalışmışlardır; kendilerinden neşet etmeyen ne varsa hiç yokmuş gibi kabul edilmelidir. «Eşitlik» denen şey, değişik kavim ye ırkların kendilerine has bir zihniyete sahip olmalarına, müsaade etmez. Bu eğitimi zorla kabul ettirmeye çalışanların, bundan bekledikleri en büyük «nimet» aslında, muhtemelen, her zaman ve her yerde, ananevi düşüncenin tahrip edilmesidir. Batılıların bunca değer yerdiği «eşitlik», kendi yurtlarından çıkar çıkmaz, zaten derhal kısır (tek tip) bir eşitliğe indirgenir;, içerdiğinin geri kalan kısmı İhraç edilmemesi gereken bir metadır ve yalnız Avrupalıların kendi aralarındaki münasebetlerine mütealliktir,</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Batı ilminin hususî vasıflarından birinin kendinin tamamen bağımsız ve muhtar olduğunu iddia etmesi olduğunu söylemiştik; böyle bir iddiada bulunmak, ancak İlmî bilginin üstünde her çeşit bilğiye sistematik olarak bigâne kalmak veya daha emin yol olarak böyle bir bilgiyi kesinkes inkâr-etmekle mümkündür.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Bazılarına pek nahoş gelse de, birtakım hakikatler var kî bunların söylenmesinde hatta durmadan tekrar edilmesinde yarar vardır: Batılıların böbürlendikleri bütün üstünlükleri, maddî olanı hariç, düpedüz hayalîdir; maddî üstünlükleri ise hiç kimsenin inkâr edemeyeceği kadar apaçık ortadadır; ayrıca kimsenin buna gıpta ettiği de yok; ama işin acı yanı, Batıliların bunu suistimal etmeleridir.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Batılılar, Rönesansla beraber, kendilerini eski Greko-Romen medeniyetin kesinkes mirasçıları ve devam ettiricileri gibi görmeğe ve geri kalan her şeyi sistematik olarak bilmezlikten gelmeğe veya bilmek istememeğe başlamış, bunu bir alışkanlık haline getirmişlerdir; bizim «klâsik önyargı» dediğimiz şey budur. Pascalın sözünü ettiği insanlık Yunanlılarla başlar, Romalılarla devam eder; sonra, Orta Çağ’a tekabül eden dönemde varlığında bir kopma olur ki Pascal da, her XVII. asır insanı gibi, bunu bir uyku dönemi olarak görür. Ve nihayet Rönesans gelir. Rönesans, yani, bu andan itibaren Avrupalı milletler yekûnunun teşkil edeceği şu insanlığın uyanışı&#8230; Parçayı bütünün yerine koyan, son derece dar bir zihniyete delâlet eden acayip bir yanılgıdır bu; bu yanılgının tesirlerini bir çok sahada bulmak mümkündür: psikologlar, meselâ, gözlemlerini umumiyetle tek tip insanlıkla, yani modern Batılı çerçevesinde sınırlandırmakta, sonra&#8221; da bu yolla elde ettikleri sonuçları, kasdî olarak, istisnasız her insanın hususiyetleri gibi göstermeğe kadar götürmektedirler işi.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p>Modern ilmin tahlilî hususiyeti bizzat Auguşte Gomte’un da tehlikelerini haber vermeden edemediği «uzmanlıkların» durmadan artan sayısıyla kendini belli eder ; «işbölümü» diye, bazı içtimaiyatçı- larca bunca övülen bu «uzmanlaşma», mükemmel (!) «ilimci»nin kazandığı uzmanlıkların bir parçâsı olan şu «zihnî miyopluğa» yakalanmak için en emin yoldur; bu miyopluk olmadan da zaten, «ilimciliğin» &#8220;de bir değeri olmaz. Bu yüzden, &lt;uzmanlar&gt;&gt; kendi sahaları dışına çıkar çıkmaz, umumiyetle inanılmaz bir bönlük içine düşmektedir; Öyle kolay tesir altına girerler ki!</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-dogu-ve-bati-notlarim/">Rene Guenon – Doğu ve Batı   -Notlarım</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-dogu-ve-bati-notlarim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ferdiyetçilik (Individualisme)</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ferdiyetcilik-individualisme/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ferdiyetcilik-individualisme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Feb 2020 10:58:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ferdiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ferdiyetçilik Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Individualisme]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23809</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bizim “ferdiyetçilik”ten anladığımız şey, ferdiyetten üstün her nevi prensibin ret ve inkâr edilmesi, müteâkiben de medeniyetin her sâhada sâdece beşerî unsurlara ircâ edilmesidir. Rönesans devrinde “hümanizm” adıyla ifâde edilen de budur. Bu aynı zamanda profan görüş noktası dediğimiz şeydir. Neticede bu değişik isimler aym şeyi ifâde ederler. Bu profan zihniyet ise antitraditionnel (an’anedin karşıtı) zihniyetle [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ferdiyetcilik-individualisme/">Ferdiyetçilik (Individualisme)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-23784 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/anlam-anagörsel-719x431-1-300x180.png" alt="" width="382" height="229" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/anlam-anagörsel-719x431-1-300x180.png 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/anlam-anagörsel-719x431-1-600x360.png 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/anlam-anagörsel-719x431-1.png 719w" sizes="(max-width: 382px) 100vw, 382px" /></p>
<p>Bizim “ferdiyetçilik”ten anladığımız şey, ferdiyetten üstün her nevi prensibin ret ve inkâr edilmesi, müteâkiben de medeniyetin her sâhada sâdece beşerî unsurlara ircâ edilmesidir. Rönesans devrinde “hümanizm” adıyla ifâde edilen de budur. Bu aynı zamanda profan görüş noktası dediğimiz şeydir. Neticede bu değişik isimler aym şeyi ifâde ederler. Bu profan zihniyet ise antitraditionnel (an’anedin karşıtı) zihniyetle iç içedir. Bu da bütün modern temâyülleri hülâsa eder.</p>
<p>Batının hâlihazır çöküşünü tâyin eden sebep târif ettiğimiz şekliyle “ferdiyetçilik”tir. Inkişâfı beşer-üstü hiçbir unsurun müdâhalesini gerektirmeyen beşeriyetin en aşağı imkânlarının geliştirilmesinde motör rolünü oynamıştır. Ferdiyetçilik her nevi mâneviyâtın ve hakîkî irfâmn tam zıt kutbunda olan imkânları kullanmıştır.</p>
<p>Evvelâ “ferdiyetçilik” kalbî sezginin reddini gerektirir, çünkü kalbî sezgi ferdiyet-üstü bir melekedir ve kalbi sezginin sâhası olan bilgiyi yâni mârifeti yâni tabiat-üstünü (metafiziği) reddetmektedir. Modern filozofların metafizik dediği şeyin hakîkî metafizikle zerrece alâkası yoktur. Bunlar hayâlî faraziyeler ve aklî birtakım inşâlardan ibârettir. Hepsi ferdî şeylerdir ve mevzüun büyük kısmı da tabiatla (fizikle) ilgilidir.</p>
<p>Filozoflar için bahis mevzüu olan şey, hayâli ve sun’î bile olsa ortaya problem vazetmektir; bunları çözmek bahis mevzüu değildir. Bu da araştırma için araştırma yapmak husüsundaki düzensiz ihtiyâcın görünüşlerinden biridir. Yâni bedenî sâhada olduğu kadar zihnî sâhada da boşu boşuna çabalama.</p>
<p>Bu filozoflar için aslolan isimlerini bir sisteme yâni hudutlu ve dar bir teoriler bütününe, yalnız kendilerine âit ve yalnız kendilerinin eseri olan, bir sisteme mâletmektir. Bundan da, her ne pahâsına olursa olsun orijinal olmak arzusu doğmaktadır. Hattâ bu orijinallik uğruna hakîkat fedâ edilecek bile olsa. Bir filozofun şöhret sâhibi olabilmesi için, daha önce başkaları tarafından ifâde edilen bir hakikati tekrar söylemek yerine, yeni bir hatâ ve yanlış îcat etmek daha değerlidir. Bâzan kendi içlerinde , bâzan birbirine nisbetle zıt ve mütenâkız olan bir sürü sistemin doğmasına sebep olan bu şekildeki ferdiyetçilik, âlimlerde ve modern sanatkârlarda da mevcuttur. Fakat netîcesi kaçınılmaz olarak entelektüel anarşi olan bu durumun en açık sürette görüldüğü kimseler filozoflardır.</p>
<p>An’anevî bir medeniyette insanın bir fikrin sahipliğini iddia etmesi hemen hemen düşünülemez. Böyle bir iddiada bulunmak o insanın îtibar ve otoritesini kaybettirir. Zîra bu neviden bir iddia o fikri bir fantezi durumuna düşürür. Eğer bir fikir doğru iseonu anlamaya muktedir herkese âittir. Eğer o fikir yanlış ise bu fikrin ben buldum diye övünülecek hiçbir tarafi yoktur. Doğru bir fikir yeni olamaz. Zîra “hakîkat” beşer zihniyetinin mahsülü değildir. Hakîkat bizden müstakil olarak mevcuttur. Bize düşen vazîfe sâdece onu idrak etmekten ibâ<br />
rettir. Bu bilginin dışında ancak hatâ ve yanlış vardır. Acaba modern insanlar hakîkat nedir diye bir endîşe taşıyorlar, hakikatin ne olduğunu biliyorlar mı?</p>
<p>Kelimeler mânâlarını kaybetmişlerdir. Pragmatistler “hakîkat” adını pratik faydası olan şeyler için kullanır olmuşlardır. Bu ise hakîkati inkâr demektir.</p>
<p>Bu nevi ferdiyetçiliğin ortaya çıkardığı kuruntulardan biri de “büyük adamlar”ın dünyâda oynadığı roldür. Onların “dehâ” dedikleri şey gerçekte hiçbir şey ifâde etmez. Bu dehâlar hiçbir şekilde hakîkî bilginin, mârifetin yerini tutamazlar. Ferdiyetçiliğin netîcelerinden biri de aklı her şeyin üstüne çıkarmak ve kalbî sezgiyi (intuition intellectuelle) reddetmek olmuştur. Bu da rasyonalizmi, akılcılığı meydana getirmiştir. Bunun da kurucusu Descartes’tır. İdrâkin böylece yalnız akla inhisar ettirilerek sınırlandırılması ilk merhaleyi teşkil etmiş, sonra aklın derece derece seviyesi sâdece pratik rol oynamaya düşürülmüştür. Zâten Descartes bile pratik tatbîkatla saf ilimden daha ziyâde alâkadar oluyordu.</p>
<p>Ferdiyetçilik (individualisme) zarürî olarak natüralizmi sürükleyip getirmiştir. Zîra insan fert olarak tabiat ötesine erişemeyeceğine göre, tabiat ötesini (metafiziği) inkâr ederek tabiatta mahsur kalmıştır. Zâten bâzı kimseler tabiat ötesinin bilinemeyeceğini açıkça söyleyerek metafiziğin imkânsızlığını belirtirler. Bundan da her nevi relativisme (izâfiyetçilik) doğmaktadır. Kant’ın criticisme’i (tenkitçilik) veya Auguste Compte’un pozitivizmi. Aklı izâfî olduğuna ve sâdece izâfî bir sâhaya tatbik edilebileceğine göre izâfîyetçilik rasyonalizmin yegâne mantıkî sonucu olacaktır. Sonunda akılcılık kendi kendini yıkar duruma gelecektir. Evolutionnisme (tekâmülcülük) rasyonalizme karşı çıkmış olan aklın, değişme ve saf çokluktan ibâret bir dünyâya lâyıkıyle tatbik edilemeyeceğini, duyularla bilinen eşyânın karmakarışık çokluğunu aklın kendi mefhumları içine sokamayacağını söylemiştir. Bergsoncu e’volutionnisme ve intuitionnisme’in pozisyonu budur. 0 da akılcılık gibi ferdiyetçi ve metafizik düşmanıdır. Fakat akılcılığı tenkit ederken akıl aşağısı bir melekeye başvurarak daha aşağılara düşmüştür. Bu meleke kendisi tarafından pek de iyi târif edilmemiştir. Az çok his, içgüdü ve tahayyülle karışık bir duyu sezgisidir. Artık bu sistemde “hakîkat”ten söz edilmez. Sâdece gerçek (re’alite’), maddî ve duyularla ilgili gerçek vardır. Akıl sâdece endüstriel kullanmalar için maddeye şekil vermeye yarayan bir melekeden ibârettir. Bundan sonra bir adım daha atılarak aklın üstünde olan idrak (kalp), mârifet inkâr edilmiş, “hakîkat” mefhümu yerine “fayda” konulmuştur. Bu da pragmatizm’dir (faydacılık). Artık bu rasyonalizm yalnız beşerî bir şey değil beşer-altıdır. “Şuuralti” ortaya çıkarılarak normal olan hiyerarşi altüst edilmiştir. Işte profan felsefenin mukadder olarak varacağı çizgi bu idi. Üstün bilgi reddedilince varılacak netice bundan başkası olamazdı. Modern felsefenin doğduğu ve ulaşacağı yer bundan ibârettir.</p>
<p>Modern felsefenin menşei Descartes’tır. Ama ondan önce toplumda mevcut olan temâyüllerle bu sistem mutâbakat hâlinde olmasaydı böyle görüşler yerleşemez ve devam etmezdi. Descartes’çılıkta modern zihniyet sâdece en açık ifâdesini bulmuştur. Descartes bir hareket noktası olmaktan ziyâde bir netîcedir. Ondan önce bu neviden çalışma ve temâyüller olmasa ortaya çıkamazdı. Aynı şekilde Rönesans ve Reform da bir netîcedir. An’ane ile kopukluğu başlatmaktan çok, bu kopmanın netîceleridir. Bize göre an’aneden, eski dünyâdan kopma XIV. asırda başlar. Modern zamanlar da bu târihten îtibâren ele alınmalıdır.</p>
<p>An’ane ile bağını koparmakla modern dünya doğmuştur. Bu modern dünyânın vasıfları şudur: An’anevî zihniyete muhâlefet, an’aneyi ret ve inkâr. Işte bu da ferdiyetçiliktir. An’anevî medeniyet demek kalbî sezgi ve tabiat ötesi doktrin (metafizik) demektir. Prensip inkâr edilince ona bağlı her türlü neticenin reddedileceği tabiîdir.</p>
<p>Ortaçağ’da an’anevî ilimler çok dar bir elit zümreye mahsus ve yalnız onlar tarafından biliniyordu. Buna mukâbil an’anenin zâhirini meydana getiren din, Katoliklik ise, halk tabekalarını içine alıyordu. Şimdi dînî sâhada an’anevî ruh ve zihniyete karşı olarak<br />
doğan isyandan bahsedeceğiz. Bu hareket Protestanlık adını almıştır. Bu cereyan ferdiyetçiliğin dînî sâhaya tatbîkinden ibârettir.</p>
<p>Ferdiyetçilik demek fertten üstün bir otoriteyi kabul etmemek demektir. Aynı zamanda bu ferdî akıldan üstün olan bir idrak melekesini de reddetmek demektir. Ikisi aynı kapıya çıkmaktadır. Netice olarak modern zihniyetin, kaynağı beşerüstü olan her nevi mânevî otoriteye karşı çıkacağı da gâyet tabiidir. Aynı şekilde an’anevî teşkilâtı da -ki hepsi de böyle bir otoriteye istinat etmektedir- reddedecektir.</p>
<p>Işte Protestanlık, Katolik teşkîlâtındaki “mânevî otorite” yerine “serbest tenkit ve araştırma” anlayışını getirdi. Bu şu demek olur ki, dînî meselelerin çözümü herkesin keyfî anlayışına, câhil ve ehliyetsiz bile olsalar onların keyfî irâdesine ve beşerî aklın muhâkemesine bağlıdır. Şu halde bu, felsefedeki rasyonalizmin bir benzeridir. Böylece her türlü münâkaşa, ihtilâf ve sapıklıklar için kapı açılmış bulunuyordu. Netîce de öyle oldu: Her gün sayısı artan bir sürü sapık mezhep. Her biri kurucusu olan birkaç kişinin ferdî, şahsî görüşünü, fikrini temsil etmektedir. Bu şartlarda doktrin üzerinde anlaşma imkânsızdı. Böylece doktrin ikinci plana itildi ve dînin ikinci derecede unsuru olan “moral” ön plana geçti. Işte Protestanlık’ta “moralizm”in çok göze çarpıcı olması bundandır. Doktrinin ikinci plana itilip parçalanması ve böylece yok edilmesi, dindeki irfânî/ mânevî (intellectuel) unsurların kaybolması “moral” ve “duygusallık’ı (sentı&#8217;mentalisme) ön plana çıkardı. N etîcede ortada “din” kalmadı, onun yerini dînimsilik (religiositeâ)1 aldı. Artık bu yontulmuş, azaltılmış, şekli bozulmuş bir din bile değildir. Sâdece müphem hissî (duygusal) davranış ve yönelişlerdir (aspiration). Bu son merhaleye William J ames’in “dînî tecrübe” gibi teorileri (faraziyeleri) tekâbül eder ki, ilâhî olanla irtibâta girme vâsıtası olan “şuur-altı”na kadar gider. Bu noktada dînî tecrübe “pragmatizm” (faydacılık) içine sokulur. Böyle sınırlı bir Tanrı fikrinin, nâmütenâhî/sonsuz bir Tanrı fikrinden daha faydalı (avantajlı) olduğu iddia edilir. Zîra sınırlı bir Tanrı karşısında, üstün bir insan karşısında duyulan duygular vardır! “Şuur-altı”ndan bahsederek spiritizmaya ulaşılır.</p>
<p>Diğer taraftan Protestan morali, dînin doktrin tarafını eleye eleye, netîcede laik bir moral anlayışına kadar varmış oldu.</p>
<p>Din (religion) an’anenin bir şekli (forme) olduğuna göre an’aneye (mânevî olana) karşı olan her zihniyet dîne de karşıdır. Bu zihniyet önce dîni bozmakla başlar, sonra da onu tamâmen ortadan kaldırır. Protestanlık gayr-ı mantıkîdir. Zîra dîni beşerîleştirmek isterken, her şeye rağmen, hiç olmazsa teoride, beşer-üstü olan bir unsuru, yâni vahyi/ ilhâmı kabul eder. Inkârı sonuna kadar götürmeye cesâret edemez. Fakat bu vahyi/ ilhâmı her türlü beşerî ve aklî münâkaşaya açık bırakarak, ashnda onu mânâsız bir hâle getirmiş olur.</p>
<p>Bu türlü tenâkuzlar insanı fazla şaşırtmamalıdır; zîra bir keşmekeş ve nizamsızlık devri olan çağımızın alâmetlerindendir. Protestanlığın gün geçtikçe yeni mezheplere ayrılıp parçalanması da bu dağınıklık ve keşmekeşin görünüşlerinden biridir.</p>
<p>Protestanlığın, doğuşuna sebep olduğu “tenkit” anlayışı sözde din târihçilerinin elinde her dîne karşı bir silâh olmuştur. Yalmz Mukaddes Kitaplar’ı otorite kabul ettiklerini söyleyen bu adamlar, büyük ölçüde bu otoriteyi yıkmak için katkıda bulunmuşlardır.</p>
<p>An’anevî bir doktrinin muhâfazası için yine organize halde bir an’anevi öğretim gerekir. Ancak bu öğretim sâyesinde doğru, sahih (Sünnî) yorum ve tefsirler yapılabilir. Hıristiyan batıda bu öğretim formu Katoliklik’tir. Protestanlık “serbest tenkit ve yorum”u getirerek meseleyi kökünden bozmuş olmaktadır. Başka medeniyetlerde çok başka şekiller altında böyle bir teşkilât bulunabilir ve aynı vazifeyi îfâ edebilir. O zaman mesele ona göre ele alınır. Ama batı dünyâsı için durum budur.</p>
<p>Meselâ zâten Hindistan’da Papalık’a benzer bir müessese yoktur diyerek Protestanlık’a hak verilemez. Çünkü Hint’teki an’ane batıdaki mânâsıyla dînî şekilde bir an’ane değildir. Şu halde an’aneyi muhâfaza eden ve devam ettiren vâsıtalar da farklı olacaktır. Ayrıca Hindü zihniyeti ve rühu Avrupalınınkinden çok daha başka olduğuna göre, Hint’te an’ aneyi muhâfaza için aynı şekilde iyice organize bir teşkîlâta hiç de gerek yoktur. Her an’anevi formun kendine göre müesseseleri ve teşkîlâtı vardır. Her mesele hangi an’ane şekli ele alınıyorsa ona göre bütün netîceleriyle ele alınıp halledilmelidir.</p>
<p>Diğer taraftan şunu da belirtmeliyiz ki batı dünyâsında an’anevî zihniyet, her şeye rağmen, sâdece Katoliklik’te devam etmektedir. Ama bu demek değildir ki, Katoliklik an’anenin tamâmını muhâfaza etmektedir. Eğer hakîkaten an’anenin tamâmı muhâfaza ve temsil edilebilmiş olsaydı günümüzde bunun muhakkak tesirleri görülürdü. Bu muhâfaza keyiîyetinin ancak gizli bir halde, bilkuvve olduğunu söyleyebiliriz. Işte bunun uyandırılması için tam, mükemmel ve canlı bir an’ane ile temas kurulması gerekmektedir. Ancak bu takdirde batı dünyâsında uyur halde bulunan an’anevî anlayış canlandırılabilir. İşte batı bu noktada da doğunun yardımına muhtaçtır.</p>
<p>Günümüzde şöyle bir ruh hâli mevcuttur: Din âdeta iyice ufaltılmak istenmektedir. Ona mümkün olduğu kadar sınırlı ve dar bir mevki verilmekle iktifâ edilmektedir. Şöyle hemence kenara bırakılabilen bir şey hâline getirilmektedir. Varlık âleminin tamâmı üzerinde tesiri olmayan, âdeta onlardan bir perde ile ayrılmış, tecrit edilmiş bir şey olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Acaba günümüzde, dinsizlerden göze çarpar şekilde farklı hareket eden, düşünen Katolik var mıdır? Din pek çok kimse için, “pratik” (yâni zâhirî ibâdetler) ve alışkanlık işidir. Dinde mevcut olan diğer şeyleri anlamaya çalışmaktan âdeta îtinâ ile kaçınılmaktadır. Hattâ anlamanın faydasız olduğunu bile düşünenler vardır. Hattâ hattâ anlaşılacak hiçbir şey olmadığını zannedenler de vardır. Eğer din hakikaten anlaşılmış olsaydı insan ona, düşünce ve hayâtında bu kadar küçük, dar ve basit bir yer ayırır mıydı? Bütün bunlar göstermektedir ki, doktrin unutulmuş veya hemen hemen hiçbir şey ifâde etmez duruma getirilmiştir. Bu da Protestanlığa çok yakın bir anlayış meydana getirmiş olur. Çünkü bu aynı modern temâyüllerin tesiri netîcesinde husüle gelmektedir. Dâima moralden bahsedilmekte, hemen hemen doktrin üzerinde durulmamaktadır. Bahâne ise doktrinin anlaşılamayacağıdır. Batıda artık religion (din) demek “moralizm” demek olmuştur. Doktrinden bahsedildiği zaman ise “profan” bir gözle ve profan bir sâhadaki meseleler gibi ele alınmakta, güyâ modern tenkitlerin netîcelerine yer verilmektedir. Bu şartlarda acaba fiilen an’anevî ruh ve zihniyet kalabilir mi?</p>
<p>Gerçi bu dînî durumu ele alırken ferdiyetçilikten (individualisme) biraz uzaklaşmış isek de aslında mesele aynıdır. Zîra her şeye, her tarafa münâkaşa/tartışma zihniyetini sokan da ferdiyetçiliktir. Günümüz insanlarına, öyle meseleler vardır ki tabiatları îcâbı münâkaşa/tartışma götürmez, prensibini anlatmak çok zordur. Modern insan “hakîkat”in seviyesine yükselmek yerine hakîkati kendi seviyesine indirmek istemektedir. Şahsî fikirler sâhasında dâima münâkaşa edilebilir. Çünkü akıl sâhası aşılmamıştır. Böylece münâkaşa/tartışma hiçbir sonuca ulaştırılmadan devam ettirilebilir. Modern felsefenin durumu da budur. Yanlış vaz’edilmiş meseleler ve mânâsız/ müphem görüşler. Her biri kendi fikrinde ısrar ede ede tartışmayı uzatır. Esâsen bunlar için “hakîkatin bilinmesi” gibi bir netîceye varmak da bahis mevzüu değildir. Ancak haklı olmak bahis mevzüudur veya hiç olmazsa, başkalarını iknâ edemese bile kendini iknâ etmektir. Işte bu noktada karşımıza kendi fikrini başkalarına kabul ettirmek ve yaymak (prose’lytisme) ihtiyâcı çıkar. Bu da batı zihniyetinin karakteristiklerinden biridir.</p>
<p>Bâzan ferdiyetçilik en basit ve en aşağı mânâsıyla çok daha belli olarak ortaya çıkar. Husüsî hayâtı hakkında bildik lerine dayanarak bir insanın eseri hakkında hüküm vermek isteyen kimseler görmüyor muyuz? Sanki iki şey arasında herhangi bir münâsebet varmış gibi. Aynı temâyüle detayları bilmek hastalığı eklenince “büyük adamlar”ın hayâtı hakkındaki en küçük detaylara bile alâka göstermek davranışı ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Münâkaşa etmek/tartışmak alışkanlığının dînî sâhaya girmesi keyfiyetine dönecek olursak: Müdâfaacı ve münâkaşacı/tartışmacı (apologétique) tutum ve davranış fevkalâde zayıf ve çürük bir şeydir. Günümüzde buna fevkalâde yer verilmesi dînî ruh ve zihniyetin gerilemesinin îtiraz götürmez bir alâmetidir. Eğer münâkaşa ve müdâfaa profan (dünyevî) tartışma şekline girmiş, yâni din, felsefe ve ilimlerle aynı planda ele alınmış ise durum daha da vahim bir hal alır ve netîcede dînin yıkılmasına varır.</p>
<p>Bir an’anevî doktrin adına konuşmak salâhiyeti olan kimselerin profan kimselerle ne münâkaşa etmek/tartışmak ne de polemik yapmak mecbüriyetleri vardır. Vazîfeleri sâdece doktrini anlayabilecek kimselere olduğu şekliyle anlatmaktan ve hatâ nerede olursa olsun ona işâret etmekten ve onun üzerine hakiki bilginin ışığını tutarak olduğu gibi göstermekten ibârettir. Onların rolü kavga başlatmak ve ortada doktrine zarar verdirmek değildir. Kendilerine yanılmaz şekilde ilham verecek olan prensiplere eğer fiilen sâhip iseler, hüküm vermek hakkına sâhiptirler. Kavganın sâhası aksiyon sâhasıdır, yâni ferdî ve dünyevî sâhadır. “Sâkin motör” durumunda olan “ârif/âlim”ler harekete katılmaksızın onu meydana getirir ve sevkederler. Mârifet/bilgi, aksiyonun iniş çıkışlarına iştirak etmeksizin aksiyonu aydınlatır. Mânevî otorite dünyevî/siyâsî gücü ona karışmaksızın sevkeder ve yönlendirir. Böylece her şey küllî hiyerarşideki mertebe ve mevkiinde kalmış olur. Ama modern dünyâda hakîkî bir hiyerarşi mefhümu mevcut mudur? Hiçbir kimse ve hiçbir şey bulunması gereken yerde değildir. Insanlar mânevî sâhada hiçbir fiilî otorite ve siyâsî sâhada da hiçbir meşrü iktidar tanımamaktadırlar. Profan kimseler/dünya ehli kimseler mukaddes şeyler üzerinde münâkaşa etmekte, onların mukaddeslik vasfına hattâ varlığına îtiraz etmektedir. Bu şu demektir: Aşağı derecede olan üstün/yüksek mertebede olan hakkında hüküm vermekte, cehâlet hikmete hudut çizmekte, sınır empoze etmekte, hatâ/yanlış hakikatin üstüne çıkmakta, beşerî olan ilâhî olanın yerine geçmekte, arz semâya gâlip gelmekte, fert kendini her şeyin ölçüsü kılmakta ve kendi izâtî ve âciz aklından çekip çıkardığı kânunları kâinâta dikte etmek iddiasında bulunmaktadır. Incil’de “Yazık olsun size kör rehberler!”ı denilmektedir. Hakîkaten bugün her yerde körleri idâre ve sevkeden körlerden başkası görülmemektedir. Eğer bunlar zamânında durdurulmaz iseler, rehberlik ettikleri kimseleri, berâberce mahvolacakları uçuruma sürüklemeleri mukadderdir.</p>
<p>Mustafa Tahrali &#8211; Çağ ve Hakikat (René Guénon&#8217;dan Seçme Makaleler ve Yorumlar) syf.147-15</p>
<p>Çev notu:“: Fransızca bu kelime Türkçe’ye zaman zaman “dînîlik” şeklinde tercüme edildiği olmuştur. Ama batı dillerinde bu kelime “dînin yerine ikâme edilen din duygusu, sahte ve yapmacık din” anlamındadır.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ferdiyetcilik-individualisme/">Ferdiyetçilik (Individualisme)</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ferdiyetcilik-individualisme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maddî Bir Medeniyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 13:10:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstri]]></category>
		<category><![CDATA[iş bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Maddî Bir Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Maddî gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Modern ilim/bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Pragmatizm]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<category><![CDATA[spiritüalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=23838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şimdiye kadar söylediklerimizden anlaşılır ki, doğulular batı medeniyetinin maddî bir medeniyet olduğunu söylerken yanılmamışlardır. Materyalizm kelimesi ancak XVIII. asırda ortaya çıkmıştır. Berkeley bu kelimeyi îcat etmiş, bununla maddenin gerçek varlığını kabul eden felsefî teorileri kasdetmiştir. Bir müddet sonra bu kelime daha dar bir mânâ kazanmış ve bugüne kadar devam etmiştir. Bu anlayışa göre kâinatta maddeden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/">Maddî Bir Medeniyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-23847 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/01/indir.jpg" alt="" width="245" height="294" /></p>
<p>Şimdiye kadar söylediklerimizden anlaşılır ki, doğulular batı medeniyetinin maddî bir medeniyet olduğunu söylerken yanılmamışlardır.</p>
<p>Materyalizm kelimesi ancak XVIII. asırda ortaya çıkmıştır. Berkeley bu kelimeyi îcat etmiş, bununla maddenin gerçek varlığını kabul eden felsefî teorileri kasdetmiştir. Bir müddet sonra bu kelime daha dar bir mânâ kazanmış ve bugüne kadar devam etmiştir. Bu anlayışa göre kâinatta maddeden ve ondan çıkan şeylerden başka hiçbir şey yoktur. İşte bu mefhum, bu anlayış dünya târihinde yenidir ve modern zihniyetin mahsülüdür.</p>
<p>Bizim meseleyi ele alışımız sâdece bu târife göre değildir, kasdettiğimiz bir hâlet-i rühiyyedir. Yâni maddî sâhaya âit şeylere az veya çok şuurlu olarak daha fazla yer vermek, üstünlük tanımak, maddî sâha ile ilgili düşüncelere daha fazla ehemmiyet vermek, gerek nazarî şekilde olsun, gerekse pratikle ilgili olsun. Işte bu çağdaşlarimızın ekseriyetinin zihniyetidir.</p>
<p>Son asırlar boyunca bütün profan/dünyevî ilimler/bilimler maddî dünyânın incelenmesi ile meşgul olmuştur. Bu ilimlerin metotları da ancak bu maddî dünyâya tatbik edilebilir. Oysa yalnız bu metotların “ilmî” olabileceğini ileri sürmüşler, diğer metotları ve maddî sâha ile ilgili olmayan şeylerle alâkalı her ilmi ve metodu “ilmî” olmadığı gerekçesiyle reddetmişlerdir.</p>
<p>Felsefî mânâda “materyalist” olmayanların, hattâ inananların bile maddî olmayan ilimler karşısındaki ilmî tutumları bu mânâda materyalistlerden hiç farklı değildir.</p>
<p>Şu halde ortada fiilî veya pratik bir materyalizm mevcuttur. Eğer bir maddî ilim/bilim yegâne ilim olarak takdim ediliyor, eğer insanlar bunun dışında geçerli olabilecek bir bilgi olmadığını ve bunun tartışma götürmez bir hakîkat olduğunu kabul etmeye alışmışlarsa, eğer onlara verilen bütün öğretim onların zihnine bu ilim/bilim hurâfesini/efsânesini kazıyorsa bu insanlar nasıl olup da pratik olarak materyalist olmayacaklar, yâni bütün endîşe ve düşünceleri madde tarafına döndürülmüş olmayacaktır?</p>
<p>Modern insanlar için görülebilen ve dokunulabilen şeyler dışında âdeta hiçbir şey mevcut değil gibidir. Eğer teorik olarak böyle şeylerin varlığını kabul ediyorlarsa, bu şeylerin sâdece “meçhul”, “bilinemez/ gayr-ı mâlüm” olduğunu söylemekle kalmazlar, onların “bilinemez” olduğunu söylemekte âdeta yarış ederler. Eğer “öteki dünya” hakkında bâzı kanâatleri varsa, bunu anlatmak için muhayyileye başvururlar ve bunu dünya hayâtına benzer şekilde takdim ederler, yâni zaman, mekân ve hattâ bir çeşit bedenî varlıkla. Bu durumu ispiritizmacılarda (spirites) görmek mümkündür. Bu da yine materyalizmin bir çeşit görünüşüdür. Ispiritizmacılar bunun en aşırı örneğidir, âdeta bu neviden şeylerin tekelini ellerinde bulundurmaktadırlar.</p>
<p>Işte âhirete, öteki dünyâya inançtaki bu durum da göstermektedir ki, modern batılılar hissî âlemin, duyular âleminin, maddî dünyânın ötesine yükselmekte fevkalâde güçsüzdürler. Pek çok kimse idrak etmek ile tahayyül etmek arasındaki farkı bilmemektedirler. Kant gibi bâzı filozoflar madde ile temsîli mümkün olmayan şeylerin “idrak edilemez” veya “düşünülemez” olduğu beyânında bile bulunurlar. Gerek “spiritüalizm” gerek “idealizm” ekseriya bir çeşit transpoze edilmiş yâni başka kelime ve terimlerle anlatılmış, bir materyalizmdir. Bu felsefî Spiritüalizm için de doğrudur. Felsefî mânâda spiritualizm ve materyalizm, biri olmadan diğeri anlaşılamaz. Descartes’taki düalizmin iki ayrı parçasıdır. Bunun ikiye bölünmesi bir çeşit zıtlık şeklinde ortaya çıktı. O zamandan beri bütün felsefe bu iki terim arasında gidip gelir, katiyen onların üstüne çıkamaz. Spiritüalizmin (mâneviyatçılık, ruhçuluk) adına rağmen “mâneviyat”la hiçbir müşterek tarafı yoktur. Yüksek bir görüş noktasına yükselen kimseler için Spiritüalizmin materyalizmle mücâdelesi hiçbir mânâ ifâde etmez. Zîra bu ikisinin birbirine muhâlefeti basit bir kelimeler kavgasından ibârettir, aşağı yukarı ikisi de aynı şeyi söylerler.</p>
<p>Modern insanlar umümiyetle, ölçülebilen, sayılabilen ve tartılabilen yâni netîcede maddî şeylerin ilminden başkasını idrak edemezler. Modern ilmin kaliteyi/niteliği kantiteye/niceliğe, sayıya ircâ etmek iddiası bu hususta çok dikkate şâyandır. Böylece şu noktaya gelinmiştir ki, eğer ölçmek imkânı yoksa, kantitatif münâsebetleri ifâde eden ilmî konular yoksa, ilim yoktur. Descartes’ın mekanizmi bu temâyülün başlangıcı dır. O zamandan beri bu durum daha da vahimleşerek devam etmiştir. Bugün ölçmeyi/ölçüyü psikolojik sâhada bile tatbik etmek istemektedirler. Halbuki ölçme, ölçülebilme maddenin husüsiyetidir. Her şeyi ölçmek iddiasında olmak demek her şeyi maddîleştirmek, maddî zannetmek demektir. Işte bunlar felsefî materyalizm değilse de pratik ve fiilî bir materyalizmdir.</p>
<p>“Gerçek” (re’alite’) kelimesini anlayış bu hususta hayli mânidardır. Ve umümî hâletirühiyeyi, zihniyeti ifâde eder. Günlük dilde bu kelime münhasıran hissî, maddî gerçeği ifâde etmek için kullanılmaktadır. Dil bir kavmin ve bir çağın zihniyetinin ifâdesi olduğuna göre, bu mânâda, duyularla bilinmeyen her şey gerçek dışı (irre’el) yâni hayalden ibâret, hattâ gayr-i mevcuttur.</p>
<p>Pek çok kimsenin dînî kanaatlerine şöyle bir göz atacak olursak, bunların neden ibâret olduğunu görürüz: Makine gibi ve herhangi bir ders gibi ezberlenmiş birkaç mefhum. Bunlar katiyen kendilerine mâledilmemiş, asimile edilmemiş, içe sindirilmemiştir. Bunlar hakkında zerrece düşünülmemiştir. Ancak hâfızalarında tutarlar. Fırsat düştüğü zaman tekrarlarlar. Çünkü bu bir nevi formalizmin îcâbıdır. Din hakkında bütün bildikleri ve anladıkları budur. Işte bu çeşit inançlı kimseler de fiilî ve pratik materyalizm husüsunda îmansızlardan hiç de aşağı ve geri kalmazlar.</p>
<p>Modern ilim/bilim pratik sonuçlara ulaşmayı gâye edinmiştir. Ilim/bilim pratikte bir şey elde etmek için yapılır. Descartes da kendi fıziğini kurarken bundan mekanik, bir tıp, bir moral meydana getirmeyi düşünüyordu. Halk nazarında ilme verilen îtibar da pratik sonuçları gerçekleştirmeye imkân vermesinden ileri gelmektedir. Burada da gözle görülen elde tutulan şey bahis mevzüudur.</p>
<p>Pragmatizm (Faydacılık) bütün modern felsefenin varacağı yer ve alçalmanın son derecesidir. Günümüzde bir de pratik faydacılık, fıilî faydacılık vardır. Nasıl ki fiilî materyalizm ve felsefî materyalizm varsa. Bu fıilî pragmatizm avâmın hiss-i selim (sağ duyu/le bon sens) dediği şeyle karışır, iç içedir. Bu hemen hemen içgüdüye dayanan faydacılıktır, materyalist temâyülden ayrı düşünülemez. Hiss-i selimi sağ duyu dünyevî-maddî ufku aşamaz, hemen pratik fayda vermeyen şeyle de alâkadar olamaz. Bunun içindir ki hiss-i selim için tek gerçek (réel) hissî, maddî dünyâdır ve ancak hislerden/beş duyudan doğan bilgi vardır. Yine bu bilgi maddî ihtiyaçlara bâzan da duygulara, hislere cevap verdiği ölçüde kıymetlidir. Zâten his, duygu maddeye çok yakın bir mefhumdur. Artık bu mânâda intelligence’a1 (kalp, akl-ı maâd) hiç yer bırakılmaz. Intelligence Bergson’a göre “âletler yapmaya yarayan bir âlet”tir. Bu da, bu çeşidiyle “pragmatizm” (faydacılık) demek olur. Artık hakîkat karşısında ortada sâdece tam bir kayıtsızlık, alâkasızlık vardır.</p>
<p>Bu şartlarda artık endüstri ilmin bir tatbîki olmaktan öte, onun gâyesi, sebebi olmaktadır. Aslında ilmin endüstriden müstakil olması gerekirdi. Burada da normal münâsebetlerin altüst edildiğini görüyoruz. Modern dünyânın bütün gayretiyle sarıldığı şey netîcede endüstrinin ve “machinisme” (makinecilik) gelişmesidir. Böylece maddeye hâkim olmayı isteye isteye netîcede modern insanlar makinenin, maddenin kölesi oldular. Hattâ bizzat kendileri gerçekten makine oldular.</p>
<p>Bâzı sosyologların “iş bölümü” adı altına o kadar övdükleri “ihtisaslaşma” yalnız âlimlere değil, teknisyenlere ve işçilere de empoze edildi. Böylece işçiler için her türlü akıl ve zekâ ile ilgili çalışma imkânsız kılınmış oldu. Eski zamanların zanaatkârlarından çok farklı olarak bugünün işçileri makinenin hizmetkârları, hademeleridir. Adeta makine ile yekvücut olmuşlardır. Bu işçiler durmaksızın, mekanik bir şekilde aynı ve belirli hareketleri, dâima aynı şekilde tekrar etmek mecbüriyetindedirler. İlerlemenin en üst derecesinde bulunan Amerikan metotlarının istediği şey budur. Maksat sâdece mümkün mertebe daha fazla îmal etmektir. Kaliteye ehemmiyet verilmez, mühim olan sayıdır. Modern medeniyet kemmiyetçi (quantitative) bir medeniyettir. Bu ise maddî bir medeniyet demenin bir başka ifâde şeklidir. Eğer hakîkatin böyle olduğu anlaşılmak isteniyorsa etrâfa şöyle bir bakmak kâfidir.</p>
<p>İnsanların ve toplumların hayâtında ekonomik unsurların oynadığı çok büyük role dikkat ediniz: Endüstri, ticâret, mâliye. Öyle zannedilir ki bunlardan başka bir şey yoktur. Işte bunun için de insanlar arasındaki yegâne sosyal fark servetten ileri gelen, servete dayanan farktır. Öyle görünüyor ki mâlî güç bütün politikaya hâkim olmuştur. Milletler arası münâsebetlerde ticârî rekâbet en hâkim tesiri icrâ etmektedir. Aslında bütün bunlar hakîkî sebepler değil, sâdece vâsıtalar ve netîcelerdir. Böyle Vâsıtaların tercih edilmiş olması bir çağın kendine uygun gelen vasfını belirtir. Zâten çağdaşlarımız ekonomik şartların târihî olaylarda yegâne faktörler olduğuna kâni olmuş durumdadırlar. Hattâ her zaman, her devirde böyle olduğunu da tahayyül etmektedirler. Bu istikâmette “târihî materyalizm” denilen, her şeyi ekonomi ile izah etmek isteyen bir teori de îcat etmişlerdir.</p>
<p>Bu da suggestion (telkin/ uyutma)lardan biridir, yâni uyutma ameliyelerinden biridir. Umümî zihniyetin zâten mevcut olan temâyüllerine uygun olduğu için, daha da tesirli olmaktadır. Bu “uyutma”nın netîcesi de, sosyal sâhada husüle gelen hemen hemen her şeyin ekonomik vâsıtalarla tâyin edilir hâle getirilmesidir. Şüphesiz halk yığınları şu veya bu şekilde sevk ve idâre edilmiştir. Fakat bugün halk yığınlarını idâre etmek için sâdece maddî vâsıtalara sâhip olmak kâfî gelmektedir. Bu da çağımızın aşağılaşma derecesini gösterir. Ayrıca yine aynı halk yığınları kendi kendini idâre ettiğine, kendiliğinden hareket ettiğine inandırılır. Yığınların buna inanması da onun akılsızlığının/ahmaklığının (inintelligence) ne derecede olduğunu göstermeye yeter.</p>
<p>Ekonomiden bahsederken şuna da temas edelim. Ekonomik ve ticârî mübâdelelerin halkları birbirine yaklaştıracağından bahsedilir. Daha önce de demiştik. Madde demek çokluk, parçalanma, bölünme demektir. Öyleyse madde mücâdele ve ihtilâfların kaynağıdır. Onun için ister fert için, ister milletler için olsun ekonomik sâha ancak menfaatla alâkalı rekâbetler sâhası olabilir. Husüsen batı, endüstrisine ve modern ilmine/ bilimine güvenerek doğu ile anlaşabileceği zannına kapılmamalıdır.</p>
<p>Eğer doğulular kerhen, bir zarüret olarak batının endüstrisini kabul ederlerse, ki bu endüstri geçicidir, sürekli değildir, bu sâdece batının istîlâsına karşı kendi varlıklarını müdâfaa etmek ve direnmek için bir silâh gibi telakkî ettiklerindendir. Bunun böylece bilinmesi gerekir.</p>
<p>Doğulular batı ile ekonomik bir rekâbete girişmeye râzı olabilirler. Bu türlü bir faâliyete karşı tiksinti duymalarına rağmen bunu bir tek gâye ve niyetle yaparlar. Bu da endüstrinin hizmetine koyduğu maddî kuvvet, kaba kuvvet üzerine dayanan yabancı bir hâkimiyetten kurtulmak içindir. Şiddet şiddeti dâvet eder.. Şunu kabul etmeli ki bu sâhada kavga arayacak olan doğulular değildir.</p>
<p>Endüstrinin gelişmesinin ortaya çıkardığı mühim netîcelerden biri harp vâsıtalarının durmaksızın mükemmelleşmesi ve çok büyük nisbetlerde tahrip gücünün artmasıdır. Sâdece bu bile modern ilerleme hayranlarının “barışçı” hülyâlarını yok etmek için kâfidir. Fakat bu hayalcilerin, bu “idealist”lerin ıslâhı gayr-i kâbildir ve saflıklarının hududu yoktur. “Humanitarisme” (insancıllık), ki pek modadır, ciddîye alınacak hiçbir tarafi yoktur.</p>
<p>Fakat şaşılacak şeydir, harplerin hâlâ eskisinden de fazla yıkım ve felâket getirdiği bir devirde, harplerin sonu geldiğinden bahsedilir. Bugünün harpleri az sayıda ve meslekten askerler arasında olmayıp hemen herkesi fark gözetmeksizin birbiriyle karşı karşıya getirdiği halde yine de harplerin sonu geldiğinden bahsedenler vardır. Bu da modern çağdaki zihin bulanıklığının misallerinden biridir. Modern harplerde ve orduda sayıca üstünlüğe inanmanın tesiri görülür. Bu da maddî ve kantitatif medeniyetin karakterine uygundur. Onun için çok kalabalık halk yığınları savaşa sokulmaktadır. Burada da “eşitçilik” (e’galitarisme) anlayışının uygulanmasını görüyoruz. Umümî harpler, feodal rejimin yıkılmasıyla “nationalite’”lerin (milliyetlerin/ulusların) ortaya çıkması ve Ortaçağ’daki Hıristiyanlık anlayışının kurduğu “üstün birlik”in dağılması ve kopması sâyesinde ortaya çıkmıştır. Müessir bir hakem rolü oynanacak olan bir mânevî otorite de tanınmayınca, durum daha da bir vahâmet kazanmıştır. Mânevî otoriteyi reddetmek de fıllî materyalizmin bir netîcesidir. Prensipte mânevî otorite kabul edenler bile onun sosyal sâhada müdâhalesini ve tesirinin olmasını reddederler. Zâten aynı şeyi din ile günlük hayatları arasında kalın bir perde çekerek yapmaktadırlar. Ister husüsî hayatta olsun, ister kamu hayâtında olsun her iki halde de hâkim olan aynı zihniyet, aynı ruh hâlidir.</p>
<p>Maddî gelişmenin bâzı faydalar sağladığı söylenir. Ama işâret ettiğimiz mahzurlar onlardan çok daha fazla değil midir? (Burada her sâhadaki maddî gelişme unsurları ele alınıp zararları ve mahzurları incelenebilir). Yalnız tekrar şuna işâret edelim: Eğer daha henüz zaman varken modern dünya girdiği bu yolda durmazsa neticede kendi kendini yıkabilir, mahvedebilir.</p>
<p>Bir de maddî ilerlemenin getirdiği “refah”tan bahsedilir. Bu noktada da insanların tabiatının, zevklerinin, ihtiyaçlarının aym ve eşit olmadığı unutulmaktadır. Bütün bu rahatlık ve refah getirdiği söylenen maddî ilerlemelerden rahatsız olan insanlar vardır. Bunların sayısının az olduğunu söylerler. Onlara göre azınlık haksızdır, çoğunluğun dediği olur. Hattâ bu azınlık yaşama hakkına bile sâhip değildir. Ama bütün dünyâyı göz önüne alacak olursak modern, ileri bu insanlar azınlıkta kalmaz mı? O zaman gâyet mütenâkız şu cevâbı verirler: “Eşitlik” taraftarı bu adamlar maddî medeniyetlerinin üstünlüğünü bütün dünyâya zorla kabul ettirmek isterler. Kendilerinden bir şey beklemeyen insanların memleketine gidip fesat ve nifak saçarlar. Onların üstünlükleri sâdece maddî olduğu için kendilerini en kaba vâsıtalarla kabul ettirmeye çalışırlar. Eğer halk, safça, bu “medenîlik ve medenîleştirme” bahânelerini kabul ederse de bâzı kimseler için bu moralist bir ikiyüzlülüktür, yâni ekonomik menfaatlerini ve toprak kazanma zihniyetini örten bir maskedir.</p>
<p>Fakat bu ne bayağı bir çağdır ki, bir halkı köleleştirerek onun en kıymetli şeylerini alarak, başkalarının âdet ve müesseselerini kabüle zorlayarak onlara saâdet ve refah getirildiği söylenir ve buna da bir sürü insan inanır! Ama bu böyledir. Modern batı insanların az çalışıp az şeyle yaşamayı tercih etmelerine müsâade etmez. Zîra onlar için yalnız sayı ve çokluk vardır. Duyularla bilinmeyen şey, yoktur. Onlara göre maddî olarak bir şey meydana getirmeyen, çabalayıp durmayan ancak bir “tembel” olabilir. Bu hususta batılıların kanâatini öğrenmek için doğulular hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye lüzum yoktur. Batılıların contemplation (murâkabe, mânevî tefekkür) yolunu tutan kendi eski tarîkatleri hakkındaki, hattâ güyâ dînî çevrelerdeki kanaatlerine göz atmak kâfidir. Böyle bir dünyâda intelligence’a (gönül, kalp, akl-i maâd), iç âlemine yer yoktur. Ancak aksiyon cinsinden olan şeylere yer ve hayat hakkı vardır. Anglosaksonların manisi olan sporun gün geçtikçe yayılmasına şaşmamak lâzımdır. Bu dünyânın ideali adele kuvvetlerini maksimum derecede geliştirmiş olan “beşerî hayvan”dır. Kahramanları, atletlerdir.</p>
<p>Böylesine şeyler görülen dünya hakîkaten çok aşağılara düşmüştür ve sonuna, âkıbetine yaklaşmış görünmektedir.</p>
<p>Bugünün insanının eskisinden daha mesut/mutlu olduğu doğru mudur? Bize göre tam tersi. Dengesizlik, düzensizlik hakîkî saâdetin sebebi olamaz. Zâten insanın ihtiyâcı arttıkça, daha fazla bâzı şeyleri kaybetmek tehlikesi ile karşılaşır ve binnetîce daha bedbaht olur. Modern medeniyet sun’î ihtiyaçları çoğaltmayı hedef edinmiştir. Tatmin edebileceğinden fazla sun’î ihtiyaç yaratmaktadır. Zira bir defa bu yola girildi mi durmak zordur ve hattâ belli bir noktada durmak için de sebep yoktur. İnsanlar mevcut olmayan ve hiç düşünmedikleri şeylerden mahrum oldukları için ıztırap çekmezler. Şimdi ise o şeylere sâhip olmadıkları için tabiatıyla ıztırap çekerler. Çünkü artık bu şeyleri zarürî görmeye başlamışlardır, gerçekten de zarürî olmaya başlamıştır. Bütün gayretleriyle kendilerine maddî tatmin verecek şeyleri kazanmaya uğraşırlar. Bunun için de sâdece para kazanmak isterler. Çünkü bu şeyler para ile elde edilir. Elde ettikçe daha fazla elde etmek istenir. Çünkü her an yeni ihtiyaç maddeleri îcat olunmaktadır.</p>
<p>Bu hırs ve ihtiras hayâtın yegâne gâyesi olur. Buradan da bâzı “tekâmül”cü filozofların ilmî bir kânun rütbesine yükselttikleri “hayat için mü. câdele” denilen vahşî rekâbet doğmaktadır. Bunun mantıkî netîcesi de, yalnız en kuvvetli olanlar hayat hakkına sâhiptir anlayışı olmuştur. Yine buradan haset ve kin doğmuştur. Zenginliğe sâhip olanlar mahrum olanlar tarafından haset ve kinin hedefi olmuşlardır. “Eşitlikçi” teorilerle yetiştirilen insanlar nasıl olup da en maddî ve anlaşılır şekliyle “eşitsizlik”i görüp de isyan etmeyeceklerdir? İncil’de denildiğine göre “Kılıçla vuran kılıçla mahvolacaktır.”1 Modern medeniyet halk yığınları arasında bu kontrolsüz iştihâları uyandırarak bir gün bunun altında ezilmeyi, yıkılmayı göze almıştır. Burada batının kendine has temel günâhının cezâsını görmemek için kör olmak lâzımdır. Maddenin kaba kuvvetini zincirlerinden boşandıran kimse yine bu kuvvetler tarafından ezilerek mahvolacaktır. Zîra madde ihtiyatsızca harekete konulursa artık ona hâkim olmaya imkân yoktur.</p>
<p>Eğer bugün batı dünyâsında biraz mâneviyat varsa bu felsefî Spiritüalizm, idealizm, moralizm ve santimantalizmde (duygusalcılık) değil, sâdece, çok azalmış bile olsa, dînî sâhadadır; gizli, uyur bir halde bulunmaktadır. Burada “beşerüstü” bir kuvvet vardır. Zîra öyle olmasaydı birçok asırdan beri kendisini yok etmeye uğraşanların muvaffak olmamaları için bir sebep yoktu. Işte bunlara karşı direnmede “beşerî olmayan” bir kudret olduğu için din ayakta kalabilmiştir.</p>
<p>&#8216;Modern zihniyet ile dînî zihniyet arasında anlaşma ve uzlaşma olamaz. Ikisi arasında ancak zıtlık ve muhâlefet vardır. Din modern dünyânın kurucu unsurlarından biri değildir. Her türlü uzlaşma dîni zayıflatır, modern zihniyete fayda verir. Zîra bundan dolayı modern zihniyet dîne düşmanlıktan vazgeçecek değildir. Yine zîra, modern zihniyet, beşeriyet içinde beşeriyetten üstün bir gerçeği aksettiren her ne var ise tamâmen yıkmaktan başka bir şey istememektedir.</p>
<p>Modern batının hıristiyan olduğu söylenir. Bu bir hatâdır. Modern zihniyet hıristiyan karşıtıdır/antichrâtien’ dir, Hıristiyanlığa karşıdır, çünkü temelde dîne karşıdır, çünkü an’aneye karşıdır. Şüphesiz Hıristiyanlık’tan bâzı şeylerin, çağımızın bu antichrétien (hıristiyan karşıtı) medeniyetine ister istemez endirekt olarak geçtiği muhakkaktır. Çünkü geçmişle tam bir kopukluk imkânsızdır. Hattâ şunu söyleyebiliriz: modern dünyâda geçerli ve kıymetli olabilecek ne varsa ona Hıristiyanlık’tan veya Hıristiyanlık vâsıtasıyla geçmiştir. Hıristiyanlık eski an’anelerin mîrâsını şartlar el verdiği ölçüde modern dünyâya taşıyabilmiştir. Hâlen de “kuvve” olarak bu mîrâsın imkânlarını taşımaktadır.</p>
<p>Hıristiyan olduğu halde bu imkânların şuurunda olan bugün kim vardır? Nerede, Katolisizm içinde bile, inanmakla kalmayıp gerçekten dînî an’anesinin hakikatini bilen kimseler nerede? Bu birkaç kişinin mevcut olduğuna delil isteriz. Zîra batı için bu birkaç kişi bile en büyük ve yegâne kurtuluş ümididir. Ama bugüne kadar kimseyle karşılaşmadık. Acaba şarkın bâzı hakimleri gibi ulaşılması imkânsız inzivâ köşelerinde mi yaşıyorlar? Yoksa bu son ümit de mi boşa çıkacak? Batı Ortaçağ’da hıristiyan olmuştur, artık şimdi değildir. Eğer tekrar hıristiyan olabileceği söylenirse, kimse bizden daha fazla bunun böyle olmasını temennî edemez. Bunun da bir an önce olmasını isteriz. Ancak bu takdirde modern dünya yaşayabilir.</p>
<p>Mustafa Tahralı &#8211; Çağ ve Hakikat (Rene Guenon&#8217;dan Seçme Makaleler ve Yorumlar) syf.161-171</p>
<p>1 Çev. notu: Matta, 26/52: “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.”</p>
<p>* Çev. notu: Guénon intelligence’ı aklın (raison) üstünde bir meleke olarak kabul eder.</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/">Maddî Bir Medeniyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rene Guenon &#8211; Modern Dünyanın Bunalımından Bir Alıntı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-modern-dunyanin-bunalimindan-bir-alinti/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-modern-dunyanin-bunalimindan-bir-alinti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 16:09:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Nisbilik]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilimin ulaştığı kısmî ve eksik sonuçlar için araştırma yapmaktan daha çok salt araştırma yap­mak için araştırma yapılıyor. Bu alanda gittikçe ar­tan temelsiz kuramlar ve varsayımlar art arda gel­mektedir. Daha kurulur kurulmaz bu kuramların yerleri kendileri kadar kısa ömürlü olan başka kuramlarca doldurulmaktadır. Böylece içinde kesinlik­le elde edilmiş birtakım öğeleri bulmanın olanaksız olduğu tam bir kaos [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-modern-dunyanin-bunalimindan-bir-alinti/">Rene Guenon – Modern Dünyanın Bunalımından Bir Alıntı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/rene-guenon-modern-dunyanin-bunalimindan-bir-alinti/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f-2/" rel="attachment wp-att-13206"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-13206" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/11/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f.png" alt="rene guenon." width="200" height="330" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/11/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f.png 200w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/11/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f-182x300.png 182w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></a></p>
<p>Bilimin ulaştığı kısmî ve eksik sonuçlar için araştırma yapmaktan daha çok salt araştırma yap­mak için araştırma yapılıyor. Bu alanda gittikçe ar­tan temelsiz kuramlar ve varsayımlar art arda gel­mektedir. Daha kurulur kurulmaz bu kuramların yerleri kendileri kadar kısa ömürlü olan başka kuramlarca doldurulmaktadır. Böylece içinde kesinlik­le elde edilmiş birtakım öğeleri bulmanın olanaksız olduğu tam bir kaos oluşuyor, çünkü bunlar hiçbir şey kanıtlamayan, ve hiçbir şey ifade etmeyen kor­kunç bir olaylar ve ayrıntılar yığınından öteye geç­miyor.</p>
<p>Kuşkusuz burada, hâlâ var olduğu oranda, spekülatif görüş noktasını ilgilendiren bilimden söz ediyoruz. Pratik uygulamalar konusu için ise, aksine tartışma götürmez sonuçlar vardır. Bu sonuçlar ko­layca görülebilir çünkü bu uygulamalar doğrudan doğruya maddi alanla ilgilidir ve gene çünkü bu alan modern insanın gerçek bir üstünlükle övünebileceği tek alandır .O halde keşiflerin ve özellikle mekanik ve sınai icatlarin daha da gelişerek ve çoğalarak gittikçe artan hızla bu çağın sonuna dek ilerleyeceği beklenebilir.Bizzat kendilerinde taşıdıkları yıkım bunların son felaketin temel etkenlerinden biri olup olmayacağını ve bu yüzden olayların önlenemeyecek bir noktaya gelip gelmeyeceğini kim bilebilir?</p>
<p>Her halükarda güncel durumda, artık hiçbir is­tikrarın olmadığı izlenimi çok genel bir şekilde his­sediliyor; ama kimileri tehlikeyi hissedip tepki gös­termeye çalışırlarken, çağdaşlarımızın çoğu da, ken­di öz zihniyetlerinin dışa vurmuş bir yansıması ola­rak gördükleri bu karışıklık içinde hayatın tadını çı­karmaya çalışıyorlar. Her şeyin saf bir «oluşum» ha­linde gözüktüğü, «değişmez» ve «daimi» olana hiç­bir yer verilmediği bir dünya ile, her gerçeği yine bu oluşum içinde olup bitiren insanların kafa ya­pısı arasında gerçekten tam bir uyum vardır.</p>
<p>Bu da gerçek bilgiyi olduğu kadar bu bilginin nesnesini de,— aşkın ve evrensel ilkeleri kasdediyoruz —, inkar etme anlamına gelir. Daha da ileri giderek şunu söy­leyebiliriz: Bu hangi düzeyde olursa olsun, isterse nisbî düzeyde olsun, tüm gerçek bilgilerin inkarı de­mek olur, çünkü, yukarıda açıkça söylediğimiz gibi «mutlak» olmadan «nisbî», «zorunlu» olmadan «ola­ğan», «değişmez» olmadan «değişme», «birlik» olma­dan «çokluk- anlaşılamaz ve imkansızdır. «Nisbilik» haddizatında bir çelişki içermektedir. İnsan her şeyi değişime indirgemek istediği zaman mantıksal ola­rak değişimin bile varlığını inkara gidecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rene Guenon,Modern Dünyanın Bunalımı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-modern-dunyanin-bunalimindan-bir-alinti/">Rene Guenon – Modern Dünyanın Bunalımından Bir Alıntı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/rene-guenon-modern-dunyanin-bunalimindan-bir-alinti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Dünyada Bilgi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/modern-dunyada-bilgi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/modern-dunyada-bilgi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 15:55:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hiyerarşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ladini]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Dünyada Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgi,eylemin değişimlerine katılmaksızın,eylemi aydınlatır; manevi olan maddi olana kılavuzluk eder. Böylece her şey, kendi düzeyinde, evrensel hiyerarşide, kendisine ait olan sırada kalır; ama modern dünyada, hâlâ gerçek bir hiyerarşi kavramı nerede bu­lunabilir ki? Artık hiçbir şey ve hiçbir kimse normal olarak olması gereken yerde değildir; insanlar artık manevi alanda hiçbir gerçek yetki, maddi alanda ise [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-dunyada-bilgi/">Modern Dünyada Bilgi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/modern-dunyada-bilgi/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f/" rel="attachment wp-att-13202"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-13202" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f.png" alt="rene guenon" width="200" height="330" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f.png 200w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/b_164e1773032326aa38aca965972ef598a6f-182x300.png 182w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></a></p>
<p>Bilgi,eylemin değişimlerine katılmaksızın,eylemi aydınlatır; manevi olan maddi olana kılavuzluk eder. Böylece her şey, kendi düzeyinde, evrensel hiyerarşide, kendisine ait olan sırada kalır; ama modern dünyada, hâlâ gerçek bir hiyerarşi kavramı nerede bu­lunabilir ki? Artık hiçbir şey ve hiçbir kimse normal olarak olması gereken yerde değildir; insanlar artık manevi alanda hiçbir gerçek yetki, maddi alanda ise hiçbir yasal güç tanımıyorlar, &#8220;lâdinî&#8221; çevreler rahat rahat,kutsal şeyleri tartışmakta, onların niteliğine hatta varoluşuna bile itiraz etmektedirler.</p>
<p>Bu, astın üstü yargılaması, bilgisizliğin bilgelik önüne engeller koyması,yanlışın hakikate üstün gelmesi, beşerî olanın İlâhi olanın yerini alması, yerin göğü yenmesi, bireyin kendisini herşeyin ölçüsü yapması ve tamamen kendi nisbî ve yanılabilir aklından çıkardığı yasaları evrene zorla benimsetmeye kalkışmasıdır. &#8220;Vay halinize sizin, kör klavuzlar!&#8221;denilmekte Incil&#8217;de; bugün gerçekten her yerde, sadece başka körleri yöneten ve eğer zamanında durdurulmaz­larsa kaçınılmaz olarak onları da kendileriyle birlikte helak olacakları duruma doğru götüren körleri görmek­teyiz!</p>
<p>Rene Guenon,Modern Dünyanın Bunalımı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/modern-dunyada-bilgi/">Modern Dünyada Bilgi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/modern-dunyada-bilgi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maddi Bir Medeniyet</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2016 22:09:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Deneycilik]]></category>
		<category><![CDATA[Descartes]]></category>
		<category><![CDATA[Maddecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mekanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İcadlar]]></category>
		<category><![CDATA[Modern İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Batı Medeniyetinde Silikleşen Zaman Mefhumu]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh­çuluk]]></category>
		<category><![CDATA[tek-biçimcilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=11900</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; René Guénon(*) Modern Batı medeniyetini salt maddî bir medeniyet olmakla suçlayan Doğuluların bütünüyle haklı olduğu şimdiye kadar söylenenlerden açıkça ortaya çıkmaktadır. Yine Batı medeniyetinin gelişimi sadece bu yönde [maddî bakımdan] gerçekleşmiştir ve ona hangi açıdan bakarsak bakalım, bu maddîleşmenin az-çok doğrudan sonuçlarıyla kar­şılaşıyoruz. Bununla birlikte konu hakkında söylediklerimize hâlâ ilave edecek bir şeyler [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet/">Maddi Bir Medeniyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet/materyalizm1/" rel="attachment wp-att-11901"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-11901" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/materyalizm1.jpg" alt="Maddi Bir Medeniyet " width="296" height="296" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/materyalizm1.jpg 590w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/materyalizm1-300x300.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/materyalizm1-100x100.jpg 100w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2016/06/materyalizm1-360x360.jpg 360w" sizes="(max-width: 296px) 100vw, 296px" /></a>René Guénon(*)</p>
<p>Modern Batı medeniyetini salt maddî bir medeniyet olmakla suçlayan Doğuluların bütünüyle haklı olduğu şimdiye kadar söylenenlerden açıkça ortaya çıkmaktadır. Yine Batı medeniyetinin gelişimi sadece bu yönde [maddî bakımdan] gerçekleşmiştir ve ona hangi açıdan bakarsak bakalım, bu maddîleşmenin az-çok doğrudan sonuçlarıyla kar­şılaşıyoruz. Bununla birlikte konu hakkında söylediklerimize hâlâ ilave edecek bir şeyler vardır ve ilk olarak “maddecilik/materyalizm” gibi bir kelimenin kullanıldığı farklı biçimleri açıklamak gerekmektedir. Biz bu kelimeyi çağdaş dünyayı nitelemek için kullanacak olursak, kesinlikle maddeci olduklarına inanmayan, ama aynı zamanda hayata bakışlarının modern olduğunu iddia eden farklı kimseler, bunun sırf iftira olduğu inancıyla itirazda bulunacaklardır. Bu yüzden konu hakkında herhangi bir kapalılık oluşmaması için biraz daha açıklamaya ihtiyaç vardır.</p>
<p>“Maddecilik/materyalizm” kelimesinin esas itibarı ile ancak XVI- II. yüzyıla kadar geriye gittiği önemlidir. Terim onu maddenin gerçek varlığını kabul eden teorilere işaret etmek için kullanan filozof Berke­ley tarafından vaz’edilmiştir. Bizi burada ilgilendirenin kelimenin bu kullanımı olmadığım söyleyemeye gerek yoktur ve maddenin varlı­ğı meselesi bizim tartışma konıimuz değildir. Aynı kelime kısa zaman sonra daha sınırlı bir anlam kazanmış ve o zamandan itibaren bu an­lamı muhafaza etmiştir. Böylece kelime var olan her şeyin maddeden ve türevlerinden ibaret olduğunu, bunlardan başka bir şeyin varlığın­dan söz edilemeyeceğini öne süren anlayışa işaret eder olmuştur. Böy­le bir anlayışın yeni olduğu ve öz itibarıyla modern bakış açısının ürü­nü olduğu, bu yüzden en azından modern bakış açısının aslî eğilimle­rine karşılık geldiğini vurgulamak önem arz eder.(**)Ancak biz bu bö­lümde “maddecilik”ten, aynı zamanda oldukça kesin bir anlamda ol­sa da, farklı ve daha geniş bir anlamda bahsedeceğiz. Bu bağlamda ke­limeyi bütün bir zihinsel bakış açısına işaret etmek için kullanıyoruz. Bu bakış açısına ilişkin yukarıda bahsettiğimiz algı da diğer tezâhürler arasında bir tezâhürden ibarettir ve özü itibarı ile herhangi bir felsefî teoriden bağımsızdır. Bu bakış açısının özü, maddî düzleme ait şeyle­re ve bu şeylerle ilgili meşgalelere az-çok bilinçli bir öncelik vermek­te yatar; ister bu meşgaleler hâlâ belli bir spekülatif görünüş taşısın is­ter salt pratik meşgaleler olarak kalsın değişmez. Bunun gerçekte çağ­daşlarımızın büyük çoğunluğunun zihinsel tutumu olduğu ciddi biçim­de inkâr edilemez.</p>
<p>Son yüzyıllar boyunca geliştirilen “kutsal-dışı” bilimin bütünü hissî âlemi araştırmakla sınırlıdır. Bu bilimin ufku hissî âlemle mahduttur ve yöntemi ancak bu âlem içinde geçerlidir. Ancak bu yöntemler başka yöntemleri dışarıda bırakacak şekilde “bilimsel” ilân edilmiştir. Bu da bir tutum olarak, maddî şeylerle ilgilenmeyen her ilmin varlığını red­detmek demektir. Bununla birlikte, böyle düşünen ve batta hayatları­nı özellikle söz konusu bilimlere adayan kimseler arasında dahi kendi­lerini “maddeci” olarak adlandırmayı veya bu adı taşıyan felsefî teoriyi kabul etmeyi reddeden pek çok kimse vardır. Hatta bu kişiler ara­sında bir dinî inancı arzulu biçimde benimseyip ikrar eden ve bu ikrar­larındaki samimiyetlerinde kuşku olmayan kimseler dahi vardır. An­cak bu kişilerin bilimsel tutumlarının, maddeci olduklarını açıkça be­yan eden kimselerin bilimsel tavrından hissedilir bir farkı yoktur.Modern bilimin tanrıtanımaz ve maddeci denilerek reddedilip reddedilme­yeceği meselesi dinî açıdan oldukça tartışılmıştır. Ancak bu mesele ço­ğu zaman yanlış bir çerçeve içinde ele alınmaktadır. Böyle bir bilimin bilinçli bir şekilde ne tanrıtanımazlığı ne de maddeciliği ikrar edece­ği ve kendisinin önyargıları nedeniyle bazı şeyleri görmezden gelmek­le yetineceği, bununla birlikte şu veya bu filozofun yaptığı gibi o şey­leri resmen inkâr etmeyeceği oldukça açıktır. Bu yüzdendir ki modern bilimle ilgili olarak ancak fiilî bir maddecilikten veya uygulamalı mad­decilik olarak isimlendirmeyi sevdiğimiz şeyden bahsedilebilir. Ancak bu durumda kötülük daha ciddileşecektir, çünkü bu takdirde kötülük daha derine nüfûz etmekte ve daha geniş yayılmaktadır.</p>
<p>Bir felsefî tutum “profesyonel” filozoflar arasında dahi oldukça yü­zeysel bir şey olabilir. Dahası bilfiil olumsuzlama ve redden kaçınan, ama kendilerini tam bir kayıtsızlık haline uydurabilen pek çok zihni­yet vardır. Bu da bütün tutumlar arasındaki en tehlikeli olanıdır, çün­kü bir şeyi reddetmek için her halükârda o şeyi az da olsa bir derece düşünmek gerekmektedir. Oysa ilgisizlik tutumu o şey hakkında hiç düşünmemeyi mümkün kılmaktadır. Bütünüyle maddî olan bir bilim kendisini mümkün olan tek bilim olarak ortaya koyduğunda ve insan­lar ondan başka hiçbir geçerli bilginin olmadığı fikrini tartışılmaz bir hakîkat olarak kabul etme alışkanlığını kazandıklarında ve yine insan­lara verilen bütün eğitim böylesi bir bilim “hurâfe”sini -ki bu durum­da onu “bilimcilik” olarak isimlendirmeliyiz- telkin erine eğiliminde olduğunda, şimdi bu insanlar pratikte maddeci olmaması mümkün mü­dür? Bir başka deyişle bu insanlar bütün meşgalelerini madde yönüne nasıl çevirmesinler?</p>
<p>Görünen o ki modern insan için görülebilir ve dokunulabilir olan­dan başkası yoktur. Ya da en azından, onlar başka bir şeylerin de ola­bileceğini teorik olarak kabul etseler dahi o şeylerin ancak bilinmeyen yahut bilinemez şeyler olduğunu alelacele ilân edecek ve böylece o şeylere dair daha fazla düşünme zahmetinden kurtulacaklardır. Bununla birlikte bazı insanlar hâlâ bulunacak ve bu insanlar bir tür bir “başka âlem” fikri oluşturmaya çalışacak, bunu yaparken sadece hayâl güçlerine dayanacak ve o başka âlemi maddî âleme benzer şekilde resmedecek ve zaman, mekân ve hatta bir tür “cismânîlik” de dâhil olmak üzere maddî âleme ait bütün şartları ve özellikleri o âleme taşıyacaktır. Bir başka bağlamda maneviyâtçı algılardan bahsederken böylesi kaba/çirkin maddileştirilmiş temsile dair çok çarpıcı örnekler vermiştik. Ancak orada işaret edilen inançlar kendisinde bu hususî özelliğin [yani kaba maddîciliğin] karikatür derecesinde abartıldığı aşırı bir durumu tem­sil ediyorsa, ruhçuluğun ve ruhçulukla az çok yakınlığı olan fırkaların böylesi bir şeye sahip olmayı tekelinde tuttuğunu düşünmek yanlış ola­caktır.</p>
<p>Gerçekten de, daha genel bir biçimde, hayâlin faydalı sonuçlar vermeyeceği ve normalde kendisine kapalı kalması gereken alanlara sokulması modern Batıkların kendilerini duyular âleminin yukarısına yükseltmekte ne kadar aciz ve yetersiz olduklarını açıkça gösteren bir olgudur. “Tasavvur” ve “tahayyül”ü birbirinden ayırt edemeyen pek çok insan vardır ve Kant gibi kimi filozoflar temsil edilemeyen her şe­yi “tasavvur edilemez” ve “düşünülemez” ilân edecek kadar ileri git­miştir. Aynı şekilde “ruhçuluk” veya “idealizm” ismiyle giden her şey genelde [“Ha Ali Veli, ha Veli Ali” deyiminde olduğu gibi] bir tür yer değiştirmiş maddecilikten ibarettir. Bu sadece bizim “yeni-ruhçuluk” olarak nitelendirdiğimiz şey için değil, felsefî ruhçuluk için de geçerlidir. Şu var ki felsefî ruhçuluk kendisini maddeciliğin tam tersi ola­rak görür. Gerçek şu ki ruhçuluğun ve maddeciliğin, felsefî anlamda ele alındığında, birbirlerinden ayrı olarak bir anlamlan yoktur. Bu iki­si Descartesçı ikiciliğin/düalizmin iki yarısından ibarettir ve bu iki ya­rı radikal bir şekilde birbirinden ayrılmak neticesinde bir tür düşman­lığa dönüştürülmüştür. Ve o zamandan itibaren bütün felsefe bu iki te­rimin arasında gidip gelmiş ve bu ikisinin ötesine geçememiştir. Ruh­çuluk adına rağmen rûhânîlikle/maneviyâtla bir ilgisi yoktur. Ruhçulu­ğun maddecilikle anlaşmazlığı, kendilerini daha yüksek bir bakış açısına konumlandıran ve bu iki zıttın temelde denk olmaya yakın olduğu­nu ve farzedilen zıtlıklarının pek çok hususta sırf lâfzî bir anlaşmazlık­tan ibaret olduğunu gören kimselerin ilgisini çekemez.</p>
<p>Genel manada konuşacak olursak, modern insanlar ölçülebilen, sa­yılabilen veya tartılabilen, yani maddî olan şeylerle ilgilenen bilimden başka bir bilimi tasavvur edemez, çünkü nicel bakış açısı ancak bunla­ra uygulanabilir. Yine niteliği/keyfiyeti niceliğe/kemmiyete indirgeme iddiası modern bilimin en ayırt edici özelliğidir. Bu yönde şöyle bir faraziyede bulunma noktasına kadar ileri gidilmiştir: Kelimenin gerçek anlamında bilim ancak ölçmenin söz konusu olduğu yerde mümkündür ve nicel ilişkiler dışında bilimsel yasalar olamaz. Descartes’ın fizik an­layışı herhangi bir teori ile değil, genel bilimsel bilgi tasavvuru ile iliş­kili bir eğilim olduğundan dolayı reddedilmesine rağmen Descartes’ın “mekanizm”i, her zamankinden daha çok büyüyen ve telâffuz edilen bu eğilimin [yani nitelikleri niceliklere indirgeme eğiliminin] doğuşuna işa­ret eder.</p>
<p>Bugünlerde insanlar ölçmeyi psikoloji sahasında dahi kullan­maya çalışıyorlar, oysa psikolojinin alanı mahiyeti gereği ölçmenin eri­şiminin ötesindedir; böylece onların vardığı yer ölçmenin imkânının sa­dece maddede bulunan bir hususiyete, yani sınırsız bölünebilmesi özel­liğine dayandığını anlamamak olmaktadır. Ya da aynı özelliğin var olan her şeyde bulunduğu farzedilmelidir ki bu da her şeyi maddileştirmek anlamına gelmektedir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, bölünmenin ve saf çokluğun ilkesi maddedir. Bu yüzdendir ki nicel bakış açısına atfedilen ve —yukarıda gösterdiğimiz gibi— toplumsal alana kadar uzatılan önce­lik, gerçekten de, yukarıda zikredilen anlamda maddeciliği oluşturur. Bununla birlikte bu bakışın felsefî maddecilikle ilişkili olması şart de­ğildir; çünkü bu nicel bakış, modern bakışın özünde var olan eğilim­lerin gelişimi sürecinde gerçekten de tarihsel anlamda felsefi madde­cilikten öncedir. Niteliği niceliğe indirgemeye çalışma hatasının ya da mekanist tipe az-çok uyan bir açıklama yapma girişimlerinin yetersizli­ği üzerinde durmayacağız. Şu anki amacımız bu değildir ve biz bu bağ­lamda sadece hissî düzen içinde dahi bu tip bir bilimin gerçeklikle çok az ilişkisi olduğunu ve gerçekliğin büyük kısmının onun dairesinin dı­şında kaldığını söyleyeceğiz.</p>
<p>“Gerçeklikken bahsederken bir başka gerçek durum zikredilmeli­dir. Bu durum çoğu kimse tarafından kolaylıkla görmezden gelinebilmekle birlikte, tasvir ettiğimiz zihniyetin bir işareti olmak bakımından çok önemlidir. Söz konusu durumdan kastımız “gerçeklik” kelimesi­ni sadece duyulur düzleme/âleme ait gerçekliğe işaret etmek için kul- anma ışkan iğidir. Dil bir halkın veya bir dönemin zihniyetinin ifa­desi olduğundan, bundan bu şekilde konuşanlara göre duyularla kav­ranamayan her şeyin vehimsel ve hatta bütünüyle yok olduğu sonucn çıkarılmalıdır. Onların tam olarak bu durumun bilincinde olmamaları mümkündür; ancak yine de bu olumsuz kanaat esastır ve onlar bunun aksini iddia ederlerse bu iddianın, onların zihniyetindeki daha yüzeysel bir unsurun ifadesi olduğundan -ki onlar bu durumun farkında olmayabilirler- ve onların itirazının sırf lâfzî olduğundan emin olabi. liriz. Eğer bu bir abartıymış gibi görünüyorsa, o halde yapılması gere­ken; örneğin, pek çok insanın varsayılan dinî kanaatlerinin neye var­dığı ve hangi anlama geldiği belirlenmelidir.</p>
<p>Onların din kelimesinden anlayabildikleri mahza kuru bilgi olarak ve mekanik biçimde ezberle­yerek öğrendikleri ve gerçek manada içselleştirip sindirmedikleri, ama belli bir şeklî ve uzlaşısal tutumun parçasını oluşturduğundan hafızala­rında tuttukları ve çeşitli vesilelerle tekrarladıkları birkaç düşünceden ibarettir. Biz bu “dinin küçültülmesine yukarıda işaret etmiştik ve zik­rettiğimiz “lâfzîlik” bu küçültmenin en son aşamasını temsil etmekte­dir. İşte bu yüzdendir ki pek çok sözde “inanan/mü’min” pratik mad­decilik konusunda “inanmayanlar”dan hiç de geri kalmamaktadır. Bu meseleye daha sonra döneceğiz; ama ilk olarak modern bilimin mad­deci tabiatına ilişkin araştırmamızı sonuca ulaştırmalıyız, çünkü bu ko­nu farklı açılardan ele alınmayı gerektirmektedir.</p>
<p>Daha önce zikredilen şu hususa bir kez daha dikkat çekilmelidir: Modern bilimler ne tarafsız bilgi özelliğine sahiptir, ne de onlara ina­nan kimseler için dahi gerisinde sırf pratik mülâhazaların gizlendiği bir maskeden fazlasıdır. Şu var ki bu maske sahte bir aklilik vehmini mu­hafaza etmeyi mümkün kılmaktadır. Bizzat Descartes kendi fiziğini iş­leyip geliştirirken asıl itibarıyla fizikten bir mekanik sistemi, bir tıp ve ahlâk sistemi çıkarmakla ilgileniyordu ve İngiliz deneyciliğinin yayılmasıyla daha da büyük bir değişim yaşandı. Ayrıca, bilimin genel halk kitlesi gözündeki itibarı neredeyse sadece, bilimin ulaşılır kıldığı pra­tik sonuçlara dayanmaktadır; burada da mesele yine görülebilen ve dokunulabilen şeyler meselesidir. Faydacılığın/pragmatizmin bütün mo­dern felsefenin nihaî sonucunu temsil ettiğini ve gerilemesindeki en aşağı aşamaya işaret ettiğini söylemiştik. Ancak felsefî alan dışında &amp; dağınık ve sistemsiz bir faydacılık vardır ve uzun zamandır hep var ol­muştur.</p>
<p>Pratik maddecilik felsefî maddeciliğe nisbetle neyse, bu dağınık ve sistemsiz faydacılık da felsefî faydacılığa nisbetle odur ve insanların genelde “ortak duyu/hiss-i müşterek” dedikleri şeye karışır Ay­rıca, neredeyse içgüdüsel olan bu faydacılık maddeci eğilimden ayrıla­maz: Ortak duyu maddî âlem ufkundan ötesine geçme tehlikesine atıl­mamak ve doğrudan pratik faydadan yoksun hiçbir şeye dikkat affet­memekte bulunur. Hepsinden önemlisi, sadece duyular âlemini gerçek olarak gören ve duyulardan kaynaklananın ötesinde bir bilgi kabul et­meyen de “ortak duyu”dur. Hatta bu sınırlı bilgi derecesi dahi “ortak duyu”nun gözünde ancak maddî ihtiyaçları tatmin ettiği ve bazen de belli bir tür duyguculuğu beslediği için değerlidir, çünkü duygu, çağdaş “ahlâkçılık”ı şok etme pahasına samimi biçimde itiraf edilecekse, ger­çekten de maddeyle çok yakından ilişkilidir. Akla kalan tek yer, pratik amaçların hizmetine koşulmak ve insan bireyinin en aşağı veya cismânî kısmının taleplerine tâbi bir araç olarak, “alet yapan bir alet olarak hareket etmektir. Nitekim Bergson şöyle demiştir: Bütün biçimleri ile “faydacılık” hakikate tam bir kayıtsızlık demektir.</p>
<p>Bu şartlar altında sanayi artık bilimin uygulamasından ve bilimin kendisinden tamamen bağımsız kalması gereken bir uygulamadan ibaret olarak görülemez. Sanayi bilimin bizatihi amacı ve gerekçesi olmakta, böylece bu alanda da normal ilişkilerin tersine çevrildiğini görmekteyiz. Modern dünyanın, kendi bildiği yoldan bilim aradığını iddia ederken dahi meydana getirmek için bütün enerjisini adadığı şey aslında sana­yiyi ve makinaları geliştirmekten başka bir şey değildir. Böylece insan­lar maddeye hâkim olmaya ve onu kendi amaçlarına göre şekillendir­meye çabalarken, başlangıçta da ifade ettiğimiz gibi,, sadece kendileri­ni köleye dönüştürmekte başarılı olmuşlardır. Çünkü insanlar aklî ar­zularını makinalar icat etmeye ve geliştirmeye hasretmekle kalmamış, kendileri de makinalara dönüşmüşlerdir. Bazı sosyologların “iş bölü­mü” adı altında öylesine hevesle savunduğu “ihtisaslaşma/uzmanlaşma” kendisini sadece bilim adamlarına değil, aynı zamanda teknisyen­lere ve şuradan işçilere de dayatmış, böylece bu ikisi için bütün akıllı iş­ler imkânsız hale gelmiştir.</p>
<p>Önceki zamanlardaki zanâatkârlardan/ustalardan çok farklı olan teknisyenler ve sıradan işçiler makinaların kö- leleri haline gelmişler ve onlarla sanki tek bir parça oluşturur duruma gelmişlerdir. Bunlar tam bir mekaniklik içinde, önceden belirlenmiş ve en küçük bir zaman kaybına uğramamak için hiç değişmeyip hep aynı *şekilde yapılan hareketleri sürekli tekrarlamaya mecburdurlar tekrarlamaya.En azından, en gelişmiş “ilerleyiş” aşamasını temsil ettiği düşünülen Amerikan yöntemlerinin gerekleri böyledir. Gerçek şu ki bütün mesele mümkün t olan en büyük miktarı üretmektir. Niteliğe çok az önem verilmektedir ve önemli olan sadece niceliktir. Daha önceden başka alanlarda ulaş­tığımız aynı sonuçla burada bir kez daha karşı karşıya geliyoruz: Modern medeniyet haklı biçimde bir nicelik medeniyeti olarak tasvir edi­lebilir ki bu da onun maddî bir medeniyet olduğunun bir başka söyle­niş biçimidir.</p>
<p>Bu ifadenin doğru olduğuna kendini inandırmak ve ikna etmek için insamn tek yapması gereken, bugünlerde ekonomik faktörlerin hem halkların hem de bireylerin hayatları üzerinde icra ettiği devasa etki­yi fark etmektir. Sanayi, ticaret, maliye; bunlar önemi olan tek şeyler­miş gibi görünmektedir. Bu da bizim bir başka yerde varlığını sürdüren tek toplumsal ayrımların maddî servete dayandığına dair söyledikleri­mizle uyuşmaktadır. Siyaset tamamen ekonominin hâkimiyeti altında görünmekte ve ticarî rekabet halklar arasındaki ilişkiler üzerinde bas­kın bir etki icra etmektedir. Bu sadece bir görünüşten ibaret olabilir ve bu faktörler eylemin sebebi olmaktan ziyade vesileleri/araçları olabilir. Ancak böylesi araçların seçilmesi onları fırsat olarak gören çağın tabi­atım göstermektedir.</p>
<p>Ayrıca, çağdaşlarımız tarihteki olayları belirleyenin sadece ekono­mik şartlar olduğuna inanmışlar ve hatta bunun her zaman böyle ol­duğunu vehmetmektedirler. Hatta her şeyin sadece ekonomik faktör­lerle açıklanabileceğini öne süren bir teori dahi uydurulmuştur ve bu teori “tarihsel maddecilik” namını taşımaktadır. Burada da bizim da­ha önceden işaret ettiğimiz telkin süreçlerinden birisinin etkisi görüle­bilmektedir ve bu etkinin gücü genel zihniyetin eğilimleriyle uyuştuğu için çok daha büyüktür. Ve bu bağlamda sonuç, ekonomik faktörlerin toplumsal alanda meydana gelen neredeyse her şeyi gerçekten de belir­lediğidir. Şurası kesin bir gerçektir ki kitleler her zaman şu veya bu yö­ne yönlendirilmiştir ve denilebilir ki kitlelerin tarihteki rolü asıl itiba­rı ile yönetilmeye izin vermelerinde yatar; çünkü kitleler baskın biçimde edilgen olan unsuru, kelimenin Aristocu anlamında maddeyi temsil eder. Ancak onları bugün yönetmek için sadece maddî araçlara sahip olmak yeterlidir ve bu kez madde kelimesini sıradan anlamında kulla­nıyoruz. Bu da bu çağın ne kadar derinlere battığını açıkça göstermektedir. Aynı zamanda bu aynı kitleler kendilerinin yönetilmediklerine, bilakis kendiliklerinden davrandıklarına ve kendi kendilerini yönettik­lerine inandırılmıştır. Onların bunun doğru olduğuna inanmaları da onların ne kadar akılsız olduğuna dair bir fikir vermektedir.</p>
<p>Ekonomik faktörler zikredildiğine göre, bunu mesele hakkında çok yaygın bir yanılgıya dikkat çekmek için bir fırsat sayalım. Bu yanılgı ti­caret alanında kurulan ilişkilerin insanları birbirine yakınlaştıracağını ve birbirlerini anlamalarını sağlayacağını sanmaktır. Oysa sonuç tam tersidir. Madde, sıkça belirttiğimiz gibi, çokluk ve bölünme tabiatına sahiptir ve bu yüzden bir mücadele ve çatışma kaynağıdır. Benzer şe­kilde, ister halklarla ister bireylerle ilgili olsun, ekonomik alan bir çı­karlar alanı olarak kalır ve böyle de kalmak zorundadır. Özellikle Ba­tı, Doğu ile anlaşmaya bir temel sağlamak için sanayiye, modern bili­me —ki sanayiden ayrı olamaz- bel bağladığından daha fazla bel bağ­layamaz. Eğer Doğulular bu sanayiyi, geçici de olsa sıkıntah bir zorun­luluk olarak kabul etme noktasına gelirlerse -ki bu sanayi onlar için daha fazlası olamaz- işte ancak bu onları Batı’nın işgaline direnmeye ve kendi varlıklarını korumaya imkân veren bir silâh olacaktır. İşlerin başka türlü iyi olmayacağım anlamak önem arz etmektedir. Kendile­rini Batı ile ekonomik rekabet beklentisine veren -her ne kadar böyle bir faaliyetten nefret etseler de- Doğulular bunu ancak tek bir amaç­la yapabilirler: Kendilerini kaba güce, yani sanayinin kendi tasarrufu­na aldığı maddî güce dayalı yabancı hâkimiyetinden kurtarmak. Şid­det şiddeti doğurur; ama bu alanda çatışmayı arayanın Doğulular ol­madığı kabul edilmelidir.</p>
<p>Ayrıca, Doğu ile Batı arasındaki ilişkiler meselesi yanında, endüst­riyel gelişmenin en bariz sonuçlarından birisi savaş makinalarının sü­rekli mükemmelleştirilmesi ve yıkıcılıklarındaki müthiş artıştır. Sade­ce bu dahî bazı modern “ilerleme” hayranlarının barışsever rüyaları­nı yıkmaya yeter. Ancak bu rüyacılar ve “idealistler” uslanmaz ve saf­dillikleri sınır tanımaz görünmektedir. Bugünlerde o kadar moda olan “insanseverlik” kesinlikle ciddiye alınmayı bak etmemektedir. Fakat tuhaf olan şu ki insanlar savaşın sebep olduğu yıkımların her zaman- kinden büyük olduğu bir zamanda savaşa son verilmesinden bahsederken bunu sadece yıkın araçlarının çoğalması sebebiyle değil aynı za­manda savaşların artık, tamamen profesyonel askerlerden oluşan nisbeten küçük ordular arasında yapılmayıp iki taraftan da -savaştan hiç anlamayanlar da dâhil olmak üzere- bireylerin ayrım yapmadan bir-i birlerine saldırması sebebiyle yapmaktadır. Burada da günümüz kafa karışıklığına dair tipik bir örnek bulunmaktadır ve gerçekten de onu düşünmeye zahmet eden herkes için şu husus hayret vericidir: “Kitlesel askere çağrı” veya “genel seferberlik” oldukça doğal bir şey olarak görülmekte ve çok az istisna hariç, herkesin zihni “ordu millet” fikrini kabul etmektedir. Bunda da sadece sayıların gücüne olan inancın sonu­cu görülmektedir: Devasa savaşan kitleleri harekete geçirmek modern medeniyetin nicel karakteri ile uyumludur. Aynı zamanda, bu şekilde, “zorunlu eğitim” gibi kurumlar aracılığıyla “eşitlikçilik”in talepleri de karşılanmış olmaktadır. Şu da eklenmelidir ki bu genelleştirilmiş savaş­lar bir başka özellikle modern olgunun ortaya çıkması ile mümkün ol­muştur.</p>
<p>Bu olgu “milletler”in oluşumudur ki bu da bir taraftan feodal düzenin yıkılmasının diğer taraftan da eşzamanlı biçimde Ortaçağ Hı­ristiyan âleminin yüksek birliğinin parçalanmasının bir sonucudur. Bi­zi çok uzak noktalara götürecek bir konuyu değerlendirmek için dur­maksızın şunu ifade edelim: İşler daha da kötüleşmiştir ve bunun se­bebi, normal şartlarda etkili bir hakem olması ve tabiatı gereği, siyasî düzene ait bütün çatışmaların üzerinde bir konum işgal etmesi gereken manevî otoriteyi tanımayı reddetmektir. Manevî otoriteyi reddetmek de pratik maddeciliğin bir örneğidir. Teoride böyle bir otoriteyi tanı­dığını iddia eden kimseler dahi pratikte ona, tıpkı dini günlük haya­tın ilgilerinden uzakta tuttukları gibi, toplumsal alanda gerçek bir etki veya müdahale gücü vermezler. İster kamusal ister özel hayatta olsun, hâkim olan aynı zihinsel tavır budur.</p>
<p>Çok nisbî bir bakış açısından olsa da maddî gelişmenin belli avan­tajlar sunduğu kabul edilse dahi, yukarıda açıklaya geldiğimiz sonuçları göz önünde bulundurmak süreriyle, bu avantajların karşısındaki deza­vantajların daha ağır basıp basmadığını pekâlâ sorabiliriz. Biz karşılaş­tırılamaz şekilde daha değerli olup da bu tip bir gelişmenin hatırına fe­da edilen pek çok şeyi, unutulmuş yüksek bilgi şekillerini, yok edilmiş aklîliği ve kaybolmuş maneviyâtı düşünmüyoruz. Modern medeniyeti özünde olduğu şey olarak alıp kabul ettiğimizde, meydana gelen şey­lerin avantajlarım ve dezavantajlarını karşılaştıracak olursak, sonucun, kâr zarar hesabı yapıldığında, olumsuz çıkacağı iddia edilebilir. Şu an gittikçe artan bir hızla çoğalan icatlar çok daha tehlikelidir, çünkü icat<span style="line-height: 1.5;">lar gerçek doğası onları kullanan insanlar tarafından bilinmeyen güçleri </span><span style="line-height: 1.5;">devreye sokmaktadır. </span></p>
<p><span style="line-height: 1.5;">Bu da modern bilimin bilgi olarak, yani fiziksel </span><span style="line-height: 1.5;">âlemle sınırlı olduğunda dahi, açıklayıcı bakış açısından değersizliğini </span><span style="line-height: 1.5;">kesin biçimde ispatlamaktadır. Aynı zamanda, bu mülâhazaların hiç- </span><span style="line-height: 1.5;">bir şekilde pratik uygulamaları kısıtlamadığı gerçeği bu bilimin taraf</span><span style="line-height: 1.5;">sız olmaktan uzak olduğunu ve araştırmalarının gerçek objesinin sanayi </span><span style="line-height: 1.5;">olduğunu ortaya koymaktadır. Bu icatların -hatta insanlar için ölüm</span><span style="line-height: 1.5;">cül bir rol oynamak maksadıyla tasarlanmamış, ama yine de pek çok </span><span style="line-height: 1.5;">felâkete ve yeryüzünün ekolojisinde beklenmedik rahatsızlıklara sebep </span><span style="line-height: 1.5;">olan icatların— böylesi tehlikesi tahmin edilemeyecek ölçüde büyüme</span><span style="line-height: 1.5;">ye devam edeceğinden, modern dünyanın, henüz daha zaman varken </span><span style="line-height: 1.5;">mevcut çok tehlikeli gidişini durdurmazsa, belki de bu araçlar sayesin</span><span style="line-height: 1.5;">de kendi yıkımını getirmekte başarılı olacağını çok da uzak olmayan </span><span style="line-height: 1.5;">bir tahmin olarak söyleyebiliriz.</span></p>
<p>Fakat modern icatları tehlikeli olmaları temelinde eleştirmek yeterli değildir ve bundan daha fazlasını yapmalıyız. İnsanlar ilerleme adını vermeye alıştıkları şeylerin “yararlanandan bahsediyorlar ve insan ancak ilerlemenin sırf maddî türden olduğuna işaret etmeye özen gösterdiğinde böyle bir yaran kabul eder. Ama oldukça yüksek ve değerli görülen bu faydalar genelde aldatıcı değil midir? Bugün insanlar “refahlarını bu araçlarla artırdıklarını iddia ediyorlar. Bizim inancımıza göre onların hedefledikleri bu amaç, gerçekten ulaşılacak olsa dahi, bu kadar çok çaba harcamaya değmez. Fakat aynı zamanda, bu hedefe ulaşıldığı son derece tartışmalı görünüyor. Birinci olarak, bü-<br />
tün insanların aynı zevklere ve aynı ihtiyaçlara sahip olmadığı ve herşeye rağmen modern koşuşturmacadan/dur durak bilmezlikten ve hız çılgınlığından kaçınmak isteyip de artık bunu yapacak durumda olmayan pek çok insanın olduğu dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Bu insanlara tabiatlarının tamamen tersine olan bir şeyi empoze etmenin bir “yarar” olduğu savunulabilir mi? Bu soruya şöyle bir cevap verilecektir: Bugünlerde böylesi insanların sayısı azdır ve bu yüzden onları ihmal edilebilir bir azınlık olarak görmek savunulabilir. Nitekim siyaset sahasında çoğunluk azınlıkları ezme hakkını kendinde görmektedir ve çoğunluğun gözünde azınlığın açıkça var olma hakkı yoktur, zira onların bizatihi varlığı &#8216;eşitlikçi&#8217; tek-biçim arzusuna muhalefet etmektedir. Ancak insanlık bir bütün olarak alınır ve bakışlar sadece Batı dünyasının sakinler ile sınırlandıramazsa, mesele farklı bir cihet kazanmaktadır. Bir an ön. cenin çoğunluğu şimdi azınlık olmamış mıdır? Ama bu durumda artık aynı argüman kullanılmaz ve özel bir çelişki ile, “eşitler” kendi meçle, niyetlerini kendi “üstünlükleri” adına dünyanın geri kalanına empoze etmeye ve kendilerinden hiçbir şey istemeyen insanlar arasında sıkıntı çıkarmaya çalışır.</p>
<p>Bu “üstünlük” sadece maddî anlamda var olduğun­dan, onun en kaba araçlarla empoze edilmesi doğaldır. Onun hakkın­da bir yanlış anlaşılma olmasın: Genel kamuoyu “medeniyet” bahane­sini tam bir iyi niyetle kabul ederse, onu sırf bir ahlâkçı ikiyüzlülüğü ve kendilerinin işgal planlarına ve ekonomik kaygılarına bir kılıf ola­rak görecek kimseler de vardır. Bu kadar çok insanın, bir halkı köleleş­tirmek ve onları bir başka ırk için tasarlanmış âdet ve kurumlan zorla benimsetmek ve kendilerine hiç faydası dokunmayacak şeyleri elde et­meleri için onları en sevimsiz meslekleri edinmeye mecbur etmek yo­luyla en çok değer verdikleri şeyi, yani medeniyetlerini, ellerinden çe­kip almak süreriyle mutlu ettiklerine inandığı zamanlar gerçekten de ne garip zamanlardır! Ne var ki günümüzde durum tam da budur: Mo­dern Batı insanın daha az çalışmayı ve daha azıyla yaşamaya razı olma­yı tercih etmesi fikrine tahammül edemez. Sadece nicelik önemli oldu­ğundan ve duyuların kavrayışından kaçan her şeyiırVar olmadığı iddia edildiğinden maddî şeyler üretmeyen herkesin “aylak” olması gerekti­ği varsayılmaktadır.</p>
<p>Bu meselede genelde Doğululara yöneltilen eleş­tiriyi hiç dikkate almayalım ve Avrupalıların sözümona dinî çevreler­de dahi kendi dinî tefekkür tarikatlarına yönelik takındıkları tavrı göz­lemleyelim. Böylesi bir dünyada aklîliğe yahut sırf derûnî tabiata sa­hip bir şeye artık yer yoktur; çünkü bunlar ne görülebilir ne dokunulabilir, ne tartılabilir ne de sayılabilirdir. Tamamen anlamsız olanları da dâhil olmak üzere bütün biçimleri ile sadece dış eyleme yer vardır. Ayrıca, İngilizlerin “spor”a ilgisinin her geçen gün artması da şaşırtıcı değildir. Modern dünyanın ideali kas gücünü son sınırına kadar geliş­tirmiş “insan hayvam”dır. Modern dünyanın kahramanları, kaba-saba olsalar dahi sporculardır. Halkın coşkusunu kabartan sporculardır ve kalabalığın ateşli ilgisine hâkim olan onların üstün başarılarıdır. Böyle şeylerin mümkün olduğu bir dünya gerçekten derine batmıştır ve so­nuna yaklaşmış görünmektedir.</p>
<p>Fakat bir an için kendimizi ümitlerini maddî refah idealine bağla­mış ve bu yüzden modern “ilerlemecin hayata sunduğu iyileştirmelerle sevmen kimselerin yerine koyalım. Bu kimseler aptal yerine koya­madıklarından emin midirler? Bugün insanların sırf daha hızlı-ulaşım araçları ve benzeri şeyler kullandıklarından ya da daha çalkantılı ye kar­maşık bir hayatları olduğundan dolayı bugün önceden olduklarından daha müftu olduğu doğru mudur? Hakîkat tam tersidir. Huzursuzluk hiçbir gerçek mutluluğun şartı olamaz. Ayrıca insanın ihtiyacı çoğal­dıkça bazı şeylerden yoksun olma ve dolayısıyla mutsuz olma ihtima­li artmaktadır. Modern medeniyet daha büyük yapay ihtiyaçlar yarat­mayı hedeflemekte ve yukarıda işaret ettiğimiz gibi, her zaman, karşı­layabileceğinden fazla ihtiyaçlar yaratacaktır; zira böyle bir gidişat bir kez başlatıldıktan sonra durdurulması çok zorlaşır ve gerçekten de bir aşamada değil de diğer bir aşamada durdurmanın bir sebebi yoktur, in­sanlar için önceden var olmayan ve asla hayâl dahi etmedikleri şeyler olmadan yaşamak sıkıntı değildi.</p>
<p>Buna karşılık şimdi o şeylerden mah­rum kaldıklarında sıkıntı çekmeye mahkûmdurlar; zira onları zorun­lu ihtiyaçlar olarak görmeye alıştılar ve bunun sonucunda o şeyler ger­çekten de onlar için zorunlu ihtiyaç halini aldı. Sonuç olarak var güç­leriyle, kendilerine anladıkları tek tür olan maddî tatmin sunacak şey­leri elde etmeye çalışıyorlar. “Para kazanmaya” yoğunlaşıyorlar; çün­kü bu şeyleri almalarına imkân verecek olan paradır. Ne kadar çok sa­hip olurlarsa o kadar çok arzu ediyorlar; çünkü sürekli yem ihtiyaçlar keşfediyorlar, ta ki bu arayış onların hayatta tek amaçları haline geli­yor. Dolayısıyla bazı “evrimciler”in “var olma mücadelesi” adı altında bilimsel bir yasa değerine yükselttikleri vahşî rekabet, ki mantıkî sonu­cu sadece en güçlü olanın, yani mümkün olan en dar maddî anlamıy­la en güçlü olanın var olma hakkına sahip olmasıdır. Yine, kendileri­ne servet ihsân edilmemiş kimselerin servet sahibi kimselere karşı his­settiği kıskançlık ve hatta nefret&#8230;&#8217;</p>
<p>Kendilerine eşitlikçi teoriler vaze­dilen insanlar nasıl olur da çevrelerinde en maddî eşya düzeninde, ya­ni kendisine karşı en hassas olmak zorunda oldukları düzende eşitsiz­lik gördüklerinde tepki göstermezler?</p>
<p>Eğer modern medeniyetin kitle­lerde uyandırdığı uygunsuz iştahların baskısı altında bir gün yıkılması mukadder ise, modern medeniyetin temel kötülüğünün adil cezası­nı görmemek için veya ahlâkî değerlendirmede bulunmaksızın modern bilimin fiilinin o fiilin icra edildiği aynı alandaki sonuçlarım ifade etmek için kişinin kör olması gerekir. Incil’de şöyle yazılıdır: “Kılıca sarılan herkes kılıçla helâk olacaktır.” Maddenin vahşî güçlerini serbest bırakanlar aynı güçler tarafından ezilerek helâk olacaklardır; onlar o güçleri aceleyle harekete geçirdiklerinde artık onların efendileri değildirler ve ölümcül seyirlerine başlatıldıktan sonra onları bir daha geri tutamazlar. Tabiatın gücü veya kitleler halindeki insanların gücü veya ikisinin birlikte gücü pek fark etmez; çünkü her üç halde de devre­ye giren ve maddeye üstün gelmeden bu üçünü yönlendirebileceğine inanan kimseleri acımasızca yok eden maddenin yasalarıdır. Incil yine Şöyle der: “Bir ev kendi içinde bölünmüşse, ayakta duramaz.” Bu de­yim, tabiatı gereği kavgaya ve her yönden bölünmeye sebep olmama­sı imkânsız olan modern dünya ve onun maddî medeniyeti hakkından doğrudan geçerlidir. Bundan sonucu çıkarmak çok kolaydır ve kısa za­man içinde işleri tam tersi istikamete çevirmek şeklinde köklü bir deği­şiklik olmazsa mevcut dünyamızı acı bir sonun beklediğini öngörebil­mek için daha fazla açıklama yapmaya gerek yoktur.</p>
<p>Bazı kimselerin bize karşı, modern medeniyeti ve onun maddeci­liğini anlatırken onu [modern medeniyeti] bir derece de olsa hafifle­tecek belli unsurları zikretmediğimiz şeklinde bir serzenişte buluna­cağını çok iyi biliyoruz. Gerçekten de böylesi unsurlar bulunmasaydı, bu medeniyetin acınacak biçimde çoktan yok olması kuvvetle muhte­meldir. Bu yüzden böylesi unsurların varlığını hiçbir şekilde tartışmı­yoruz. Ama aynı zamanda yanılgıya da düşmemeliyiz. Bu başlık altına farklı felsefî hareketleri, örneğin “ruhçuluk”u, “idealizm”i veya çağ­daş akımlar arasında “ahlâkçılık” veya “duyguculuk” biçimini alan her­hangi bir şeyi dâhil etmemiz yanlış olacaktır. Bu meseleleri yukarıda yeterince tartıştık ve sadece bu zihin tutumlarının bize göre teorik ve­ya pratik maddecilikten daha az kutsal-dışı/dünyevî olmadığını ve ger­çekte maddecilikten ilk bakışta göründüğünden çok daha az uzak ol­duğunu zikredelim. Diğer taraftan, eğer gerçek maneviyâtın bazı ka­lıntıları korunmuşsa da-ancak modern bakışa rağmen ve modern ba­kışın hilâfına olabilir. Dar anlamda Batılı unsurlar dikkate alınırsa, bu maneviyât kalıntılarının hâlâ bulunabileceği yer sadece dinî alandır- Ancak içinde yaşadığımız zamanda din algısının  ne kadar çekilip da­raldığına, mü’minlerin dahi dinle ilgili olarak ne kadar yüzeysel ve vasat bir fikir oluşturduklarına ve dinin gerçek maneviyât ile bir ve aynı şey olan akklîliğmden ne oranda soyutlandığına yukarıda işaret etmiş­tik.</p>
<p>Bu şartlar altında bazı ihtimaller hâlâ var ise, bu ihtimaller ancak bilkuvve olarak vardır ve hâlihazırda gerçek etkileri çok azdır. Bunun­la birlikte, bir tür sanallığa çekilse dahi, kendisini boğmak ve yok et­mek için birkaç yüzyıldır yapılan girişimlere rağmen varlığını korudu­ğu görülünce bir dinî geleneğin gücüne hayran kalınır. Ve insan bunun hakkında durup düşündüğünde, bu tür bir direnişle ilgili olarak, insan gücünden fazlasının varlığına işaret eden bir şeyler olduğu açıktır. An­cak bir kez daha tekrar edelim ki söz konusu gelenek modern dünya­ya ait değildir ve modern dünyanın kurucu unsurlarından birisini oluş­turmaz; bilakis modern dünyanın bütün eğilimlerinin ve özlemlerinin tam tersidir. Bunu açıkça söylemek ve aldatıcı uzlaştırmalar aramamak gerekir. Kelimenin gerçek anlamında dinî bakış açısı ile modern zihin tavrı arasında ancak düşmanlık olabilir. Bir taviz ancak dinî bakışı za­yıflatır ve modern zihin tavrını güçlendirir ve bu tavizle modern zih­niyetin düşmanlığı azalmayacaktır, çünkü modern zihniyet insanlıkta­ki insandan üstün bir gerçekliği yansıtan her şeyi tamamen yok etme­yi arzulamaktan kendini alamaz.</p>
<p>Modern Batı’nın Hıristiyan olduğu söylenir, ama bu bir yanılgıdır; modern bakış Hıristiyanlık karşıtıdır, çünkü modern bakış öz itibarı ile din karşıtıdır. Yine modern bakış daha da geniş anlamda din karşıtıdır, çünkü gelenek karşıtıdır. Bu da ona özel karakterini veren ve olduğu şey olmasını sağlayan hususiyetidir. Şurası kesindir ki Hıristiyanlık’tan bir şeyler zamanımızın Hıristiyanlık karşıtı medeniyetine girmiştir ve bu­nun sonucunda bu medeniyetin en “ilerlemiş” temsilcileri -ki onlar ken­dilerini kendilerine has dilde böyle isimlendirirler- dahi gayr-i ihtiyarî ve belki de farkında olmadan dolaylı biçimde de olsa belli bir Hıristi­yan tesire maruz kalmaktan ve maruz kalmaya devam etmekten kendi­lerini alamamışlardır. Durum bu minval üzeredir, çünkü geçmişten ko­puş ne kadar köklü de olsa hiçbir zaman tam bir kopuş halini almaz ve devamlılığı engelleyecek noktaya varamaz. Daha ileri giderek diyeceğiz ki modern dünyada değerli olan ve hâlâ var olan her şey modern dün­yaya her hâlükârda Hıristiyanlık’tan ve Hıristiyanlık kanalıyla gelmiş­tir. Hıristiyanlık kendisiyle birlikte önceki geleneklerin bütün mirasını erm e getirmiş ve o mirası Batı’nın şartlarının izin verdiği ölçüde canlı tutmuş ve kendi içinde hâlâ potansiyel imkânlarını taşımak tadır. Ama kendilerini Hıristiyan olarak isimlendiren kimseler arasın da dahi bu zamanda, bu imkânların tam olarak bilincine sahip birisi var mıdır?</p>
<p>Katoliklik içinde dahi /âhireti ikrar ettikleri inancın derin anla­mını kavrayan ve az,-çok yüzeysel bir biçimde ve akılla değil duygusal olarak inanmakla yetinmeyen ve kendilerinin olduğunu iddia ettikleri dinî geleneğin hakikatini gerçekten “bilen” kimseler nerededir? Böylesi en azından birkaç insanın var olduğuna dair kanıt sevinçle karşılan* malıdır, zira bu Batı için en büyük belki de biricik kurtuluş ümididir. Ancak şimdiye kadar böyle hiç kimsenin varlığından insanları haberdar etmediği kabul edilmelidir. Acaba böylesi kimselerin tıpkı bazı Doğulu bilgeler gibi kendilerine ulaşılmaz bir yalnızlık halinde yaşadıkları dü­şünülebilir mi yoksa bu son ümit de sonunda terk mi edilmelidir? Batı Ortaçağlarda Hıristiyan’dı, ama artık değil. Batı’nın tekrar Hıristiyan olabileceği söylenecekse, bunu bizden daha ateşli biçimde isteyebile­cek kimse yoktur ve umarız Batı’nın yeniden Hıristiyanlaşması etrafta görülen her şeyin bizi farzetmeye götürecek olandan daha kısa bir za­manda gerçekleşir. Ama bu konuda kimse kendi kendini kandırmamalıdır. Bu olacak olursa, modern dünya felâha erecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(*)Editörün notu: The Crisis of the Modern WorlcTun 7. Bölümü. îlk olarak Fran­sızca aslından 1927 yılında basılmıştır.</p>
<p>(**)XVIII. yüzyıldan önce Grek atomculuğundan Dekartçı fiziğe kadar “mekanist” teoriler vardı. Her ne kadar ikisi arasında daha sonraları bir tür ilişki doğura­cak birtakım yakınlıklar olsa da mekanizm materyalizm ile karıştırılmamalı­dır. [Editörün notu: Bu dipnot, Arthur Osbome çevirisinde yer alırken Mar- co Pallis çevirisinde yoktur.]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span data-offset-key="cq2b6-0-0"><span data-text="true">Geleneğe İhanet &#8211; </span></span>Harry Oldmeadow (insan yay.)</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet/">Maddi Bir Medeniyet</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/maddi-bir-medeniyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rönesans</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/ronesans-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/ronesans-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2016 18:57:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Uygarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Greko- Romen uygarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Laisizm]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5877</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;&#8221;Çeşitli vesilelerle de söylediğimiz gibi, Rönesans aslında birçok şeyin ölümü olmuştur. Greko-Romen uy­garlığına dönmek bahanesiyle bu uygarlığın ancak dış kabuğu alınmıştır. Çünkü yazılı metinlerde yalnızca buyönü açıklanabilmişti. Dolayısıyle eksik onarımın zaten çok iğreti bir özelliği olabilirdi, çünkü yüzyıllardan beri gerçek hayatlarını yaşamayı bırakmış olan şekiller söz konusuydu. Ortaçağ&#8217;ın geleneksel bilimlerine gelince, bu çağda onlar, son [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ronesans-2/">Rönesans</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/ronesans-2/indir-4-22/" rel="attachment wp-att-10649"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-10649" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-4-1.jpg" alt="Rönesans" width="414" height="235" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-4-1.jpg 298w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/indir-4-1-296x169.jpg 296w" sizes="(max-width: 414px) 100vw, 414px" /></a></p>
<p>&#8216;&#8221;Çeşitli vesilelerle de söylediğimiz gibi, Rönesans aslında birçok şeyin ölümü olmuştur. Greko-Romen uy­garlığına dönmek bahanesiyle bu uygarlığın ancak dış kabuğu alınmıştır. Çünkü yazılı metinlerde yalnızca buyönü açıklanabilmişti. Dolayısıyle eksik onarımın zaten çok iğreti bir özelliği olabilirdi, çünkü yüzyıllardan beri gerçek hayatlarını yaşamayı bırakmış olan şekiller söz konusuydu.</p>
<p>Ortaçağ&#8217;ın geleneksel bilimlerine gelince, bu çağda onlar, son birkaç eser verdikten sonra, vaktiyle bir tufanla yok olan geçmiş uygarlıklar gibi, tamamen kaybolmuşlardır. Dolayısıyle bu kez, hiçbir şey onlarınyerini tutamamıştır. Artık geriye sadece &#8220;felsefe ve dindışı bilim&#8221;, yani gerçek entellektüalitenin inkârı, bilginin en alt düzeyde sınırlandırılması, hiçbir ilkeye bağlı olmayan olayların ampirik ve analitik incelenmesi, bir yığın an­lamsız ve belirsiz ayrıntılar içinde dağılma, durmadan birbirlerini çürüten asılsız varsayımların ve .Modern uygarlığın mevcut tek üstünlüğünü oluşturan pratik uygulamalar dışında hiçbir sonuca götürmeyen eksik görüşlerin birikimi kalmıştır. Kendi dışında her tür girişimi boğacak kadar gelişen bu üstünlük zaten çok az arzulanan, ayrıca bu uygarlığa salt maddeci bir özellik veren ve onu gerçekten bir canavar yapan bir üstünlük­tür.</p>
<p>Çok şaşırtıcı bir durum da, Ortaçağ uygarlığının hızla büsbütün unutulmaya terk edilmiş olmasıdır. XVII.yüzyıl insanları bile Ortaçağ hakkında en ufak bir kavrama sahip değildi. Ayrıca o çağdan kalan anıtlar, oinsanların gözünde ne entellektüel ne de estetik açıdanhiçbir şeyi simgelemiyordu. O süre içinde zihniyetin ne kadar değiştiğini buradan da anlayabiliriz.</p>
<p>Biz burada bu kadar radikal bir değişime yol açan faktörleri araştırmaya cağız. Kuşkusuz bunlar çok karmaşıktır. Gerçek niteliği zorunlu olarak çok gizemli olan, yönlendirici bir iradenin müdahelesi olmadan böyle bir değişimin kendiliğinden meydana gelebileceğini kabul etmek zordur. Bu bakım­dan aslında uzun zamandan beri bilindikleri halde, bazı şeyleri yeni buluşlarmış gibi sunarak, belli bir dönemde bunları halk arasında yaygınlaştırma gibi çok tuhaf durum­lar olmaktadır. Oysa bunların bilinmesi pek yarar sağla­mayacak bazı sakıncalar nedeniyle kamuoyunda o zamana kadar yaygınlaştırılmamıştı.</p>
<p>Ortaçağ&#8217;ı bir &#8220;karanlıklar&#8221;,cehalet ve barbarlık dönemi yapan efsanenin doğup gitgide gerçeklik kazanmış olması, ayrıca modernlerin ben­imsediği tarihin önceden düşünülmüş hiçbir fikir olmadan çarptırılmasına girişilmesi de oldukça gariptir. Ama busorunu incelemede daha ileri gitmeyeceğiz. Çünkü bu işhangi şekilde tamamlanmış olursa olsun, şimdilik bizi ençok bu sonucun tesbiti ilgilendirmektedir.Rönesansla birlikte ün kazanan ve modern uygar­lığın tüm programını önceden özetleyebilen bir kelime vardır: &#8220;Hümanizm&#8221;. Gerçekten de her şeyi insancıl boyutlara indirgemek, üst düzeydeki ilkeleri hesaba kat­mamak, simgesel olarak ifade edilirse, yeryüzünü fethet­mek bahanesiyle gökyüzünden yüz çevirmek söz konusuydu. Yolunu izlediklerini iddia ettikleri Yunanlılar bu anlamda en büyük entellektüel çöküş zamanlarında bile bu kadar ileri gitmemişlerdi. En azından çıkarcı kaygılan, modernlerde kısa zamanda görüldüğü gibi ilk plana geçmemişti hiçbir zaman. &#8220;Hümanizm&#8221; çağdaş &#8220;laisizm&#8221;in ilk şekliydi.</p>
<p>Ayrıca her şeyi doğrudan doğruya, kendisi amaç kabul edilen insanın ölçülerine indirgemek istendiğinden, sonunda insanda bulunabilecek en düşük seviyeye kadar aşama aşama inildi ve sadece insan tabiatının maddi yanına ait ihtiyaçların tatmin edilmesine çalışıldı. Boşuna bir çalışma! Çünkü insan tabiatı daima tatmin olabileceğinden daha fazla suni ihtiyaçlar yaratır.Modern dünya, bu ölümcül inişle uçurumun ta dibine mi inecek,yoksa Greko-latin uygarlığının çöküşünde olduğu gibi sürüklendiği uçurumun dibine varmadan önce bu defa da gene yeni bir diriliş mi ola­cak?</p>
<p>Öyle görünüyor ki yarı yolda duruş artık hiç mümkün değildir. Ayrıca geleneksel öğretilerce verilenbilgilere göre Kali-Yugahin son safhasına, bu &#8220;karanlıkçağ&#8221;ın en karanlık dönemine gerçekten girmiş durum­dayız. Çünkü gerekli olan basit bir doğrulma değil,bütünsel bir yenilenmedir. Her alanda bir düzensizlik vebir bunalım hüküm sürmektedir.</p>
<p>Eskiden görülmüş olan bunalımların sınırını aşan bir noktaya gelmiştir. Şimdiyse Batıdan başlayarak bütün dünyayı istila edecek gibi gözükmektedir. Çok iyi biliyoruz ki onların zaferi ancak geçici ve görünüştedir. Ama öyle bir aşamada, insanlığın güncel çevrim boyunca geçireceği en ciddi bunalım işareti de olabilir. Hindistan&#8217;ın kutsal kitaplarınca bildirilen&#8221;kastların karışacağı, ailenin bile artık olmayacağı&#8221; o korkunç döneme gelmedik mi? Bu durumun gerçekten dünyanın bugünkü durumu olduğunu anlamak, her yerde Incil&#8217;in &#8220;umutsuzluk belası&#8221; dediği derin düşkünlüğü görüp saptamak için, insanın çevresine şöyle bir bakması yeterlidir.Durumun ciddiyetini görmezlikten gelmemelidir. Hiçbir &#8220;iyimserlik&#8221; ya da &#8220;kötümserliğe&#8221;kapılmadan, onu olduğu gibi ele almak uygun olur.Çünkü, daha önce de söylediğimiz gibi, eski dünyanın sonu yeni bir dünyanın başlangıcı olacaktır</p>
<p>Rene Guenon,Modern Dünyanın Bunalımı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/ronesans-2/">Rönesans</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/ronesans-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek-biçimleştirme</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/tek-bicimlestirme/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/tek-bicimlestirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2015 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[Nitelik'ten Niceliğe]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<category><![CDATA[Tek-biçimleştirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bireylerde, nicelik niteliğe ne kadar üstün gelirse,bireyler, eğer deyim yerindeyse, sadece basit birey durumuna düşmeye o kadar yakın olacaklardır ve böylece birbirlerinden de o kadar çok ayrılmış olacaklardır; kuşkusuzdu, birbirlerinden farklılaşmış olacak­lardır, anlamında değildir, çünkü tamamen niceliksel farklı­laşmanın —ki söz konusu ayrılma budur— tersine, bir de ni­teliksel farklılaşma vardır. Buradaki ayrılma bireyleri, keli­menin en dar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tek-bicimlestirme/">Tek-biçimleştirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-8603" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern.jpg" alt="Tek-biçimleştirme" width="507" height="317" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern.jpg 1600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern-600x375.jpg 600w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern-300x188.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern-768x480.jpg 768w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern-1024x640.jpg 1024w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/07/modern-1536x960.jpg 1536w" sizes="(max-width: 507px) 100vw, 507px" /></a></p>
<p>Bireylerde, nicelik niteliğe ne kadar üstün gelirse,bireyler, eğer deyim yerindeyse, sadece basit birey durumuna düşmeye o kadar yakın olacaklardır ve böylece birbirlerinden de o kadar çok ayrılmış olacaklardır; kuşkusuzdu, birbirlerinden farklılaşmış olacak­lardır, anlamında değildir, çünkü tamamen niceliksel farklı­laşmanın —ki söz konusu ayrılma budur— tersine, bir de ni­teliksel farklılaşma vardır. Buradaki ayrılma bireyleri, keli­menin en dar anlamıyla, sadece çok sayıda &#8220;birimler&#8221;  haline koyar ve onların bütününden bir niceliksel çokluk meydana getirir. Uç noktada bu bireyler, her türlü niteliksel belirlenimden yoksun olacaklarından dolayı, ancak fizikçile­rin sözüm ona &#8220;atomları&#8221;na benzer bir şey olabilirler; işte, bu uç noktaya (la limite) gerçekten hiçbir zaman ulaşılamaz ise de, modern dünyanın gittiği, yöneldiği yön böyledir.</p>
<p>İster in­sanlar söz konusu olsun, ister insanların içinde yaşadıkları nesneler söz konusu olsun, gittikçe her şeyin her yerde tek biçimliliğe(uniformité)indirgenmeye çalışıldığını görebilmek için, insanın sadece etrafına şöyle bir göz atması gerekir, ve şurası son derece açıktır ki, böyle bir sonuç ancak, her türlü nitelik farkını mümkün olduğunca ortadan kaldırarak elde edilebilir. Fakat burada oldukça dikkat edilmesi gereken bir başka husus da şudur: Tuhaf bir yanılsamayla (illusion),kimi­leri bu &#8220;tekbiçimleştirme&#8221;yi (uniformisation) bir &#8220;birleştirme&#8221;(unification) sanmaktadırlar, oysaki gerçekte tam tersi bir du­rumu yansıtmaktadır; &#8220;farklılaşmanın (séparativité)gittikçe belirginleşen bir yoğunlaşması söz konusu olduğuna göre, bu durum gayet açık gözükebilir. Üstüne basa basa söylüyo­ruz ki, nicelik sadece ayırabilir ve kesinlikle birleştiremez. &#8220;Madde&#8221;den (matière) kaynaklanan her şey, değişik biçimler altında, parçalar halinde olan &#8220;birimler&#8221; (unités) arasında, sa­dece çatışma ve uyuşmazlık meydana getirir. Aslında bu di­rimler&#8221; gerçek birliğin tam zıt ucunda bulunurlar ya da en azından, artık nitelikle dengesi sağlanamayan bir niceliğin bütün ağırlığıyla tam o zıt uca doğru giderler; fakat bu &#8220;tek- biçimleştirme&#8221; modern dünyanın çok önemli ve aynı zaman­da yanlış yorumlanmaya çok müsait bir yönünü oluşturmak­tadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;&#8230;.</p>
<p>Tekbiçimciliğin mümkün olması için, her tür nitelikten yoksun ve sadece basit sayısal &#8221;birlikler&#8221; durumuna indirgenmiş varlık­ların olması öngörülmektedir. İşte bu yüzden böyle bir tekbiçimcilik gerçekten hiçbir zaman gerçekleşemez, fakat onu gerçekleştirmek için yapılan bütün çabalar, özellikle İnsanî alanda, varlıkları kendi niteliklerinden tamamen soyma ve yoksun bırakma sonucunu doğurabilir; böylece onları müm­kün olduğu kadar basit makinelere benzeyen bir şey durumuna getirir,çünkü modern dünyanın tipik bir ürünü olan makinanın,şuana kadar ulaşılabilcek en yüksek derecede niceliğin üzerindeki üstünlüğünü temsil eden şeydir;’’Demokratik’’ ve ‘eşitlikçi’’ görüşler,toplumsal görüş açısından tam olarak işte buna doğru yönelmektedirler; bu görüşlere göre, bütün bireyler kendi aralarında eşittir; bu görüş; bütün bireylerin ne olursa olsun, her şeye eşit şekilde yetenekli ol­maları gerekirmiş gibi saçma bir varsayımı da beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Bu öyle bir &#8220;eşitlik&#8221;ki yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı, tabiat bunun bir örneğini sunmamakta­dır, çünkü o zaman bireyler arasında tam bir benzerlikten başka bir şey olmazdı bu eşitlik. Fakat şurası gayet açıktır ki, modem dünyada tersinden en kıymetli &#8220;ideallerden birisi olan, bu sözüm ona &#8220;eşitlik&#8221; adına, tabiatın imkân verdiği ka­darıyla bireyler kendi aralarında gerçekten benzer kılınmaya çalışılmaktadır. Bu da, her şeyden önce herkese aynı eğitimi zorla vermeye kalkışmakla yapılmaktadır.</p>
<p>Her şeye rağmen, bireyler arasındaki yetenek farkını tamamen ortadan kaldır­mak mümkün olamayacağı için, böyle bir eğitimin herkes için tamamen aynı sonuçları vermeyeceği doğaldır. Bununla birlikte şu da bir gerçektir ki, her ne kadar bu eğitim bazı in­sanlara sahip olmadıkları nitelikleri vermeye muktedir değil­se de, buna karşılık, diğer insanlardaki orta düzeyi aşan bü­tün imkânları silip süpürmeye çok elverişlidir. İşte bu yüz­den &#8220;eşitleştirme&#8221; (nivellement) her zaman aşağıdan yapıl­maktadır ve zaten başka türlü de yapılamaz; çünkü bizzat eşitleştirme sadece aşağıya doğru yani her maddî zuhûrdan daha aşağıda bulunan saf niceliğe doğru giden bir eğilimin ifadesidir. Saf nicelik sadece en ilkel canlı varlıkların işgal et­tiği maddî derecenin altında değil, fakat aynı zamanda çağ­daşlarımızın &#8220;ham madde&#8221; (matière brute)diye adlandırmayı uygun gördükleri şeyin altında, fakat bununla birlikte duyu­lanınıza gözüktüğüne göre, her tür nitelikten tamamen yok­sun olmaktan uzak olan şeyin altında bulunur.</p>
<p>Modern Batılı zaten kendine bu tür bir eğitimi vermekle yetinmemekte, aynı zamanda bu tür bir eğitimi, maddesel ve zihinsel bütün alışkanlıklarıyla birlikte, başkalarına da zorla benimsetmek istemektedir; bunu da, bütün dünyayı tekbiçimleştirmek amacıyla yapmaktadır; nitekim aynı zamanda sanayi ürünlerini yaymakla dünyanın, dış yönüne varıncaya kadar her şeyini tekbiçimleştirmektedir!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rene Guenon &#8211; Niceliğin Egemenliği</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/tek-bicimlestirme/">Tek-biçimleştirme</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/tek-bicimlestirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zaman</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/zaman/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/zaman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2015 10:13:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=8598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakikat şu ki, zaman hiç değişiklik göstermeden tekdüze bir biçimde akıp giden bir şey değildir;bu yüzden bugün ge­nellikle modern matematikçilerin düşündüğü gibi, zamanı geometrik olarak düz bir çizgiyle temsil etmek, aşırı bir basit­leştire nedeniyle zaman hakkında tamamen yanlış bir fikir verir. Daha ilerde göreceğiz ki, bir şeyi gereğinden çok basit­leştirme eğilimi de modern kafa yapısının [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/zaman/">Zaman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hakikat şu ki, zaman hiç değişiklik göstermeden tekdüze bir biçimde akıp giden bir şey değildir;bu yüzden bugün ge­nellikle modern matematikçilerin düşündüğü gibi, zamanı geometrik olarak düz bir çizgiyle temsil etmek, aşırı bir basit­leştire nedeniyle zaman hakkında tamamen yanlış bir fikir verir. Daha ilerde göreceğiz ki, bir şeyi gereğinden çok basit­leştirme eğilimi de modern kafa yapısının te­mel özelliklerinden biridir. Bu da doğal olarak her şeyi niceli­ğe indirgeme eğilimini beraberinde getirmektedir. Zaman kavramının gerçek temsil edilişi, ancak geleneksel çevrimler anlayışı içindeki temsilidir. Kuşkusuz bu anlayış da özü itiba­riyle &#8220;nitelik haline gelmiş&#8221; zaman anlayışıdır?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rene Guenon &#8211; Niceliğin Egemenliği</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/zaman/">Zaman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/zaman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı İstilası</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bati-istilasi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bati-istilasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2015 15:28:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Batı İstilası]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Guenon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=5898</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Batı&#8217;nın her yeri istilâ ettiği kuşku götürmez bir gerçektir; onun etkisi önce elinin hemen erişebildiği maddi alanda olmuştur. Bunu da kâh zorla elegeçirerek kâh tica­ret yoluyla ya da tüm toplumların doğal kaynakla­rını kendi tekeline alarak başarmıştır. Ama şimdi bu durumlar daha da ileri noktalara ulaşmaktadır. Ta­mamen kendilerine özgü olan kendi dinlerini başka­larına kabul ettirme çabası [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bati-istilasi/">Batı İstilası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/10633_14203936251.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-7214" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/10633_14203936251.png" alt="Batı İstilası" width="237" height="276" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/10633_14203936251.png 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/04/10633_14203936251-258x300.png 258w" sizes="(max-width: 237px) 100vw, 237px" /></a>&#8216;Batı&#8217;nın her yeri istilâ ettiği kuşku götürmez bir gerçektir; onun etkisi önce elinin hemen erişebildiği maddi alanda olmuştur. Bunu da kâh zorla elegeçirerek kâh tica­ret yoluyla ya da tüm toplumların doğal kaynakla­rını kendi tekeline alarak başarmıştır. Ama şimdi bu durumlar daha da ileri noktalara ulaşmaktadır. Ta­mamen kendilerine özgü olan kendi dinlerini başka­larına kabul ettirme çabası gereksinimiyle sürekli harekete geçen Batılılar, anti-gelenekşel ve mater­yalist düşüncelerini başkalarına da kabul ettirmeyi belli bir ölçüde başarmışlardır.</p>
<p>İlk istila hareketi, sadece bedenlere ulaşırken, bu hareket akılları, ze­kaları zehirlemekte ve maneviyatı öldürmektedir. Uzun sözün kısası, öyle ki biri diğerini hazırlamış ve onu mümkün kılmıştır, öyle ki Batı her yerde kendini kabul ettirmeyi ancak kaba kuvvetle başarabil­miştir. Zaten başka türlüsü de olamazdı: çünkü Batı uygarlığının tek gerçek üstünlüğâ sadece bunda­dır; öteki bütün görüş açılarından ise, çok aşağıda­dır. Batı istilası bütün biçimleriyle materyalizmin istilası demektir; zaten başka turlüsü de olamaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rene Guenon,Modern Dünyanın Bunalımı</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bati-istilasi/">Batı İstilası</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bati-istilasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
